Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Neşidler

Neşidler: Okuyan: Ebu Ali Sözler: Ebu Muaz Neşidler 2: Okuyan: Ebu Sumeyra Sözler: Ebu Muaz

Ders Programı (Yeni Program)

* Çarşamba Akşamları Saat: 20:00 Ankara Daru's-Sunne Mescid'inde Bizden Olmayanlar Şerhi (İnspeak'te canlı olarak yayınlanmaktadır)

* Cumartesi Akşamları Saat: 20:00 Riyâzu's-Sâlihîn Şerhi (İnspeak'te canlı yayın)
* Pazar Saat: 17:00 ile 22:00 arası Ankara Daru's-Sunne Mescid'inde Kıraat, Tecvid, Hadis Usûlü ve "Sahih Tefsir" dersi

Daru's-Sunne Mescidi: Akşemseddin Mh. Doğukent Cd. No: 248/14 Mamak/Ankara

* İnspeak'te Daru's-Sunne odasında eski sohbet kayıtları her gün gündüzleri yayınlanmaktadır

26 Nisan 2015 Pazar

Kitapsız Kafirlerin Kestiklerinin Yenmemesinin Sebebi

Soru:
Selamun aleykum Hocam.  Sizin bir sohbetinizde kesen kişinin müslüman olmasının şart olmadığını söylediğinizi biliyorum fakat şu ayeti getirerek karşı çıkıyorlar maide 3de "sizin kestikleriniz hariç haram kılınmıştır"  sizin hitabı müminleredir diyorlar. Ayrıca Mürsel bir hadis icma olunca delil olur diyerek mecusilerin kestiklerini haram sayıyorlar.
Cevap:
aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuhu
ayetin bu kısmıyla istidlal yerinde değildir:
وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيحَةُ وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ إِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ
“...Allah'tan başkası üzerine kesilen (hayvan eti), (henüz can vermeden) yetişip kestiğiniz dışındaki boğulmuş, vurulmuş, yüksekten düşmüş, süsülmüş, yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanmış... hayvan (etlerini yemeniz) haram kılınmıştır.”
Ayette illa ma zekkeytum ifadesi, boğulmuş, vurulmuş, yüksekten düşmüş, süsülmüş, yırtıcı hayvanların parçaladığı hayvanlar üzerine getirilen bir istisnadır. Zira şayet iddia sahiplerinin dediği gibi anlaşılsaydı; yani cümlenin başından beri bu istisnayı alacak olsaydık, ayetin başında leş, domuz eti ve Allah’tan gayri adına kesilmişler zikrediliyor. O zaman müslümanlar domuz kesse veya Allah’tan başkası adına kesse bunun meşru olduğu gibi bir anlam çıkardı.
iddia sahiplerine şunu sorarız:
"illa ma zekkeytum ibaresine kitap ehli dahil midir, değil midir?"
Eğer dahildir derlerse, kitap ehli olmayanları bu ayetin kapsamından çıkaran nedir? deriz.
"Dahil değildir" derlerse Allah kitap ehlinin kestiklerini bize helal kıldığına göre bu ibareyle nasıl haram kılabiliyorsunuz? deriz.
Netice olarak illa ma zekkeytum ibaresi bütün kulları kapsayan hususen insan cinsini kapsayan bir muhatap sigasıdır deriz.
İddia edilen icma ise kapalı bir meseledir. Çünkü daha önce Said b. el-Museyyeb’den mecusi köleme Allah adına kestirirsem onu yerim dediğine dair nakli zikretmiştim. İcma, müslümanlardan ve kitap ehlinden başkasının kestiklerinin meşru olmadığı şeklindedir, doğru, lakin bu bir sebebe binaendir. Kitapsız kafirin şahsından dolayı değildir. Çünkü âdeten kitapsız kafirler ya Allah adına kesmezler, ya kan akıtma şeklinde meşru kesimi gözetmezler, yahut her ikisini de yapmazlar. Lakin bize şöyle bir icma ispat etmeleri gerekir: Kitapsız bir kafir Allah adına kesse ve meşru kesimi gözetse dahi onun kestiği yenmez. Bu alimlerden çoğunluğuna nispet edilen bir görüştür lakin çoğunluk hüccet değildir. Bu şekilde bir icma olmadığına da Said b. Museyyeb’in rivayeti ile En’am 145. ayetinin zahiri delildir.
De ki: "Bana vahyolunanlar arasında, yiyen bir kimseye, ölü eti, yahut akıtılmış kan, yahut zaten bir pislik olan domuz eti, yahut da Allah'tan başkası adına kesilmiş fisk (hayvan eti) dışında yediği bir şeyin haram kıldığını göremiyorum” (En’am 145)
Şu ayetin mefhumu muhalifi de delildir:
Kendi zanlarına göre, "bunlar, dokunulmaz hayvanlar ve ekinlerdir; onları, bizim dilediğimiz kimselerden başkası yiyemez. Şu hayvanlar da, sırtları haram edilmiştir (binilmez)" demektedirler. (Bir kısım) hayvanlar da vardır ki, (keserken) üzerlerine Allah'ın ismini zikretmezler. Bütün bunları Allah'a iftira olmak üzere uydurmuşlardır.” (En’am 138) Bu ayetin ikinci cümlesinin mefhumu muhalifine göre, şayet onlar üzerine Allah’ın adını zikretse idiler haram kapsamında olmayacaktı. Allah katından delil olmaksızın haram kılmak ayrıca zemmedilmektedir.
Nitekim En’am 118-119. ayetlerinde şöyle buyrulur:
Bu itibarla, eğer O'nun âyetlerine inananlardan iseniz, üzerine Allah'ın adının zikredildiği (hayvanların etleri)nden yeyin. (Açlıktan ölmek korkusuyla yemek) zorunda kaldığınız dışında Allah size haram kıldıklarını açıkladığına göre, üzerine Allah'ın isminin zikredildiği şeylerden yemenize engel olan nedir? Herhalde birçok kimse, bilmeden, kendi heva ve hevesleriyle (fetva verip halkı) saptırıyorlar. Oysa Rabbın, haddi aşanları çok daha iyi bilir.”  Görüldüğü gibi bu ayette “mimma zukira ismullahi aleyhi” ifadesi meçhul sigadadır, Allah’ın adını zikreden kimsenin müslüman veya kitap ehli olmasını şart koşanın delil getirmesi gerekir. Bu ayetin çoğunluğa uymaktan yasaklayan En’am 116. ayetinin devamında gelmesi de manidardır. Allah en iyi bilendir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

23 Nisan 2015 Perşembe

Din Hakkında Konuşmaya Söz Sahibi Olan Kimdir?


Muhammed b. Abdillah b. Abdilhakem’den: “Şafii’nin şöyle dediğini işittim: “(Ebu Hanife’nin öğrencisi) Muhammed b. el-Hasen bana dedi ki:
“Bizim hocamız (Ebu Hanife) sizin hocanız (Malik)’den daha âlimdir. Sizin hocanız konuşmamalı, bizim hocamız da susmamalı.” Bunun üzerine öfkelendim ve dedim ki:
“Sana Allah için soruyorum! Sünneti Malik mi, yoksa sizin hocanız mı daha iyi biliyor?” Muhammed:
“Malik daha iyi bilir. Lakin bizim hocamız da kıyası daha iyi bilir” dedi. Ben dedim ki:
“Evet, Malik Allah’ın kitabını, nasihini, mensuhunu ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini Ebu Hanife’den daha iyi bilir. Kim kitap ve sünneti daha iyi biliyorsa, konuşmaya söz sahibi olan da odur.”
İbn Abdilberr el-İntika (s.24) Ebû Nuaym Hilye (6/329) Menakibu’ş-Şafii (s.201) Siyeru A’lami’n-Nubela (8/76)

Mehmet Çelik ve Ona Benzer Cahil, Yalancı Profesörlerin Hâl-i Pürmelâli

Bu gece canlı yayınlanan bir programdan haberdar oldum, hemen internet üzerinden takip ettim ve dinlediklerim beni hayrete düşürdü. Muasır Mutezile’den Prof. Dr. Mehmet Çelik yine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine karşı saldırıya geçmiş, yalancı dolmalarını yuvarlıyordu. Eski Mu’tezile yalan söylemiyordu. Bilakis yalanı çok büyük bir suç olarak görüyorlar, yalan söyleyeni el-menziletu beyne’l-menzileteyn’de (yani islam ile küfür arasında ayrı bir konumda) görüyorlardı. Muasırları ise sünneti tahrif gayesi uğrunda sanki her şeyi mubah sayıyorlar! Prof. Dr. Mehmet Çelik’in daha önce başka bir kaydını da dinlemiş ve böylesi bir cahilin bile profesör rütbesi alabildiği bir mekân ve zamanı kıyamet alametlerinden biri olarak düşünmüş, şaşırmıştım. Lakin yalancılık ve sahtekârlık yapmasını bir türlü kabul edemiyorum.
Bahsi geçen programdan hatırımda kalan iddialarına cevapları kısaca zikretmeye çalışacağım.

1- Hadislerin Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den 150 Sene Sonra Yazıldığını İddia Ederek Hadislere Güveni Sarsmak İstemesi

Daha önce birçok açıdan cevap verilmiş olmasına rağmen hadislerin Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den 150 sene sonra yazılmaya başladığı şeklindeki, sünnet inkârcılarının klasik şüphelerini yeniden dillendirdi.
Bu konuda sünnet müdafaasına dair bütün eserlerde doyurucu bilgiler bulunmaktadır. Bu konuda ayrıntıyı ilgili eserlere bırakarak sadece M. A’zami’nin Türkçe’ye: “İlk Devir Hadis Edebiyatı” adıyla tercüme edilen “Dirasat Fi Hadisi’n-Nebevî” adlı çalışmasına işaret etmekle ve Asr-ı Nebevî’de hadis yazılmasını ispat eden bir rivayet zikretmekle yetineceğim:
Abdullah b. Amr radıyallahu anhuma'dan: “Ezberleme isteği ile Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’den işitmiş olduğum her şeyi yazardım. Kureyş beni bundan men' ederek: “Sen, Allah Rasûlü’nden işitmiş olduğun her şeyi yazıyorsun. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem bir beşerdir. Öfkeli halde iken de konuşur” dediler, ben de yazmayı bıraktım. Sonra bunu Allah Rasûlüne anlattım. Buyurdu ki: “Yaz, nefsim elinde olana yemîn ederim ki, benden hakkın dışında hiç bir şey çıkmaz. Bunu Ahmed (2/162) ve Ebu Davud (3646) sahih bir isnad ile rivayet etmişlerdir.

2- Hadis Rivayet Eden Ravilerin Tenkidi İşleminin Geç Zamanda Başladığını İddia Etmesi

Hadis kitaplarının müellifleri, özellikle de sünnet düşmanlarını kudurtan İmam Buhari rahimehullah gibi imamların, yalnızca kendilerine yetiştikleri hocalarının adalet ve zabtlarını tespit edebildikleri, daha önceki ravilerin ise artık ölmüş olduklarından dolayı onların hallerinin gizli kalmış olduğunu iddia etti ve muhaddislere göre sahih denilen bir hadisin Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e nispetinin %60 ihtimal taşıdığı şeklinde yeni bir trajikomik iddia yumurtladı.
Muaz b. Cebel radıyallahu anh’den: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Sonradan ge­len her bir neslin arasından bu ilmi adaletli olanları yüklenip taşır. Bunlar aşırı gidenlerin tahriflerini, batıl ehlinin hırsızlıklarını ve cahillerin yanlış tevillerini bertaraf ederler." Bu hadisi Şeyh el-Elbani, Mişkatu’l-Mesabih tahkikinde tahric ederek sahih olduğunu belirtmiştir.
Bu hadiste de haber verildiği gibi, tabiin döneminden beri hadis ravilerinin değerlendirmesi yapılmıştır. Mesela Muslim, Sahih’inin mukaddimesinde İbn Abbas ve Ali radıyallahu anhum gibi sahabelerden, İbn Sirin, Şa’bi gibi tabiinden imamların isnad işine ve ravi değerlendirmesine nasıl önem verdiklerini rivayetlerle ispatlamıştır.
Prof.Dr. Mehmet Çelik, en yaygın rical kitaplarından birine baksaydı, hadis ravilerinin değerlendirme işinin tabiin asrında başladığını, sonraki münekkid hafızların, önceki raviler hakkındaki değerlendirmelerini, kendilerinden önceki imamlardan naklederek yaptıklarını görürdü. Kendisinden örnekler zikrettiği İmam Buhari’nin "Tarihu’l-Kebir" adlı, ravi değerlendirmelerine dair eserine baksaydı bari!
Aç iken doymuş gibi görünmek diye işte buna denir! Prof. titrini de kullanarak “Biliyormuş” gibi görünse de, aslında sadece cehaletini sergilemektedir.

3- Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Adına Hadis Uydurarak Hadislerin Kur’an’a, Akla, Bilime ve Fıtrata Arz Edilmesini Teklif Etmesi

Bütün bu iddialarına rağmen Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem adına uydurulmuş bir yalanı, tekrar Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem adına nispet ederek hadis uyduran kezzablar kafilesine katıldı. Bahsettiği bu hadise göre güya Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Benim hadisimi Kur’an’a arz edin, Kur’an’a uymazsa ben söylemiş olsam bile reddedin” buyurmuş! Acaba ravi ve metin tenkitlerinin gerektiği gibi yapılmadığını, dolayısıyle hadis kaynaklarında görülen hadislerin akıl, Kur’an, bilim ve fıtrat süzgecinden geçirilmesi gerektiğini iddia eden Prof.(!) M. Çelik bu hadisi;
a- Hangi hadis kaynağında bu hadisi okumuştur? Zira bu hadisten ancak ne denli hadisler uydurulduğuna ve bunlardaki çelişkilere dair örnek veren ilmî çalışmalarda, uydurma hadis örneği olarak bahsedilmektedir.
b- Bu sözü Kur’an’a arz edip de mi sahih kabul etti ve Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e nispet etti? Hâlbuki Allah Teâlâ: “Rasul size neyi verdiyse onu alın, neden sakındırdıysa onu terk edin” (Haşr 7) buyuruyor. Hadis diye uydurulan bu sözü bu ayet ile nasıl uyumlu hale getirebildi, açıklasın.
c- Eski bir uydurma olan bu söze Mehmet Çelik yeni bir lafız eklemişti: “Ben söylemiş olsam dahi Kur’an’a aykırı ise reddedin”(!)
* Bu ifadeyi hangi akla arz edip de uygun bulmuştur? Evrensel akıl dediği şey mi kabul ediyor bunu?
* Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Kur’ân’a aykırı bir söz söyleyecek ve bu sözü reddetmeyi Allah kitabında ihmal edecek de, başkaları nebilerinin sözlerini reddedecek öyle mi?
* Kur’ân’da önceki peygamberlerin kıssalarını da mı okumamış? Kavimlerinin akla uygun bulmadıkları için nebilerine nasıl itiraz ettiklerini ve helak olduklarını bilmiyor mu? M. Çelik, “akıl” ile “ahmaklık” arasındaki farkları pek kestiremiyor galiba, ne dersiniz?

4- Sahih ya da Zayıf Ne Varsa Buhârî ve Muslim’e Nispet Ederek Hadis Âlimlerine Güveni Sarsmak İstemesi

Güvenilir hadis kaynaklarına saldırabilmek için bir kıssa anlattı ve bu hadisin hem Buhârî hem de Muslim’de bulunduğunu iddia etti. Bundaki gayesi, ümmetin âlimlerinin ittifakıyla sahih kabul edilen kaynaklar bile olsalar Buhârî ve Muslim’de dahi feminizmi yerle bir ettiği için “akla” aykırı gördüğü böylesine bir hadisin bu eserlerde bulunduğunu, dolayısıyla ne kadar güvenilir kaynaklarda geçerse geçsin, hadislere değil, akla itibar edilmesi gerektiğini vurguladı.
Peki ama, bütün bunları bir yalan üzerine bina etmesine ne demeli! Üstüne basa basa Buhârî ve Muslim’e nispet ettiği, fakat ne Buhârî’nin Sahih’inde, ne de Muslim’in sahihinde yer almayan kıssa şu rivayettir:
 “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in gönderdiği bir orduda bulunan birisi hanımına; “Evinden çıkma!” diye tenbihledi. Ordu yola çıkınca, kadının babası hastalandı. Kadın babası için çıkmak üzere izin istemek için Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e haber gönderdi.  Buyurdu ki; “Allah’tan kork ve kocana itaat et!” daha sonra kadın; “Babam ölmek üzere” diye haber gönderdi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Allah’tan kork ve kocana itaat et.” Daha sonra kadın; “Babam öldü” diye haber gönderdi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Allah’tan kork ve kocana itaat et. Evinden çıkma.” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem kadının babasının cenazesinde bulundu. O’na vahiy geldiğinde yakasında sanki ateş vardı. Adam kabrine konulunca Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabından birine buyurdu ki; “O kadına git ve de ki; “Allah Teala, kocana itaat etmen sebebiyle babanı bağışladı.”
Evet, bahsettiği kıssa budur ve ne Buhârî’de ne de Muslim’de geçmektedir.  Bu kıssayı Enes radıyallahu anh’den; Haris b. Ebi Usame Musned’inde (Bugyetu’l-Bâhis no:499), Abd b. Humeyd (1367) İbn Batta Ahkamu’n-Nisa’da (2/269) Hakîmu’t-Tirmizi Nevadiru’l-Usul’de (no:790, 791) İbn Hazm el-Muhalla’da (10/333) Taberani Mu’cemu’l-Evsat’ta (1/169) rivayet etmişlerdir.
İbn Hazm, ravileri arasında Yusuf b. Atiyye’nin metruk (rivayetleri terk edilmiş) bir ravi olması sebebiyle sahih olmadığını söylemiştir.
Bahsi geçen hadis kaynaklarının eski ve yeni muhakkikleri de rivayetin şiddetli zayıf olduğunu dipnot olarak düşmüşlerdir. Mesela Taberani’nin isnadını değerlendiren Heysemi, Mecmau’z-Zevaidde (4/313): “İsnadında İsmet b. el-Mutevekkil zayıftır” demiştir. Taberani’nin isnadında ayrıca Zafir b. Suleyman da zayıftır. İhyau Ulumi’d-Din kitabının hadislerini tahkik eden Hafız el-Irakî (1/498): “İsnadı zayıftır” demiştir. Mustafa el-Adevi, Muntehabu Musnedi Abd b. Humeyd ta’likinde “Hadis çok zayıftır, ravilerinden Yusuf b. Atiyye metruktür” demiştir. El-Elbani, İrvau’l-Galil’de (no:2014) “zayıf” demiştir.
Prof. Mehmet Çelik bu hadislerin Buhârî ve Muslim’de yer almadığını bilmiyor ve buna rağmen Buhârî ve Muslim’e iftira ediyorsa bu bir ayıptır, eğer biliyor da iftira ediyorsa daha büyük ayıptır. Her halukarda iftira ve sahtekârlık yapmaktadır!
Üstelik o güvenilmemesi gerektiğini iddia ettiği hadis imamları bu hadisi sahih görmemişlerdir.
Aklı değil de, rivayet ilminin kurallarını dikkate alan muhaddislerin sahih olmadığına şahitlik ettikleri bir rivayeti, “sahih” saydıkları iftirası atarak hadis ilimlerini geçersiz sayıp aklı hakem kılmak gerektiğini iddia etmek sünnet düşmanlığı değil de nedir?
Evet, onlar sünnete ve sünnet ehline düşmanlık ederler! Çünkü böyle yalancı ve sahtekârlara dünya ehli “profesör” dese de, muhaddisler onlara: “uydurucu, kezzab” hükmü verecekler, beş para etmez iplikleri meydanda olacaktır! Bu yüzden buldukları her fırsatta, dinin ve sünnetin koruyucusu olan hadis ehline böyle saldırıyorlar! Allah yalancı ve sahtekârlara fırsat vermesin!
Prof. Mehmet Çelik’in Buhârî’nin Sahih’ine nispet ederek zikrettiği ve akla aykırı olduğu gerekçesiyle inkâr ettiği diğer bir hadis de şu: “Şayet bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emredecek olsaydım, kadının kocasına secde etmesini emrederdim.
Yine bu hadis de ne Buhârî’nin Sahih’inde, ne de Muslim’in Sahih’inde yer almaktadır! Buhârî ve Muslim’in sahihlerinde yer almasa da, bu hadis birçok tarikten sabit olmuş, sahih ve mütevatir (yani ancak kasıtlı bir münafık veya bir kâfirin inkâr edebileceği) bir hadistir:
1- Muaz radıyallahu anh’den: Ahmed (4/381, 5/227, 228) İbn Ebi Şeybe (2/261, 3/557) Hakim (4/190) Taberani (20/52, 175) Bezzar (10/73, 226) Buhari Tarihu’l-Kebir (5/208, 9/28, 20/52) İbn Ebi’d-Dunya en-Nafaka (535) Beyhaki (7/292) İbni Hibban (9/479) Abdurrazzak (11/301) Mamer Cami (3/421) İbni Mace (1853) Musnedu’ş-Şaşi (1262) Mecmauz Zevaid (4/309) Elbani Sahihu’l-Cami (5295)
2- Burayde radıyallahu anh’den: Hakim (4/190) Darimi (1505) İbnu’l-A’rabi, el-Kubl ve’l-Muanaka (43)
3- Sa’lebe b. Ebi Malik’ten: Ebu Nuaym Delail (282) Acurri eş-Şeria (1074)
4- Aişe radıyallahu anha’dan: Ahmed (6/76) İbn Mace (1852) İbn Ebi Şeybe (3/558) İbn Bişran Emali (1378) Acurri eş-Şeria (1073) İbn Ebi’d-Dunya en-Nafaka (538) Deylemi (5038) Busayri İthaf (3203, 3828) Mecmau’z-Zevaid (4/310)
5- Selman radıyallahu anh’den: Ebu Nuaym Tarihu İsbehan (1/235)
6- Cabir radıyallahu anh’den: İbn Ebi Şeybe (3/558) Abd b. Humeyd (1051) Beyhaki Delail (6/146) Bezzar Keşfu’l-Estar (2452)
7- Zeyd b. Erkam radıyallahu anh’den: Bezzar (10/226) Taberani (5/208) İbn Ebi Sabit, Cüz (el yazma no:142) İbn Ebi’d-Dunya en-Nafaka (540)
8- Ya’la b. Murre radıyallahu anh’den: Ebu Nuaym Delailu’n-Nubuvve (284)
9-Suheyb radıyallahu anh’den: Bezzar, Taberani (8/31) İbn Ebi’d-Dunya en-Nafaka (536)
10- İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan: Bezzar (Keşfu’l-Estar 1467) Taberani (11/356) Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (12/338) İbn Ebi’d-Dunya en-Nafaka (539)
11- İbn Mes’ud radıyallahu anh’den: Taberani Evsat (9/81) İsmail el-Ebehani Delailu’n-Nubuvve (135)
12- İsmet radıyallahu anh’den: Taberani (17/183)
13- Ensar’dan bir sahabeden: Haris b. Ebi Usame Musned (498)
14- Suraka b. Malik radıyallahu anh’den: Taberani (7/129) İbn Ebi’d-Dunya en-Nafaka (537)
15- Ebu Umame radıyallahu anh’den: Ebu’l-Kasım es-Semerkandi Ma Kurribe Senedihi (no:17) Ebu Hafs el-Kettani Cüz, (el yazma no:55)
16- Gaylan b. Seleme radıyallahu anh’den: Taberani (18/263) Ebu Nuaym Delail (285)
17- Ebu Hureyre radıyallahu anh’den: Abdulhak İşbili Ahkam (4/294) Bezzar (2/402) İbn Hibban (4162) Ebu Hureyre radıyallahu anh’den diğer bir rivayet yoluyla; İbn Adiy (3/278) İbn Hibban (9/470) Hakim (2/206, 4/189) Tirmizi (1159) İbnu’l-Munzir el-Evsat (7557) İbn Bişran Emali (914) Ebu Bekr el-Meragi Meşyeha (s.396) Beyhaki (7/291) Bezzar (14/340, 15/219) İbn Ebi’d-Dunya en-Nafaka (534)
18- Enes b. Malik radıyallahu anh’den; Ahmed (3/158) Nesai Sunenu’l-Kubra (5/363) Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (5/265, 6/130, 131) Bezzar (13/93) Ebu Nuaym Delail (276, 287) Ebu Musa el-Medini Munteha Ragbati’s-Samiin (88) İbn Ebi’d-Dunya en-Nafaka (527) * Enes b. Malik radıyallahu anhden diğer bir rivayet yoluyla: İbni Hibban (9/470) Ziya Muhtare (1895) Ahmed (3/158)  Taberani (9/82) Bezzar (9/199) Ebu Nuaym Delail (277) Mecmauz Zevaid (9/7) Cemül Fevaid (4291)
19- Hasen el-Basri rahimehullah’tan Mürsel olarak: Beyhaki Şuab (6/419) Dulabi Zürriyetu’t-Tahira (75, 76) Busayriİthaf (3203)
20- Abdullah b. Ebi Evfa radıyallahu anh’den: İbn Hibban (9/479) Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (13/124) İbn Mace (1853) Ahmed (4/381) Yahya b. Muhammed b. Sâ’ad, Musnedu İbn Ebi Evfâ (no:4, 5) eş-Şaşi, Musned (1332) İbnu’l-Munzir el-Evsat (7558) İbn Ebi’d-Dunya en-Nafaka (541) Beyhaki (7/292)  Beyhaki Delail (6/159) Ebu Nuaym Delail (276)
21- Kays b. Sa’d radıyallahu anh’den: Ebu Davud (2140) Hakim (2/204) Taberani (18/352) Bezzar (9/199) Saduddin en-Ne’âl Meşyeha (s.102) Beyhaki (7/291)
Evet, bu hadis hiçbir akıl sahibinin inkâr edemeyeceği kadar çok rivayet yolundan gelmiş sahih bir hadistir. Mehmet Çelik bu hadisi aklıyla reddediyorsa, Şeytan da böyle bir fasit aklediş sebebiyle Adem aleyhi's-selâm’a secdeyi reddetmişti! Lakin Yusuf aleyhi's-selâm’ın kardeşleri, Yusuf aleyhi's-selâm’a secde etmeyi reddetmediler: “Ebeveynini kendi makamına çıkarıp oturtmuş, onlar da onun önünde secdeye kapanmışlardı. Yûsuf şöyle demişti: "Ey babam! (Bu secde), daha önceki rüyamın tevilidir. Rabbim onu, (şimdi) gerçekleştirdi.” (Yusuf 100) Acaba Mehmet Çelik; “Yusuf aleyhi's-selâm’ın kardeşlerinin elinde Yusuf’un rüyasını arz edip reddecek Kur’an gibi kitapları yoktu” mu diyecek, yoksa, onların “aklı yoktu” mu diyecek?!
Yine Mehmet Çelik, kadınların hamama gitmesini yasaklayan hadisleri de Buhari’nin sahihine nispet ederek zikretti ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem döneminde Medine’de hamam bulunmadığı gerekçesiyle bu hadislerin uydurma olduğunu iddia etti.
Bu tavrıyla helvadan put yapıp sonra onu yiyenlere benziyor! Buhari’de geçtiği yalanını söyleyerek bahsettiği hadislerin metinlerini de ya hiç okumamış, yahut da bilmeyenleri gafil avlamak istiyor! Söz konusu hadisler ve kaynakları şu şekilde:
1- Aişe radıyallahu anha’dan: “Aişe radıyallahu anha’nın yanına hamama giren kadınlar gelince, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etti:"Herhangi bir kadın evinin dışında dış elbisesini (çarşafını) çıkarırsa Allah Azze ve Celle onun üzerinden hıfzu himayesini kaldırır."
Hadis sahih olup kaynakları şu şekildedir: Ahmed (6/41, 173, 198, 267) Ebu Davud (4010) Ebu Davud Tayalisi (1518) Tirmizi (2803) İbni Mace (3750) Darimi (2651) İshak b. Rahuye (3/915) Beyhaki Şuab (6/157) Hakim (4/321) Taberani Evsat (5/84, 7/100) Ebu Ya’la (8/139) Nuaym b. Hammad Fiten (2/620) Hatib Tarih (3/58) Hatib Muvaddahu Evham (1/357) Abdurrezzak (1/294)
2- Saib rahimehullah anlatıyor: “Bazı kadınlar Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in eşi Ummu Seleme radıyallahu anha’nın yanına girdiler. Onlara: “Sizler kimlersiniz?” diye sordu. Dediler ki: “Humus’luyuz.” Umm Seleme radıyallahu anha: “Şu hamamları olan yerin halkı mısınız?” dedi. Onlar: “Bir sakıncası mı var?” dediler. Umm Seleme radıyallahu anha da dedi ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Herhangi bir kadın, elbisesini evi dışında çıkarırsa, Allah onun perdesini parçalar
İsnadı hasen olup kaynakları şu şekildedir: Hakim (4/321) Ahmed (6/301) Ebu Ya’la (12/460) Taberani (23/314, 402) Beyhaki Şuab (6/158)
3- Cabir radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse hanımını hamama sokmasın. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse hamama peştemalsiz girmesin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse üzerinde içki içilen sofraya oturmasın.”
 İsnadı sahih olup kaynakları şu şekildedir: Hakim (4/320) Tirmizi (2801) Ahmed (3/339) Ebu Ya’la (3/435) Taberani Evsat (1/212, 2/194, 3/69, 8/141) Beyhaki Şuab (5/12)
Daha başka rivayet yolları bulunsa da en kuvvetli tarikleri bunlardır ve yeterlidir. Görüldüğü gibi bu hadisi ne Buhari ne de Muslim rivayet etmemişlerdir. Onlar rivayet etmese de hadis sahihtir. Hadisçilerin rivayet ve ravileri değerlendirme kriterleri yanında tarihçilerin haberleri değerlendirme kriterlerinin adı bile olamazken, hassas kriterlerden geçerek sabit olmuş rivayetleri, ne idüğü belirsiz tarih vesikalarına arz ederek reddetmek hangi akla, hangi bilime sığar?
İnşaallah yakında piyasaya çıkarmayı arzuladığımız Sünnet Müdafaası ve İttiba Tevhidi adlı çalışmamda sünnet inkarına dair ayrıntılı ve genel olarak reddiye verilmiştir. Bu sebeple birçok ayrıntıya burada girmiyorum. Allah Azze ve Celle’den hak üzerinde sebat dileriz.
Ebu Muaz el-Çubukâbâdî

21 Nisan 2015 Salı

Sünnet Ehlinin Cemaatiyle Namaz Kılmak İçin Yolculuk Etmenin Hükmü


Şeyh b. Baz rahimehullah'a şöyle soruldu: Şehrimizde kıraati güzel ve namazında huşu sahibi biri var. İnsanlar Riyad gibi uzak şehirlerden, doğu bölgesinden ve başka yerlerden ona geliyorlar. Bu kimselerin gelmelerinin hükmü nedir? Onların bu fiili, üç mescid; Mescidu’l-Haram, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in mescidi ve mescidi Aksa dışında bir yere yolculuktan yasaklayan hadisin yasağı kapsamına girdiği doğru mudur? Sizden açıklama ve yönlendirme yapmanızı ümit ediyoruz. Allah size hayırlı karşılık versin.

Şeyh Abdulaziz b. Baz rahimehullah’ın cevabı: Bunda bir sakınca bilmiyoruz. Bilakis bu ilim talebi, Kur’an’ı Kerim hususunda tefakkuh ve güzel sesle Kur’an okuyanı dinlemek için yolculuk dahilindedir. Bu hadiste yasaklanan yolculuklardan değildir. Nitekim Musa aleyhi's-selâm Hızır aleyhi's-selâm’a iki denizin birleştiği yerde ilim talep etmek için büyük bir yolculuk yapmıştır. Sahabe ve onlardan sonrakilerden olan ilim ehli, ilim talebi için kıtalar ve ülkeler arasında yolculuk yapmaya devam etmişlerdir. Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Kim kendisiyle bir ilim talep edilen bir yolu tutarsa Allah ona cennete götüren bir yolu kolaylaştırır” buyurmuştur. Bunu İmam Muslim rahimehullah Sahih’inde rivayet etmiştir.”

Kaynak: Şeyh Abdulaziz b. Baz, Mecmuatu Fetava ve Makalatun Mutenevvia (5/352)


Not:  Hafız İbn Hacer rahimehullah üç mescid dışında yolculuktan yasaklayan hadis hakkında şöyle demiştir: “Hadisin anlamı; sırf mescitlerden bir mescid için veya sırf mekanlardan bir mekan için yolculuk yapmayı yasaklamaktadır. Ziyaret veya ilim talebi için yolculuk ise o mekan için yolculuk değildir. Allah en iyi bilendir." Fethu'l-Bari (3/66)

20 Nisan 2015 Pazartesi

Deyyusluktan ve Deyyusluğa Davet Fitnesinden Sakındırma


  İhtilata Davet Fitnesinden Sakındırma
Şeyh Abdurrahman b. Nasır el-Berrak'tan tercüme eden: Ebu Muaz
Link: http://albarrak.islamlight.net/index.php?option=content&task=view&id=17426
Alemlerin rabbi olan Allaha hamd olsun. Allah, nebimiz Muhammed’e, ailesine ve bütün sahabesine salat etsin.
Şüphesiz çalışma ve eğitim alanlarında erkekler ile kadınların bir arada bulunması (ihtilat) modernistlerin çağrısıdır, haramdır. Zira haram olan bakışı, haram olan teberrücü, haram olan açılmayı, haram olan halveti, erkeklerle kadınlar arasında haram olan konuşmayı içermektedir. Bütün bunlar daha ilerisine götüren vesilelerdir.
Bu ihtilata modernistleri iten iki sebep vardır:
Birincisi: Kafir batının hayat tarzı, onların Batılılaşmış akılları. Ümmetin de batılılaşmasını istiyorlar. Hatta bu batılılaşmayı farz görüyorlar.
İkincisi: Şehvetlere uymak. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Şehvetlerine tabi olanlar ise sizin iyice sapmanızı istiyorlar.” (Nisa 27)
Kim bu haramlara götüren bu ihtilatı helal sayarsa haramları helal saymış olur. Kim de bunları helal sayarsa o kâfirdir. Bunun anlamı, o kimsenin mürted olacağıdır. Ona öğretilir ve hüccet ikame edilir. Eğer dönerse döner. Aksi halde katli vaciptir. Bu konuda asıl; İslam dininde bilinmesi zorunlu olan bir şeyi inkar etmenin küfür olmasıdır. Zira o bunu yalanlamış veya şeriat ahkamını bağlayıcı görmemiştir. Bu İslam alimleri katında bilinen ve karara bağlanmış bir meseledir. Yani bahsettiğim şekilde erkeklerle kadınlar arasındaki ihtilatın haram olmasını kastediyorum. Yahudi ve Hristiyanların boyunduruğuna girinceye kadar İslam beldelerinin birçoğunda bütün asırlarda Müslümanların uygulaması ihtilatın olmaması şeklinde devam etmiştir. Bu emperyalizm olarak adlandırılır. Kadının hürriyeti adı altında kadının batılılaştırılması, İslam hükümlerinin ve edeplerinin devre dışı bırakılması; Müslüman toplumlarının bozulması ve Batılılaştırılmasının, sinema, dans salonları ve müzik okulları gibi fücur müesseseleri vasıtasıyla aralarında zinanın yayılmasının en önemli vesilelerindendir.
Nitekim harameyn olan ülkemiz Suudî Arabistan’da da böyle olmuştur. Allah bu ülkeyi İmam Muhammed b. Abdilvehhab ve Muhammed b. Suud rahimehumallah’ın ıslah, tecdid ve tevhid davetleri vesilesiyle Hristiyan emperyalizminden kurtararak nimette bulunmuştur. Allah’a hamd olsun bu davetin etkileriyle halen faydalanmaktayız.
Lakin İslam düşmanları bu ülkelerin asaletine, toplumlarının temizliğine ve kadınlarının iffetli oluşuna kin gütmekte, “kadın hakları” adıyla gayelerine ulaşmak için davette bulunmaktadırlar. Tesettürü kaldırmak, haram kılınmış şeylerden sıyrılmak, çalışma ve eğitim alanlarında kadınlarla erkeklerin ihtilatı, hatta erkeklerle kadınların her konuda eşit olmasını talep ediyorlar. Bu Allah Teâlâ’nın şu kavlini doğrular: “Şehvetlerine uyanlar sizin iyice sapmanızı istiyorlar” (Nisa 27)
Şehvetlerine tabi olanlar; zinakarlar, Yahudiler ve Hristiyanlar olarak tefsir edilmiştir. Nitekim Selef’ten gelen rivayetlerle tefsirde bulunan İbn Kesir rahimehullah bunu açıkça belirtmiştir.
Ey Müslüman! Kişinin bir söz söyleyip de farkında olmadan kafir olmasına şaşırma! Nefsine güvenme! Bilakis sakın! Hadiste şöyle buyrulmuştur: “Muhakkak kul nereye varacağına aldırmadan Allah’ı öfkelendiren bir kelime söyler de bununla cehenneme yuvarlanır.” Buhârî rivayet etmiştir.
Uyarılması gereken şeylerden birisi de şu: Kızının, kızkardeşinin, hanımının erkeklerle beraber çalışmasına veya karışık okullarda okumasına razı olan herkes namusu hakkında gayretsiz demektir. Bu bir tür deyyusluktur. Zira o böylece yabancı erkeklerin ona bakmasına ve kadın erkek karışıklığından dolayı meydana gelen diğer meselelere razı olmuştur.
Bu münasebetle ben yöneticilere – Allah onları muvaffak kılsın – bu fitneyi, ihtilata davet fitnesini söndürmelerini tavsiye ediyorum. Allah’a ve rasulüne destek için ve sorumlu oldukları emaneti eda etmeleri için fesad sebeplerinin kapılarını kapayarak toplumumuzu korusunlar. Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mesulsünüz.” Allah yöneticilerimizi bu ümmetin hayrına olan işlere muvaffak kılsın, Allah ülkelerimizi tuzak kuranların tuzaklarından ve kin besleyenlerin arzularından korusun. Allah’ın salat ve selamı nebimiz Muhammed’e, ailesine ve bütün ashabı üzerine olsun.
Abdurrahman b. Nâsır el-Berrâk
8 Rebiu’l-Evvel 1431 hicri
 

14 Nisan 2015 Salı

Selam

Yolda koyana;
Hani vahiy sana cetvel, deliller pergeldi
Bak işte imtihan olacağın yer geldi
Çevirdin başını, alnından ter geldi
"Allâm ne der?" gitti, "âlem ne der?" geldi


Yoldan koyana;
Yüzücü keşifler yapar okyanuslarda
Yüzme bilmeyen boğulur havuzlarda
Kuyruklarıyla övünen tavuslarda;
"Alîm ne der?" gitti, "âlim ne der?" geldi


Haber sorana;
Yağmur sağanak gitti, dolu beter geldi
"Arkadan çeker" gitti, "önden iter" geldi
"Yandan çıkar" gitti, "yerden biter" geldi
Fâni tükendi gitti, bâkî gözümde tüter geldi

12 Nisan 2015 Pazar

İlk Fitne Hakkındaki Hadisin Tahrici


Bismillah.

Birçok kardeşimiz bazı sohbet kayıtlarında zikrettiğim bir hadisin sıhhati hakkında ayrıntılı bilgi talep ettiler. Hadisin metinleri ve tahricini aşağıda zikrediyorum:
1- Ebu Ya’la Musned’inde (no: 2215) ve Muhammed b. Nasr el-Mervezi, Ta’zimu Kadri’s-Salat’ta (no: 329) Buhârî ve Muslim’in şartlarına göre sahih bir isnad ile Cabir radıyallahu anh’den rivayet ediyorlar:

مَرَّ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ رَجُلٌ فَقَالُوا فِيهِ وَأَثْنَوْا عَلَيْهِ فَقَالَ: «مَنْ يَقْتُلُهُ؟» قَالَ أَبُو بَكْرٍ: أَنَا، فَانْطَلَقَ فَوَجَدَهُ قَدْ خَطَّ عَلَى نَفْسِهِ خِطَّةً فَهُوَ قَائِمٌ يُصَلِّي فِيهَا، فَلَمَّا رَآهُ عَلَى ذَلِكَ الْحَالِ رَجَعَ وَلَمْ يَقْتُلْهُ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ يَقْتُلُهُ؟» فَقَالَ عُمَرُ: أَنَا، فَذَهَبَ فَرَآهُ يُصَلِّي فِي خِطَّةٍ قَائِمًا يُصَلِّي فَرَجَعَ وَلَمْ يَقْتُلْهُ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ لَهُ - أَوْ مَنْ يَقْتُلُهُ -؟»، فَقَالَ عَلِيٌّ: أَنَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَنْتَ وَلَا أَرَاكَ تُدْرِكُهُ». فَأَنْطَلَقَ فَوَجَدَهُ قَدْ ذَهَبَ

 “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bir adam uğradı. O adam hakkında övgüyle bahsettiler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu kim öldürür?” buyurdu. Ebu Bekr radıyallahu anh: “Ben” dedi ve gitti. Onun kendisi için bir çizgi çizmiş olduğunu ve orada ayakta namaz kıldığını gördü. Onu bu halde görünce geri döndü ve öldürmedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu kim öldürür?” dedi. Ömer radıyallahu anh: “Ben” dedi ve gitti. Onun o çizgide ayakta namaz kıldığını gördü ve öldürmeden geri döndü. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yine: “Kim onun hakkından gelir, - veya “Onu kim öldürür?” buyurdu. Ali radıyallahu anh: “Ben” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Sen yaparsın lakin ona yetişebileceğini zannetmiyorum” dedi. Ali radıyallahu anh gittiğinde onun gitmiş olduğunu gördü.”
Heysemi; Mecmau’z-Zevaid’de (no: 10403) ricali sahih ricalidir dedi. Ebu Ya’la’nın Musned’inin muhakkiki Huseyn Selim Esed: “Ricali sahih ricalidir” dedi.
Derim ki: hem Ebu Ya’la’nın isnadı, hem de Mervezi’nin isnadı Sahihayn ricalidir, isnadı muttasıldır.
2- Ahmed ve Taberânî, Ebu Bekre radıyallahu anh’den rivayet ediyorlar:

أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - مَرَّ بِرَجُلٍ سَاجِدٍ وَهُوَ يَنْطَلِقُ إِلَى الصَّلَاةِ، فَقَضَى الصَّلَاةَ، وَرَجَعَ عَلَيْهِ وَهُوَ سَاجِدٌ، فَقَامَ النَّبِيُّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - فَقَالَ:  مَنْ يَقْتُلُ هَذَا؟ ". فَقَامَ رَجُلٌ، فَحَسَرَ عَنْ يَدَيْهِ، فَاخْتَرَطَ سَيْفَهَ وَهَزَّهُ، وَقَالَ: يَا نَبِيَّ اللَّهِ، بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي، كَيْفَ أَقْتُلُ رَجُلًا سَاجِدًا يَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ؟!.  ثُمَّ قَالَ: " مَنْ يَقْتُلُ هَذَا؟ " فَقَامَ رَجُلٌ فَقَالَ: أَنَا، فَحَسَرَ عَنْ ذِرَاعَيْهِ وَاخْتَرَطَ سَيْفَهُ، فَهَزَّهُ حَتَّى أُرْعِدَتْ يَدُهُ، فَقَالَ: يَا نَبِيَّ اللَّهِ، كَيْفَ أَقْتُلُ رَجُلًا سَاجِدًا يَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ؟! فَقَالَ النَّبِيُّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ، لَوْ قَتَلْتُمُوهُ لَكَانَ أَوَّلَ فِتْنَةٍ وَآخِرَهَا».  

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem namaza giderken secde etmiş halde bulunan bir adamın yanından geçti. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem namazı kıldırıp döndü. Adam hala secdeden kalkmamıştı. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Şunu kim öldürecek?” buyurdu. Bir adam kalkıp kollarını sıvayarak kılıcını çekip salladı. Sonra: “Anam babam sana feda olsun ey Allah’ın rasulü! Allah’a secde eden ve Allah’tan başka ibadete layık hak ilah olmadığına, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Allah’ın kulu ve rasulü olduğuna şehadet eden bir adamı nasıl öldüreyim?” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem tekrar: “Bu adamı kim öldürür?” dedi. Bir adam kalkıp: “Ben” dedi. Bu adam da kollarını sıvayarak kılıcını çekip salladı ve elleri titremeye başladı. Adam: “Ey Allah’ın rasulü! Allah’a secde eden ve Allah’tan başka ibadete layık hak ilah olmadığına, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Allah’ın kulu ve rasulü olduğuna şehadet eden bir adamı nasıl öldüreyim?” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki, bu adamı öldürseydiniz, bu ilk ve son fitne olurdu” buyurdu.
Bunu Ahmed b. Hanbel (5/42), İbn Ebi Asım, es-Sunned (938) ve Haris b. Ebi Usame Musned’inde (690) ravileri Muslim ricali olan bir isnad ile rivayet etti. Heysemi Mecmau’z-Zevaid’de (No: 10399) “Ahmed ve Taberânî rivayet ettiler. Ahmed’in ricali Sahih’in ricalidir” dedi.
Derim ki: İsnadı Muslim’in şartına göre sahihtir.  Bkz.: el-Elbani es-Sahiha (2495)
3- Ebu Said el-Hudrî radıyallahu anh’den:

أَنَّ أَبَا بَكْرٍ الصِّدِّيقَ جَاءَ إِلَى النَّبِيِّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنِّي مَرَرْتُ بِوَادِ كَذَا وَكَذَا، فَإِذَا رَجُلٌ مُتَخَشِّعٌ، حَسَنُ الْهَيْئَةِ، يُصَلِّي، فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " اذْهَبْ فَاقْتُلْهُ ". قَالَ: فَذَهَبَ إِلَيْهِ أَبُو بَكْرٍ، فَلَمَّا رَآهُ عَلَى تِلْكَ الْحَالِ كَرِهَ أَنْ يَقْتُلَهُ، فَرَجَعَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ، صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ. فَقَالَ النَّبِيُّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - لِعُمَرَ: " اذْهَبْ فَاقْتُلْهُ ". فَذَهَبَ عُمَرُ، فَرَآهُ عَلَى الْحَالِ الَّذِي رَآهُ أَبُو بَكْرٍ، فَرَجَعَ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنِّي رَأَيْتُهُ يُصَلِّي مُتَخَشِّعًا فَكَرِهْتُ أَنْ أَقْتُلَهُ. قَالَ: " يَا عَلِيُّ اذْهَبْ فَاقْتُلْهُ "، فَذَهَبَ عَلِيٌّ فَلَمْ يَرَهُ، فَرَجَعَ عَلِيٌّ، فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنِّي لَمْ أَرَهُ. قَالَ: فَقَالَ النَّبِيُّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " إِنَّ هَذَا وَأَصْحَابَهُ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لَا يُجَاوِزُ تَرَاقِيَهُمْ، يَمْرُقُونَ مِنَ الدِّينِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ، ثُمَّ لَا يَعُودُونَ فِيهِ حَتَّى يَعُودَ السَّهْمُ فِي فَوْقِهِ، فَاقْتُلُوهُمْ، هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ

“Ebu Bekr radıyallahu anh, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gelip: “Ey Allah’ın rasulü! Filan vadiye uğradım, orada güzel görünümlü, huşu içinde namaz kılan bir adam gördüm” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona: “Git, onu öldür” diye emretti. Ebu Bekr radıyallahu anh onun yanına gidip, o halde görünce onu öldürmek istemedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına döndü. Bunun üzerine Nebî sallallahu aleyhi ve sellem Ömer radıyallahu anh’e: “Git onu öldür” diye emretti. Ömer radıyallahu anh de gidip onu Ebu Bekr radıyallahu anh’ın gördüğü halde görünce geri döndü ve dedi ki: “Ey Allah’ın rasulü! Onun huşu içinde namaz kıldığını gördüm ve öldürmek istemedim.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ey Ali! Git onu öldür” dedi. Ali radıyallahu anh gittiğinde onu göremedi ve geri döndü. Dedi ki: “Ey Allah’ın rasulü! Onu göremedim.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz o ve ashabı, Kur’ân’ı okurlar, fakat gırtlaklarından aşağı inmez. Atılan bir okun hedefini delip geçtiği gibi dinden çıkarlar. Ok tekrar dönüp yerine gelinceye kadar da dine dönemezler. Onları öldürünüz. Onlar yaratıkların en kötüsüdürler.”
Heysemi Mecmau’z-Zevaid’de (No: 10400) dedi ki: “Bu hadisi Ahmed (3/15), ravileri güvenilir olan bir isnad ile rivayet etti.” Hafız İbn Hacer Fethu’l-Bari’de (12/298) isnadı ceyyid dedi. Buhârî Tarihu’l-Kebir’de (9/30) rivayet etmiştir. Şeyh el-Elbani es-Sahiha’da (5/659) isnadı hasen demiştir.
4- Enes b. Malik radıyallahu anh’den:

كَانَ رَجُلٌ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - يَغْزُو مَعَ رَسُولِ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - فَإِذَا رَجَعَ وَحَطَّ عَنْ رَاحِلَتِهِ عَمَدَ إِلَى مَسْجِدِ الرَّسُولِ، فَجَعَلَ يُصَلِّي فِيهِ، فَيُطِيلُ الصَّلَاةَ حَتَّى جَعَلَ أَصْحَابُ رَسُولِ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - يَرَوْنَ أَنَّ لَهُ فَضْلًا عَلَيْهِمْ. فَمَرَّ يَوْمًا وَرَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - قَاعِدٌ فِي أَصْحَابِهِ، فَقَالَ لَهُ بَعْضُ أَصْحَابِهِ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، هُوَ ذَاكَ الرَّجُلُ، فَإِمَّا أَرْسَلَ إِلَيْهِ نَبِيُّ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - وَإِمَّا جَاءَ مِنْ قِبَلِ نَفْسِهِ، فَلَمَّا رَآهُ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - مُقْبِلًا، قَالَ: " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، إِنَّ بَيْنَ عَيْنَيْهِ سَفْعَةً مِنَ الشَّيْطَانِ ". فَلَمَّا وَقَفَ عَلَى الْمَجْلِسِ، قَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " أَقُلْتَ فِي نَفْسِكَ حِينَ وَقَفْتَ عَلَى الْمَجْلِسِ: لَيْسَ فِي الْقَوْمِ خَيْرٌ مِنِّي؟ ". قَالَ: نَعَمْ، ثُمَّ انْصَرَفَ فَأَتَى نَاحِيَةً مِنَ الْمَسْجِدِ فَخَطَّ خَطًّا بِرِجْلِهِ، ثُمَّ صَفَّ كَعْبَيْهِ فَقَامَ يُصَلِّي، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " أَيُّكُمْ يَقُومُ إِلَى هَذَا فَيَقْتُلُهُ؟ ". فَقَامَ أَبُو بَكْرٍ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " أَقَتَلْتَ الرَّجُلَ؟ " فَقَالَ: وَجَدْتُهُ يُصَلِّي فَهِبْتُهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " أَيُّكُمْ يَقُومُ إِلَى هَذَا فَيَقْتُلُهُ؟ " فَقَالَ عُمَرُ: أَنَا، وَأَخَذَ السَّيْفَ فَوَجَدَهُ يُصَلِّي فَرَجَعَ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - لِعُمَرَ: " أَقَتَلْتَ الرَّجُلَ؟ ". فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَجَدْتُهُ يُصَلِّي فَهِبْتُهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: أَيُّكُمْ يَقُومُ إِلَى هَذَا فَيَقْتُلُهُ؟ ". قَالَ عَلِيٌّ: أَنَا، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " أَنْتَ لَهُ إِنْ أَدْرَكْتَهُ ". فَذَهَبَ عَلِيٌّ فَلَمْ يَجِدْهُ، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " أَقَتَلْتَ الرَّجُلَ؟ ". قَالَ: لَمْ أَدْرِ أَيْنَ سَلَكَ مِنَ الْأَرْضِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " إِنَّ هَذَا أَوَّلُ قَرْنٍ خَرَجَ فِي أُمَّتِي ". قَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " لَوْ قَتَلْتَهُ - أَوْ قَتَلَهُ - مَا اخْتَلَفَ فِي أُمَّتِي اثْنَانِ، إِنَّ بَنِي إِسْرَائِيلَ تَفَرَّقُوا عَلَى إِحْدَى وَسَبْعِينَ فِرْقَةً، وَإِنَّ هَذِهِ الْأُمَّةَ - يَعْنِي أُمَّتَهُ - سَتَفْتَرِقُ عَلَى ثِنْتَيْنِ وَسَبْعِينَ فِرْقَةً، كُلُّهَا فِي النَّارِ إِلَّا فِرْقَةً وَاحِدَةً ". قُلْنَا: يَا نَبِيَّ اللَّهِ، مَنْ تِلْكَ الْفِرْقَةُ؟ قَالَ: " الْجَمَاعَةُ» ". قَالَ يَزِيدُ الرَّقَاشِيُّ: فَقُلْتُ لِأَنَسٍ: يَا أَبَا حَمْزَةَ، فَأَيْنَ الْجَمَاعَةُ؟ قَالَ: مَعَ أُمَرَائِكُمْ مَعَ أُمَرَائِكُمْ

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanında Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber savaşan bir adam vardı. Savaştan dönüp bineğinden inince Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in mescidine gidip namaz kılmaya başlar ve namazını uzatırdı. Bundan dolayı Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından bir kısmı bu adamın kendilerinden daha faziletli olduğunu düşünmeye başladılar. Bir gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabı arasında oturmuşken yanlarından geçti. Ashabından biri: “Ey Allah’ın rasulü! İşte bu o adamdır” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu çağırdı (ya da adam kendiliğinden yanlarına geldi) Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onun yanlarına geldiğini görünce: “Nefsim elinde bulunana yemin ederim ki bu adamın iki gözü arasında şeytanın tesiriyle bir karalık vardır” buyurdu. Adam, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in meclisine gelince Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona: “Meclisimin karşısında durduğun zaman içinden: “Bu mecliste benden daha hayırlı kimse yoktur” dedin mi?” diye sordu. Adam: “Evet” dedikten sonra Mescid’in bir tarafına gidip ayağıyla bir çizgi çizdi ve ayaklarını o çizgi hizasına koyup namaz kılmaya başladı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Hanginiz kalkıp bu adamı öldürecek?” diye sordu. Ebu Bekr radıyallahu anh kalktı. Dönünce Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu öldürdün mü?” diye sordu. Ebu Bekr radıyallahu anh: “Onu namaz kılar halde buldum. Onu öldürmekten çekindim” dedi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem tekrar: “Hanginiz kalkıp onu öldürecek?” diye sordu. Ömer radıyallahu anh: “Ben” dedi ve kılıcını alıp gitti. Ama aynı şekilde adamı namaz kılar halde bulunca geri döndü. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ömer radıyallahu anh’e: “Adamı öldürdün mü?” diye sordu. Ömer radıyallahu anh de: “Onu namaz kılar halde buldum. Onu öldürmekten korktum” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem tekrar: “Hanginiz kalkıp bu adamı öldürecek?” dedi. Ali radıyallahu anh: “Ben” deyince Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ona yetişirsen sen öldürebilirsin” buyurdu. Nihayet Ali radıyallahu anh gitti fakat adamı bulamadı.  Geri dönünce Nebî sallallahu aleyhi ve sellem: “Adamı öldürdün mü?” diye sordu. Ali radıyallahu anh: “Yeryüzünde ne tarafa gittiğini bilemedim” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz bu şahıs, ümmetim arasında çıkacak ilk fitnedir! Onu öldürseydin (veya biri öldürseydi) iki arasında anlaşmazlık çıkmazdı. Şüphe yok ki İsrailoğulları yetmiş bir fırkaya ayrıldılar. Bu ise yetmiş iki fırkaya ayrılacaktır. Bir fırka dışında kalan bütün fırkalar cehenneme gidecektir.” Biz: “Ey Allah’ın rasulü! Kurtulan fırka kimlerdir?” diye sordum. “el-Cemaattir” buyurdu.”
Ravi Yezid er-Rakkaşî dedi ki: Enes radıyallahu anh’e: “Ey Ebu Hamza! El-Cemaat nerededir?” diye sordum. Dedi ki: “Yöneticilerinizle beraberdir, yöneticilerinizle beraberdir.”
Heysemi, Mecmau’z-Zevaid’de (no: 10401) dedi ki: “Ebu Ya’la (no:4127) rivayet etmiştir. Cumhur Yezid er-Rakaşî’yi zayıf saymıştır. Onun sika sayılmasında leyyinlik (ihtilaf) vardır. Diğer ravileri sahihin ricalidir. Bundan önceki Ebu Bekra ve Ebu Said radıyallahu anhuma’nın hadisiyle birlikte sahih olmaktadır.”
Derim ki: Yezid b. Eban er-Rakaşî salih, abid bir zat olup, ibadetlerle meşguliyeti kendisini hadisleri iyi ezberlemekten alıkoymuş ve rivayetlerinde çokça hata yaptığından muhaddislerin geneli onu zayıf saymışlardır. Yezid’in zayıflığı adaletiyle ilgili değil, ezberiyle ilgili olduğundan, onun rivayetleri hafif zayıflardandır. Yani şahit getirmeye ve mutabaata elverişlidir. Heysemi’nin de dediği gibi bu konuda gelen şahit rivayetler ile az sonra gelecek olan mutabi rivayetler bu metni de güçlendirmektedir. Hadis en azından sahih ligayrihi derecesindedir. Allah en iyi bilendir.

5- Enes b. Malik radıyallahu anh’den:

«كَانَ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - رَجُلٌ يُعْجِبُنَا تَعَبُّدُهُ وَاجْتِهَادُهُ، فَذَكَرْنَاهُ لِرَسُولِ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - بِاسْمِهِ فَلَمْ يَعْرِفْهُ، وَوَصَفْنَاهُ بِصِفَتِهِ فَلَمْ يَعْرِفْهُ، فَبَيْنَا نَحْنُ نَذْكُرُهُ إِذْ طَلَعَ الرَّجُلُ، قُلْنَا: هَا هُوَ ذَا. قَالَ: " إِنَّكُمْ لَتُخْبِرُونِي عَنْ رَجُلٍ إِنَّ عَلَى وَجْهِهِ سَفْعَةً مِنَ الشَّيْطَانِ ". فَأَقْبَلَ حَتَّى وَقَفَ عَلَيْهِمْ، وَلَمْ يُسَلِّمْ، فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " نَشَدْتُكَ بِاللَّهِ، هَلْ قُلْتَ حِينَ وَقَفْتَ عَلَى الْمَجْلِسِ: مَا فِي الْقَوْمِ أَحَدٌ أَفْضَلُ مِنِّي؟ " قَالَ: اللَّهُمَّ نَعَمْ، ثُمَّ دَخَلَ يُصَلِّي. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " مَنْ يَقْتُلُ الرَّجُلَ؟ "، فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ: أَنَا، فَدَخَلَ عَلَيْهِ، فَوَجَدَهُ قَائِمًا يُصَلِّي، فَقَالَ: سُبْحَانَ اللَّهِ! أَقْتُلُ رَجُلًا يُصَلِّي، وَقَدْ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - عَنْ قَتْلِ الْمُصَلِّينَ؟ فَخَرَجَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ: " مَا فَعَلْتَ؟ ". قَالَ: كَرِهْتُ أَنْ أَقْتُلَهُ وَهُوَ يُصَلِّي، وَقَدْ نَهَيْتَ عَنْ قَتْلِ الْمُصَلِّينَ. قَالَ عُمَرُ: أَنَا، فَدَخَلَ فَوَجَدَهُ وَاضِعًا وَجْهَهُ، فَقَالَ عُمَرُ: أَبُو بَكْرٍ أَفْضَلُ مِنِّي. فَخَرَجَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " مَهْ؟ " قَالَ: وَجَدْتُهُ وَاضِعًا وَجْهَهُ فَكَرِهْتُ أَنْ أَقْتُلَهُ. فَقَالَ: " مَنْ يَقْتُلُ الرَّجُلَ؟ ". فَقَالَ عَلِيٌّ: أَنَا. فَقَالَ: " أَنْتَ إِنْ أَدْرَكْتَهُ ". قَالَ: فَدَخَلَ عَلَيْهِ، فَوَجَدَهُ قَدْ خَرَجَ، فَرَجَعَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - فَقَالَ: " مَهْ ". قَالَ: مَا وَجَدْتُهُ. قَالَ: " لَوْ قُتِلَ مَا اخْتَلَفَ فِي أُمَّتِي رَجُلَانِ، كَانَ أَوَّلَهُمْ وَآخِرَهُمْ» ". قَالَ مُوسَى: سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ كَعْبٍ يَقُولُ: هُوَ الَّذِي قَتَلَهُ عَلِيٌّ، ذُو الثِّدْيَةِ

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanında ibadeti ve gayreti hoşumuza giden bir adam vardı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ondan bahsettik, fakat onu tanımadı. Vasıflarını anlattık, yine tanımadı. Ondan bahsederken adam çıkageldi. “İşte şu adam” dedik. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Siz bana yüzünde şeytandan bir karalık bulunan birini anlatıyorsunuz” dedi. Adam gelip başlarında durdu ve selam vermedi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ona: “Allah için sana soruyorum; meclisimin karşısında durduğun zaman içinden: “Bu mecliste benden daha faziletli ve daha hayırlı kimse yoktur” dedin mi?” diye sordu. Adam: “Evet” dedikten sonra geçip namaz kılmaya başladı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Bu adamı kim öldürür?” dedi. Ebu Bekr radıyallahu anh: “Ben” dedi Adamın yanına gidince namaz kılmakta olduğunu gördü. Ebu Bekr radıyallahu anh: “Subhanallah! Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem namaz kılanları öldürmeyi yasakladığı halde namaz kılan bir adamı nasıl öldürürüm?” deyip çıktı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ne yaptın?” diye sorunca: “Sen namaz kılanları öldürmeyi yasakladığın halde namaz kılarken onu öldürmeyi uygun bulmadım” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Bu adamı kim öldürür?” diye sordu. Ali radıyallahu anh: “Ben” dedi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ona yetişirsen öldürürsün” dedi. Nitekim Ali radıyallahu anh gidince adam çıkıp gitmişti. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına dönünce “Ne yaptın?” diye sordu. Ali radıyallahu anh: “Çıkıp gitmiş” dedi. Bunun üzerine Nebî sallallahu aleyhi ve sellem: “Bu adam öldürülseydi ümmetimden iki kişi arasında ihtilaf çıkmazdı. Bu adam (ihtilaf çıkaranların) ilki ve sonuncusu olurdu” buyurdu.”

Musa b. Ubeyde dedi ki: “Muhammed b. Ka’b’ın: “Bu adam, Ali radıyallahu anh’ın (Nehrevan’da) öldürdüğü Zu’s-Sudeyye adlı kişidir” dediğini işittim.”

Bu hadisi Ebu Ya’la (no:90 ve 4143) Darekutni (2/398) İbn Batta el-İbane (41) Hakîm et-Tirmizi, Nevadiru’l-Usul (249) Mervezi Tazimu Kadri’s-Salat (330) Acurri, eş-Şeria (50) rivayet etmiştir. Musa b. Ubeyde er-Rabazi hakkında ihtilaf edilen ve çoğunluğun zayıf gördüğü bir ravidir. Onun da zayıflığı adaleti yönünden değil, hıfzı yönündendir. Yani şahit ve mutabi olarak gelebilecek bir rivayettir. Yezid er-Rakaşi’nin rivayetine mutabaata elverişlidir. Yine bu isnadda Hud b. Ata da meçhulu’l-haldir.

6- Enes b. Malik radıyallahu anh’den:

ذُكِرَ رَجُلٌ لِرَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَهُ نِكَايَةٌ فِي الْعَدُوِّ وَاجْتِهَادٌ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَا أَعْرِفُ هَذَا»، قَالَ: بَلْ نَعْتُهُ كَذَا وَكَذَا، قَالَ: «مَا أَعْرِفُهُ»، فَبَيْنَمَا نَحْنُ كَذَلِكَ إِذْ طَلَعَ الرَّجُلُ فَقَالَ: هُوَ هَذَا يَا رَسُولَ اللَّهِ، قَالَ: «مَا كُنْتُ أَعْرِفُ هَذَا، هَذَا أَوَّلُ قَرْنٍ رَأَيْتُهُ فِي أُمَّتِي، إِنَّ فِيهِ لَسَفْعَةً مِنَ الشَّيْطَانِ»، فَلَمَّا دَنَا الرَّجُلُ سَلَّمَ فَرَدَّ عَلَيْهِ السَّلَامَ، فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَنْشُدُكَ بِاللَّهِ هَلْ حَدَّثْتَ نَفْسَكَ حِينَ طَلَعْتَ عَلَيْنَا أَنْ لَيْسَ فِي الْقَوْمِ أَحَدٌ أَفْضَلَ مِنْكَ؟»، قَالَ: اللَّهُمَّ نَعَمْ، قَالَ: فَدَخَلَ الْمَسْجِدَ فَصَلَّى، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لِأَبِي بَكْرٍ: «قُمْ فَاقْتُلْهُ»، فَدَخَلَ أَبُو بَكْرٍ فَوَجَدَهُ قَائِمًا يُصَلِّي، فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ فِي نَفْسِهِ: إِنَّ لِلصَّلَاةِ حُرْمَةً وَحَقًّا، وَلَوْ أَنِّي اسْتَأْمَرْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَجَاءَ إِلَيْهِ، فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَقَتَلْتَهُ؟» قَالَ: لَا، رَأَيْتُهُ يُصَلِّي، وَرَأَيْتُ لِلصَّلَاةِ حُرْمَةً وَحَقًّا، وَإِنْ شِئْتَ أَنْ أَقْتُلَهُ قَتَلْتُهُ، قَالَ: «لَسْتَ بِصَاحِبِهِ، اذْهَبْ أَنْتَ يَا عُمَرُ فَاقْتُلْهُ»، فَدَخَلَ عُمَرُ الْمَسْجِدَ فَإِذَا هُوَ سَاجِدٌ فَانْتَظَرَهُ طَوِيلًا ثُمَّ قَالَ فِي نَفْسِهِ: إِنَّ لِلسُّجُودِ حَقًّا، وَلَوْ أَنِّي اسْتَأْمَرْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَدِ أَسْتَأْمَرَهُ مَنْ هُوَ خَيْرٌ مِنِّي، فَجَاءَ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: «أَقَتَلْتَهُ؟» قَالَ: لَا، رَأَيْتُهُ سَاجِدًا، وَرَأَيْتُ لِلسُّجُودِ حَقًّا، وَإِنْ شِئْتَ أَنْ أَقْتُلَهُ قَتَلْتُهُ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَسْتُ بِصَاحِبِهِ، قُمْ يَا عَلِيُّ أَنْتَ صَاحِبُهُ إِنْ وَجَدْتَهُ»، فَدَخَلَ فَوَجَدَهُ قَدْ خَرَجَ مِنَ الْمَسْجِدِ، فَرَجَعَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: «أَقَتَلْتَهُ؟» قَالَ: لَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَوْ قُتِلَ الْيَوْمَ مَا اخْتَلَفَ رَجُلَانِ مِنْ أُمَّتِي حَتَّى يَخْرُجَ الدَّجَّالُ»

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e cihadda düşmana karşı atılgan ve gayretli bir adamdan bahsedildi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu tanımıyorum” dedi. Daha başka özelliklerini anlattılar. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu tanımıyorum” dedi. Biz bu haldeyken adam çıkageldi. “İşte bu adam ey Allah’ın rasulü!” dedik. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Bunu tanımıyordum. Bu adam ümmetimde gördüğüm ilk boynuzdur. Onda şeytandan bir karalık var” buyurdu. Adam yaklaşınca selam verdi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem selamını aldı ve ona: “Allah için söyle, karşımıza çıktığında bu toplulukta benden hayırlısı yok diye içinden geçirdin mi?” dedi. Adam: “Evet” dedi ve mescide girip namaza durdu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ebu Bekr radıyallahu anh’e: “Kalk ve onu öldür” dedi. Ebu Bekr radıyallahu anh mescide girdi ve onu ayakta namaz kılarken gördü. Kendi kendine: “Muhakkak ki namazın bir hürmeti ve hakkı vardır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e tekrar sorsam iyi olur” diye düşündü ve geri geldi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu öldürdün mü?” diye sordu. Ebu Bekr radıyallahu anh: “Hayır. Onu namaz kılarken gördüm ve namazın bir hakkının, bir hürmetinin olduğunu düşündüm. Öldürmemi istersen öldüreyim” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu sen yapamayacaksın. Sen git ey Ömer ve onu öldür” buyurdu. Ömer radıyallahu anh mescide girdiğinde adam secdede idi. Onu uzun süre bekledi, sonra kendi kendine: “Muhakkak ki secdelerin bir hakkı vardır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e danışsam, benden daha hayırlı olan da danışmıştı” dedi ve Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu öldürdün mü?” dedi. Ömer radıyallahu anh: “Hayır, onu secde ederken buldum ve secdelerin hakkı olduğunu düşündüm. Öldürmemi istersen öldüreyim” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu sen de yapamayacaksın. Ey Ali kalk, onu bulursan bunu sen yapabilirsin” dedi. Ali radıyallahu anh mescide girdiğinde adam mescidden çıkmıştı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geri geldi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu öldürdün mü?” dedi. Ali radıyallahu anh: “Hayır” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şayet o bugün öldürülseydi Deccal çıkıncaya kadar ümmetimden iki kişi ihtilaf etmeyecekti.” Sonra yetmiş üç fırka ile ilgili hadisi zikretmiştir.

Bunu Ebû Ya'lâ (no: 3668) Ebû Nuaym Hilye (3/226) Acurri eş-Şeria (49) rivayet etmiştir. İsnadında Ebu Maşer hafıza bakımından zayıf görülen bir ravidir. Ancak bu isnad şahit ve mutabaata elverişlidir. Hadis hasen ligayrihidir.

7- Bezzar (14/60); İbrahim b. Abdillah b. Muhammed el-Kufi – Abdurrahman b. Şureyk – babası (Şureyk) – el-A’meş – Ebu Sufyan (Talha b. Nafi) – Enes b. Malik radıyallahu anh isnadıyla rivayet ediyor:

{كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - حَتَّى أَقْبَلَ رَجُلٌ حَسَنَ السَّمْتِ- ذَكَرُوا مِنْ أَمْرِهِ أَمْرًا حَسَنًا- فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ- صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: إِنِّي لَأَرَى عَلَى وَجْهِهِ سَفْعَةً مِنَ النَّارِ. فَلَمَّا انْتَهَى فَسَلَّمَ، قَالَ النَّبِيُّ- صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: بِاللَّهِ حَيْثُ ذَكَرَ كَلِمَةً أَحْسَبُهُ قَالَ: - قُلْتَ فِي نَفْسِكِ- أَوَ تَرَى فِي نَفْسِكِ- أَنَّكَ أَفْضَلُ الْقَوْمِ؟ قَالَ: نَعَمْ. قَالَ: فَلَمَّا ذَهَبَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ- صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: أَنَّهُ قَدْ طَلَعَ- أَحْسَبُهُ قَالَ: - قَوْمُ هَذَا وَأَصَحَابِهِ مِنْهُمْ. قَالَ أَبُو بَكْرٍ: أَفَلَا أَقْتُلُهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: بَلَى. فَانْطَلَقَ أَبُو بَكْرٍ فَوَجَدَهُ فِي الْمَسْجِدِ يُصَلِّي، فَرَجَعَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - فَقَالَ: إِنِّي وَجَدْتُهُ يُصَلِّي فَلَمْ أَسْتَطِعْ أَنْ أَقْتُلَهُ. قَالَ عُمَرُ: أَفَلَا أَقْتُلُهُ؟ قال: بلى. قال: وانطلق عُمَرُ، فَوَجَدَهُ فِي الْمَسْجِدِ يُصَلِّي، فَرَجَعَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - فقال: إِنِّي وَجَدْتُهُ يُصَلِّي فَلَمْ أَسْتَطِعْ أَنْ أَقْتُلَهُ. فَقَالَ عَلِيٌّ: أَفَلَا أَقْتُلُهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ فَقَالَ: بَلَى، أَنْتَ تَقْتُلُهُ إِنْ وَجَدْتَهُ. فَانْطَلَقَ عَلِيٌّ فَلَمْ يَجِدْهُ}

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında idik. Güzel gidişatlı bir adam yönelip geldi – onun hakkında güzel şeyler anlatmışlardı – Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Muhakkak ben onun yüzünde bir cehennem karalığı görüyorum” dedi. Adam yaklaşınca selam verdi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Allah için söyle ki, içinden bu topluluğun en üstünü olduğunu geçirdin mi?” Adam: “Evet” dedi. O gidince Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Bir kavim (hariciler) ortaya çıkmıştır. Bu ve arkadaşları da onlardandır” buyurdu. Ebu Bekr radıyallahu anh: “Onu öldürmeyeyim mi ey Allah’ın rasulü!” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Evet, öldür” dedi. Ebu Bekr radıyallahu anh gitti ve onu mescidde namaz kılarken buldu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geri döndü ve: “Onu namaz kılarken buldum, öldüremedim” dedi. Ömer radıyallahu anh: “Ben öldürmeyeyim mi?” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Evet, öldür” buyurdu. Ömer radıyallahu anh gitti ve onu mescidde namaz kılarken buldu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e döndü ve: “Onu namaz kılarken buldum ve öldüremedim” dedi. Ali radıyallahu anh: “Onu ben öldürmeyeyim mi?” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Evet, eğer onu bulursan sen öldürürsün” dedi. Ali radıyallahu anh gitti fakat onu bulamadı.”

İsnadında Kadı Şureyk b. Abdillah en-Nehai vardır. O saduk bir ravi olup sonradan hafızası karışmıştır. Hafız İbn Hacer Abdurrahman b. Şureyk hakkında: “Saduk, hata eder” demiştir. Bu tarik de şahit ve mutabaat için kuvvetlidir.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyk" (İbn Bişrân Emâlî, 291, Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)

Cevâmiu'l-Kelîm Programı