Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Darussune Kitapları

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı


Çarşamba
Saat 19:00 Şeytanın Akidevî Tuzakları
Saat 20:00 el-Câddetu'l-Beydâ Şerhi

Cumartesi
Saat 19:00 Yâkûtetu'l-Mesânid Şerhi
Saat: 20:00 Sahih Tefsir Şerhi



5 Haziran 2019 Çarşamba

Suud Hükümetinin Şevval Hilalinde Hata İtirafı

Suudda Mecmau'l-Fıkhi'l-İslami azası Muhammed en-Nuceymi, el-Arabiye adlı kanalda Suudi Arabistan hükümetinin Şevval hilali zannedilerek Zuhal gezegeninin görülmesi sebebiyle hata ettiğini ve halka keffaret olarak 1.06 milyar riyal ödeyeceğini açıkladı
Yine Cidde şehrindeki el-Cemiyyetu'l-Felekiyye, görülenin şevval hilali değil, zuhal gezegeni olduğunu teyit etti.
Buna göre Suudiler doğru günden bir gün önce bayram ettiler. Bu hatanın, Şevval hilali konusunda Suud hükümetinin ilk hatası olmadığını da zikretmekte fayda var.
Bu yanlışlıktan ve hatanın Cidde'deki el-Cemiyyetu'l-Felekiyye tarafından teyit edilmesinden sonra, Suud hükümeti, halkına 1.06 milyar riyal keffaret ödeme mesuliyetini yüklendi. El-Cemiyyetu'l-Felekiyye, bu sene o vakitte ülkenin bazı mıntıkalarında zuhal gezegeninin çıplak gözle görülebildiğini ama Şevval hilalinin bu ülkede bu sene görülmesinin imkansız olduğunu da açıkladı

Haber kaynağı Şebeketu'l-Hurriyyeti'l-İslamiyye sitesi
Tercüme Ebu Muaz

Yukarıda tercemesini aktardığım haber çeşitli sosyal medya sitelerinde yayılmaktadır. Kimisi bu haberi yalanlamış ve 2011 yılında da ortaya atılmış bir iddia olduğunu söylemektedirler.
İşin kefaret ödenmesiyle ilgili magazin boyutu bizi ilgilendirmez. Bir hakikat var ki, hilalin görülmesine imkan olmayan bir bölgeden hilal görüldüğü yalanı yayılmış ve insanların dinî günleri heba edilmiştir!

1 Şevval 1440/5 Haziran 2019 Ramazan Bayramı Vaazı


Ey şahsına gereken şeyleri bulamayan! Bu hâlin geçip gitmesini şiddetle isteme. Belki gelecek şeylerde seni helak edecek nesneler vardır.
Ey hasta! Hastalığın geçmesini mutlak olarak isteme. Afiyetin her zaman yararlı olacağını sana kim söyledi? Şimdi hastasın, îmanın var; sağlam olunca bu îmanı kaybetmeyeceğini kim temin eder? Dünyalığa dalar, Allah'ı, rasulünü unutursun. Akıllı ol; her olur olmaz şeyin peşine koşma.
Elinde ne varsa, hırsı bir yana at; kanaatini ona yönelt. “Mutlaka artsın!” deme; fazla gelirse al. Olmadığı için üzüntü duyma. Allah’ın verdiğini ye ki, hoş ola. Şahsî isteklerini alırsan dertlenebilirsin.
Dilencilik iyi değildir. Verilen alı­nır; ama dilenmek olmaz. Ancak iç âleminden kopup gelen arzu so­nunda istenebilir. Bu da bir nevi tecrübe olur. Kuvvet sahibine sığı­nıp istemek yerinde olur herhâlde. Bu hâlde isteyene değil, istene­ne bakmak gerektir. Bu istek zararsızdır; hele kalbin ayık olması mutlaktır. Kalp ayık olunca işler mübarek olur, keder vermez.
İstek­ler yalnız dünyalık işlere olmamalı, biraz da âhiret işlerine olmalı. En çok dileğin af ve afiyet olmalı. Din, dünya ve âhiret için iyilik dile. Bunları yapabilirsen sana yeter; fazlası sana ne lâzım?
Allah hiç bir işi yapmaya mecbur değildir. O, mülkünde ancak dilediğini yapar. Allah'ı mülk sahibi bil. Bu sahip hayırlıdır. Başka­sını seçme. Senin için iyi olmaz.
Bir ağır yük kaldırdığın zaman sırf kuvvetini görme. Allah'ın kudretini sez. O'nun gücü olmasa senin gençliğinin, kuvvetinin ne değeri olur?
Malına da pek güvenme. Mal sana ne yapabilir? Malın özünde manevî tesir olmadan hiç bir de­ğer ifade etmez. Allah bir defa tutarsa bırakmaz. Maddiyatı bırak; biraz manevî ol. O'nun tutuşu manevî yollardan gelir. Maddî tedbir­lerin pek tesiri olmaz. Olsa olsa, yine O'nun tesiri ve izni ile olur.
Yazık, dilin müslüman gibi konuşuyor, kalbin onu doğrulamı­yor. Sözün Allah'a ve rasulüne inanmış gibi, özün tam tersine. İşlerin hiç birine uymuyor. Ne olacak hâlin? Halk arasına çıkınca, senden iyisi olmuyor; yalnız kalınca neden şeklin değişiyor?
Bili­yor musun, yıllarca namaz kılsan, oruç tutsan sana hayır getirmez; ömrün boyunca hayırlı işlerde bulunsan hayır göremezsin; ancak Allah rızasını gözetmelisin; bunu iyi bilmen gerek. Aksi hâlde yap­tıkların boşuna; bu duruma göre, sana damga, “münafık ve içi bo­zuk” sözleri olur. “Allah'tan uzak” mührünü alnına vururlar. Şu an­da yaptıklarından dön. Bir an bile yaşamana senedin yoktur. Ne kadar kötü işin varsa bırak, kötü sözlerden dön. Kötü niyetlerinden kendini hemen çekiver.
Allah yolcularının iç âleminde aksaklık göremezsin. Onlar, kur­tulmuşlardır. Onlar, tam îmana sahiptir. Muvahhid onlardır. İhlâslı işi onlar tutar. Belâya onlar sabırla karşı koyar. Bir afet indiğinde sızlanmazlar; inlemezler. Metin ve vakur olarak işlerin sonunu beklerler.
İyilik geldiği zaman şükür yoluna koyulurlar. İyiliği ilân eder, kötülüğü saklı tutarlar. Başlarında olan felâketli işlerden, kim­seye şikâyet etmezler. Ellerinde bir bolluk varsa, herkese dağıtırlar. Dağıttıkları elde kalandan fazladır. Bu verişi severek yaparlar. Ver­dikten sonra üzüntü duymazlar. Kendi kazançlarından diğer kardeş­lerine fayda sağladıkları için sevinirler.
Bu kullar ilk başta dilleri ile şükrederler. Sonra kalpleri ile, da­ha sonra da gönülleri ile... Halkı bilmezler. Halktan onlara bir eza gelirse sadece tebessüm ederler. Dünya şahları onların katında hiç­tir. Yeryüzünde gezenler, onlara fakir, hasta ve ölü gibi görünür. 
Büyük insanlar, Allah emrettiği için hakkı söylerler. Gerçeği söy­lerken kimseden korkmazlar. Kötü şeylerden halkı sakındırırlar. Yolu­nu şaşıranları bunlar yola getirir. Her zaman için çalışmaları bu yol­da olur. İşlerini çeşitli vesile ile yaparlar. Bazen bizzat, bazen de baş­kalarının eli ile yaparlar. Onlar için her şey bir vasıtadır.
Her zaman hakikati yerine getirmeye gayret ederler. Kulların hakkını kesip ken­dileri bol bol almazlar. Her kim ki fazilete lâyıktır, ona liyakatini ve­rirler. Nefislerinin hasis arzusunu desteklemezler. Tabiî ve kötü arzu­larının ardından koşmazlar.
Sevince, Allah için severler. Darılmak icap ederse, yine Hak için yaparlar. Onlar yalnız Allah yolunda olur­lar. Başka yol onlara göre yoktur.
Onların öyle nasibi vardır ki, bir kişiye ondan zerre miktar verilse başkasını istemez olur. Bu nasip Al­lah dostluğudur. Allah'ın dostunu, Allah'ın mahlukatı da sever. Kurtuluş bu yola varanlaradır. Yer onların hatırı için yemişler verir. Sema onların gönlü hoş olsun diye rahmet yağdırır.
Ey içi dışına uymaya, kullara ve sebeplere dayanan zavallı! Bu çirkin hâlinle sana o büyük nasip gelmez; Hak dostluğunu bulmak mümkün değildir. Bulunduğun, iyi olmayan hâl devam ettikçe hayır bekleme. İzzet senin için bir seraptır, önce İslâm ol. Doğruya bağ­lan. Tevbe et. İhlâs sahibi ol. Kurtuluş bu yoldadır. Aksi hâlde hida­yet yolu sana kapalıdır, uzaktır.
Sana acırım; benim sert konuşmam seni üzüyor; biliyorum. Ama yanılıyorsun. Aramızda düşmanlık yok. Yalnız şu var ki, ben gerçeği söylüyorum. Seni emir dışında görmem beni böyle söyletiyor. Büyükle­rin sözü seni sıkıyor. Haklısın; gurbet ilinde gezen, hak söze az dayanır. Fakirlerin pek azı engin gönüllü olur. En ufak öğüde gönül koyarlar.
Dünya geceleri karanlık olur. O gece gelince güneş kaybolur. Işık bulmak lâzım… Kendiliğinden aydınlık geç olur. Kendine ışık bul. Son­ra yırtıcı hayvanlar seni perişan eder. Bataklık da olur. İnişli çıkışlı yolları da olur. Karanlıkta kalırsan ilk sürçmede yere serilmen müm­kündür. Zaten ne kuvvetin var ki, zavallı!
Sana düşen, gece yolculuğunu tasarlamadan evvel, gece için ya­kacak temin etmektir. Gece lâzım olması muhtemel olanı, gündüzden bulman gerektir ki, karanlık basınca, yerden bir şeyler aramaya kalkmayasın; zararlı şeyleri toplamaktan kurtulasın.
Bütün hâlinde tevhid güneşini ara. Onun nu­ruyla dolaş. Onun nurundan çok faydalan. İslâm'ın esaslarına sağlam sarıl. Kötü şeylerden sakınmayı kendine huy edin. Bu hâl seni muhtemel felâketlerden korur; nefse uydurmaz. Şeytana da kapılmaz­sın. Şirkten kurtulursun. Halkın şerrinden emin olursun. Yolda yü­rümeye seni alıştırır; aceleciliği benliğinden siler.
Yazık sana, acele etme. Aceleci hatadan kurtulamaz. Aceleci ya hata eder veya hataya meyli artar. Dikkatli ve düşünceli giden, er-geç aradığını bulur yahut bulmaya yakınlaşır. Aceleyi kalbe şeytan geti­rir.
Dikkatli hareket etmek, Rahman olan Allah tarafından kalbe gelir. Seni aceleye iten şey dünya hırsıdır; çünkü başka acele edecek ne var? Hırsı olmayan kişi, her şeyin kendi iradesi dı­şında olup bittiğini sezer ve ona göre hareketlerini ayarlar. Şunu iyi bilmek gerek ki, hırs, insanı içinden çıkılması kabil olmayan felâket­lere sürükler.
İnsan olan, hırs değil kanaat sahibi olmalıdır. Kanaat tükenmez bir hazinedir. Dünyada senin için olan şeyler belirlidir. Başkasına gitmez. Hırsı bırak; sebebe yapış. Ama o sebebin sahibini de kalbin­den çıkarma. Günlük işlerine devam et. Kesin olarak senin olacağına inanmadığın şeyler peşinde hırsla koşup durma. Her şeyi hâline bı­rak; sadece çalış.
Nefsine sahip ol. Elinde olan mevcutla yetin. Bu hâle devam et. Ta ilâhî hikmetlere arif oluncaya kadar… İrfan sahibi olduğun zaman işlerin kolay olur. Hırs kalmaz o zaman. Kalbin kuvvet bulur. İçin nurla dolar. Rabb’in sana bilmediğin şeyleri öğretir. Dünya işlerini kolay çevirirsin.
Dış gözünü dünyaya verir, iç gözünü âhirete yönel­tirsin. Allah'tan gayrısı derununa tesir etmez. Hiç bir kimse, büyüklüğüne seni inandıramaz; olduğundan fazla göstere­mez. Sana göre, yalnız Allah yücedir.
Devam et; göreceksin ki, her varlık sana karşı saygı hissi besliyor.
İnsanlar biraz tuhaftır. Her arzularını tatmin yolunu ararlar. Ama doğru yol gösterilince gelmek istemezler. Hele biraz da güçlük olursa...
Hâlbuki her tatlının önü sıra az da olsa acı olur. Bir tatlıyı yemek için önce yorulmak icap eder. İşte bu sebeple deriz ki; her arzunun yerine gelmesini istiyorsan, Allah'ın yasak ettiği şeylere yanaşma. Önünde duran kapıların açılmasını istiyorsan, takva sahibi -kö­tü şeylerden sakınan- bir kimse ol. Her hayır kapısının anahtarı, Allah'ın ya­sak ettiği haram işlere yanaşmamaktadır. Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
“Kim Allah'tan sakınırsa Allah da ona bir çıkış yolu ihsân eder ve onu hiç beklemediği yollardan rızıklandırır.” (Talâk,/2-3)
 

 


 

4 Haziran 2019 Salı

Oruç ve Bayram Çalan İman Hırsızlarına!

Yeni hilalin doğuş vakti 4 Haziran saat 11:02 olmasına rağmen dün akşamdan itibaren hilal görüldü diye her zamanki gibi yalan söyleyen resmi tagutlar, sonra eski tarihlere ait hilal resimlerini dün akşama aitmiş gibi yayan Deccal Dernekleri Müslümanların bir orucunu ve bayramını daha çaldılar.
Tıpkı akidelerini ve imanlarını çaldıkları gibi!
Tıpkı hâinleri emin, eminleri hâin saydıkları gibi!
Tıpkı demokrasi küfrünün sisteminde oy kullanmaya "vacip", Müslümanlar arasında cereyan eden fitnelere "cihad" diyerek pervasızca söyledikleri yalanlar gibi!
Onlara hilaller hakkında yalan söylemek zor bir şey mi sanıyosunuz?

 Müslümanların orucundan çalarak bayramlarını da kaybettiren kahrolasıca dernekçilere gelsin:

Bidatçiler.MP3

meddahlar yalanci.MP3

sinsidir sineler.MP3

tarikati terk eyle.MP3

Bu neşidlerin sözleri için: http://ebumuaz.blogspot.com/p/siirlerim.html

3 Haziran 2019 Pazartesi

Hilal Hakkında Uyarı!

Hilalin konumu her gün günlük olarak takip edilmektedir. Bu gece hilal en erken Amerika kıtasında ancak teleskopla görülebilecek imkanda bulunmaktadır. Çıplak gözle rü'yet ise ancak Polenez adalarından mümkün olabilecektir. Dolayısıyla hilal haberi ancak çok geç saatlerde ulaşabilecektir.
Suud'daki şeytanlar eski tarihlere ait sahte resim ve hilal görüldüğüne dair yalan haberleri, her sene olduğu gibi bu sene de yayınlamaktadırlar! İtibar etmeyiniz! Şevval hilali için iki adil şahit zorunludur. Bahsi geçen asparagas haberleri iletenlere kimlerin hilali gördüğüne dair isim talep edin ve gelecek cevaplara isterseniz hayret edebilirsiniz!

30 Mayıs 2019 Perşembe

Allah’tan Başkası Adına Kasıtsız Yeminin Hükmü

Allah’tan Başkası Adına Kasıtsız Yeminin Hükmü/İbn Kuteybe
Tercüme: Ebû Muâz el-Çubukâbâdî
Soru: Hadiste şöyle buyrulmuştur:
من حلف بغير الله أشرك
Kim Allah’tan başkası adına yemin ederse şirk koşmuştur[1]” buyruluyor. Sen de bazı insanların bunu: “Allah’tan başka bir rab adına yemin ederse kişi müşrik olur” diye yorumladıklarını söyledin. Peki: “Senin hakkın için şöyle yapmayacağım” veya “Senin hakkın için şöyle yapacağım” demek de buna dahil midir?”
İbn Kuteybe rahimehullah’ın el-Mesail ve’l-Ecvibe (s.322 no:128) cevabı: “Bana göre “şirk koşmuştur” sözü ile kâfir olması ve İslam’dan çıkması kastedilmemiştir. Ancak Allah adına yemin eder gibi başka şey adına da yemin edildiği için taksimde Allah ile o şey arasında ortak koşulmuştur. Bunun benzeri:
قليل الرياء شرك
Riyanın azı da şirktir[2] hadisidir. Burada kişinin ameliyle insanlara, onlar tarafından övülmek için gösteriş yapması kastedilmiştir. Görmez misin, bunu yaptığı zaman, Allah için yaptığı amelinin bir kısmını insanlar için yapmış olur. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:
فَمَنْ كَانَ يَرْجُو لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا
Kim rabbi ile karşılaşmayı umuyorsa salih amel işlesin ve ibadetinde rabbine kimseyi ortak koşmasın.” (Kehf 110) Allah’a ibadetinde bir kısmını Allah için, bir kısmını başka bir rab için yapmış olur. Adem ve Havva aleyhime's-selâm kıssasında şöyle buyrulur:
فَلَمَّا آتَاهُمَا صَالِحًا جَعَلَا لَهُ شُرَكَاءَ فِيمَا آتَاهُمَا
Ne var ki Allah onlara sâlih bir evlâd verince, Allah'ın kendilerine verdiği şeyde O'na ortaklar kılmaya başlamışlardır” (A’raf 190) O ikisi çocuğu “Abdulhâris” diye isimlendirince, niyet ve akidede değil, ancak isim vermede ortak kıldılar. Ama “Senin hakkın için, ömrün için, ömrün için, şerefin için” vb. diyen kimseye gelince, bu böyle değildir. Çünkü bu insanların kasıtlı olarak söyledikleri değil, konuşmalarında geçen boş sözlerdir. Bununla iyiliği niyet etmezler. Yeminde şirk ancak bir şeyin kendisini kastederek yapılan, Allah’a yeminde olduğu gibi, bununla iyilik ve vefa göstermeye niyet edilen yeminlerdir. Allah adına yeminde lagiv (kasıtsız yemin) ile kişi sorumlu olmadığı gibi, başkası adına kasıt ve niyet olmaksızın yemin de sorumluluk getirmez.
Nitekim bir hadiste el-Hucenna’ (veya Fucey’a el-Âmirî) rahimehullah, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e şöyle demiştir:
وأبيكَ إنَّ هذا هو الجُوع
Baban için söylüyorum ki muhakkak bu açlıktır[3] sözü gelmiştir. Bu insanların kasıtsız olarak söyledikleri bir kasemdir. Nitekim “babam için, annem için…” derler ve bununla “Babam, annem sana feda olsun” demeyi kastederler. Bunu söyleyen kişi böyle bir şey olmayacağını bildiği gibi, onu işiten kişi de aslında böyle bir şey olmayacağını bilmektedir.

[1] Tirmizî (1535) Ahmed (1/47, 2/34, 67, 87) Hâkim (1/18, 52)
[2] Ahmed (5/428, 429) Bkz: Mecmau’z-Zevaid (1/102, 10/222-224)
[3] Ebû Dâvûd (3817) Begavi Şerhu’s-Sunne (3006) İbn Sa’d Tabakat (6/46) İbn Ebi Hayseme Tarih (2066) Ebu Nuaym el-İsbehani; Tesmiye Ma Rava Ani’l-Fadl b. Dukeyn (35) Bu kaynaklarda: “Babama yemin olsun bunu (ölmüş hayvan etinden yemeyi) açlık sebebiyle yaptım” şeklinde geçer. Kıssa için bkz.: İbn Kani Mu’cem (3/197)

25 Mayıs 2019 Cumartesi

Altın Kaideler Kitabı çıktı

Altın Kaideler Şerhi Çıktı
İthal kağıt, ciltli, 400 sf. 25 tl.

Sipariş için https://www.sahihkitap.com 


18 Mayıs 2019 Cumartesi

Tercüme Edilen Hadis Kitaplarının Zayıf Hadisleri

Türkçe'ye Tercüme Edilen Bazı Hadis Kitaplarındaki Zayıf Hadislerin Numaraları
Hazırlayan: Ebu Muaz el-Çubukâbâdî
Buraya sağ tıklayıp hedefi farklı kaydet seçin

Mu'cemu's-Sagir'in Zayıf Hadisleri

Hüner Yayınları arasında çıkan Taberanî'nin Mu'cemu's-Sagir kitabının tercemesindeki zayıf hadislerin numaraları
 
Hazırlayan: Ebû Muâz Seyfullah el-Çubukâbâdî
 
İndirmek için Buraya sağ tıklayıp "hedefi farklı kaydet" seçin.

16 Mayıs 2019 Perşembe

Musnedu't-Tayalisi Tercümesindeki Zayıf Hadisler

Hüner Yayınları arasında çıkan Musnedu Ebî Dâvûd et-Tayâlisî tercümesindeki zayıf hadislerin numaraları
Hazırlayan: Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî
 
İndirmek için Buraya sağ tıklayıp "hedefi farklı kaydet" seçin... 

11 Mayıs 2019 Cumartesi

Tarık Yusuf Masravî'ye İftar Vakti Hakkında Cevap

Bid’atçi sapıklardan biri olan New York Ulu’l-Elbab Mescidi imamı Tarık Yusuf Masravî, (Tanımayanlar için söyleyim; kendi rızasıyla video sureti çekmesi herhangi bir kimsenin hak yoldan sapmış bir sapık olduğunu anlamaya yeter!) iftar için güneşin batmasını yeterli görmeyip doğu tarafından karanlığın gözlenmesi gerektiğini iddia etmektedir.
Esasında bu konuda hevalarıyla hareket edenleri tereddüte düşüren en büyük sebep kıyas mantığıdır. Onlar fecir vakti hakkında Kur’ân’da ifade edilen beyaz iplik ile siyah ipliğin ayrılmasını iftar vaktine de kıyaslayarak beyaz iplik ile siyah ipliğin ayrılmasını iftarda da gözetirler. Sapık Şia da buna benzer şüpheler sebebiyle yatsı vaktine kadar iftar etmezler!
Tarık Yusuf Masravi ise bu konuda İmam Malik’in Muvatta’da zikrettiği şu rivayeti delil getiriyor:  Humeyd b. Abdirrahman rahimehullah dedi ki:
أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ وَعُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ كَانَا يُصَلِّيَانِ الْمَغْرِبَ حِينَ يَنْظُرَانِ إِلَى اللَّيْلِ الْأَسْوَدِ قَبْلَ أَنْ يُفْطِرَا ثُمَّ يُفْطِرَانِ بَعْدَ الصَّلَاةِ وَذَلِكَ فِي رَمَضَانَ
“Ömer b. el-Hattab ve Osman b. Affan radiyallahu anhuma akşam namazını iftar etmeden önce, gecenin siyahına kadar bekleyip kılarlardı, namazdan sonra da iftar ederlerdi.”
Malik Muvatta’da (1/289) rivayet etmiştir.
Görüldüğü gibi rivayetin metninde bundan daha önce iftar edilmesini yasaklayan bir mana yoktur. Bununla beraber rivayet sahih de değildir!
Şeyh Selim el-Hilalî Daifu’l-Muvatta’da (s.45) zayıf demiştir.
Rivayetin zayıf olmasının sebebi hem metin açısından münker oluşu, hem isnad açısından munkatı oluşundandır.
İsnadına gelince, Humeyd b. Abdirrahman b. Avf rahimehullah, ne Ömer radiyallahu anh’e, ne de Osman radiyallahu anh’e yetişmiştir. Hatta Ali radiyallahu anh’den de işitmesi yoktur. Ebu Zur’a rahimehullah dedi ki: “Humeyd, ne Ebu Bekr radiyallahu anh’den, ne de Ali radiyallahu anh’den işitti.” Humeyd rahimehullah’ın 95 veya 105 yılında, 73 yaşında öldüğü zikredilir. İbn Sa’d 95 senesinde öldüğünü söylemiştir. Yahya b. Main ise 105 yılında öldüğünü söylemiştir. Dayısı olan Osman radiyallahu anh’e ancak çok küçük çocukken yetişmiş olması mümkündür. Böylece rivayetin isnad olarak munkatı olduğu kesindir. Hatta İbn Sa’d, yukarıdaki rivayeti zikretmiş ve “Humeyd bunu gördüğünü söylememiştir” diyerek inkıtaya işaret etmiştir.
Metin olarak münker olmasına gelince, sünnette iftarda acele etmeye teşvik sabit olmuştur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, akşam yemeği hazır olup, namaz vakti girmişse önce yemeği yiyerek başlamayı emretmiştir.
Ebû Hureyre radıyallahu anh’den: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ: إِنَّ أَحَبَّ عِبَادِي إِلَيَّ أَعْجَلُهُمْ فِطْرًا
Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu: “Muhakkak ki kullarımdan bana en sevimli olanı iftarda en çok acele edenidir.”[1]
Sehl b. Sa’d radıyallahu anh’den: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
لاَ يَزَالُ النَّاسُ بِخَيْرٍ مَا عَجَّلُوا الفِطْرَ
“İnsanlar iftar etmekte acele ettikleri sürece hayır üzere devam ederler.”[2]
Ebu Hureyre radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
مَا يَزَالُ الدِينُ ظَاهِرا مَا عَجَّلَ النَّاسُ الْفِطْرَ إِنَّ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى يُؤَخِرُونَ
İnsanlar iftarda acele ettikleri müddetçe bu din zahir olacaktır. Çünkü Yahudi ve Hristiyanlar iftarı geciktirirler.”[3]
Yine Ömer radiyallahu anh ve diğer sahabelerin de iftarda acele etmeleri hakkında rivayetler, yukarıda zikredilen metnin tam aksi istikamette sabit olmuştur. Tabiinin büyüklerinden Amr b. Meymun rahimehullah’ın söylediği şu söz bu konudaki sahabe icmaını ifade etmeye yeter:
كَانَ أَصْحَابُ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَعْجَلَ النَّاسِ إِفْطَارًا وَأَبْطَأَهُمْ سُحُورًا
“Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı insanların iftarda en çok acele edenleri ve sahuru en çok geciktirenleri idi.”[4]
Humeyd rahimehullah dedi ki: “Biz Enes radiyallahu anh’ın yanındaydık ve o oruçlu idi. Akşam yemeğini istedi. Sabit rahimehullah güneşe bakmaya başladı. O güneşin henüz batmamış olduğunu görüyordu. Bunun üzerine Enes radiyallahu anh, Sabit’e dedi ki:
لَوْ كُنْتَ عِنْدَ عُمَرَ لَأَحْفَظَكَ
“Şayet Ömer radiyallahu anh’ın yanında olsaydın elbette seni yakalardı.”[5]
Eymen el-Habeşî el-Mekkî rahimehullah’tan:
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ: دَخَلْتُ عَلَيْهِ، فَأَفْطَرَ عَلَى عِرْقٍ، وَإِنِّي أَرَى الشَّمْسَ لَمْ تَغْرُبْ
“Ebu Said radiyallahu anh’ın yanına girdim. İftar ediyordu. Ben güneşin henüz batmadığını görüyordum.”[6]
Bu rivayetler, dediğimiz hususu pekiştirmektedir. Güneş kendisine perdelenen kişi iftar eder. Akşam ezanını okuyacak kişinin güneşi gören bir yerde bulunması sebebiyle ezanı beklemesi gerekmez:
Humeyd rahimehullah dedi ki: “Enes radiyallahu anh iftarda müezzini beklemez, iftarda acele ederdi.”[7]
Mucahid rahimehullah dedi ki: “İftar zamanında İbn Ömer radiyallahu anhuma’nın yanına bir kâse içecekle gelirdim. İbn Ömer radiyallahu anhuma iftarını o kadar acele yapardı ki bu konuda insanlardan utandığım için önünü kapatarak insanlardan gizlerdim.”[8]
Alkame rahimehullah dedi ki:
أُتِيَ عَبْدُ اللهِ بِجَفْنَةٍ فَقَالَ لِلْقَوْمِ: ادْنُوَا فَكُلُوا فَاعْتَزَلَ رَجُلٌ مِنْهُمْ فَقَالَ لَهُ عَبْدُ اللهِ: مَا لَكَ ؟ قَالَ: إنِّي صَائِمٌ فَقَالَ عَبْدُ اللهِ: هَذَا وَالَّذِي لاَ إلَهَ غَيْرُهُ حِينَ حَلَّ الطَّعَامُ لآكِلٍ
“Abdullah b. Mes'ud radiyallahu anh'e yemek sahanı getirildi. Sonra topluluğa:
“Yaklaşın ve yeyin” dedi. Gruptan bir adam ayrıldı. Bunun üzerine Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh ona:
“Sana ne oluyor da yemiyorsun?” diye sorunca adam:
“Ben oruçluyum” dedi. Abdullah radiyallahu anh de ona dedi ki:
“Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki şu vakit, yiyen için yemeğin helal olduğu vakittir”[9]
Kays b. Ebi Hazım rahimehullah dedi ki: “Ömer radıyallahu anh güneş battığı zaman yanındaki kabı bir adama verdikten sonra ona:
اشْرَبْ ثُمَّ قَالَ: لَعَلَّك مِنَ الْمُسَوِفِينَ بِفِطْرِهِ؛ سَوف سَوف
“Haydi iç. Herhalde sen “sonra, sonra” diyerek iftarını geciktirenlerdensin." dedi.”[10]
Sahabeler iftar için kesinlikle doğu tarafından bir siyahlık gözetlememişler, bunu yapmaya kalkanı da eleştirmişlerdir:
Ebu Ubeyde b. Abdillah b. Mes’ud rahimehullah, babası İbn Mes’ud radiyallahu anh’den rivayet ederek dedi ki:
كَانَ يُصَلِّي بِنَا الصُّبْحَ حِينَ يَطْلُعُ الْفَجْرُ وَالْمَغْرِبَ حِينَ تَغِيبُ الشَّمْسُ ثُمَّ يَقُولُ هَذِهِ وَاللَّهِ صَلاتُنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
“İbn Mes’ud radiyallahu anh bize sabah namazını güneş doğacakken ve akşamı güneş batarken kıldırdı. Sonra dedi ki:
“Vallahi şu, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber kıldığımız namazımızdır.”[11]
Abdurrahman b. Yezid rahimehullah dedi ki:
كَانَ عَبْدُ اللَّهِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، يُصَلِّي الْمَغْرِبَ وَنَحْنُ نَرَى أَنَّ الشَّمْسَ طَالِعَةٌ قَالَ: فَنَظَرْنَا يَوْمًا إِلَى ذَلِكَ فَقَالَ: مَا تَنْظُرُونَ؟ قَالُوا: إِلَى الشَّمْسِ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ: هَذَا وَالَّذِي لَا إِلَهَ غَيْرُهُ مِيقَاتُ هَذِهِ الصَّلَاةِ ثُمَّ قَالَ: {أَقِمُ الصَّلَاةِ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ} فَهَذَا دُلُوكُ الشَّمْسِ
“Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh akşam namazını kıldı. Biz ise güneşin batmamış olduğunu görüyorduk. Bir gün buna baktığımızda:
“Neye bakıyorsunuz?” dedi. Biz: “Güneşe bakıyoruz” dedik. Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh dedi ki:
“Kendisinden başka ibadete layık hak ilah olmayana yemin ederim ki namazın vakitleri bunlardır.” Sonra dedi ki:
Güneşin batıya yönelmesinden gecenin çökmesine kadar namaz kıl” (İsra 78) İşte güneşin batıya yönelmesi (duluku’ş-şems) budur.”[12]
Tahavi’nin rivayetinde lafzı şöyledir: “Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh arkadaşlarına akşam namazını kıldırdı. Arkadaşları güneşi görüyorlardı. İbn Mes’ud radiyallahu anh:
“Neye bakıyorsunuz?” dedi. Onlar da:
“Güneş batıyor mu diye bakıyoruz” dediler. Abdullah radiyallahu anh dedi ki:
“Kendisinden başka hak ilah olmayana yemin ederim bu namazın vakti budur.” Sonra Abdullah radiyallahu anh “Güneşin batıya meyletmesinden gecenin çökmesine kadar namaz kıl” (İsra 78) ayetini okudu. Eliyle batıya işaret etti ve:
“Gecenin çökmesi budur.” Eliyle doğuya da işaret etti ve dedi ki: “Bu da güneşin batıya meyletmesi (duluku’ş-şems)dir.”[13]
Bu rivayet, kişinin bulunduğu yerde, ikindi vakti aştıktan sonra güneşin; dağ, ağaç, bina vb. şeylerle perdelenerek kaybolması halinde akşam vaktinin girdiği ve oruçlunun iftar edeceğini göstermektedir. Bir miktar ileriye geçenin güneşi görebiliyor olması durumu değiştirmez.
Ayrıntılı açıklamalar, Allah’ın lütfuyla baskısı gerçekleştirilmiş olan Modern Bilimsel Hurafeler adlı kitabımda mevcuttur. İlme talip olan alıp okur.
Şeyh Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî


[1] Muslim'in şartına göre sahih. Tirmizî (700, 701) İbn Huzeyme (2062) İbn Hibban (8/275) Ahmed (2/237, 329) Bezzar (14/291) Ebu Ya’la (10/378)
[2] Sahih. Buhari (1957) Müslim (1098).
[3] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. İbn Huzeyme (2060) İbn Hibban (8/273, 277) Hâkim (1/596) Ebu Davud (2353) İbn Mâce (1698) Ahmed (2/450) İbn Ebi Şeybe (2/277) Bezzar (14/313) Beyhakî (4/237)
[4] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Firyabi Siyam (56) Abdurrazzak (4/226) Beyhakî (4/398) rivyet etmiştir. İbn Ebî Şeybe’nin Musannef’te (2/276) rivayetinde Amr b. Cerir’den diyerek aynısı gelmiştir.
[5] Muslim’in şartına göre sahih. Firyabî es-Siyam (50)
[6] Buhârî’nin şartına göre sahih. Buhârî muallak olarak zikretmiştir. Mevsul olarak: İbn Ebî Şeybe (2/430)
[7] Muslim’in şartına göre sahih. Firyabî es-Siyam (51)
[8] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Abdurrazzak (4/226) İbn Ebi Şeybe (2/430)
[9] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. İbn Ebi Şeybe (2/429)
[10] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. İbn Ebi Şeybe (2/430)
[11] Hasen ligayrihi. Ebu Amr el-Hirî, Fevaidu’l-Hâc (el yazma no:89) İbn Adiy el-Kamil (8/212)
[12] Buhârî ve Muslim’in şartlarına göre sahih. Hâkim (2/395) Abdurrazzak (1/568) Taberânî (9/231) el-Muhallisiyyat (1594) Beyhaki (1/370)
[13] Sahih. Tahavi, Şerhu Meani’l-Asar (1/154)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)