Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Selefî Davet İle Tekfirci İşid Arasındaki Açık Farklar

Selefî Davet İle Tekfirci İşid Arasındaki Açık Farklar * Makale sahibi isminin yayınlanmasını istememiştir. Tercüme Eden: Ebu Muaz el...

27 Mayıs 2017 Cumartesi

Güncelleme: 1438 Ramazan Hilali güney afrika ülkelerinde görüldü

Güncelleme: Güney Afrika, Gana, Mairitius, Kenya, Namibia, Nijerya, Sri Lanka, Tanzanya,  Zambiya ve Zimbabwe'den hilalin çıplak gözle görüldüğüne dair haberler tahkik edilerek sabit olmuştur. 1 Ramazan 27 Mayıs Cumartesi günüdür.


26.05.2017/29 Şaban 1438 tarihi akşamı Adana, Ankara, Azerbaycan ve Bursa'da havanın kapalı olması sebebiyle hilal görülemedi. Fransa'da 4 ayrı şehirde yapılan gözlemlerde ise hilal teleskopla görülmüş lakin çıplak gözle görülememiştir.
Teleskopla çekilen resimler:




Uyarı: Teleskop ile gözlemlenen hilalin, şer'an geçerli olabilmesi için, hilalin görüldüğü bölgenin hilali çıplak gözle görme imkanı olan bir bölge olması veya teleskopla gördükten sonra çıplak gözle de o alana bakıldığında hilalin görülmesi gerekir. (Bununla birlikte bazıları sadece teleskop ile görmenin yeterli olacağı görüşündedir. Çıplak gözle görülmesini şart koşmamaktadırlar. Lakin nasların zahiri, herhangi bir alet olmaksızın yalın gözle görme esasına delalet etmektedir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in: "Hilali gördüğünüzde..." kavliyle emredip de dinin tamama erdirildiği sırada insanlar teleskop gibi aletler kullanmıyorlardı. Şüphe ve tereddütten uzak olanı, hilalin çıplak gözle görülme imkanı olmasını araştırmaktır. Allah en iyi bilendir.) Ayın seyir haritası günlük olarak yayınlanmaktadır. Mesela 26 Mayıs tarihi için ay seyir haritası aşağıdaki gibidir:
 

21 Mayıs 2017 Pazar

Misyar Nikahı, Haram Olan Mut'a Nikahı ve Örfî Nikah

Misyar, Mut’a ve Örfi Evlilik Arasındaki Farklar
Suleyman b. Salih el-Haraşî
Tercüme: Ebu Muaz 
Bazı insanların “Misyar evliliği”, “Mut’a nikahı” ve “Örfî” evliliği birbirine karıştırdıklarını gördüm ve bu üç tür evliliği tarif etmek, bunlar arasındaki farkları özet bir şekilde açıklamak istedim. Şeyh Abdulmelik el-Mutlak’ın “Zevacu’l-Misyar” adlı risalesinden ve Üstad Cemal b. Mahmud’un “ez-Zevacu’l-Urfî Fi Mizani’l-İslam” kitabından nakiller yaptım.

Tanım:

1- Misyar evliliği: Kişinin kadınla evlenirken nikâhın rükünlerini yerine getirerek meşru bir akit yapmasıdır. Lakin kadın mesken ve nafaka haklarından vaz geçer.
2- Mut’a evliliği: Kişinin belirli bir süre için bir mal karşılığında bir kadınla evlenmesidir. Bu belirlenen süre bittiğinde talak söz konusu olmaksızın nikâh da sonlanır. Bunda nafaka ve sükna gerekli koşulmaz, müddetin dolmasından önce eşlerden birinin vefatı halinde aralarında miras hükümleri geçerli değildir.
3- Örfî evlilik: Bunun da iki çeşidi vardır:
a- Bâtıl olan örfî evlilik: Kişinin kendisi ile kadın arasında, evliliği kabul ettiklerine dair bir belge yazarak iki kişinin de buna şahitlik etmesidir. Bu belge iki nüsha olur ve biri erkekte, diğeri kadında kalır. Erkek kadına mal (mehir) verir. Velisiz kıyıldığı ve ilan edilmeyip gizlilik üzere yapıldığı için bu nikâh batıldır!
b- Meşrû olan örfî evlilik: Bu, sıradan evlilik gibidir lakin özel açılardan resmî kayıt altında değildir. Bazı âlimler, özel açılardan kayıt altına alınmadığı (resmileştirilmediği) için bunu haram görmektedirler. Zira bilinen bazı sorunlara sebebiyet vermektedir.

 Meşrû Olan Örfî Evlilik İle Misyar Nikâhı Arasındaki Benzer Noktalar:

1- Her iki evlilikte de nikâh akdi, fakihler katında ittifak edilmiş olan; icap, kabul, şahitler ve veli izni gibi bütün meşru nikâh rükünleri ve şartlarını tamamlamıştır.
2- Her iki evlilikte de eşlerin birbirlerinden faydalanmaları mubahtır, nesep sabit olmakta, aralarında miras hukuku geçerli olmakta ve meşru nikâhtan dolayı akrabalık mahremiyetleri söz konusu olmaktadır.
3-  Her iki evlilikte meydana gelebilecek sorunlar bakımından da birbirine benzer; mehirin pahalı olması, kadının evde çokça durması, talak hakları, ilk eşin, kocasının ikinci evliliğini istememesi, kocanın eşlerden birinden daha fazla faydalanması, kişinin ilk ailesini ihmal etmesinden korkulması gibi riskler her iki tür evlilikte de söz konusudur.
4- Her iki evlilikte de genellikle aile yaşamında diğer eşten gizlilik hakimdir.

Misyar Evliliği İle Örfî Evlilik Arasındaki Farklar

1- Misyar evliliği hükümet dairelerinde resmi kayıt altına alınır.[1] Lakin örfî nikâh asla resmen belgelenmez.
2- Örfî evlilikte nikâhın bütün sonuçlarıyla beraber nafaka ve mesken hakkı da vardır. Misyar nikâhında ise eşler nafaka ve mesken hakkının düşürülmesinde anlaşırlar.

Misyar Evliliği İle Mut’a Evliliği Arasındaki Farklar

1- Mut’a nikâhı belli bir zamanla kayıtlıdır. Misyar nikâhı ise vakitle sınırlı değildir ve bu nikâh ancak talak ile bozulur.
2- Mut’a nikatında; nesebin ispatı dışında; nafaka, sükna[2], talak, iddet, miras hukuku gibi meşru nikâhın etkileri söz konusu değildir. Misyar nikâhında ise, nafaka ve süknâ dışında bu etkilerin hepsi söz konusudur.
3-  Mut’a yapılan kadına karşı talak (boşama) söz konusu değildir. Bilakis anlaşılan süre sona erdiğinde ayrılık gerçekleşir. Misyar nikâhı ise böyle değildir.
4- Mut’a nikâhında veli izni ve şahitler şart koşulmaz. Misyar nikâhında ise veli izni ve şahitler şarttır.
5- Mut’a nikâhında kişi dilediği kadar kadınla evlenir. Misyar nikâhı ise böyle değildir. Kişinin hepsiyle de misyar nikâhıyla evlense bile dörtten fazla kadınla evlenemez.
Misyar Evliliği Hakkındaki Fetva:
Misyar nikahının mubah olduğunu söyleyenlerden Şeyh Abdulaziz b. Baz rahimehullah’a, ikinci evlilik yapmak isteyen birinin, ikinci eşini babasının evinde bırakması şartıyla, muhtelif vakitlerde bu eşine gitmek üzere evlenmesi sorulunca şöyle cevap vermiştir:
“Dinen muteber olan nikâh şartları yani velinin izni, eşlerin buna rızası ve iki adil şahidin nikâh akdine şahitlik etmesi, eşlerin manilerden selamette olması yerine geldikten sonra bunda bir sakınca yoktur. Zira Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Yerine getirmeye en layık olan şartlar, kendisiyle fercleri helal kıldığınız şartlardır.” Yine şöyle buyurmuştur:
“Müslümanlar, şartlarına bağlılık gösterirler.” Eğer eşler kadının ailesinin yanında kalması şartıyla anlaşırlarsa veya taksim sadece belirli günlerde gündüzleri veya geceleri olacak şekilde anlaşılırsa bunda sakınca yoktur. Ancak nikah gizli olmamalı, ilan edilmelidir.”

Misyar Evliliğine Cevaz Veren Âlimlerin En Önemli Delileri

1- Bu evlilik, icap, kabul, iki tarafın rızası, veli izni, mehir ve şahitler olmak üzere nikahın bütün rükün ve şartlarını içermektedir.
2- Sünnette, müminlerin annesi Sevde radiyallahu anha’nın kendisine taksim edilen günlerini Aişe radiyallahu anha ile geçirmesi için Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e hibe ettiği sabit olmuştur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu yüzden Aişe radiyallahu anha için iki gün taksim etmişti. Bunu Buhârî rivayet etmiştir.
Bu hadisin delil olma yönü şöyledir: Sevde bt. Zem’a radiyallahu anha kendine ayrılan gününü Aişe radiyallahu anha için hibe etmiş ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de bunu kabul etmiştir. Bu da gösterir ki; kadın, kendisine ait olan sükna ve nafaka gibi bir haktan vaz geçebilir. Şayet bu caiz olmasaydı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Sevde radiyallahu anha’nın bu hakkından vaz geçmesine izin vermezdi.
3- Bu tür evlilikte birçok faydalar vardır. Kadının fıtrî tabiatinde bulunan dürtüler vardır ve bundan dolayı çocukla rızıklanır. Şüphe yok ki misyar nikahı, kadının kocasız kalması sebebiyle yaşayacağı sorunları azaltır. Özellikle boşanmış ve dul kadınlar için böyledir. Yaygın olan evlilik şeklinin ağır yüklerine güç yetiremeyen erkekler içinde iffetli kalmanın bir sebebidir.


[1] Burada birden fazla evliliği resmen onaylayan hükümetler veya tek evlilik yapacak kimsenin bu nikâhı resmileştirmesi kastedilmektedir.
[2] Sükna; kadının kocasına ait bir evde kalma hakkıdır. Misyar nikâhında kadın bu hakkından vaz geçer, kendine ait veya babasına ait bir evde kalır, geçimine dair kocasının nafaka yükümlülüğünü karşılamasından da vazgeçer. Geçimini ya kendisi ya da yakınları karşılar.

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Ebu Hanife'nin İsmini Alet Ederek Sünnet Düşmanlığına Karşı Uyarı!

Soru:
Selamun Aleykum hocam. Ebu Hanife hakkında alimlerin sözlerini sitenizde nakletmişsiniz. Ancak ben Zehebi'nin "Menakıbı Ebu Hanife" isimli eserini okudum. Orada da sizin zikrettiğiniz âlimlerin bazıları onu övüyorlar. Yine Tarihu'l Bağdad" da onu öven âlimlerin listesi varmış, şimdi her ikisinden biri zayıf olması gerekir değil mi?
Cevap:
Aleykum selam ve rahmetullah
Ebu Hanife'yi övenler fıkhı hakkında övmüşler, onun akidede bid'ati ve hadislere karşı re'y ve kıyas ile itiraz etmesi gibi tavırlarından dolayı cerh etmişlerdir.
Hadiste de zayıf olduğunda ittifak vardır.
Ebu Hanife'yi hadis konusunda ta'dil eden sahih bir rivayet yoktur. Ebu Hanife hakkında gelen nakillerin sahih olanlarını Mukbil b. Hadi, Neşru's-Sahife adlı eserinde bir araya toplamış ve isnad değerlendirmelerini yapmıştır. 
Akidedeki bid'atine gelince, ameli imandan saymaması, imanın artıp eksildiğini kabul etmemesidir. Kur'an'ın mahlûk olduğunu söylediği ve bundan dolayı kadı Şureyh tarafından iki defa tevbe ettirildiği sabit olmuştur.
Buna rağmen İbn Teymiyye, Ebu Hanife'nin Mürcieliğe sapmasının sonraki Cehmiyye, Mu'tezile, Eşari ve Maturidilerin sapmasından daha hafif olması, topluluklar tarafından kabul gören bir âlim sayılması ve kelam'ı kınaması sebebiyle olsa gerek, onu imamlar arasında saymaya başlamış, Cehmiyye, Muşebbihe gibi sapık fırkalara karşı Ebu Hanifenin sözlerini de kullanmıştır. İbn Teymiyye'ye de öğrencilik yapmış olan Zehebi, Ebu Hanife hakkında gevşek davranmış, Siyeru A’lami’n-Nubela’da Ebu Hanife’yi öven sözleri, isnadlarını vermeden zikretmiştir.
Menakıbu Ebi Hanife adıyla yayınlanan ve Türkçeye de tercüme edilen esere gelince, bu eser, yayınlanan şekliyle Zehebi'ye ait değildir. Bildiğim kadarıyla Zehebi'nin aynı isimdeki orijinal eseri kayıptır. Ebul-Vefa Efgani Zehebi'nin eserlerinden derleme yaparak Zehebi'nin verdiği isimle yayınlamış ve Ebu Hanife'ye aşırı taassubuyla bilinen M. Zahid el-Kevserî eserin orijinal olmadığıyla ilgili bir açıklama yapmaksızın, kitabın mukaddimesinde tedlis yaparak Efgani'nin derlemesini tahkik etmiştir. Bu derleme risalede yalnızca Ebu Hanife'nin fıkhî re'ylerini, ibadetlerini vs. öven kimselerin nakline yer vermiş, re'yi konusunda onu eleştiren rivayetler ile hadisteki zayıflığı ve akidesinin bozukluğu hakkında nakledilenlere değinmemiştir. Yine Kevseri, tahkikinde Ebu Hanife'yi öven sözlerin isnadlarının sıhhatini tahkike de hiç girmemiştir!
Mesela Yahya b. Main'in Ebu Hanife hakkında "sika" dediği ve övdüğüne dair rivayet zayıf bir ravi olan Muhammed b. Sa'd el-Avfî yoluyla gelmiştir.
Yahya b. Main’in Ebu Hanife hakkında sika dediğine dair rivayetlerin isnadını Hatibu’l-Bağdadi Tarih’inde (13/449) zikretmiştir. Bu rivayetler içinde sahih olanı, Yahya b. Main’in yanında Ebu Hanife hakkında “kezzab” denilince, İbn Main Ebu Hanife’nin yalancı olmadığını, saduk olduğunu, fakat hadis şeyhlerinden olmadığını söylemiştir. Yani İbn Main yalnızca Ebu Hanife’nin yalancılıkla nitelenmesine karşı çıkmış, hadiste zayıf oluşunu da belirtmiştir.
İbn Main’in Ebu Hanife hakkında “la be’se bih” dediği sözüne gelince, bunun isnadında Cafer b. Durustuye zayıftır. Hanefi mutaassıpları bu sözü de eksik naklettikleri için bu bir ta’dil zannediliyor! Bu rivayette İbn Main: “Ebu Hanife sıdk ehlindendir, yalanla itham edilmedi”, diğer rivayette: “onda beis yok, yalan söylemezdi ” demiştir. Görüldüğü gibi bu tadil sözü Ebu Hanife’nin adaleti hakkındadır, hıfzı hakkında değildir. Bu da Ebu Hanife’nin zayıf olduğunu, ancak şiddetli zayıflardan, metruk ravilerden olmadığını ifade eder. Lakin belirttiğim gibi Yahya b. Main’e kadar ulaşan isnadı Cafer sebebiyle zayıftır.
Yahya b. Main’in Ebu Hanife hakkında “sikatun, sikatun” lafzıyla ta’diline dair rivayet uydurmadır. İsnadında Ahmed b. es-Salt el-Himmani (Ahmed b. Atiyye diye meşhurdur) yalancıdır. Ahmed b. Salt’ın Yahya b. Main’den Ebu Hanife’yi tevsik ettiğine dair birkaç rivayeti daha vardır. Bunlar yalandır. Nitekim Hatib el-Bağdadi bu nakillerin ardından: “Ahmed b. es-Salt ki Ahmed b. Atiyye'dir, sika değildir” diyerek uyarmıştır.
Salih b. Muhammed Cezere el-Esedi’nin Yahya b. Main’den nakline dair meçhul sigayla yapılan rivayetin isnadını ise hiçbir yerde bulamadım. Bunu nakleden herkes, İbn Hacer, Zehebi veya Mizzi’nin muallak olarak zikrettiği bu rivayeti isnadsız olarak nakletmekle yetinmişlerdir.
Yahya b. Main'den sahih olarak, isnadıyla gelen rivayet ise Ebu Hanife hakkında "zayıf" diğer bir sahih rivayette: “Ebu Hanife mürcie idi, bidatine davet edenlerden idi ve hadiste bir şey değildir”, diğer bir sahih rivayette de: “Ebu Hanife’den hadis yazılmaz” dediğine dair rivayettir.
Sonuç olarak, Ebu Hanife’yi hadis konusunda hiçbir imam ta’dil etmemiş, bu konuda sahih bir rivayet gelmemiştir. Abdullah b. Suleyman b. el-Eş’as, hadis imamlarının Ebu Hanife’yi cerh etme hususunda icma ettiklerini nakleder. Bunu Şeyh Mukbil b. Hadi Neşru’s-Sahife’de (s.302) zikretmiştir.
Ebu Hanife hadisteki zayıflığını bizzat kendisi de itiraf etmiştir. Tirmizî, İlelulKebir’de (2/447) sahih bir isnad ile Ebu Hanife’nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Size rivayet ettiğim hadislerin genelinde hata vardır.”  Hanefi hadis hafızlarından Zeylai de “alışveriş ve şart” ile ilgili hadisten bahsederken Ebu Hanife’nin hadiste zayıf olduğunu itiraf etmiştir.
Maalesef bu meselede yazan yazarlar ya taassup sebebiyle, ya toplumun tepkisinden çekindiklerinden, ya da cahilliklerinden, Ebu Hanife hakkında adil davranmıyorlar!
Diğer bazıları da: “Ebu Hanife yahudi idi” gibi aşırı, Ebu Hanife’nin cerhi hakkında sahih olmayan rivayetleri de kullanmak suretiyle, bazen “Ebu Cife” diye hakaret ederek cerh zikretmektedirler. Bu yazarlardan insaflı olanı: “Hanefilerden özür dileyerek söylemeliyim ki, hadis imamları Ebu Hanife’nin hadiste zayıf olduğunu söylemiştir” diyor.
Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Ebu Hanife fıkıhta imam olmasına rağmen hadiste zayıftır, nice fakih, müfessir, tarihçi, Kur’an kârî’i imamlar vardır ki, hadis rivayetinde ve hıfzında zayıf görülmüştür. Vakıdî, Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem, Mukatil vb. gibi. Bu üzerinde durulması gereken asıl konu değildir.
Asıl üzerinde durulması gereken konulardan birisi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetleri karşısındaki tavırdır. Ebu Hanife’den kelamı ve kıyası zemmeden, Allah Azze ve Celle’nin sıfatlarının delilsiz olarak tevil edilmesine karşı çıkan sözler sabit yollardan nakledilmiştir. Bununla beraber, kendisine bazı hadisler ile hüccet sunulmasına rağmen re’yini savunmaya devam ettiği nakledilmiş, hamr’ın (sarhoş edici içkilerin) kapsamına giren şeyler, velisiz nikah vb. bir çok meselelerde, bizim bugün sahih olduğunu net olarak gördüğümüz bazı naslara muhalif fetvaları olmuştur. Bizler o imama hüsnü zan ederek, bugünün imkanlarıyla sıhhatini net olarak anladığımız birçok hadisin sıhhati, Ebu Hanife nezdinde bu kadar net değildi deriz. Zira Ebu Hanife yalnızca kendisinin bilip tanıdığı, güvendiği ravilerin rivayetlerine güveniyordu. Rical ilmi ve hadis metinlerine dair tedvinat da onun asrında ve bulunduğu ortamda yeterli değildi. Rical bilgisi daha iyi olan muhaddis imamların sıhhatini ispat ettikleri hadislere karşı, Ebu Hanife’nin eksik kalması ve muhalif düşmesi makuldür.    
Diğer taraftan, Ebu Hanife ile muasır olan, onu bizzat görüp tanımış büyük imamların tamamı Ebu Hanife’yi akidesindeki sapmaları ve selefe muhalefeti sebebiyle terk etmiş ve eleştirmişlerdir. Bu meselede, “Muasır olan âlimlerin birbirlerine haset etmeleri sebebiyle, birbirlerini cerh etmelerine itibar edilmez” kaidesini getirmek kadar abes, cahilane taasup yoktur! Zira hemen onların ardından gelen neslin, Şafii, Ahmed b. Hanbel, Abdurrahman b. Mehdî, Abdullah b. Ahmed, Buhari, Muslim, Nesai, Fesevi gibi imamları da Ebu Hanife'nin akidedeki sapmalarına uyarıda bulunmaya devam etmişlerdir. 
Benim, sitemde Ebu Hanife’nin cerhine dair nakiller aktarmamın sebebi, Ebu Hanife’nin şahsına karşı aşağılama yapmak değildir! Selef-i Salihin’in menhecine karşı büyük ve habis bir tuzak kurulmuş, şer ve mikrop fabrikaları olan İlahiyat fakülteleri ve arap ülkelerindeki sözde İslami üniversitelerin kürsülerinde sünnet inkârcıları, rafizi şiiler, mu’tezile, cehmiler, tarihselci hermonetikçiler, İhvanu’l-Muslimin’in sapık düşünceli siyasî madrabazları, Ebu Hanife’nin ayak kayması veya hata denilebilecek bazı tavırlarını kullanarak, bir meselede ayet veya hadisten sahih naslar bulunmasına rağmen "zamanın şartlarına göre re’y ve akılla kıyas ile te’viller yapmanın" kapısını açmak, nassa rağmen mezhep taklidi ve ihtilafları hoş görerek demokrasi küfrüne ortam hazırlamak istemektedirler.
Ebu Hanife de nas bulunmasına rağmen aklıyla re’y ve tevilde bulunarak kendi zamanında böyle yapmıştır, fakat dar düşünceli, kısır fikirli mutaassıp selefiler ve hadisçiler, aklı öne çıkaran Ebu Hanife’yi çekemeyip haset etmişler, onu cerh etmişlerdir” diyerek Ebu Hanife’ye nispet edilen bir metod olarak, Kur’an ve sünnet naslarına sahabenin anlayışından başka yollarla yaklaşmayı arzulamakta, Kur’an ve sünnet düşmanlıkları için Ebu Hanife’yi alet etmek istemektedirler.
Halkın nezdinde: “Ebu Hanife mi, yoksa dar görüşlü hadisçiler mi?” şeklinde gizli şaibeler oluşturup, “hadisçiler ve selefiler”i çirkin ve "naslara teslim olmayı" dar görüşlülük şeklinde göstermeyi amaçlıyorlar.
Hadisçiler ve selefiler ise Kur’an ve sünnet naslarını anlamada sahabe ve tabiinin menhecine sarılanlar, yani doğru yolda olan tek gruptur. Selefiliği çirkin göstermek için dış düşmanlar selefilik adını suiistimal eden; el-Kaide, Işid gibi terör örgütlerini de desteklemişler, ve içteki düşmanlar da Selefilik yolunun ancak böyle bir sonuç doğuracağı iftirasını atmaktadırlar.
Halbuki bu terör örgütlerinin mensupları ve tekfirciler asla selefî bir metoddan, hadisçi gelenekten gelmemişlerdir! Bilakis bu terör sadece taklitçi, mezhepçi, kıyasçı kültürün sonucu olarak ortaya çıkmıştır.  Şayet selefîlerin cahillerinden biri yanlışlıkla bu terör örgütlerine hüsnüzan etse ve onlara gitse asla onu aralarında barındırmaz, ya akidesini değiştirmeye zorlar yahut öldürürler! Mesela sigara içene yaptıkları gibi. Zira bu örgütler sigarayı haram saymaktadır! Sigarayı yalnızca mezhepçiler, kıyasçılar haram görür! Selefî birinin Kur’an ve sahih sünnet dışında hüküm kaynağı yoktur ki sigaraya haram desin!
Bu konu altından çok suların aktığı bir köprüdür. Selefî; selefe uyandır, selefîye uyan değil! Yani selefî; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e, sahabeye, tabiine ve tebeu’t-tabiine uyandır. Sahabe ve tabiinden sonra çıkan mezhepleri taklid eden, İbn Teymiyye’yi, İbn Abdilvehhab’ı veya imamlardan herhangi birini delilsiz taklid eden veya son asırlarda Suudda, şurda burda kendilerini selefi olarak lanse eden, fakat uygulamada bunu ispat edemeyip, sonrakilerin mezheplerinin yolunda giden kimselere uyana selefî denmez, ancak tufeylî denir! 
Şayet "Ebu Hanife mi, Sahabe’nin menheci mi?" diye sorulacak olursa elbette sahabenin yoluna uymak gerekir. Oluşturulmak istenen intiba ise bunun tam tersidir. Nitekim en hayırlı insanlar olan selefimiz, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetleri ve sahabenin menheci karşısında asla Ebu Hanife’nin aklî re’ylerini tercih etmemişler, bilakis reddetmişler, naslara teslim olmuşlardır. Ebu Hanife’nin cerhi hakkındaki nakillerde bulunmamın sebebi budur, insanların Ebu Hanife’yi önder edinerek Kur’an ve sünnet naslarına muhalefet etmemeleri, imanı anlama konusunda Ebu Hanife’yi masum bir imam zannederek mürcieye sapmamalarıdır vs. Allah yardımcımız olsun.
  Aşağıdaki linklere de bakmanızı tavsiye ederim: 
http://ebumuaz.blogspot.com.tr/2017/05/ummetin-salih-selefi-bidatcilere-uyuz.html

1 Mayıs 2017 Pazartesi

Ebu Hanife Hakkında Sahih Gerçekler

* Aşağıda, gerçekleri ters yüz edenlerin aksine, Ebu Hanife hakkında yalnızca sahih veya hasen isnadlarla gelen rivayetler zikredilmiştir. Bununla beraber sahih olarak gelen daha başka rivayetler de vardır. Ancak yazının çok uzamaması için hepsini almadım. "İmam Ebu Hanife Kimdir" diye kitap yazan ve Ebu Hanife'yi savunan bazı satılmış ve cahil kimselerin gerçeği nasıl çarpıttıkları, Ebu Hanife'yi övmenin ancak Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in getirdiklerini aşağılamak demek olduğu bu yazıdan sonra anlaşılacaktır inşaallah. 
Ebu Hanife Sahabe’den Hiç Kimseden Bir Şey İşitmemiştir
Hamzetu’s-Sehmî dedi ki:
سئل الدارقطني وأنا أسمع عن سماع أبي حنيفة يصح؟ قال: لا، ورؤية ولم يلحق أبو حنيفة أحداُ من الصحابة.
“Darekutni’ye: “Ebu Hanife’nin işitmesi sahih midir?” diye sorulurken işittim. Dedi ki:
“Hayır. Ebu Hanife sahabeden herhangi bir kimseyi ne görmüş, ne de yetişmiştir.”[1]

Selefin İmamları Ebu Hanife’yi Reddetme Hususunda İcma Etmişlerdir

Abdullah b. Ebi Davud es-Sicstani rahimehullah dedi ki:
الوقيعة في أبي حنيفة جماعة من العلماء لأن إمام البصرة أيوب السختياني وقد تكلم فيه، وإمام الكوفة الثوري وقد تكلم فيه، وإمام الحجاز مالك وقد تكلم فيه، وإمام مصر الليث بن سعد وقد تكلم فيه، وإمام الشام الأوزاعي وقد تكلم فيه، وإمام خراسان عبد الله بن المبارك وقد تكلم فيه، فالوقيعة فيه إجماع من العلماء في جميع الآفاق
“Ebu Hanife’yi âlimlerden bir cemaat eleştirmişlerdir. Basra’nın imamı Eyyub es-Sahtiyani onu eleştirdi. Kufe’nin imamı es-Sevri onu eleştirdi. Hicaz’ın imamı Malik onu eleştirdi. Mısır’ın imamı Leys b. Sa’d onu eleştirdi. Şam’ın imamı el-Evzai onu eleştirdi. Horasan’ın imamı Abdullah b. el-Mubarek onu eleştirdi. Her taraftan alimler Ebu Hanife’yi eleştirme hususunda icma etmişlerdir.”[2]

Ebu Hanife İslam’a En Çok Zarar Verenlerden Biriydi

Abdurrahman b. Mehdi dedi ki: “Hammad b. Zeyd’in şöyle dediğini işittim:
سَمِعْتُ أَيُّوبَ وَذُكِرَ أَبُو حَنِيفَةَ فَقَالَ أَيُّوبُ: {يُرِيدُونَ أَنْ يُطْفِئُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللَّهُ إِلَّا أَنْ يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ}
“Ebu Hanife zikredilince Eyyub (es-Sahtiyani)nin şöyle dediğini işittim: Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Allah ise kâfirler hoşlanmasa da mutlaka nurunu tamamlayacaktır.”[3]
Abdurrahman b. Mehdî rahimehullah dedi ki:
ما أعلم في الإسلام فتنة بعد فتنة الدجال أعظم من رأي أبي حنيفة
“İslam’da Deccal fitnesinden sonra Ebu Hanife’nin görüşünden daha büyük bir fitne bilmiyorum.”[4]
Ebu Hanife Amr b. Ubeyd’den Daha Tehlikelidir
Ahmed b. Hanbel rahimehullah şöyle demiştir:
أبو حنيفة أشد على المسلمين من عمرو بن عبيد لأن له أصحاباً
“Ebu Hanife, müslümanlar için (Mutezile önderlerinden olan) Amr b. Ubeyd’den daha tehlikelidir. Zira Ebu Hanife’nin ashabı vardır.”[5]
Ebu Hanife Allah’ın Yolundan Alıkoyanlardan İdi
Hammad b. Zeyd’den: “İbn Avn dedi ki: “Aranızda Allah’ın yolundan alıkoyanlar olduğu bana haber verildi.” Süleyman b. Harb dedi ki
أبو حنيفة وأصحابه ممن يصدون عن سبيل الله
 “Ebu Hanife ve ashabı, Allah yolundan alıkoyanlardandır.”[6]
Süleyman b. Abdilmelik şöyle dedi:
سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الْمُبَارَكِ، يَقُولُ فِي مَسْأَلَةٍ لِأَبِي حَنِيفَةَ: «قَطْعُ الطَّرِيقِ أَحْيَانًا أَحْسَنُ مِنْ هَذَا»
“Abdullah b. el-Mubarek’in Ebu Hanife hakkında şöyle dediğini işittim:
“Yol kesici eşkıya bile bazen bundan daha iyidir”[7]
Ebu Hanife Sünnetleri Eksilten, Şifa Bulmaz Bir Beladır
İsmail b. Ebi Uveys dedi ki: Dayım Malik b. Enes’in şöyle dediğini işittim
أَبُو حَنِيفَةَ مِنَ الدَّاءِ الْعُضَالِ وَقَالَ مَالِكٌ: أَبُو حَنِيفَةَ يَنْقُضُ السُّنَنَ
“Ebu Hanife şifa bulmaz bir beladır. Ebu Hanife Sünnetleri eksiltiyordu.”[8]
Süleyman b. Hassan el-Halebî şöyle demiştir: el-Evzai’nin sayamayacağım kadar çok defa şöyle dediğini işittim:
عمد أبو حنيفة إلى عُرَى الإِسْلاَمِ فنقضها عُرْوَةً، عُرْوَةً
“Ebu Hanife, İslam’ın bağlarını teker teker çözmeye kastetti.”[9]

Ebu Hanife’nin Ölümünden Dolayı Allah’a Hamd Edenler

İbrahim b. Muhammed el-Fezarî şöyle dedi: “Süfyan es-Sevri’nin yanında idim. Ebu Hanife’nin ölüm haberi geldi. Bunun üzerine Sufyan dedi ki:
الحمد لله الذي أراح المسلمين منه لقد كان ينقض عرى الإسلام عروة عروة ما ولد في الإسلام مولود أشأم على أهل الإسلام منه
“Allah’a hamd olsun, Müslümanlar ondan rahata kavuştu. O İslam’ın bağlarını teker teker çözüyordu. İslam’da Müslümanlar için ondan daha bereketsiz biri doğmamıştır.”[10]
Ebu Asım rahimehullah dedi ki: “Ebu Hanife’nin ölüm haberini alınca Sufyan es-Sevrî rahimehullah’ın ona Allah rahmet etsin dediğini falan duymadım. Sadece şöyle dedi:
الحمد لله الذي عافانا مما ابتلاه
“Bizi onun belasından afiyette kılan Allah’a hamd olsun.”[11]
Seleme b. Kulsum’den: el-Evzaî rahimehullah, Ebu Hanife vefat edince şöyle demiştir:
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَمَاتَهُ، كَانَ يَنْقُضُ عُرَى الإِسْلاَمِ عُرْوَةً، عُرْوَةً
“Onu öldüren Allah’a hamd olsun. İslam’ın bağlarını ilmek ilmek çözüyordu.”[12]
Sufyan b. Uyeyne rahimehullah şöyle demiştir:
مَا وُلِدَ فِي الْإِسْلَامِ مَوْلُودٌ أَضَرُّ عَلَى الْإِسْلَامِ مِنْ أَبِي حَنِيفَةَ
“İslam’da İslam’a karşı Ebu Hanife’den daha zararlı bir kimse dünyaya gelmemiştir.”[13]
Mansur b. Muzahim dedi ki:
سَمِعْتُ أَبَا عَلِيٍّ الْعُذْرِيَّ، يَقُولُ لِحَمَّادِ بْنِ زَيْدٍ: مَاتَ أَبُو حَنِيفَةَ. قَالَ: الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي كَنَسَ بَطْنَ الْأَرْضِ بِهِ
“Ebu Ali el-Uzri’nin Hammad b. Zeyd rahimehullah’a: "Ebu Hanife öldü” dediği zaman Hammad’ın:
“Onu yerin altına süpüren Allah’a hamd olsun” dediğini işittim.”[14]

Ebu Hanife Hadis İnkâr Eder, Sahabe’ye de Hakaret Ederdi

Abdulvaris b. Said et-Tennurî rahimehullah dedi ki:
جلست إلى أبي حنيفة بمكة فذكر شيئاً فقال له رجل: روى عمر بن الخطاب رضي الله عنه كذا وكذا قال أبو حنيفة: ذاك قول الشيطان، وقال له آخر أليس يروى عن رسول الله صلى الله عليه وعلى آله وسلم: «أفطر الحاجم والمحجوم»، فقال: هذا سجع فغضبت وقلت: إن هذا مجلس لا أعود إليه فمضيت وتركته
“Mekke’de Ebu Hanife’nin yanına oturdum. Bir şey anlattı. Bir adam dedi ki:
“Ömer b. el-Hattab radiyallahu anh’ın şöyle dediği rivayet edildi.” Ebu Hanife dedi ki:
“O şeytanın sözüdür.” Bir başkası da ona dedi ki:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Hacamat yapanın da yaptıranın da orucu bozulmuştur” dediği rivayet edilmedi mi?” Ebu Hanife dedi ki:
“Bu kafiyeli bir sözden ibarettir.” Bunun üzerine ben öfkelendim ve dedim ki:
“Muhakkak ki böyle bir meclise katılmak yakışmaz.” Kalkıp onu terk ettim.”[15]
Ebu Abdirrahman Abdullah b. Yezid el-Mukrî rahimehullah dedi ki: “Ebu Hanife bize hadisler rivayet ettikten sonra dedi ki:
هذا الذي سمعتم كله ريح وباطل
“Bütün bu işittikleriniz rüzgâr ve bâtıldır.”[16]
Sufyan b. Uyeyne rahimehullah dedi ki:
حدثت أبا حنيفة عن النبي صلى الله عليه وعلى آله وسلم فقال: بل على هذا
“Ebu Hanife’ye Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’den hadis rivayet ettim. Dedi ki:
“Bilakis, mesele benim dediğim gibidir.”[17]
Şureyk b. Abdillah en-Nehai rahimehullah dedi ki:
مذهبهم رد الأثر عن رسول الله صلى الله عليه وعلى آله وسلم

“Ebu Hanife ve ashabının mezhepleri; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den gelen rivayetleri reddetmektir.”[18]
El-Evzai rahimehullah şöyle demiştir:
إنا لا ننقم على أبي حنيفة الرأي كله إنما ننقم أنه يذكر له الحديث عن رسول الله صلى الله عليه وعلى آله وسلم فيفتي بخلافه
“Biz Ebu Hanife’ye sırf re’y ile görüş belirttiği için kızmıyoruz. Ancak kendisine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den hadis zikredildiğinde o hadisin aksine fetva verdiği için kızıyoruz.”[19]

Ebu Hanife Dine Tuzak Kuruyordu

Mansur b. Ebi Muzahim’den:
يَقُولُ فِي أَبِي حَنِيفَةَ قَوْلًا يُخْرِجُهُ مِنَ الدِّينِ، وَقَالَ: «مَا كَادَ أَبُو حَنِيفَةَ إِلَّا الدِّينَ»
“Malik’in Ebu Hanife hakkında Ebu Hanife’yi dinden çıkarıcı bir söz söylediğini işittim. Dedi ki: “Ebu Hanife ancak dine tuzak kurar.”[20]
Diğer rivayette:
ومن كاد الدين ليس له دين
“Dine tuzak kuranın ise dini yoktur” ziyadesi vardır.[21]

Ebu Hanife Mürcie’nin Sapık Görüşlerine Davet Ediyordu

Hammad b. Zeyd rahimehullah, Ebu Hanife hakkında şöyle dedi:
إِنَّمَا ذَاكَ يُعْرَفُ بِالْخُصَومَةِ فِي الْإِرْجَاءِ
“Ebu Hanife ancak mürcielik hakkında tartışmasıyla bilinir”[22]
Ebu Abdirrahman el-Mukri rahimehullah dedi ki:
كان والله أبو حنيفة مرجئاً ودعاني إلى الإرجاء فأبيت عليه
“Allah’a yemin olsun, Ebu Hanife mürcie idi. Beni ircaya davet etti, kabul etmedim.”[23]
Hammad b. Zeyd rahimehullah şöyle dedi:
جَلَسْتُ إِلَى أَبِي حَنِيفَةَ بِمَكَّةَ فَذَكَرَ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ فَانْتَحَلَهُ فِي الْإِرْجَاءِ فَقُلْتُ مَنْ يُحَدِّثُكَ يَا أَبَا حَنِيفَةَ؟ قَالَ: سَالِمٌ الْأَفْطَسُ، فَقُلْتُ لَهُ: فَإِنَّ سَالِمًا يَرَى رَأْيَ الْمُرْجِئَةِ، وَلَكِنْ حَدَّثَنَا أَيُّوبُ قَالَ: رَآنِي سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ جَلَسْتُ إِلَى طَلْقِ بْنِ حَبِيبٍ فَقَالَ: أَلَمْ أَرَكَ جَلَسْتَ إِلَى طَلْقٍ؟ لَا تُجَالِسْهُ، قَالَ: فَكَانَ كَذَلِكَ، قَالَ: فَنَادَاهُ رَجُلٌ: يَا أَبَا حَنِيفَةَ وَمَا كَانَ رَأْي طَلْقٍ فَأَعْرَضَ عَنْهُ ثُمَّ نَادَاهُ فَأَعْرَضَ عَنْهُ، فَلَمَّا أَكْثَرَ عَلَيْهِ قَالَ: وَيْحَكَ كَانَ يَرَى الْعَدْلَ
“Mekke’de Ebu Hanife’nin meclisine katıldım. Said b. Cubeyr’i sahiplenerek Mürcie görüşüne nispet etti. Ona:
“Ey Ebu Hanife! Bunu sana kim söyledi?” dedim.
“Salim el-Eftas” dedi. Ona dedim ki:
“Salim mürcie görüşünde idi. Lakin bize Eyyub şöyle rivayet etti:
“Said b. Cubeyr benim Talk b. Habib’in meclisine katıldığımı görünce:
“Neden Talk’ın meclisine katıldığını görüyorum? Onunla oturma” dedi. Durum böyleyken birisi:
“Ey Ebu Hanife! Talk’ın görüşü ne idi?” diye seslendi. Ondan yüzçevirdi. Sonra bir daha seslendi, yine yüz çevirdi. Seslenmeyi artırınca dedi ki:
“Yazık sana, Talk, adl (mutezile) görüşünde idi”[24]
Bu Ebu Hanife’nin yalanıdır. Zira Talk b. Habib’in mürcie olduğu meşhurdur. Mürcie mezhebinin reddedilmesini hazmedemediği için Ebu Hanife bu yalana başvurmuştur.
İshak b. İsa et-Tabbâ dedi ki:
كُنَّا عِنْدَ حَمَّادِ بْنِ زَيْدٍ وَمَعَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ فَذَكَرْنَا شَيْئًا مِنْ قَوْلِ أَبِي حَنِيفَةَ قَالَ حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ: اسْكُتْ وَلَا يَزَالُ الرَّجُلُ مِنْكُمْ دَاحِضًا فِي بَوْلِهِ يَذْكُرُ أَهْلَ الْبِدَعِ فِي مَجْلِسِ عَشِيرَتِهِ حَتَّى يَسْقُطَ مِنْ أَعْيُنِهِمْ، ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا حَمَّادٌ فَقَالَ: أَتَدْرُونَ مَا كَانَ أَبُو حَنِيفَةَ، إِنَّمَا كَانَ يخَاصِمُ فِي الْإِرْجَاءِ فَلَمَّا تَخَوَّفَ عَلَى مُهْجَتِهِ تَكَلَّمَ فِي الرَّأْيِ فَقَاسَ سُنَنَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بَعْضَهَا بِبَعْضٍ لِيُبْطِلَهَا وَسُنَنُ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا تُقَاسُ
 “Hammad b. Zeyd rahimehullah’ın yanındaydık ve Vehb b. Cerir de yanımızdaydı. Bize Ebu Hanife’nin görüşünden bir şeyler zikretti. Hammad b. Zeyd dedi ki:
“Sus! Kişi, aşiretinin meclisinde bid’at ehlini anmakla idrarı içinde debelenip durur ve onların gözlerinden düşer.” Sonra Hammad bize döndü ve dedi ki:
“Ebu Hanife ne yaptı biliyor musunuz? O ancak mürcie görüşlerini savundu. Menheci hakkında korkuya kapılınca re’y hakkında konuşmaya başladı ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetlerini iptal etmek için onları birbirine kıyasladı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetlerine kıyas yapılamaz!”[25]
Ebu İshak el-Fezari rahimehullah dedi ki:
كان أبو حنيفة يقول: إيمان إبليس وإيمان أبي بكر الصديق رضي الله عنه واحد، قال أبو بكر: يا رب وقال إبليس: يا رب
“Ebu Hanife şöyle diyordu: “İblisin imanı ve Ebu Bekr es-Sıddık radiyallahu anh’ın imanı birdir. Ebu Bekr de: “Ya rab” diyor, İblis de: “Ya Rab” diyor.”[26]

Ebu Hanife’nin Mürcie’liği, Cehmilik İdi

Said b. Muslim b. Banek rahimehullah dedi ki:
قلت لأبي يوسف: أكان أبو حنيفة جهمياً؟ قال: نعم، قلت: أكان مرجئاً. قال: نعم، قلت: ولقد قلت له: أرأيت امرأة تزوجت سندياً فولدت له أولاداً مغلفي الرءوس ثم تزوجت بعده تركياً فولدت له أولاداً صغار الأعين عراض الوجوه؟ قال: هم للزوج الأول، قال: فقلت له: فعلام كنت تجالسونه؟ قال: على مدارسة العلم
“Ebu Yusuf’a: “Ebu Hanife Cehmî miydi?” dedim.
“Evet” dedi.
“O aynı zamanda mürcie miydi?” dedim.
“Evet” dedi.”[27]
İmam Ebu Zur’a Ubeydullah b. Abdilkerim rahimehullah dedi ki:
كان أبو حنيفة جهمياً وكان محمد بن الحسن جهمياً، وكان أبو يوسف جهمياً بيّن التجهّم
“Ebu Hanife Cehmî idi. Muhammed b. el-Hasen Cehmî idi. Ebu Yusuf ise Cehmilik arasında bir Cehmî idi.”[28]

Ebu Hanife’nin Açık Küfrü

El-Kasım b. Habib rahimehullah dedi ki:
وضعت نعلي في الحصى ثم قلت لأبي حنيفة: أرأيت رجلاً صلى لهذه النعل حتى مات إلا أنه يعرف الله بقلبه؟ فقال: مؤمن، فقلت: لا أكلمك أبداً
“Ayakkabılarımı taşlığa koydum ve sonra Ebu Hanife’ye dedim ki:
“Bir adam ölünceye kadar şu ayakkabılar için namaz kılsa, Allah’ı da sadece kalbiyle itiraf etse ne dersin?” Dedi ki:
“Mü’mindir.” Bunun üzerine:
“Seninle asla konuşmayacağım” dedim.”[29]
Said b. Abdilaziz et-Tenuhi rahimehullah dedi ki:
أن أبا حنيفة قال: لو أن رجلاً عبد هذه النعل يتقرب بها إلى لم أر بذلك بأساً. فقال سعيد: هذا الكفر صراحاً.
“Ebu Hanife dedi ki: “Şayet bir kimse yakınlaşmak için şu ayakkabıya kulluk etse bunsa sakınca görmem.” Said b. Abdilaziz dedi ki: “
İşte bu açıkça küfürdür.”[30]
el-Haris b. Umeyr rahimehullah dedi ki:
سمعت رجلاً يسأل أبا حنيفة في المسجد الحرام عن رجل قال: أشهد أن الكعبة حق ولكن لا أدري هي هذه أم لا؟ فقال: مؤمن حقاً، وسأله عن رجل قال: أشهد أن محمداً بن عبد الله نبي ولكن لا أدري هو الذي قبره في المدينة أم لا؟ قال: مؤمن حقاً. قال أبو بكر الحمدي: ومن قال هذا فقد كفر
“Mescidu’l-Haram’da birisi Ebu Hanife’ye: “Şehadet ederim ki kâbe haktır, lakin bu o mudur, değil midir bilmiyorum” diyen kimse soruldu. Dedi ki:
“O gerçek bir mümindir” Ona:
“Şehadet ederim ki Muhammed b. Abdillah (sallallahu aleyhi ve sellem) nebidir, fakat o, kabri Medine’de bulunan kişi midir bilmiyorum” diyen kimse soruldu. Dedi ki:
“O gerçek bir mümindir” Ebu Bekir el-Humeydi dedi ki:
“Kim böyle söylerse kâfir olmuştur.”[31]

Ebu Hanife, Bid’atinden Dolayı Uyuz Muamelesi Görüyordu

Şureyk b. Abdillah en-Nehai rahimehullah dedi ki:
إنما أبو حنيفة جربٌ
“Ebu Hanife ancak bir uyuzdur.”[32]
Sellam b. Ebi Mutî rahimehullah dedi ki:
كُنَّا عِنْدَ أَيُّوبَ السَّخْتِيَانِيِّ، فَأَقْبَلَ أَبُو حَنِيفَةَ فَقَالَ: قُومُوا بِنَا لَا يُعْدِينَا بِجَرَبِهِ
Biz Eyyub es-Sahtiyânî rahimehullah’ın yanında idik. Ebu Hanife oraya gelirken Eyyub dedi ki:
“Kalkın da bize uyuzunu bulaştırmasın.”[33]
Ebu Nuaym Fad b. Dukeyn rahimehullah dedi ki:
كُنَّا مَعَ سُفْيَانَ جُلُوسًا فِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ فَأَقْبَلَ أَبُو حَنِيفَةَ يُرِيدُهُ فَلَمَّا رَآهُ سُفْيَانُ قَالَ: «قُومُوا بِنَا لَا يُعْدِنَا هَذَا بِجَرَبِهِ»، فَقُمْنَا وَقَامَ سُفْيَانُ، وَكُنَّا مَرَّةً أُخْرَى جُلُوسًا مَعَ سُفْيَانَ فِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ فَجَاءَهُ أَبُو حَنِيفَةَ فَجَلَسَ فَلَمْ نَشْعُرُ بِهِ فَلَمَّا رَآهُ سُفْيَانُ اسْتَدَارَ فَجَعَلَ ظَهْرَهُ إِلَيْهِ
“Biz Sufyan (es-Sevrî) rahimehullah ile beraber Mescidu’l-Haram’da oturuyorduk. Ebu Hanife, Sufyan ile konuşmak için geliyordu. Sufyan onu görünce dedi ki:
“Kalkın da şu bize uyuzunu bulaştırmasın.” Süfyan kalktı gitti. Yine bir defasında biz Sufyan rahimehullah ile beraber Mescidu’l-Haram’da otururken Ebu Hanife geldi, oturdu. Onu fark etmemiştik. Sufyan rahimehullah onu görünce hemen ona sırtını döndü.”[34]
El-Velid b. Muslim rahimehullah dedi ki:
قَالَ لِي مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ: يُذْكَرُ أَبُو حَنِيفَةَ بِبَلَدِكُمْ؟ قَالَ: قُلْتُ: نَعَمْ قَالَ: مَا يَنْبَغِي لِبَلَدِكُمْ أَنْ تُسْكَنَ
“İmam Malik b. Enes rahimehullah bana dedi ki: “Beldenizde Ebu Hanife anılıyor mu?” ben de:
“Evet” dedim. Dedi ki:
“Sizin beldenizde oturulmaz.”[35]
Firyabî rahimehullah dedi ki:
سمعت الثوري ينهى عن مجالسة أبي حنيفة وأصحاب الرأي
“Sufyan es-Sevri rahimehullah’ı, Ebu Hanife ve re’y ashabıyla oturmaktan yasaklarken işittim.”[36]

Ebu Hanife Cehmiyye’nin Küfrüne İlk Düşen Kişidir!

 Kadı Seleme b. Amr rahimehullah dedi ki:
لا رحم الله أبا حنيفة فإنه أول من زعم أن القرآن مخلوق
“Allah Ebu Hanife’ye rahmet etmesin! Zira o Kur’ân’ın mahlûk olduğunu iddia eden ilk kişidir.”[37]
Sufyan es-Sevrî dedi ki: “Hammad (b. Ebi Suleyman) bize:
أَفِيكُمْ مَنْ يَأْتِي أَبَا حَنِيفَةَ؟ بَلِّغُوا عَنِّي أَبَا حَنِيفَةَ أَنِّي بَرِيءٌ مِنْهُ. وَكَانَ يَقُولُ: الْقُرْآَنُ مَخْلُوقٌ
“İçinizde Ebu Hanife’ye gidecek olan var mı? Ebu Hanife’ye benim kendisinden berî (uzak) olduğumu tebliğ etsin. O Kur’ân’ın mahlûk olduğunu söylüyor.”[38]

Ebu Hanife İki Defa Kılıç Zoruyla Küfründen Tevbe Ettirilmiştir

Muaz b. Muaz el-Anberî, Halid b. Ahmer, Esed b. Musa, Şerik b. Abdillah en-Nehai, Yahya b. Said, el-Evzai ve Sufyan es-Sevrî rahimehumullah dediler ki:
اسْتُتِيبَ أَبُو حَنِيفَةَ مِنَ الْكُفْرِ مَرَّتَيْنِ
“Ebu Hanife küfürden iki sefer tevbe ettirilmiştir.”[39]

Ebu Hanife Küfründen Tevbede Samimi miydi?

Said b. Sabık er-Razi dedi ki:
كنت مع أمير المؤمنين موسى بجرجان ومعنا أبو يوسف فسألته عن أبي حنيفة فقال: ما تصنع به وقد مات جهمياً؟
“Curcan’da Mü’minlerin emiri Musa ile beraberdik ve yanımızda Ebu Yusuf da vardı. Ona Ebu Hanife hakkında sorunca Ebu Yusuf rahimehullah dedi ki:
“Onu ne yapacaksın ki? Bir cehmî olarak öldü.”[40]
Hasen b. Ebi Malik rahimehullah dedi ki:
قلت لأبي يوسف القاضي: ما كان أبو حنيفة يقول في القرآن؟ قال: كان يقول: القرآن مخلوق قال قلت: فأنت يا أبا يوسف؟ فقال: لا
“Kadı Ebu Yusuf’a: “Ebu Hanife, Kur’an hakkında ne diyordu?” dedim. Dedi ki:
“O Kur’an’ın mahlûk olduğunu söylüyordu.” Ben:
“Ey Ebu Yusuf! Peki, sen de öyle mi diyorsun?” dedim.”
“Hayır” dedi.”[41]

Ebu Hanife Sarhoş Edici İçkiyi Helal Sayardı

Ebu Avane Vaddah b. Abdillah el-Yeşkurî rahimehullah dedi ki:
سئل أبو حنيفة عن الأشربة فما سئل عن شيء إلا قال: لا بأس به، وسئل عن المسكر؟ فقال: حلال
“Ebu Hanife’ye içeceklerden bir şey soruldukça mutlaka “sakınca yok” diyordu. Sarhoşluk veren içecek sorulunca: “Helaldir” dedi.”[42]

Ebu Hanife Hadislere Re’yiyle Muhalefet Ederdi

Ali b. Asım rahimehullah dedi ki:
قلت لأبي حنيفة: إبراهيم عن علقمة عن عبد الله أن النبي صلى الله عليه وعلى آله وسلم صلى بهم خمساً ثم سجد سجدتين بعد السلام فقال أبو حنيفة: إن لم يكن جلس في الرابعة فما تسوى هذه الصلاة هذه، وأشار إلى شيء من الأرض فأخذه ورمى به
“Ebu Hanife’ye dedim ki: “İbrahim, Alkame’den, o da Abdullah radiyallahu anh’den: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerine beş rekât kıldırınca, selam verdikten sonra iki secde yaptığını rivayet etti.” Ebu Hanife dedi ki:
“Dördüncü rekatte oturmamışsa bu namazın (yerden aldığı bir şeye işaret ederek) şunun kadar değeri yoktur.”[43]

Ümmetin Önceki İmamları Ebu Hanife’ye Lanet Ediyorlardı

Ebu Seleme el-Huzai dedi ki:
سَمِعْتُ حَمَّادَ بْنَ سَلَمَةَ وَسَمِعْتُ شُعْبَةَ يَلْعَنُ أَبَا حَنِيفَةَ
“Hammad b. Seleme ve Şu’be’nin Ebu Hanife’ye lanet ettiklerini işittim”[44]

Ebu Hanife Dinde Tartışmalarıyla Meşhur Olmuştur

Yahya b. Said rahimehullah dedi ki: Şureyk rahimehullah’ın şöyle dediğini işittim:
إِنَّمَا كَانَ أَبُو حَنِيفَةَ صَاحِبَ خُصُومَاتٍ لَمْ يَكُنْ يُعْرَفُ إِلَّا بِالْخُصُومَاتِ وَسَمِعْتُ أَبَا بَكْرِ بْنَ عَيَّاشٍ يَقُولُ: كَانَ أَبُو حَنِيفَةَ صَاحِبَ خُصُومَاتٍ لَمْ يَكُنْ يُعْرَفُ إِلَّا بِالْخُصُومَاتِ
“Ebu Hanife ancak din hususunda tartışmaların adamıdır. Ancak din hususundaki tartışmalarıyla meşhur olmuştur.” Ebu Bekr b. Ayyaş’ın da şöyle dediğini işittim:
“Ebu Hanife ancak din hususunda tartışmaların adamıdır. Ancak din hususundaki tartışmalarıyla meşhur olmuştur.”[45]

Ebu Hanife Cedelciliği İle Batılı Hak Suretinde Gösterirdi

İbn Ebi Sureyc rahimehullah şöyle demiştir:
سمعت الشافعي يقول: سمعت مالك بن أنس وقيل له: تعرف أبا حنيفة؟ فقال: نعم، ما ظنكم برجل لو قال هذه السارية من ذهب لقام دونها حتى يجعلها من ذهب وهي من خشب أو حجارة
“Şafii rahimehullah’ın şöyle dediğini işittim: “Malik b. Enes rahimehullah’a:
“Ebu Hanife’yi tanıyor musun?” denildi. Malik rahimehullah dedi ki:
“Evet. Şöyle bir adam hakkında zannınız nedir; şu direğin altından olduğunu söylese, kalkıp onun altından olduğunu ispatlamaya kalkışır. Hâlbuki o ağaçtan veya taştan bir direktir.”[46]

Ebu Hanife Yöneticiye Ayaklanma Görüşünde Olan Bir Mürciî İdi

Abdullah b. İdris dedi ki:
سَمِعْتُ أَبَا حَنِيفَةَ، وَهُوَ قَائِمٌ عَلَى دَرَجَتِهِ وَرَجُلَانِ يَسْتَفْتِيَانِهِ فِي الْخُرُوجِ مَعَ إِبْرَاهِيمَ وَهُوَ يَقُولُ لَهُمَا: اخْرُجَا اخْرُجَا
“Ebu Hanife basamağında dururken iki adamın ona İbrahim ile beraber huruc etmek için fetva sorduklarını işittim. Ebu Hanife de onlara:
“Ayaklanın, ayaklanın” diyordu.”[47]
Muhammed b. Ebi Halid el-Masisi dedi ki:
سَمِعْتُ وَكِيعَ بْنَ الْجَرَّاحِ، وَسُئِلَ عَنْ أَبِي حَنِيفَةَ قَالَ: كَانَ مُرْجِئًا يَرَى السَّيْفَ
“Veki b. el-Cerrah’a Ebu Hanife hakkında sorulunca şöyle dedi:
“Mürciî idi ve kılıç (yöneticiye ayaklanma) görüşünde idi.”[48]
Ebu İshak el-Fezari dedi ki:
كَانَ أَبُو حَنِيفَةَ مُرْجِئًا يَرَى السَّيْفَ
“Ebu Hanife mürcie idi. Kılıç (yöneticiye ayaklanmayı) caiz görüyordu.”[49]
Yusuf b. Esbat rahimehullah dedi ki:
كَانَ أَبُو حَنِيفَةَ مُرْجِئًا وَكَانَ يَرَى السَّيْفَ وَوُلِدَ عَلَى غَيْرِ الْفِطْرَةِ
“Ebu Hanife mürcie idi. Kılıç (yöneticiye ayaklanmayı) caiz görüyordu ve fitrat üzere doğmamıştı.”[50]
Abdullah b. el-Mubarek rahimehullah dedi ki: el-Evzai rahimehullah şöyle dedi:
احتملنا عن أبي حنيفة كذا وعقد بأصبعه، واحتملنا عنه كذا وعقد بأصبعه الثانية واحتملنا عنه كذا وعقد بأصبعه الثالثة العيوب حتى جاء السيف على أمة محمد صلى الله عليه وعلى آله وسلم، فلما جاء السيف على أمة محمد لم نقدر أن نحتمله
“Ebu Hanife’ye bir sabrettik, iki sabrettik, üç sabrettik, ta ki Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmetine karşı kılıçla ayaklanma görüşüyle geldi. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmetine karşı kılıçla ayaklanma görüşüne de tahammül edecek değiliz!”[51]

Ebu Hanife İle Hak Arasında Perde Vardır

Abdurrahman b. Mehdî rahimehullah Ebu Hanife’yi ancak şöyle diyerek anardı:
بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْحَقِّ حِجَابٌ
“Onunla hak arasında perde vardır.”[52]

Ebu Hanife İnatçı Bir Kıyasçı İdi

Ali b. el-Medinî rahimehullah dedi ki: “Yahya b. Said’i şöyle derken işittim:
مَرَّ بِي أَبُو حَنِيفَةَ وَأَنَا فِي سُوقِ الْكُوفَةِ فَقَالَ لِي: تَيْسُ الْقَيَّاسِ هَذَا أَبُو حَنِيفَةَ فَلَمْ أَسْأَلْهُ عَنْ شَيْءٍ قَالَ يَحْيَى: وَكَانَ جَارِي بِالْكُوفَةِ فَمَا قَرَبْتُهُ وَلَا سَأَلْتُهُ عَنْ شَيْءٍ. قِيلَ لِيَحْيَى: كَيْفَ كَانَ حَدِيثُهُ؟ قَالَ: لَمْ يَكُنْ بِصَاحِبِ الْحَدِيثِ
“Ben Kufe çarşısında iken Ebu Hanife bana uğradı." Yahya bana dedi ki:
“Kıyasçıların en inatçısı şu Ebu Hanife’dir. Ona bir şey sormadım.” Yine Yahya dedi ki:
“Kufe’de komşum idi. Ona ne yaklaştım ne de bir şey sordum.” Yahya’ya denildi ki:
“Onun hadis rivayeti nasıldı?” dedi ki:
“Hadis ashabından değildi ki.”[53]
İmam Şafiî rahimehullah şöyle demiştir:
أبو حنيفة يضع أول المسألة خطأ ثم يقيس الكتاب كله
“Ebu Hanife önce bir meselede hata ortaya koyar, sonra kitabın tamamını buna kıyaslardı.”[54]
İmam Şafii rahimehullah dedi ki:
نظرت في كتب لأصحاب أبي حنيفة فإذا فيها مائة وثلاثون ورقة فعددت منها ثمانين ورقة خلاف السنة
“Ebu Hanife’nin ashabının kitaplarına baktım, yüz otuz yaprak idi. Bunlardan seksen yapraklık kısmının sünnete aykırı şeylerle dolu olduğunu saydım.”[55]
İmam Malik rahimehullah dedi ki:
ما زال هذا الأمر معتدلاً حتى نشأ أبو حنيفة فأخذ فيهم بالقياس فما أفلح ولا أنجح
“Bu din Ebu Hanife çıkıncaya kadar itidal üzere idi. Ebu Hanife kıyasa tutundu, ne iflah oldu, ne de başardı.”[56]
İbn Şubrume dedi ki: “Ben ve Ebû Hanife Ca‘fer (es-Sadık)’ın yanına girdik. Ca‘fer, Ebû Hanife’ye şöyle dedi:
“Allah’tan kork! Dinde görüşünle kıyas yapma! Zira kıyas yapanların ilki iblistir.”[57]
Vekî b. El-Cerrah dedi ki: “Sizleri Ebu Hanife’nin görüşlerinden sakındırırım! Onun kıyasa tutunmadan önce şöyle dediğini işittim: “Mescide bevletmek kıyasın bazısından daha iyidir.”[58]

Ebu Hanife’nin Fıkhî Görüşleri Muteber Değildir

Yahya b. Âdem rahimehullah dedi ki:
حدثنا سفيان بن سعيد وشريك بن عبد الله والحسن بن صالح قالوا: أدركنا أبا حنيفة وما يعرف بشيء من الفقه وما نعرفه إلا بالخصومات
“Sufyan b. Said (es-Sevri), Şureyk b. Abdillah ve Hasen b. Salih rahimehumullah dediler ki:
“Ebu Hanife’ye yetiştik. Fıkıhtan bir şey bilmezdi. Onu ancak dinde tartışmalarıyla tanıdık.”[59]
Abdullah b. Numeyr rahimehullah dedi ki:
أَدْرَكْتُ النَّاسَ مَا يَكْتُبُونَ الْحَدِيثَ عَنْ أَبِي حَنِيفَةَ، فَكَيْفَ الرَّأْيُ؟
“Ben Ebu Hanife’nin rivayet ettiği hadisleri yazmayan kimselere yetiştim. Peki ya onun görüşlerinin durumu nasıl olsun?”[60]
İmam Malik rahimehullah dedi ki:
لو خرج أبو حنيفة على هذه الأمة بالسيف كان أيسر عليهم مما أظهر فيهم من القياس والرأي
“Şayet Ebu Hanife bu ümmete karşı kılıçla ayaklansaydı, ümmetin arasında izhar ettiği kıyas ve re’yden daha hafif bir şey yapmış olurdu.”[61]
Abdullah b. Ahmed b. Hanbel babasından, o Miskin (b. Bukeyr)’den, o da el-Evzai’den rivayet ediyor:
سُئِلَ أَبُو حَنِيفَةَ قَالَ أَبِي: لَمْ يَسْمَعِ الْأَوْزَاعِيُّ مِنْ أَبِي حَنِيفَةَ إِنَّمَا عَابَهُ
“Ebu Hanife sorulunca Ahmed b. Hanbel rahimehullah dedi ki:
“el-Evzai Ebu Hanife’yi dinlemez, onu ancak ayıplardı.”[62]
Sufyan rahimehullah dedi ki:
كُنْتُ جَالِسًا عِنْدَ رَقَبَةِ بْنِ مُصْقَلٍ فَرَأَى نَاسًا مُحَفِّلِينَ قَالَ: مِنْ أَيْنَ؟ قَالُوا مِنْ عِنْدِ أَبِي حَنِيفَةَ فَقَالَ: إِنَّهُ يُمَكِّنُهُمْ مِنْ رَأْيِ مَا مَضَغُوا وَيَنْقَلِبُونَ إِلَى أَهْلِيهِمْ بِغَيْرِ فِقْهٍ
“Rakabe b. Maslaka’nın yanında oturuyordum. Geç gelen insanları görünce:
“Nereden?” dedi. Onlar da:
“Ebu Hanife’nin yanından” dediler. Bunun üzerine dedi ki:
“O bunları çiğneyemedikleri lokma ve ailelerin yanlarına fıkıhsız olarak döndürecek re’y ile tutuyor”[63]
Haccac b. Ertae rahimehullah dedi ki:
وَمَنْ أَبُو حَنِيفَةَ؟ وَمَنْ يَأْخُذُ عَنْ أَبِي حَنِيفَةَ؟
“Ebu Hanife kim oluyor ki? Kim Ebu Hanife’den ilim alır?”[64]
El-Huseyn b. el-Hasen el-Mervezi rahimehullah dedi ki:
سَأَلْتُ أَحْمَدَ بْنَ حَنْبَلٍ فَقُلْتُ: مَا تَقُولُ فِي أَبِي حَنِيفَةَ فَقَالَ: رَأْيُهُ مَذْمُومٌ وَحَدِيثُهُ لَا يُذْكَرُ
“Ahmed b. Hanbel rahimehullah’a dedim ki:
“Ebu Hanife hakkında ne dersin?” dedi ki:
“Re’yi (görüşü) yerilmiştir, hadisi ise anlatılmaz.”[65]

Ebu Hanife Fetvalarında Allah’tan Korkmazdı

Sufyan b. Uyeyne rahimehullah dedi ki:
كنت عند أبي حنيفة يوماً فأتاه رجل فسأله عن مسألة في الصرف فأخطأ فيها، فقلت: يا أبا حنيفة هذا خطأ فغضب وقال للذي أفتاه: اذهب فاعمل بها وما كان فيها من إثم فهو عنقي
“Bir gün Ebu Hanife’nin yanında idim. Bir adam gelip, harcamalar hakkında bir mesele sordu. Ebu Hanife bu meselede hata edince ben:
“Ey Ebu Hanife! Bu bir hatadır” dedim. Bunun üzerine öfkelendi ve fetva soran adama şöyle dedi:
“Git, bununla amel et. Günahı varsa benim boynuma olsun.”[66]

Ebu Hanife Yalan Söylerdi

El-Fadl b. Musa rahimehullah dedi ki:
كَانَ أَبُو حَنِيفَةَ يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي الْعَطُوفِ، فَإِذَا لَمْ يُحَدِّثْ عَنْهُ قَالَ: زَعَمَ حَمَّادٌ قَالَ: الْفَضْلُ: زَعَمُوا كثير الكذب
“Ebu Hanife, Ebu’l-Atuf’tan rivayet ediyordu. Ondan bu yolla hadis rivayet edilmediğini görünce: “Hammad’dan” demeye başladı.” El-Fadl dedi ki:
“Onun çok yalan söylediğini söylüyorlardı.”[67]
Ahmed b. Hanbel rahimehullah dedi ki:
أَبُو حَنِيفَةَ يَكْذِبُ
“Ebu Hanife yalan söylerdi.”[68]
Abdullah b. el-Mubarek rahimehullah dedi ki:
إن أصحابي يلومونني في الرواية عن أبي حنيفة، وذلك أنه أخذ كتاب محمد بن جابر عن حماد بن أبي سليمان، فروى عن حماد ولم يسمعه منه
“Arkadaşlarım beni Ebu Hanife’den rivayet ettiğim için kınıyorlar. Halbuki bunun sebebi, Ebu Hanife’nin Muhammed b. Cabir’in Hammad b. Ebi Suleyman’dan rivayetlerini yazdığı kitabı ele geçirmiş olmasıdır. Ebu Hanife Hammad’dan işitmediği rivayetleri buradan yapıyordu.”[69]
Ebu Hanife’den Din Öğrenilmez
İbn Avn rahimehullah şöyle demiştir:
مَا وُلِدَ فِي الْإِسْلَامِ مَوْلُودٌ أَشْأَمَ مِنْ أَبَى حَنِيفَةَ وَكَيْفَ تَأْخُذُونَ دِينَكُمْ عَنْ رَجُلٍ قَدْ خُذِلَ فِي عَظْمِ دِينِهِ.
“İslam’da Ebu Hanife’den daha hayırsız biri doğmamıştır. Dininin temelinde yardımsız bırakılmış bir adamdan nasıl olur da dininizi alırsınız?”[70]

Ebu Hanife Güvenilmez ve Hadiste Zayıf Biriydi

Muemmel rahimehullah dedi ki: “Sufyan es-Sevri rahimehullah’ın yanında idik. Ebu Hanife’den bahsedilince dedi ki:
غَيْرُ ثِقَةٍ وَلَا مَأْمُونٍ
“O ne sikadır, ne de güvenilirdir.”[71]
En-Nadr b. Şumeyl rahimehullah dedi ki:
كان أبو حنيفة متروك الحديث ليس بثقة
“Ebu Hanife hadiste metruktur. Güvenilir değildir.”[72]
İbrahim b. Şemmas dedi ki: “Abdullah b. el-Mubarek rahimehullah’ın şöyle dediğini işittim:
اضْرِبُوا عَلَى حَدِيثِ أَبِي حَنِيفَةَ فَإِنِّي قَدْ خَرَجْتُ عَلَى حَدِيثِهِ وَرَأْيهِ
“Ebu Hanife’nin hadisini atın. Zira ben daha önce onun hadisini ve re’yini tahric ediyordum.”[73]
Amr b. Ali el-Fellas rahimehullah dedi ki:
وأبو حنيفة النعمان بن ثابت صاحب الرأي ليس بالحافظ مضطرب الحديث، واهي الحديث، وصاحب هوى
“Ebu Hanife Nu’man b. Sabit, re’y sahibi, hafız değildi, hadiste muzdariptir, çok zayıftır ve hevâ sahibi (bidatçi)dir.”[74]
Abdullah b. el-Mubarek rahimehullah dedi ki:
كان أبو حنيفة مسكيناً في الحديث
“Ebu Hanife hadiste miskindir.”[75]
Sahih sahibi İmam Muslim rahimehullah dedi ki:
أبو حنيفة النعمان بن ثابت صاحب الرأي مضطرب الحديث ليس له كبير حديث صحيح
“Ebu Hanife Nu’man b. Sabit, re’y sahibi. Hadiste muzdariptir. Sahih hadiste büyük bir yeri yoktur.”[76]
İmam Buhârî rahimehullah Ebu Hanife hakkında dedi ki:
كان مرجئاً، سكتوا عنه وعن رأيه وعن حديثه
“Mürcie idi. Onun hadislerini ve görüşlerini terk etmişlerdir.”[77] (“Seketû anh” tabiri; yalanla itham edilen raviler hakkında kullanmaktadır. Bkz.: Lisanu’l-Mizan 1/14))
Muhammed b. el-Musenna dedi ki:
مَا سَمِعْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي حَنِيفَةَ شَيْئًا قَطُّ
“Abdurrahman b. Mehdi’nin Ebu Hanife’den bir şey rivayet ettiğini hiç işitmedim.”[78]
Abdullah b. Ahmed b. Hanbel rahimehullah dedi ki: “Babamın şöyle dediğini işittim:
حَدِيثُ أَبِي حَنِيفَةَ ضَعِيفٌ وَرَأْيُهُ ضَعِيفٌ
“Ebu Hanife’nin hadisi zayıftır. Re’yi (görüşü) de zayıftır.”[79]
Muhammed b. Osman b. Ebi Şeybe dedi ki: “Yahya b. Main rahimehullah’a Ebu Hanife sorulunca şöyle dedi:
كَانَ يُضَعَّفُ فِي الْحَدِيثِ
“Hadiste zayıf görülüyordu.”[80]
Ebu Katan (Amr b. el-Heysem) rahimehullah dedi ki:
عَنْ أَبِي حَنِيفَةَ، وَكَانَ زَمِنًا فِي الْحَدِيثِ
“Ebu Hanife hadiste müzmin idi.”[81]
Yahya b. Main dedi ki:
كان أبو حنيفة مرجئاً، وكان من الدعاة ولم يكن في الحديث بشيء وصاحبه أبو يوسف ليس به بأس
“Ebu Hanife mürciî idi ve buna davet ederdi. Hadiste bir şey değildir. Arkadaşı Ebu Yusuf’ta ise sakınca yoktur.”[82]

Ebu Hanife’nin Hadiste Zayıflığını İtirafı

Ebu abdirrahman el-Mukrî rahimehullah dedi ki: Ebu Hanife’nin şöyle dediğini işittim:
عامة ما أحدثكم به خطأ
“Size rivayet ettiklerimin genelinde hata vardır.”[83]

İsabet; Ebu Hanife’ye Muhalefettedir

Ammar b. Ruzayk rahimehullah dedi ki:
خالف أبا حنيفة فإنك تصيب
“Ebu Hanife’ye muhalefet et, muhakkak isabet edersin.”[84]
Şerik b. Abdillah en-Nehai rahimehullah dedi ki:
لأن يكون في كل ربع من أرباع الكوفة خمار خير من أن يكون فيه من يقول برأي أبي حنيفة
“Kufe’nin köşelerinden her birinde bir eşek bulunması, orada Ebu Hanife’nin görüşünü söyleyen birinin bulunmasından iyidir.”[85]



[1] Sahih. Sehmî Sualat (s.263)
[2] Sahih. İbn Adiy el-Kamil (7/2476) Neşru’s-Sahife (s.136)
[3] Sahih. Ukayli ed-Duafa (4/268) Fesevi Marife (2/785) Neşru’s-Sahife (s.325)
[4] Sahih. Hatib Tarih (13/416)
[5] Sahih. Hatib Tarih (13/437) Neşru’s-Sahife (s.320)
[6] Sahih. Hatib Tarih (13/420) Neşru’s-Sahife (s.141)
[7] Sahih. Abdullah b. Ahmed es-Sunne (353)
[8] Sahih. Abdullah b. Ahmed es-Sunne (295) Hatib (13/422) İbn Adiy (7/2473) Mukbil b. Hadi Neşru’s-Sahife (s.277)
[9] Sahih. Hatib Tarih (13/418)
[10] Sahih. Hatib Tarih (13/418) Abdullah b. Ahmed es-Sunne (289)
[11] Sahih. Hatib Tarih (13/453) Neşru’s-Sahife (s.335)
[12] Hasen. Buhari Tarihu’l-Kebir (2/100) Abdullah b. Ahmed es-Sunne (1/207) İbn Hibban Mecruhin (3/66) Hatib Tarih (13/418) İbn Adiy el-Kamil (7/8) Ukayli ed-Duafa (4/268) Neşru’s-Sahife (s.309)
[13] Sahih. Ebu Zur’a ed-Dımeşki Tarih (s.507) Abdullah b. Ahmed es-Sunne (361) Hatib Tarih (13/420) Ukayli ed-Duafa (4/268)
[14] Sahih. Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (6/259) Abdullah b. Ahmed es-Sunne (302)
[15] Sahih. Abdullah b. Ahmed es-Sunne (1/226) Hatib Tarih (3/388)
[16] Sahih. İbn Ebî Hâtim el-Cerh ve’t-Ta’dil, Neşru’s-Sahife (s.302)
[17] Sahih. İbn Hibbân Mecruhin (3/70) Neşru’s-Sahife (s.346)
[18] Sahih. Abdullah b. Ahmed es-Sunne (1/204) Neşru’s-Sahife (s.351)
[19] Sahih. Abdullah b. Ahmed es-Sunne (1/207) Neşru’s-Sahife (s.308)
[20] Sahih. Abdullah b. Ahmed es-Sunne (292-293) Ahmed İlel (2/547) Ukayli ed-Duafa (4/268) Hatib Tarihu Bagdat (13/422) Şeyh Mukbil, Neşru’s-Sahife (s.277)
[21] Sahih. Hatib Tarih (13/422) Abdullah b. Ahmed es-Sunne (1/199) Neşru’s-Sahife (s.365)
[22] Sahih. Abdullah b. Ahmed es-Sunne (no:304)
[23] Sahih. Abdullah b. Ahmed es-Sunne (1/223) Neşru’s-Sahife (s.303)
[24] Sahih. Abdullah b. Ahmed es-Sunne (303)
[25] Hasen. Ebu Nuaym Hilye (6/258)
[26] Sahih. Abdullah b. Ahmed es-Sunne (1/218) Fesevi Marife (2/788) Neşru’s-Sahife (s.314)
[27] Sahih. Fesevi Ma’rife (2/782) Neşru’s-Sahife (s.335)
[28] Sahih. Berzai Sualat (s.570) Neşru’s-Sahife (s.354)
[29] Sahih. Hatib Tarih (13/377) Neşru’s-Sahife (s.362)
[30] Sahih. Fesevi Marife (2/784) Neşru’s-Sahife (s.334)
[31] Sahih. Fesevi el-Ma’rife (3/96) Neşru’s-Sahife (s.327)
[32] Sahih. Hatib Tarih (13/417) Fesevi Ma’rife (2/789) Neşru’s-Sahife (s.349, 351)
[33] Sahih. Ebu Zur'a ed-Dimeşki Tarih (s.65) Ebu Nuaym, Hilyetu’l-Evliya (3/11), Hatib Tarihu'l-Bağdat (13/417) İbn Batta el-İbane (2/447) Abdullah b. Ahmed b. Hanbel, es-Sunne (253, 315) Neşru’s-Sahife (s.325)
[34] Sahih. Abdullah b. Ahmed b. Hanbel, es-Sunne (no:291)
[35] Sahih. Ukayli ed-Duafa (4/268) Ahmed el-İİel (2/547) Neşru’s-Sahife (s.366)
[36] Sahih. Hatib Tarih (13/429) Neşru’s-Sahife (s.337)
[37] Sahih. Ebu Zur’a Tarih (s.506) İbn Asakir Tarih (22/105) Neşru’s-Sahife (s.347)
[38] Hasen. Ukayli ed-Duafa (4/268)
[39] Sahih. Abdullah b. Ahmed es-Sunne (268, 271 311, 331), Ukayli ed-Duafa (4/268) Hatib Tarih (1/303) Fesevi Marife (3/96) Neşru’s-Sahife (324, 351)
[40] Sahih. Hatib Tarih (13/381) Mukbil b. Hadi Neşru’s-Sahife (s.392)
[41] Sahih. Hatib Tarih (13/385) Neşru’s-Sahife (s.323)
[42] Sahih. Abdullah b. Ahmed es-Sunne (s.207) Neşru’s-Sahife (s.383)
[43] Sahih. İbn Hibbân Mecruhin (3/66) Neşru’s-Sahife (s.356)
[44] Sahih. Ukayli ed-Duafa (4/268) Ahmed el-İİel (2/547) Abdullah b. Ahmed es-Sunne (1/211) Neşru’s-Sahife (s.353)
[45] Sahih. Ukayli ed-Duafa (4/268)
[46] Sahih. Hatib Tarih (13/421) Neşru’s-Sahife (s.366)
[47] Sahih. Ukayli ed-Duafa (4/268) Abdullah b. Ahmed es-Sunne (367) Neşru’s-Sahife (s.313)
[48] Sahih. Ukayli ed-Duafa (4/268)
[49] Sahih. Abdullah b. Ahmed es-Sunne (325, 368) Ukayli ed-Duafa (4/268)
[50] Sahih. Ukayli ed-Duafa (4/268)
[51] Sahih. Abdullah b. Ahmed es-Sunne (1/185) Neşru’s-Sahife (s.307)
[52] Sahih. Ukayli ed-Duafa (4/268) Fesevi Marife (2/784) Hatib Tarih (13/432) Neşru’s-Sahife (s.310)
[53] Sahih. Ukayli ed-Duafa (4/268) Hatib Tarih (13/445) Mukbil b. Hadi Neşru’s-Sahife (s.387-88)
[54] Sahih. İbn Ebî Hâtim Adabu’ş-Şafii (s.431) Hatib Tarih (13/436) Neşru’s-Sahife (s.370)
[55] Sahih. İbn Ebî Hâtim Adabu’ş-Şafii (s.431) Hatib Tarih (13/436) Neşru’s-Sahife (s.370)
[56] Sahih. Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (6/325) Neşru’s-Sahife (s.365)
[57] Hasen. Ebû Nu‘aym, Hilye, (3/197); Hatîb el-Bagdâdî, el-Fakih ve’l-Mutefekkih, (no: 499), Şerafu Ashâbi’l-Hadîs, (157); Vekî‘, Ahbâru Kudât, (3/78) Herevî, Zemmu’l-Kelâm, (2/199).
[58] Sahih. Abdullah b. Ahmed e-Sunne (404) Cuzekani el-Ebatil (1/253) Hatib; el-Fakih (551)
[59] Sahih. Hatib Tarih (13/431) Neşru’s-Sahife (s.336)
[60] Sahih. Ukayli ed-Duafa (4/268) Hatib Tarih (13/444) Neşru’s-Sahife (s.301)
[61] Sahih. Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (6/325) Neşru’s-Sahife (s.365)
[62] Sahih. Ukayli ed-Duafa (4/268) Abdullah b. Ahmed el-İlel (3/195)
[63] Sahih. Ukayli ed-Duafa (4/268) Hatib Tarih (13/446) Fesevi Marife (2/780) Abdullah b. Ahmed es-Sunne (1/191) Neşru’s-Sahife (s.334)
[64] Sahih. Ukayli ed-Duafa (4/268) Hatib Tarih (13/445)
[65] Sahih. Ukayli ed-Duafa (4/268) Neşru’s-Sahife (s.318)
[66] Sahih. Abdullah b. Ahmed, es-Sunne (1/216) Neşru’s-Sahife (s.345)
[67] Sahih. Ukayli ed-Duafa (4/268) Mukbil b. Hadi Neşru’s-Sahife (s.361)
[68] Sahih. Hatib Tarih (13/448) Ukayli ed-Duafa (4/268)
[69] Sahih. Hatib Tarih (5/311) Neşru’s-Sahife (s.143)
[70] Sahih. Abdullah b. Ahmed es-Sunne (255)Hatib Tarih (13/420) Ukayli ed-Duafa (4/268)
[71] Hasen. Ebu Zur’a ed-Dımeşki Tarih (s.507) Ukayli ed-Duafa (4/268)
[72] Sahih. İbn Adiy el-Kamil (7/2474) Neşru’s-Sahife (s.381)
[73] Sahih. Abdullah b. Ahmed es-Sunne (348) Ukayli ed-Duafa (4/268) Hatib Tarih (13/443) İbnu’l-Munzir el-Evsat (13/472)
[74] Sahih. Hatib, Tarih (13/450) Neşru’s-Sahife (s.359)
[75] Sahih. Hatib Tarih (5/311) Neşru’s-Sahife (s.144)
[76] Sahih. Muslim b. Haccac, el-Kuna ve’l-Esma (s.107) Hatib Tarih (13/451) Neşru’s-Sahife (s.379)
[77] Buhârî Tarihu’l-Kebir (8/81)
[78] Sahih. Ukayli ed-Duafa (4/268)
[79] Sahih. Ukayli ed-Duafa (4/268) Neşru’s-Sahife (s.318)
[80] Sahih. Ukayli ed-Duafa (4/268) Hatib Tarih (13/450) Neşru’s-Sahife (s.388)
[81] Sahih. Ukayli ed-Duafa (4/268) Abdullah b. Ahmed el-İlel (3/164) Neşru’s-Sahife (s.360)
[82] Sahih. Abdullah b. Ahmed es-Sunne (1/226) Neşru’s-Sahife (s.388)
[83] Sahih. Hatib Tarih (13/425) İbn Adiy el-Kamil (7/2473) Neşru’s-Sahife (s.302)
[84] Sahih. Hatib Tarih (13/433) Neşru’s-Sahife (s.357)
[85] Sahih. Ahmed el-İlel (2/547) Abdullah b. Ahmed es-Sunne (1/203) Fesevi Marife (2/789) Neşru’s-Sahife (s.350)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyk" (İbn Bişrân Emâlî, 291, Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)