Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

14 Mayıs 2021 Cuma

Maskeyle Namaz, Selefin Elle Karşı Çıktıkları Münkerlerdendir

 


İbn Ebî Şeybe, Musannef’te (no:7301) dedi ki: bize Ma’n b. İsa tahdis etti, o Malik b. Enes’ten, o Abdurrahman b. el-Mucbir’den rivayet etti:

أَنَّ سَالِمَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ كَانَ إِذَا رَأَى الرَّجُلَ يُغَطِّي فَاهُ وَهُوَ فِي الصَّلَاةِ جَبَذَ الثَّوْبَ جَبْذًا شَدِيدًا حَتَّى يَنْزِعَهُ مِنْ فِيهِ

“Salim b. Abdillah (b. Ömer b. el-Hattab) rahimehullah bir adamın ağzı örtülü olarak namaz kıldığını görünce o kumaşı ağzından sertçe çekip alırdı.”

Bunu İmam Malik de el-Muvatta’da (1/17) rivayet etmiştir. İsnadı sahihtir.

13 Mayıs 2021 Perşembe

Bayram Namazı Hutbelerinde Tekbirler Hakkında

 Sahih İlmihal ve “Abdest ve Namaz Ahkamı” adlı kitaplarımda bayram namazı hutbeleri hakkında şu nakli yapmıştım:

“Hutbeye tekbirlerle başlamak ve hutbenin çeşitli bölümleri arasında da tekbir getirmenin delili yoktur. İbn Kayyîm rahimehullah bu hususta şöyle söylemektedir: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bütün hutbelerine Allah’a hamd ile başlardı. Ondan, bayram namazlarının hutbelerini tekbirle açtığına dair sahih bir rivayet gelmemiştir.” Aynı şekilde hatiplerin, bayram namazı için iki hutbe okumaları da yanlıştır. Nevevî rahimehullah, hutbenin tekrarı hususunda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den herhangi bir şey sabit olmadığını ifade etmiştir.”

Bu aktarılanlar, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’den bu konuda sabit olan bir şey bulunmamasından dolayıdır. Lakin bu ifadelerimdeki “delili yoktur” sözü, hutbede tekbir getirmenin veya bayram hutbesini iki hutbe şeklinde yapmanın bid’at olduğuna hamledilmemelidir. Çünkü bu fiiller seleften varid olmuştur:

Said b.Mansur, Sunen’inde Ya’kub b. Abdirrahman’dan, o babasından, o Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe rahimehullah’tan şöyle dediğini rivayet etti:

يُكَبِّرُ الْإِمَامُ عَلَى الْمِنْبَرِ يَوْمَ الْعِيدِ قَبْلَ أَنْ يَخْطُبَ تِسْعَ تَكْبِيرَاتٍ، ثُمَّ يَخْطُبُ، وَفِي الثَّانِيَةِ سَبْعَ تَكْبِيرَاتٍ

“İmam bayram günü minber üzerinde hutbeden önce dokuz tekbir getirir, sonra hutbe yapar, ikinci hutbede yedi tekbir getirir.”[1]

Bu rivayet tabiinden maktû olup isnadı sahihtir. Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe rahimehullah, Medine’de fetvaların kendilerinde dönüp dolaştığı meşhur yedi fakihten biridir. Lakin rivayet merfu olmadığından delil ifade etmemektedir.

İbn Ebî Şeybe, Musannef’te Vekî’den, o Sufyan’dan, o Muhammed (b. Abdillah) b. Abdirrahman el-Kârî’den, o Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe rahimehullah’tan şöyle dediğini rivayet etmiştir:

مِنَ السُّنَّةِ أَنْ يُكَبِّرَ الْإِمَامُ عَلَى الْمِنْبَرِ، عَلَى الْعِيدَيْنِ، تِسْعًا قَبْلَ الْخُطْبَةِ، وَسَبْعًا بَعْدَهَا

“İmamın minber üzerinde bayramlar için hutbeden önce dokuz, hutbeden sonra yedi tekbir getirmesi sünnettendir.”[2]

Bu rivayette görüldüğü gibi Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe rahimehullah bu fiili sünnete nispet etmektedir. Ancak bu isnadda zayıflık vardır. Muhammed b. Abdillah b. Abdirrahman el-Kâri’nin cerh ve ta’dil olarak durumu belli değildir.

Abdurrazzak, Musannef’te Ma’mer’den, o Muhammed b. Abdillah b. Abd el-Kârî’dcen, o Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe b. Mes’ud rahimehullah’tan şöyle dediğini rivayet etti:

يُكَبِّرُ الْإِمَامُ يَوْمَ الْفِطْرِ قَبْلَ أَنْ يَخْطُبَ تِسْعًا حِينَ يُرِيدُ الْقِيَامَ وَسَبْعًا حِينَ يُرِيدُ الْقِيَامَ فِي الْخُطْبَةِ الْآخِرَةِ

“İmam, ramazan bayramı gününde hutbeden önce kalktığı zaman dokuz tekbir, diğer hutbeye kalktığı zaman da yedi tekbir alır.”[3]

Yine bunun isnadında da İbn Abd el-Karî vardır.

“Sünnettendir” diye bu fiili sünnete nispet etmesi konusunda Muhammed’in kardeşi İbrahim b. Muhammed b. Abdillah b. Abd el-Kârî mutabaat etmiştir:

Beyhakî, Sunen’de; Ebu’l-Hasen Ali b. Ahmed b. Abdan el-Ehvazî’den, o Ebu Bekr Ahmed b. Mahmud Harrazâz’dan, o Musa b. İshak el-Kâdî’dan, o Muhriz b. Seleme’den, o ed-Deraverdî’den, o Abdurrahman b. Abd el-Kârî’den – İbrahim b. Abdillah bunu Ubeydllah b. Abdillah b. Utbe b. Mes’ud rahimehullah’tan diyerek şöyle rivayet etti:

مِنَ السُّنَّةِ تَكْبِيرُ الْإِمَامِ يَوْمَ الْفِطْرِ وَيَوْمَ الْأَضْحَى حِينَ يَجْلِسُ عَلَى  الْمِنْبَرِ قَبْلَ الْخُطْبَةِ تِسْعَ تَكْبِيرَاتٍ وَسَبْعًا حِينَ يَقُومُ، ثُمَّ يَدْعُو وَيُكَبِّرُ بَعْدَمَا بَدَأَ لَهُ

“İmamın ramazan ve kurban bayramlarında hutbeden önce minbere oturduğu zaman dokuz tekbir, kalktığı zaman yedi tekbir getirmesi, sonra dua ve tekbir getirerek hutbeye başlaması sünnettendir.”[4]

Bu isnadda İbrahim b. Muhammed b. Abdillah b. Abd el-Karî de cerh ve ta’dil olarak meçhuldür. Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe rahimehullah’tan gelen bu rivayetlerin lafızlarında da görüldüğü gibi farklılıklar vardır.

Neticede Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe rahimehullah’tan gelen bu rivayetlerden sadece birincisi sahihtir ve o da maktûdur. Bu fiili sünnete nispet eden lafız sabit olmamıştır.

İbn Ebî Şeybe, Musannef’te; Ebu Davud et-Tayalisi’den, o el-Hasen b. Ebi’l-Hasna’dan, o el-Hasen (el-Basrî) rahimehullah’tan şöyle dediğini rivayet etti:

يُكَبَّرُ عَلَى الْمِنْبَرِ يَوْمَ الْعِيدَيْنِ أَرْبَعُ عَشْرَةَ تَكْبِيرَةً

“İmam bayram günlerinde minber üzerinde on dört tekbir getirir.”[5]

Bunun isnadı sahihtir, lakin maktûdur.

Firyabî, Ahkâmu’l-İydeyn’de, İshak b. Musa’dan, o Ma’n’dan, o Malik ve İbn Ebi Zi’b’den şöyle dediklerini rivayet etti:

يَبْدَأُ الْإِمَامُ يَوْمَ الْعِيدِ إِذَا صَعِدَ الْمِنْبَرَ بِالتَّكْبِيرِ

“İmam bayram günü minbere çıktığında tekbir ile başlar.”[6]

İsnadı sahihtir, lakin maktudur.

İbn Ruşd, el-Beyan ve’t-Tahsil’de İmam Malik rahimehullah’ın şöyle dediğini zikretmiştir:

مِن السُّنَّة أن يُكبِر الإمام إذا صعد المنبر في العيدين، ويُكبِر في الخطبة الثانية

“İmamın bayramlarda minbere çıktığı zaman tekbir getirmesi ve ikinci hutbede tekbir getirmesi sünnettendir.”[7]

Malik, Şafii, Ahmed, İbn Ebi Zi’b, İbnu’l-Munzir ve diğer birçok alimler bayram hutbesine tekbirle başlamayı caiz görmüşlerdir.[8]

Netice: Bayram hutbelerinde tekbirle başlamanın, hutbelerde tekbirleri belli bir sayıda yapmanın, bayram hutbesini tıpkı Cuma hutbesinde olduğu gibi bir celseyle iki kısma ayırmanın, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den ve sahabeden bir delili yoktur. Lakin bu fiiller tabiinden sabit olduğu için bid’at olduğu da söylenemez. Hatta sonraki imamlardan bazıları, tabiinden gelen buna benzer rivayetler sebebiyle bu fiillerin sünnet olduğunu zikretmişlerdir. Yukarıda açıklandığı üzere bunları sünnet diye tayin etmek için delil sabit olmamıştır. Bayram tekbirleri hutbede de, hutbe dışında da meşrudur, lakin bu tekbirleri belli bir zamana, belli bir mekana, belli bir sayıya tahsis etmek delil gerektirir. Allah en iyi bilendir.



[1] İbn Kudame el-Mugni (3/277)

[2] İbn Ebî Şeybe (5866)

[3] Abdurrazzak (5672)

[4] Beyhakî (6216)

[5] İbn Ebî Şeybe (5867)

[6] Ahkamu’l-İydeyn (141)

[7] El-Beyan ve’t-Tahsil (1/300)

[8] Bkz.: İbn Muflih el-Furu (2/141) İbn Abdilhadi Mugni Zevi’l-Efham 87/350) Abdurrahman el-Kasım Haşiyetu Ravdi’l-Merbu (2/551) Şafii el-Umm (1/3659) İbnu’l-Munzir el-Evsat (4/286)

1442 Ramazan Bayramı Hutbesi

 

Müslümanın Sevinci

Bizi İslam’a hidayet eden, oruç ve kıyam ayına ulaştırıp lütfuyla tamamlamaya muvaffak kılan Allah’a hamd olsun. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ibadete layık hak ilah yoktur, O birdir, ortağı yoktur, mülk O’nundur. Yine şehadet ederim ki helal ve haramı açıklayan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve rasulüdür. 

Allahu ekber, Allahu ekber, lâ ilahe illallahu vallahu ekber, Allahu ekber ve lillahi’l-hamd.

Emmâ ba’d:

Mü’minin imanı, islamı ve rabbine taâtinden dolayı sevinmesine denk bir şey yoktur. Bu büyük bir nimettir ve Allah’ın bizi kendisine hidayet ettiği yüce bir lütuftur. Kıyamet gününde kendisini kurtaracak olan İmandan ve salih amelden dolayı mü’min kul nasıl sevinmesin! Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

O gün bazı yüzler ağarır ve bazı yüzler kararır.” (Al-i İmran 106)

Muhakkak kıyamet günü ecirleriniz tamamen ödenecektir. Her kim o ateşten uzaklaştırılır ve Cennete konulursa muhakkak kurtulmuştur! Elbette ki dünya hayatı aldatıcı bir metâdan başka bir şey değildir.” (Al-i İmran 185)

İbn Kayyım rahimehullah şöyle demiştir: “Allah ile, rasulüyle, iman ile, sünnet ile, ilimle ve Kur’ân ile sevinmek ariflerin en yüce makamlarındandır.”

Allah Teâlâ, kendisinin rızası ve kalıcı olan ahiret yurdu ile alakalı yüce işlerden dolayı sevinmeyi mü’minlere emretmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

De ki: “Allah’ın lütfu ve rahmetiyle ve yalnız bunlar ile sevinsinler. Bu, onların toplayıp yığmakta olduklarından hayırlıdır.” (Yunus 58)

Akıl sahibi olan kimse kalıcı olanla sevinir ve sevinci Allah Teâlâ’nın rızasına tâbîdir.

Allah Teâlâ, dünya hayatının süsleri ve geçici metâı ile sevinmeyi yasaklayarak şöyle buyurmuştur:

Allah dilediğine rızkını bollaştırır da daraltır da. Onlar dünya hayatıyla şımardılar. Oysa ahiretin yanında dünya hayatı, geçici bir faydadan başka bir şey değildir.” (Ra’d 26)

Yani onlar dünya hayatı ile sevindiler ve ahiretten gafil kalıp dünya ile tatmin buldular. Bu onların akıllarının eksikliğindendir. Allah Subhanehu, haktan başkasıyla sevinmekten sakındırarak şöyle buyurmuştur:

Bu, sizin yeryüzünde haksız olarak şımarmanızdan ve aşırı derecede sevinip böbürlenmenizden ötürüdür. İçinde ebedî kalmak üzere cehennemin kapılarından girin! Kibirlenenlerin dönüp gidecekleri yer ne çirkindir!” (Mu’min 75-76)

Onlar yeryüzünde şirk ve isyan ile sevinç duyuyor, şımararak böbürleniyorlardı. Merah (yani böbürlenmek), sevinmenin şiddetli halidir.

Allahu ekber, Allahu ekber, lâ ilahe illallahu vallahu ekber, Allahu ekber, ve lillahi’l-hamd.

Ey Allah’ın kulları!

Muhakkak ki insanların birçoğu Allah tarafından çeşitli nimetlerle nimetlendiriliyorlar, lâkin sevinç halinde sekineti muhafaza etmiyor, bilakis bu konuda Allah Teâlâ’nın sevmediği şekilde sınırları aşıyorlar. Nitekim Karun’un kavmi ona şöyle demişlerdi:

Şımarma! Zira Allah şımaranları sevmez.” (Kasas 76)

Allah Teâlâ, fısk, fücur, bozgunculuk ve azgınlığa dönüşen bir sevinmeyi sevmez! Talep edilen sevinme ise ancak dinin ve aklın sınırlarında duran dengeli bir sevinmedir. İnsan, sevincinin Allah’ın buğzettiği bir hale dönüşmemesi için bu sevinç halinde sükûnete muhtaçtır.

Cabir radiyallahu anh’ın rivayet ettiği hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

İki ahmak ve fâcir sesten yasaklandım: Musibet anında yüzleri tırmalamak ve yakaları yırtmak ve bir de nimet anında eğlence ve şeytanın çalgıları.” Tirmizî, Hâkim, İbn Ebî Şeybe ve Bezzar rivayet ettiler, el-Elbani hasen demiştir. Enes radiyallahu anh’den de şahidi vardır.

Kerim önderimiz Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in sevinç hali, hanif dinin sınırları ile kayıtlı idi. O nefsinde aşırı gidip kahkaha atmazdı, hüzün ve kedere de gömülmezdi. Üzüntüsünde, sevincinde ve her halinde orta halli idi.

Bundan dolayı övülen sevincin, Allah Teâlâ’nın nimeti ve taate başarılı kılması sebebiyle veya bâtıla karşı hakka destek olmayı nasip etmesiyle sevinmek olduğunu bilmemiz gerekir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

O gün müminler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. Allah, dilediğine yardım eder, O el-Aziz’dir, er-Rahim’dir.” (Rum 4-5)

Bu yüzden oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in şu hadisinde yönlendirdiği gibi, iftarlarıyla sevinç duyarlar:

Oruçluyu sevindiren iki sevinç vardır: İftar ettiği zaman sevinmesi ve rabbine orucuyla kavuşmasından dolayı sevinmesi.” Buhârî rivayet etmiştir. 

İlk sevinç, dünyadaki peşin sevinçtir. Çünkü Allah’a itaat olarak terk etmiş olduğu yeme, içme ve cimayı Allah iftar vaktinde ona mubah kılmıştır. Yine oruç ayı olan Ramazan’ı tamamladıkları için sevinirler. Asıl büyük sevinç ise Rabbi Tebarek ve Teâlâ ile karşılaştığı zaman olacaktır. Allah Teâlâ’dan lütfunu, rahmetini, kerem ve ihsanını dileriz.

Allahu ekber, Allahu ekber, la ilahe illallahu vallahu ekber, Allahu ekber ve lillahi’l-hamd.

Mü’min yine halis bir nimete ulaştığı zaman, Allah Teâlâ’ya taat için yardıma kavuşmasından dolayı, Allah Teâlâ’nın kendisine sıhhat ve afiyet vermiş olmasından dolayı, çocuk nimetinden dolayı veya beklemediği bir yerden gelen helal bir rızka kavuşmasından dolayı da sevinir. Lakin Allah Teâlâ’nın kendisine verdiği bu nimetinden dolayı olan sevincini Allah’ı zikretmekle mamur eder.

 Övülen sevincin şekillerinden birisi de mü’minin, rabbinin dini, emri ve yasağından dolayı sevinmesi, Allah Teâlâ’nın ve rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in önüne geçmemesidir. İşte buna daha çok sevinir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilene sevinirler.” (Ra’d 36)

Allahu ekber, Allahu ekber, la ilahe illallahu vallahu ekber, Allahu ekber ve lillahi’l-hamd.

Muhakkak ki müslümanı en çok sevindiren şeylerden birisi, bir kulun müslüman olduğu veya isyankârın tevbe ettiği zaman sevinmesidir. Nitekim Sahabe radiyallahu anhum, Ömer el-Faruk radiyallahu anh’ın ve diğer bir sahabenin müslüman olmasına çok sevinmişlerdir. Ebu Hureyre radiyallahu anh, annesinin müslüman olmasına çok sevinmiştir.

Kınanmış olan sevinme ise şımarıp böbürlenmektir.  Nitekim bazı kimseler mübarek ramazan bayramında bu çirkinlikleri yapmaktadırlar! Böyle bir sevinç, Allah Teâlâ’nın razı olmadığı, kınanmış bir sevinmedir. Çünkü bu sevinmelerinde taşkınlık ediyor, sahipleri için dünyada ve ahirette vebale sebep olacak olan haram ve münker işler işliyorlar. İsraf ve aşırılık ile sevinç göstermek müslümanın işlerinden değildir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Yaptıklarıyla sevinen, yapmadıklarıyla övülmekten hoşlananları bir şey sanma! Onların azaptan kurtulacaklarını zannetme! Onlar için çok acıklı bir azap vardır.” (Al-i İmran 188)

Bunların en çirkini, kişinin salih ameliyle şımararak bunu insanlara duyurması ve gösteriş yapmasıdır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

Kim duyurmaya çalışırsa Allah onu duyurur, kim gösteriş yaparsa Allah onu gösterir.” Muslim rivayet etmiştir. Yani o amelinin karşılığını dünyada insanlardan beklediği iltifatlarla alır, ahirette ise vebal yüklenmiş olur.

Bunun tehlikeli bir örneği de insanın Allah’a taatteki eksikliği veya istikametten geri kalması ile sevinmesidir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

Allah’ın rasulüne muhalefet için geri kalanlar oturmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad etmekten hoşlanmadılar ve: 

“Bu sıcakta savaşa çıkmayın” dediler. De ki: 

“Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir.” Keşke kavrayıp anlayabilselerdi. Öyleyse kazandıklarının cezası olarak az gülsünler çok ağlasınlar.” (Tevbe 81-82)

Allahu ekber kebîrâ, velhamdulillahi kesîrâ, ve subhânellahi bukraten ve asîlâ.

13 Mayıs Ramazan Bayramıdır!

 Fas, Gana ve Cezayir'den teyit edilen  1442 Şevval hilaline dair haber ve görüntülü deliller ile rü'yet sabit olmuştur.

Fas ve Gana'dan gelen rü'yet haberinin diğer bir şahidi, aşağıda aktaracağım, Cezayir'den Zeynel Deniz tarafından kaydedilen hilal görüntüsüdür. Görüntüyü ulaştıran Rüştü Zorlu Bayer kardeşe teşekkür ederiz.


Barbados ve Trinidad Tobago'da da hilal görülmüştür.

12 Mayıs 2021 Çarşamba

Maske Şeytanın Yularıdır

 

Abdullah b. Vehb rahimehullah, Cami’inde şu şekilde rivayet etmiştir:

أَخْبَرَكَ الْوَلِيدُ بْنُ الْمُغِيرَةَ، أَنَّ وَاهِبَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ الْمَعَافِرِيَّ، حَدَّثَهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَا يَضَعَنَّ أَحَدُكُمْ ثَوْبَهُ عَلَى أَنْفِهِ فِي الصَّلَاةِ، فَإِنَّ ذَلِكَ خَطْمُ الشَّيْطَانِ» قَالَ مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ مِثْلَهُ

Vahib b. Abdillah el-Meafirî rahimehullah, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etti:

Biriniz namazda elbisesini burnu üzerine koymasın, zira bu şeytanın yularıdır.” Malik b. Enes rahimehullah da aynısını söyledi. [1]

Bunu Ebu Davud da el-Merasil’de İbn Vehb’in tariki ile böylece mürsel olarak rivayet etmiştir. Tabiin’den olan Vahib b. Abdillah rahimehullah’ın bu mürsel rivayeti, Abdullah b. Lehia kanalıyla gelen diğer rivayette mevsul olarak gelmiştir:

Taberânî Mu'cemu'l-Kebîr’de şöyle rivayet etti:

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ رِشْدِينَ، قَالَ: ثنا عَمْرُو بْنُ خَالِدٍ الْحَرَّانِيُّ، قَالَ: ثنا ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنْ وَاهِبِ بْنِ عَبْدِ اللهِ، عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا يُصَلِّ أَحَدُكُمْ وَثَوْبُهُ عَلَى أَنْفِهِ، فَإِنَّ ذَلِكَ خَطْمُ الشَّيْطَانِ

Vahib b. Abdillah, Abdullah b. Amr radiyallahu anhuma’dan rivayet ediyor: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Biriniz elbisesi burnu üzerinde iken namaz kılmasın, zira bu şeytanın yularıdır.”[2]

Taberânî Mu'cemu'l-Evsat’ta şu lafızla rivayet etti:

حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ كَامِلٍ، نَا عَمْرُو بْنُ خَالِدٍ الْحَرَّانِيُّ، ثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنْ وَاهِبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَا يُقْبِلُ أَحَدُكُمْ وَثَوْبُهُ عَلَى أَنْفِهِ؛ فَإِنَّ ذَلِكَ خَطْمُ الشَّيْطَانِ»

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Biriniz elbisesini burnu üzerine örtmesin, zira bu şeytanın yularıdır.”[3]



[1] İbn Vehb el-Cami (437-438) İbn Abdilberr el-İstizkar (1/119) Ebû Dâvûd el-Merasil (85)

[2] Taberânî Mu'cemu'l-Kebîr (13/54)

[3] Taberânî Mu'cemu'l-Evsat (9/140)

11 Mayıs 2021 Salı

Maskeyle Namazın Caiz Olmadığında Fakihlerin İttifakı

 

Ebu Hureyre radıyallahu anh rivayet ediyor:

أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَهَى عَنِ السَّدْلِ فِي الصَّلَاةِ، وَأَنْ يُغَطِّيَ الرَّجُلُ فَاهُ

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem namazda elbiseyi sarkıtmayı ve kişinin ağzını örtmesini yasakladı.”[1]

El-Mevsuatu’l-Fıkhiyyeti’l-Kuveytiyye’de (32/210) şöyle denilmiştir: “Fakihler namazda telessümün mekruh olduğu hususunda ittifak ettiler. Zira Ebu Hureyre radiyallahu anh’ın rivayet ettiği hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kişinin namazda ağzını örtmesini yasaklamıştır. Telessüm; Şafiilere göre ağzı örtmek demektir. Hanefiler ve Hanbeliler’e göre ağzı ve burnu örtmektir. Malikilere göre ise alt dudağa kadar olan kısmı örtmektir.”[2]

İbn Kudame, İmam Ahmed’in namazda ağzı örtmeyi çirkin gördüğünü rivayet etmiştir.[3]

Nitekim bütün fıkıh kitaplarında bu husus ittifakla belirtilmektedir.

Mecusiler ateşe ibadet ederlerken ağızlarını örterler:

El-Aynî şöyle demiştir: “Namazda ağzı örtmenin yasaklanmasının hikmeti; Mecusilerin ateşe ibadetleri esnasında yaptıklarına benzemesidir. Nitekim el-Muhit sahibi de böyle demiştir.”[4]

El-Muhit sahibi ile kastedilen Ebu Hayyan’dır. Nitekim bunu Ebu Hayyan’dan Şevkani[5] ve İbn Rislan er-Ramlî[6] de rivayet etmişlerdir.

Aynısını el-Behutî[7], İbn Teymiyye[8] Şurunbilali el-Hanefî[9] ve Mahmud Muhammed Hattab es-Subkî[10] de söylemişlerdir

Hanefilerden el-Kâsânî şöyle demiştir: “Namazda ağzı örtmek çirkindir. Çünkü Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bundan yasaklamıştır. Zira ağzı örtmek kıraat ve meşrû zikirlere mani olur. Şayet eliyle ağzını örterse elin sünnetini terk etmiş olur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ellerinizi namazda tutun” buyurmuştur. Eğer bir kumaş ile ağzını örterse mecusilere benzemiş olur. Çünkü onlar ağızlarını ateşe ibadet ederken örterler. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem namazda telessümü (yüzü de örtecek şekilde sarınmayı) yasaklamıştır. Ancak esnemeyi def etmek için geçici olarak ağzı örtmekte sakınca yoktur.”[11]

Er-Reddu’l-Muhtar’da İbn Abidin şöyle der: “et-Tahtavi Ebu Mes’ud’dan namazda ağzı örtmenin haramlığını nakletmiştir.”[12]

El-Mubarekfuri şöyle demiştir: “Hadis kişinin ağzını örterek namaz kılmasının haram olduğuna delalet etmektedir. Bu yasağın hikmeti, kıraate ve meşrû zikirlere mani olmasıdır. Şayet ağzını eliyle örterse ele düşen sünneti terk etmiş olur. Eğer bir kumaş ile örterse mecusilere benzemiş olur. Çünkü onlar ateşe ibadet ederken bu şekilde sarınırlar.”[13]

Tayyibî, Munavî ve es-San’anî dediler ki: “Kişinin (namazda) ağzını örtmesini yasakladı” çünkü bu cahiliyye fiilidir. Onlar sarık sardıklarında ağızlarını da örterlerdi, bundan yasaklandılar. Çünkü bu bazen kıraatin tamam olmasına veya secdelerin kemaline mani olur.”[14]



[1] Hasen. İbn Huzeyme (772, 918) İbn Hibban (6/117) Hakim (1/384) Ebu Davud (643) İbn Mace (966)

[2] Haşiyetu İbn Abidin(1/439) Haşiyetu’d-Dusuki (1/218) el-Mecmu (3/179) Keşşafu’l-Kına (1/275)

[3] El-Mugni (2/299)

[4] El-Aynî, Şerhu Suneni Ebi Davud (3/181).

[5] Şevkani Neylu’l-Evtar (2/92)

[6] İbn Rislan Şerhu Suneni Ebi Davud (4/94)

[7] Er-Ravdu’l-Merbu (s.75)

[8] İbn Teymiyye Şerhu’l-Umde (4/358) İktizau’s-Sirati’l-Mustakim (1/384-85)

[9] Meraki’l-Felah (s.128)

[10] Menhelu’l-Azbi’l-Mevrud (5/33)

[11] Kasani Bedaiu’s-Sanai (1/506)

[12] Seharenfurî Bezlu’l-Mechud (3/587)

[13] Mir’atu’l-Mefatih (2/480)

[14] Tayyibi Şerhu’l-Mişkat (3/967) Feyzu’l-Kadir (6/315) es-San’anî et-Tenvir Şerhu’l-Camii’s-Sagir (10/542)

6 Mayıs 2021 Perşembe

Milli Marş Esnasında Kıyam Durmanın ve Milli Bayrağa Selam Durmanın Hükmü

 Milli marş esnasında saygı duruşu yapmak bayrağa tahiyyedir ve bunun manası ta’zimdir. Böyle bir ta’zim ise yalnızca Allah Teâlâ için olabilir.

Tahiyyenin caiz olanı ve olmayanı vardır. Selam vermek manasındaki tahiyye, kullar hakkında caiz iken, ta’zim (saygı duruşu) şeklindeki tahiyye ancak Allah Azze ve Celle için yapılabilir.

Kullar arasında selamlaşma manasındaki tahiyyenin meşrûluğu hakkında Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَإِذَا حُيِّيْتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّواْ بِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا

Bir selamla (tahiyyeyle) selamlandığınız zaman ondan daha güzeliyle selamlayın veya onunla karşılık verin.” (Nisa 86)

Sahih hadiste, namazda teşehhüdde okunması için:

التحيات لله 

“Bütün tahiyyeler Allah içindir” lafzı gelmiştir. Bunun manası ta’zim manasındaki tahiyyeler yalnız Allah içindir demektir.

Cabir radıyallahu anh’den: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem rahatsızlanınca namazı oturarak kıldı, biz de arkasında namaz kıldık. Ebu Bekr radıyallahu anh insanlara tekbiri işittiriyordu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize dönünce ayakta namaz kıldığımızı gördü ve bize oturmamızı işaret etti. Biz de oturarak namazı kıldık. Selam verince şöyle buyurdu:

Az önce neredeyse Faris ve Rum’ların, kralları otururken, kendilerinin ayakta duruşları gibi yapacaktınız. Böyle yapmayın. İmamınıza uyun. Eğer imamınız ayakta kıldırırsa siz de ayakta kılın. Oturarak kılarsa, siz de oturarak namaz kılın.” (Muslim no:413)

Bu hadis, kıyamın ibadet türlerinden olmasının delillerindendir. Liderlere, ölülere, bayrağa vb. karşı ayakta durmak veya onlar için ayağa kalkmak, kâfirlere ait ta’zim ve saygı gösterme şekillerindendir.

Milli marş esnasında selam durmanın veya bayrağa saygı duruşu yapmanın hükmüne gelince;

Birincisi: Müzik aletleri eşliğinde okunan marşları dinlemek haramdır. Bunun milli marş olması veya başka bir şarkı olması arasında bir fark yoktur.

İkincisi: Zillet göstererek ve ta’zim ederek kıyam etmek yalnızca Allah Teâlâ için yapılabilir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ

Kânitler olarak (huşû içinde) Allah için kıyam durun.” (Bakara 238)

Allah Teâlâ, bunun kendisinin azamet ve celalinden olduğunu haber vermiştir. Kıyamet günü en yüce mahlûklar olan melekler Allah için kıyama duracaklar, Allah Teâlâ izin vermeden kimse konuşamayacaktır. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:

يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلَائِكَةُ صَفًّا لَا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَنُ وَقَالَ صَوَابًا

Rûh (Cebrail) ve meleklerin saf saf durdukları gün, Rahmân'ın izin verdiği kimselerden başkası konuşamaz; konuşunca da doğru söyler.” (Nebe 38)

Tahir b. Aşur, et-Tahrir ve’t-Tenvir adlı tefsirinde (30/51) bu ayet hakkında şöyle demiştir: “Kıyam; ciddî bir işe hazır bir halde saygıyla durmaktır ve bu yalnızca Allah Teâlâ’nın hakkı olan kulluk haklarındandır…”

Her kim kendisi için saygı duruşu yapılacak bir mahlûk olduğunu iddia ederse Allah Teâlâ’nın haklarından birini o mahlûka vermiş olur. Bu yüzden Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

Muaviye b. Ebi Sufyan radıyallahu anh’den: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim:

Kim insanların kendisi için kıyama durmalarına sevinirse cehennemde oturacağı yeri hazırlasın.” (Tirmizî no:2755) el-Elbani sahih olduğunu söylemiştir.

Ebu Umame radıyallahu anh’den: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem asasına dayanmış olarak yanımıza çıkageldi. Biz de hemen ona ayağa kalktık. Şöyle buyurdu:

Acemlerin saygı için birbirlerine kalktıkları gibi yapmayın.” (Ahmed 5/253) Ebû Dâvûd (5230) İbn Mâce (3836)

Enes radıyallahu anh’den: “(Sahabelere) Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den daha sevgili bir şahıs yoktu. Bununla beraber O’nu gördükleri zaman, bundan hoşlanmadığını bildikleri için ayağa kalkmazlardı.” (Ahmed (3/250) Tirmizî (2754) Ziyâu'l-Makdisî el-Muhtâre (6/14) İbn Ebî Şeybe (8/586) Buhârî Edebu’l-Mufred (946)

Halife el-Mehdî Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in mescidine girince imam olan İbn Ebi Zi’b dışında herkes kıyama kalktılar. İbn Ebi Zi’b’e: “Kalk, bu mü’minlerin emiridir” denilince dedi ki:

“İnsanlar ancak âlemlerin rabbi için kıyama kalkarlar” Bunun üzerine el-Mehdî dedi ki:

“Onu bırakın. Başımdaki bütün tüyler kalktı!” (Zehebi, Siyeru A’lami’n-Nubelâ (7/144)

Dâimî Fetva Komisyonu âlimlerine şöyle soruldu: “Müslümanın milli bayrak için saygı duruşu yapması caiz midir?” Şöyle cevap verdiler:

“Müslümanın milli bayrak için saygı duruşu yapması caiz değildir. Bilakis bu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ve ondan sonraki raşid halifelerin (radiyallahu anhum) zamanında mevcut olmayan çirkin bir bid’attir. Bu aynı zamanda tevhidin farz olan kemâline, yalnızca Allah için tazimin halis kılınmasına da aykırıdır. Şirke bir vesiledir. Yine bunda kâfirlere benzeme söz konusudur ve onların çirkin âdetlerini taklit etmektir. Bu, onların merasimlerinde liderlerine tazimde aşırılık yapmalarına uymaktır. Nitekim Nebî sallallahu aleyhi ve sellem onlara benzeşmekten yasakşamıştır. Başarı Allah’tandır. Allah’ın salatı ve selamı nebimiz Muhammed’e, ailesine ve ashabının üzerine olsun.” (Şeyh Abdulaziz b. Baz, Şeyh Abdurrazzak Afifî, Şeyh Abdullah Gudeyyan, Fetava’l-Lecneti’d-Daime 1/235)

Şeyh el-Elbânî rahimehullah’a sorulan bir soru ve cevabı şu şekildedir:

Soru: Bayrak önünde saygı duruşunun hükmü nedir? Milli marş esnasında bayrak dikip önünde hareketsiz durmanın hükmü nedir?

Cevap: Şüphesiz bu kâfir Avrupa’lıları takliddendir. Nitekim onları taklid etmekten genel olarak ve özel olarak yasaklanmış bulunuyoruz. Herhangi bir müslüman devletin kâfirleri taklid etmesi caiz değildir. Lakin mesele ileri gelenlerin buna müsaade etmemelerine dönmektedir.

Şüphe yok ki bu taklitçiliği ve kâfirlerin adetlerini İslamî adetlere çevirebilecek olan; dünyada kendisinin üzerinde yönetici bulunmayan müslüman yöneticidir. Memur veya askerlere gelince, İslam’dan sapmış olan bu kanunlara uymaktan başkasını yapamaz. İnsanların mertebelerinde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu hadisine göre, görünen durum budur:

مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ، وَذَلِكَ أَضْعَفُ الْإِيمَانِ

Bir münker göreniniz eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle. Bu ise imanın en zayıfıdır.” (Muslim no:49)

Bizler biliyoruz ki İslamî beldelerin çoğunda bu gibi problemler – söylediğimiz gibi – yabancıları taklid etmek sebebiyledir.

Mesela; Bazı İslâmî arap devletleri askerlerin sakal bırakmasına müsaade etmiyorlar. İnsanlar bu konuda hadiste zikredilen mertebelere göre hareket ederler. İnsanların çoğu bugün askere gittiklerinde sakallarını kesiyorlar. Kanun böyledir. Bazıları da kesmiyorlar. Buna rağmen onların sakallarını zorla kesiyorlar. Bunu yapan gerçekten azdır. Burada – Ürdün’de ve Suriye’de – bunun örnekleri çoktur. Onlara baskı ve işkence yapılıyor, hapse atılıyorlar… Sonra Allah Azze ve Celle yardım ediyor da, sakallı askerin binlerce sakalsızın önüne çıktığını görüyorsun.

Öyleyse mesele, mükellef kulun iman kuvvetiyle ilgilidir. Bu tutum, İslam’a uygun olmayan bir selamlama ile bayrağa saygı gösterme teklifidir. Şüphesiz bunu yapmamaya güç yeter. Lakin önünde hapis ve işkence olduğunu bilmelidir. Bazen bilmediğimiz daha başka şeyler de yapabilirler. İmanı kuvvetli olan mümin sabreder. Allah Azze ve Celle’nin müminlere vaad ettiği gibi, sabırdan sonra ancak zafer vardır. Bu şekilde sabredemeyen diğerleri ise kalpleri bu selama karşı çıktıkları halde selamlarlar.

Böylece bunun bir münker olduğunu bilmemiz gerekir. Kıyamda durmak zorunda kalan kimse en azından kalbiyle inkâr etmelidir. Çünkü sahih rivayetlerden birinde geldiği gibi bundan öte zerre kadar iman yoktur.

Soru sahibi: “Bayrağın önünde sadece bir duruş tevhidi bozar mı?”

Cevap: Evet. İslâm’ı, dini ve İslamî edebi bozar. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:

يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ

O gün insanlar âlemlerin rabbi için kıyama dururlar.” (Mutaffifin 6)

Bu saygı duruşu, putlara yapılan saygı duruşuna benzemektedir. Zira bayrak, kumaş parçasından ibarettir. Lakin bu, maalesef, Avrupa’lıları körce taklid etmektir.”

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)