Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Başlıkları görmek için resme tıklayın

Allah'ın Azabından Kurtuluş İçin Zorunlu İki Tevhid

Allah'ın Azabından Kurtuluş İçin Zorunlu İki Tevhid
1- Rasulü Gönderenin Birlenmesi 2- Tabi Olmada Rasulün Birlenmesi (İttiba Tevhidi)

Duâ

Duâ
"Allah'ım! Bize, günahla aramıza engel olacak kadar korkundan hisse ver. Bizi cennetine ulaştıracak kadar taatini nasib eyle. Dünya musibetlerini hafifletecek yakîn ver. Allah'ım! Bizi yaşattığın müddetçe kulaklarımızdan ve gözlerimizden faydalandır; ölümümüze kadar da onları devamlı kıl. Bize zulmedenlerden öcümüzü sen al. Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et. Bizi dinimiz konusunda musibete uğratma. Dünyayı en büyük endişemiz ve gayemiz kılma. Bize acımayanları üzerimize musallat etme!" (Allahumme âmîn) Tirmizi (3502) Şeyh Elbani "Hasen" demiştir Sahihu't-Tirmizi (2783)

21 Ekim 2014 Salı

İslam Ordusu mu, Deccal'in Ordusu mu?

Aralarından Deccal Çıkıncaya Kadar Hariciler Eksik Olmaz
Abdullah b. Ömer Radıyallahu anhumâ'dan, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Öyle genç bir cemâat türeyecek ki Kur'an okuyacaklar. Fakat okudukları Kur'an onların boğazlarının çemberlerinden öteye geçmeyecektir. Onlardan bir grup çıktıkça hemen kökleri kazınmalıdır.” İbn Ömer dedi ki: "Ben Rasûlulah Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem'den: Onlardan bir grup çıktıkça hemen kökleri kazınmalıdır” fık­rasını 20 defadan fazla işittim." Râvî İbn Ömer bundan sonra Rasûlullah'ın buyurduğu hadisin son parçasını şöyle nakletti: Nihayet bu cemâatin sürdürdüğü hile ve aldatma esnasında veya onların askerleri arasında Deccal çıkıverecektir.” (Sahih. İbn Mace (174)
 
Hariciler Önce Halkı Tekfir Ederler,
 
Sonra Halifelik İddia Eder, Biat İsterler,
 
Sonra Hislere Tabi Olarak Delilsiz Söylentilere Uyarlar, 
 
Sonra Deccale Tabi Olurlar
 
 
Huzeyfe radıyallahu anh’den; Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Sizin için en çok şu kimseden korkarım; Üzerinde güzelliği görünene kadar Kuran’ı okuyan, İslam üzerinde bir gömlek iken Allah’ın dilediği zaman ondan sıyrılıp kılıcıyla komşusunun üzerine yürüyen ve onu şirk ile itham eden kişi.” Dedim ki; “Ey Allah’ın Rasulü! Hangisi şirke daha layık, itham edilen mi, yoksa itham eden mi?” buyurdu ki;
Hayır, bilakis itham eden şirke layıktır.” (Hasen. Bezzar (7/220) İbni Hibban (1/282) Tahavi Müşkilul Asar (Tuhfetul Ahyar- 71) Buhari Tarihul Kebir (4/301) İbni Kesir Tefsir (2/266) İbni Kesir Camiul Mesanid (3/300)
 
Muaz b. Cebel radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor; Ümmetim için en çok şu üçünden korkarım;
Birincisi; Kur’an’ı, onun ihtişamını görünceye kadar okuyan kimsedir. Allah onun üzerindeki İslam gömleğini soyar ve o da kılıcını kaldırıp komşusuna vurarak onu şirk ile itham eder.” Dediler ki;  “Ey Allah’ın Rasulü! Bu şirk ithamına hangisi layıktır?” buyurdu ki; “İtham eden layıktır.
 
İkincisi; Allah’ın kendisine yetki nasip ettiği kimsedir. Bu kimse der ki; “Bana itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Bana isyan eden de Allah’a isyan etmiş olur.” Hâlbuki yalan söylemektedir. Yaratıcıdan başka sığınılacak halife yoktur.
 
Üçüncüsü ise söylentilere dalan kimsedir. Bir söylenti bittiğinde ondan daha uzun sürenine dalar. Şayet Deccal’e yetişirse hemen ona tabi oluverir.” (Hasen. Taberani (20/88) Taberani Müsnedu Şamiyyin (2/254) Fesevi Ma’rife (2/358) Mecmau’z-Zevaid (5/228) Cem’ül Fevaid (6057) İbni Kesir Camiul Mesanid (11/480) İbni Ebi Asım Diyat (s.22) İbni Ebi Asım es-Sunne (1/24)
 
Deccal Şam-Irak Arasından Çıkar!
 
Nevvas b. Sem'an radıyallahu anh'den: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem bir sabah Deccâl'den o kadar çok bahsetti ki, onun hurmalığın içinde olduğunu sandık. O'na doğru gittiğimizde bizim hâlimizin far­kına varmış olacak ki bize sordu: “Neyiniz var?” Dedik ki: “Ey Allah'ın rasulü! Sabahleyin Deccâl'den o kadar çok bahsettin ki hatta biz onu hurmalığın içinde olduğunu sandık.” Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
Benim sizin hakkınızda korktuğum Deccal’den başkadır. Zira ben sağ iken Deccâl çıkarsa ona karşı ben sizi savunurum. Eğer çıktığın­da ben yoksam, o zaman herkes kendisini sa­vunsun. Her bir müslüman hakkında Allah ona karsı müdafaa etmekte vekilimdir. O (Deccâl) kısa kıvırcık saçlı bir gözü olan bir delikanlıdır, tıpkı Abdu'l-Uzzâ b. Katan'a benziyor. Kim ona erişirse ona karşı Kehf sûresinin ilk ayetlerini okusun. O Şam ile Irak arasından çıkacak; sağa sola saldırıp azgınlaşacak. Ey Allah'ın kulları sebat edi­niz!” buyurdu..." (Sahih. Muslim 2937)
 
 

20 Ekim 2014 Pazartesi

Sigaraya Haram Demek Allah'a ve Rasulüne İftiradır!

Sigarayı Haram Sayan Sözde Fakihlerin Usul Hatası
Ebu Muaz el-Çubukâbâdî
 
Bismillah.
Takdim:
Kur’ân’ı Kerim’de ve sahih sünnette haram kılınan yiyecek ve içecekler incelendiğinde şu hakikatler ortaya çıkar:
a- Helal kılınanlar temiz olan şeylerdir, haram kılınanlar ise habis olan şeylerdir.
b- Helal; asıl olandır ve haram ondan istisna edilendir.
c- Helal olan bir şeyi haram kılmak caiz değildir.
d- Helal olan bir şeyi haram kılmak Allah’a ortak koşmak sayılır ve teşri konusunda Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın hakkına taşkınlıktır.
Bu makalede Kur’ân-ı Kerim ve sahih sünnetten ibaret olan vahyin teşrii’nde haram kılma fıkhı ve diğer taraftan insanların bu konuya müdahale etmesindeki tehlike özetlenmiştir. Helal ve haram kılmanın ancak Kur’an-ı Kerim’de ve sahih sünnette belirtilmiş olması gerekir. Diğer taraftan Allah Teâlâ insanlara örf ve maruf ile teşride bulunmalarına izin vermiştir. Marufu emretmek ve münkeri yasaklamak, adalet ve kolaylaştırma hususunda geniş bir hareket alanı bırakmaktadır. Lakin bu, helal ve haram ıstılahlarını kullanmaksızın olmalıdır. Bilakis maruf ve münker tabirleri vardır. Bu kanun koymaya, İslam şeriatinin sınırlarında izin verilmiştir.
Mesela sigara konusunda İslam devleti, bunu bir münker sayan bir kanun çıkarsa o, haram olmaz. Burada kanun; adalet ve maslahatı gerçekleştirmek, zararı önlemek, kişisel hürriyeti engellememek üzerine kuruludur. Yani mesela bu konuda kusurlu davrananlara ve genele açık mekanlarda yasaklanması, bundan dolayı kanuna muhalefet edene mâli ceza konması böyledir. Bu, uyuşturucu maddeler için, zararına bağlı olarak ceza konması gibidir. Haşhaşın zararı afyon gibi değildir. Afyon da, cinayet suçu yanında, münker olması bakımından kokain ve eroin gibi değildir. Uzmanların bunu sınırlaması gerekir. Sonra zarar gören kimseye göre kanun yayınlanır.

Sigaranın mutlak olarak haram olduğunu söyleyenlerin delillerinin tahlili ve buna reddiye

Sigarayı haram sayma girişimi araştırmalarında haram kılma illet ve sebepleri ile yıllardır biriken kültürle uyum sağlayarak haram kılma gerekçeleri birbirine karıştı. Buna bir de hamasî ifadeler ve ilmî dikkate muhtaç olan parlamalar da eklenebilir.
 Bu konuda mesela “Tıp ve Din Açısından Sigara” kitabında zikredilen; sigaranın haram olduğunu söyleyenlerin görüşleri özetle şu şekilde:
1- Sigaranın sayılamayacak kadar çok zararları vardır. Buna (haram oluşuna) Allah Teâlâ’nın şu sözü şahitlik eder: “Kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayın.” (Bakara 195) “Kendi nefislerinizi öldürmeyin.” (Nisa 29)
2- Sigara tayyip şeylerden değildir. Bu konuda delil Allah Teâlâ’nın şu sözüdür: “Onlara tayyip şeyleri helal, habis şeyleri haram kılar.” (Araf 157) Yine hadiste: “Sarımsak veya soğan yiyen bizden uzak dursun” buyrulmuştur.
3- Fert ve toplumun malını saçıp savurmaktır. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Dedi kodudan, çok soru sormaktan ve malı zayi etmekten yasaklamıştır. Yine Allah Teâlâ: “Saçıp savurma” (İsra 26) ve “Yiyin, için, israf etmeyin” (A’raf 31) buyurmuştur.
4-Kötülüğün vesilelerini kapama kaidesi. Yani sigara gevşeklik verir. Bu ise sarhoş edici içki ve uyuşturucu için bir giriştir.
5- Şeriatın usulü ve kaideleri bu hükmü destekler. Mesela “Zarar vermek de, zarara uğratmak da yoktur”, “Faydalı olan şeylerde aslolan mubahlıktır, zararlı olan şeylerde aslolan haramlıktır”, “Kötülüğü def etmek, faydayı elde etmekten önce gelir”, “helal ile haram bir araya gelirse haram galip gelir” kaideleri gibi.
6- Âlimlerden birçok kimse sigaranın haram olduğuna hükmetmişlerdir.
7- Bilimsel olarak sigaranın gevşeklik verdiği ve uyuşturduğu, ilk kullanımda sarhoşluk verdiği tespit edilmiştir.
8- Sigara içmek, ağızlarından duman çıkan cehennemliklere benzemektir.
9- Sigara ahlaka zararlıdır.
10- Allah’ı zikretmekten ve ibadetten alıkoyar.
11- Sigara, sadece içen kimseye değil, etrafındakilere de zarar verir.
12- Sigara, Allah Teâlâ’nın bizi sakındırdığı şüpheli şeylerdendir.
13- Toplantı ve seminerlerde sigaranın yasaklanması, umumi mekanlarda içilmesi hakkındaki yasağın şiddetlendirilmesi ve umumi taşıma araçlarında yasaklanması kararı alınmıştır.
14- Beş şeyin yani can, ırz, nesil, din ve aklın korunması. Kim eziyet verirse harama düşer.
15- Sigara iradeyi zayıflatır ve kişiyi şehvetlerine köle yapar.
16- Sigaranın bırakılması için yüzlerce kitap yayınlandığı halde, sigaraya teşvik eden bir tek kitap yoktur.
17- Sigaranın haram kılınması, vücud için içilerek kullanılması hakkındadır, başka türlü kullanımı hakkında değildir.
18- Şeyh Nasır es-Sa’dî ve daha bir çok alim sigaranın, ticaretini yapmanın ve bu konuda yardım etmenin haram olduğuna fetva vermiştir.
Yani sigaranın haram sayılmasına bu 18 sebep delildir…
Bu yazarlar, kitaplarında sigara aleyhindeki sözleri tekrarlama metodunu tutmuşlardır. Zira sigaranın sıhhî, mâlî, toplumsal ve dinî zararlarını sayarak tekrar ederler. Yıllardır sigarayı haram kılan fakihlerin görüşlerini, konferanslarını ve fetvalarını tekrar edip, sigaranın aleyhinde görülen teşri esaslarını tekrar ederler.
Dikkat edin, bu yazarlar, sigara aleyhinde yazan muasır fakihlerin çoğunun düştüğü yaygın hataya düşmüşlerdir. Bu da sigaranın haramlığından bahsederken teşri sebepleri ile teşri delillerini birbirine karıştırmaktır. Bazen teşri sebeplerini zikrederler ki, en önemlisi “zarar”dır. Bununla, mesela “Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın” (Bakara 195) ve “Kendinizi öldürmeyin” (Nisa 29) ayetleri gibi, adam öldürmenin veya cana kıymanın haramlığından bahseden ayetleri tafsil ederler.
Sözü akışından kopardıktan sonra bununla delil getirirler ve sigarayı haram kılmak için kullanırlar.

Fıkıhta Haram Kılmanın Sebep ve Delillerinin Mahiyeti:

Sigaranın haram sayıldığı fetvalara müracaat edildiğinde bunların genelinde, haram kılma sebepleri ile haram kılma delillerinin tek bir sebep etrafında döndüğünü söylemek mümkündür: Haram kılma delilleri; sigaranın sıhhî ve mâlî zararıdır.
Onlara göre haram kılma hususundaki şerî deliller; sağlığa zarar bakımından: “Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın” (Bakara 195) ve “Kendinizi öldürmeyin” (Nisa 29) ayetleridir. Saçıp savurmaktan ve israftan yasaklayan: “Saçıp savurmayın” (İsra 26) ve “Yiyin, için, israf etmeyin” (Araf 31) ayetleri ise mâlî zarar hakkındaki delillerdir.
Sağlık ve mâlî açıdan zarara binaen, habis şeyleri haram kılan: “onlara tayyip şeyleri helal, habis şeyleri haram kılar” (Araf 157) ayetindeki hükme kıyaslayabilmek için, sigarayı habis şeylerden sayarlar.
Sonra Kur’an ile getirilen bu delile, mesela her gevşeklik veren şeyi, uyuşturucu olan her şeyi yasaklayan hadis ile soğan ve sarımsak yiyenin mescide gelmesini yasaklayan hadisi, sonra israftan ve malı zayi etmekten yasaklayan hadisi eklerler.  Sonra hadislere, zararı engelleyici olan seddu’z-zerai kaidesini, kötülüğü engellemenin faydayı temin etmekten önce geldiği kaidesini ve haramlığın mubahlığa galip geleceği kaidesini istidlallerine eklerler. Fakihler indinde şeriatin maksatlarını gözetmeyi de buna eklerler. Bunlar; malın, canın, ırzın, aklın ve dinin korunmasıdır.
Allah Teâlâ’nın: “Bugün dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimeti tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim” (Maide 3) ayeti, kendisine vahyedilen Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in vefatından sonra helal ve haram kılma kapısının herhangi bir beşere kapandığını ifade etmektedir. Bazı fakihler kendilerini Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in de üzerine çıkararak, yalnızca Allah Teâlâ’nın hakkı olan teşri yetkisine ortak kılmaktadırlar. Bu, dinin tamamen yalnızca Allah Teâlâ’ya ait olmasına aykırıdır. Bu fakihler kıyas yoluyla kendilerine bu teşri hakkını vermektedirler. Haram kılma sebeplerini araştırıp, bu sebepleri haram kılmak istedikleri şeylere uygulamaları böyledir. Sebep ve illetlere göz yumarak teşri’nin sadece Allah’a ait olduğunu unutuyorlar.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Dillerinizin yalan vasfetmesi dolayısıyla 'şu helâldir; bu da haramdır" demeyin; aksi halde Allah'a iftira etmiş olursunuz. Allah'a iftira edenler ise, asla felah bulmazlar” (Nahl 116)
De ki: "Biliyor musunuz, Allah size rızık olarak her ne indirmişse, onun kimini haram kıldınız, kimini helâl"? Yine de ki: 'Allah mı bunun için size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?” (Yunus 59)
Eğer seni yalanlarlarsa, (onlara) de ki: "Rabbınız geniş bir rahmet sahibidir. Bununla beraber, O'nun azabı, suçlu kişilerden geri döndürülmez.” Allah'a şirk koşanlar diyeceklerdir ki: "Eğer Allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne de babalarımız; hiçbir şeyi de kendimize haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de böyle yalan söylemişlerdi de, azabımızı tatmışlardı. (Ey Muhammed! Onlara)de ki: "Elinizde (bu iddianızı isbat edecek) herhangi bir ilim, (bir delil) var mı, onu bize hemen çıkarın. (Fakat hayır!) Siz, zandan başka bir şeye uymuyorsunuz ve siz ancak yalan söyleyen kimselersiniz." (En’am 147-148)

Zarar, İslam Teşri’inde Haram Kılma Sebeplerinden Değildir:

1- Kur’an-ı Kerim’de ve sahih sünnette haram kılma sebeplerini zikredip, bunu Kur’ân’ın nüzulünden sonra çıkan her şeye uygulayacak genel bir kaide kılan bir şey var mı?
Cevap; iki sebepten dolayı hayır:
* Çünkü Kur’ân ve sünnet helali asıl kılmış, haramı ondan istisna etmiştir. Helali haram kılmayı küfür ve Allah Teâlâ’nın teşrideki hakkında taşkınlık olarak nitelemiştir.
* Teşride haram kılınanlar ayrıntılı olarak zikredilirken zarar, haram kılma sebebi olarak zikredilmemiştir. Ancak; “şu ve şu size haram kılındı” denilmiştir. Sonra bunlardan yemeye mecbur kılınan şeyler, haram helale çevrilmeksizin zaruret halinde mubah kılınmıştır.
2- Daha önce senelerden beri fakihlerin sigarayı haram saymada zararı en başta gelen sebep kıldıklarını söylemiştim. Bu hatadır. Zira zarar, İslam teşri’inde haram kılma sebebi değildir.
Kur’ân-ı Kerim’de haramların haram kılınmasının yegâne sebebi; o şeyin fısk veya rics olmasıdır. Bunlar Allah Teâlâ’nın teşrideki hakkına taşkınlık yapan müşriklerin ve kâfirlerin vasfı hakkında gelen Kur’ânî ıstılahlardır. Bu yüzden Allah Teâlâ haramları ayrıntılı olarak zikrederken haram kılınan yiyecekler hakkında şöyle buyuruyor: “De ki: "Bana vahyolunanlar arasında, yiyen bir kimseye, ölü eti, yahut akıtılmış kan, yahut zaten bir pislik olan domuz eti, yahut da Allah'tan başkası adına kesilmiş fisk (hayvan eti) dışında yediği bir şeyin haram kıldığını göremiyorum. Öyle ki, bir kimse, mecbur kalırsa, saldırmadan ve haddi aşmadan (bunlardan bile yiyebilir). Zira rabbın, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (En’am 145) leş eti, akıtılmış kan veya domuz eti yemek, rics (pislik) olarak niteleniyor. Evliyaya adanan yiyecekler ise “fısk” olarak niteleniyor.
İçki, kumar, ensabın (dikili taşlar, yani kutsanan kabirlerin) ve kendisiyle gayb ilmi iddia edilen fal oklarının haram kılınmasında, Allah Teâlâ müminlere bunlardan uzak durmalarını emrederken şöyle buyurur: “Ey îman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları, şeytan işi birer pisliktir Onlardan sakının ki kurtuluşa eresiniz” (Maide 90)
Rics (pislik) kelimesi Kur’ân’da müşriklerin, münafıkların ve putların özellikleri olarak geliyor. Nitekim şirk, küfür ve Allah Teâlâ’ya iftira da böyle nitelenmiştir.
İşte Allah, îman etmeyenlerin üzerine pisliği böyle çökertir.” (En’am 125)
Hûd da demişti ki: "Rabbınızdan, üzerinize bir azâb ve bir intikam hak oldu. Allah, kendileri hakkında hiçbir delil indirmemişken sizin ve babalarınızın koyduğu bir takım isimler hakkında benimle münâkaşaya mı kalkışıyorsunuz? O halde bekleyin; ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim." (Araf 71)
Onlardan vazgeçin; zira onlar pistir. irtikâb etmiş oldukları şeyden dolayı ceza olarak varacakları yer cehennemdir.” (Tevbe 95)
Yani bu, Kur’an’da sıkça tekrarlanan fısk ile aynı anlamdadır. Dolayısıyla Allah Teâlâ’nın teşri’inde haram kılma; bir yönden Allah Teâlâ’nın helal ve haram kılmada tek oluşu akidesiyle alakalıdır. Allah Teâlâ akideyle ilgili lafızlar olan fısk ve rics tabirlerini bu teşri’inde kullanmıştır. Zarar kelimesini kullanmamıştır.
3-  Hatta zarar kavramı ve bu kelimenin iştikakı Kur’an’da yiyecek ve içecek hakkında kullanılmamıştır. Sadece fakihlerin aksine olarak mecbur/muztar kalana haram yiyeceklerin mubah olması hakkında gelmiştir. “Her kim açlık halinde, mecbur kalırsa, günâha meyletmeksizin (haram kılınan etlerden yiyebilir); zira Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (Maide 3) yani mecbur kalana haram şeyi yemek mubah kılınmıştır. Helal şeyin haram kılınmasında kullanılmamıştır.
Bununla beraber zarar teriminin Kur’an teşriinde kullanımı evlilik ve talak hakkında söz konusudur.
Fakat onları, eziyet edip zarar vermek için tutmayın. Kim bunu yaparsa kendisine zulmetmiş olur.” (Bakara 231)
Bir insana takati dışında (bir şey) yüklenemez; ne ana çocuğu yüzünden, ne de baba yine çocuğu yüzünden zarar görmelidir.” (Bakara 233)
Boşadığınız kadınları, gücünüz yettiği ölçüde, oturduğunuz yerde oturtun; evden çıkmalarını sağlamak için onları sıkıştırıp zarar vermeye kalkışmayın.” (Talak 6)
Yine ticârî muameleler hakkında şöyle buyurulmuştur: “Alış-veriş ettiğiniz zaman da şâhid tutun. Kâtibe de şâhide de zarar verilmesin.  Eğer (bir zarar) verirseniz,  bu  kendinize dokunacak  bir itaatsizlik olur.” (Bakara 282)
Borçlanma, miras ve vasiyet hakkında şöyle buyurulmuştur: “Keza bu taksim de, mirasçılara zarar vermeyecek şekilde  vasıyyet olunan  çıktıktan  ve  borç  ödendikten sonradır.” (Nisa 12)
Cihad hakkında şöyle buyurulmuştur: “Müminlerden, özür (zarar) sahibi olmaksızın oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler bir olmazlar.” (Nisa 95)
Zorda, darda ve savaşta sabırlıdırlar, işte, doğruyu söyleyenler onlardır; takva sahibi olanlar da onlardır.” (Bakara 177)
Yani Kur’an’da zarar kavramının yiyecek ve içeceğin haram kılınmasında kullanılması ve bunu zarar veren her şeyin kıyaslanabileceği bir kaide yapmak, beşere teşri (din koyma) hakkı vermektir. Halbuki islam akidesinde teşri (din koyma) yalnız Allah’ın hakkıdır ve bu “la ilahe illallah” sözünün anlamına dahildir. Kur’an’da delalet bakımından daha açık olan ve akide ile ilgili terimler olan: “rics” ve “fısk” kelimeleri kullanılmıştır. Buna göre; fakihler indinde sigarayı haram saymak için sebep ve illet; “zarar vermesi” olduğuna göre, Allah’ın yasakladığı şeylerin sınırlı olduğu İslam şeriatinde zarar, ona yeni bir şey ekleyip haram kılmak için bir sebep değildir.
Bilakis Kur’ân’da zikredilen bazı haramlarda bazı faydalar da vardır.   Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
Sana içkiyi ve kumarı soruyorlar. (Onlara) de ki: İkisinde de insanlar için hem büyük günâh, hem de faydalar vardır; fakat günâhları faydalarından daha büyüktür.” (Bakara 219)
Söz akışı, zarara karşılık faydanın zikrini gerektirir. Lakin Allah Teâlâ faydaya karşılık “ism/günah” kelimesini zikretmiştir. Yani yasaklanan her şey, kendisinde fayda bulunsa bile “ism/günah”tır. Yasaklanmamış olan veya haram kılınmamış olan şeyler ise, kendisinde zarar bulunsa bile helaldir.
Kur’ân, kabirlere ve kutsal sayılan yerlere kesilen hayvanları yemeyi haram kılarken, bunda haram kılma sebepleri arasında zarar vermesi geçmemektedir!
Çünkü haram kılma sebebi burada fusuk ve isyandır. Bkz.: En’am 145. Yiyeceğin kendisi adeten en iyi yiyeceklerden olsa dahi, hatta fakir ve muhtaç kimseler ondan faydalanacak olsalar dahi, burada haram kılınma sebebi faydası veya zararı değildir. Lakin sebep; İslam akidesidir. Bu akide ise teşri (din koyma) hakkının sadece Allah’a ait olmasıdır.
Şüphesiz Kur’ânda helal ve haram kılma terimleri akidevidir. Zira Allah Teâlâ helal kıldığı her şeyi “tayyib/temiz” olarak nitelemiştir: “Ey insanlar! Yeryüzündeki helal, temiz şeylerden yiyin.” (Bakara 168)
Aynı zamanda habis/pis de tayyibin aksidir: “De ki: "İyi ve temiz olan şeyle, kötü ve pis olan şey, kötü ve pis olanın çokluğu hoşunuza gitse bile, bir değildir. Bu itibarla, ey akıl sahipleri, Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz. Ey îman edenler! Açıklandığı zaman size kötü gelecek şeyler hakkında (soru) sormayın. Zira Kur'ân'ın nazil olduğu sırada onlar hakkında (soru)sorarsanız, size açıklanır, (o da size zor gelir); halbuki (siz sormazdan önce) Allah sizi onlardan atfetmişti. Allah çok bağışlayıcıdır; ceza vermekte de aceleci değildir.” (Maide 100-101)
Bundan dolayı haramlar sadece naslarda zikredilenlerle sınırlıdır. Habis olanlar da; haram kılınanlardır. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in vazifesi de kendisine vahiy indiğinde insanlara tayyib/temiz olan şeyleri helal kılmasıdır. (Bkz.: A’raf 157) Burada habis şeyler; hevalara göre farklılık arz eden genel bir nitelik değildir ki, Allah’ın helal kıldığı şeyleri haram kılmakta kullanılsın! Lakin habis niteliği naslarda zikredilen haramlarla sınırlıdır. Bizler, dilediğimizi buna katamayız.
Bazen sigaranın haram olduğunu söyleyenler, bunu fakirlere haram kılıp, zenginlere mubah kılarlar.  (Bkz. Gazette Saudia 10 Şubat 1995 – Eski Ezher şeyhi Dr. Seyyid Tantavi’nin Fetvası)
 Bu fetva Şeyh ed-Dicvî’nin Mecelletu Nuri’l-İslam Şaban 1439 tarihli fetvasında, “Sigaranın sağlığına zarar verdiği kimse veya ücretine ihtiyaç duyan kimseye sigara haramdır” demesine benziyor. Yani bedenî veya mâlî zarar söz konusu değilse haram değildir.
Diğer bir fetvaya göre gençlerin alenen sigara içmesi uygun görülmeyerek çirkin sayılmaktadır. Peki o zaman onlara göre gizlice sigara içmek caiz midir?
Zaman ve mekan zarflarında sigaranın; “Kur’an dinlerken veya mescidde, yahut ramazan ayında gündüz vakti” içilmesinin haram olduğuna dair 1934 yılında Nuru’l-İslam dergisinde fetva yayınlanmıştır. Buradan iftardan sonra sigara içmekte sakınca olmadığı anlaşılmaktadır.   Şeyh Muhammed Haseneyn Mahluf’un Fetava’ş-Şeriyye’sinde (fetva no: 1089 Kahire 1951) mescidlerde sigara içmenin haram olduğu fetvası vardır. Şeyh ed-Dicvî bahsi geçen fetvasında bunun re’y ve içtihat meselesi olduğunu söyler. Yani mescidde sigara içmeyi mubah sayan da olabilir. Şeyh Dicvî’nin diğer bir fetvasına göre de Kur’ân meclislerinde sigara içmek haramdır (Nuru’l-İslam Şaban 1439 sayı: 28)
Fakihlerden biri Mekarimu’l-Ahlak dergisi Ağustos 1931 sayısında sigara ve zararlarından bahsederek “Zarar veren her şeyin haram olduğunu, ancak zaruret halinin istisna olduğunu” söylüyor! Yani hiddeti onu, sigaraya haram demeye itmiş, sonra da zaruret halini istisna etmiştir! Sigarayı bırakamayan her tiryaki, nefsinde bu zarureti hissetmektedir. Yani bu fakihe göre bu kimse için bir genişlik vardır!
Kimisi de sigaranın hükmü hakkında tereddütler yaşamaktadır. Son asrın sünnet inkarcısı yazarlarından Muhammed Gazali (el-Ehram 30 Ocak 1985) sözlerindeki ve fetvalarındaki netliği ile meşhur olmasına rağmen sigara hakkında şöyle diyor: “ Sigara nübüvvet asrında mevcut değildi ki hüküm alsın. Sarhoşluk verici değildir ki, hamr’a katılsın. Bu konuda hüküm fakihlerin ve tabiplerin üzerinde söz birliği ettiği zarara göredir. Bazı fakirler sigara içmesi sebebiyle ailesinin ihtiyacını karşılayamaz…” Gazali sözlerine böyle devam ederken mubah olduğunu söylemeye de güç yetiremez. Fakat bazı insanlar katında haram, bazılarına göre de mekruh olduğunu zikretmekle yetinir, kendi görüşünü belirtmez.
Sigarayı Haram Sayanlara Ayrıntılı Reddiye:
1- Şeytanın bizden öncekileri helal ve haram konusunda saptırması aklî yollarla olmuş, haram kılma sebebi ile illetlendirmeye kalkmış, sonra buna göre diğer bazı şeyleri haram saymaya sebep olmuştur. Onlara göre haram kılma sebebi zarar olunca, zararlı olan her şey haram olmuştur.
Sigaranın haram olduğunu söyleyenlerin üzerinde ittifak ettikleri zarar; sıhhate zarardır. Bununla beraber sigara şirketleri sigaranın sağlığa zararlı olduğunu belirten yazılar koymaktadırlar.
Dikkat edin! Bu, sigarayı haram sayanlara göre yeterli değildir! Çünkü işe sigara için dinî bir hüküm uydurmayı da katmışlar, Allah Teâlâ’nın helal ve haram kılmada izin vermediği sakıncaya girişmişlerdir. Halbuki sigaranın Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in asrında olmadığını, bu konuda Kur’an nassı inmediğini ve sünnet varid olmadığını itiraf etmektedirler! Hatta fıkıh mezheplerinin imamlarının asrında da mevcut olmayan yeni bir durumdur sigara!
Daha önce açıklandığı gibi, Kur’an ve sünnet, helali haram kılmanın Allah Teâlâ’ya ortak koşmak olduğunu pekiştirmektedir.
Haram kılınan şeyler; rics ve fısk olmakla nitelenmiştir. Bunlar manevi niteliklerdir. Allah Teâlâ helal kılınanları “tayyib” olarak, haram kılınanları ise “habis” olarak nitelemiştir. Üzerine Allah’ın isminin anıldığı boğazlanmışları helal ve tayyib olarak, üzerine Allah’ın isminin anılmadığı boğazlanmışları ise haram ve habis olarak nitelemiştir. Burada müşriklerin “rics” olarak nitelenmesi de aynıdır. Allah’ın helal kıldığı şeyleri haram saymak, Allah Teâlâ’ya karşı, O’nun teşri hakkına bir taşkınlıktır.
Lakin burada önemli bir mesele daha var. Allah Teâlâ dört şeyi haram kılarken, maddî zararını sebep kılarak haram kılmamıştır. Çünkü Allah Teâlâ dilediğini yapandır. O, yaptıklarından sorgulanmaz, lakin bize, meleklerin Adem’e secde etmekle emrolundukları zaman yaptıkları gibi; sual etmeksizin itaat etmek ve uymak düşer.
2- Allah Teâlâ bundan dolayı, yiyecekleri bizzat haram kılma konusunda şeytana tabi olmaktan tekrar tekrar sakındırır. Haramları belirleme ve helali haram kılmama hususundaki teşri kurallarını tekrar eder. Zira bu Allah Teâlâ’ya ortak koşmak ve O’na iftiradır. Bu tekrarlar, yegane olarak gaybi bilen Allah Teâlâ’nın i’cazına delalet eder. Kur’an’ın nüzulünden sonra olacak şeyleri de bilendir O! Helal ve haram kılmak suretiyle, ilimsiz olarak Allah adına konuşacak olan ve böylece Allah Teâlâ’ın teşri hakkına taşkınlık edecek olanları da bildiğinden ayetleri tekrar etmektedir! Bu yüzden bizim Kur’ân ve sünnete tabi olmamız gerekir. Mümin kimsenin öğüt alması için tek bir ayet de yeter. Lakin Allah Teâlâ aynı konuyu defalarca tekrar ediyor ki, Allah Teâlâ’nın huzurunda kıyamet gününde insanların bir mazereti kalmasın.
3- Allah Teâlâ, helali haram kıldıkları zaman Yahudileri cezalandırmış ve o şeyi onlara haram kılmıştır. Ruhbanlık icat etmişler, Allah Teâlâ da onları bununla ilzam etmiştir. (Bkz. Hadid 27) Bütün bunlar, helal ve haram kılmada, farz koymada teşri hakkına sahip olanın sadece Allah Teâlâ olmasından dolayıdır.
Burada önemli olan Allah Teâlâ’nın Yahudilere tüm tırnaklı hayvanları, sığırların ve davarların iç yağlarını (bağırsaklarda bulunan veya kemiklerle karışık olan yağları hariç) haram kılmasıdır. Zira onlar bunları kendilerine haram kılmışlardı, Allah Teâlâ da onlara ceza olarak bunları haram kıldı. İlahî illetlendirme; onların Allah Teâlâ’nın helal ve haram kılmadaki hakkına taşkınlık yapmalarıdır!
Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kılmıştık. Keza sığır ve koyunun, sırtlarının yahut bağırsaklarının taşıdığı, yahut da kemiğe karışan yağlar hariç, iç yağlarını da haram kılmıştık, isyanlarından dolayı onları böyle cezalandırmıştık. Biz, şüphesiz, (her söylediğimizde) sâdığız.” (En’am 146)
Allah Teâlâ “Bunları kolestrolden dolayı haram kıldık” demiyor! Çünkü bu yağlar sağlığa çok zararlıdır. Lakin buradaki haram kılma sebebi manevidir ki, o da onların Allah Teâlâ’nın hakkında teşri’de taşkınlık yapmış olmalarıdır. Bu yüzden onlara bunlar haram kılınmıştır.
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in sığır etini zararlı olmakla nitelemesine rağmen, sığır etinin haram kılınmamış olması da, bahsi geçen sözde fakihlerin ne denli bir yanlış içerisinde olduğunun açık bir göstergesidir.
İbn Mes’ud, Suheyb ve Muleyke bt. Amr el-Cu’fiye radıyallahu anhum’den gelen rivayetlerde Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “İneğin sütü şifa, yağı deva, eti ise dert/hastalıktır” buyurmuştur (Sahih. Taberani (22/45) Hakim (4/448, 449) Begavî, Ca’diyyat (2075, 2683) eş-Şaşî Musned (767) Ebu Nuaym Marife (7850) Ebu Nuaym Tıbbu’n-Nebevî (325) Beyhaki (9/345) Ebû Dâvûd Merasil (444) İbn Tolun Tıbbu’n-Nebevi (s.223) Zehebi, Tıbbu’n-Nebevi (s.193) El-Elbani, es-Sahiha (1533, 1943) Sahihu’l-Cami (1233)
4- Zarar kelimesi ve bu kökten türeyen kelimelerin Kur’an’da 75 defa geçmesine rağmen, hiç birinde zararın haram kılma sebebi olarak geçmemesi şaşırtıcıdır. Nitekim Allah Teâlâ’nın fayda ve zarara tek malik olan kimse olması merkezdedir. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem ve başkaları, Allah’ın izni olmadıkça bizzat fayda ve zarara malik değildir! Sahte ilahlar hiç kimseye fayda ve zarar verme gücüne sahip değillerdir. İnsana zarar dokunduğu zaman sadece Allah Teâlâ’ya sığınabilir…
Hatta yiyecekler konusunda gelen “idtar” (mecbur kalma) kelimesi zarar kelimesinin türevlerindendir.  Bu kelimenin yasaklamak için değil de, mubahlığı pekiştirmek için gelmesi de şaşırtıcıdır. Haram kılınan dört çeşit yiyeceğin, mecburiyet/ıdtırar halinde mubah kılınması üzere bu kelime kullanılmıştır. Yani bunların helal değil de, haram olduğunu bilen bir kimse ıztırar/mecburiyet halinde bunlardan yer. Buna daha önce işaret edilmişti.
Şayet sıhhî ve maddî sebepler, haram kılma sebebi olsaydı, Kur’anî söz akışı değişik olurdu. Lakin bazılarımız din, dünya, hastalık, fayda ve zararı Allah’tan daha iyi bildiğine inanıyor!
Dinde bazı şeyler, beşerî görüşlerin aksine olarak gelmiştir. Deve sidiği içmenin mubah sayılması, içine leş düşen ve hayız bezlerinin dahi atıldığı "Buda'a" kuyusunun suyunun temiz ve temizleyici kılınması gibi.
5- Sigaranın zararlı olduğunu iddia eden tabiplerin görüşlerine saygı duymakla beraber, teşri alanının tıp ve sağlık ile bir alakası yoktur. Sigaranın tıp ve sağlık açısından tartışmasını sigaranın hükmü adlı müstakil çalışmamda yapmış, tıbben sigaranın zararının henüz ispatlanamadığına, lakin faydalarının yine tıbben tespit edilmiş olduğuna dikkat çekmiştim.
Şunu sormak hakkımızdır: Sadece sigara mı sağlığa zararlıdır? Tuz, şeker ve yağların sağlığa zararı yok mudur? Allah Teâlâ deniz yiyeceğini ve deniz avını helal kılmıştır. Bunlar arasında yenilmesi öldürücü olan ve zararlı olanlar vardır. Lakin bunlar kesin bir nas ile helal kılınmıştır. Doğal olarak sağlığımızı korumak için bunlardan uzak dururuz ama haram sayamayız!
Hem sonra, ilaçların bizzat kendilerinin zararlı yan etkileri yok mudur? Bazı tabipler diyorlar ki: “Şayet bizler bütün ilaçları denize atsaydık, elbette insanların sağlıkları iyileşir ve balıklar helak olurdu!” Zararlı yan etkileri sebebiyle tedavide ilaç kullanmak da haram olur mu?
Burada eksiltme ve artırma yapmaksızın haram kılınan şeyleri sadece Allah’ın haram kıldıklarına indirgemedeki ilahî hikmet ortaya çıkmaktadır.
Zarar meselesi görecelidir.
Her insan, ister iman etsin, ister küfretsin, ister itaat etsin, ister isyan etsin, (Bkz. Kehf 29, İsra 107, Fussilet 40) Kur’ân’ın teşrii’ne mutabıktır. Dolayısıyla sigara içmek ya da içmemek kişinin en doğal hakkıdır. Bu dünyevî bir meseledir. Lakin toplumsal alanda sigaradan rahatsız olanlar sebebiyle sigara hakkında kanunlar çıkarılması; idarecilere tanınan maslahat gözetme hakkına dahildir. Fakat önemli olan; helal ve haram kılma suçlarına düşülmemesi için dinin yalnızca Allah Teâlâ’ya ait kılınmasıdır.
6- Mubah ve helal asıldır, haram kılınanlar bunlardan istisna edilenlerdir. Zira helali haram saymak haram kılınmıştır. Buna bir de helali mubah saymanın düzenlemeye ihtiyaç duyduğunu eklemek gerekir ki, bu düzenleme de Kur’an’da gelmiştir.
Mesela somun ekmek bizatihi helaldir. Lakin ekmek çalındığı zaman onu yemek haram olur. Haramlığı bizatihi somun ekmek olmasından dolayı değildir. O helal ve mubahtır. Lakin elde ediliş yolu haramdır. Bundan dolayı Kur’an ve sünnetin teşri’i “helal ve tayyib” kelimeleriyle gelmiştir. Helal kelimesi, bizatihi helal olanları kapsar. Tayyib kelimesi ise elde ediliş ve tüketiliş yolunu kapsar. Buradan anlıyoruz ki Allah Teâlâ’nın: “Ey insanlar! Yeryüzündekileri helal ve tayyib olarak yiyiniz” (Bakara 186) ayetinin anlamı; hakkımız olmayan bir şeye sırf aslen helal diye zorla ve hırsızlık yoluyla hücum etmememiz gerekir. Bilakis elde etme yolu da meşru olmalı ki, helal ve tayyib olsun. Bundan dolayı helalin iki şartı vardır:
a- haram kılınan şeylerin dışında olmalı
b elde edilmesi ve tüketilmesi meşru yoldan olmalı.
Yine haram kılınanlar da:
a- Ya Kur’an ve sünnet naslarıyla haram kılınanlardır.
b- Ya da aslen helal olmakla birlikte meşru olmayan bir yoldan elde edilmiş veya tüketilmiştir.
7- Şer’i düzenleme; kullanma ve tüketme yolu hususunda da dengelidir. Yiyecekte israf yapmak haramdır. Yani yiyecek bizatihi helal olsa da, israf etmek, yasaklanan bir kullanma yoludur. “Yiyin, için, israf etmeyin. Zira O israf edenleri sevmez.” (Araf 31) İsraf, helal yoldan elde edilmiş malı saçıp savurmayı da kapsar. Allah Teâlâ saçıp savurmayı yasaklamıştır, ta ki abartılı sadaka verilmesin. (Bkz. İsra 27) Allah Teâlâ helal malı infak ederken de orta yolu tutmayı emretmiştir. (Bkz. Furkan 67)
Şeyh Yusuf el-Kermî el-Hanbeli şöyle der: “Tütünün mutlak olarak faydasız olduğunu kabul edemeyiz. Bunun faydasız olduğunu kabul etsek bile, bu malı saçıp savurmaya girmez ve haramlık hükmünü hak etmez. Bu şuna benzer: Mescidlerin süslenmesi yasaklanmış olmasına rağmen bir kimse bu konuda mal harcasa mubaha harcamış olur, malı saçıp savurmak sayılmaz. İbn Akil gibi âlimlerden bir grup şöyle demişlerdir: “İmam Ahmed’in israf ve malı zayi etmek hakkındaki sözünün zahiri şudur: bir kimse malını haramda harcarsa zayi etmiş ve israf etmiş olur. Zira o şöyle demiştir: “Dünya bir lokma olsa ve kişi onu ağzına koysa bu israf olmaz. Malın haram yolda harcanmasına karşı çıkmak gerekir. Malını lezzetlere ve canının çektiği şeylere harcamada aşırı davransa, fakirlik korkusu olmadığı sürece israf etmiş olmaz. Bunu böyle harcadığı zaman fakirliğe düşme durumu varsa o zaman yasaklanmış israfa girer." (Mer’î el-Kermi, el-Burhan (s.148-149)

Kurtubi Tefsirinde şöyle geçer: “Eşheb, Malik’ten rivayet ediyor: Tebzir (Malı saçıp savurmak, zayi etmek): hakkı olan malı alıp hakkı olmayan yere harcamaktır. Bu israf ve haramdır. Zira Allah Teâla şöyle buyurmuştur: “Böylesine saçıp savuranlar şeytanların dostlarıdır” (İsra 27) Kurtubi der ki: “Harama bir dirhem harcayan saçıp savurandır.” (Kurtubi Tefsiri 10/247)

8- Allah Teâlâ’nın: “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın” (Bakara 195) ayetini sigaranın haramlığına delil getirmek yersiz bir istidlaldir. Çünkü Allah Teâlâ toplumun güvenliğini görmezden gelmek, çoğunluğun açlık ve sefalet içinde iken, azınlığın müreffeh yaşaması hususunda, sadaka ve iyilikten bahsederken böyle buyurmaktadır. Zira bu durum toplumun içten helakidir. Bu yüzden Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Allah yolunda harcayın. Kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin. Zira Allah iyilik edenleri sever.” (Bakara 195) Nitekim “Kendinizi tehlikeye atmayın” emri, Allah yolunda harcama emrinden sonra, ona bağlı olarak zikredilmiştir. Sonra iyilik ve ihsanı zikrederek ayetin başındaki emir pekiştirilmiştir.
Bu ayette sigaradan bahsedilmediğinde hiçbir şüphe yoktur. Onlar ayetin akışından kopardıkları bir cüz ile Allah’ın helal kıldığı bir şeyi haram saymaya delil getirerek ayrıntıya gidiyorlar. Bu Allah Teâlâ’nın kitabını tahrifin ta kendisidir. Zira onlar Kur’an naslarını tahrif etmekten aciz kalınca, yeni bir hüküm uydurmak için anlamını, Kur’an ve sünnetteki teşri kurallarına aykırı bir şekilde tahrif etmektedirler.
9- Allah Teâlâ’nın: “Kendinizi öldürmeyin” (Nisa 29) ayetini delil getirmelerinde de aynı durum söz konusudur. Ayetin akışı şöyledir: “Ey iman edenler! Karşılıklı gönül rızasına dayanan ticaret malı müstesna, mallarınızı aranızda bâtıl yollarla yemeyin ve birbirinizi (Haksız yere) öldürmeyin. Şüphe yoktur ki Allah, size karşı çok merhametlidir. Her kim bunu düşmanlık ve zulüm maksadıyla yaparsa, onu ateşe sokacağız. Bu da Allah’a göre çok kolaydır.” (Nisa 29-30)
Bu ayeti sigaranın haramlığına delil getirmek Allah’a iftiradır. Çünkü ayet, insanın düşmanlık ve zulümle, yani güç yetmeyen bir mecburiyet dışında kendisini öldürerek intihar etmesinden bahsediyor. Rabbu’l-İzzet’in bahsettiği cinayet, maddi bir müdahale ile hızla ölümle sonuçlanan bir fiildir. İntihar etmek isteyen kimse sigara içerek mi intihar eder?!
Şayet bu ayette yasaklanan şeye sigarayı sokarsak, sigara yine haram kılınan bir şey olmaz. Bilakis haram kılınan şey intihar etmektir! Şayet bir kimse kendisini bıçakla öldürse veya iple boğsa, bıçak veya ip haram olur mu? Bunlar sadece vesile ve araçlardır. Yasaklanan şey araçlar değil, fiildir.
10- “Sigara habis olduğu için haramdır” diyorlar. Bu konuda da: “Kim soğan veya sarımsak yerse bizden uzak dursun” hadisini delil getiriyorlar. Peki soğan ve sarımsak haram mıdır? Elbette ki hayır! Buradaki mana, insanın şahsî temizliği gözeterek kötü kokudan uzaklaşıp edeplenmesidir. İster soğan yer, ister sarımsak yer. Lakin kokusuyla insanlara eziyet vermemelidir.
Nitekim Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in soğan, sarımsak gibi kerih kokulu bitkiler hakkında “Habis” nitelemesini duyan sahabe “Haram kılındı! Haram kılındı!” diye ilan edince Nebi sallallahu aleyhi ve sellem: “Ey Cemaat! Allah’ın bana helal kıldığı bir şeyi haram etmek benim elimde değildir. Şu var ki, ben bu bitkilerin kokusundan hoşlanmıyorum” buyurmuştur. (Muslim, Mesacid 76)
 Bu hadis de açıkça gösterir ki; haram kılınan her şey habistir, fakat her habis haram değildir!
Şayet hadiste: “Sigara içen, kötü kokusu sebebiyle bizden uzak dursun” denilmiş olsaydı bile bu, sigaranın haram olacağı manasına gelmezdi. Lakin sigara içen kimse insanlara kokusuyla eziyet vermemelidir.
11- Sigaranın habis olduğunu söyleyenler: “Onlara tayyib şeyleri helal kılar, habis şeyleri haram kılar.” (Araf 157) ayetini delil getiriyorlar. Sigaranın haram kılınan habislerden olduğu kararına varıyorlar!
Biz de deriz ki: Bu konuda sigaranın haram kılınan habislerden olduğuna dair görüşlerine, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den bir delil isteriz. Halbuki o zamanda sigara mevcut değildi. Lakin Allah Teâlâ’nın haram kıldığı her şeyin habis olması Kur’an’a uygundur. Bu habis şeyler bir çok ayetlerde ve hadislerde sınırlanan haramlardır. Bunların dışında kalanlar ise helal ve tayyib olanlardır. Bu mesele aklî içtihatlara gerek bırakmaz. Kur’an ve sünnette zikredilen her haram habistir. Bunların dışında kalanlar ise helal ve tayyibdir. Sigara ise naslarda haram kılınanlar arasında yoktur. O halde sigara mubahlardan, helal ve tayyib olan şeylerdendir. Habislerden değildir!
12- Sigaranın hamr gibi sarhoş ettiğini söylüyorlar! Bu hatadır. Sigara sarhoş edicilerden (hamr’dan) değildir. Zira sarhoşluk; şuurun kaybolmasıdır. Sigarada ise böyle bir durum söz konusu değildir.
13- Sigaranın kaçınmamız gereken şüphelilerden olduğunu söylüyorlar! İslam’ın hükmünü ve kurallarını bilenler indinde böyle bir şüphe söz konusu değildir. Bir şeyin haramlardan olmadığı bilindiği zaman, onun helal ve mubahlardan olduğu kesindir. Şüpheli şey; helalden mi, haramdan mı olduğu bilinmeyen şeydir. Naslarda haramlar arasında sigara bulunmadığına göre onun helalden olduğu kesindir.
14- Sigaranın namaz, oruç gibi ibadetlerden alıkoyduğu zaman haram olduğunu söylüyorlar! Bu sigaranın haram olmasını gerektirmez. Farzlardan alıkoyan şey aslı itibariyle mubah olan bir şey de olabilir. Mesela ticaret helaldir. Ticaretle meşguliyeti sebebiyle ibadetleri bir kimse ihmal etse, ticaretin haram olduğunu söylemek gerekmez. Yahut kişi eşiyle ve çocuklarıyla meşguliyeti sebebiyle de ibadetten geri kalır. Ya da uyku sebebiyle. Bu durum, uyumak haramdır demeyi gerektirmez.
15- Sahih kıyas sigaranın sarhoş ediciler gibi haram olmasını gerektirir diyorlar! Bu kıyas, şeytanın adımlarını takip etmenin en çabuk yoludur.  Yani bizim bakışımıza göre bunlara benzeyen her şeyi haramlara eklersek, helal olan birçok şeyi haramlara ekleyebiliriz. O zaman da Allah Teâlâ’nın helal ve haram kılmadaki teşri hakkına müdahale suçunu işlemiş oluruz.
Biz burada iki durum ile karşı karşıyayız:
Allah Teâlâ’nın ve rasulünün söylediklerine tutunup müminlerden olmak
Ya da falan ve filanın söylediklerine tutunup Allah Teâlâ’nın teşri yetkisine ortak koşmak!
Kendisine tutunmak için, beşerin söylediği her şeye karşı yolu aydınlatan tek bir ayet veya tek bir sahih hadis yeterlidir. Lakin teşri (din koyma) hususunda tekrar edilen birçok ayet ve hadis, aynı hakikati belirtmektedir. Hem sonra zamanımızdaki bazı muteahhirin fakihlerinin fetvalarından daha çok ayetler ve hadisler vardır. Muasır fakihlerden bazılarının hatalı içtihatları sebebiyle onlarca Kur’an ayetini ve sahih hadisleri terk mi edeceğiz?  

Sigaranın Mekruh Olduğunu Söyleyenlere Gelince:

“Mekruh” terimi şer’i bir ıstılahtır ve bu ıstılah da aynı “haram” terimi gibi, delilini vahiyden almak zorundadır. Vahyin sınırında duran ilk dönem fakihleri mekruh tabirini “haram” anlamında kullanmışlardır. Zira Allah Teâlâ: “Yeryüzünde kuruna kuruna yürüme. Sen, hiçbir zaman yeri yaramaz, boyca da dağlara erişemezsin.  Bunların hepsi de, Rabbın katında, kötü olup hoş görülmeyen şeylerdir” (İsra 37-38) buyurmuştur.
Sonraki fakihler ise haram ile mekruhu ayırarak, “mekruh” tabirini daha çok faziletli olanı terk etmek manasında da kullanmışlardır ki, bu kullanımın hadislerdeki delaleti daha açık görünmektedir.
Buna göre, sigara içmemenin daha faziletli olduğunu hangi nas belirlemektedir? Şayet bu insanların görüşlerine bırakılacak olsaydı, hiç çekinmeden sigara içmenin daha faziletli olduğunu, sigara içmemenin ise mekruh olduğunu söylerdim! Lakin görüşümü din edinmekten ve bunun din edinilmesinden Allah’a sığınırım! Bu tuhaf sözümün sebebine gelince; delilsiz olarak, hatta delillere aykırı olarak Allah’ın dininde beşeri söz sahibi kılmak suretiyle sigaraya haram deme cürmünün işlenildiği bu zamanda, sigara kullanarak bir hakikatin gizlenmesine karşı durmayı faziletli görebilirim! Zira araştırmalarım neticesinde sigaranın tıbben abartıldığı gibi zararlı değil, bilakis zannedilenin aksine faydalı olduğuna dair bilgiler elde etmiş durumdayım. Geriye bir tek bir çok kimseye hoş gelen kokusundan tabiaten rahatsız olan kimseleri rahatsız etmemek kalıyor!

Bir nükte:

Sigara içenlerle dalga geçerek onların cennete giremeyeceği intibaını uyandırmak için: “Sigara içenler cennete girecek olsa, artık ateş istemek için cehenneme giderler” şeklinde çirkin kelamlar eden cahillerin şüphesine aldananlara bir hatırlatma yapayım!
Malumdur ki, asıl iş cennete sokan rahmet-i ilahiyi hak etmektir. İnşaallah cennet nasip olursa, orada gönüllerin arzu ettiği her şeyin mevcut olacağı naslarla sabittir.
Ebu Hureyre radıyallahu anh’den: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cennet ahalisinin teri misk gibidir. Yakacakları da uluvve denen şeyden olur.” (Buhari (3245) Muslim (2834) Ahmed (2/257) ve Ebu Nuaym Sıfatu’l-Cenne’de (241)  sahih bir isnad ile rivayet etmişlerdir.)

16 Ekim 2014 Perşembe

İki Secde Arasındaki Oturuşta İşaret

Soru: "Değerli âlim Muhammed b. Salih el-Useymîn, "Namazın Kılınış Şekli" kasetinde iki secde arasındaki oturuşta -tamamen teşehhüde olduğu gibi- duâ ederken şehâdet parmağını kaldırıp hareket ettirmenin sünnet olduğunu belirtmiştir.
İlginç olanı, bildiğim kadarıyla değerli âlim Muhammed b. Salih el-Useymîn'den başkası bu görüşü söylememiştir. Hatta "eş-Şerhu'l-Mumti'" kitabında "Namazın Kılınış Şekli" bölümünde bile bu görüş yoktur. Buna göre bu görüşe göre amel (hareket) etmeli miyim
?"
 
Muhammed Salih el-Muneccid'in Cevabı:

Mikrofonsuz Okunan Ezanı İşitmeyen Namazı Nasıl Kılar?

Soru: Ben, yakında İngiltere'ye gideceğim ve orada bir hafta kalacağım. İkâmet ettiğim yere en yakın mescit 1.5 kilometre uzaklıktadır. Doğal olarak ben ezanı işitmeyeceğim. Çünkü

Duvarlara Ayet ve Hadis Yazılı Levhalar Asmanın Sakıncaları

Bazı müslümanların evlerini ziyâret ettiğimde, bunlardan birçoğunun duvarlarına, üzerinde Kur’an âyetlerinin ve Allah Teâlâ'nın güzel isimlerinin veya benzeri şeylerin yazılı olduğu tablolar astıklarını görüyorum. İslâm dîninin bu konudaki hükmü nedir?

Tegannîsiz Kıraatler

Şeyh Ebu Malik el-Cuheni:
Abese Suresi

Mutaffifin Suresi

İnşikak Suresi

Buruc Suresi

Tarık Suresi

Semir el-Beşirî:

Hucurat Suresi

Tegabun Suresi

 Şeyh Muhammed Nasıruddin el-Elbâni:

Yusuf Suresi

15 Ekim 2014 Çarşamba

Hadis Rivayet Ederken Sigara İçen Kimseden Rivayet Alınır mı?

Ebu Suleyman el-Cendî el-Eserî dedi ki: “Mısır diyarının, sufi ve mutaassıp bir eşari olan müftüsü Ali Cum’a’nın şöyle dediğini kulaklarımla işittim: “Şeyh Muhammed Yasin el-Fadanî sigara içerdi. Nargile çekerken Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in hadisini rivayet ederdi. Şeyh el-Fadanî Mekke’li alimlerden yetmiş kişiden sigara içtiklerini bize rivayet etti.” Ses kaydı elimde mevcut ve böyle diyor! Asrın hadis müsnid’i olan Şeyh Fadanî’den bu sabit olmuş mudur? Yoksa bu haber Ali Cum’a’nın yalancı biri olduğuna mı delalet eder? Eğer sabit ise böyle bir kimseden hadis rivayeti caiz midir?”
Şeyh Muhammed Ziyad Tekile şöyle cevap verdi: “Şeyh el-Fadanî rahimehullah Allah onu affetsin, Hicaz’lı şeyhlerin çoğu gibi nargileyi haram görmez ve içerdi. Yine Şam, Mısır ve başka yerlerin şeyhlerinin çoğu da yakın zamana kadar böyleydi. Sigara içmek aralarında yaygın idi ve haram görmezlerdi. En fazla mekruh görenler vardı. Belki de onlara sigaranın vücuda verdiği zararı, bugünkü alimler katında olduğu gibi netleşmemişti. Yine Yemen alimlerinin geneli kât kullanırlar. Allah’a hamd olsun bu mesele bu zamanda şeyhlerin ve ilim talebelerinin geneli katında açıklığa kavuşmuş, çirkin bir münker olarak görmeye başlamışlardır.
Değerli kardeşim! Şeyh Fadani’nin hadis rivayet ederken nargile içmesini yadırgamamalısın. Ben şeyhlerden birçok kimsenin nargile konusunda tesahulde bulunup kullandıklarını biliyorum. Bu mesele onların katında hadis rivayet ederken yeme ve içme gibidir. Ben Zebid’de 1420 yılında şeyhlerden birinin yanına girdim. Yanında nargile, sigara ve kât vardı. Bu şeyh’ten hadis almak ve o mecliste kalmak hoşuma gitmediği için hemen çıktım. Halbuki onun bu konuda ruhsat verdiğini biliyordum. Ben ise haram ve habis gördüğüm bu şeyden şiddetle tiksindim.
Ama bunu yapan kimseden rivayetin caiz olmasına gelince; masiyet, bid’atten hafiftir. Bid’atine davet etmeyen bid’atçiden rivayet dahi caizdir. Peki masiyetinde tevil sahibi olan, onu haram görmeyen ve mürüvveti zedeleyici görmeyen kimseden rivayet nasıl caiz olmasın? Şeyhlerimizden bu durumda olan kimselerden rivayeti terk edenler, böyle bir rivayeti haram gördüklerinden değil, veradan dolayı terk ediyorlardı. Bu genel bir konudur. Ama el-Fadanî rahimehullah’a gelince, Neylu’l-Emani adlı kitabımda onun hakkında özel olarak indimde bulunanları ve Şeyh Bedruddin el-Haseni’den bahsederken açıkladım. .."
Halid b. Ömer dedi ki: “El-Fadanî ve Ebu Turab ez-Zahirî veya başkaları gibi nargile kullanan şeyhler hakkında adalet; onların Allah’ın dini hakkındaki itikatlarına göre hükmetmemizdir. Bizim itikadımıza göre değil. Eğer mubah görüyorsa bu yüzden onu kötüleyemeyiz. Bilakis delillerle hatasına reddiye veririz. İnsanlara görüşünün isabetli olmadığını açıklarız. Onu helal gördüğü şeyden dolayı ayıplayamayız. Yine bid’at ehline buğz etmemiz ve onların bid’atlerinden ve hatalarından teberri etmemiz, onlara karşı adaletten bizi engellemez.”
* Sigaranın haram olduğunu veya zararlı olduğunu iddia edenlere ilgili risalemde cevap vermiş bulunuyorum.

Bid'atçi, Kendisine Uyulan Biriyse Ona Sükut Edilmez


Soru: Bid’atçiye merhamet etmek caiz midir?
Şeyh Ubeyd b. Abdillah el-Cabiri’nin cevabı: “Şayet bid’ati fısk türünden ise ona merhamet etmeye mani yoktur. Eğer ilim ile bilinen biriyse ona merhamet edilmez. İnsanlar arasında ilim ve fazilet sahibi olarak biliniyorsa yani insanlar onun görüşlerini takip ediyorsa ona merhamet edilmez, sükut edilmez. Müslümanların avamına gelince, onlara inkarda bulunmamakta mani yoktur.
İkinci olarak; Rafızilik, Cehmilik, vahdeti vücud, hulul gibi küfür olan bid’atleri varsa, bid’atleri üzere öldükleri takdirde onlar kâfirlerdir.
Bid’ati fısk türünden olanlar hakkında söylediğimizin delili Allah Teâlâ’nın şu kavlidir: “Şunu iyi bil ki Allah’tan başka ibadete layık hak ilah yoktur. Günahın için, mümin erkekler ve mümin kadınlar için bağışlanma dile.” (Muhammed 19)
Fasıklar; fıskları ister bid’at türünden olsun, ister süluk (gidişat) türünden olsun, bid’atleri yüzünden onlardan iman vasfı tamamen kalkmaz. Ancak imanın kemali kalkar.
Bu şekilde fısk olan bid’ati üzerine ölen kimse Allah’ın dilemesindedir. Allah dilerse azap eder, dilerse cehenneme koyar, Allah ile karşılaşıncaya kadar tevbe etmediği bid’atine karşılık azap eder, fakat o cehennemde ebedî kalmaz.

Suriye’deki Cehennem Köpekleri ve Selefîler’in Onlardan Berî Oldukları Hakkında Uyarı

Bazı kardeşlerimiz, hangi alimlerin Işid, Sururîyye, Nusra ve el-Kaide gibi harici örgütleri aleyhinde fetva verdiklerini sormaktadırlar. Daha önce sitemde bu konuyla ilgili bazı fetvaları tercüme etmiştim.
Aşağıda verdiğim linkte; Işid ile Nusra’nın aynı menhecin (hariciliğin) iki ayrı yüzü olduğunu;
Halid b. Abdirrahman b. Zeki, Ahmed b. Huseyn es-Sebi’î, Ahmed b. Ömer Bazemul, Muhammed b. Remzan el-Haciri, Adil b. Mansur el-Başa, Bedr b. Muhammed el-Bedr ve Zeyd b. Huleys ed-Devseri ortak açıklama ile beyan etmektedirler.
 
Tartusi, Makdisi, Ebu Katade, Muhammed Zeynelabidin es-Surur, Ebu Bekir el-Bağdadi, Usame b. Ladin gibi isimler Haricîlerdir.
Kalpleri kaymış bazı kimseler, bu harici örgütlere sempati duymakta, Müslümanlar arasında İslam düşmanlarının hesapları lehine dökülen kanları “cihad” diye nitelemektedirler. Bu hallerinden bir an evvel tevbe etmeleri gerekir. Zira bu, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in “yeryüzünün en şerlileri”, “okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacak olan”, “cehennem köpekleri” gibi sıfatlarla andığı şerli akideye sevgi beslemektir, Selefî akideye tuzak kuranlara destek vermektir ve Allah’a, rasulüne, sahabeye ve onlara güzelce tabi olanlara muhalefet etmektir.
Şeyh Abdurrahman Muhyiddin, şu linkte Işid’in Yahudi ve Masonlar tarafından kurulduğunu açıklamaktadır:
Şeyh Ubeyd el-Cabiri, şu linkte Işid’in Selefî bir örgüt olduğunu söyleyenin yalancı bir Allah düşmanı olduğunu açıklamaktadır:
Şeyh Suleyman er-Ruhayli, şu linkte Işid’e katılıp biat etmenin caiz olmadığını açıklamaktadır:
Şeyh Abdulmuhsin el-Abbad şu linkte Işid’in İslam Devleti olarak isimlendirilmesine reddiye vermektedir:
Işid, en-Nusra ve el-Kaide Haricilerini reddeden daha bir çok alimler vardır ve hepsini burada aktarmanın mümkün olmadığı kadar bol kayıtlar vardır.
Selefîler, adı geçen örgütlerden, onları övenlerden, sempati duyanlardan beridirler.  Bâtıl davetçilerine imkan hazırlayarak Müslümanların hakiki selefilik'ten saptırılmasına katkı sağlayan derneklerden de beridirler. 

14 Ekim 2014 Salı

Deccalin Su Gösterdiği Ateş, Ateş Gösterdiği Sudur, Muasırların Üslubu; Deccal'in Üslübudur


Sahih bir isnad ile Fudayl b. Iyad rahimehullah’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

لَأَنْ آكُلَ عِنْدَ الْيَهُودِيِّ وَالنَّصْرَانِيِّ أَحَبُّ إِلَيَّ مِنْ أَنْ آكُلُ عِنْدَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ فَإِنِّي إِذَا أَكَلْتُ عِنْدَهُمَا لَا يُقْتَدَى بِي وَإِذَا أَكَلْتُ عِنْدَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ اقْتَدَى بِي النَّاسُ , أُحِبُ أَنْ يَكُونَ بَيْنِي وَبَيْنَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ حِصْنٌ مِنْ حَدِيدٍ , وَعَمَلٌ قَلِيلٌ فِي سُنَّةٍ خَيْرٌ مِنْ عَمِلِ صَاحِبِ بِدْعَةٍ وَمَنْ جَلَسَ مَعَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ لَمْ يُعْطَ الْحِكْمَةَ وَمَنْ جَلَسَ إِلَى صَاحِبِ بِدْعَةٍ فَاحْذَرْهُ , وَصَاحِبُ بِدْعَةٍ لَا تَأْمَنُهُ عَلَى دِينِكَ وَلَا تُشَاوَرْهُ فِي أَمْرِكَ وَلَا تَجْلِسْ إِلَيْهِ , فَمَنْ جَلَسَ إِلَيْهِ وَرَّثَهُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ الْعَمَى وَإِذَا عَلِمَ اللهُ مِنْ رَجُلٍ أَنَّهُ مُبْغِضٌ لِصَاحِبِ بِدْعَةٍ رَجَوْتُ أَنْ يَغْفِرَ اللهُ لَهُ , وَإِنْ قَلَّ عَمَلُهُ فَإِنِّي أَرْجُو لَهُ , لِأَنَّ صَاحِبَ السُّنَّةِ يَعْرِضُ كُلَّ خَيْرٍ وَصَاحِبُ الْبِدْعَةِ لَا يَرْتَفِعُ لَهُ إِلَى اللهِ عَمَلٍ , وَإِنْ كَثُرَ عَمَلُهُ إِنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ وَمَلَائِكَتَهُ يَطْلُبُونَ حِلَقَ الذِّكْرِ فَانْظُرُ مَعَ مَنْ يَكُونُ مَجْلِسُكَ لَا يَكُونُ مَعَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ فَإِنَّ اللهَ تَعَالَى لَا يَنْظُرُ إِلَيْهِمْ , وَعَلَامَةُ النِّفَاقِ أَنْ يَقُومَ الرَّجُلُ وَيَقْعُدَ مَعَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ. وَأَدْرَكْتُ خِيَارَ النَّاسِ كُلُّهُمْ أَصْحَابُ سُنَّةٍ وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْ أَصْحَابِ الْبِدْعَةِ لَا تَجْلِسْ مَعَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ أَحْبَطَ اللَّهُ عَمَلَهُ , وَأَخْرَجَ نُورَ الْإِسْلَامِ مِنْ قَلْبِهِ , وَإِذَا أَحَبَّ اللَّهُ عَبْدًا طَيَّبَ لَهُ مَطْعَمَهُ لَا تَجْلِسْ مَعَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ؛ فَإِنِّي أَخَافُ أَنْ يُنَزِّلَ عَلَيْكَ اللَّعْنَةَ مَنْ أَتَاهُ رَجُلٌ فَشَاوَرَهُ فَدَلَّهُ عَلَى مُبْتَدَعٍ فَقَدْ غَشَّ الْإِسْلَامَ , وَاحْذَرُوا الدُّخُولَ عَلَى صَاحِبِ الْبِدَعِ؛ فَإِنَّهُمْ يَصُدُّونَ عَنِ الْحَقِّ الْأَرْوَاحُ جُنُودٌ مُجَنَّدَةٌ , فَمَا تَعَارَفَ مِنْهَا ائْتَلَفَ , وَمَا تَنَاكَرَ مِنْهَا اخْتَلَفَ , وَلَا يُمْكِنُ أَنْ يَكُونَ صَاحِبُ سُنَّةٍ يُمَالِئُ صَاحِبَ بِدْعَةٍ إِلَّا مِنَ النِّفَاقِ

Şüphesiz Yahudi veya Hristiyanın yanında yemek yemem, bid’at sahibinin yanında yemek yememden daha iyidir. Zira ben eğer Yahudi veya Hristiyanın yanında yemek yersem kimse bana uymaz. Eğer bid’at sahibinin yanında yemek yersem insanlar bana uyarlar.
Benimle bid’at sahibi arasında demirden bir kale olmasını isterdim.
Sünnet ile az amel, bid’at sahibinin çok amelinden hayırlıdır. Kim bir bid’at sahibiyle oturursa ona hikmet verilmez.
Kim bir bid’at sahibiyle oturuyorsa, ondan da sakındırın. Bid’at sahibine dinin hakkında güvenemezsin. İşin hakkında da onunla istişare etme. Onun yanında oturma. Kim bid’at sahibiyle oturursa Allah Azze ve Celle ona körlük bulaştırır.
Allah bir kimsenin bid’at sahibine buğzettiğini bilirse, ameli az da olsa Allah’ın onu bağışlamasını umarım. Muhakkak ki ben ondan ümitliyim. Çünkü sünnet ehlinin her iyiliği arz edilir. Bid’at sahibinin ise ameli çok olsa da Allah’a bir ameli yükseltilmez.
Muhakkak ki Allah Azze ve Celle’nin zikir halkalarını arayan melekleri vardır. Kimin yanında oturduğuna dikkat et. Yanındaki bid’at sahibi olmasın! Zira Allah onlara bakmaz. Münafıklığın alameti, kişinin bid’at sahibi ile beraber oturmasıdır.
İnsanların hayırlılarına yetiştim, hepsi de sünnet ashabı idi ve bid’at ashabından sakındırıyorlardı.
Bid’at sahibiyle oturursan Allah amelini iptal eder ve İslam nurunu kalbinden çıkarır. Allah bir kulu sevdiği zaman yemeğini (yemek arkadaşlarını) güzelleştirir.
Bid’at sahibiyle oturma. Zira ben üzerine lanet inmesinden korkarım.
Kime bir kimse danışmak için gelir de, ona bid’atçi birini gösterirse İslam’ı aldatmış olur.
Bid’at sahibinin yanına girmekten sakının. Zira onlar haktan alıkoyarlar.
Ruhlar derli toplu askerler gibidir. Tanışan ruhlar anlaşır, tanışmayan ruhlar ise ihtilaf ederler. Sünnet ehli birinin bid’at sahibine meyletmesi mümkün değildir. Bunun sebebi ancak münafıklıktır.”
Sahih maktu. Ebu Nuaym Hilye (8/103-104) İbn Batta el-İbane (437-441)  el-Lalekai İtikad (261-267)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyk" (İbn Bişrân Emâlî, 291, Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)

Kitaplar

Cevâmiu'l-Kelîm Programı