Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Darussune Kitapları

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı


Çarşamba
Saat 19:00 Şeytanın Akidevî Tuzakları
Saat 20:00 el-Câddetu'l-Beydâ Şerhi

Cumartesi
Saat 19:00 ez-Zerîa Şerhi
Saat: 20:00 Sahih Tefsir Şerhi


7 Mart 2019 Perşembe

Yâkûte Kitabı Baskıda!


Buhârî ve Muslim'in Şartlarına göre sahih hadisler serisinin Zeberced'den sonra ikinci kitabı Yakûte baskı aşamasında!
Yâkûtetu'l-Mesânid, Her cilt 544 sayfa, 3 cilt, ithal kağıt, isnad zincirleri, arapça metin, tercümesi ve tahriçleriyle toplam 1465 hadis içermektedir.


Bu serinin ilk kitabı olan 3 ciltlik el-Mustedreku'z-Zeberced kitabını henüz almamışsanız sipariş formu üzerinden sipariş edebilirsiniz

20 Şubat 2019 Çarşamba

Hacamat Ücretinin Caiz Olanı ve Olmayanı

* İhtilaf edilen meselelerden biri olan "hacamat ücreti" meselesi ile ilgili tahkikimi, henüz çalışmasına devam ettiğim Sahih Nebevî Tıp adlı kitabımdan naklediyorum:
Ebu Hureyre radiyallahu anh’den:
نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنْ كَسْبِ الْحَجَّامِ وَعَنْ ثَمَنِ الْكَلْبِ وَعَنْ عَسْبِ الْفَحْلِ
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hacamatçının kazancından, köpeğin ücretinden ve hayvan çiftleştirme ücretinden yasakladı.”[1]
Rafi b. Hadic radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
ثَمَنُ الْكَلْبِ خَبِيثٌ وَمَهْرُ الْبَغِيِّ خَبِيثٌ وَكَسْبُ الْحَجَّامِ خَبِيثٌ
Köpek satışının ücreti pistir. Zinâkar kadının kazancı pistir. Hacamatçının kazancı pistir.”[2]
Ebu Mes’ud Ukbe b. Amr radiyallahu anh dedi ki:
نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنْ كَسْبِ الْحَجَّامِ
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hacamatçının kazancından yasakladı.”[3]
Ukbe b. Amr radiyallahu anh’den gelen diğer rivayetin lafzında şöyle geçmektedir:
أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَهَى عَنْ ثَمَنِ الْكَلْبِ وَمَهْرِ الْبَغِيِّ وَحُلْوَانِ الْكَاهِنِ
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem köpek ücretinden, zinâkarın kazancıncan ve kâhinin ücretinden yasakladı.”[4]
Görüldüğü gibi Rafi b. Hadic radiyallahu anh’ın rivayetinde üçüncü madde “hacamatçının kazancı” şeklinde, Ukbe b. Amr radiyallahu anh’den gelen rivayette ise onun yerine “Kahinin ücreti” geçmektedir. Bunun sebebi, hacamatçının: “Senden şu miktarda kan çıkaracağım” diyerek şart koşmasıdır. Hacamat ücretinin yasaklanması bu şart sebebiyledir. Zira hacamatçı böyle bir şart koşarsa bir çeşit kâhinlik yapmış olur. Allahu a’lem. Nitekim İbn Hibban rahimehullah şöyle demiştir:
“Hacamatçı eğer: “Senden şu kadar kan çıkaracağım” diye şart koşarsa hacamat ücreti haramdır. Eğer şart koşulmazsa ücreti caizdir. Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ebu Taybe için bu ücreti caiz kılmıştır.”[5]
İbn Hazm rahimehullah da benzer açıklama yaparak: “Hacamatta şart koşulursa ücreti caiz değildir. Çünkü bu meçhul bir iştir” demiştir.[6]
Ebu Cafer (Muhammed b. Ali el-Bâkır) rahimehullah dedi ki:
لَا بَأْسَ أَنْ يَحْتَجِمَ الرَّجُلُ وَلَا يُشَارِطُ
“Kişinin şart koşmadan hacamat yapmasında (ücret almasında) sakınca yoktur.”[7]
Enes b. Malik radiyallahu anh’e hacamatçının kazancının hükmü sorulunca şöyle dedi:
دَعَا النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ غُلاَمًا حَجَّامًا فَحَجَمَهُ وَأَمَرَ لَهُ بِصَاعٍ أَوْ صَاعَيْنِ أَوْ مُدٍّ أَوْ مُدَّيْنِ وَكَلَّمَ فِيهِ فَخُفِّفَ مِنْ ضَرِيبَتِهِ
“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem hacamatçı köleyi (Ebu Taybe’yi) çağırttı ve hacamat yaptırdı. Ona bir veya iki ölçek ücret verilmesini söyledi. Onun hakkında efendileriyle konuşarak vergisinin düşürülmesini istedi.”[8]
Cabir radiyallahu anh’den: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e hacamatçının kazancı hakkında sorulunca:
أَعْلِفْهُ نَاضِحَكُمْ
Onunla hayvanlarınıza yem alın” buyurdu.”[9]
İbn Muhayyisa rahimehullah’tan: “Muhayyisa radiyallahu anh Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hacamat ücreti hakkında izin istedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona izin vermedi. Bu konuda izin istemeye devam edince sonunda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
أَطْعِمْهُ رَقِيقَكَ وَأَعْلِفُهُ نَاضِحَكَ
O ücreti kölene yedir ve hayvanlarına yem al.”[10]
İbn Hibban rahimehullah dedi ki: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem hacamat ücretine izin vermek istememiştir. Çünkü bunda hacamatçı malum bir miktarda kan çıkarmayı şart koşar. Hâlbuki bu şartı yerine getirmeye gücü yoktur. Bu yüzden Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bundan dolayı ücrete izin vermeyi istememiş, sonra: “Onu kölelerine yedir ve hayvanına yem al” buyurmuştur. Şayet hacamatçının kazancı yasak olsaydı Nebî sallallahu aleyhi ve sellem onun kölelere ve işçilere yedirilmesini emretmezdi.”[11]
İbn Abbas radiyallahu anhuma dedi ki:
احْتَجَمَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأَعْطَى الحَجَّامَ أَجْرَهُ وَلَوْ عَلِمَ كَرَاهِيَةً لَمْ يُعْطِهِ
“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem hacamat yaptırdı ve haccama ücretini verdi. Şayet bunda bir çirkinlik bilseydi (diğer rivayette: “şayet bu haram olsaydı) vermezdi.”[12]
Ali b. Rabah rahimehullah’tan: “Ben İbn Abbas radiyallahu anhuma’nın yanındaydım. Ona bir kadın geldi ve dedi ki:
“Ben Irak halkından bir kadınım. Benim hacamatçı bir kölem var. Irak halkı benim kan ücreti yediğimi iddia ediyorlar.” İbn Abbas radiyallahu anhuma dedi ki:
إِنَّهُمْ لَا يَزْعُمُونَ شَيْئًا إِنَّمَا تَأْكُلِينَ خَرَاجَ غُلَامِكِ وَلَسْتِ تَأْكُلِينَ ثَمَنَ الدَّمِ
“Muhakkak ki onlar boş bir iddiada bulunuyorlar. Sen kan ücreti değil ancak kölenin kazancını yiyorsun.”[13]

Hacamat Dükkanı Açmak

Rebia b. Ebi Abdirrahman (Rebiatu’r-Re’y) rahimehullah dedi ki:
أَنَّ الْحَجَّامِينَ قَدْ كَانَ لَهُمْ سُوقٌ عَلَى عَهْدِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ
“Ömer b. el-Hattab radiyallahu anh zamanında hacamatçıların çarşıları vardı.”[14]


[1] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Nesâî (4673) İshak b. Rahuye (138) Ahmed (2/299, 332, 415) Tayalisi (2631) İbn Mâce (2160) el-Muhallisiyyat (679) İbn Hazm el-Muhalla (8/192) Mukbil b. Hadi Sahihu’l-Musned (1399)
[2] Sahih. Muslim (1568)
[3] Buhârî'nin şartına göre sahih. Hazımî el-İtibar (s.174) İbn Mâce (2165)
[4] Sahih. Muslim (1567)
[5] Sahihu İbn Hibban (11/557)
[6] İbn Hazm el-Muhalla (8/193)
[7] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. İbn Ebî Şeybe (4/355) İbn Hazm el-Muhalla (8/193)
[8] Sahih. Buhârî (2281) Muslim (1577)
[9] Muslim'in şartına göre sahih. Ebû Ya'lâ (4/87) Ahmed (3/307, 381) Humeydi (1321) el-Elbani es-Sahiha (3/390)
[10] Sahih. Ahmed (5/435) Malik Muvatta (2/975) Ebû Dâvûd (3422) İbn Mâce (2166) İbn Hibbân (11/557) Şafii Sunen (273) Humeydi (878) Taberânî (20/313) Beyhakî (9/337)
[11] Sahihu İbn Hibban (11/559)
[12] Sahih. Buhârî (2279) Muslim (1202)
[13] Muslim'in şartına göre sahih. İbn Ebî Şeybe (4/355) Tahavi Şerhu Meani’l-Asar (4/132) İbnu’l-Munzir el-Evsat (8515)
[14] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Tahavi Şerhu Meani’l-Asar (4/132)

12 Şubat 2019 Salı

Ashabın İhtilafı ve Raşid Halifelerin Sünneti Hakkında

İbn Hazm el-Endelusî, el-İhkâm fî Usûli’l-Ahkâm’da (6/76-78) şu açıklamayı yapmıştır:
“Rasûlüllâh sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Benim sünnetime ve Hulefâ’i Râşidîn’in sünnetine sarılın” sözünden, onun bize güç yetirilemeyecek olanı emretmeyeceğini öğrendik. Ondan sonra Hulefâ’i Râşidîn’in aşırı ihtilafa düştüklerini gördük. Bu durumda, dördüncüsü olmayan üç husustan birisi gerekir.
1- Ya ihtilaf ettiklerinin tamamını almamız ki, bu mümkün olmayan bir şeydir, güç yetirilemez. Çünkü onda bir şeyin hem kendisi, hem zıddı vardır. Ebû Bekir radıyallahu anh ile Âişe radıyallahu anha’nın görüşüne göre, bir kimsenin, kardeşlere vermeden dedeyi mirasçı kılması mümkün değildir. Ömer radıyallahu anh’ın görüşüne göre, dedeye üçte bir, geri kalan da kardeşlere verilir. Ali radıyallahu anh’ın görüşüne göre de, dedeye altıda bir, geri kalan, kardeşlere taksim edilir. İhtilaf ettikleri meselelerin hepsinde böyledir. Bu husus geçersizdir. Çünkü insanların bunu yapmaları mümkün değildir. Bu birinci husustur.
2- Ya da dilediğimiz birisini almamızın mübah olmasıdır. Bu, İslâm’dan çıkmak demektir. Çünkü böylesi, Allah Teâlâ’nın dininin bizim isteğimize havale edilmesi gibi bir durum meydana getirir. Birimiz dilediğini haram; dilediğini helal sayar. Birimiz diğerinin helal kıldığını haram hale getirir.
Allah Teâlâ’nın: “Bugün size dininizi tamamladım” (Mâ’ide 3)
Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Bunları aşmayın.” (Bakara, 229) ve:
Tartışmaya girmeyin” (Enfâl, 46) sözleri, bu bozuk olan hususu geçersiz hale getirir ve şunu gerektirir: O zaman haram olan, kıyamet kopuncaya kadar haramdır. O gün vacip olan kıyamet gününe kadar vaciptir. O gün helal olan, kıyamet gününe kadar helaldir. Yine, şayet onlardan birinin görüşünü alırsak, zarurî olarak diğerinin görüşünü terk etmiş oluruz ki bu takdirde onların sünnetine uymuş olmayız. Böylece bu da bizi zikredilen hadisin zıddına bir sonuca götürürdü ve ondan istenilen alınır veya yüz çevrilirdi. Biz zikredilen hadisin zıddına bir sonuca vardık. Bu, bize, Endülüs’te bizimle birlikte olan cahil bir müftüyü hatırlattı. Fetva istemek üzere kendisine iki kişi geldiğinde, fetvanın altına şöyle yazmıştı:
İki şeyhin (Ebû Bekir radıyallahu anh ile Ömer radıyallahu anh’ın) söylediği şekilde söylüyorum. İki şeyhin ihtilaf ettiği hükmüne varıldı.” Fetvaların altına söylediğimizi yazınca; oradakilerden birisi:
“İki şeyh ihtilaf etmiş” dedi. Bunun üzerine müftü şöyle dedi:
“Onlar ihtilaf ettiği için ben de ihtilaf ediyorum.”[1]
Bu iki husus geçersiz olunca, geriye sadece üçüncü husus kaldı. O da şöyledir:
Diyelim, onların ittifak ettiklerini aldık. Bu ancak, diğer sahabelerin onlarla birlikte ittifak ettikleri, Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine uyma ve onları söyleme konusundadır.
3- Yine Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’in, Hulefâ’i Râşidîn’e uyulmasını emretmesinde, mecburen şu iki husustan biri söz konusu olur.
a- Ya Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’in, onların sünnetinden başka sünnetler edinmelerini mübah kılması ki, bunu hiçbir Müslüman söylemez.
Bunu caiz kılan, inkâr ve irtidat etmiş olur, onun kanı ve malı helal hale gelir. Çünkü dinin tamamı ya vaciptir ya vacip değildir; ya haramdır, ya helaldir. Dinde, asla bu kısımlardan başka kısım yoktur. Kim, Hulefâ’i Râşidîn’in, Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’in getirmediği bir sünneti koymasını mubah görürse, bu kimse onların
- Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanında, ölünceye kadar helal olan bir şeyi haram kılmalarını;
- Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’in haram kıldığı bir şeyi helal kılmalarını;
- Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’in farz kılmadığını farz kılmalarını;
- Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiği ve ölünceye kadar kaldırmadığı bir farzı kaldırmalarını mübah kılmış olur.
Bu hususlardan birini caiz gören kimse, tartışmasız, bütün ümmetin ittifakıyla, müşrik kâfirdir. Başarı Allah’tandır. Bu husus, Allah’a hamd olsun, geçersizdir.
b- Veya Rasûlüllâh sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini uygularken onlara uyulması ki, biz bunu söylüyoruz. Hadis, asla bundan başka bir anlama gelmez.”


[1] Bu, kendisini herkesle çarpışmaya ehil görerek; olgunlaşmadan önce üzümü kurutan ve henüz tüyü bitmeden önce kendisini dev zannederek savaş alanlarına çıkan talebelerin misalidir. Sunum ve temsil yeteneklerini beğenerek kaslarını gösterir. Lakin tartışmaya girip imtihan edilince durumu ortaya çıkar ve sırt üstü yere düşer. Çünkü göklerde manevra yapmak için kanatlar mesabesinde olan; geniş ilim ve basiret yeteneğini kuvvetlendirmemiştir.

31 Aralık 2018 Pazartesi

Sabır ve Şükür

Suheyb radıyallahu anh’den: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
عَجَبًا لِأَمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أَمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ، وَلَيْسَ ذَاكَ لِأَحَدٍ إِلَّا لِلْمُؤْمِنِ، إِنْ أَصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَكَرَ، فَكَانَ خَيْرًا لَهُ، وَإِنْ أَصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ
Müminin durumuna şaşılır. Zira onun her durumunda hayır vardır. Bu müminden başkası için söz konusu değildir. Ona bolluk isabet ederse şükreder ve bu kendisi için hayır olur. Ona darlık isabet ederse sabreder, bu da kendisi için hayır olur.”[1]
Muhakkak ki mü’min kişi dünyada bulunduğu sürece Allah’ın dilediği çeşitli hallerle, kolaylık ve zorluklarla imtihan içindedir.
Başa gelen musibetler hakkında Allah’ın takdirine teslim olarak sabretmek gerekir: İbn Ömer radiyallahu anhuma’dan: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
كُنْ فِي الدُّنْيَا كَأَنَّكَ غَرِيبٌ أَوْ عَابِرُ سَبِيلٍ
Dünyada bir garip veya geçip giden bir yolcu gibi ol.”[2]
Diğer rivayette:
وَعُدَّ نَفْسَكَ فِي أَصْحَابِ الْقُبُورِ
“Ve kendini kabir ashabından say[3] ziyadesi vardır.”
Abdullah b. Murre rahimehullah’tan: “Ebu’d-Derda radiyallahu anh dedi ki:
اعْبُدِ اللَّهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ وَعُدَّ نَفْسَكَ مَعَ الْمَوْتَى وَإِيَّاكَ وَدَعْوَةَ الْمَظْلُومِ وَاعْلَمْ أَنَّ قَلِيلًا يَكْفِيكَ خَيْرٌ مِنْ كَثِيرِ يُلْهِيكَ وَاعْلَمْ أَنَّ الْبِرَّ لَا يَبْلَى وَأَنَّ الْإِثْمَ لَا يُنْسَى
“Allah’a O’nu görür gibi kulluk et. Nefsini ölülerle beraber say. Seni mazlumun duasından sakındırırım. Bil ki az olup sana yeten, çok olup seni oyalayandan hayırlıdır. Bil ki iyilik eskimez, kötülük de unutulmaz.”[4]
Derler ki birinin dostu sultan tarafından hapsedildi. Hapsedilen adam dostuna durumu bildirdi. Dostu ona gönderdiği mektupta:
“Allah’a şükret” diye yazdı. Hapsedilen adam dövülmeye başlanınca durumu tekrar dostuna bildirdi. Dostu ona:
“Allah’a şükret” diye yazdı. Derken zincire vurulmuş ve ishal olmuş bir mecusi hapse getirildi. Mecusiyi bağlayan zincirin bir halkası bu adamın ayağına bağlandı. Mecusi gece sık sık helaya gitmek zorunda kalıyor, bu adam da onunla birlikte gitmeye ve Mecusi işini bitirene kadar başucunda beklemeye mecbur kalıyordu. Adam bu durumu dostuna bildirdi. Dostu yine:
“Allah’a şükretmelisin” diye yazdı. Sabrı taşan adam:
“Bu ne zamana kadar sürecek? Bundan büyük bela olur mu?” diye dostuna haber gönderdi. Dostu ona:
“Mecusinin ayağına vurulan zincir senin ayağına vurulsa, onun beline kuşatılan zünnar senin beline sarılsa, (yani Mecusi olan ya sen olsaydın) o zaman sen ne yapardın?”
Ey kardeşim! Bu kıssadan hisseni al ve eğer Allah sana sahih bir itikad, salih bir amel nasip etmişse bundan dolayı rabbine şükret.
Bâtıl akide ve amellerin sahibi olan kimseler sana zulmediyor diye ümitsizliğe düşme! Allah seni sahih akide ve salih amel sahibi olan kimselere düşmanlık ve zulmeden kimselerden kılmadığı için şükret.
Aişe radıyallahu anha’dan: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
إِنَّ اللَّهَ يَقُولُ مَنْ أَهَانَ لِي وَلِيًّا فَقَدِ اسْتَحَلَّ مُحَارَبَتِ
Muhakkak ki Allah Teâlâ şöyle buyurdu. “Kim benim bir dostumu aşağılarsa kendisiyle savaşmamı hak eder….”[5]
Allah, bazı kullarını dostlarına düşmanlık etmesi için yaratmıştır. Allah’ın seni, kendisinin dostlarına zulmeden kimselerden kılmadığına şükret ve Allah’ın dostlarından olmak için sabret!
Sen musibet ve zulme uğradıkça Allah senin ya günahlarına keffaret kılmakta ya dereceni yükseltmektedir:
Sa’d b. Ebi Vakkas radiyallahu anh dedi ki: “Dedim ki:“Ey Allah’ın rasulü! En şiddetli belaya uğrayan insanlar kimlerdir?” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
الْأَنْبِيَاءُ ثُمَّ الصَّالِحُونَ ثُمَّ الْأَمْثَلُ فَالْأَمْثَلُ مِنَ النَّاسِ قَالَ يُبْتَلَى الرَّجُلُ عَلَى حَسَبِ دِينِهِ فَإِنْ كَانَ فِي دِينِهِ صَلَابَةٌ زِيدَ فِي بَلَائِهِ وَإِنْ كَانَ فِي دِينِهِ رِقَّةٌ خُفِّفَ عَنْهُ فَلَا يَزَالُ الْبَلَاءُ بِالْعَبْدِ حَتَّى يَمْشِيَ عَلَى الْأَرْضِ وَمَا لَهُ خَطِيئَةٌ
Nebilerdir. Sonra salihler, sonra diğer insanlardan onlara benzeyenlerdir. Kişi dindarlığına göre belaya uğrar. Eğer dininde sağlam ise belası artar. Eğer dindarlığında incelik varsa belası hafifler. Kul, yeryüzünde günahsız olarak yürüyünceye kadar belaya uğramaya devam eder.”[6]
 
Allah, kendi yolunda olana yardım eder. Rabbinden bunu talep et. Zira hiç kimse sana O’nun gibi yardım edemez:
Humeyd b. Hilal rahimehullah dedi ki: “Yolu bizim yanımızdan geçen Tufave kabilesinden bir adam vardı. Bir ara bizim kabileye uğrayıp şöyle anlattı:
“Bize ait bir kervanla birlikte Medine’ye geldim. Alışverişimizi yaptıktan sonra kendi kendime:
“Mutlaka bu adamın yanına gideceğim ve onun durumunu öğrenip kabileme haber vereceğim” dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına vardığımda bana bir ev göstererek şöyle buyurdu:
Şu evde bir kadın vardı. Bu kadın Müslümanlardan bir müfrezeyle birlikte yola çıktı. O, evde on iki tane keçi ve kendisiyle dokuma yaptığı tarağı bırakmıştı. Kadının bir keçisi ve dokuma tarağı kayboldu. Bunun üzerine kadın şöyle dedi:
“Ey rabbim! Sen, kendi yolunda çıkan kimseyi koruyacağına kefil oldun. Oysa ben bir keçimi ve dokuma tarağımı kaybettim. Ben kayıp dokuma tarağımın ve keçimin nerede olduğunu soruyorum.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem devamlı olarak kadının kaybettiklerini nasıl abartılı olarak istediğini anlatarak şöyle buyurdu:
Sabah olduğunda kadın kayıp keçisini ve onun gibisini, dokuma tarağını ve onun gibisini buldu. İşte bu, o kadındır. Dilersen git kendisine sor.” Bunun üzerine ben:
“Hayır, ben seni tasdik ediyorum” dedim.”[7]



[1] Sahih. Muslim (2999)
[2] Sahih. Buhârî (6053)
[3] Buhârî'nin şartına göre sahih. Acurri el-Guraba (18-20) İbnu’l-A’rabî Mu’cem (979) Ahmed (2/24, 41) İbn Ebî Şeybe (7/75) Tirmizî (2333) İbn Mâce (4114) Taberânî (12/399, 417) Taberânî Musnedu’ş-Şamiyyin (165) Ru’yani (1417) Ebu Ubeyd el-Kasım b. Sellam el-Hutab ve’l-Mevaiz (126) el-Esbehani et-Tergib (1457) Ukaylî ed-Duafa (3/239) İbnu’l-Mubarek Zühd (13) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (1/312) İbn Mende Mecalis Min Emali (156) Ebu’l-Hasen el-Hilâî el-Hilaiyyat (904-905) İbn Ebi’d-Dunya Kasru’l-Emel (1) Kudai Musnedu’ş-Şihab (644) Kadıyu’l-Maristan Meşyeha (147) Abdulcebbar el-Havlani Tarihu Dariya (s.97) İbnu’l-Buhârî Meşyeha (989-991) İbn Adiy el-Kamil (3/18) Beyhakî (3/369) Deylemi (8488) Rafii et-Tedvin (3/336) Hakîm et-Tirmizî Nevadiru’l-Usul (676) İbn Asakir Tarih (34/398, 36/145, 64/33) el-Elbani es-Sahiha (1157)
[4] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Vekî b. el-Cerrah Zühd (13) Ebû Dâvûd Zühd (231) Hennad Zühd (508) İbn Ebî Şeybe (7/110) Ahmed Zühd (717) İbn Ebi Hatim Zühd (20) İbnu’l-Mubarek Zühd (1155) İbn Ebi Asım el-Ahad (844) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (1/211) Beyhakî Şuab (7/349) İbn Asakir Tarih (47/167)
[5] Muslim’in şartına göre sahih. Taberânî Evsat (9/139) Ahmed (6/256) Bezzar (18/137) Hakîm et-Tirmizî Nevadiru’l-Usul (897) İbn Ebi’d-Dunya Evliya (45) İbn Ebi Asım es-Sunne (414) İbn Hazm el-Muhalla (11/304) Ebu Nuaym Tıbbu’n-Nebevi (97) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (1/5) Beyhakî Zuhd (699) İbn Asakir Tarih (37/277-78)
[6] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Devraki Musnedu Sa’d b. Ebi Vakkas (41) İbn Hibbân (7/161) Hâkim (1/100) Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (3/252) Ahmed (1/172, 173, 185) Ahmed Zuhd (300) Tayalisi (215) Tirmizî (2398) İbn Mâce (4023) Nesâî Sunenu'l-Kubrâ (7481) Dârimî (2825) Begavi Şerhu’s-Sunne (1434) Ebû Ya'lâ (2/143) Abd b. Humeyd (146) İbn Sad (2/209) Heysem b. Kuleyb Musned (67-69, 80) İbn Ebi’d-Dunya el-Maraz ve’l-Keffarat (3) Tahavi Şerhu Muşkili’l-Asar (2203, 2207) Beyhaki (3/373) el-Elbani es-Sahiha (143-145)
[7] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Ahmed (5/67) el-Elbani es-Sahiha (2935)

27 Aralık 2018 Perşembe

Allah'ın Hükümlerine Karşı Tuzak Kurmak

"Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Oysa bütün tuzaklar Allah'ındır. Her nefsin ne kazandığını bilir. Kâfirler de âhiret yurdunda akıbetin kime âit olduğunu anlayacaklardır." (Ra'd 42)
 
 "İnsanlardan öyle kimseler vardır ki "Allah'a ve ahiret gününe îman ettik" derler, halbuki onlar mümin değillerdir. Allah'ı da iman edenleri da (güya) aldatırlar. Hâlbuki onlar, kendilerinden başkasını aldatamazlar; farkına varmazlar. 
Onların kalplerinde bir hastalık vardır; Allah da hastalıklarını gittikçe artırmıştır. Söyledikleri yalandan ötürü onlar için acıklı bir azap vardır. 
Onlara "yeryüzünde fesat  çıkarmayın denildiği  zaman "biz ancak  ıslah edicileriz" derler. Bilesin ki, asıl fesat çıkaranlar onlardır; fakat farkına varmazlar. 
Onlara "siz de insanların inandıkları gibi inanın" denildiği zaman, "biz, beyinsizlerin inandıkları gibi mi inanıyoruz?" derler. Oysa  bilesin ki,  asıl beyinsizler onlardır; fakat bilmezler." (Bakara 8-13)
İbn Batta rahimehullah, İbtalu’l-Hiyel’de (s.54) Ebu’l-Hasen Ahmed b. Abdillah et-Temimi el-Ademî el-Basrî – babası yoluyla rivayet ediyor: Sehl b. Abdillah et-Tusterî rahimehullah’ı şöyle derken işittim:
من أفتى بالناس بالحيلة فيما لا يجوز بتأول الرأي والهوى بلا كتاب ولا سنة فهذا من علماء السوء وبمثل هذا هلك الأولون والآخرون ولهذا ثلاث عقوبات يعاقب بها في عاجل الدنيا: يبعد علم الورع من قلبه ويضيع منه وتزين له الدنيا ويرغب فيها ويفتن بها ويطلب الدنيا تضييعا فلو أعطي جميع الدنيا في هلاك دينه لأخذه ولا يبالي
“İnsanlara caiz olmayan bir şey hakkında kitap ve sünnet dışında, re’y ve hevâ ile tevil yaparak hile ile fetva veren kişi kötü âlimlerdendir. Öncekileri ve sonraki helak eden bu gibi illetlerdir. Bu yüzden dünyada peşin olarak üç şeyle cezalandırılır:
1- Verâ ilmi kalbinden uzaklaşır ve onu kaybeder.
2- Dünya ona süslenir ve ona yönelir, onunla fitneye düşer.
3- Dünya talebinde öyle zayi olurki şayet ona dininin helak olması karşılığında dünyayı verseler hemen onu alır da dininin helak olmasına aldırmaz.” 
Yine İbn Batta İbtalu’l-Hiyel’de (s.13) Ebu Şeybe Abdulaziz b. Ca’fer el-Havarizmi – Muhammed b. İsmail Ebu Abillah ed-Darir – Yezid b. Harun – el-Mes’ûdî – el-Kasım b. Abdirrahman isnadıyla Abdullah b. Mes’ûd radiyallahu anh’ın şöyle dediğini rivayet ediyor:
كفى بخشية الله علما وكفى بالاغترار بالله جهلا

İlim olarak Allah korkusu yeter. Cehalet olarak Allah ile aldanmak yeter.”



Allah'ın hükmüne kurarsan tuzak
Olursun rahmet-i Rahman'dan uzak
İblis gönderir altından bir kızak
Kayarsın batılda, sanırsın ki hak

Vicdanın haykırdı vermedin kulak
Yabancı pazara gönderdin ulak
Kendini kandırdın, bulmadın yolak
Görünmez silleyle kalırsın çolak

Bildiğin gibi ayak değil bu ayak
Etrafındakiler yarın olmayacak
Dostlarını kaybettin gider ayak
Vakit geç olmadan çaresine bir bak

Kabrinde yalnızsın, haşirde çıplak
Sorular çetindir, cevaplar mutlak
Amel defterin yüzünde bir  şaplak
Olmasın diye patlıyor bu gırtlak

24 Aralık 2018 Pazartesi

Namazda Salli ve Barik Dualarının Yeri


Namazda Salat Etmek

قَالَ عبد الْحق الأشبيلي رَحِمَهُ اللَّهِ فِي الْأَحْكَام الشَّرْعِيَّة الْكُبْرَى قَالَ الدَّارَقُطْنِيّ حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ النَّيْسَابُورِي حَدَّثَنَا أَبُو الْأَزْهَرِ أَحْمَدُ بْنُ الْأَزْهَرِ حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ حَدَّثَنَا أبي عَن ابْن إِسْحَاقَ قَالَ وَحَدَّثَنِي فِي الصَّلَاة عَلَى رَسُول اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا الْمَرْءُ الْمُسْلِمُ صَلَّى عَلَيْهِ فِي صَلَاتِهِ مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بن الْحَارِث التَّيْمِيّ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللهِ بْنِ زَيْدِ بْنِ عَبْدِ رَبِّهِ الْأنْصَارِيّ أخي بلحارث بن الْخَزْرَج عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ عُقْبَةَ بْنِ عَمْرٍو الْأنْصَارِيّ قَالَ أَقْبَلَ رَجُلٌ حَتَّى جَلَسَ بَيْنَ يَدَيْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَنَحْنُ عِنْدَهُ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللهِ أَمَّا السَّلَامُ عَلَيْكَ فَقَدْ عَرَفْنَاهُ فَكَيْفَ نُصَلِّي عَلَيْكَ إِذَا نَحْنُ صَلَّيْنَا عَلَيْكَ فِي صَلَاتِنَا صَلَّى الله عَلَيْكَ؟ قَالَ فَصَمَتَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حَتَّى أَحْبَبْنَا أَنَّ الرَّجُلَ لَمْ يَسْأَلْهُ ثُمَّ قَالَ إِذَا أَنْتُمْ صَلَّيْتُمْ عَلَيَّ فَقُولُوا اللهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ النَّبِيِّ الْأُمِّيِّ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ النَّبِيِّ الْأُمِّيِّ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ

İbrahim b. Sa’d rahimehullah’tan: “İbn İshak rahimehullah bana namazda müslüman kişinin Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e salat etmesini Muhammed b. İbrahim b. el-Haris et-Teymî’den, o Muhammed b. Abdillah b. Zeyd b. Abdirabbih el-Ensarî’den, o da Ebu Mes’ud Ukbe b. Amr el-Ensarî radiyallahu anh’den rivayet etti. Ebu Mes’ud Ukbe b. Amr radiyallahu anh dedi ki:

“Bir adam geldi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in önünde oturdu. Biz de Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanındaydık. Dedi ki:

“Ey Allah’ın rasulü! Sana selamı öğrendik. Peki, namazımızda sana salat ettiğimiz zaman sana nasıl salat edeceğiz? Allah sana salat etsin.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sustu. Öyle ki adamın Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bunu hiç sormamış olmasını istedik. Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Bana salat ettiğiniz zaman şöyle söyleyin: “Allah’ım! İbrahim’e ve İbrahim’in ailesine salat ettiğin gibi ümmî nebî Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine salat et. İbrahim’e ve İbrahim’in ailesine bereketler verdiğin gibi ümmî nebi Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine de bereketler ver. Muhakkaki sen Hamîd’sin, Mecîd’sin.”

Tahrici: Abdulhak el-İşbilî el-Ahkamu’l-Kubra’da (2/276) Darekutni’den (1/354) naklen, İbn Huzeyme Sahih’inde (711) Ahmed Musned’de (4/119) Hâkim el-Mustedrek’te (1/401) Ebu Ahmed el-Hâkim Şiaru Ashabi’l-Hadis’te (s.104) Taberî Tehzibu’l-Asar’da (343) ve Beyhakî Sunenu’l-Kubra’da (2/147) rivayet etmişlerdir. İbn İshak rahimehullah işitme sigasını tasrih ettiğinden hadis Muslim’in şartına göre hasendir.

Fevaid: Hadiste geçen “Sana selam’ı öğrendik” sözü, teşehhüd duasında geçen “es-Selamu ale’n-Nebî” sözüne işarettir.

Namazda Salli ve Barik Duaları Nerede Okunur

قَالَ أبو جعفر الطبري رَحِمَهُ اللَّهِ فِي تهذيب الآثار (الجزء المفقود) حَدَّثَنِي عبيد الله بن سعد الزُّهْرِيّ قَالَ حَدَّثَنَا عمي قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي عَنِ ابْنِ إِسْحَاقَ قَالَ أَخْبرنِي عَنْ تَشَهُّدِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ َ فِي وَسَطِ الصَّلَاةِ وَفِي آخِرِهَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْأَسْوَدِ بْنِ يَزِيدَ النَّخَعِيُّ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ قَالَ عَلَّمَنِي رَسُول الله صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ  فِي وَسَطِ الصَّلَاةِ وَفِي آخِرِهَا إِذَا جَلَسَ عَلَى وَرِكِهِ الْيُسْرَى التَّحِيَّاتُ لِلَّهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ السَّلَامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ السَّلَامُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللَّهِ الصَّالِحِينَ أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ قَالَ ثمَّ إِن كَانَ وَسَطِ الصَّلَاةِ نَهَضَ حِينَ يَفْرُغُ مِنْ تَشَهُّدِهِ وَإِنْ كَانَ فِي آخِرِهَا دَعَا بِمَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدْعُوَ بِهِ ثمَّ يُسَلِّمُ

Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh’den: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana kişinin namazın ortasında (teşehhüde oturduğunda) ve namazın sonunda sol kalçası üzerine oturduğu zaman şöyle demesini öğretti:

 Her türlü tahiyye, bütün ibâdetler, güzel söz­ler sâdece Allah’adır. Selâm, Allah'ın rahmeti ve bereketi sana olsun ey Nebî! Selâm bize ve Allah'ın sâlih kulları üzerine olsun. Şehâdet ede­rim ki Allah'dan başka ibadete layık hak ilâh yoktur ve şehadet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve rasulüdür.” Sonra eğer namazın ortasında ise teşehhüdü bitirdiği zaman kalkar. Eğer namazın sonunda ise teşehhüdü bitirdikten sonra Allah’ın dilediği şekilde dua eder. Sonra selam verir.”

Tahrici: İmam Taberî rahimehullah, Tehzibu’l-Asar adlı eserinde (mefkud cüz no:364) bunu Buhârî ve Muslim’in şartlarına göre hasen bir isnad ile rivayet etmiştir. Muhammed b. İshak b. Yesar rahimehullah işitme sigasını tasrih etmiştir. Yine İmam Ahmed b. Hanbel rahimehullah Musned’inde (1/459) İbn Huzeyme rahimehullah Sahih’inde (no: 701, 702, 708) ve Taberânî rahimehullah Mu’cemu’l-Kebir’de (10/53) rivayet etmişlerdir.

Fevaid: İbn Mes’ud radiyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kendisine teşehhüdü öğrettiğini ifade ederek anlatmaya başlamıştır.

“Namazın ortasında oturduğunda ve namazın sonunda sol kalçası üzerine oturduğunda…” sözünü İbn Huzeyme rahimehullah şöyle açıklamıştır: “Bu ancak namazın sonunda oturduğu zaman teverrük yapardı demektir. Namazın hem ortasında hem sonunda bu şekilde oturduğu anlamında değildir.”

“Namazın ortasında ise” sözüyle, 3 veya 4 rekatli namazların 2. Rekatinden sonraki teşehhüd oturuşunu tarif etmiş ve teşehhüdü bitirdiği zaman 3. Rekate kalktığını söylemiştir. Şayet ilk teşehhüdde salli ve barik okunacak olsaydı bunu belirtirdi.

“Eğer namazın sonunda ise teşehhüdü bitirdikten sonra Allah’ın dilediği şekilde dua eder, sonra selam verirdi” sözü, salli ve barik duaları ile selamdan önce yapılan diğer duanın son teşehhüdde yapılacağını ifade etmektedir.

Selamdan Önceki Duaya Salât da Dâhildir

قَالَ ابن أبي عاصم رَحِمَهُ الله فيِ الصَّلاةِ عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وسلم حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ مَيْمُونٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ جَعْفَرٍ الرَّقِّيُّ حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ حَكِيمٍ عَنْ خَالِدِ بْنِ سَلَمَةَ أَنْ عَبْدِ الْحَمِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ دَعَا مُوسَى بْنَ طَلْحَةَ حِينَ أَعْرَسَ ابْنُهُ فَقَالَ يَا أَبَا عِيسَى كَيْفَ بَلَغَكَ فِي الصَّلاةِ عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ؟ فَقَالَ مُوسَى أَنَا سَأَلْتُ زَيْدَ بْنَ خَارِجَةَ عَنِ الصَّلاةِ؟ فَقَالَ أَنَا سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِنَفْسِي فَقُلْتُ كَيْفَ الصَّلاةُ عَلَيْكَ؟ فَقَالَ صَلُّوا عَلَيَّ وَاجْتَهِدُوا وَقُولُوا اللَّهُمَّ بَارِكْ عَلَى محمدٍ كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حميدٌ مجيدٌ

Halid b. Seleme rahimehullah’tan: “Abdulhamid b. Abdirrahman rahimehullah, Musa b. Talha rahimehullah’ı oğlunun düğününe davet etti. Ona dedi ki:

“Ey Ebu İsa! Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e salât sana hangi şekilde ulaştı?” Bunun üzerine Musa dedi ki:

“Zeyd b. Harice radiyallahu anh’e Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e salât hakkında sordum. Dedi ki:

“Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bunu bizzat sordum ve dedim ki: “Sana nasıl salât edelim?” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Bana salât edin, içtihat ederek dua edin ve şöyle deyin: “Allah’ım! İbrahim’e bereketler verdiğin gibi, Muhammed’e ve Muhammed’in âilesine de bereketler ver. Muhakkak ki sen Hamîd ve Mecid’sin.”

Tahrici: İbn Ebi Asım es-Salat Ale’n-Nebi’de (19) ve el-Ahad ve’l-Mesani’de (2000) Ebu Bişr ed-Dulabi el-Kuna’da (1412) Buhârî Tarihu’l-Kebir’de (3/383) Ahmed Musned’de (1/199) Nesâî el-Mucteba’da (1292) ve Sunenu'l-Kubrâ’da (7672, 10193) Fesevi el-Ma’rife’de (1/301) Tahavi Şerhu Muşkili’l-Asar’da (2230) İbnu’l-Esir Usdu’l-Gabe’de (2/354) rivayet ettiler. Mukbil b. Hadi rahimehullah Sahihu’l-Musned Mimma Leyse Fi’s-Sahihayn’da (355) sahih dedi. Hadisin isnadı Muslim’in şartına göre sahihtir.

Fevaid: Bu hadis namazın sonunda, İbn Mes’ud radiyallahu anh hadisinde de anlatıldığı gibi teşehhüden sonra, selam vermeden önce yapılacak duaya salavat ile başlanacağını ifade etmektedir. Bu da gösteriyor ki, namazda salli ve barik dualarının yeri, selam oturuşundaki teşehhüdden sonradır.


قَالَ البيهقي رَحِمَهُ اللَّهِ فِي سننه الكبرى أَخْبَرَنَا أَبُو مَنْصُورٍ الظَّفَرُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَحْمَدَ الْعَلَوِيُّ وَأَبُو عَبْدِ اللهِ الْحَافِظُ قَالَا حَدَّثَنَا أَبُو جَعْفَرٍ مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ دُحَيْمٍ الشَّيْبَانِيُّ بِالْكُوفَةِ حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَازِمِ بْنِ أَبِي غَرَزَةَ الْغِفَارِيُّ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللهِ بْنُ مُوسَى حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ عَنْ أَبِي الْأَحْوَصِ عَنْ عَبْدِ اللهِ قَالَ وَإِذَا قَالَ السَّلَامُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللهِ الصَّالِحِينَ فَقَدْ أَصَابَتْ كُلَّ عَبْدٍ صَالِحٍ أَوْ نَبِيٍّ مُرْسَلٍ ثُمَّ يُبْتَدَأُ بِالثَّنَاءِ عَلَى اللهِ عَزَّ وَجَلَّ وَالْمَدْحَةِ لَهُ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ وَبِالصَّلَاةِ عَلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ثُمَّ يَسْأَلُ بَعْدُ
Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh’den: “Teşehhüdde: “Selam bize ve Allah’ın salih kullarının üzerine olsun” dediğinde bütün salih kullara ve gönderilmiş nebilere selam isabet eder. Sonra Allah Azze ve Celle’ye layık senâ ve övgülerde bulunulur, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e salat edilir, bundan sonra istek duası yapılır.”
Tahrici: Beyhakî Sunenu’l-Kubra’da (2/148) Muslim’in şartına göre sahih isnadla rivayet etmiştir.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)