Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Sosyal Medyada “Ebu Muaz” Künyesini Kullananlar Hakkında Uyarı

Facebook, İnstagram, Twitter gibi sosyal medya programlarında “Ebu Muaz” künyesini kullanan veya “Darussunne” adıyla Facebook yayını yapa...

23 Eylül 2018 Pazar

Acizlik İle Günahkârlık Arasında Muhayyer Kalınan Zaman

Şeyh Ebu Muaz el-Çubukâbâdî dedi ki: “Bize Şeyh Huseyn b. Ahmed el-Useyran umumî icazetle rivayet etti, dedi ki: “Bize Şeyh Yusuf en-Nebhanî haber verdi, o; Şeyh Muhammed Ebu’l-Hayr Abidin’den, o; Allame Muhammed b. Ömer İbn Abidin’den, o; Şeyh Şakir el-Akkad’dan, o; Şeyh Muhammed et-Tafilâti’den, o; Şeyh Muhammed el-Hanefî’den, o; Şeyh Muhammed el-Bedirî’den, o; Şeyh İbrahim el-Guranî’den, o; Şeyh Ahmed el-Kuşaşî’den, o; Şeyh Muhammed er-Ramlî’den, o; Şeyh Zekeriyya el-Ensarî’den, o; Şeyh İzzuddin Abdurrahim b. Muhammed b. Abdirrahim b. Ali İbnu’l-Furat’tan, o; Ebu’l-Sena Mahmud b. Halife el-Menbecî’den, o; Hafız Şerafuddin ed-Dimyatî’den, o; Ebu’l-Hasen Ali b. el-Huseyn İbnu’l-Mukayyer’den, o; Ebu’l-Fadl Ahmed b. Tahir el-Muhennâ’dan, o; Ebu Bekr Ahmed b. Ali b. Halef eş-Şirazî’den, o; Ebu Abdillah Muhammed b. Abdillah el-Hâkim en-Nisaburî’den, dedi ki: bize Ebu Abdillah es-Saffar haber verdi, dedi ki; bize Muhammed b. İbrahim b. Erume tahdis etti, dedi ki; bize el-Huseyn b. Hafs tahdis etti, dedi ki; bize Sufyan tahdis etti, o; Davud b. Ebi Hind’den, o dedi ki: “Bana Ebu Hureyre radiyallahu anh’den işiten bir şeyh haber verdi, dedi ki; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
«يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يُخَيَّرُ فِيهِ الرَّجُلُ بَيْنَ الْعَجْزِ وَالْفُجُورِ، فَمَنْ أَدْرَكَ ذَلِكَ الزَّمَانَ فَلْيَخْتَرِ الْعَجْزَ عَلَى الْفُجُورِ»
İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, kişi acizlik ile fâcirlik arasında muhayyer kalır. Kim bu zamana yetişirse acizliği facirliğe tercih etsin.”[1]
Hadisin İsnadındaki Mubhem Ravi Hakkında
Ebu Muaz dedi ki: “Şeyh Abdullah b. Ahmed en-Nahibî (1428) bize umumî icazetle; Ömer b. Hamdan el-Mihrasî’den (1368), o; Ebu’n-Nasr Muhammed b. Abdilkadir b. Salih ed-Dimeşkî el-Hatîb’den (1324), o; El-Vecih Abdurrahman b. Muhammed el-Kuzebrî’den (1262), o; Mustafa b. Muhammed eş-Şâmî er-Rahmetî’den (1205), o; Abdulganî b. İsmail en-Nablusî’den (1143), o; En-Necm Muhammed b. Muhammed el-Gazzî’den (1061), o; Babası el-Bedr el-Gazzî’den (984), o; Ebu’l-Feth Muhammed b. Muhammed b. Ali b. Salih el-İskenderânî el-Mizzî’den (906), o; Eş-Şeyhatu’s-saliha Aişe bt. Muhammed b. Abdilhadi el-Makdisiyye es-Salihiyye’den (816), o; Hafız Muhammed b. Ahmed b. Osman ez-Zehebî’den (748), dedi ki: “Ebu Ali el-Hasen b. Ali b. Ebi Bekr İbnu’l-Hallal’e okudum, dedi ki: “Bize Cafer b. Ali haber verdi, dedi ki; “Bize Ebu Tahir Ahmed b. Muhammed b. Ahmed es-Silefî (576) haber verdi, dedi ki; “Bize İsmail b. Abdilcebbar haber verdi, dedi ki: “el-Halil b. Abdillah el-Hafız’dan işittim, o da el-Hâkim en-Nisaburî’den rivayet etti, Hâkim dedi ki:
“Bu hadisin isnadı sahihtir. Buhârî ve Muslim tahric etmemişlerdir. İsmi belirtilmeyen şeyh, Sufyan es-Sevrî, Davud b. Ebi Hind’den rivayetinde; Said b. Ebi Hayre olarak belirtmiştir.” Bunu bize Ebu Bekr eş-Şafiî tahdis etti, dedi ki: bize İshak b. el-Hasen b. Meymun tahdis etti, o Said b. Suleyman’dan, o Abbad b. el-Avvam’dan bildirdi, o Davud b. Ebi Hind’den, o Said b. Ebi Hayre’den, o Ebu Hureyre radiyallahu anh’den rivayet etti.” (Zehebi de Telhis’te sahih demiştir.)
Ebu Muaz dedi ki: “Şeyh Huseyn b. Ahmed el-Useyran bize umumî icazetle rivayet etti, dedi ki: Bize Şeyh Yusuf en-Nebhanî haber verdi, o; Şeyh Muhammed Ebu’l-Hayr Abidin’den, o; Allame Muhammed b. Ömer İbn Abidin’den, o; Şeyh Şakir el-Akkad’dan, o; Şeyh Muhammed et-Tafilâti’den, o; Şeyh Muhammed el-Hanefî’den, o; Şeyh Muhammed el-Bedirî’den, o; Şeyh İbrahim el-Guranî’den, o; Şeyh Ahmed el-Kuşaşî’den, o; Şeyh Muhammed er-Ramlî’den, o; Şeyh Zekeriyya el-Ensarî’den, o; Şeyh İzzuddin Abdurrahim b. Muhammed b. Abdirrahim b. Ali İbnu’l-Furat’tan, o; Ebu’l-Sena Mahmud b. Halife el-Menbecî’den, o; Hafız Şerafuddin ed-Dimyatî’den, o; Ebu’l-Hasen Ali b. el-Huseyn İbnu’l-Mukayyer’den, o; Ebu’l-Kerem el-Mubarek b. el-Hasen eş-Şehrezûri’den, o; Ebu’l-Hasen Muhammed b. Ali İbnu’l-Muhtedi Billah’tan, o; Hafız Ebu’l-Hasen Ali b. Ömer ed-Darekutnî rahimehullah’tan rivayet etti. Ed-Darekutni dedi ki:
“Davud’dan rivayet edenler ihtilaf ettiler. Ali b. Asım, Davud (b. Ebi Hind)’den o Ebu Osman en-Nehdî’den, o da Ebu Hureyre radiyallahu anh’den merfuan rivayet etti.
Başkaları; Davud – ismi belirtilmeyen biri – Ebu Hureyre yoluyla rivayet ettiler. İbn Fudayl; Rebia b. Kilab oğullarından birinden, o da Ebu Hureyre’den diyerek rivayet etti.
Yine es-Sevrî’den rivayet edenler de ihtilaf ettiler. Es-Sevrî – Davud – Ebu Salih – Ebu Hureyre isnadıyla rivayet edildi. Bu bir yanılgıdır.
Mahfuz olan; es-Sevrî – Davud – bir şeyh – Ebu Hureyre radiyallahu anh şeklindeki rivayettir.”[2]
El-A’lâî dedi ki: “Ali b. Asım; Davud b. Ebi Hind’den; “Hudeyletu Kays’ta konakladım ve Ebu Ömer denilen a’mâ bir şeyh’ten işittim. Dedi ki: “Ebu Hureyre radiyallahu anh’ın şöyle dediğini işittim…” böylece hadisi zikretti. Sufyan’ın rivayetindeki mubhem şahsın Ebu Ömer el-Hudelî (veya el-Cudelî) olduğu ortaya çıkmıştır ve o maruf bir ravidir.”[3]
(Ebu Muaz) Derim ki, Ebu Amr İsmail b. Nuceyd b. Ahmed b. Yusuf es-Sulemî’nin Hadis cüzünde (no:967) şu isnadla gelmiştir:
Bize Ahmed b. Davud es-Simnânî tahdis etti, dedi ki; bize Muhammed b. Humeyd er-Razî tahdis etti, dedi ki; bize Eş’as b. Attaf tahdis etti, dedi ki; bize Sufyan tahdis etti, o Davud b. Ebi Hind’den, o Said b. el-Museyyeb’den, o Ebu Hureyre radiyallahu anh’den, o da Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’den…”
Bu isnadda Muhammed b. Humeyd er-Razi ihtilaflı bir ravidir.
Hadisin Şahitleri
1- Ebu Muaz dedi ki: Molla Yasin el-Fâdânî (1410) Ehlu asrına umumî icazetle o; Ebu Zerr en-Nizamî el-Himsî’den, o; Fadlurrahman b. Ehlillah el-Muradâbâdî’den (1313), o;  Şah Veliyullah ed-Dihlevî’den, o, Ebu Tahir Muhammed b. İbrahim el-Kurdî’den, o; Babasından, o; Suleyman b. Abdiddaim el-Babilî’den, o; El-Cemal Yusuf İbn Zekeriyya’dan, o; Babası ez-Zeyn Zekeriyya’dan, o; İbnu’l-Furat, Hafız İbn Hacer ve Muhammed b. Mukîl’den, onlar; Ömer b. el-Hasen ve es-Salah Muhammed b. Ebi Ömer es-Salihî’den (780), ikisi; El-Fahr Ali b. Ahmed b. Abdilvahid el-Buhârî’den (690), o; El-Muvaffak Ebu Hafs Ömer b. Muammer b. Ahmed İbn Taberzez el-Bağdadî’den (607), o; Ebu’l-Kasım İsmail b. Ahmed b. Ömer es-Semerkandî’den (536), o; Abdulaziz b. Ahmed b. Muhammed el-Kettânî’den (466), o; Ebu Bekr Ahmed b. Muhammed b. Ahmed el-Burkânî’den (425), o; Ebu Hafs Ömer b. Muhammed b. Ali İbn Zeyyat’tan (375), o; Hamze b. Muhammed b. İsa el-Katib el-Curcanî el-Bağdadî’den (302), o; Nuaym b. Hammad’dan, dedi ki: bize Huşeym tahdis etti, o Mucalid’den, dedi ki: bize eş-Şa’bî haber verdi, o Sila b. Zufer’den, o Huzeyfe b. el-Yeman radiyallahu anh’ın şöyle dediğini işitti:
لَيُخَيَّرَنَّ الرَّجُلُ مِنْكُمْ بَيْنَ الْعَجْزِ وَالْفُجُورِ، فَمَنْ أَدْرَكَ مِنْكُمْ ذَلِكَ فَلْيَخْتَرِ الْعَجْزَ عَلَى الْفُجُورِ
Elbette sizden biri acizlik ve facirlik arasında muhayyer kalacaktır. Hanginiz buna yetişirse acizliği facirliğe tercih etsin.”[4]
Hadis mevkuf olsa da merfu hükmündedir. Mucalid b. Said hakkında eleştiriler vardır. Lakin onun rivayetleri şahit ve mutabaata elverişlidir.
2- Ebu Muaz dedi ki: “Yusuf el-Merâşlî bize umumi icazetle; Ahmed b. Muhyiddin el-Acuz el-Beyrutî’den (1416), o; Bedruddin Muhammed b. Yusuf el-Hasenî’den (1354), o Babası Yusuf b. Bedriddin’den (1279), o; Abdullah b. Hicazî eş-Şarkavî’den (1227), o; Ömer b. Ali et-Tahlavî’den (1181), o; Ali b. Ahmed el-Hureyşî el-Fâsî’den (1143), o; Abdulkadir b. Ali el-Fâsî’den (1091), o; Amcası Abdurrahman b. Muhammed el-Fâsî’den (1036), o; Muhammed b. Kasım el-Kassar el-Fâsî’den (1012), o; Ahmed b. el-Hasen et-Tesûlî’den (969), o; Muhammed b. Ahmed İbn Gâzî el-Miknâsî’den (919), o; Muhammed b. Ebi’l-Kasım Muhammed b. Yahya b. Ahmed es-Serrac’dan, o; Babası Ebu’l-Kasım Muhammed b. Yahya’dan, o; Dedesi Ebu Zekeriyya Yahya b. Ahmed es-Serrac’dan (805), o; Ahmed el-Kabbab el-Fasî’den, o; Yahya b. Muhammed b. Ömer b. Ruşeyd’den, o; Babası Ebu Abdillah Muhammed b. Ömer b. Muhammed İbn Ruşeyd el-Fihrî es-Sebtî’den (721), o; Ebu’l-Hasen Ali b. Ebi’l-Kasım b. Rezin et-Tucibî et-Tunisî’den, o; Ebu Abdillah Muhammed b. Abdillah b. Ebi Bekr İbnu’l-Ebbâr el-Belenisî’den (658), o; Ebu Bekr Muhammed b. Ahmed b. Abdilmelik b. Ebi Cemre el-Mursî’den (599), o; Babasından (533) o; Ebu Amr ed-Dânî’den (444) dedi ki; bize Abdurrahman b. Osman tahdis etti, dedi ki; bize Ahmed b. Sabit tahdis etti, dedi ki; bize Said b. Osman tahdis etti, dedi ki; bize Nasr (b. Merzuk) tahdis etti, dedi ki; bize Ali b. Ma’bed tahdis etti, dedi ki; bize Mervan b. Muaviye el-Fezarî tahdis etti, o es-Salt b. Behram’dan, o Haraşe b. el-Hurr’den, dedi ki: “Huzeyfe radiyallahu anh şöyle dedi:
كَيْفَ بِكُمْ إِذَا انْفَرَجْتُمْ عَنْ دِينِكُمْ كَانْفِرَاجِ الْمَرْأَةِ عَنْ قُبُلِهَا، لَا تَمْنَعُ مِنْهُ مَنْ أَتَاهَا؟ قَالَ الْقَوْمُ: مَا نَدْرِي قَالَ: لَكِنِّي أَدْرِي أَنْتُمْ يَوْمَئِذٍ بَيْنَ عَاجِزٍ وَفَاجِرٍ فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ: قُبِّحَ الْعَاجِزُ يَوْمَئِذٍ , فَضَرَبَ حُذَيْفَةُ مَنْكِبَهُ وَقَالَ: قُبِّحْتَ أَنْتَ قُبِّحْتَ أَنْتَ
Kadın mahrem yerini açıp tecavüzcülere karşı korumasız kaldığı gibi, sizler de dininizden uzaklaştığınız zamanda haliniz nasıl olur?” Topluluktakiler: “Bilmiyoruz” dediler. Huzeyfe radiyallahu anh dedi ki:
Lakin ben biliyorum. Sizler o gün ya aciz ya da facir (günahkâr) biri olursunuz.” İçlerinden biri:
“Bu durumda aciz olana yazıklar olsun!” dedi. Huzeyfe radiyallahu anh onun omuzuna vurdu ve:
“Asıl sana yazıklar olsun, asıl sana yazıklar olsun” dedi.”[5]
Ebu Muaz dedi ki: “Şeyh Subhi es-Samarrâî bize umumî icazetle; o; Ebu’s-Sâika’dan, o; Huseyn b. Muhsin el-Ensarî’den, o; Muhammed b. Nasır el-Hazimî’den, o; Asrının musnidi Şeyh Abdurrahman el-Kuzebrî’den (v.1262), o; Eş-Şihab Ahmed b. Ubeyd el-Attar’dan (v.1218), o da Şeyh İmaduddin İsmail el-Aclûnî’den, o; Şeyh Abdulgani en-Nablusî’den, o; En-Necm Muhammed el-Gazzî’den, o; Babası el-Bedr Muhammed el-Gazzi’den, o; Şeyhulislam Kadı Zekeriyya el-Ensarî’den, o; El-İzz Abdurrahim b. el-Furat’tan, o; Et-Tâc es-Subkî’den, o; El-Hafız Şemsuddin Ebu Abdillah Muhammed b. Ahmed b. Osman b. Kaymaz ez-Zehebî’den, o; Eş-Şems el-Karmî’den, o; Abdulhâfız b. Tarhan’dan, o; Ebu Abdilkadir’den, o; Said b. Ahmed’den, o; İmam Ebu Bekr İbn Ebi Şeybe’den, dedi ki: bize Abdullah b. Numeyr tahdis etti, dedi ki: bize es-Salt b. Behram tahdis etti, o Munzir b. Hevze’den, o Haraşe’den, o Huzeyfe radiyallahu anh’den rivayet etti… aynısını zikretti.”
Burada görüldüğü gibi es-Salt ile Haraşe arasında Munzir b. Hevze vardır. Buhârî, Tarih’inde onun hakkında cerh ve ta’dile bulunmadan zikretmiştir. Bu rivayet de yine hükmen merfudur.
3- Ebu Muaz dedi ki: “Bize Şeyh Abdullah b. Ahmed en-Nahibî (1428) umumî icazetle; Ömer b. Hamdan el-Mihrasî’den (1368), o; Ebu’n-Nasr Muhammed b. Abdilkadir b. Salih ed-Dimeşkî el-Hatîb’den (1324), o; El-Vecih Abdurrahman b. Muhammed el-Kuzebrî’den (1262), o; Mustafa b. Muhammed eş-Şâmî er-Rahmetî’den (1205), o; Abdulganî b. İsmail en-Nablusî’den (1143), o; En-Necm Muhammed b. Muhammed el-Gazzî’den (1061), o; Babası el-Bedr el-Gazzî’den (984), o; Celaluddin es-Suyutî’den, o; El-Celal İbn Mulakkin’den, o; El-Burhan et-Tenûhî’den, o; Suleyman b. Hamze’den, o; Ziya el-Makdisî’den, o; Ebu Musa el-Medinî’den, o; Ebu Şuca ed-Deylemî’den rivayet etti, Deylemî el-Firdevs kitabında İbn Abbas radiyallahu anhuma’dan merfuan şu lafızla rivayet etti:
يَأْتِي على النَّاس زمَان يُخَيّر الرجل بَين الْعَجز والفجور فَمن أدْرك ذَلِك الزَّمَان فليتخير الْعَجز
İnsanlar üzerine bir zaman gelir, kişi acizlik ile günahkârlık arasında muhayyer kalır. Kim bu zamana yetişirse acizliği tercih etsin.”[6]
Deylemî’nin İbn Abbas radiyallahu anhuma’ya ulaşan isnadını bulamadım.
Netice olarak Ebu Hureyre radiyallahu anh hadisi şahit ve mutabileriyle sahihtir. Allah en iyi bilendir.


[1] Hakim (4/484, 485) Ahmed (2/278, 447) İshak b. Rahuye (150) Hennad Zuhd (1296) Ebû Ya'lâ (11/287) Nuaym b. Hammad el-Fiten (500, 514) İbn Bişran Emali (57) Beyhakî Delail (6/535) Beyhakî Şuab (6/320)
[2] Darekutni el-İlel (11/215)
[3] El-A’lâî, Camiu’t-Tahsil (s.95) Bkz.: Beyhakî Zühd (236)
[4] Nuaym b. Hammad el-Fiten (515)
[5] Ebu Amr ed-Dânî Sunenu’l-Varide Fi’l-Fiten (241) İbn Ebî Şeybe (8/596)
[6] Deylemi (8673)

18 Eylül 2018 Salı

Maide Suresi 105. Ayeti Hakkında

Şeyh Ebu Muâz el-Çubukâbâdî der ki: “Bize Şeyh Subhi es-Samarrâî umumî icazetle rivayet etti; o; Ebu’s-Sâika’dan, o; Huseyn b. Muhsin el-Ensarî’den, o; Muhammed b. Nasır el-Hazimî’den, o; Muhammed Âbid es-Sindî’den, o Şeyh Salih el-Fullanî’den, o; Şeyh eş-Şerif Molla Suleyman ed-Der’î’den, o; Şeyh Hasen el-Uceymî’den, o; Eş-Şems Muhammed b. Alaiddin el-Babilî’den, o; Ahmed b. Halil es-Subkî’den, o; En-Necm Muhammed el-Gaytî’den, o; Abdulhak es-Sinbâtî’den, o; el-Hafız İbn Hacer el-Askalanî’den, o; Abdullah b. Muhammed b. Muhammed b. Suleyman en-Nisaburî’den, dedi ki: “Bize İbrahim b. Muhammed b. Ebi Bekr et-Taberî haber verdi, o; Ebu’l-Hasen İbni’l-Mukayyer’den, dedi ki: “Bize Ebu’l-Fadl Muhammed b. Nasır haber verdi, dedi ki: “Bize Ebu’l-Kasım Abdurrahman b. Ebi Abdillah b. Mende haber verdi, dedi ki: “Bize Ebu Muhammed Abdurrahman b. Ebi Hâtim Muhammed b. İdris er-Razî haber verdi”, dedi ki: “Bize Kesir b. Şihab el-Kazvinî el-Muzhicî tahdis etti”, dedi ki: “Bize Muhammed b. Said b. Sabık tahdis etti”, dedi ki: “Bize Ebu Ca’fer, er-Rabî’ (b. Enes)’ten, o; Ebu’l-Aliye’den tahdis etti,
Ebu’l-Aliye (Rufey’ b. Mihran) rahimehullah dedi ki: “Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh, arkadaşları arasında oturuyorken, birisi:
“Kalkayım da şu ikisine iyiliği emredip kötülükten yasaklamayayım mı?” dedi. Yanındaki kardeşi de ona şöyle dedi:
“Sen kendine bak. Zira Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın! Siz doğru yolda olduğunuz takdirde o sapanlar size zarar vermez.” (Miade 105) Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh bunu işitti ve dedi ki:
مَهْ لَمْ يَجِئْ تَأْوِيلُ هَذِهِ الآيَةِ بَعْدُ. إِنَّ الْقُرْآنَ أُنْزِلَ حَيْثُ أُنْزِلَ، وَمِنْهُ آيٌ: قَدْ مَضَى تَأْوِيلُهُنَّ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، ومنه أي: يقع تأولهن بَعْدَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِسِنِينَ. وَمِنْهُ آيٌ: يَقَعُ تَأْوِيلُهُنَّ بَعْدَ الْيَوْمِ. وَمِنْهُ آيٌ: يَقَعُ تَأْوِيلُهُنَّ عِنْدَ الْحِسَابِ مَا ذَكَرَ مِنَ الْحِسَابِ وَالْجَنَّةِ وَالنَّارِ. فَمَا دَامَتْ قُلُوبُكُمْ وَاحِدَةً وأهواءكم وَاحِدَةً وَلَمْ تَلْبِسُوا شِيَعًا وَلَمْ يَزقْ بَعْضُكُمْ بَأْسَ بَعْضٍ، فَمُرُوا وَانْهَوْا فَإِذَا اخْتَلَفَتِ الْقُلُوبُ والأهواء وألبستم شعيا، وَذَاقَ بَعْضُكُمْ بَأْسَ بَعْضٍ فَكُلُّ امْرِئٍ وَنَفْسَهُ فَعِنْدَ ذَلِكَ جَاءَ تَأْوِيلُ هَذِهِ الآيَةِ
Bu ayetin tevili henüz gelmemiştir. Muhakkak ki Kur’ân indirildiği konularda indirildi ve bir kısım ayetlerin te’vili Kur’ân inmeden önce geçti. Bir kısmının te’vili Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında gelmiştir, bir kısmı O’ndan yıllar sonra gelmiştir. Bir kısmının te’vili de bu günden sonra,  hesap, cennet ve cehennem'in zikredildiği bir kısmının te'vili, hesap günü zamanıdır. Kalpleriniz ve istekleriniz bir olup, fırkalara ayrılmadıkça ve birbirinize acılar tattırmadığınız sürece iyiliği emredip kötülükten yasaklayın. Kalpleriniz ve istekleriniz ayrı olduğu, fırkalara ayrılıp birbirinize acılar tattırdığınız zaman herkes kendi nefsinden sorumludur. İşte o zaman bu ayetin te’vili de gelmiş olur.”[1]

[1] Sahih. İbn Ebî Hâtim (6922) Nuaym b. Hammad Fiten (38) Taberî (9/46) Beyhaki Şuabu’l-İman (7552)

13 Eylül 2018 Perşembe

Yaşadığı Belde Kişiyi Üstün Yapmaz

İbn Teymiyye rahimehullah’a şöyle soruldu: “Din imamları olan seçkin fakihler şu konuda ne derler; Şam’da ikamet etmek, başka beldelerde ikamet etmekten daha faziletli midir? Bu konuda Kur’ân ve hadislerde nas gelmiş midir? Bize cevap verin, Allah size karşılığını versin.”
Şeyhulislam İbn Teymiyye dedi ki: “Hamd Allah’adır. Allah’a ve rasulüne itaat etme, hayır ve hasenat işleme sebepleri bulunan her yerde, ikamet edilebilir. Bunların daha iyi bilinebildiği, daha iyi güç yetirilen, daha dinç olunan yerlerde ikamet etmek, Allah’a ve rasulüne itaatin bundan daha düşük olduğu yerlerde ikamet etmekten daha faziletlidir. Genel esas budur. Muhakkak ki insanların Allah katında en üstünü en takvalı olanıdır.
Takvayı Allah Teâlâ, şu kavlinde açıklamıştır: “Lakin asıl iyilik Allah’a ve ahiret gününe iman edeninkidir… İşte onlar sadık olanlardır ve onlar muttakiler (sakınanlar)dır.” Bunun özü, Allah’ın ve rasulünün emrettiklerini yapmak, Allah’ın ve rasulünün yasakladıklarını da terk etmektir. Esas bu olunca, insanlar, durumlarına göre farklılık gösterir.
Kişinin ikamet ettiği yerde küfür, fısk, türlü bid’atler ve fücur bulunabilir. Faziletli olanı; eğer Allah yolunda eliyle veya diliyle cihad edebiliyorsa iyiliği emretmesi, kötülüğü yasaklamasıdır. Şayet oradan iman ve taat bölgesine intikal etse iyilikleri azalacak ve kalbi rahat olsa da orada bir mucahid olamayacaktır. Aynı şekilde fücur ve bid’atlerin bulunduğu mekânda işleyebileceği hayrı orada işleyemeyecektir. Bu yüzden Allah Teâlâ’nın yolunda ribat niyetiyle sınırlarda ikamet etmek, âlimlerin ittifakıyla, üç mescidin civarında olmaktan daha faziletlidir. Şüphesiz cihad cinsinden olan amel, hac cinsinden olan amelden üstündür. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
Hacıları sulama ve Mescidu’l-Haram’ın tamirini, Allah’a ve ahiret gününe iman edip Allah’ın yolunda cihad eden gibi mi saydınız? Allah katında bunlar bir olmazlar. Allah zalimler topluluğunu hidayet etmez.” (Tevbe 19)
İman edenler, hicret edenler ve Allah’ın yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler Allah katında daha üstün derecededirler.” (Tevbe 20)
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e “Amellerin en üstünü hangisidir?” diye sorulunca şöyle buyurmuştur:
Allah’a ve rasulüne iman ve O’nun yolunda cihad etmek.” Sonra nedir diye sorulunca da:
Mebrûr hacdır” buyurdu.”
Eğer hicretten ve Allah’a ve rasulüne itaatinin daha kolay olacağı; daha faziletli olan mekana taşınmaktan aciz ise iki mekan birdir. Lakin burada kendisine zorluk vardır. iki yerde de işleyeceği taat eşit ise, en meşakkatli olanı daha faziletlidir. Habeşistan’a hicret ederek kâfirlerin arasında ikamet edenler, kendilerinin onlardan daha üstün olduğunu iddia edenlere karşı bununla münazara ettiler ve dediler ki: “Biz buğzedilenlerin yanındayız ve uzağız. Siz ise Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanındasınız. O, bilmeyenlerinize öğretiyor ve açlarınızı doyuruyor. Bizim yaptığımız ise Allah’ın zatı içindir.”
Ama orada dini eksiliyor ise oradan taşınması daha faziletlidir. Halkın genelinin durumu budur. Çünkü çoğunluğunun savunması yoktur. Hatta onlar çoğunluğun dini üzeredirler. Durum böyle ise, bu vakitlerde İslam dini Şam’dadır. Orada din kuralları, başka yerlerden daha kuvvetlidir. Bu his ve akıl ile bilinen bir durumdur. Müslümanlardan kendilerine ilim ve iman verilmiş olan akıl sahipleri arasında bu hususta ittifak var gibidir. Nitekim naslar da buna delalet etmektedir. Mesela Ebû Dâvûd, Sunen’inde Abdullah b. Amr radiyallahu anhuma’dan rivayet ediyor: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
Hicretten sonra bir hicret daha olacak. Yeryüzü halkının en hayırlıları İbrahim aleyhi's-selâm’ın hicret ettiği yerden ayrılmayanlardır.” Yine Ebû Dâvûd, Sunen’inde Abdullah b. Havale radiyallahu anh’den: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
Muhakkak sizler ordulara bölüneceksiniz. Bir ordu Şam’da, bir ordu Yemen’de, bir ordu Irak’ta olacaktır.” İbn Havale dedi ki:
“Ey Allah’ın rasulü! Benim için seç!” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
Sana Şam’ı tavsiye ederim. Zira orası Allah seçtiği arzıdır. Seçtiği kimseleri oraya yönlendirir. Kim buna katılamazsa Yemen’e katılsın ve onun gadrinden sakınsın. Muhakkak Allah bana Şam’ı ve halkını garantilemiştir.” İbn Havale şöyle diyordu: “Allah kim hakkında kefil olmuşsa, onu zayi etmez.” Bu iki nas, Şam’ın üstünlüğü hakkındadır. Muslim’de Ebu Hureyre radiyallahu anh’den şöyle gelir: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
Magrip ehli kıyamete kadar zahir olmaya devam edecek, muhalefet edenler ve yardımsız bırakanlar onlara zarar veremeyecektir.” İmam Ahmed dedi ki: “Mağrip ehli; Şam ehlidir.” Dediği gibidir. Zira bu o anda Medine’de bulunanların lügatiyle söylenmiştir. Onlar Necid ve Irak halkını “Maşrık/doğu ehli” diye, Şam halkını da “Magrip/batı ehli” diye isimlendiriyorlardı. Batılılık ve doğululuk görecelidir. Her mekanın doğusu ve batısı vardır. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de bu sözü, Medine’de iken söylemişti. Onun batısına düşen batı, doğusuna düşen de doğudur…
 
Şam dışında ikamet eden insanların çoğu daha faziletli olabilir… Şam halkından birçok kimse şayet oradan çıkıp Allah’a ve rasulüne itaat ettikleri bir yere gitseler elbette bu onlar için daha faziletli olur. Nitekim Ebu’d-Derda radiyallahu anh, Selman el-Farisi radiyallahu anh’e şöyle mektup yazmıştır:
“Mukaddes topraklara gel!” Mekke’de bulunan Selman radiyallahu anh de ona şöyle yazdı:
“Arz kimseyi kutsal yapmaz. Kişiyi kutsal yapan ancak amelidir.” Durum Selman radiyallahu anh’ın dediği gibidir. Zira en şerefli yer olan Mekke, İslam’ın gariplik zamanında Daru’l-Kufr ve Daru’l-Harp idi, orada ikamet etmek haram idi. Oradan hicret eden muhacirlerin oraya dönüp ikamet etmeleri de haram idi. Şam, Musa aleyhi's-selâm’ın zamanında, İsrailoğullarıyla beraber oradan çıkmasından önce Zorba ve fasık müşriklerin diyarı idi. Allah Teâlâ orası hakkında “Fasıkların diyarı” (A’raf 145) buyurmuştur. Bir yerin küfr diyarı, islam ve iman diyarı, barış veya harp diyarı, itaat veya masiyet diyarı, mü’minlerin diyarı veya fasıkların diyarı olması, göreceli niteliklerdir. Bunlar ayrılmaz vasıflar değildir. Bir nitelikten diğer bir niteliğe değişebilir. Tıpkı kişinin küfürden imana ve ilme geçmesi veya bunun tam aksinin olması gibi.
Üstünlük daima her vakit ve her mekânda; iman ve salih amel iledir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz,   îman   edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiiler; bunlardan kim Allah'a ve âhiret gününe îman eder ve hayırlı iş işlerse, işte onların mükâfatları Rableri katındadır; onlara hiçbir korku yoktur; mahzun olacaklar da onlar değildir.” (Bakara 62)
Yahudi yahut Hıristiyan olanlardan başkası asla cennete giremez” demişlerdir Bu, onların kuruntularıdır. De ki:  "Eğer sözünüzde sâdık iseniz, delilinizi getirin” Hayır, Kim ihlâs ile yüzünü Allah'a çevirirse, iste onun bu amelinin rabbi katında sevabı vardır. Onlara hiçbir korku yoktur; mahzun olacaklar da onlar değildir.” (Bakara 111-112)
İşlerini en iyi yapan kimse olarak, Allah'a kendisini teslim eden ve dosdoğru olarak İbrahim'in dînine tabi olan kimseden, dîn yönünden daha güzel kim utabilir? Zira Allah, İbrahim'i (kendisine) dost edinmişti.” (Nisa 125)
Yüzünü Allah Teâlâ’ya teslim etmek; maksadın samimi olması, Allah için amel ve O’na tevekkül etmektir. Nitekim: “Ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım isteriz”,
O’na ibadet et ve O’na tevekkül et”, “Tevekkülüm O’nadır ve O’na yönelirim” buyrulmuştur.
Allah’ın, rasullerinin sonuncusu, kulu ve rasulü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile yeryüzü halkına hücceti ikame etmesinden beri, yeryüzü halkının O’na iman ve itaat etmeleri, O’nun dinine ve menhecine tabi olmaları vacip olmuştur. Halkın en üstünü; onların en iyi bilenleri ve O’nunla gelenlere; ilim, hal, söz ve amel olarak en güzel tabi olanları ve Allah’tan en çok sakınanlarıdır. Hangi mekan ve amel, şahsın bu konudaki maksadına daha çok yardımcı ise, onun hakkında faziletli olan odur. Başkası için daha faziletli olan başka bir mekân yahut başka bir amel olsa da, her kişi kendisi hakkında en faziletli olanı yapar. Kazanacağı iyilikler ve maslahatlar eşit olursa, ikidi de eşit olur. Aksi halde bu konuda ağır basan, ikisinden daha faziletli olandır.”
Mecmuu’l-Fetava, c.27, s.39 vd. özetle.

10 Eylül 2018 Pazartesi

Meşhur Muhaddisler ve İsnadlarım

Meşhur Muhaddisler ve İsnadlarım
 
Te'lif: Şeyh Ebu Muâz Seyfullah el-Çubukâbâdî
640 Sf.

 

4 Eylül 2018 Salı

Köyde Yaşamanın ve Bedevileşmenin Hükmü




Köylerde Yaşamanın ve Hicretten Sonra Bedevîleşmenin Hükmü
Ebu Muaz el-Çubukâbâdî

Türkiye'de halkın büyük çoğunluğu münafıklardır. İman ve tevhid ehli Müslümanların vahiy delillerine vakıf ilim ehli etrafında bir araya gelmeleri, dağınık halde nifak ve bid'at ehlinin arasında yaşamamaları, Allah'ın ipine toptan sarılmaları, sahih ilmin meclislerini ihyâ etmeleri, ilimle ihyâ olmaları ve sünnetin edep disiplini ile terbiye olmaları gerekir. Bunun için de yalnızca Allah'a tevekkül ederek ilmin bulunduğu ortama hicret edilmesi, bu hicrette de sebat edilmesi şarttır. Buna güç yetiremeyen samimi kimseler bulundukları yerde, iman etmiş bedevîlerin sabrettikleri gibi sabretmelidir. 
Hicrete gücü yettiği halde hicret etmeyenler ve hicret ettikten sonra bedeviliğe dönenler, ilim ehlinden uzaklaşanlar, kınanmış bedeviler olarak kalırlar. Zira onlar imanın gereklerini terk etmiş, Nifak ve bid'at ehline karşı ilim cihadında kaçmış kimselerdir.
Bedevilik yalnızca kırsal bölgede yaşamak değildir, bilakis Şehir Bedeviliği de vardır


Okumak için buraya tıklayın

20 Ağustos 2018 Pazartesi

Salı Günü Arafe Günüdür


21 Ağustos 2018 Salı günü Arafe günüdür. Her sene olduğu gibi bu sene de insanları yanlışa sevkeden yetkililer, Zilhicce hilalinin görülmesinin imkânsız olduğu bir günde hilalin görüldüğünü ilan ettiler ve ibadet vakiyleriyle yine oynadılar. Suud Hükümeti ile Suud’un sapık âlimleri, Diyanet tagutlarıyla ittifak etti. Bu sebeple 20 Ağustos gününde hacıları Arafat’a çıkardılar ve Allah onları musibete uğrattı.
Dininde basiret üzere hareket etmek isteyen hacıların ise 21 Ağustos Salı günü Arafat’a çıkmaları gerekir. Yine diğer müslümanların da Salı günü Arafe orucu tutmaları, kurbanlarını da Çarşamba günü kesmeye dikkat etmeleri gerekir. Bu yalnızca üzerimize düşen bir uyarı vazifesidir. Sapıklığı tercih etmek isteyenler de ne halleri varsa görsünler.

Arafe günü oruç tutmanın fazileti hakkında gelen hadislerden bazıları şu şekildedir:

Aişe radıyallahu anha’dan: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

مَا مِنْ يَوْمٍ أَكْثَرَ مِنْ أَنْ يُعْتِقَ اللهُ فِيهِ عَبْدًا مِنَ النَّارِ، مِنْ يَوْمِ عَرَفَةَ، وَإِنَّهُ لَيَدْنُو، ثُمَّ يُبَاهِي بِهِمِ الْمَلَائِكَةَ، فَيَقُولُ: مَا أَرَادَ هَؤُلَاءِ؟

Arafe günü dışında Allah'ın bir kulu cehennemden en fazla âzâd ettiği hiç bir gün yoktur. Allah Teâlâ yakınlarşır, sonra böyleleri ile (Arafatta vakfeye duranlarla) meleklere övünerek: “Bunlar ne istiyor?” diye sorar.” Muslim (1348) rivayet etmiştir.

Ebu Katâde radıyallahu anh’den:

سُئِلَ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنْ صَوْمِ يَوْمِ عَرَفَةَ؟ فَقَالَ: «يُكَفِّرُ السَّنَةَ الْمَاضِيَةَ وَالْبَاقِيَةَ»

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e arafe günü orucu hakkında sorulunca şöyle buyurdu: “Geçmiş senenin ve gelecek senenin günahlarına keffaret olur.” Muslim (1162) rivayet etmiştir.

Abdullah b. Amr radıyallahu anhuma’dan: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

خَيْرُ الدُّعَاءِ دُعَاءُ يَوْمِ عَرَفَةَ، وَخَيْرُ مَا قُلْتُ أَنَا وَالنَّبِيُّونَ مِنْ قَبْلِي: لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ المُلْكُ وَلَهُ الحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Duâların en hayırlısı arefe günü yapılan duâdır. Benim söylediğim ve benden önceki nebîlerin söylediği en hayırlı şey ise: “Allah’tan başka ibadete layık hak ilah yoktur. O tektir. O’nun ortağı yoktur. Müllk O’nundur. Hertürlü eksiksiz övgüler O’na mahsustur. O’nun her şeye gücü yeter.” Tirmizî (3585) hasen isnadla rivayet etmiştir.


19 Ağustos 2018 Pazar

Tekfirci Bid’at Ehlinin Bir Şüphesine Cevap


 

Şüphe şöyle dile getiriliyor: “Biz bu toplumda işlediği şirk hakkında kendisine hüccet ulaşmış kimseye müşrik derken sizler böylelerine müşrik veya kâfir denmesine karşı çıkıyor, münafık diyorsunuz. Sünnette şirk işleyene münafık denildiğine dair deliliniz var mıdır? Şirk işleyene müşrik denir!”

Cevap: Bu şüpheyi dile getiren kimseler ne yaptıklarının farkında olmayan, sünneti, uydurmuş oldukları hevâlarına delil getirmek isterken ellerine yüzlerine bulaştırmış kimselerdir. Öncelikle bilmeleri gereken şu ki; la ilahe illallah kelimesini ikrar etmiş, kıblemize yönelmiş bir kimseye “müşrik” ya da “kâfir” denilmesinin sünnette yeri yoktur.

Enes b. Malik radıyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

مَنْ صَلَّى صَلاَتَنَا وَاسْتَقْبَلَ قِبْلَتَنَا، وَأَكَلَ ذَبِيحَتَنَا فَذَلِكَ المُسْلِمُ الَّذِي لَهُ ذِمَّةُ اللَّهِ وَذِمَّةُ رَسُولِهِ، فَلاَ تُخْفِرُوا اللَّهَ فِي ذِمَّتِهِ

Kim namazımızı kılar, kıblemize yönelir, kestiğimizi yerse o müslümandır. Allah’ın zimmeti ve rasulünün zimmeti onun üzerinedir. Allah’ın zimmetini gözetmemezlik etmeyin.”[1]

Cundub b. Abdillah radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

مَنْ صَلَّى صَلاتَنَا، وَاسْتَقْبَلَ قِبْلَتَنَا وَأَكَلَ ذَبِيحَتَنَا فَذَلِك الْمُسلم، لَهُ ذمَّة الله، وَذمَّة رَسُولِهِ

Kim namazımızı kılar, kıblemize yönelir, kestiğimizi yerse o Müslümandır. Allah’ın zimmeti ve rasulünün zimmeti onun üzerindedir.”[2]

Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh’den: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem el-Munzir b. Sâvâ’ya şöyle yazdı:

مَنْ صَلَّى صَلَاتَنَا، وَاسْتَقْبَلَ قِبْلَتَنَا، وَأَكَلَ ذَبِيحَتَنَا، فَذَاكُمُ الْمُسْلِمُ، لَهُ ذِمَّةُ اللهِ وَذِمَّةُ الرَّسُولِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

Kim namazımızı kılar, kıblemize yönelir ve kestğimizi yerse işte o müslümandır. Allah’ın zimmeti ve rasul sallallahu aleyhi ve sellem’in zimmeti onun üzerinedir.[3]

Ebu Hureyre radıyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

مَنْ صَلَّى صَلَاتَنَا، وَاسْتَقْبَلَ قِبْلَتَنَا وَأَكَلَ ذَبِيحَتَنَا، وَصَامَ شَهْرَنَا، فَذَلِكَ الْمُسْلِمُ، لَهُ ذِمَّةُ اللَّهِ وَذِمَّةُ رَسُولِهِ

Kim namazımızı kılar, kıblemize yönelir ve (Ramazan) ayımızın orucunu tutarsa o müslümandır. Allah’ın zimmeti ve rasulünün zimmeti onun üzerinedir.”[4]

 Bu hadisler açıkça göstermektedir ki, la ilahe illallah dedikten sonra kıblemize yönelen ve beş vakit namazı kılan kimse dünya hükümleri bakımından müslüman muamelesi görürler. Allah’ın zimmeti ve rasulünün zimmeti bunu gerektirir.

Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şehadeti getiren ve kıblemize yönelip beş vakit namaza devam eden Abdullah b. Ubey b. Selul ve daha başka münafıklara, kendilerinden küfür ve şirk olan sözler sâdır olsa da, İslam otoritesi karşısında yalan söyleyerek ve tevbe izhar ederek ikiyüzlülük yapan kimselere dünya hükmü bakımından müslüman muamelesi yapmıştır. Onlar otorite karşısında bu kaypaklığa başvurup, suçlandıkları sözleri söylemediklerine dair yalan söyleyip İslam’ı izhar ettikleri sürece Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onları öldürmemiştir. Halbuki onların tevbelerinde yalancı olduklarına dair ayetler dahi inmişti.

Nafi rahimehullah dedi ki:

قَالَ رَجُلٌ لابْنِ عُمَرَ: إِنَّ لِي جَارًا يَشْهَدُ عَلَيَّ بِالشِّرْكِ، فَقَالَ ابْنُ عُمَرَ: أَفَلا تَقُولُ: لَا إِلَهَ إِلا اللَّهُ فَتُكَذِّبَهُ

“Bir adam İbn Ömer radıyallahu anhuma’ya:

“Benim bir komşum var, benim aleyhimde şirk ile şahitlik ediyor (yani: müşrik olduğumu söylüyor)” dedi. İbn Ömer radıyallahu anhuma dedi ki:

“La ilahe illallah diyerek onu yalanlamadın mı?”[5]

Ebû Sufyan Talha b. Nafi rahimehullah şöyle demiştir:

سَأَلْتُ جَابِرًا وَهُوَ مُجَاوِرٌ بِمَكَّةَ وَكَانَ نَازِلًا فِي بَنِي فِهْرٍ فَسَأَلَهُ رَجُلٌ: هَلْ كُنْتُمْ تَدْعُونَ أَحَدًا مِنْ أَهْلِ الْقِبْلَةِ مُشْرِكًا؟ قَالَ: مُعَاذَ اللَّهِ فَفَزِعَ لِذَلِكَ. قَالَ: هَلْ كُنْتُمْ تَدْعُونَ أَحَدًا مِنْكُمْ كَافِرًا؟ قَالَ: لَا

“Mekke'yi ziyaret edip Fihr oğullarına konuk olan Câbir radıyallahu anh'e sordum. Sonra bir adam kendisine:

“Sizler ehl-i kıbleden hiç kimseyi müşrik olarak itham eder miydiniz?” diye sordu. Dedi ki:

“Allah’a sığınırım.” Adam bu cevaptan ürktü, sonra

“Onlardan hiç kimseye “kâfir” diye hitap eder miydiniz?” diye sordu.

“Hayır” dedi.”[6]

El-Ca’d b. Ebi Osman dedi ki:

حَدَّثَ سُلَيْمَانُ بْنُ قَيْسٍ الْيَشْكُرِيُّ، وَكَانَ مِنْ أَهْلِ الْبَيْتِ قَالَ: " قُلْتُ لِجَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ: أَفِي أَهْلِ الْقِبْلَةِ طَوَاغِيتٌ؟ قَالَ: لَا، قُلْتُ: أَكُنْتُمْ تَدْعُونَ أَحَدًا مِنْ أَهْلِ الْقِبْلَةِ مُشْرِكًا؟ قَالَ: لَا

“Ehlu Beyt’ten olan Suleyman b. Kays el-Yeşkurî şöyle anlattı: “Cabir b. Abdillah radiyallahu anhuma’ya: “Kıble ehlinde tagutlar var mıdır?” dedim. “Hayır” dedi. Dedim ki: “Sizler kıble ehlinden birine müşrik der miydiniz?” Yine: “Hayır” dedi.”[7]

Vehb b. Munebbih rahimehullah dedi ki:

وَسَأَلْتُ جَابِرًا هَلْ فِي الْمُصَلِّينَ مِنْ طَوَاغِيتَ؟ قَالَ: لاَ، وَسَأَلْتُهُ هَلْ مِنْهُمْ مُشْرِكٌ؟ قَالَ: لاَ

“Cabir radiyallahu anh’e: “Namaz kılanlar arasında tagutlar var mıdır?” diye sordum, “Hayır” dedi. “Onlardan müşrik olan var mıdır?” dedim. Yine “Hayır” dedi.”[8]

Günümüzde ise şehadet getiren, kıblemize yönelip namaz kılan bazı insanlar, şirk koşmaya, küfür sözler ve fiiller işlemeye devam ediyorlar, bazılarına bu konudaki hüccet ulaşmış olmasına rağmen İslam otoritesinin bulunmayışı sebebiyle şirk ve küfür eylemlerinde ısrar ediyor ve müslümanlık iddia ediyorlar. İşte böylelerine münafık demek ve onlara münafık muamelesi yapmak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünneti ve ashabının menhecidir. La ilahe illallah diyen, kıblemize yönelip beş vakit namazı kılan kimselere “kâfir/mürted” veya “müşrik” demek ise haricilerin ve onların yolunda giden diğer bid’at ehlinin menhecidir:

Humeyd b. Hilal rahimehullah dedi ki: 

عَنْ عُبَادَةَ بْنِ قُرْصٍ قَالَ: جَاءَ يَغْزُو حَتَّى بَلَغَ قَرِيبًا مِنَ الْأَهْوَازِ فَسَمِعَ أَذَانًا فَلَمَّا جَاءَ إِلَيْهِمْ فَرَأَوْهُ، قَالُوا: مَا جَاءَ بِكَ يَا عَدُوَّ اللَّهِ؟ قَالَ: مَا أَنْتُمْ بِإِخْوَتِي؟ قَالُوا: أَنْتَ أَخُو الشَّيْطَانِ، قَالُوا: لَنَقْتُلَنَّكَ قَالَ: أَمَا تَرْضَوْنَ مِنِّي مَا رَضِيَ بِهِ مِنِّي رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ؟ قَالُوا: وَمَا رَضِيَ مِنْكَ؟ قَالَ: أَتَيْتُهُ وَأَنَا كَافِرٌ فَشَهِدْتُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ فَخَلَّى سَبِيلِيَ» فَقَتَلُوهُ

“Ubade b. Kurs el-Leysî radiyallahu anh gazveye çıktı ve Ahvaz yakınlarına geldi. Bir ezan işitti, onların yanına gidince kendisini gördüler ve:

“Neden geldin ey Allah’ın düşmanı?” dediler. O da:

“Siz kardeşlerim değil misiniz?” dedi. Onlar: “Sen şeytanın kardeşisin. Seni öldüreceğiz” dediler. Ubade radiyallahu anh:

“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in benden duyup razı olduğu şeye razı olmaz mısınız?” dedi. Dediler ki:

“Senden ne konuda razı oldu?” Şöyle anlattı:

“Ben kâfir olarak onun yanına gittim. Sonra Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve onun Allah’ın rasulü olduğuna şehadet getirdim. O da beni serbest bıraktı.” Fakat onlar yine de onu yakalayıp öldürdüler.”[9]

Bu rivayetten anlıyoruz ki, o dönemin haricileri de, günümüzdekilere benzer endişeler taşıdıklarından olsalar gerek, La ilahe illallah sözünü yeterli bulmamışlardı ve kendilerine namaz kılmak için gelerek selam verene, toplumu tekfir etmelerinden dolayı, Allahın düşmanı diye hitap etmiş ve öldürmüşlerdi.

Hariciliğin bir başka bariz özelliği de, Kâfirler hakkındaki ayetleri Müslümanlar hakkında tevil ederek tekfir etmeleridir. Nitekim Bukeyr b. Abdillah el-Eşecc rahimehullah, Nafi rahimehullah’a: “İbn Ömer radiyallahu anhuma’nın Haruri’ler hakkındaki görüşü nasıldı?” diye sorunca şöyle demiştir:

كَانَ يَرَاهُمْ شِرَارَ خَلْقِ اللَّهِ انْطَلَقُوا إِلَى آيَاتِ الْكُفَّارِ فَجَعَلُوهَا فِي الْمُؤْمِنِينَ

“İbn Ömer radiyallahu anhuma onları Allah’ın yarattığı en şerli insanlar olarak görür ve şöyle derdi: “Onlar kâfirler hakkında inen âyetleri mü’minler üzerinde uyguluyorlar.”[10]

Hulasa: Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat, fiil ve fail ayrımı yapar, ehl-i kıbleden birisi şirk veya küfür fiilinde bulunduğu zaman, yetki sahibi İslam kaza sistemi ona hücceti ikame edip tevbeye çağırır. Tevbe ederse ne ala, etmezse öldürülür. Münafıklar ise böyle bir hüccet ikamesi ve tevbeye çağırma karşısında samimi olmayarak tevbe ettiklerini, müslüman olarak kalmaya devam ettiklerini söylerler. Bu yüzden cezadan kurtulurlar. Yani bugün İslam devleti olsaydı ve günümüz münafıkları tevbeye çağırılsalardı münafıkça tevbe edip yine tekfir ve onun cezasından kurtulmaları söz konusu idi. Yaptırım sahibi bir İslam kaza sisteminin söz konusu olmadığı bu zamanda bazı kimseler nasıl oluyor da, ehl-i kıbleden birilerini, sırf “onlara hüccet ulaşmıştır” iddiasıyla müşrik veya mürtet bir kafir olduklarını söyleyebiliyorlar?

Günümüzdeki ehl-i sünnet ilim ehli, hüccetin ulaştığına kanaat ettiği muayyen/belirli şahıslara ancak “zındık/münafık” diye hükmeder, onların kanlarını, mallarını helal saymaz, mürtet olduğuna hükmetmez. Kıble ehlinden birinin irtidatına hükmetmek ancak İslam kadısının mevcut olduğu, istitâbe uygulamaya ve bunun neticesinde tevbe edilmediği takdirde ölüm cezası vermeye yetkisinin bulunduğu durumlar hakkında geçerlidir. İnşaallah bu açıklamalar, zamanımızda kıble ehlini mürtet sayan Haricî ekolü veya "Müslümanlar arasında münafık yoktur" diyen Mürcie ekolü üzerinde hareket eden pekçok kimselerin - hatta Arap aleminde aralarında âlim olanlar da vardır - yanlışlarını fark etmenize vesile olur.




[1] Sahih. Buhari (391) Nesâî (4997) İbn Mende el-İman (195) el-Muhallisiyyat (1825) Beyhakî (2/3)
[2] Sahih. Taberani (2/162) Ru’yani (954) el-Muhallisiyyat (1393) İbn Adiy (2/454) El-Esbehani el-Hucce (442)
[3] Sahih ligayrihi. Taberânî (10/152, 20/355) Ebu Nuaym Ma’rife (6100) Bkz.: Ebu Ubeyd el-Emval (51) Ebu Yusuf el-Harac (268)
[4] Hasen ligayrihi. İshak b. Rahuye (407) Taberânî Musnedu’ş-Şamiyyin (2363) Ebu Yusuf el-Harac (270) isnadında Kulsum b. Muhammed vardır. “Ramazan ayımızın orunu tutarsa” kısmı sadece onun tarikinden geldiği için bu kısım zayıftır.
[5] Hasen mevkuf. El-Esbehani el-Hucce (443) Buhari Tarihu’l-Kebir (7/99) İbnu’l-Mukri Mu’cem (729)
[6] Muslim'in şartına göre sahih. Ebu Ya’la (4/207) Taberani el-Evsat (Mecmau’l-Bahreyn 162) İbnu’l-Buhteri Musannefat (678) Şeceri Emali (60) el-Esbehani el-Hucce (439) İbn Tahir el-Makdisi el-Hucce (2/596) İbn Hacer el-Metalibu’l-Aliye (2998) Heysemi Mecma’da (1/107): ricali sahihin ricalidir dedi. Hafız İbn Hacer Metalibu’l-Aliye’de sahih demiştir. Ebu Ubeyd, Kitabu’l-İman’da rivayet etmiş, muhakkiki Şeyh el-Elbani rahimehullah (s.98) “İsnadı, Muslim’in şartına göre sahihtir” demiştir.
* Aynısını Süleyman b. Kays el-Yeşkuri, Cabir radıyallahu anh’den rivayet etmiştir. Isnadı sahihtir:
[7] Sahih mevkuf. El-Lalekai İtikad (2008)
[8] Hasen mevkuf. Haris b. Ebi Usame Musned (35) Mervezi Ta’zimu Kadri’s-Salat (889) İbn Hacer Metalibu’l-Aliye (2997)
[9] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. İbn Kani Mu’cem (2/192) Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (8/370) Buhârî Tarih (6/93) Ebu Arube el-Harrani Munteka Min Tabakat (s.47) Taberani Evsat (8/255)
[10] Fethu’l-Bari (12/286) İbn Hacer: “Senedi sahihtir” demiştir.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)