Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Neşidler

Neşidler: Okuyan: Ebu Ali Sözler: Ebu Muaz

Ders Programı (Yeni Program)

* Çarşamba Akşamları Saat: 22:00 Ankara Daru's-Sunne Mescid'inde Bizden Olmayanlar Şerhi (İnspeak'te canlı olarak yayınlanmaktadır)

* Cumartesi Akşamları Saat: 22:00 Riyâzu's-Sâlihîn Şerhi (İnspeak'te canlı yayın)
* Pazar Saat: 17:00 ile 23:00 arası Ankara Daru's-Sunne Mescid'inde Kıraat, Tecvid, Arapça ve "Sahih Tefsir" dersi

Daru's-Sunne Mescidi: Akşemseddin Mh. Doğukent Cd. No: 248/14 Mamak/Ankara

* İnspeak'te Daru's-Sunne odasında eski sohbet kayıtları her gün gündüzleri yayınlanmaktadır


2 Temmuz 2015 Perşembe

Farklı Zamanlarda Öğle ve İkindi Vakitleri


El-Lecnetu’d-Daime 7550 no’lu fetva

Tercüme: Ebu Muaz

Soru: “Öğle ve ikindi namazlarının vakitleri nasıldır? Mesela kış vakti gölge Mali Cumhuriyeti’nin vaktine göre saat on iki’de beş ayak boyu oluyor. Böyle bir vakitte öğle ve ikindi vakitleri nasıl olur? Yazın ise gölge ayaktan daha kısa oluyor ve sene boyunca vakitler bize karışık geliyor. Bu yüzden size öğle ve ikindi vakitleri hususunda bizi aydınlatmanız için bu soruyu gönderiyoruz.”

Cevap: Din bize namazların vakitlerinin kevni alametlerini asırlar ve mekanları kuşatacak şekilde, değişmeyen kayıtlarla beyan etmiştir. Bize öğle vaktinin zeval vaktinde başladığını açıklamıştır. Yani güneş semanın ortasından batı yönüne doğru meylettiği zaman başlar. O anda her şeyin gölgesi, zevalden önce batıda iken, doğuya doğru uzamaya başlar. Öğlenin vakti, ikindi vaktinin girmesiyle biter. Zeval vaktindeki gölgenin miktarı kışın olduğu gibi uzun olsa da, yazın olduğu gibi kısa olsa da fark etmez.

Yine din bize ikindi vaktinin; zeval anında mevcut olan gölge; ister uzun olsun, ister kısa olsun, bu gölgeden sonra her şeyin gölgesinin bir misli olduğu zaman başladığını açıklamıştır.

Nitekim âlimler her insanın boyunun kendi ayağıyla yedi adım olduğunu zikretmişlerdir. Buna göre ikindi vakti, zeval anındaki gölgene ek olarak gölge boyunun senin adımınla yedi adım olduğu zaman başlar. Hangi mekân ve hangi zamanda olsan, yaz kış bu değişmez. (yani değişen zeval anındaki gölge boyudur - mütercim -) İkindi vaktinin bitişi ise güneşin batışıdır. Başarı Allah’tandır. Allah’ın salat ve selamı nebimiz Muhammed’e ailesine ve ashabı üzerine olsun.”

İlmî Araştırmalar ve Fetva Daimi Komisyonu

Başkan: Abdulaziz b. Abdillah b. Baz

Başkan yardımcısı: Abdurrazzak Afifî

Üyeler: Abdullah b. Kuud, Abdullah b. Gudeyyan

Güneşin Erken Kaybolduğu Mıntıkalarda İkindi Namazı Ne Zaman Kerahete Girer?

Naslardan ve icmadan açıkça bilindiği gibi güneşin ufukta kaybolması ile akşam vakti girer.  Bazen aynı yerleşim yerinin farklı bölgelerinde güneşin farklı saatlerde battığı gözlemlenmektedir. Yüksek bir yerin yamacında olan kimsenin ufukta güneşin kayboluşunu görmesi, yüksek yerlerde bulunanların ise hala güneşi görmeye devam etmeleri gibi.
Son asırda Şia taraftarları "Vahhabiler erken iftar ediyor" diyerek yaygara yapmışlar, sünnetle amel edenleri suçlamak istemişlerdir. Hatta bid'at ehlinin hocalarından Hasen es-Sekkaf: "Sahihayn hadisi bile olsa Kur'ân'ın zahirine aykırı olan hadisleri duvara vururuz" deme küstahlığında bulunmuş, Buhari ve Muslim'in İbn Ebi Evfa radıyallahu anh'den yaptıkları rivayeti reddetmiştir. Bu rivayeti daha önceki yazılarda zikretmiştim. Aralarında ilim ehlinden kimselerin bulunduğu diğer bazıları da zayıf bir şüphe atarak: "Gecenin başlaması, güneşin şehre ve binalara vuran ışığının kaybolması" gibi şartlar zikretmişlerdir. Lakin bunların hiçbirinin vahiyden delili olmadığı gibi, vahiyde gelen delile de aykırıdır. Bu delilleri daha önce zikretmiştim. Şeyh el-Elbani'nin fetvasının tercümesinde de tatmin edici açıklama mevcuttur.
Nasların delalet ettiği ve ümmetin selefinin icma ettiği; "Bid'at ve hevâ ehlinden teberri etme gereği"ne defalarca uyarı yaptığımız halde, sermayesi "yalan", "saptırma" ve "delilsiz karalama"dan ibaret olan hevâ ehliyle irtibatı kesmeyen, dinini ciddiye almayan bazı kimseler, sünnet düşmanlarına, sünnet ehlini karalamak için yeni bir malzeme daha vermişler, "erken oruç açıyorlar" söylentilerini yaymışlardır. Bu gece dünkü geceye ne kadar benziyor! Bizden önceki sünnet ehli nelerle karalanmışsa elbette bizler de benzerlerine muhatap olacağız. "Sabredenleri müjdele!"
Bu yazıyı yazmamın sebebi ise bid'at ehline cevap yetiştirmek değil, sünnet ehli kardeşlerimizin zihinlerine takılan bir meselede şüpheyi bertaraf etmektir.
Yükseltilerin yamaçları gibi bölgelerde güneşin erken, hatta düzlük yerlere göre çok daha erken battığını söylemiştik. Şer'î vakit için akşam vaktine güneşin ufukta kaybolmasından başka bir ölçü yoktur. Müslümanlar bulundukları yerde ufku görmelerine rağmen, yüksek dağlara tepelere çıkıp güneşin peşinden takip etmekle de emrolunmamışlardır. Allah'a hamd olsun.
Lakin mesela düzlük bölgelere göre bir ya da iki saat önce güneşin batışının gözlemlendiği yerlerde ikindi namazının kerahet vakti bulunması gerekmiyor mu?
Zira İbn Sirin, Malik, Şafii ve İshak güneşin sararmasını kerahet vakti olarak değerlendirmişlerdir. İbnu’l-Munzir Re’y ehlinden de bu görüşü nakletmiş, İbn Receb: “Bazı ashabımız (Hanbeliler) bu görüştedir” demiştir. Bu konuda İmam Ahmed’den iki rivayet vardır demiştir.
Şureyh, birisini güneş sararmışken namaz kılarken görünce “Onu namaz kılmaktan yasaklayın. Zira bu vakit namaz kılmanın helal olmadığı vakittir” demiştir.
Bu şüpheye hadislerde cevap varid olmuştur:
İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
وَإِذَا غَابَ حَاجِبُ الشَّمْسِ فَأَخِّرُوا الصَّلاَةَ حَتَّى تَغِيبَ

“...Güneşin (alt) kaşı kaybolduğu zaman tamamen kayboluncaya kadar namazı erteleyin” (Buhari (583) Muslim (828, 829) Nesâî Sunenu'l-Kubrâ (1562)
Bu hadise göre güneş batmaya başladığı zaman tamamen kayboluncaya kadar kerahet vakti söz konusudur.
Ukbe b. Amir radıyallahu anh’den gelen üç vakitte namazın yasaklanması Muslim’de şu lafızla gelmiştir:

وَحِينَ تَضَيَّفُ الشَّمْسُ لِلْغُرُوبِ حَتَّى تَغْرُبَ

“… ve güneş batmaya meyledince batıncaya kadar namazı yasakladı.” Muslim (831)
İmam Ahmed’in Ka’b b. Murre – veya Murre b. Ka’b’dan – rivayetinde Nebî sallallahu aleyhi ve sellem güneşin zevalinden sonra şöyle buyurdu:

ثُمَّ الصَّلَاةُ مَقْبُولَةٌ حَتَّى تَكُونَ الشَّمْسُ قِيدَ رُمْحٍ أَوْ رُمْحَيْنِ، ثُمَّ لَا صَلَاةَ حَتَّى تَغْرُبَ الشَّمْسُ

“…Sonra güneş bir veya iki mızrak boyunda oluncaya kadar namaz makbuldür. sonra  güneş batıncaya kadar namaz yoktur.” (Ahmed 4/321) Abdurrazzak (2/424) Ehadisu Serî b. Yahya (no:120)

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Orucu Geceye Kadar Tamamlamanın Anlamı


Reşid Rıda, Tefsiru'l-Menar'da (2/143) şöyle demiştir:
(ثُمَّ أَتِمُّوا الصِّيَامَ إِلَى اللَّيْلِ) فُهِمَ مِنْ غَايَةِ وَقْتِ الْأَكْلِ وَالشُّرْبِ فِي الْجُمْلَةِ السَّابِقَةِ مَبْدَأُ الصِّيَامِ. وَذَكَرَ فِي هَذِهِ غَايَتَهُ وَهِيَ ابْتِدَاءُ اللَّيْلِ بِغُرُوبِ قُرْصِ الشَّمْسِ وَمَا يَلْزَمُهُ مِنْ ذَهَابِ شُعَاعِهَا عَنْ جُدْرَانِ الْبُيُوتِ وَالْمَآذِنِ، وَلَا يَلْزَمُ أَهْلَ الْأَغْوَارِ وَالْقِيعَانِ ذَهَابُ شُعَاعِهَا عَنْ شَنَاخِيبِ الْجِبَالِ الْعَالِيَةِ بَعِيدَةً كَانَتْ أَوْ قَرِيبَةً، وَإِنَّمَا الْعِبْرَةُ بِمَغِيبِ الشَّمْسِ فِي أُفُقِهِمُ الَّذِي يَتْلُوهُ إِقْبَالُ اللَّيْلِ. قَالَ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: ((إِذَا أَدْبَرَ النَّهَارُ وَأَقْبَلَ اللَّيْلُ وَغَابَتِ الشَّمْسُ فَقَدْ أَفْطَرَ الصَّائِمُ)) مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ. وَزَادَ فِيهِ الْبُخَارِيُّ ((مِنْ هَاهُنَا)) عِنْدَ ذِكْرِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْإِشَارَةِ إِلَى الْمَغْرِبِ وَالْمَشْرِقِ، وَلِلْمَبَانِي الْعَصْرِيَّةِ الشَّامِخَةِ فِي بِلَادِ أَمْرِيكَا حُكْمُهَا فِي ذَلِكَ. وَأَنْتَ تَرَى أَنَّ هَذَا التَّحْدِيدَ جَاءَ بِأُسْلُوبِ الْإِطْنَابِ ; لِأَنَّهُ بَيَانٌ لِلْإِجْمَالِ بَعْدَ وُقُوعِ الْخَطَأِ فِيهِ، وَإِنَّمَا أَخَّرَ الْبَيَانَ إِلَى وَقْتِ الْحَاجَةِ إِلَيْهِ لِيَكُونَ أَوْقَعَ فِي النَّفْسِ، وَأَظْهَرَ فِي رَحْمَةِ الشَّارِعِ
الْحَكِيمِ

"Sonra orucu geceye kadar tamamlayın" (Bakara 187)
Önceki cümledeki yeme ve içme vaktinin gayesinden orucun başlangıcı anlaşılmıştı. Burada da gaye; güneşin yuvarlağının batışı ile gecenin başlangıcı olduğudur. Evlerin duvarlarından ve yüksek yerlerden güneş ışınlarının gitmesi (kaybolması) şart değildir. Yine ovada ve alçak bölgelerde, yakındaki veya uzaktaki yüksek dağların üzerinde güneş ışınlarının kaybolması da şart değildir. Gecenin gelişi için yalnızca güneşin kendi ufuklarında kaybolması yeterlidir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Gündüz şuradan gidip, gece şuradan geldiğinde ve güneş kaybolduğunda oruçlu iftar eder." Buhari ve Muslim rivayet etmişlerdir. Buhari'de "Şuradan" derken gece ve gündüzü anlattığı sırada doğuya ve batıya işaret ettiği geçer. Amerika ülkelerinde modern yüksek binalar için de aynı hüküm geçerlidir.
Burada sınırlamanın itnab (ayrıntılı açıklama) üslubu ile geldiğini görüyorsun. Çünkü bu önce hatalı anlaşılan kapalı cümlenin beyanıdır. Beyanın ihtiyaç anına kadar ertelenmesi gönüle daha iyi etki eder ve hikmetli şeriat koyucunun rahmetini daha çok ortaya çıkarır."  

Sahabe İftar İçin Ezanı Beklemezdi

Humeyd (et-Tavil) şöyle dedi:
كُنَّا عِنْدَ أَنَسٍ، وَكَانَ صَائِمًا " فَدَعَا بِعَشَائِهِ، فَالْتَفَتَ ثَابِتٌ يَنْظُرُ إِلَى الشَّمْسِ وَهُوَ يَرَى أَنَّ الشَّمْسَ لَمْ تَغِبْ، فَقَالَ أَنَسٌ لِثَابِتٍ: لَوْ كُنْتَ عِنْدَ عُمَرَ لَأَحْفَظَكَ
"Enes radıyallahu anh'ın yanında idik.  O oruçlu idi. Akşam yemeğini istedi. Sabit (el-Bunânî) hemen güneşe bakmaya kalktı. Güneşin kaybolmamış olduğunu görüyordu. Enes, Sabit'e dedi ki:
"Şayet Ömer (radıyallahu anh)'ın yanında olsaydın elbette seni yakalardı."
Firyâbî, Siyam (no:50) isnadı sahihtir.

Yine Humeyd şöyle dedi:
 
أَنَّهُ لَمْ يَكُنْ يَنْتَظِرُ الْمُؤَذِّنَ فِي الْإِفْطَارِ وَكَانَ يُعَجِّلُ الْفِطْرَ

"Enes radıyallahu anh iftarda müezzini beklemezdi. O iftarda acele ederdi."
Firyabi Sıyam (no:51) isnadı sahihtir.
 

30 Haziran 2015 Salı

Aynı Şehirde Farklı İftara Dair Hanefilerin Fetvaları

Fahruddin ez-Zeylâî, Tebyinu’l-Hakaik Şerhu Kenzi’d-Dekaik’te (1/321) şöyle demiştir: “el-Muhtasar sahibi Fakih Ebu Musa ed-Darir’den rivayet edildiğine göre İskenderiye’ye geldiğinde ona: "İskenderiye minaresine çıkan kimse uzun süre güneşi görmeye devam ediyor. Hâlbuki şehir halkına göre güneş batmış oluyor. Bu kimsenin iftar etmesi helal midir?” diye soruldu. O da:
“Hayır. Belde halkına ise iftar etmeleri helaldir. Çünkü her biri kendine göre muhataptır” dedi.
İbn Abidin Haşiye’sinde dedi ki: “el-Feyz’de şöyle denildi: “İskenderiye minaresi gibi yüksek bir yerde bulunan, kendisine göre güneş batmadıkça iftar edemez. Belde halkına gelince, onlara göre güneş batınca bu kimseden önce iftar ederler. Yine sabah namazı ve sahur hakkında da fecrin doğuşuna itibar edilir.” (Durru’l-Muhtar 2/420)

29 Haziran 2015 Pazartesi

Kadınların Mesciddeki Derslerden İstifade Etmesi - Şeyh el-Elbânî


Şeyh el-Elbani’ye şöyle soruldu: “Kadının namazı evinde mi, yoksa yakınındaki mescidde mi kılması daha faziletlidir?
Cevap: Faziletli olanı kadının evinde namaz kılmasıdır. Ancak mescidde ders veya vaaz varsa kadının bundan istifade etmek için mescidde namaz kılması daha faziletli olur. Ama sadece namaza gelince, evinde kılması daha faziletlidir. Yani evinde kılması, mescidde cemaatle namaz kılmasından üstündür. Mescidde ders veya vaaz varsa o zaman mescidde kılması daha üstündür.”
Silsiletu’l-Hedyi ve’n-Nur Kaset no: 4 fetva no: 2 dakika: 11:01

Zındıkların Cezasını Fertler Uygulayamaz - Şeyh el-Elbanî


Şeyh el-Elbânî’ye şöyle soruldu: “Allah Azze ve Celle’nin dinine ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine hakaret eden kimseye Allah’ın hükmü uygulanmıyorsa kişi kendisi bu azgınlardan birini öldürebilir mi?
El-Elbani: Onlar kimler?
Soran kişi: Modernistler. Allah’ın zatı hakkında, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünneti hakkında ve selefin tamamı hakkında eleştiri yapıyorlar.
Şeyh el-Elbani: Bu asırda mı?
Birisi dedi ki: “Falan şair ve ona tabi olanlar gibi kimseler. Aralarında arap olanlar da var.”
El-Elbani: Biliyorsun ki had cezalarını yönetici uygular. Fertlerden biri uygulamaz. Bugünkü yöneticiler Allah Azze ve Celle’nin had cezalarını uygulamaktan yüz çevirmişlerdir. Bunun anlamı had cezalarını fertlerin uygulaması demek değildir. Çünkü bu fitneye fitne katar. Eğer falan Müslüman had cezasını uygulamaya kalkarsa, had cezası uygulanan kişinin yakınları da ona saldırır. Böylece fitnelerin dairesi genişler. Bu yüzden Müslümanların her birinin Allah’ın indirdikleriyle hükmeden Müslüman devlet bulunması için gücü yettiği kadar çalışması gerekir. İşte o zaman bütün bu kötülükler gider. Bu da yakın bir zamanda olabilir.”
Rabig Fetvaları 4 nolu kaset soru no: 21 dakika: 28:54

Aynı Şehir İçinde İftar Vakitleri Farklı Olabilir - Şeyh el-Elbânî


Şeyh el-Elbânî rahimehullah Silsiletu’l-Ahadisi’s-Sahiha’da (2081 no’lu hadise not olarak) şöyle demiştir:
“Gerçekten üzücü şeylerden birisi de bugün insanların bu sünnete muhalefet ettiklerini görmemizdir. Zira onların çoğu güneşin battığını gözleriyle görüyorlar, buna rağmen beldenin ezanını işitinceye kadar iftar etmiyorlar. İki konuda cahildirler:
Birincisi: Ezan güneşin batışını gözlemleyerek değil, astronomik hesaplara göre okunmaktadır.
İkincisi: Aynı şehirde batış zamanı bölgeden bölgeye farklı olmaktadır. Bunun sebebi dağlar ve vadilerdir. Bazı insanlar görürüz ki güneşin battığını gördükleri halde iftar etmezler! Diğer bazıları da güneş batmamış ve görünüyor olduğu halde, sırf ezanı işittikleri için iftar ediyorlar! Allah yardımcımız olsun!”

İftarda Acele Etmek - Şeyh Rebi b. Hadi el-Medhalî


Allame Şeyh Rebi b. Hâdi el-Medhalî’ye şöyle soruldu: “Bazı gençler sırf güneş batmasıyla orucu açıyorlar, ezanı işitmeyi beklemiyorlar. Onlar mescidde bulunabiliyor ve yaşı büyük kimselerle tartışma çıkıyor. Nasihatiniz nedir?”
Cevap: Mücerred olarak güneşin batmasıyla iftar edenler sünnete isabet etmişlerdir. Bundan geciktirenler ise sünnete muhalefet etmiş sayılırlar. Lakin eğer bundan dolayı mefsedet, fitne, aykırılıklar ve oruç tutanların ecrini gideren sorunlar çıkıyorsa, duraklanır, insanlar takip edilir ve sünnet yayılır. Onlara apaçık hadisler beyan edilir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir yolculukta idi. Hizmetçisine: “İn de bize bulamaç hazırla” buyurdu. Yani su ile yapılan karışım yap.  Biz bunun sevik bulamacı olduğunu düşünüyoruz. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona sevik bulamacı hazırlamasını söyledi. O da: “Ey Allah’ın rasulü! Gündüz hala üzerinde” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İn de bize bulamaç hazırla” dedi.  O yine: “Gündüz hala üzerinde” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de “İn de bize bulamaç hazırla” dedi. O da indi ve Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e bulamaç hazırladı. Bu su ile sevik bulamacıdır. Delil olan şurasıdır: Bu ümmet iftarda acele ettikleri ve sahuru geciktirdikleri sürece hayır üzere bulunmaya devam ederler. Bu ümmetin Yahudilerden ve Hristiyanlardan ayrıldıkları seçkin özellikleri ve ayrıcalıkları iftarda acele edip sahuru geciktirmeleridir. İşte sünnet olan budur ve yaygınlaştırılması gereken de budur.

İftarda Acele Etmek - Şeyh İbn Useymin


Şeyh İbn Useymin rahimehullah Şerhu’l-Mumti’de (6/267) şöyle demiştir: “İftarda acele etmek; güneş battığı zaman erken davranmaktır. İtibar edilmesi gereken şey ezan değil, güneşin batmasıdır. Özellikle şu zamanda insanlar takvimlere dayanıyorlar ve saatlerini buna bağlıyorlar. Saatleri ise güneş batsa dahi ileri veya geri değişebiliyor, Sen güneşin battığına şahit olduysan ve insanlar ezan okumuyorlarsa sana düşen iftar etmektir. Çünkü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Gece – doğuyu işaret ederek – şuradan geldiğinde ve gündüz – batıyı işaret ederek – şuradan gittiğinde ve güneş battığında oruçlu iftar eder.” Kuvvetli aydınlığa itibar edilmez. Bazı insanlar, güneş yuvarlağı kaybolsa ve biraz karanlık başlasa dahi bekleyelim diyorlar. Buna itibar edilmez. Bilakis şu güneş yuvarlağının tepesinin ne zaman kaybolduğuna bak. İşte o zaman güneş batmış demektir ve o vakit iftar etmek sünnettir.
Bunda erken davranmanın sünnet oluşunun delili Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu sözüdür: “İnsanlar iftarda acele ettikleri sürece hayırda olmaya devam ederler.” Böylece Rafıziler gibi iftarı yıldızların birbirine geçmesine kadar geciktirenlerin hayır üzere olmadıklarını anlarız.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Kullarımın bana en sevimli olanı iftarda en çok acele edenidir.” Böyledir, çünkü bunda Allah Azze ve Celle’nin helal kıldığı şeye erken davranma söz konusudur. Allah Subhenehu ve Teâlâ Kerîm’dir. Kerîm olan, insanların kendisinin kereminden faydalanmalarını sever. Bundan dolayı kullarının, kendisinin güneşin batmasıyla helal kıldığı şeye acele etmelerini sever.
Eğer birisi şöyle derse: “Güneşin battığına dair galip zan oluşmuşsa iftar edebilir miyim?”
 Cevap:  Evet. Bunun delili Sahihu’l-Buhârî’de Esma bt. Ebi Bekr radıyallahu anhuma’dan gelen şu rivayettir: “Biz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanında bulutlu bir günde iftar ettik. Sonra güneş göründü.” Bilinmektedir ki onlar, bir ilim üzere iftar etmediler. Şayet bir ilim üzere iftar etselerdi sonrasında güneş çıkmazdı. Lakin güneşin battığına dair galip gelen zanna göre iftar ettiler. Sonra bulut açıldı ve güneş göründü.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyk" (İbn Bişrân Emâlî, 291, Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)

Cevâmiu'l-Kelîm Programı