Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

25 Kasım 2020 Çarşamba

Deccal Yeni Dinini Piyasaya Sürdü, Çok da Tutuldu!

 

Şehadet ederim ki yeryüzündekilerin çoğunun korona gibi ilahları çoktur ve yine şehadet ederim ki onların; Adhenom Gebreyesus Tedros, Bill Gates, Elon Musk, Rockefeller, Recep Erdogan, Fahrettin Koca, Suud'un, Mısır'ın kralları gibi tagutlardan birçok rasulleri vardır!

Deccalin dinine tabi olanların imanlarının esasları:

1- Hastalığın bulaştığına inanmak, virüslerin varlığına ve çokluğuna iman etmek, Dünya Sağlık Örgütünün açıklamalarına kayıtsız şartsız teslim olmak

2- Maske ve mesafe kuralına uymamanın ve karantinadan çıkmanın günah olduğuna inanmak,

3- Aşıların, maskenin, mesafenin faydalı olduğuna, bunların hastalıklardan ve her türlü musibetlerden koruduğuna inanmak, sigaranın zararlı olduğuna, her türlü felaket ve hastalıkların sigara sebebiyle meydana geldiğine inanmak

4- Modern bilimci ahmakların açıkladığı şeylere ve medyadan empoze edilenlere kalben dahi itiraz etmemek, sorgulamamak, 

5- Rahman’dan bir ilham gelirse veya hastalığın bulaşmadığına, dünyanın düz olduğuna, dönmediğine dair gerçekler gün yüzüne çıktıkça derhal NASA ve DSÖ beyanlarına (şeytanın vesveselerine) sığınmak,

6- Dünyanın yuvarlak olduğuna ve döndüğüne iman etmek, Nasa’nın açıkladığı bilgilere kayıtsız şartsız teslim olmak

Dinlerinin şartları:

1- Yukarıda zikredilen şehadet kelimelerini zikretmek

2- Maske,

3- Mesafe,

4- Temizlik!

5- Hes kodu almak, evlere kapanmak, aşı çıkınca aşı olmak

Abdestleri alkolle ve dezenfektanlarladır,

Namazları, şeytana teslim ettikleri camilerde maskeli ve mesafelidir!

Cihadları; imanlarının kurallarına uymayanları HES koduyla tespit etmek, maske takmayanı sokağa çıkarmamak, ulaşım vasıtalarına, iş yerlerine, devlet dairelerine, marketlere sokmamak,  bu kurallara muhalefet edenleri linç etmek,

Zekâtları; korona tedbirleri uğruna malları feda etmek, maddi zararlara göz yummak

Oruçları; akrabalarını, yakınlarını hastanelerde ilaçlarla öldürmelerine sabır ve rıza göstermek, ses çıkarmamak

Hacları; virüs test merkezlerini tavaf etmek, ateş ölçer cihazlara yüz sürmek

Sen de bize şahit ol ki Ya Rab! Hepsini inkar ettik, Allah’a ve “Hastalık bulaşmaz” diyen rasulü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e iman ettik

 Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

Yoksa onların birtakım ortakları mı var ki, Allah’ın izin vermediği şeyleri, dinden kendilerine bir şeriat kıldılar? Eğer ayırdedici söz olmasaydı, elbette aralarında hüküm verilirdi. Gerçekten zalimler için can yakıcı bir azap vardır." (Şura 21)


Allah’ın mescitlerini, içlerinde O'nun adının anılmasından alıkoyan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim olabilir? İşte onlar var ya, onlara oralara korka korka girmekten başka bir şey yoktur. Onlar için dünyada rezillik vardır. Onlar için ahirette de çok büyük bir azap vardır.” (Bakara 114)


Yeryüzünde bulunanların çoğunluğuna itaat edecek olursan seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar ancak zanna uyarlar; onlar ancak yalan söylerler.” (En’âm 116)


"İşte o şeytandır ki ancak kendi velilerini korkutur; eğer mü’min iseniz onlardan korkmayın, benden korkun!" (Al-i İmran 175)

Cuma ve Cemaatle Namazlardan Dolayı Zulme Uğrayan Müslümanlar

 

İmam Şafii rahimehullah el-Umm’de (1/189) şöyle demiştir:

فَإِنْ كان خَائِفًا إذَا خَرَجَ إلَى الْجُمُعَةِ أَنْ يَحْبِسَهُ السُّلْطَانُ بِغَيْرِ حَقٍّ كان له التَّخَلُّفُ عن الْجُمُعَةِ فَإِنْ كان السُّلْطَانُ يَحْبِسُهُ بِحَقِّ مُسْلِمٍ في دَمٍ أو حَدٍّ لم يَسَعْهُ التَّخَلُّفُ عن الْجُمُعَةِ

“Eğer kişi Cuma namazına çıktığı zaman sultanın kendisini haksız yere hapsedeceğinden korkarsa cumadan geri kalabilir. Eğer sultan onu bir müslümanın kan hakkı sebebiyle veya had cezası için hapsedecekse, cumadan geri kalamaz.”

Siyasi karışıklıkların meydana geldiği zamanlarda fitne korkusuyla cemaatle namazlardan geri kalmaya birçok imamlar cevaz vermişlerdir.

Ebu Akîl Beşir b. Ukbe rahimehullah dedi ki: “Yezid b. Abdillah b. eş-Şihhir Ebu’l-A’lâ rahimehullah’a:

ما كانَ مُطَرِّفٌ يَصنَعُ إِذا هاجَ في النّاس هَيجٌ؟ قالَ كانَ يَلزَمُ قَعرَ بَيتِه ولاَ يَقرَبُ لَهُم جُمُعَةً ولاَ جَماعَةً حَتى تَنجَليَ لَهُم عَمّا انجَلَت

“Mutarrif b. Abdillah b. Şihhir rahimehullah insanlar birbirine girip savaştıkları zaman ne yapıyordu?” dedim. Dedi ki:

“Evinin ortasından ayrılmaz, fitne kalkıncaya kadar Cuma ve cemaat namazlarında dahi onlara katılmazdı.” İsnadı Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahihtir. İbn Sa’d Tabakat (7/142) İbn Asakir Tarih (58/314)

Ebu Bekr İbn Ebik ed-Devâdârî Kenzu’d-Durer Ve Camiu’l-Gurer’de (5/194) şöyle der:

فيها كان ابتداء المحنة العظيمة وإظهار القول بخلق القرآن وكان الذي قام بهذا الأمر بشر المريسي وبنو الجهم وشاع ذلك وذاع وقتل من خالف واختفت العلماء والأئمة في منازلهم وامتنعوا من الصلوات في الجوامع وقتل منهم خلق كثير

“Hicri 218 yılında Kur’ân’ın mahlûk olduğu görüşü izhar edilerek büyük fitne çıktı. Bu işi Bişr el-Merisî ve Cehm oğulları çıkardılar, yayıldıkça yayıldı. Muhalefet eden öldürüldü. Âlimler ve imamlar evlerinde gizlendiler, camilerde namazlara katılmaktan çekindiler. Onlardan birçok kimse öldürüldü.”

Selef Zamanında Hastalık Sebebiyle Cemaatle Namaz İptal Edildi mi?

 Soru: Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu değerli hocam. Hastalık sebebiyle selef döneminde namazın kılınmadığı  olduğunu söylenler var bunu izah edermisiniz Allah Subhanehu ve Teala size hâyr versin 

Cevap: Aleykumu’s-Selam ve rahmetullahi ve berakatuhu. Salih selef döneminde cemaatle namazın iptal edildiğine dair bir şey yoktur. Fitne savaşları sebebiyle birkaç gün cemaatle namaz kılınamadığı, ezanlar okunmadığı şeklinde bazı rivayetler mevcut olsa da bunlar insanların kendi iradeleriyle yaptıkları şeyler değildir. Bu yüzden zamanımızdaki namaz yasaklarıyla asla kıyaslanamaz!

Seleften çok sonraki zamanlarda büyük çaplı vebalarda çok sayıda ölümler olması sebebiyle camilerin boş kaldığı zikredilmiştir. Mesela İbn Azarî el-Marakeşî, (v.695 h.) el-Beyanu’l-Mugrib Fi Ahbari’l-Endulus ve’l-Magrib adlı kitabında (1/257), Tunus’ta hicrî 395 yılında büyük bir veba meydana geldiğini, insanların çoğunun öldükleri için Kayravan mescidlerinin boş kaldığını zikretmiştir.

Zehebi, Tarihu’l-İslam’da (30/25) Hicri 448 yılı hadiseleri hakkında şöyle demiştir: “Bu yılda Endülüs’te büyük bir kıtlık ve veba meydana geldi. İşbiliyye halkı öldüler ve namaz kılacak kimse kalmadığı için mescidler kapalı kaldı.” Bkz.: Zehebi Siyeru A’lami’n-Nubela (18/311)

İbn Hacer, İnbau’l-Gumr adlı tarih kitabında (3/326), hicri 827 senesinin başlarında Mekke’de büyük bir veba meydana geldiğini, her gün kırk kişinin öldüğünü, Rebiu’l-Evvel ayında ölenlerin sayısının bin yedi yüze ulaştığını, Makamu İbrahim’de Şafii mezhebi mensuplarının; imamla beraber ancak iki kişinin namaz kıldığını, diğer mezheplerden ise namaz kılacak kimse kalmadığı için cemaatle namaz kılmadıklarını zikretmiştir.

Bazıları isnad ve metin açısından sahih olmadığı net olan, bâtıl bir rivayete dayanarak, Amvas taunu zamanında Cuma ve cemaat namazlarının iptal edildiğini çıkarıyorlar. Şüphesiz bu, en saçma zorlamalardandır.  Metinde buna dair en ufak bir işaret yoktur. Söz konusu rivayet şudur:

Şehr b. Havşeb rahimehullah, efendisinden (annesinin kocasından) rivayet ediyor:

أنّه كان قد شهد طاعون عمواس، فكان على قيادة الناس أبو عبيدة بن الجراح فمات بالطاعون، ثم معاذ بن جبل فمات به أيضًا فلما مات استخلف على الناس عمرو بن العاص فقام فينا خطيبا فقال: أيها الناس، إن هذا الوجع إذا وقع فإنما يشتعل اشتعال النار، فتجبّلوا منه في الجبال قال: فقال له أبو واثلة الهذلي: كذبتَ والله، لقد صحبت رسول الله صلى الله عليه وسلم، وأنت شرٌّ من حماري هذا. قال عمرو: والله ما أرد عليك ما تقول، وأيْمُ الله لا نُقيم عليه! ثم خرج وخرج الناس فتفرقوا عنه، ودفعه الله عنهم. قال: فبلغ ذلك عمر بن الخطاب من رأي عمرو فوالله ما كرهه

“O, Amvas taununa şahit olmuş. İnsanların komutanı Ebu Ubeyde b. el-Cerrah radiyallahu anh idi. O taundan öldü. Sonra Muaz b. Cebel radiyallahu anh komutan oldu, o da taundan ölünce yerine Amr b. el-As radiyallahu anh komutan oldu ve şöyle hutbe verdi: “Ey insanlar! Şüphesiz bu hastalık meydana gelmiştir ve ateşin tutuşması gibi tutuşturmaktadır. Ondan dağlara kaçın. Ebu Vasile el-Huzeli radiyallahu anh ona dedi ki: “Vallahi yanıldın! Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile sahabelik ettim. Sen şu eşeğimden bile daha şerlisin.” Amr b. el-As dedi ki: “Vallahi söylediğini reddetmiyorum. Allaha yemin olsun burada kalmayacağız.” Sonra o çıktı ve insanlar da çıkıp dağıldılar. Allah onlardan hastalığı def etti. Bu haber Ömer b. el-Hattab radiyallahu anh’e ulaşınca Amr’ın görüşünü çirkin görmedi.”

Bunu Ahmed (3/225) Taberî Tarih (4/62) ve İbn Asakir Tarih (68/108) rivayet etmişlerdir.

Bu rivayet birkaç açıdan münkerdir:

1- Şehr b. Havşeb, kendisinde zayıflık olmakla beraber, güvenilir ravilere muhalif düşmediği hadisleri hasen kabul edilir. Bu rivayette ise aşağıda geleceği üzere hem kendisinin daha sağlam rivayetine hem de diğer güvenilir ravilere muhalif metinle rivayet etmiştir.

2- Şehr b. Havşeb, bunu ismini belirtmediği, cerh ve ta’dil açısından durumu hiç bilinmeyen birinden rivayet etmiştir.

3- Rivayetin metninde Amr b. As radiyallahu anh’e itiraz eden sahabinin ismi Ebu Vasile olarak belirtilmiştir. Bu, sahih rivayetlere aykırıdır. Sahih olan rivayette Amr b. el-As’ı uyaran sahabi Şurahbil b. Hasene radiyallahu anh’dır.

Şehr b. Havşeb rahimehullah’tan: “Abdurrahman b. Ganm radiyallahu anh dedi ki:

وَقَعَ الطَّاعُونُ بِالشَّامِ فَخَطَبَنَا عَمْرُو بْنُ الْعَاصِ فَقَالَ إِنَّ هَذَا الطَّاعُونَ رِجْسٌ فَفِرُّوا مِنْهُ فِي الْأَوْدِيَةِ وَالشِّعَابِ فَبَلَغَ ذَلِكَ شُرَحْبِيلَ ابْنَ حَسَنَةَ فَقَالَ كَذَبَ عَمْرٌو صَحِبْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَعَمْرٌو أَضَلُّ مِنْ حِمَارِ أَهْلِهِ وَلَكِنَّهُ رَحْمَةُ رَبِّكُمْ وَدَعْوَةُ نَبِيِّكُمْ وَوَفَاةُ الصَّالِحِينَ قَبْلَكُمْ

“Şam’da taun meydana geldi. Amr b. el-As radiyallahu anh bize hutbe vererek şöyle dedi:

“Muhakkak ki bu taun bir pisliktir. Ondan vadilere ve yaylalara kaçın.” Bu sözler Şurahbil b. Hasene radiyallahu anh’e ulaşınca dedi ki:

“Amr yanıldı! Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile sahabelik ettim. Amr, ailesinin eşeğinden daha sapıktır. Lakin bu hastalık rabbinizden bir rahmet, nebiniz sallallahu aleyhi ve sellem’in bir duası ve sizden önceki salihlerin ölüm sebebidir.”

Bunu Taberânî Mu'cemu'l-Kebîr (7/305) Hâkim (3/311) Ahmed (4/195) Ma’mer b. Raşid el-Cami (772) Begavi Mu’cemu’s-Sahabe (1690) Ebu Nuaym Marife (3714) İbn Asakir Tarih (22/475) hasen bir isnad ile rivayet etmişlerdir. Şehr b. Havşeb, bu rivayette diğer güvenilir ravilere uygun rivayette bulunduğu için bu rivayeti hasendir.

4- Rivayetin metninde Amr b. el-As radiyallahu anh’ın kendisine yapılan uyarıyı dinlemediği ve insanları dağlara ve vadilere dağıttığı geçmektedir. Hâlbuki sahih olan rivayetlerde Amr b. el-As radiyallahu anh, diğer sahabelerin uyarısını dinlemiş ve fikrinden vaz geçmiştir.

Şurahbil b. Şuf’a rahimehullah’ın rivayetinde şu şekildedir:

إِنَّ الطَّاعُونَ وَقَعَ بِالشَّامِ فَقَالَ عَمْرٌو تَفَرَّقُوا عَنْهُ فَإِنَّهُ رِجْزٌ فَبَلَغَ ذَلِكَ شُرَحْبِيلَ ابْنَ حَسَنَةَ فَقَالَ قَدْ صَحِبْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَسَمِعْتُهُ يَقُولُ إِنَّهَا رَحْمَةُ رَبِّكُمْ وَدَعْوَةُ نَبِيِّكُمْ وَمَوْتُ الصَّالِحِينَ قَبْلَكُمْ فَاجْتَمِعُوا لَهُ وَلَا تَفَرَّقُوا عَلَيْهِ فَقَالَ عَمْرٌو رَضِيَ اللهُ عَنْهُ صَدَقَ

“Taun Şamda ortaya çıkınca Amr radiyallahu anh: “Bunun bulunduğu yerden etrafa dağılın. Çünkü o bir azaptır” dedi. Amr’ın bu söyledikleri Şurahbil b. Hasene radiyallahu anh’e ulaşınca o şöyle dedi:

“Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sohbetinde bulundum. O’nun şöyle buyurduğunu işittim:

Bu rabbinizin bir rahmeti, nebinizin bir duası ve sizden önceki salihlerin ölüm sebebidir.” Bu sebeple onun için toplanın, onun bulunduğu yerden etrafa dağılmayın.” Bunun üzerine Amr radiyallahu anh: “Doğru söyledi” dedi.”

Bunu sahih isnadla; Tahavî Şerhu Meâni'l-Âsâr (4/306) İbn Hibban (7/215) Ahmed (4/196) Beyhakî (6/384) rivayet etmişlerdir. El-Elbani, Talikatu’l-Hisan’da (2490) sahih olduğunu söylemiştir.

5- Bu rivayette Muaz radiyallahu anh’ın ölümünden sonra Amr b. el-As’ın bu konuşmayı yaptığı geçiyor. Lakin sahih rivayetlere göre Muaz radiyallahu anh, Amr b. el-As’ın bu fikrini hutbede açıkladığını duyunca karşı çıkmış ve rabbinden, taundan ölmeyi dilemiş, bundan sonra vefat etmiştir. Bunu Ahmed (5/248) Ebu Kılabe rahimehullah yoluyla, İbn Huzeyme, Bezzar ve İbn Asakir Tarihu Dimeşk (22/475) Abdurrahman b. Ganm rahimehullah yoluyla, Beyhakî Delail’de Suleyman b. Musa yoluyla rivayet etmişlerdir. Bkz.: İbn Hacer, Bezlu’l-Maun (s.261-262)  

Ahmed b. Hanbel’in Kitabu’z-Zuhd’de (no:1021) Tarık b. Abdirrahman rahimehullah’tan rivayetinde de şöyle anlatılır:

“Şam’da taun hastalığı çıktı ve yayıldı. İnsanlar: “Bu susuz tufandır” dediler. Bu Muaz b. Cebel radiyallahu anh’e ulaşınca kalkıp şöyle hutbe verdi:

إِنَّهُ قَدْ بَلَغَنِي مَا تَقُولُونَ إِنَّمَا هَذِهِ رَحْمَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَزَّ وَجَلَّ وَدَعْوَةُ نَبِيِّكُمْ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَكَفَتِ الصَّالِحِينَ قَبْلَكُمْ وَلَكِنْ خَافُوا مَا هُوَ أَشَدُّ مِنْ ذَلِكَ أَنْ يَغْدُوَ الرَّجُلُ مِنْكُمْ إِلَى مَنْزِلِهِ لَا يَدْرِي أَمُؤْمِنٌ هُوَ أَوْ مُنَافِقٌ وَخَافُوا إِمَارَةَ الصِّبْيَانِ

“Muhakkak ki söyledikleriniz bana ulaştı. Bu hastalık ancak rabbiniz Azze ve Celle’den bir rahmet ve nebiniz sallallahu aleyhi ve sellem’in duasıdır. Sizden önceki salihlere bu kurtuluş olmuştur. Lakin onlar bundan daha şiddetli olan şeyden; sizden birinin evine mü’min mi yoksa münafık mı olduğunu bilemeden dönmesinden ve çocukların idareciliğinden korkuyorlardı.”

7- Bu rivayette Ömer radiyallahu anh’ın, Amr b. As’ın bu görüşünü çirkin görmediği zikrediliyor. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Taun bulunan yere girilmemesi ve orada bulunanların taundan kaçarak çıkmaması hakkındaki yasağına açıkça aykırı olan bu görüşe Ömer radiyallahu anh’ın karşı çıkmamış olması düşünülemez. Zira bazı rivayetlerde Amr b. El-As’ın: “Bu hastalıktan dağlara kaçın” dediği geçmektedir.  Nitekim Ömer radiyallahu anh Şam’a yöneldiğinde kendisine bu hadis hatırlatılması üzerine geri dönmüştür. (Buhârî 6572, Muslim (2219)

Usâme b. Zeyd radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

الطَّاعُونُ رِجْزٌ أَوْ عَذَابٌ أُرْسِلَ عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَوْ عَلَى مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ فَإِذَا سَمِعْتُمْ بِهِ بِأَرْضٍ فَلَا تَقْدَمُوا عَلَيْهِ وَإِذَا وَقَعَ بِأَرْضٍ وَأَنْتُمْ بِهَا فَلَا تَخْرُجُوا فِرَارًا مِنْهُ وقَالَ أَبُو النَّضْرِ لَا يُخْرِجُكُمْ إِلَّا فِرَارٌ مِنْهُ

Tâûn (vebâ) hastalığı İsrailoğullarından veya sizden öncekilerden bir gruba gönderilen bir pislik idi. Bir yerde tâun olduğunu işitirseniz oraya gitmeyiniz. Siz bir yerde iken bu hastalık meydana gelirse de oradan kaçmayın.” Buhârî (3473) Muslim (2218)

Aişe radıyallahu anha’dan: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e tâûn hakkında sordum. Bana şöyle haber verdi:

أَنَّهُ عَذَابٌ يَبْعَثُهُ اللَّهُ عَلَى مَنْ يَشَاءُ وَأَنَّ اللَّهَ جَعَلَهُ رَحْمَةً لِلْمُؤْمِنِينَ لَيْسَ مِنْ أَحَدٍ يَقَعُ الطَّاعُونُ فَيَمْكُثُ فِي بَلَدِهِ صَابِرًا مُحْتَسِبًا يَعْلَمُ أَنَّهُ لاَ يُصِيبُهُ إِلَّا مَا كَتَبَ اللَّهُ لَهُ إِلَّا كَانَ لَهُ مِثْلُ أَجْرِ شَهِيدٍ

Muhakkak ki o Allah’ın dilediğine gönderdiği bir azaptır ve şüphesiz Allah onu mü’minlere bir rahmet kılmıştır. Bulunduğu yerde tâûn hastalığı çıkıp da karşılığını Allah’tan bekleyerek ve Allah’ın yazdığından başkasının isabet etmeyeceğini bilerek beldesinde kalmaya sabreden hiçkimse yoktur ki, ona şehidin ecri gibi ecir yazılmasın. Buhârî (3474, 5734, 6619)

Az sonra Ebu Musa radiyallahu anh’den gelecek olan rivayette görüleceği gibi, Ömer radiyallahu anh’ın, Ebu Ubeyde radiyallahu anh’e, havadar yerlere taşınmalarını tavsiyesi ise hastalıktan kaçmak amacıyla değil, tedavi amacıyla bir tavsiyedir. Hafız İbn Hacer bu hususu ayrıntılı açıklamıştır. (Bkz. Bezlu’l-Maun (s.273) Nitekim Ukl ve Urene kabilelerinden bazı münafıklar Medine’ye gelince, Medine’de yaygın olan sıtma vebasına yakalanmışlar, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onların tedavisi için Medine dışına çıkmalarına müsaade etmiştir.

Korona’nın Taun ile kıyaslanması ise en bâtıl kıyaslardan ve sapıklıklardandır. Çünkü korona diye bir hastalık yoktur, covid diye bir virüs yoktur, bu din düşmanı kâfirlerin yalanıdır. Korku oluşturarak insanların alt benliklerine hastalık bulaşması kuruntusunu yerleştirmişler, panik olmalarına sebep olmuşlardır. Geçmiş zamanlarda meydana gelen büyük çaplı vebalarda da bu korku insanların hastalanmalarına sebep olmuştur. Vebalar hakkında kitap yazan eski tabipler vebanın yayılmasını, kirli havadan zehirlenme ve korkunun yayılmasına bağlamışlardır. Hiçbir bulaşıcı hastalık da yoktur. Nitekim tıp ilminin ehli de virüs diye bir şeyin varlığını ispat edememişler, vücutta çeşitli sebeplerle meydana gelen hücre tahribatlarının (eksozomların) virüs olduğunu iddia edenler çıkmıştır.

Taun ise cinlerin saldırısıdır, Allah bu saldırıları kâfirler için azap, mü’minler için rahmet kılmıştır:

Ebu Musa radıyallahu anh’den Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

فَنَاءُ أُمَّتِي بِالطَّعْنِ وَالطَّاعُونِ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ عَرَفْنَا الطَّعْنَ فَمَا الطَّاعُونُ؟ قَالَ وَخْزُ أَعْدَائِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَفِي كُلٍّ شَهَادَةٌ

Ümmetimin tükenişi ta'n (yaralanma) ve tâûnla olacaktır." Denildi ki: “Ey Allah’ın Rasulü! Tâ’nı biliyoruz, peki tâûn nedir?" şöyle cevap verdi:

"Tâûn, cinlerden olan düşmanlarınızın çarpmasıdır. Her birinde de şehitlik vardır. Muslim'in şartına göre sahih. Bezzar (8/16, 91) Ahmed (4/395, 413, 417) Tayâlisî (536) İbn Ebi Şeybe Musned (624) Buhârî Tarihu’l-Kebir (4/212) Hâkim (1/114, 2/102) Taberani (22/314) Taberani Evsat (2/105, 3/367, 8/239) Taberânî Sagir (351) Ebu Ya’la (13/194) Ru’yani (498, 539) İbn Bişran Emali (99) Ebu’ş-Şeyh İbn Hayyan Fevaid (119) Dulabi el-Kuna (122) Darekutni el-İlel (7/257) Taberi Tehzibu’l-Asar (s.100) Ebu’l-Hasen el-Hilai el-Hilaiyyat (752) Ebu Nuaym Musnedu Ebi Hanife (s.99, 105) Muhammed b. el-Hasen eş-Şeybani el-Asar (265) Ebu Yusuf el-Asar (896) Beyhaki Delail (7/209) Deylemi (4397) İbn Hacer Bezlu’l-Maun (s.109-136) el-Elbani İrvau’l-Galil (1637)

Aişe radıyallahu anha’dan: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

الطَّاعُونُ شَهَادَةٌ لِأُمَّتِي وَوَخْزُ أَعْدَائِكُمْ مِنَ الْجِنِّ يَخْرُجُ فِي آبَاطِ الرِّجَالِ وَمَرَاقِّهَا الْفَارُّ مِنْهُ كَالْفَارِّ مِنَ الزَّحْفِ وَالصَّابِرُ عَلَيْهِ كَالْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

 Tâûn ümmetim için bir şehitliktir ve o cinlerden olan düşmanlarınızdan bir dürtmedir. İnsanların koltukaltlarında ve bacak aralarında çıkar. Ondan kaçan savaştan kaçan gibidir ve sabreden Allah yolunda cihad eden gibidir." Hasen. Taberânî Mu'cemu'l-Evsat (5531) Ahmed (6/82, 133, 145, 255) İshak b. Rahuye (1376, 1403) Ebu Ya’la (7/379, 8/125) Ebu Said İbnu’l-A’rabi Mucem (2391) Bezzar (Keşfu’l-Estar 3041) Ebu Bekir b. Hallad Fevaid (84) İbn Adiy el-Kamil (7/165) İbn Asakir Tarih (64/56) İbn Hacer Bezlu’l-Maun (s.69) el-Elbani es-Sahiha (1928)

Sa’d b. Ebi Vakkas radiyallahu anh’den rivayette, hastalık bulaşması yoktur denildikten sonra taun bulunan yere girilmesinin yasaklanması da, taunun hastalık bulaşmasıyla bir alakası olmadığını göstermektedir:

Sa’d b. Ebi Vakkas radiyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etti:

لَا هَامَةَ وَلَا عدوى وَلَا طيرة فَإِن يكن شَيْئا فِي الطِّيَرَةِ فَالْمَرْأَةَ وَالْفَرَسَ وَالدَّارَ وَكَانَ يَقُولُ إِذَا كَانَ الطَّاعُونُ بِأَرْضٍ فَلا تَهْبِطُوا عَلَيْهِ وَإِذَا كَانَ بِأَرْضٍ وَأَنْتُمْ بِهَا فَلا تَفِرُّوا مِنْهُ

Baykuş uğursuzluğu yoktur, hastalık bulaşması yoktur, uğursuzluk yoktur, eğer bir şeyde uğursuzluk olsaydı kadında, atta ve evde olurdu. Bir yerde tâûn olursa oraya gitmeyin, sizin bulunduğunuz yerde tâûn olursa ondan kaçmayın.” Sahih. Ebû Ya'lâ (2/106) İbn Hibbân (13/497) Ahmed (1/180) Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (3/161) Bezzar (3/290) el-Elbani es-Sahiha (789)

Nitekim Ebu Musa el-Eşarî radiyallahu anh, Taun hastalığının bulaşıcı olduğunun zannedilmemesi için uyarıda bulunmuştur:

Kays b. Muslim rahimehullah’tan: Tarık b. Şihab radiyallahu anh dedi ki:

كُنَّا نَتَحَدَّثُ إِلَى أَبِي مُوسَى الْأَشْعَرِيِّ قَالَ فَقَالَ لَنَا ذَاتَ يَوْمٍ لَا عَلَيْكُم أَن تجفوا فَإِن هَذَا الوجع قَدْ وَقَعَ فِي أهلنا فَمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ أَنْ يَتَنَزَّهَ فَلْيَتَنَزَّهْ وَاحْذَرُوا أَن يَقُول رجل خَرَجَ رجل فَعُوفِيَ! وَجَلَسَ رجل فَأُصِيبَ لَوْ كُنْتُ جَلَسْتُ كَمَا جَلَسَ آل فلَان أُصِبْتُ كَمَا أُصِيبَ آلُ فُلَانٍ وَأَن يَقُول إِن جَلَسَ فأصيب لَوْ كُنْتُ خَرَجْتُ كَمَا خرج آل فلَان عوفيت كَمَا عوفي آلُ فُلَانٍ فَإِنِّي سَأُحَدِّثُكُمْ فِي الطَّاعُونِ إِن عُمَرَ كَتَبَ إِلَى أبي عُبَيْدَة فِي الطَّاعُون الَّذِي وَقع بِالشَّام أَنه عرضت لي حَاجَة لَا غنى بِي عَنْك فِيهَا فَإِذا أَتَاك كتابي فَإِنِّي أعزم عَلَيْك إِن أَتَاك لَيْلًا أَلا تصبح حَتَّى ترد وَإِن أَتَاك نَهَارا أَلا تمسي حَتَّى ترد إِلَيّ فَلَمَّا قَرَأَ أَبُو عُبَيْدَة الْكتاب قَالَ قد عرفت حَاجَة أَمِير الْمُؤمنِينَ أَرَادَ أَنْ يُسْتَبْقَى من لَيْسَ بِبَاقٍ ثمَّ كتب إِنِّي قد عرفت حَاجَتك الَّتِي عرضت لَك فَحَلِّلْنِي مِنْ عَزْمَتِكَ يَا أَمِير الْمُؤمنِينَ فَإِنِّي فِي جُنْد الْمُسْلِمِينَ وَلنْ أَرْغَبَ بنفسي عَنْهُم قَالَ فَلَمَّا قَرَأَ عمر الْكتاب بَكَى قَالَ فَقيل لَهُ توفّي أَبُو عُبَيْدَة؟ قَالَ لَا وَكَانَ قد قَالَ فَكتب إِلَيْهِ عمر إِن الْأُرْدُن أَرض عمقة وَإِن الْجَابِيَة أَرْضُ نُزْهَةٍ فاظهر بِالْمُسْلِمين إِلَى الْجَابِيَة قَالَ فَلَمَّا قَرَأَ أَبُو عُبَيْدَة الْكتاب قَالَ هَذَا نسْمع فِيهِ أَمِير الْمُؤمنِينَ ونطيعه قَالَ فَأمرنِي أَن أركب فأبوئ النَّاس مَنَازِلهمْ قَالَ فَقلت إِنِّي لَا أَسْتَطِيعُ قَالَ فَقَالَ لي لَعَلَّ الْمَرْأَة طعنت؟ قَالَ قلت أجل قَالَ فَذَهَبَ لِيَرْكَبَ فَوجدَ وخزة فَطُعِنَ وَتُوفِّي أَبُو عُبَيْدَة وَانْكَشَفَ الطَّاعُونُ

“Bizler Ebu Musa radiyallahu anh’ın yanına gider konuşurduk. Bir gün bize şunları söyledi:

“Benden kaçınmanız gerekmez. Şu taun (veba) hastalığı benim aileme de düştü. Bu sebeple aranızdan uzak durmak isteyen uzak dursun. Fakat iki şeyden de sakının: Bir kimsenin: “Birisi çıktı ve kurtuldu, diğeri oturdu ve hastalığa yakalandı. Ben de çıkıp gitmiş olsaydım filanın ailesi kurtulduğu gibi ben de kurtulurdum” demesinden veyahut bir diğerinin: “Eğer oturmuş olsaydım filanın ailesi hastalığa yakalandığı gibi ben de yakalanacaktım” demesinden de sakının. Şimdi ben sizlere taun meselesini anlatayım:

“Şam’da taun hastalığı çıktı. Ömer radiyallahu anh ona: “Sana bu mektubum gelir gelmez kesin olarak sana şunu söylüyorum: Eğer mektubum sana sabah ulaşmışsa bineğine binmeden akşamı etme. Eğer akşam vakti sana varırsa yanıma gelmek üzere bineğine binmeden sabahı etme. Çünkü sana sen olmadan göremeyeceğim bir ihtiyacım var” diye bir mektup yazdı. Ebu Ubeyde radiyallahu anh mektubu okuyunca:

“Müminlerin emiri hayatta kalamayacak olanı hayatta tutmak istedi” dedi. Sonra Ebu Ubeyde radiyallahu anh ona şu mektubu yazdı:

“Ben müslümanlardan oluşan askerler arasındayım. Ben kendimi onlara tercih ederek yola çıkamam. Müminlerin emirinin bana ne ihtiyacının olduğunu biliyorum.” Mektup kendisine ulaşınca Ömer radiyallahu anh ağladı. Ona:

“Yoksa Ebu Ubeyde vefat mı etti?” denildi. O: “Hayır” dedi. Ömer radiyallahu anh ona şu mektubu yazdı:

“Ürdün derin bir yerdir. Cabiye ise nezih bir yerdir. Bu sebeple sen de müslümanları al ve Cabiye’ye git.” Ebu Ubeyde radiyallahu anh mektubu okuyunca: “Müminlerin emirini işittik ve itaat ettik” dedi. Sonra bana:

“Haydi, git, müslümanlara kalacakları yerleri hazırla” dedi. Ben: “Bunu yapamam” dedim. Ebu Ubeyde radiyallahu anh:

“Galiba hanımın taun oldu?” dedi. Ben de: “Evet” dedim. Ebu Ubeyde radiyallahu anh bineğine binmek üzere gitti. Onu bir şey yakalar gibi oldu ve hemen isabet alıp öldü. Sonra da taun hastalığı kalktı.”[1]



[1] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Taberî Tehzibu’l-Asar (mefkud cüz no:13) Tahavî Şerhu Meâni'l-Âsâr (4/305) Hâkim (3/295) İbn Asakir Tarih (24/422)

23 Kasım 2020 Pazartesi

Hadis Ehlinin, “Hastalık Allah’ın Takdiriyle Bulaşır” Diyen Re’y Ehline Reddiyesi

 


İbn Hacer, Bezlu’l-Maun’da (s.330 vd.) şöyle demiştir: “Tabiblerden bir topluluğun, sağlıklı olanın taun zamanında hastalığa yakalananlarla bir araya gelmesinden sakındırdıkları zikredildi.

Kadı Tacuddin es-Subkî şöyle dedi: “Gördüğümüz kadarıyla halkın geneli bundan sakınıyor, hatta hastaları ziyaret etmeyi terk ediyorlar. Bu konuda deriz ki; eğer işinin ehli iki müslüman adil tabib, sağlıklının hasta olan ile temasının eziyet vereceğine şahitlik ederlerse, hasta olanın yanına girmekten engellenmesi caizdir…”

Hafız İbn Hacer rahimehullah onu reddederek şöyle demiştir: “Derim ki: “Buna şahitlik edenin şahitliği kabul edilmez. Çünkü hissedilen gerçekler bunu yalanlamaktadır. İşte Mısır’da ve Şam’da taunlar çokça tekrar etmektedir ve bu hastalığın bulunmadığı bir ev yoktur. Bu evlerde bu hastalığa yakalanan aile üyeleri vardır ve onların hastalarla teması kesinlikle aile dışındakilerden daha fazladır. Onlardan birçoğu hatta çoğunluğu bu hastalıktan selamette kalmaktadır. Kim hastayla temasın ezaya sebep olduğuna şahitlik ederse bu kibirlenmektir.

Nitekim hastalığın bulaştığı inancının iptaline dair açıklama geçti. Tekrarına gerek yok. Tacuddine Allah rahmet etsin, hastalığın bulaştığını adeten meydana gelmesi yoluyla ispatlamaya çalışıyor: Hastalığın bulaşmasının nefyedilmesi ile kastedilen ise hastalığın kendi tabiatiyle bulaşıcı olmamasıdır!

El-Kurtubi, el-Mufhim’de şöyle demiştir: “Hastalığın bulaştığı düşüncesi, Arap cahillerinin kuruntusudur. Zira onlar hasta olanın yanına sağlıklı girerse onu hastalandıracağına inanıyorlardı. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bunu nefyederek iptal etti. Onların şüphelerini tek bir kelime ile giderdi: “İlkine hastalık bulaştıran kim?” Bunun manası; uyuz nereden geldi? Diğer bir deve mi uyuz yaptı? Bu zincirlemenin sonu yoktur, bu imkânsızdır. Yoksa bunun sebebi uyuzlu deveden başkası mıdır? İlk deveyi uyuz yapan, ikinciyi de uyuz yapandır. O da her şeyin yaratıcısı olan ve her şeye kadir olan Allah Teâlâ’dır.”

Yine dedi ki: “Bu cahillerde meydana gelen bu şüphe, öncelikle şu tabiatçılarda (materyalistlerde) de meydana geldi ve eşyanın birbirine tesir ettiğini söylediler ve buna tabîî tesir dediler. İkinci olarak Mutezile hayvanların fiilleri hususunda dediler ki: “Onların güçleri var etmede etkilidir. Onlar kendi fiillerinin yaratıcısıdırlar. Meydana getirme hususunda bağımsızdırlar.” Bu iki taife hissî olarak şahit olunan şeylere dayandılar, bazen bunu inkâr edeni de apaçık gerçekleri inkâr etmekle suçladılar. Bu yanlıştır! Sebebi, hislerin idraki ile aklın idrakinin birbirine karışmasıdır. Onların şahit oldukları şey sadece bir şeyin diğer bir şeye tesir etmesidir. Bu hislerin (duyu organlarının) nasibidir. Ama ondaki tesir hislerle değil, akıl ile idrak edilir. Allah en iyi bilendir.”

Derim ki (İbn Hacer): Hastalık bulaşması hakkındaki görüşler dört sınıftır:

Birincisi: Hastalık kendi tabiatiyle bulaşır ve tasarruf eder. Bu kâfirlerin görüşüdür.

İkincisi: Hastalık, onu yaratan Allah’ın emriyle bulaşır ve kişiden bu ayrılmaz. Ancak hastalığın sahibine bir mucize veya keramet gerçekleşirse bundan kurtulur. Bu İslamî bir görüş olsa da tercih edilmeyen bir görüştür.

Üçüncüsü: Hastalık bulaşır, ancak bu kendi tabiatiyle değil, bilakis Allah’ın icra ettiği adetle meydana gelir. Ateşin adeten yakması gibi. Kişi bundan Allah’ın dilemesi ile kurtulur. Ancak adeten bu nadir bir durumdur.

Dördüncüsü: Hastalık asla tabiatiyle bulaşmaz. Bilakis kimde hastalık meydana gelirse Allah Subhanehu ve Teâlâ o kimsede baştan onu yaratmıştır. Bu yüzden bulaşıcı olduğu söylenen birçok hasta ile sağlıklı olan temas ettiği halde sağlıklıya hiçbir şey isabet etmez. Yine hastalıklı olanla hiçbir teması olmayan birçok kimsede hastalık meydana gelir. Bütün bunlar Allah’ın takdiriyledir.

Bu son iki görüş meşhurdur. Hastalık bulaşması hakkında tercih edilen bu sonuncu görüştür. Çünkü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: 

Hiçbir şey bir şeye hastalık bulaştırmaz” buyurmuştur. Yine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, hastalığın bulaştığını söyleyen kimseye: 

İlkine kim bulaştırdı?” demiştir…”

Hafız İbn Hacer rahimehullah'ın, hastalığın bulaşması şüphesine cevap olarak yukarıda işaret ettiği açıklamaları tercüme ediyorum:

Hafız İbn Hacer el-Askalanî rahimehullah, Bezlu’l-Maun Fi Fadli’t-Taun’da (s.281 vd.) dedi ki:

“Dördüncü mesele: Ez-Zerkeşî dedi ki: “Taunlu bölgeden çıkmayı cüzzamlıdan kaçmaya kıyaslayarak delil getirdiler.” Buhârî’nin Said b. Minya tarikiyle Ebu Hureyre radiyallahu anh’den rivayet ettiği şu hadisi kastediyor: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: 

Hastalık bulaşması yoktur. Uğursuzluk inancı yoktur. Baykuş uğursuzluğu yoktur. Safer ayının uğursuzluğu yoktur. Cüzzamlıdan aslandan kaçar gibi kaç

Muslim’in Sahih’inde; Amr b. eş-Şerid es-Sekafi yoluyla babasından rivayet ediyor: “Sakif heyetinde cüzzamlı bir adam vardı. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ona haber gönderip: “Senin biatını kabul ettik, dönebilirsin” dedi.

Ebû Dâvûd’un Sünen’inde İbn Abbas radiyallahu anhuma’dan: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: 

Cüzzamlılara bakışı devam ettirmeyin.” İbn Hibban ve İbn Huzeyme sahih dediler.[1]

Buna iki açıdan cevap verildi:

Birincisi: İbn Salah, başkalarına tabi olarak, Ebu Hureyre radiyallahu anh’den gelen: “Hastalıklıyı sağlıklının yanına uğratmayın” ve “Cüzzamlıdan aslandan kaçar gibi kaç” hadisleri ile “Hastalık bulaşması yoktur” hadislerinin arasını bulmak için şöyle demiştir:

“Bunların arası şöyle cem edilir: Bu hastalıklar kendi tabiatiyle bulaşmazlar, lakin Allah Tebarek ve Teâlâ, sağlıklı olanın hastalıklı olanla bir araya gelmesini, hastalığın bulaşmasına bir sebep kılmıştır. Nitekim hastalığın sebebi diğer sebeplerden farklılık gösterebilir. “Hastalık bulaşması yoktur” hadisi ise Cahiliyye halkının inancını reddetmektedir. Onlar hastalığın kendi tabiatiyle bulaştığını sanırlardı. Bu yüzden: “Peki ilkine kim bulaştırdı?” buyrulmuştur. İkinci olarak, bil ki Allah Subhanehu ve Teâla bunu buna bir sebep kılmış, Allah Teâlâ’nın fiiliyle meydana gelen ve galip gelen zarardan sakındırmıştır…”

Şeyhlerimiz muhtasarlarında onun bu açıklamasını kabullenmişlerdir. Lakin onlardan biri olan el-Bulkini dedi ki: “İfadenin doğrusu; “Allah bunu sebep kılmıştır” şeklinde değil, “sebep kılabilir” şeklinde olmalıydı.” Bu güzel bir sakındırmadır. Böylece bunun her zaman veya genellikle böyle olduğu zannedilmesin, nitekim durum farklı şekilde meydana gelebilmektedir.

Sonra bu meselede Şafii rahimehullah’ın sözü asıldır. Beyhaki el-Marife’de Nikâh Kitabı bölümünde, kusurlar başlığı altında şöyle dedi: 

“Bize Ebu Said es-Sayrafi haber verdi, dedi ki; bize Ebu’l-Abbas el-Asam haber verdi, dedi ki; bize er-Rebi b. Suleyman, Şafii’nin şöyle dediğini haber verdi: 

“Cüzzam ve baras – tıp âlimlerinin iddiaları ve tecrübelere göre – çoğunlukla eşlere bulaşır. Bu, cimaya mani bir hastalıktır. Neredeyse hiç kimse bu hastalıkla beraber cima etmekten hoşlanmaz. Kadın da kocasında bu hastalık varsa onunla cimadan hoşlanmaz. Ama çocuğa gelince, cüzzamlı ve baraslı doğan çocuğun selamette kalması nadirdir. Selamette olursa evlenip çocuk dünyaya getirebilir. Allah’tan keremiyle bundan afiyette kılmasını dileriz.”

Beyhakî dedi ki: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in “Hastalık bulaşması yoktur” buyurduğu sabit olmuştur. Lakin bununla cahiliyyede itikad edilen yön kastedilmiştir. Bu da fiilin Allah Teâlâ’dan başkasına nispet edilmesidir. Nitekim Allah’ın dilemesiyle sağlıklı olanın hastalıklı olanla bir araya gelmesinde bu hastalığın bulaşmasına sebep kılabilir. Bu sebeple Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem 

Hastalıklı olanı sağlıklı olanın yanına uğratmayın” buyurmuştur.  Taun hastalığı ile ilgili olarak da 

Bir yerde taun olduğunu işittiğiniz zaman oraya girmeyin…” buyurdu. Bütün bunlar Allah Teâlâ’nın takdiriyledir.”

Benim anladığım kadarıyla, ileride açıklaması gelecek olan hastalığın bulaşması yoktur hadisini İmam Şafii rivayet etmemiştir. Bu yüzden hadisin yorumuna girmeden, bu konuda tabiplerin ve tecrübe ehlinin sözlerine dayanmıştır.

Nitekim İbn Huzeyme Kitabu’t-Tevekkül’de “Hastalığın bulaşması yoktur” hadisini Ebu Hureyre, İbn Ömer, Sa’d b. Ebi Vakkas radiyallahu anhum’den, 

Hastalıklıyı sağlıklının yanına uğratmayın” hadisini Ebu Hureyre radiyallahu anh’den zikretmiş, ilk hadis hakkında 

Hastalığın bulaşmasını reddedip Allah’a tevekkül etmek” başlığını, ikinci hadise de: 

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem reddetmesine rağmen bazı alimlerin hastalığın bulaşmasını ispat etmede, yanlış mana verdikleri haberin zikri” başlığını koymuştur. Sonra da 

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bu sözüyle hastalığını bulaştığını kastetmediğinin delili” başlığını koymuştur.

Sonra Ebu Seleme’nin, Ebu Hureyre radiyallahu anh’den, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu hadisi zikretti: 

Hastalık bulaşması yoktur, baykuş uğursuzluğu yoktur, safer ayının uğursuzluğu yoktur.” Bir Bedevi dedi ki:

“Kumda ceylan gibi koşan develer uyuzlu deve ile bir araya getirilince nasıl hepsini uyuz ediyor?” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

İlk deveyi hasta eden kim?” Nitekim bunu Buhârî ve Muslim bu tarikten rivayet etmişlerdir.  Yine Ebu Zur’a – Ebu Hureyre radiyallahu anh yoluyla şöyle rivayet ettiler:

“Bir bedevi Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e gelip dedi ki:

“Ey Allah’ın rasulü! Devenin dudağında uyuz bulunuyor, bütün develere uyuz bulaştırıyor” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

İlk deveyi hasta eden kim?”

İbn Mes’ud radiyallahu anh hadisinde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

Hiçbir şey bir şeye hastalık bulaştırmaz.” Bir bedevi dedi ki:

“Ey Allah’ın rasulü! Devenin dudağında veya kuyruğunda uyuz bulunuyor, büyük bir deve sürüsüne giriyor ve hepsini uyuz ediyor.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Hastalık bulaşması yoktur, baykuş uğursuzluğu yoktur, safer ayının uğursuzluğu yoktur. Allah her canın hayatını, rızkını ve musibetini yazmıştır.”[2]

İbn Huzeyme sonra şu başlığı açmıştır: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’den rivayet edilen cüzzamlıdan kaçmanın emredilmesi haberinin zikri. Ben bazı insanların bu hadisin hastalığın bulaştığını gösterdiğini zannetmelerinden korkuyorum. Allaha hamd olsun durum böyle değildir.”

Sonra bu başlığın altında Ebu Hureyre radiyallahu anh hadisini Said b. Minya yoluyla rivayet etmiştir. Yine Aişe radiyallahu anha’dan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu hadisini rivayet etti:

Hastalık bulaşması yoktur. Cüzzamlı görürsen aslandan kaçar gibi ondan kaç.” Sonra İbn Abbas radiyallahu anhuma hadisini rivayet etti: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Cüzzamlılara bakışı devam ettirmeyin.” Amr b. eş-Şerid’in babasından rivayet ettiği, Sakif heyetindeki cüzzamlı adamın biatı hadisini rivayet etti. Yine Cabir radiyallahu anh’den, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in cüzzamlının elinden tutup beraber yemek tasına koyması ve sonra

Allah’ın adıyla, Allah’a güvenerek ve tevekkül ederek” buyurması hadisini rivayet etti. Diğer lafzı: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem yemek yerken bir cüzzamlı geldi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Yaklaş, Allah’a güvenerek ve tevekkül ederek ye.”[3]

İbn Huzeyme dedi ki: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ümmetine şefkat ve merhametinden dolayı cüzzamlıdan kaçmalarını emretmiştir. Nitekim hastalıklının sağlıklı olana uğratılmasını da yasaklaması, onlara şefkatinden dolayıdır. Cüzzamlıya yaklaşan kimseye cüzzam isabet ederse ve sağlıklı olan koyun hastalıklı olan koyunun yanına sokulunca, onda da hastalık isabet ederse bazı müslümanların kalbinde cüzzamın bulaştığı düşüncesi düşebilir. Koyunlar da böyledir. Diğer koyun da uyuz olursa sahibinin kalbine diğer koyunun buna hastalık bulaştırdığı kuruntusu düşer. Böylece Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in reddetmiş olduğu “hastalık bulaşması” kuruntusu meydana gelir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hastalık bulaşması düşüncesini reddettikten sonra:

Hiçbir şey hiçbir şeye hastalık bulaştırmaz” buyurmuş ve bu düşünceden uzaklaşmayı emretmiştir. Bu, müslümanların hastalık bulaştığı düşüncesini tasdik etmemeleri içindir. Nitekim Nebî sallallahu aleyhi ve sellem insanların gönüllerinde bulunan uğursuzluk düşüncesini biliyordu. Sonra tevekkülün bu düşünceyi gidereceğini bildirdi. Aynı şekilde cüzzam ve uyuz hastalıkları da böyledir. Tevekkülü zayıf olanlar bu hastalıkların bulaştığı düşüncesinden kurtulamazlar. Cüzzamlıya yaklaşan bir kimse cüzzam olursa, tevekkülünün zayıf olmasından dolayı hastalığın bulaştığı düşüncesini ve uğursuzluk düşüncesini tasdikler. Çünkü Nebî sallallahu aleyhi ve sellem cüzzamlıdan kaçmayı emretmiş, cüzzamlı kimseye haber göndererek geri dönmesini söylemiştir. Bu açıklamayı, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in cüzzamlıyla beraber Allah’a güvenip tevekkül ederek yemek yemesi pekiştirmektedir.

Cüzzamlıya bakışı devam ettirmenin yasaklanmasına gelince, daha önce açıklandığı gibidir. Muhtemeldir ki bunun manası, sağlıklı kimselerin kendisine bakışı devam ettirmelerinden dolayı kederlenmesi olabilir. Çünkü akıl sahiplerinden afet sahibi olmayan azdır ve bunu gizlemeyi isterler.” İbn Huzeyme’den özetle nakledilenler bunlardır.

Bu açıklama gayet ikna edici bir tahkiktir. Bana göre bu açıklamalar, Beyhakî’nin zikrettiği ve ona tabi olarak İbn Salah ve sonrakilerin benimsedikleri açıklamadan daha evlâdır. Çünkü sahih rivayetlerde açıkça geldiği gibi hastalık bulaşması baştan sona nefyedilmekte, zıddı olarak gelen haberleri açıklamaktadır. Diğerleri ise hastalığın bulaştığını söyleyerek cem ediyorlar!

Nitekim İmam Malik rahimehullah, kendisine cüzzamlılara bakmak hakkındaki hadis sorulduğu zaman şöyle demiştir:

“Bunda bir kerahet olduğunu işitmedim. Bu konudaki yasaklamanın ancak mü’minin gönlüne (hastalık bulaşması inancı gibi) bir şey düşürme korkusu sebebiyle olduğunu düşünüyorum.

Beyhakî’nin Ebu İshak el-Haşimi – Ebu Hureyre radiyallahu anh yoluyla rivayet ettiği şu hadise gelince: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Hastalık bulaşması yoktur. Hastalıklı olan sağlıklı olanın yanına bırakılmaz, sağlıklı olan ise dilediği gibi bırakılır”. Denildi ki:

“Bu nedendir ey Allah’ın rasulü!” Buyurdu ki:

Çünkü bu eziyet verir.” Bu hadis zayıftır. Çünkü İbn Lehi’a’nın Bukeyr’den rivayetidir ve Ebu İshak el-Haşimî de meçhuldür.

Nitekim Abdulmelik b. Muhammed er-Rakaşi, Bişr b. Ömer ez-Zahrani’den, o Malik’ten, o Bukeyr’den, o Ebu Atiyye’den, o da Ebu Hureyre radiyallahu anh’den bunu rivayet etmiştir. Beyhakî dedi ki: “Eğer er-Rakaşi bunu iyi ezberlemişse, bu garib (tek kaldığı) bir rivayettir.”

Derim ki: Bunu Darekutni Garaibu Malik’te, er-Rakaşi’nin rivayetiyle, Muhammed b. Yahya b. Said el-Kattan rivayetiyle ve Ali b. Muslim rivayetiyle, bunların hepsi Bişr b. Ömer’den rivayet etmişlerdir. Sonra dedi ki: “Ebu Haşim er-Rifaî onlara muhalif olarak Bişr b. Ömer – Malik yoluyla, Ebu Hureyre yerine Ebu Berze el-Eslemî radiyallahu anh’den rivayet etmiştir. Bu, Ebu Haşim’in yanılgısıdır. Ebu Kurre Sunen’de Malik’ten, Bukeyr b. Abdillah el-Eşecc – Ebu Avsece – Ebu Hureyre radiyallahu anh yoluyla rivayet etmiştir. Hadis Muvatta’da Malik’ten; ona ulaştığına göre Bukeyr b. Abdillah el-Eşec – Ebu Atiyye el-Eşcai – Ebu Hureyre radiyallahu anh yoluyla geçmektedir.

Derim ki: Tercih edilen şudur ki, Ebu Hureyre radiyallahu anh ile Bukeyr arasındaki vasıta; Ebu Atiyye el-Eşcai’dir ve o meçhul bir ravidir. Malik ile Bukeyr arasındaki vasıta ise İbn Lehia’dır. Dolayısıyla zikredilen ziyade sabit olmamıştır. Şayet bu ziyade mahfuz olsaydı, zamir hastalığa dönerdi. Şüphe yok ki hastalık bir eziyettir. Zamir, sağlıklı kimsenin yanına giren hastaya ait değildir. Aksi halde hadisin baş tarafında nefyedilen hastalık bulaşmasının ispatı söz konusu olurdu ve durum yorumu geçen konuya dönerdi. Allah en iyi bilendir.

Nitekim et-Tahavî, hadislerin arasını bulma konusunda Şerhu Meani’l-Asar kitabında İbn Huzeyme ile aynı yolu tutmuştur. “Hastalıklıyı sağlıklının yanına uğratmayın” hadisini zikretmiş, sonra şöyle demiştir:

“Bunun manası; sağlıklı olana bu hastalık isabet ederse, onu hastanın yanına götüren der ki: “Şayet onu hastanın yanına götürmeseydim hastalık isabet etmeyecekti” Hâlbuki onun yanına götürmeseydi yine Allah’ın takdiri gereği ona hastalık isabet edecekti. Onun hastanın yanına götürülmesinin yasaklanması, insanların genelinin kalplerine böyle bir düşüncenin (hastalığın bulaştığı düşüncesinin) düşmesi sebebiyledir.”

Sonra “Hastalık bulaşması yoktur” hadisini Said b. Ebi Vakkas, İbn Mes’ud, İbn Ömer, Ebu Hureyre, Cabir ve Enes radiyallahu anhum’den rivayet etmiş, sonra Ali b. Ebi Talib radiyallahu anh’ın Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’den şu rivayetini zikretmiştir:

Hasta olan sağlıklı olana hastalık bulaştırmaz.” İbn Abbas radiyallahu anhuma’dan şu hadisi zikretti: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Hastalık bulaşması yoktur, uğursuzluk yoktur, baykuş uğursuzluğu yoktur.” Bir adam dedi ki:

“Uyuzlu koyunu sürüye kattığımda onları uyuz ediyor.” Nebî sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

İlkine kim hastalık bulaştırdı?” Yine Ebu Umame radiyallahu anh’den şu hadisi zikretti: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem:

Hastalık bulaşması yoktur” buyurdu. Yine

İlkine kim hastalık bulaştırdı” buyurdu. İbn Mes’ud radiyallahu anh hadisini zikretti. Daha önce İbn Huzeyme’den nakilde zikretmiştim. Yine Ebu Hureyre radiyallahu anh hadisinin bütün yollarında “ilkine hastalığı kim bulaştırdı” şeklinde rivayet etmiştir.

Sonra Cabir radiyallahu anh’den, cüzzamlı ile beraber yemek yeme hadisini zikretti. Yine Ebu Zer radiyallahu anh’den, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in:

Bela sahibiyle, rabbine tevazu ile ve O’na iman ederek ye” hadisini zikretti.

Sonra şöyle dedi: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem hastalığın bulaşması düşüncesini reddetmiş ve “İlkine kim bulaştırdı?” buyurmuştur. Yani şayet öyle olsaydı, ikinci, birincisinin bulaştırması ile hasta olurdu. İlkine bulaşan bir şey olmadığına göre onun da hastalık bulaştırması söz konusu değildir. Lakin birincisine hastalık Allah’ın takdiriyle isabet ettiği gibi, ikincisine de böyle isabet etmiştir.”

Sonra şöyle dedi: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Hastalık bulaşması yoktur” sözü en başında hastalık bulaşması yoktur şeklinde yorumlanır. “Hastalıklı, sağlıklının yanına götürülmesin” hadisi, ilkinde olduğu gibi, ikincisine de Allah’ın takdiriyle hastalık isabet etmesi halinde, nefislere birincisinin ikincisine hastalık bulaştırdığı düşüncesinin düşmesi sebebiyledir. Bundan dolayı böyle bir korku sebebiyle hastalıklının sağlıklı olanın yanına sokulması mekruh görülmüştür. Allah en iyi bilendir.

Tahavi'nin bu şekilde cem etmesine, Ebu Bekr er-Razi, Ahkamu’l-Kur’an kitabında tabi olmuş, onun sözlerini âdeti üzere özet olarak aktarmıştır.

Nitekim Beyhakî de Sakif kabilesindeki cüzzamlı hadisi ile cüzzamlının yediği kaptan yeme hadisinin arasını bulurken, bunlardan birini çirkinliklere sabretmek ve takdirin meydana gelmesini tercih etmek şeklinde, diğerini ise nefsi hakkında çirkinliklere tahammülden ve sabretmekten aciz olmaktan korkana yorumlamıştır.

Kurtubi, el-Mufhim’de probleme cevap vererek şöyle demiştir: “Hastalıklı olanın sağlıklı olanın yanına uğratılmasından yasaklanması, cahiliyye halkının itikadına düşme korkusu sebebiyledir. Yahut nefislerde kuruntuların etki etmesi korkusuyladır. Bu tıpkı “Cüzzamlıdan kaçın” hadisi gibidir. Çünkü bizler cüzzamın bulaşmadığına inansak da, nefislerimizde bundan hoşnutsuzluk hissederiz. Hatta insan kendisini cüzzamlıya yakın olmaya, onunla oturmaya zorlasa, bundan rahatsız olur. Bazen de bundan eziyet duyar. Durum böyle olursa kişi için en layık olanı, insanın kendisini nefsiyle mücahedeye muhtaç olacağı bir duruma maruz bırakmaması ve kuruntuya düşürecek yollardan uzaklaşmasıdır. Bununla beraber bilmelidir ki, sakınması, takdir edilen şeyden kendisini kurtarmaz. Allah en iyi bilendir.”

Sonra seleften bu şekilde cem edenler buldum: Ebu Ubeyd el-Kasım b. Sellam rahimehullah, hastalıklının sağlıklı olana uğratılmaması hadisinin, hastalığın bulaştığını ifade etmediğini zikretmiştir. Bilakis, sağlıklı olan şayet Allah’ın takdiriyle hastalanacak olursa, hastanın sahibinin nefsine hastalığın bulaştığı düşüncesi düşer. Bu şüpheyle fitneye düşer. Bundan uzaklaşmak emredilmiştir. Sonra Ebu Ubeyd dedi ki: "Bazı insanlar bu hadisi, hastalık sahibinin sağlıklı olanı hastalandırmasından korkulduğuna yorumlamışlardır. Bu hadise yapılan en şerli yorum budur. Zira bu yorum, yasaklanmış olan uğursuzluk inancına ruhsat vermek demektir. Lakin hadisin manası açıkladığım şekildedir.”

İbn Hacer rahimehullah’tan tercüme ederek aktardıklarım bu kadar. Konuyla ilgili yazdığım riselede önceki ve sonraki alimlerden hastalığın bulaşmasını tamamen reddeden diğer bazı açıklamaları aktarmış bulunuyorum. Hamd ve minnet Allah’adır.

Böylece cemaatle namazı yasaklayan, maskeli ve mesafeli namaz uydurarak açıkça küfre girenleri savunmak için hadisleri çarpıtanların, aslında cahiliyyedeki kâfirlerle aynı itikadda oldukları anlaşılmıştır. Zira onlar, Allah ve rasulü cemaatle namazı, safları sıklaştırmayı emretmiş olmalarına rağmen, bunu yasaklamaktadırlar. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem namazda ağzı örtmeyi yasaklamış olmasına rağmen maske takmayı ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, namaz saflarında boşluk açanlara beddua etmesine rağmen, saflar arasında mesafe bırakılmasını emretmektedirler! Çünkü onlara göre şeytanın arzuladığı bu tedbirler(!) uygulanırsa, Allah’ın takdir ettiği şeyden kaçabilecekler!

Onların, Allah’ın ve rasulünün emrettikleri şeyleri iptal edip, Allah ve rasulünün yasakladıkları şeyleri emretmekle, Allah’ın takdirinden kaçabileceklerini düşünmeleri, cahiliyye kâfirlerinin küfründen bile daha tehlikelidir! Allah mü’minlere basiret versin, kalbi, “hastalık bulaşması düşüncesi” gibi bozuk kuruntularla hastalananlara da selamet versin!



[1] Zayıf. İbn Mâce (3543) Ahmed (1/78, 233) Hafız İbn Hacer Fethu’l-Bari’de (10/159) isnadının zayıf olduğunu söylemiştir. Hadisin Ebû Dâvûd’a nispet edilmesi Hafız İbn Hacer’in yanılgısıdır.

[2] Sahih. Tirmizî (2143) Ahmed (1/440, 2/327)

[3] Hasen. Ebû Dâvûd (3925) Tirmizî (1818) İbn Mâce (3542) Hâkim (1/137) Hafız İbn Hacer, Tahricu’l-Ezkar’da (5/216) “Bu hadis hasendir. İbn Huzeyme ve Hakim sahih dediler. Bu tashihte şüphe vardır.” dedi.

21 Kasım 2020 Cumartesi

Korona Yalanı Hakkında Vatan Haini Sağlık Bakanına Yazılan Yorum

 

https://coronagercegi.com sitesinden alıntı: Fahrettin Koca’nın sayfasına yapılan bir yorum, değişiklik yapmadan olduğu gibi naklediyorum



CORONA YALANI

Şu ana kadar evde ölen tek bir koronalı yok. ölenlerin hepsi hastanede ilaç tedavisiyle öldü.. Sözde Çin'de yere düşüp ölen insanlar vardı ama ne dünyada nede bu ülkede hiç yere düşüp ölen insan olmadı. Ülkede Suriyeliler le birlikte toplam 7 milyon göçmen yabancı yaşamakta.ve biri bile koronadan ölmemiş Süleyman soylu da bunu kabul etti.. Ölenlerin hepsi Türk. Ülkede 7 milyon mülteci ve yabancı yaşıyor. Ve Bir tane bile yabancı ölmese ne düşünürsünüz. Bunu size bıraktım... Ortada bir korona yok ortada bir test tuzağı var. Tarihin en ölümcül hastalığı test yapmadan bulunamıyor böyle bir komedi var. Ev ev gezerek koronalı arıyorlar. eğer bir hastalık varsa bunu kişi zaten anlar. testi pozitif çıkanların yüzde 95 i hastalığı hissetmediği gibi . Eşine ve çocuklarına bulaştırmadığı ortaya çıktı. yani kendisi pozitif ailesi negatif..

Daha ailesine virüsü bulaştıramayan size nasıl bulaştırsın. Ailesi negatif çıktıgı halde onlara da temaslı denilip eve hapsedildi. Pozitif çıkan bile hastalığını hissetmiyor. Bir insan ya negatif tir ya pozitif.. Yani ya hastasın ya değil. Temaslı ne? Onu da eve hapsetmek ne? Bu durumda testin anlamı ne?

hiç bir semptom hissetmeyen insanlara pozitif damgası vurup böylelikle sayıyı çok gösterdiler. Sayı ne kadar çok olursa korku o kadar artar. Bunu biliyorlar... Sağlık bakanı da pozitif çıkanların büyük bölümünün hastalığı hissetmediğini kabul etti. beyanları mevcut.... Korona insandan insana nasıl bulaşır. Tükürük damlacığıyla. Dikkat edin tükürükten test yapmadıkları gibi, tükürükte koronanın olduğunu gösteren tek video ve resim de gösteremediler. Yani insan dışında her hangi bir cisim veya eşyanın üstünde koronanın olduğunu göstermiyorlar. Havada asılı kalıyor diyor. peki hangi aletle gördün nerde görüntüler deyince kimseden ses çıkmıyor.. Bulaşsa paradan bulaşır bugün tüm ülke koronalı olmuştu zaten... DİKKAT EDİN! Mart ayından beri ilk defa hem dünyada hem Türkiye'de gribal enfeksiyon sayısı sıfır çıktı yani korona gelince grip kaybolmuş. Hava soğuyunca birden vakalar arttı haberi geldi.

Hani koronanın yayılım hızı yaz kış aynıydı. Neden Arttı. HERKES BİRDEN MASKEYİDE ÇIKARMADI.. Sebebi çok açık gribal enfeksiyon ve zatürre kışın artar. Bunu korona diye GÖSTERDİLER. Binlerce kişi var. Hastamız sapa sağlam gitti ölüsü geldi diyor... çünkü 20 civarında hap içiyor bu hastalar.. ölenler kalp krizinden ölüyor tedavi olup kuruldum diyen onlarca insanın evde kalp krizi geçirip öldüğü ortaya çıktı .kanıtlar mevcut .haberlerede konu oldu zaten.... Vakalar hastaneye millet gidince artmıyor.

Sözde tarihin en ölümcül hastalığını ev ev iş iş gezip zorla pozitif vaka buluyorlar o dandik tertlerle.. Sonrada vaka arttı diyorlar. hele de hava soğuyunca. Grip enfeksiyonu çoğalınca pozitif bulmak daha kolay hale geliyor.. Sapa sağlam. bir hasta hastaneye gidip de 3 gün sonra öldü haberi alır mı insan. .Eğer bu kadar kısa sürede öldüren bir virüs varsa insanların yolda yere düşüp komalık halde hastaneye götürülmesi gerek. ama bu hiç olmadı.. Ölümlerin hepsinin. İlaçtan sonra olması tesadüf olabilir mi. sadece düşünün..... Dikkat edin. Devlet korona bitecek eski günlere geri döneceğiz bile demiyor.. Devamlı yeni normal diyor.. Salgın bitse bile uzaktan eğitim sürecek diyor.. Aşı olsa bile. Maske yüzde 90 san korur diyor....bunu her iki bakanda söyledi.

Dürüst olsalar salgını en kısa sürede bitireceğiz der. maskeden kurtulacağız der...... Maskenin virüsten koruduğuna dair tek bir bilimsel kanıtı mevcut değil. Tam tersi zararını anlatan. Onlarca delili mevcut. Çünkü verdiğiniz nefesi yani karbondioksiti tekrar yutarsınız. bilinç zayıflar. Beyne oksijen yerine karbondioksit gitmesine neden olur. ve beyin hücresi ölümü olur. bunun ise ilerde size geri dönüşü olmayan hastalıklara yakalanmanıza neden olur..

Maske sizi tozdan bile korumaz sizi sadece ölüme götürür... Korona yok test tuzağı var. amazon yerlilerine test yaptılar onlar bile pozitif çıktı.. Buzlu çay la test yapıldı o bile pozitif çıktı.. Testine güvense hacıları test yapıp evine gönderirlerdi. 2 hafta yurtta tutup onca masrafı yapmazlardı… Eşi pozitif çıktı kendisi negatif çıktığı halde sende evde Karantinada kalacaksın demezlerdi...

Hiç çevrenizde maskeli bir hayvan gördünüz mü. Niye onlara dokunmuyor bu virüs üstelik hayvan dan insana bulaşan ama. hiç bir hayvana bulaşıp öldürmeyen virüs.....

Öyle bir virüs hayal edin ki hastane dışında kimseyi öldürmesin; Buzlu çayı, şarabı, meyveyi, keçiyi pozitif çıkaran test, sizi pozitif çıkarmaz mı?

Sadece düşünün.... Her gün çoğu sağlıklı insan pozitif damgası yiyor ortalama 2 bin kişi. Bunların yüzde 80 nin den fazlası maskeli zaten. dışarı çıkınca anlarsınız.. Hatta bazıları çift maske taktığı halde pozitif çıktım diyor.. Zaten pozitif çıkan sağlık çalışanları bilinmekte daha kaliteli maske taktıkları halde....

Şimdi sorum şu: Neden çoğunluğu pozitif çıkıyor maske takanların! Hani koruyordu? Diyelim test oldunuz peki 10 dakika sonra pozitif olmama garantiniz var mı... Yok.. değil mi? Bu durumda sizin devamlı test yaptırmanız gerekecek.. Tarihte böyle bir hastalık hiç olmadı kimi sürünerek ölüyor.. Çoğunluğu hastalığı bile hissetmiyor... VE ölenlerde ilaçtan sonra ölüyor.. Ne kadar tesadüf değil mi... Wuhan'dan tüm dünyaya yayılan virüs. Çine yayılmadı. Komediye bak. Ve 5 aydır Çin'de maske takan bile yok. Parti düzenliyor hepsi. En çok kurallara uyanlar en çok zırlayan ülkeler oluyor. 200 den fazla ülke var. Maske takmayan onca ülkeden ses gelmiyor.. ama bunlar feryat ediyor.... Hastanede pozitif çıkan kişiyi eve otobüsle yolluyorlar. Sonra sigara içmeyin kovit bulaşır diyorlar ....

TV yi bırak korku biter. Testi bırak korona biter. İlacı bırak ölüm biter. Şimdi bu hipnozdan uyan. Uyan. Yoksa maskeyle ve aşıyla ölüme gidicen.

 

17 Kasım 2020 Salı

Nasıl Bir Zamandayız?

 


قَالَ أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ حدَّثنا يَزِيدُ (هُوَ ابْنُ هارون) ثنا محمَّد بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ الْفَزَارِيُّ حدَّثنا عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ زَحْرٍ عَنْ عَلِيِّ بْنِ يَزِيدَ عَنِ الْقَاسِمِ عَنْ أَبِي أُمَامَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ إن لكل شيء إقبلًا وَإِدْبَارًا وَإِنَّ لِهَذَا الدِّينِ إِقْبَالًا وَإِدْبَارًا وَإِنَّ مِنْ إِقْبَالِ هَذَا الدِّينِ مَا بَعَثَنِي اللَّهُ به حتى أن القبيلة لَتَفْقَهُ مِنْ عِنْدِ آخِرِهَا حَتَّى لَا يَبْقَى إلَّا الفاسق أو الفاسقان فَهُمَا مَقْهُورَانِ مَقْمُوعَانِ ذَلِيلَانِ إِنْ تَكَلَّمَا أَوْ نَطَقَا قُمِعَا وَقُهِرَا وَاضْطُهِدَا ثُمَّ ذَكَرَ مِنْ إِدْبَارِ هَذَا الدِّينِ أَنْ تَجْفُوَ الْقَبِيلَةُ كُلُّهَا مِنْ عِنْدِ آخِرِهَا حَتَّى لَا يَبْقَى فِيهَا إلَّا الفقيه أو الفقيهان فَهُمَا مَقْهُورَانِ مَقْمُوعَانِ ذَلِيلَانِ إِنْ تَكَلَّمَا أَوْ نَطَقَا قُمِعَا وَقُهِرَا وَاضْطُهِدَا وَقِيلَ لَهُمَا أَتَطْغَيَانِ علينا؟ حتى يشرب الخمر في ناديهم المنكر وَمَجَالِسِهِمْ وَأَسْوَاقِهِمْ وَتُنْحَلُ الْخَمْرُ غَيْرَ اسْمِهَا حَتَّى يَلْعَنَ آخِرُ هَذِهِ الْأُمَّةِ أَوَّلَهَا إلَّا حَلَّتْ عليه اللَّعْنَةُ وَيَقُولُونَ لَا بَأْسَ بِهَذَا الشَّرَابِ يَشْرَبُ الرَّجُلُ مِنْهُمْ مَا بَدَا لَهُ ثُمَّ يَكُفُّ عَنْهُ حَتَّى تَمُرَّ الْمَرْأَةُ فَيَقُومُ إِلَيْهَا فَيَرْفَعُ ذَيْلَهَا فَيَنْكِحُهَا وَهُمْ يَنْظُرُونَ كَمَا يَرْفَعُ ذَيْلَ النَّعْجَةِ وَرَفَعَ ثَوْبًا عَلَيْهِ مِنْ هَذِهِ السُّحُولِيَّةِ فَيَقُولُ الْقَائِلُ مِنْهُمْ لَوْ تَجَنَّبْتُمُوهَا عَنِ الطَّرِيقِ فَذَلِكَ فِيهِمْ كَأَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ رضي الله عنهما فَمَنْ أَدْرَكَ ذَلِكَ الزَّمَانَ وَأَمَرَ بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَى عَنِ الْمُنْكَرِ فَلَهُ أَجْرُ خَمْسِينَ مِمَّنْ صَحِبَنِي وآمن بي وصدقني

Ebû Umâme radiyallahu anh’den: “Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

Her şeyin rağbet dönemi olduğu gibi ondan yüz çevirme dönemleri de vardır. Bu dinde rağbet edilen dönemler olduğu gibi, yüz çevirme dönemleri de olacaktır. Allah'ın benimle gönderdiği bu dine rağbet döneminde bir kabilenin hepsi, başından sonuna kadar bu dinde bilgi sahibi ve fakih olacaklar. Aralarında sadece bir veya iki fasık kalır. Ama bilgililerin arasında o bir iki fasıkın hiçbir etkinliği ve değeri olmaz. Onlar zelil olup ezilirler. Konuştukları zaman konuşturulmazlar, hep mağlub edilirler ve hor görülürler. Bu dinden yüz çevirme zamanları ise, bir kabilenin baştan sona hepsi o dini anlama ve bilmekten uzaklaşırlar. Öyle ki aralarında sadece bir veya iki fakih kalır. Ama o fakihlerin, o toplulukta hiçbir etkinliği olmaz. Onlar hep mağlup ve zelil edilip hakir görülürler. Konuştukları zaman konuşturulmazlar. Kendilerine değer verilmez ve ezilirler. Bir iyiliği emrettiklerinde onlara: “Bizi bunlardan men mi ediyorsunuz?” diye onları aşağılarlar.  Öyle ki meclislerinde, çarşı pazarlarında sarhoş edici içkiler içilir ve içkiyi başka bir isimle anarlar. Nihayet bu ümmetin sonuncuları öncekilerini lanetler. İşte o zaman, o kimselere Allah'ın laneti ulaşır. O zaman şöyle derler:

“Bu içkiden içmesinde bir sakınca yoktur.” Onlardan biri o içkiyi dilediği kadar içer, sonra bırakır. Hatta yanlarından geçen kadınlara sarkıntılık ederler. Aralarından biri kalkıp diğerlerinin gözü önünde o kadınla cima eder. Koyunun kuyruğu kaldırıldığı gibi kadının da elbiseleri kaldırılır. Aralarından birisi

“Bari yolun ortasında yapmasaydınız!” der. İşte o kimse onların arasında Ebû Bekr ve Ömer (radiyallahu anhuma) gibidir. Kim öyle bir zamana yetişir, iyiliği emredip kötülükten yasaklarsa, o kişiye, bana iman edip beni tasdikleyerek sahabelik eden elli kişinin sevabı verilir.[1]

Bu hadisin isnadında zayıflık olsa da, metninde belirtilen hususlar başka rivayetlerle sabit olmuştur:

İlmin Kaldırılması, Cehaletin, Sarhoş Edici İçki İçmenin ve Zinanın Yaygınlaşması

قَالَ أبو خيثمة  رَحِمَهُ الله فيِ كتاب العلم عن الْأَعْمَش عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ عَنْ بْنِ لَبِيدٍ قَالَ ذَكَرَ رسولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ شَيْئًا فَقَالَ وَذَاكَ عِنْدَ أَوَانُ ذَهَابِ الْعِلْمِ قالوا يَا رَسُولَ اللهِ! وَكَيْفَ يَذْهَبُ الْعِلْمُ وَنَحْنُ نَقْرَأُ الْقُرْآنَ وَنُقْرِئُهُ أَبْنَاءَنَا وَيُقْرِئُهُ أَبْنَاؤُنَا أَبْنَاءَهُمْ؟ قَالَ ثَكِلَتْكَ أُمُّكَ يَا ابْنَ أُمِّ لَبِيدٍ أَوَ لَيْسَ هَذِهِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى يَقْرَءُونَ التَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ لَا يَنْتَفِعُون مِنْهَا بِشَيْءٍ

Ziyad b. Lebid el-Ensârî radiyallahu anh dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir şey anlattı, sonra şöyle buyurdu:

Bunlar ilmin gittiği anlarda olacaktır.” Dediler ki:

“Ey Allah’ın rasulü! İlim nasıl gider? Biz Kur’ân’ı okuduk, çocuklarımıza okuttuk, onlar da çocuklarına okuturlar” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Annen seni düşüreydi ey İbn Ummi Lebid! Şu Yahudiler ve Hristiyanlar Tevratı ve İncil’i okudukları halde ondan bir şeyle faydalanabiliyorlar mı?”[2]

قَالَ البخاري حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي أُوَيْسٍ قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ العَاصِ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ إِنَّ اللَّهَ لاَ يَقْبِضُ العِلْمَ انْتِزَاعًا يَنْتَزِعُهُ مِنَ العِبَادِ وَلَكِنْ يَقْبِضُ العِلْمَ بِقَبْضِ العُلَمَاءِ حَتَّى إِذَا لَمْ يُبْقِ عَالِمًا اتَّخَذَ النَّاسُ رُءُوسًا جُهَّالًا فَسُئِلُوا فَأَفْتَوْا بِغَيْرِ عِلْمٍ فَضَلُّوا وَأَضَلُّوا

Abdullah b. Amr b. El-Âs radıyallahu anhuma’dan: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim:

Muhakkak ki Allah ilmi, kullardan çekip almak suretiyle kaldırmaz. Lakin aralarından âlimlerin canlarını ilimleriyle beraber alır. Geride bir alim kalmaz. İnsanlar da cahilleri önder edinirler ve onlara sorarlar. Onlar da ilimsiz olarak (diğer rivayette: görüşyleriyle) fetva verirler. Böylece hem kendileri sapar, hem de insanları saptırırlar.”[3]

قَالَ الدارمي حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ وَأَبُو النُّعْمَانِ عَنْ حَمَّادِ بْنِ زَيْدٍ عَنْ أَيُّوبَ عَنْ أَبِي قِلَابَةَ قَالَ قَالَ ابْنُ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَلَيْكُمْ بِالْعِلْمِ قَبْلَ أَنْ يُقْبَضَ وَقَبْضُهُ أَنْ يُذْهَبَ بِأَصْحَابِهِ عَلَيْكُمْ بِالْعِلْمِ فَإِنَّ أَحَدَكُمْ لَا يَدْرِي مَتَى يُفْتَقَرُ إِلَيْهِ أَوْ يُفْتَقَرُ إِلَى مَا عِنْدَهُ إِنَّكُمْ سَتَجِدُونَ أَقْوَامًا يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ يَدْعُونَكُمْ إِلَى كِتَابِ اللَّهِ وَقَدْ نَبَذُوهُ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ فَعَلَيْكُمْ بِالْعِلْمِ وَإِيَّاكُمْ وَالتَّبَدُّعَ وَإِيَّاكُمْ وَالتَّنَطُّعَ وَإِيَّاكُمْ وَالتَّعَمُّقَ وَعَلَيْكُمْ بِالْعَتِيقِ

Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh dedi ki: “Kaldırılmadan ve ehli olanlar gitmeden önce ilmi öğrenin. Size ilmi tavsiye ederim. Zira biriniz yanındakilere ne zaman muhtaç olacağını bilemez. Sizler, Allah’ın kitabını arkalarına attıkları halde sizi Allah’ın kitabına çağıran kimseler göreceksiniz. Size ilmi tavsiye ederim. Bid’at çıkarmaktan, aşırılıktan ve derinlere dalmaktan sizleri sakındırırım. Size gereken ilk durum (ashabın üzerinde olduğu yol)dur.”[4]

قَالَ الْبَزَّارُ رَحِمَهُ اللَّهِ فِي مسنده حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلَاءِ قَالَ أَخْبَرَنَا يُونُسُ بْنُ بُكَيْرٍ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ عَنْ أَنَسٍ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ سِنِينَ خَوَادِعَةً يُصَدَّقُ فِيهَا الْكَاذِبُ وَيُكَذَّبُ فِيهَا الصَّادِقُ وَيُؤْتَمَنُ فِيهَا الْخَائِنُ وَيَتَكَلَّمُ فِيهَا الرُّوَيْبِضَةُ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا الرُّوَيْبِضَةُ قَالَ الْفُوَيْسِقُ يَتَكَلَّمُ فِي أَمْرِ الْعَامَّةِ

Enes radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Kıyamet öncesi aldatıcı yıllar gelecektir ki, doğru söyleyenler yalanlanacak, yalan söyleyenler de doğrulanacaktır. Hain olana güvenilecek, emin olan kişi ise hain görülecektir. O yıllarda “Ruveybida” söz sahibi olacaktır.” Denildi ki: “Ey Allah’ın rasulü! Ruveybida nedir?” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Geneli ilgilendiren konularda konuşan fasıklardır.”[5]

قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ وَضَّاحٍ رَحِمَهُ الله فيِ البدع والنهي عنها حَدَّثَنَا نُعَيْمُ بْنُ حَمَّادٍ قَالَ حَدَّثَنَا عيسى بْنُ يُونُسَ عَنِ الْأَعْمَشِ عَنْ أَبِي وَائِلٍ عَنْ حُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَانِ أَنَّهُ أَخَذَ حَجَرَيْنِ فَوَضَعَ أَحَدَهُمَا عَلَى الْآخَرِ ثُمَّ قَالَ لِأَصْحَابِهِ هَلْ تَرَوْنَ مَا بَيْنَ هَذَيْنِ الْحَجَرَيْنِ مِنَ النُّورِ؟ قَالُوا يَا أَبَا عَبْدِ اللَّهِ مَا نَرَى بَيْنَهُمَا مِنَ النُّورِ إِلَّا قَلِيلًا قَالَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَتَظْهَرَنَّ الْبِدَعُ حَتَّى لَا يُرَى مِنَ الْحَقِّ إِلَّا قَدْرُ مَا تَرَوْنَ مَا بَيْنَ هَذَيْنِ الْحَجَرَيْنِ مِنَ النُّورِ وَاللَّهِ لَتَفْشُوَنَّ الْبِدَعُ حَتَّى إِذَا تُرِكَ مِنْهَا شَيْءٌ قَالُوا تُرِكَتِ السُّنَّةُ

Ebu Vâil Şakik b. Seleme rahimehullah’tan: “Huzeyfe b. el-Yeman radiyallahu anh iki taş alıp birini diğerinin üzerine koydu ve arkadaşlarına:

“Şu iki taş arasından ışığı görebiliyor musunuz?” dedi. Onlar:

“Ey Ebu Abdillah! İkisinin arasından çok az bir ışık görüyoruz” dediler. Huzeyfe radiyallahu anh dedi ki:

“Nefsim elinde olana yemin ederim, bid’atler öyle yayılacak ki haktan ancak şu iki taşın arasından gördüğünüz ışık kadarını görebileceksiniz. Bid’atler öyle yaygınlaşacak ki onlardan bir şey terk edildiği zaman: “Sünnet terk edildi” diyecekler.”[6]

قَالَ الدارمي رَحِمَهُ اللَّهِ فِي سننه أَخْبَرَنَا يَعْلَى حَدَّثَنَا الْأَعْمَشُ عَنْ شَقِيقٍ قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ كَيْفَ أَنْتُمْ إِذَا لَبِسَتْكُمْ فِتْنَةٌ يَهْرَمُ فِيهَا الْكَبِيرُ وَيَرْبُو فِيهَا الصَّغِيرُ وَيَتَّخِذُهَا النَّاسُ سُنَّةً فَإِذَا غُيِّرَتْ قَالُوا غُيِّرَتِ السُّنَّةُ قَالُوا وَمَتَى ذَلِكَ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ؟ قَالَ إِذَا كَثُرَتْ قُرَّاؤُكُمْ وَقَلَّتْ فُقَهَاؤُكُمْ وَكَثُرَتْ أُمَرَاؤُكُمْ وَقَلَّتْ أُمَنَاؤُكُمْ وَالْتُمِسَتِ الدُّنْيَا بِعَمَلِ الْآخِرَةِ

Şakik b. Seleme rahimehullah’tan: “Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh dedi ki:

“Büyüğün ihtiyarladığı, küçüğün büyüdüğü, insanları bir adet (bid’at) edinip de bu terk edildiğinde: “Sünnet değiştirildi” diyecekleri fitne zamanında haliniz nasıl olur?” Dediler ki:

“Bu ne zaman olur ey Ebu Abdirrahman?” İbn Mes’ud radiyallahu anh dedi ki:

“Okuyucularınızın çoğalıp fakihlerinizin azaldığı, yöneticilerinizin çoğalıp güvenilir olanlarınızın azaldığı ve ahiret ameli karşılığında dünyanın talep edildiği zaman.”[7]

Sarhoş Edici İçkilerin Helal Sayılması

قَالَ البخاري في صحيحه أَخْبَرَنَا دَاوُدُ بْنُ شَبِيبٍ حَدَّثَنَا هَمَّامٌ عَنْ قَتَادَةَ أَخْبَرَنَا أَنَسٌ قَالَ لَأُحَدِّثَنَّكُمْ حَدِيثًا لاَ يُحَدِّثُكُمُوهُ أَحَدٌ بَعْدِي، سَمِعْتُهُ مِنَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ وَإِمَّا قَالَ مِنْ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ أَنْ يُرْفَعَ العِلْمُ وَيَظْهَرَ الجَهْلُ وَيُشْرَبَ الخَمْرُ وَيَظْهَرَ الزِّنَا وَيَقِلَّ الرِّجَالُ وَيَكْثُرَ النِّسَاءُ حَتَّى يَكُونَ لِلْخَمْسِينَ امْرَأَةً القَيِّمُ الوَاحِدُ

Enes b. Malik radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Muhakkak ki ilmin kaldırılması, cehaletin galip gelmesi, içkinin içilmesi, zinânın yaygınlaşması, erkeklerin azalması ve kadınların çoğalması kıyamet alametlerindendir. Hatta elli kadının işlerini tek bir erkek üstlenir.”[8]

قَالَ دعلج السجزي رَحِمَهُ الله فيِ المنتقى من مسند المقلين حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ مِهْرَانَ الْإِسْمَاعِيلَيُّ وَمُوسَى الْجَوْنِيُّ قَالَا حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ خَالِدٍ حَدَّثَنَا ابْنُ جَابِرٍ حَدَّثَنِي عَطِيَّةُ بْنُ قَيْسٍ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ غَنْمٍ حَدَّثَنِي أَبُو عَامِرٍ أَوْ أَبُو مَالِكٍ الْأَشْعَرِيُّ وَاللَّهِ مَا كَذَبَنِي أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ لَيَكُونَنَّ فِي أُمَّتِي أَقْوَامٌ يَسْتَحِلُّونَ الْحَرِيرَ وَالْخَمْرَ وَالْمَعَازِفَ وَلَيَنْزِلَنَّ أَقْوَامٌ إِلَى جَنْبِ عَلَمٍ لَهُمْ يَرُوحُ عَلَيْهِمْ بِسَارِحَةٍ فَيَأْتِيهِمْ رَجُلٌ بِحَاجَتِهِ فَيَقُولُونَ لَهُ ارْجِعْ إِلَيْنَا غدًا فَيُبَيِّتُهُمُ اللَّهُ فَيَضَعُ بِالْعَلَمِ عَلَيْهِمْ وَيَمْسَخُ آخَرِينَ قِرَدَةً وَخَنَازِيرَ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ

Ebu Âmir veya Ebu Mâlik el-Eşarî radiyallahu anh dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim:

Muhakkak ki ümmetimde bazı kimseler ipeği, sarhoş edici içkileri ve çalgı aletlerini helal sayacaklardır. Muhakkak ki bazı kimseler bir dağın yamacında konaklayacaklar,  onlara ait koyun sürüsüyle çoban sabahları yanlarına gelecektir. Bir adam ihtiyacı için onlara geldiğinde:

“Bugün git, yarın gel” diyecekler, onlar geceledikleri zaman Allah dağı bir kısmının üzerinlerine indirecek, diğerleri de kıyamet gününe kadar maymunlara ve domuzlara döndürüleceklerdir.”[9]

İçkinin Adının Değiştirilerek Helal Sayılması

قَالَ عبد الله حَدَّثَنِي أَبِي ثَنَا أَبُو أَحْمَدَ الزُّبَيْرِيُّ ثَنَا سَعْدُ بْنُ أَوْسٍ الْكَاتِبُ عَنْ بِلالِ بْنِ يَحْيَى الْعَبْسِيِّ عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ حَفْصٍ عَنِ ابْنِ مُحَيْرِيزٍ عَنْ ثَابِتِ بْنِ السِّمْطِ عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَيَسْتَحِلَّنَّ طَائِفَةٌ من أمتِي الْخمر باسم يسمونها إِيَّاه

Ubade b. es-Samit radiyallahu anh’den: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Ümmetimden bir taife sarhoş edici içkilerin adını değiştirerek helal sayacaklardır.”[10]

Aynısını İbn Mace ve başkaları; Ebu Umame radiyallahu anh’den, Taberani; İbn Abbas radiyallahu anhuma’dan rivayet etmişlerdir.[11]

قَالَ أَبُو يعلى رَحِمَهُ الله فيِ مسنده حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ مَعْرُوفٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرٌو عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِلَالٍ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ أَنَّ أَبَا مُسْلِمٍ الْخَوْلَانِيَّ حَجَّ فَدَخَلَ عَلَى عَائِشَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَجَعَلَتْ تَسْأَلُهُ عَنِ الشَّامِ وَعَنْ بَرْدِهَا فَجَعَلَ يُخْبِرُهَا فَقَالَتْ كَيْفَ يَصْبِرُونَ عَلَى بَرْدِهَا؟ فَقَالَ يَا أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ إِنَّهُمْ يَشْرَبُونَ شَرَابًا يُقَالُ لَهُ الطِّلَاءُ فَقَالَتْ صَدَقَ اللَّهُ وَبَلَّغَ حِبِّي سَمِعْتُ حِبِّي يَقُولُ إِنَّ نَاسًا مِنْ أُمَّتِي يَشْرَبُونَ الْخَمْرَ يُسَمُّونَهَا بِغَيْرِ اسْمِهَا قَالَتْ وَكَيْفَ يَصْنَعُ النِّسَاءُ؟ قَالَ يَدْخُلْنَ الْحَمَّامَاتِ قَالَتْ صَدَقَ اللَّهُ وَبَلَّغَ حِبِّي سَمِعْتُ حِبِّي يَقُولُ مَا مِنِ امْرَأَةٍ تَضَعُ ثَوْبَهَا فِي غَيْرِ بَيْتِهَا إِلَّا لَمْ يَحْبُهَا مِنَ اللَّهِ سِتْرٌ

Muhammed b. Abdillah b. Muslim rahimehullah dedi ki: “Ebu Muslim el-Havlanî rahimehullah hac yaptı ve Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in hanımı Aişe radiyallahu anha’nın yanına gitti. Aişe radiyallahu anha ona Şam hakkında ve oranın soğuğundan sormaya başladı. Ebu Muslim de haber verdi. Aişe radiyallahu anha:

“Oranın soğuğuna nasıl sabrediyorlar?” diye sordu. Ebu Muslim dedi ki: “Ey mü’minlerin annesi! Tılâ denilen bir içecek içiyorlar.” Aişe radiyallahu anha dedi ki:

“Habibim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem doğru söyledi. O’nun şöyle buyurduğunu işittim:

Muhakkak ki ümmetimden bazı insanlar hamrı (sarhoş edici içecekleri) içecek ve ona isminden başka bir isim takacaklar.” Orada kadınlar ne yapıyor?” Ebu Muslim dedi ki: “Hamamlara giriyorlar.” Aişe radiyallahu anha dedi ki:

“Habibim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem doğru söyledi. O’nun şöyle buyurduğunu işittim:

Herhangi bir kadın elbisesini evinin dışında çıkarırsa mutlaka Allah onun örtüsünü yırtar.”[12]

Çirkinliklerin Yayılması, Zinanın Açıktan İşlenmesi ve Yollarda Zina Edilmesi

قَالَ الطبراني حَدَّثَنَا أَبُو أَيُّوبَ أَحْمَدُ بْنُ بُشَيْرٍ الطَّيَالِسِيُّ قَالَ نا يَحْيَى بْنُ مَعِينٍ قَالَ نا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ عَنِ ابْنِ جُرَيجٍ قَالَ أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْحَارِثِ قَالَ قَدِمَ رَجُلٌ يُقَالُ لَهُ أَبُو عَلْقَمَةَ حَلِيفٌ فِي بَنِي هَاشِمٍ وَكَانَ فِيمَا حَدَّثَنَا أَنَّهُ قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ يَقُولُ إِنَّ مِنْ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ أَنْ يَظْهَرَ الشُّحُّ وَالْفُحْشُ وَيُؤْتَمَنُ الْخَائِنُ وَيُخَوَّنُ الْأَمِينُ وَيَظْهَرُ ثِيَابٌ يَلْبَسُهَا نِسَاءٌ كَاسِيَاتٌ عَارِيَاتٌ ويَعْلُو التُّحوتُ الْوُعُولَ أَكَذَاكَ يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَسْعُودٍ سَمِعْتَهُ مِنْ حِبِّي؟ قَالَ نَعَمْ وَرَبِّ الْكَعْبَةِ قُلْنَا وَمَا التُّحوتُ؟ قَالَ فُسُولُ الرِّجَالِ وَأَهْلُ الْبُيُوتِ الْغامِضَةِ يُرْفَعُونَ فَوْقَ صَالِحِيهِمْ وَالْوُعُولُ أَهْلُ الْبُيُوتِ الصَّالِحَةِ

Muhammed b. el-Hâris rahimehullah dedi ki: “Ebu Alkame denilen, Haşimoğullarının anlaşmalısı olan bir adam geldi ve bize rivayet ettiği hadisler arasında şu da vardı: “Ebu Hureyre radiyallahu anh’ın şöyle dediğini işittim:

Tamahkârlığın ve çirkin işlerin galip gelmesi, haine güvenilip, güvenilir olanın hâin sayılması, giyinmiş çıplaklar olan kadınların giydiği elbiselerin yaygınlaşması, et-tuhut’un el-vuûl’e üstün gelmesi kıyamet alametlerindendir.” Ey Abdullah b. Mes’ud! Sen de sevdiğim (Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem)’den böyle işitmedin mi?” Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh dedi ki:

“Kâ’be’nin rabbine yemin olsun ki evet.” Biz: “et-Tuhût nedir?” dedik. Dedi ki:

“Adamların alçakları ve meçhul ailelerdir. Onlar salih olanlardan üstün tutulacaktır. El-Vuûl ise salih ailelerdir.”[13]

قَالَ مُسْلِم في صحيحه حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ مِهْرَانَ الرَّازِيُّ - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ عَنْ يَحْيَى بْنِ جَابِرٍ الطَّائِيِّ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ عَنْ أَبِيهِ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ عَنِ النَّوَّاسِ بْنِ سَمْعَانَ قَالَ ذَكَرَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الدَّجَّالَ ذَاتَ غَدَاةٍ،.. فَبَيْنَمَا هُمْ كَذَلِكَ إِذْ بَعَثَ اللهُ رِيحًا طَيِّبَةً، فَتَأْخُذُهُمْ تَحْتَ آبَاطِهِمْ فَتَقْبِضُ رُوحَ كُلِّ مُؤْمِنٍ وَكُلِّ مُسْلِمٍ وَيَبْقَى شِرَارُ النَّاسِ يَتَهَارَجُونَ فِيهَا تَهَارُجَ الْحُمُرِ فَعَلَيْهِمْ تَقُومُ السَّاعَةُ

En-Nevvas b. Sem’ân radiyallahu anh’den gelen Deccal hadisinde şu ifadeler geçer:

“…Onlar bu haldeler iken Allah hoş bir rüzgâr gönderir. Bu rüzgâr onları koltuk altlarından yakalar ve her mü’min ve her müslümanın ruhu alınır. Geriye insanların şerlileri kalır. Eşeklerin çiftleştikleri gibi çiftleşirler. Kıyamet onların üzerine kopar.”[14]

قَالَ البزار حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ قَالَ أَخْبَرَنَا عَفَّانُ قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زِيَادٍ قَالَ أَخْبَرَنَا عُثْمَانُ بْنُ حَكِيمٍ قَالَ سَمِعْتُ أَبَا أُمَامَةَ بْنَ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ يَقُولُ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَتَسَافَدُوا فِي الطُّرُقِ تَسَافُدَ الْحَمِيرِ

Abdullah b. Amr radiyallahu anhuma’dan: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Yollarda eşeklerin çiftleştiği gibi çiftleşmedikleri sürece kıyamet kopmaz.”[15]

قَالَ سَعِيدٌ بن منصور حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ قَالَ نا مُغِيرَةُ عَنْ إِبْرَاهِيمَ قَالَ يُسرى بِالْقُرْآنِ لَيْلًا فَيُرْفَعُ مِنْ أَجْوَافِ الرِّجَالِ فَيُصْبِحُونَ لَا يَصْدُقون حَدِيثًا وَلَا يُصْدِقون النِّسَاءَ يَتَسَافَدُون تسافُدَ الْحَمِيرِ فَيَبْعَثُ اللَّهُ رِيحًا فَتَقْبِضُ رُوحَ كُلِّ مُؤْمِنٍ

İbrahim en-Nehâî rahimehullah dedi ki: “Kur’ân bir gecede götürülür, insanların ezberlerinden de kaldırılır. O hale gelirler ki ne bir hadisi tasdik ederler ne de kadınların mehirlerini verirler. Eşeklerin çiftleştikleri gibi çiftleşirler. Allah bir rüzgâr gönderir ve her mü’minin ruhunu alır.”[16]

“Bari Şu Duvarın Arkasında Yapsaydın” Diyen Kimse

قَالَ أبو يعلى في مسنده حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ رُشَيْدٍ حَدَّثَنَا خَلَفُ بْنُ خَلِيفَةَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ كَيْسَانَ عَنْ أَبِي حَازِمٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَا تَفْنَى هَذِهِ الْأُمَّةُ حَتَّى يَقُومَ الرَّجُلُ إِلَى الْمَرْأَةِ فَيَفْتَرِشَهَا فِي الطَّرِيقِ فَيَكُونَ خِيَارُهُمْ يَوْمَئِذٍ مَنْ يَقُولُ لَوْ وَارَيْتَهَا وَرَاءَ هَذَا الْحَائِطِ

Ebu Hureyre radiyallahu anh’den: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Nefsim elinde olana yemin ederim ki bu ümmet, adam kadına saldırıpta yolda onunla ilişkiye girmedikçe tükenmez. O zaman en hayırlıları: “Bari şu duvarın arkasına geçip yapsaydın” diyen kimse olur.”[17]

قَالَ الْحَاكِم حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حَمْشَاذَ الْعَدْلُ ثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُغِيرَةِ الْهَمْدَانِيُّ ثَنَا الْقَاسِمُ بْنُ الْحَكَمِ الْعُرَنِيُّ ثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ أَبِي سُلَيْمَانَ ثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهُ قَالَ لَا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى لَا يَبْقَى عَلَى وَجْهِ الْأَرْضِ أَحَدٌ لِلَّهِ فِيهِ حَاجَةٌ وَحَتَّى تُوجَدَ الْمَرْأَةُ نَهَارًا جِهَارًا تُنْكَحُ وَسَطَ الطَّرِيقِ لَا يُنْكِرُ ذَلِكَ أَحَدٌ وَلَا يُغَيِّرَهُ فَيَكُونُ أَمْثَلَهُمْ يَوْمَئِذٍ الَّذِي يَقُولُ لَوْ نَحَّيْتَهَا عَنِ الطَّرِيقِ قَلِيلًا فَذَاكَ فِيهِمْ مِثْلُ أَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ فِيكُمْ

Ebu Hureyre radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Yeryüzünde Allah için kendisine ihtiyaç olan bir kimse kaldıkça kıyamet kopmaz. Hatta kadın gündüz vakti açıkça yolun ortasında zina eder de buna kimse karşı çıkmaz ve bu durumu değiştiremez. O gün: “Bari yolun biraz kenarında yapsaydın” diyen kimsenin misali aranızdaki Ebu Bekr ve Ömer’in misali gibidir.”[18]

قَالَ الْحَاكِم أَخْبَرْنَاهُ أَبُو الْحُسَيْنِ عَبْدُ الصَّمَدِ بْنُ عَلِيِّ بْنِ مُكْرَمِ ابْنِ أَخِي الْحَسَنِ بْنِ مُكْرَمٍ الْبَزَّارُ بِبَغْدَادَ أَنَا عَبْدِ الْوَارِثِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْعَسْكَرِيُّ ثَنَا سَيْفُ بْنُ مِسْكِينٍ الْأُسْوَارِيُّ ثَنَا الْمُبَارَكُ بْنُ فَضَالَةَ عَنِ الْمُنْتَصِرِ بْنِ عُمَارَةَ بْنِ أَبِي ذَرٍّ الْغِفَارِيِّ عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ إِذَا اقْتَرَبَ الزَّمَانُ كَثُرَ لُبْسُ الطَّيَالِسَةِ وَكَثُرَتِ التِّجَارَةُ وَكَثُرَ الْمَالُ وَعَظُمَ رَبُّ الْمَالِ بِمَالِهِ وَكَثُرَتِ الْفَاحِشَةُ وَكَانَتْ إِمَارَةُ الصِّبْيَانِ وَكَثُرَ النِّسَاءُ وَجَارَ السُّلْطَانُ وَطُفِّفَ فِي الْمِكْيَالِ وَالْمِيزَانِ وَيُرَبِّي الرَّجُلُ جِرْوَ كَلْبٍ خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يُرَبِّيَ وَلَدًا لَهُ وَلَا يُوَقَّرُ كَبِيرٌ وَلَا يُرْحَمُ صَغِيرٌ وَيَكْثُرُ أَوْلَادُ الزِّنَا حَتَّى أَنَّ الرَّجُلَ لَيَغْشَى الْمَرْأَةَ عَلَى قَارِعَةِ الطَّرِيقِ فَيَقُولُ أَمْثَلُهُمْ فِي ذَلِكَ الزَّمَانِ لَوِ اعْتَزَلْتُمَا عَنِ الطَّرِيقِ وَيَلْبَسُونَ جُلُودَ الضَّأْنِ عَلَى قُلُوبِ الذِّئَابِ أَمْثَلُهُمْ فِي ذَلِكَ الزَّمَانِ الْمُدَاهِنُ

Ebu Zer el-Gifarî radiyallahu anh’den: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Zaman yaklaşınca taylasan giymek çoğalır, ticaret artar, mal çoğalır, mal sahibi malı sebebiyle değer görür. Çirkinlikler artar. Çocuklar idareci olur, kadınlar çoğalır, yönetici zulmeder, ölçü ve tartıda eksiltme yapılır, kişinin köpek yavrusu yetiştirmesi kendisi için çocuk yetiştirmekten üstün olur, büyüğe saygı gösterilmez, küçüğe merhamet edilmez. Zina çocukları çoğalır. Hatta kişi yol ortasında kadınla ilişkiye girer. O zamanda en hayırlıları: “Keşke yolda yapmasanız” der. Kurt kalpliler üzerine koyun postu geçirilir. O zamanda en hayırlıları mudahane yapan (yapmacık davranan)lardır.”[19]

Bu Zamanda Sünnete ve Selefin Menhecine Sarılanın Ecri

قَالَ أَبُو إِسْحَاقَ المُزَكِّي رَحِمَهُ الله في المزكيات أَخْبَرَنَا أَبُو النَّضْرِ بَكْرُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ إسحاق بن خزيمة حَدَّثَنَا أَبُو الْحَسَنِ أَحْمَدُ بْنُ يُوسُفَ السَّلَمِيُّ قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ عَنِ الأَوْزَاعِيِّ عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ مِنْ بَعْدِي أَيَّامَ الصَّبْرِ الْمُتَمَسِّكُ فِيهِنَّ بِمِثْلِ مَا أَنْتُمْ عَلَيْهِ لَهُ كَأَجْرِ خَمْسِينَ عَامِلا

Ebu Hureyre radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Muhakkak ki benden sonra sabır günleri vardır. O günlerde sizin üzerinde bulunduğunuz esaslara tutunanlara amel eden elli kişinin ecri gibi ecir vardır.”[20]

قَالَ أبو طاهر السِّلَفي رَحِمَهُ الله في المشيخة البغدادية حَدَّثَنَا أَبُو الْحُسَيْنِ أَحْمَدُ بْنُ فَارِسٍ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ يَزِيدَ حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ هَارُونَ حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ عَلِيٍّ حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ مُحَمَّدٍ الأَنْطَاكِيُّ حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ الْفَزَارِيُّ عَنْ مُغِيرَةَ عَنْ إِبْرَاهِيمَ عَنِ الأَسْوَدِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ الْمُتَمَسِّكُ فِيهِ بِسُنَّتِي عِنْدَ اخْتِلافِ أُمَّتِي كَالْقَابِضِ عَلَى الْجَمْرِ

İbn Mes’ud radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

İnsanlar üzerine bir zaman gelir, ümmetimin ihtilafı halinde sünnetime tutunan, kor üzerine tutunmuş gibi olur.”[21]

قَالَ الترمذي في سننه حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مُوسَى الفَزَارِيُّ ابْنُ بِنْتِ السُّدِّيِّ الكُوفِيِّ قَالَ حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ شَاكِرٍ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ الصَّابِرُ فِيهِمْ عَلَى دِينِهِ كَالقَابِضِ عَلَى الجَمْرِ

Enes b. Malik radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

İnsanlar üzerine bir zaman gelecek, aralarında dini üzerinde sabreden kimse kor üzerine tutunmuş gibi olacaktır.”[22]

قَالَ أَبُو بَكْرٍ الْآجُرِّيُّ رَحِمَهُ الله فيِ الغرباء حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي دَاوُدَ السِّجِسْتَانِيُّ قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ آدَمَ الْمِصِّيصِيُّ قَالَ حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ عَنِ الْأَعْمَشِ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ عَنْ أَبِي الْأَحْوَصِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ الْإِسْلَامَ بَدَأَ غَرِيبًا وَسَيَعُودُ كَمَا بَدَأَ غَرِيبًا فَطُوبَى لِلْغُرَبَاءِ قِيلَ وَمَنْ هُمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ الَّذِينَ يُصْلِحُونَ إِذَا فَسَدَ النَّاسُ

Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Muhakkak ki İslam garip başlamıştır, tekrar başladığı gibi garip haline dönecektir. Gariplere müjdeler olsun.” Denildi ki:

“Onlar kimlerdir ey Allah’ın rasulü!” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

İnsanlar bozulduğu zaman düzeltip ıslah edenlerdir.”[23]

قَالَ الهروي رَحِمَهُ الله فيِ ذم الكلام وأهله أَخْبَرَنَا أحمد بن الحويص، حَدَّثَنَا أحمد بن محمد بن شارك حَدَّثَنَا أبو جعفر بن زهير ح وحَدَّثنَاه عمر بن إبراهيم إملاءً حَدَّثَنَا جعفر بن عبد الله بن يعقوب حَدَّثَنَا محمد بن هارون قالا حَدَّثَنَا أبو كريب حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ عَنِ الْأَعْمَشِ عَنْ أَبِي صالح عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ الْإِسْلَامَ بَدَأَ غَرِيبًا وَسَيَعُودُ كَمَا بَدَأَ فَطُوبَى لِلْغُرَبَاءِ قِيلَ يا رسول الله! وما الْغُرَبَاءُ؟ قَالَ النُّزَّاعُ مِنَ الْقَبَائِلِ

Ebu Hureyre radiyallahu anh dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Muhakkak ki İslam garip başlamıştır, tekrar başladığı gibi garip haline dönecektir. Gariplere müjdeler olsun.” Denildi ki:

“Ey Allah’ın rasulü! Garipler nedir” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Kabilelerinden ayrılanlardır.”[24]

قَالَ الطَّبَرَانِيُّ حَدَّثَنَا بَكْرٌ قَالَ نا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ قَالَ نا خَالِدُ بْنُ يَزِيدَ بْنِ صُبَيْحٍ عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ أَبِي عَبْلَةَ عَنْ عُتْبَةَ بْنِ غَزْوَانَ أَخِي بَنِي مَازِنِ بْنِ صَعْصَعَةَ وَكَانَ مِنِ الصَّحَابَةِ أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ إِنَّ وَرَاءَكُمْ أَيَّامَ الصَّبْرِ الْمُتَمَسِّكُ فِيهِنَّ يَوْمَئِذٍ بِمِثْلِ مَا أَنْتُمْ عَلَيْهِ لَهُ كَأَجْرِ خَمْسِينَ مِنْكُمْ قَالُوا يَا نَبِيَّ اللَّهِ أَوَمِنْهُمْ؟ قَالَ لَا بَلْ مِنْكُمْ قَالُوا يَا نَبِيَّ اللَّهِ أَوَمِنْهُمْ؟ قَالَ لَا بَلْ مِنْكُمْ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ أَوْ أَرْبَعًا

Utbe b. Gazvan radiyallahu anhden: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Muhakkak ki sizin arkanızda sabır günleri vardır. O günlerde sizin üzerinde bulunduğunuz şeye tutunana sizden elli kişinin ecri gibi ecir vardır.” Dediler ki: “Ey Allah’ın nebîsi! Kendilerinden elli kişi mi?” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

Hayır, bilakis sizden elli kişi” buyurdu. Dediler ki: “Ey Allah’ın nebisi! Kendilerinden elli kişi mi?” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

Hayır, bilakis sizden elli kişi” buyurdu. Bunu üç veya dört defa tekrar etti.”[25]

قَالَ الطبراني حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ صَدَقَةَ وَمُحَمَّدُ بْنُ الْعَبَّاسِ الْأَخْرَمُ الْأَصْبَهَانِيُّ قَالَا ثنَا أَحْمَدُ بْنُ عُثْمَانَ بْنِ حَكِيمٍ الْأَوْدِيُّ ثنا سَهْلُ بْنُ عُثْمَانَ الْبَجَلِيُّ ثنا عَبْدُ اللهِ بْنُ نُمَيْرٍ عَنِ الْأَعْمَشِ عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ مَسْعُودٍ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ إِنَّ مِنْ وَرَائِكُمْ زَمَانَ صَبْرٍ للمُتَمَسِّكِ فِيهِ أَجْرُ خَمْسِينَ شَهِيدًا فَقَالَ عُمَرُ يَا رَسُولَ اللهِ مِنَّا أَوْ مِنْهُمْ؟ قَالَ مِنْكُمْ

Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh’den: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Muhakkak ki sizin ardınızda sabır zamanı vardır. O zamanda dine tutunana elli şehit ecri vardır.” Ömer radiyallahu anh dedi ki:

“Ey Allah’ın rasulü! Bizden mi, onlardan mı?” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

Sizden elli şehit” buyurdu.”[26]

قَالَ الترمذي في سننه حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ يَعْقُوبَ الطَّالقَانِيُّ قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ المُبَارَكِ قَالَ أَخْبَرَنَا عُتْبَةُ بْنُ أَبِي حَكِيمٍ قَالَ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ جَارِيَةَ اللَّخْمِيُّ عَنْ أَبِي أُمَيَّةَ الشَّعْبَانِيِّ قَالَ أَتَيْتُ أَبَا ثَعْلَبَةَ الخُشَنِيَّ فَقُلْتُ لَهُ كَيْفَ تَصْنَعُ بِهَذِهِ الآيَةِ؟ قَالَ أَيَّةُ آيَةٍ؟ قُلْتُ قَوْلُهُ تَعَالَى {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ} قَالَ أَمَا وَاللَّهِ لَقَدْ سَأَلْتَ عَنْهَا خَبِيرًا سَأَلْتُ عَنْهَا رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ بَلْ ائْتَمِرُوا بِالمَعْرُوفِ وَتَنَاهَوْا عَنِ المُنْكَرِ حَتَّى إِذَا رَأَيْتَ شُحًّا مُطَاعًا وَهَوًى مُتَّبَعًا وَدُنْيَا مُؤْثَرَةً وَإِعْجَابَ كُلِّ ذِي رَأْيٍ بِرَأْيِهِ فَعَلَيْكَ بِخَاصَّةِ نَفْسِكَ وَدَعِ العَوَامَّ فَإِنَّ مِنْ وَرَائِكُمْ أَيَّامًا الصَّبْرُ فِيهِنَّ مِثْلُ القَبْضِ عَلَى الجَمْرِ لِلْعَامِلِ فِيهِنَّ مِثْلُ أَجْرِ خَمْسِينَ رَجُلًا يَعْمَلُونَ مِثْلَ عَمَلِكُمْ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ المُبَارَكِ وَزَادَنِي غَيْرُ عُتْبَةَ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَجْرُ خَمْسِينَ رَجُلًا مِنَّا أَوْ مِنْهُمْ قَالَ بَلْ أَجْرُ خَمْسِينَ رَجُلًا مِنْكُمْ

Ebu Umeyye eş-Şa’bânî rahimehullah’tan: “Ebu Sa’lebe el-Huşenî radıyallahu anh’ın yanına gidip: “Şu ayetle nasıl amel ediyorsun?” dedim. O: “Hangi ayet?” dedi. Ben dedim ki:

“Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın! Siz doğru yolda olduğunuz takdirde o sapanlar size zarar vermez.” (Maide 105) Dedi ki:

“Vallahi bu soruyu bu ayetten haberdar olan birine sordun. Bunu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e sorduğumda şöyle buyurdu:

Siz iyiliği emredip kötülükten yasaklayın. Ancak cimriliğe boyun eğildiğini, hevâya tabi olunduğunu, dünyanın ahirete tercih edildiğini ve her görüş sahibinin kendi görüşünü beğendiğini gördüğün zaman kendi nefsine bak ve toplumun sorumluluğunu üzerinden at. Şüphesiz arkanızda sabır gerektirecek günler vardır. O gün sabreden kişi ellerinde kor tutmuş gibi olacaktır. O zaman salih amel işleyenlerin ecri, sizin gibi amel işleyen elli kişinin ecri kadardır.” Denildi ki: 

“Ey Allah’ın rasulü! Bizden elli kişinin ecri mi, yoksa onlardan elli kişi mi?” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Bilakis sizden elli kişinin ecri.”[27]

وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن معَاذ بن جبل أَنه قَالَ يارسول الله أَخْبرنِي عَن قَول الله عز وَجل {يَا أَيهَا الَّذين آمنُوا عَلَيْكُم أَنفسكُم لَا يضركم من ضل إِذا اهْتَدَيْتُمْ} قَالَ يَا معَاذ مروا بِالْمَعْرُوفِ وَتَنَاهوا عَن الْمُنكر فَإِذا رَأَيْتُمْ شحا مُطَاعًا وَهوى مُتبعا وَإِعْجَاب كل ذِي رَأْي بِرَأْيهِ فَعَلَيْكُم أَنفسكُم لَا يضركم ضَلَالَة غَيْركُمْ فَهُوَ من وَرَائِكُمْ أَيَّام الصَّبْر المتمسك فِيهَا بِدِينِهِ مثل الْقَابِض على الْجَمْر فللعامل مِنْهُم يَوْمئِذٍ مثل عمل أحدكُم الْيَوْم كَأَجر خمسين مِنْكُم قلت: يَا رَسُول الله خمسين مِنْهُم قَالَ: بل خمسين مِنْكُم أَنْتُم

İbn Merduye, Muaz b. Cebel radiyallahu anh’den şöyle dediğini rivayet etti:

“Ey Allah’ın rasulü! Bana Allah Azze ve Celle’nin: “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz hidayet üzere olursanız sapan kimseler size bir zarar veremez.” (Maide 105) ayeti hakkında haber ver.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Ey Muaz! İyiliği emret ve kötülüğü yasakla! Boyun eğilen bir tamahkârlık, tabi olunan bir hevâ ve her görüş sahibinin kendi görüşünü beğendiğini gördüğün zaman size kendinize bakmak düşer. Sizden başkalarının sapıklığı o zaman size zarar vermez. Bu sizin ardınızda sabır günlerinde olacaktır. O günlerde dinine tutunan kor parçası üzerine tutunan gibidir. O gün onlardan, sizden birinin bugünkü ameli gibi amel edene sizden elli kişinin ecri gibi ecir vardır.” Dedim ki: “Ey Allah’ın rasulü! Onlardan elli kişi mi?” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Bilakis sizden elli kişi.”[28]

قَالَ البزار حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ قَالَ أَخْبَرَنَا الْحَسَنُ بْنُ بِشْرٍ قَالَ أَخْبَرَنَا الْمُعَافَى بْنُ عِمْرَانَ عَنْ أَبِي غَسَّانَ الْمَدَنِيِّ عَنْ عُبَادَةَ بْنِ نُسَيٍّ عَنِ الْأَسْوَدِ بْنِ ثَعْلَبَةَ عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّكُمْ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ مَا لَمْ تَظْهَرْ فِيكُمْ سَكْرَتَانِ سَكْرَةُ الْجَهْلِ وَسَكْرَةُ حُبِّ الْعَيْشِ وَأَنْتُمْ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَإِذَا ظَهَرَ فِيكُمْ حُبُّ الدُّنْيَا فَلَا تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَلَا تَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَلَا تُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ الْقَائِلُونَ يَوْمَئِذٍ بِالْكِتَابِ وَالسُّنَّةِ كَالسَّابِقِينَ الْأَوَّلِينَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ

Mu’âz b. Cebel radıyallahu anh’den: Rasûlüllâh sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

‘Şüphesiz sizler aranızda iki sarhoşluk ortaya çıkmadığı sürece Rabbinizin açık delili üzere olacaksınız; Cehalet sarhoşluğu ve yaşama sevgisi sarhoşluğu! Sizler iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarsınız. Allah yolunda da cihad edersiniz. Aranızda dünya sevgisi ortaya çıkarsa ne iyiliği emredip kötülükten yasaklarsınız ve ne de Allah yolunda cihad edersiniz! İşte o gün Kitap ve Sünnet ile konuşanlar, Ensâr ve Muhacirlerden öne geçenler gibidirler!’[29]

 

İyiliği Emir ve Kötülüğü Yasaklamak Bu Zamanda Vacip Değil, Mustehaptır

قَالَ ابْن جرير حَدَّثَنَا هَنَّادٌ قَالَ ثنا لَيْثُ بْنُ هَارُونَ قَالَ ثنا إِسْحَاقُ الرَّازِيُّ عَنْ أَبِي جَعْفَرٍ عَنِ الرَّبِيعِ بْنِ أَنَسٍ عَنْ أَبِي الْعَالِيَةِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ فِي قَوْلِهِ {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ إِلَى اللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ} قَالَ كَانُوا عِنْدَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ جُلُوسًا فَكَانَ بَيْنَ رَجُلَيْنِ مَا يَكُونُ بَيْنَ النَّاسِ حَتَّى قَامَ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا إِلَى صَاحِبِهِ فَقَالَ رَجُلٌ مِنْ جُلَسَاءِ عَبْدِ اللَّهِ أَلَا أَقُومُ فَآمُرَهُمَا بِالْمَعْرُوفِ وَأَنْهَاهُمَا عَنِ الْمُنْكَرِ؟ فَقَالَ آخَرُ إِلَى جَنْبِهِ عَلَيْكَ بِنَفْسِكَ فَإِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يَقُولُ {عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ} قَالَ فَسَمِعَهَا ابْنُ مَسْعُودٍ فَقَالَ مَهْ لَمْ يَجِئْ تَأْوِيلُ هَذِهِ بَعْدُ إِنَّ الْقُرْآنَ أُنْزِلَ حَيْثُ أُنْزِلَ وَمِنْهُ آيٌ قَدْ مَضَى تَأْوِيلُهُنَّ قَبْلَ أَنْ يَنْزِلَنَّ وَمِنْهُ مَا وَقَعَ تَأْوِيلُهُنَّ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَمِنْهُ آيٌ قَدْ وَقَعَ تَأْوِيلُهُنَّ بَعْدَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِيَسِيرٍ وَمِنْهُ آيٌ يَقَعُ تَأْوِيلُهُنَّ بَعْدَ الْيَوْمِ وَمِنْهُ آيٌ يَقَعُ تَأْوِيلُهُنَّ عِنْدَ السَّاعَةِ عَلَى مَا ذُكِرَ مِنْ أَمْرِ السَّاعَةِ وَمِنْهُ آيٌ يَقَعُ تَأْوِيلُهُنَّ يَوْمَ الْحِسَابِ عَلَى مَا ذُكِرَ مِنْ أَمْرِ الْحِسَابِ وَالْجَنَّةِ وَالنَّارِ فَمَا دَامَتْ قُلُوبُكُمْ وَاحِدَةً وَأَهْوَاؤُكُمْ وَاحِدَةً وَلَمْ تَلْبَسُوا شِيَعًا وَلَمْ يَذُقْ بَعْضُكُمْ بَأْسَ بَعْضٍ فَأْمُرُوا وَانْهَوْا فَإِذَا اخْتَلَفَتِ الْقُلُوبُ وَالْأَهْوَاءُ وَأُلْبِسْتُمْ شِيَعًا وَذَاقَ بَعْضُكُمْ بَأْسَ بَعْضٍ فَامْرُؤٌ وَنَفْسُهُ فَعِنْدَ ذَلِكَ جَاءَ تَأْوِيلُ هَذِهِ الْآيَةِ

Ebu’l-Aliye rahimehullah’tan: “Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh’ın yanında oturan bir cemaatin yakınlarında iki kişi arasında bir tartışma oldu ve ikisi de birbirlerine söylendiler. Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh’ın meclisindekilerden biri dedi ki:

“Kalkıp şu ikisine iyiliği emredip kötülükten yasaklamayayım mı?” Yanındaki bir başkası da: “Sen kendi nefsine bak. Zira Allah şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın! Siz doğru yolda olduğunuz takdirde o sapanlar size zarar vermez.” (Maide 105)” İbn Mes’ud radiyallahu anh bunları işitince şöyle dedi:

“Bırak! Bu ayetin tevili henüz gelmemiştir. Kur’ân indirildiği yere indirildi ve bir kısım ayetlerin tevili Kur’ân inmeden önce geçti. Bir kısmının tevili Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında gelmiş, bir kısmı O’ndan yıllar sonra gelmiştir. Bir kısmının tevili de bu günden sonra, bir kısmının tevili ise kıyamet günü zamanındadır. Bir kısmının tevili hesap, cennet ve cehennem zamanıdır. Kalpleriniz ve istekleriniz bir olup, fırkalara ayrılmadıkça ve birbirinize acılar tattırmadığınız sürece iyiliği emredip kötülükten nehyedin. Kalpleriniz ve istekleriniz ayrı olduğu, fırkalara ayrılıp birbirinize acılar tattırdığınız zaman herkes kendi nefsinden sorumludur. İşte o zaman bu ayetin tevili de gelmiş olur.”[30]

قَالَ ابْن جرير حَدَّثَنَا الْقَاسِمُ قَالَ ثنا الْحُسَيْنُ قَالَ ثنا ابْنُ فَضَالَةِ عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ صَالِحٍ عَنْ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ قَالَ كُنْتُ فِي حَلْقَةٍ فِيهَا أَصْحَابُ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَإِنِّي لَأَصْغَرُ الْقَوْمِ فَتَذَاكَرُوا الْأَمْرَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْيَ عَنِ الْمُنْكَرِ فَقُلْتُ أَنَا أَلَيْسَ اللَّهُ يَقُولُ فِي كِتَابِه {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ} فَأَقْبَلُوا عَلَيَّ بِلِسَانٍ وَاحِدٍ وَقَالُوا تَنْزِعُ بِآيَةٍ مِنَ الْقُرْآنِ لَا تَعْرِفُهَا وَلَا تَدْرِي مَا تَأْوِيلُهَا حَتَّى تَمَنَّيْتُ أَنِّي لَمْ أَكُنْ تَكَلَّمْتُ ثُمَّ أَقْبَلُوا يَتَحَدَّثُونَ فَلَمَّا حَضَرَ قِيَامُهُمْ قَالُوا إِنَّكَ غُلَامٌ حَدَثَ السِّنِّ وَإِنَّكَ نَزَعْتَ بِآيَةٍ لَا تَدْرِي مَا هِيَ وَعَسَى أَنْ تُدْرِكَ ذَلِكَ الزَّمَانَ إِذَا رَأَيْتَ شُحًّا مُطَاعًا وَهَوًى مُتَّبَعًا وَإِعْجَابَ كُلِّ ذِي رَأْي بِرَأْيهِ فَعَلَيْكَ بِنَفْسِكَ لَا يَضُرُّكُ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتَ

Cubeyr b. Nufeyr rahimehullah dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabının bulunduğu bir halkada idim. Ben cemaatin en küçüğü idim. İyiliği emretme ve kötülüğü yasaklama konusunu konuştular. Ben dedim ki:

“Allah Teâlâ kitabında: “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın! Siz doğru yolda olduğunuz takdirde o sapanlar size zarar vermez.” (Maide 105) buyurmuyor mu?” Bana söz birliği ile dediler ki:

“Kur’ân'dan bilmediğin ve te’vilini anlamadığın bir ayet çıkarıyorsun.” Hiç konuşmamış olmayı temenni ettim. Sonra konuşmalarına döndüler. Kalkacakları zaman dediler ki:

“Sen genç yaşta bir delikanlısın. Ne olduğunu bilmediğin bir ayet çıkardın. Belki de sen o zamana yetişirsin. Boyun eğilen bir tamahkârlık, tabi olunan bir hevâ ve her görüş sahibinin kendi görüşünü beğendiğini gördüğün zaman sen kendine bak, sen hidayet üzere olursan sapıtanların sana bir zararı olmaz.“[31]

قَالَ هَنَّاد بن السَّرِي رَحِمَهُ الله فيِ الزهد حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ مُسْلِمٍ عَنِ الْحَسَنِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو قَالَ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَيْفَ أَنْتَ يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو إِذَا بَقِيتَ فِي حُثَالَةِ النَّاسِ؟ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا حُثَالَةُ النَّاسِ؟ قَالَ إِذَا مُرِجَتْ عُهُودُهُمْ وَأَمَانَاتُهُمْ وَاخْتَلَفَتْ أَعْنَاقُهُمْ فَكَانُوا هَكَذَا وَشَبَّكَ بَيْنَ أَصَابِعِهِ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَمَا تَأْمُرُنِي عِنْدَ ذَلِكَ؟ قَالَ عَلَيْكَ مَا تَعْرِفُ وَدَعْ مَا تُنْكِرُ وَعَلَيْكَ خَاصَتَهُمْ وَدَعْ عَوَامَّهُمْ

Abdullah b. Amr radiyallahu anhuma dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu:

Ey Abdullah b. Amr! İnsanların döküntüleri kaldığında nasıl olursun?” Ben: “Ey Allah’ın rasulü! İnsanların döküntüleri nedir?” dedim. Şöyle buyurdu:

Sözlerine ve emanetlerine riayet etmeyip boyunlarının ihtilaf ettikleri ve (parmaklarını birbirine geçirerek) şöyle oldukları zamandır.” Ben dedim ki: “Ey Allah’ın rasulü! O zaman bana neyi tavsiye edersin?” Buyurdu ki:

Marufa (dinen meşru olana) sarılman ve münkeri (dinin çirkin gördüğü şeyi) terk etmen ve kendi özel işlerinle ilgilenip halkın genelini terk etmen gerekir.”[32]

قَالَ الطبراني رَحِمَهُ الله فيِ معجمه الأوسط حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ قَالَ حَدَّثَنَا أُمَيَّةُ بْنُ بِسْطَامٍ قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ قَالَ حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ الْقَاسِمِ عَنِ الْعَلَاءِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ أَبِيهِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَيْفَ أَنْتَ يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو إِذَا كُنْتَ فِي حُثَالَةٍ مِنَ النَّاسِ؟ قَالَ وَذَاكَ مَا هُوَ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ ذَلِكَ إِذَا مَرَجَتْ أَمَانَاتُهُمْ وعُهُودُهُمْ فَصَارُوا هَكَذَا وَشَبَّكَ بَيْنَ أَصَابِعِهِ قَالَ فَكَيْفَ أَصْنَعُ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ تَعْمَلُ بِمَا تَعْرِفُ وَتَدَعُ مَا تُنْكِرُ وَتَعْمَلُ بِخَاصَّةِ نَفْسِكَ وَتَدَعُ عَوَامَّ النَّاسِ

Ebu Hureyre radiyallahu anh dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Ey Abdullah b. Amr! İnsanların döküntüleri arasında olduğunda ne yaparsın?” Dedi ki: “O nedir ey Allah’ın rasulü!” Buyurdu ki:

Emanetlerini ve ahitlerini gözetmedikleri zaman şu hale gelirler. (Bu sırada parmaklarını birbirine geçirdi.)” Abdullah radiyallahu anh dedi ki: “Nasıl davranayım ey Allah’ın rasulü!” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Maruf olanı yapar, münker olanı terk edersin. Kendi işlerinle meşgul olur, insanların genelinin işini terk edersin.”[33]



[1] Sahih ligayrihi. Ahmed b. Meni’nin Musned’inden naklen: İbn Hacer Metalibu’l-Aliye (4471) Herevi Zemmu’l-Kelam (630) Haris b. Ebi Usame Musned (771) Ebu Abdillah ed-Dubbî Emali (12)

Hafız İbn Hacer bu hadisin ardından: “Dört ibadet ehli zayıf ravi vardır” demiştir. İbn Hibban el-Mecruhin’de (2/63) şöyle demiştir: “Bir isnadda Ubeydullah b. Zahr, Ali b. Yezid ve el-Kasım Ebu Abdirrahman bir araya geldiği zaman böyle bir haberin metni ancak kendi elleriyle yaptıkları şeylerdendir. Bu sahife ile hüccet getirmek helal olmaz.” Muhammed b. Ubeydillah el-Fezarî kitaplarını zayi ettikten sonra ezberinden rivayet etmeye başlamış ve münker rivayetlerde bulunmuştur. Ubeydullah b. Zahr saduktur, bazen hata yapar. Ali b. Yezid el-Elhanî hakkında Zehebi: “Bir cemaat onu zayıf gördü, lakin terk edilmemiştir” der. Kasım Ebu Abdirrahman da saduktur, tek kaldığı rivayetler vardır. Bu hadis bu isnad ile zayıftır. Lakin hadiste zikredilen unsurlar başka rivayetlerle sabit olduğundan metni sahih ligayrihidir.

[2] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Ebu Hayseme Zuheyr b. Harb Kitabu’l-İlm (52) Hâkim (1/180, 3/681) Ahmed (4/160, 218, 219) Tayalisi (1292) İbn Ebî Şeybe (6/145) İbn Mâce (4048) Taberânî (5/265) İbn Ebi Hayseme Tarih (815) Ebu Ahmed Hâkim el-Esâmi ve’l-Kunâ (5/303) Begavi Mu’cem (885) İbn Ebi Asım el-Âhâd ve’l-Mesânî (1999) Tahavi Şerhu Muşkili’l-Asar (305)

[3] Sahih. Buhârî (100) lafız ona aittir; Muslim (2673).

[4] Sahih mevkuf. Dârimî (145) el-Lâlekâî (108) Taberânî (9/170) Herevi Zemmu’l-Kelam (737) Mervezi es-Sunne (85) Hatib el-Fakih ve’l-Mutefekkih (157) İbn Abdilhadi Cem’ul-Cuyuş (20)

[5] Muslim'in şartına göre sahih. Bezzar (7/174) Ahmed (3/220) Ebû Ya'lâ (6/378) Taberânî Evsat (3/313) Tahavi Şerhu Muşkili’l-Asar (465-66) Ru’yani (593) el-Muhallisiyyat (1168) İbn Ahi Mimi ed-Dekkak Fevaid (539) Mukbil b. Hadi Sahihu’l-Musned (33)

* Ebu Hureyre radiyallahu anh’den sahih isnadla: Ahmed (2/291, 338) Hâkim (4/512, 557) İbn Mâce (4036) Ebu Bekr eş-Şafii el-Gaylaniyyat (331) Deylemi (3444) Haraiti Mekarimu’l-Ahlak (183) Abdulmelik b. Habib Eşratu’s-Saa (3) Nuaym b. Hammad el-Fiten (1470) Şeceri Emali (2731, 2777, 2818) el-Elbani es-Sahiha (1887)

* Avf b. Malik el-Eşcai radiyallahu anh’den hasen isnadla: Bezzar (7/174) Taberânî (18/67) Tahavi Şerhu Muşkili’l-Asar (464) Ru’yani (588) Ebu Ahmed el-Hâkim el-Esami ve’l-Kuna (5/394) İbn Asakir Tarih (58/47) Ebu Tahir es-Silefi Mu’cemu’s-Sefer (562) el-Elbani es-Sahiha (2253)

* Abdullah b. Dinar’dan mürsel olarak: Ma’mer Cami (1422)

[6] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. İbn Vaddah, el-Bid’a ve’n-Nehyu Anha (151)

[7] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Dârimî (191-192) İbn Ebî Şeybe (7/452) Hâkim (4/560) Nuaym b. Hammad el-Fiten (51, 69) İbn Vaddah el-Bid’a (80) Beyhakî el-Medhal (858) Ebu’l-Leys es-Semerkandi Tenbihu’l-Gafilin (904) Mustagfiri Fadailu’l-Kurân (267)

[8] Sahih. Buhârî (80, 6808) Muslim (2671)

[9] Buhârî'nin şartına göre sahih. Da’lec b. Ahmed es-Secezî, el-Munteka Min Musnedi’l-Mukillin (8) Buhârî (5590) İbn Hibbân (15/154) Taberânî (3/282) Taberânî Musnedu’ş-Şamiyyin (588) Beyhakî (3/221, 272) İbn Asakir Tarih (67/189)

[10] Sahih. Ahmed (5/318) Ziyâu'l-Makdisî el-Muhtâre (8/256) İbn Mâce (3385) İbn Ebi'd-Dunyâ Zemmu’l-Muskir (8) el-Elbani es-Sahiha (90)

[11] Bkz.: el-Elbani es-Sahiha (1/137-139)

[12] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Ebû Ya'lâ (7/353) Hâkim (4/164) İbn Vehb Muvatta (46)

[13] Hasen. Taberânî Mu'cemu'l-Evsat (748) el-Elbani es-Sahiha (7/641)

[14] Sahih. Muslim (2937) Ahmed (4/181, 182)

[15] Muslim'in şartına göre sahih. Bezzar (6/345) İbn Ebî Şeybe (7/466) İbn Hibbân (15/170) Nuaym b. Hammad el-Fiten (1799) el-Mustagfiri Delailu’n-Nubuvve (113, 152) Ebu Ya’la’nın Musned’inden naklen: İbn Hacer Metalibu’l-Aliye (4504) Abdulhak el-İşbilî el-Ahkâmu’l-Kubra (4/537) el-Elbani es-Sahiha (481) Mukbil b. Hadi Sahihu’l-Musned (796)

[16] Sahih maktu. Said b. Mansur Tefsir (96)

[17] Muslim'in şartına göre sahih. Ebû Ya'lâ (1/431) Deylemi (7044) el-Elbani es-Sahiha (1/868)

[18] Sahih ligayrihi. Hâkim (4/541) İsnadında Suleyman b. Ebi Suleyman zayıftır.

[19] Zayıf. Hâkim (3/386) Taberânî Mu'cemu'l-Evsat (4860) Seyf b. Miskin zayıftır. El-Muntasır b. Umare b. Ebi Zer ve babası meçhuldürler.

[20] Muslim'in şartına göre sahih. Ebu İshak el-Muzekkî el-Muzekkiyyat (88) Şecerî Emali (2170, 2363) el-Hasen b. Ahmed el-Attar, Futya ve Cevabuha (el yazma no:24)

[21] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Ebu Tahir es-Silefî Meşyehatu’l-Bağdadiye (el yazma, no:11) Hakîm et-Tirmizî Nevadiru’l-Usul (87, 1010) Kelabazi Meaniyu’l-Ahbar (1/374) Ziyau’l-Makdisi el-Munteka Min Mesmuati Merv (591) el-Elbani es-Sahiha (2/646)

[22] Sahih ligayrihi. Tirmizî (2260) İbn Batta el-İbane (1/196) İbn Cemaa el-Ahadisi’t-Tisaiyye (s.239) Ebu Bekr el-Meragi Meşyeha (s.328) İbn Asakir Mu’cem (710) İbnu’l-Adim Bugyetu’t-Taleb (4/1832) Lisanuddin İbnu’l-Hatib el-İhata Fi Ahbari Girnata (2/145)

[23] Muslim'in şartına göre sahih. el-Acurri el-Guraba (s.15) Ebu Amr ed-Dânî Sunenu’l-Varide Fi’l-Fiten (228) el-Elbani es-Sahiha (1273)

[24] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Herevi Zemmu’l-Kelam (1470)

[25] Sahih. Taberânî Mu'cemu'l-Evsat (3121) Taberânî Mu'cemu'l-Kebîr (17/117) Taberani Musnedu’ş-Şamiyyin (17) el-Elbani es-Sahiha (494) Taberani Musnedu’ş-Şamiyyin (17)

[26] Sahih. Taberânî Mu'cemu'l-Kebîr (10/182) Bezzar (5/178) el-Elbani es-Sahiha (494)

[27] Hasen. Tirmizî (3058) İbn Mâce (4014) Taberî (9/48) İbn Ebî Hâtim (6915) Taberânî (22/220) Hâkim (4/332) İbn Hibbân (2/108) Taberî Tefsir (9/48)

[28] Suyuti Durru’l-Mensur (3/217)

[29] Hasen. Bezzâr, (7/80) Hâkim et-Tirmizî, Nevadiru’l-Usûl (2/330) Deylemî (4293) Mizzî Tehzîbu’l-Kemâl (3/221) İbn Vaddah’ın el-Bid’a ve’n-Nehyu Anha kitabında şahitleri vardır.

[30] Sahih. Taberî Tefsir (9/46) İbn Ebî Hâtim (6922) Nuaym b. Hammad Fiten (38) Beyhaki Şuabu’l-İman (7552)

[31] Hasen. Taberî Tefsir (9/46)

[32] Muslim'in şartına göre sahih. Hennad b. es-Serî Zühd (1238) Ma’mer b. Raşid Cami (1359) Hâkim (2/173, 4/315, 481) Ahmed (2/162, 212, 221) Ebû Dâvûd (4342) Nesâî Sunenu'l-Kubrâ (10033) İbn Mâce (3957) İbn Ebî Şeybe (7/447) Taberânî Evsat (2/316, 4/313) Ebû Ya'lâ (9/444) Haris b. Ebi Usame Musned (772) Ebu’l-Hasen el-Esvari Emali (109) Mukbil b. Hadi Delailu’n-Nubuvve (s.456)

[33] Muslim'in şartına göre sahih. Taberânî Evsat (3/156, 8/334) İbn Hibbân (13/281, 15/125) Tahavi Şerhu Muşkili’l-Asar (1182-83) Dulabî Kuna (1296)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)