Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Başlıkları görmek için resme tıklayın

Duâ

Duâ
"Allah'ım! Bize, günahla aramıza engel olacak kadar korkundan hisse ver. Bizi cennetine ulaştıracak kadar taatini nasib eyle. Dünya musibetlerini hafifletecek yakîn ver. Allah'ım! Bizi yaşattığın müddetçe kulaklarımızdan ve gözlerimizden faydalandır; ölümümüze kadar da onları devamlı kıl. Bize zulmedenlerden öcümüzü sen al. Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et. Bizi dinimiz konusunda musibete uğratma. Dünyayı en büyük endişemiz ve gayemiz kılma. Bize acımayanları üzerimize musallat etme!" (Allahumme âmîn) Tirmizi (3502) Şeyh Elbani "Hasen" demiştir Sahihu't-Tirmizi (2783)

Neşidler/Sözler: Ebu Muaz Okuyan: Ebu Ali

Ders Programı

* Çarşamba Akşamları Saat: 20:00 Ankara Daru's-Sunne Mescid'inde Bizden Olmayanlar Şerhi (İnspeak'te canlı olarak yayınlanmaktadır)

* Cumartesi Saat: 17:00 ile 21:00 arası Ankara Daru's-Sunne Mescid'inde Kıraat, Tecvid ve "Sahih Tefsir" dersi

* Pazar Akşamları Saat: 20:00 Riyazu's-Sâlihîn Şerhi İnspeak'te canlı olarak yayınlanmaktadır

* İnspeak'te Daru's-Sunne odasında eski sohbet kayıtları her gün gündüzleri yayınlanmaktadır

13 Aralık 2014 Cumartesi

Sigaranın Hükmü Üzerinden Sergilenen Aymazlıklar

Karanlığa Taş Atarak  Zaman Zaman Beni Mürcie, Suudcu, Tagut Taraftarı Gibi Delilden Yoksun İthamlarla Suçlayan Bir Sitenin Sigara Meselesi Hakkındaki Reddiyesine Cevaptır
Bismillah.
Muvahhid adı gibi tevhide önem verdiklerini hissettiren bir site, “şirk daveti” yaptığının farkında olmadan, taassupçu bir bakış açısıyla, idrakine ulaşamadıkları ilme düşmanlık etmekte, kendilerini hapsettikleri taassubun dar çerçevesinin dışında kalanları, delile dayanıp dayanmadığına aldırmadan bir çırpıda “sapık”, “kafir”, “müşrik”, “bel’am”, “mürcie” gibi dayanaksız ithamlarla akılları sıra bertaraf etmeye çalışmaktadır. Bahsi geçen sitede “Sigaranın Hükmü” başlıklı bir yazı ile daha önce sigaraya veya naslarda ismen yahut illeten haramlığı tayin edilmemiş herhangi bir şeye “haram” deyivermenin ne denli büyük bir tehlike olduğuna dikkat çekmek için bunun Allah’a ve rasulüne iftira olacağı uyarısını vurgulayan bir makaleme, ilmî usulden uzak bir tarzda, gûyâ cevap verildiği zannedilmiştir. Yazdıkları bu cevabın ilmî usulden uzak oluşunun hakiki sebebi, bu usulü bilmiyor oldukları mıdır, yoksa ilmin usulleri hevalarını beslemediğinden midir bilemeyeceğim. Her iki durumda da bu yaptıkları Allah'ın dinine karşı bir edepsizlik, cehalet veya suçtur.
Hakkımda “kıyası kabul etmeyen, onun ötesinde alimlere itibar etmeyen” şeklinde bir ifade kullanılmış. Dinde, ibadetlerde, helal ve haram konularında kıyası kabul etmediğim doğrudur. Zira “Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kafirlerin…” “…zalimlerin…” yahut “…fasıkların ta kendileridir” ayetlerine, muhataplarım gibi, ben de iman ediyorum ve “kıyası” Allah’ın indirdiği olarak görmüyorum. Tıpkı İmam Şafii, Ahmed b. Hanbel, Buhari, İbn Teymiyye, İbn Kayyım, Muhammed b. Abdilvehhab, el-Elbani, şeyh Mukbil, b. Baz, İbn Useymin ve diğerlerinin görmedikleri gibi.
Kim de kıyası Kitap ve sünnet nassı gibi bağlayıcı görürse bunun, kendilerine kıyas yaptıkları nispet edilen alimlerin dahi berî oldukları, çok büyük bir suç olduğuna inanıyorum. “Allah yapmış kıyası, biz niye yapmayalım?” gibi son derece cahilce sözlerin ise “Allah helal ve haram koymuş, biz neden koymayalım” manasına geleceğine de daha önce farklı bir münasebetle işaret etmiştim.
“Alimlere itibar etmeyen” demişler, ne kadar ölçüsüzce suçlamalar yaptıklarını bir kez daha ortaya koymuşlar. Böyle bir ölçüsüzlük dinde adil şahitliği ortadan kaldıran bir vasıftır. Bu ölçüsüzlüğü yapan arkadaşların şahitlik vasıfları geçersizdir. Zira hakkımda şöyle deselerdi doğru olurdu: “Alimler(in delilsiz görüşlerin)e itibar etmeyen…” Fakat doğruyu söylemek de işlerine gelmezdi. Çünkü kendilerinin alimlerin delilsiz sözlerini de bağlayıcı görüyor oldukları hakikati sırıtacaktı…
Alimlerin sözleri karşısında tıpkı hayırlı selefimizin menhecinden öğrendiğimiz gibi: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dışında her beşerin sözlerinden kabul edilecek olanı vardır, kabul edilmeyecek olanı vardır. Fakat her sözü alınacak olan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’dir” kaidesi çerçevesinde hareket etmeye çalışıyorum.
Bu arkadaşlar, mezkur makalemde gönderme yaptığım; “sigaranın hükmü” adlı risaleme de bir bakıverselerdi, sigaranın hükmü konusunda kendilerinden nakillerde bulunduğum alimlerin isimlerini de görebilirlerdi. Hatta muteahhir Hanbelî Ulemasından Mer’i b. Yusuf el-Kermî’nin sigaraya haram diyenlere reddiye olarak yazdığı risalesinden atıflara özellikle dikkat çekiyorum. Lakin ben, muhataplarımın hakkımda kullandıkları “alimlere itibar etmeyen” ifadesiyle kendilerine suçlamada bulunmayacağım. Sadece “Siz alimlerin sözleri arasından delillere uyanı değil, hevanıza uyanı seçiyor, sonra bu alimlere olması gerekenden fazla itibar ediyorsunuz, sizin gibi aşırılık etmeyenleri de “alimleri takmamakla suçluyorsunuz” diyeceğim.
Asıl meseleye gelecek olursak, bahsi geçen yazıda maalesef benim makaleme cevap olabilecek nitelikte hiçbir şey de göremedim, delil de göremedim. Mesela bu arkadaşlar zararın mutlak haram kılma sebebi olduğuna vurgu yapmışlar ve “la darara ve la dırar – veya ıdrar –“ hadisine Munavi’nin; "ifade nekre geldiği için bütün zararları kapsar" şeklindeki bir izahına dayanmışlardır.
Burada söylemem gereken birkaç şey var:
1- Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in inek etinin zararlı olduğunu belirtmesine rağmen bunun yenmesini haram kılmamasını örnek vermiştim. Gerçi buna o umum, bu husus diye itiraz edilebilir lakin cep telefonu, buz dolabı, işlek otoyol kenarında oturmak, otomobil kullanarak egzoz dumanıyla başkalarına zarar vermek gibi zarar içeren örnekler genişletilebilir. Hatta sigara tiryakisinin sigarayı bıraktığı zaman uğradığı zarar da buna eklenebilir.
2- Patlıcanın zararlı olup herhangi bir somut faydası olmamasına rağmen bunun mubahlığına hiçbir alimin itiraz etmemesini örnek vermiştim.
3- Başta tıbbi ilaçlar gibi bizzat prospektüsünde birçok zararlı yan etkisi belirtilen ilaçların durumunun ne olacağının sorgulanmasına vurgu yapmıştım.
4- Sigaranın zararının somut olarak tespit edilemediğini ve aksine faydalarının resmen tespit edilmiş olduğuna belgelerle işaret etmiştim.
Şayet Münavi'nin sözü, onun her zararı haram gördüğü anlamına yorumlanırsa, saydığım bu meseleler ve daha yüzlerce mesele müşkil hale gelir ve Munavi'nin yanıldığını söylerdik. Lakin Munavi'nin kastettiği şey de her zararlının haram olması demek değildir. Bu hadis insanlar arası hukukta kaza/yargı meselelerinde temel dayanak edinilen hadislerden biridir.
Diğer yandan “la darara ve la dırar” hadisinin, her ne kadar problemli isnatlarla gelmiş olsa da, rivayet yollarının birbirini takviye etmesiyle hasen derecesine çıkmaya elverişli bir hadis olduğunu kabul ediyorum. Lakin hadisin manası hakkında da ihtilaf edilmiş olmasına rağmen, yazı sahiplerinin kastettikleri manaya delalet eden bir açıklama “yani zarar veren her şeyin haram olduğu” anlamı bu hadisten çıkmamaktadır.
Mesela yazı sahiplerinin atıfta bulunduğu fakat – yine bilmediğim bir sebepten dolayı -  devamını getirmedikleri yerde, İbn Receb’in Camiu’l-Ulum ve’l-Hikem adlı eserinde şu izahat vardır:
Idrar” hemzeli olarak da rivayet edilmiştir. Bu ibni Mace ve Darekutni’nin bazı rivayetlerinde geçmektedir. Hatta Muvatta’nın bazı nüshalarında da vardır, bazıları bu rivayeti sabit buldu ve dedi ki: “Darra ve edarra” tek anlamdadır.” Başkaları itiraz ettiler ve dediler ki: “Bu doğru değildir” İki lafız arasında fark olup olmadığı hususunda ihtilaf ettiler. Yani darar ve dırar kelimesi hakkında bazısı “kesin bir şekilde ikisi de bir manadadır” dediler. Meşhur olan; ikisi arasında fark vardır. Sonra denildi ki: “Darar, isimdir, Dırar fiildir, manası: Dinde zararın kendisi de, haksız yere zarar vermek de yoktur.”
Yine denildi ki: “Darar: Kendisinin fayda göreceği bir şeyle başkasına zarar gelmesidir. Dırar: Kendisine faydası olmadan başkasına zarar vermesidir, kendisine zarar vermeyen bir şeyi engellemek gibi.” Bu görüşü bir grup tercih etti, İbn Abdilber ve ibnu’sSalah bunlardandır.
Yine denildi ki: “Darar: Kendisine zarar vermeyene zarar vermektir. Dırar: Kendisine zarar verene caiz olmayan bir şekilde zarar vermektir”
Her halukârda Nebî sallallahu aleyhi ve sellem haksız yere zararı nefyetti. Haklı yere birisine zarar vermek, ya Allah’ın hududunu aştığından dolayı suçu miktarınca cezalandırılması veya başkasına zulmettiği, mazlumun da adaletli bir şekilde karşılığını talep ettiği vaziyette zalime zarar vermek kastedilmemiştir. Ancak kastedilen; haksız yere zarar vermektir, bu da iki çeşittir:
Birincisi: Başkasına zarar kastı, bunun çirkinliğinde ve haramlığında şüphe yoktur…  (Burada İbn Receb rahimehullah, bu kapsama giren birçok örnekler verir.)
 
(İkincisi) “Zarar yoktur” sözünün geneline şu da girer: Allah kullarına kendilerine zarar verecek şeyin yapılmasını kesinlikle buyurmamıştır, çünkü onlara emrettiği şey dünya ve ahiret menfaatinin ta kendisidir, yasakladığı şey de din ve dünyalarının fesadı olan şeyin ta kendisidir. Aynı şekilde bedenlerine zarar veren şeyi de emretmemiştir, bunun için hastadan su ile abdest almayı iskat etmiştir...
Evet, İbn Receb’in sözleri böylece devam ediyor.
Yani özetle; bu hadiste İslam’ın hükümleri hakkında bir haber verilmektedir. Allah ve rasulünün hiçbir emri zararlı değildir. – Zaten sigara emredilenler arasında da değildir. –
Allah ve rasulünün yasakladığı şeylerin bazısında zarar vardır, bazısında fayda olsa dahi, eğer yasaklanmışsa, o yasağı delmenin günahı, faydasından büyüktür. Allah Teâlâ mesela içki yasağı hakkında “zararı faydasından büyük” buyurmamış, “Günahı faydasından büyüktür” buyurmuştur. Sigarayı geçmiş gelecek her şeyden hakkıyla haberdar olan Allah’ın kitabında ve kendisine vahyedilen Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinde yasaklanmış olarak göremiyoruz.
O halde geriye tek bir şey kalıyor. O da şu hadisle amel etmektir:
İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan: “Cahiliyye halkı bazı şeyleri yiyor, bazı şeyleri de pis sayıp yemiyorlardı. Allah, rasulünü gönderip kitabını indirerek helalini ve haramını beyan etti. Allah’ın helal kıldığı helal, haram kıldığı da haramdır. Hakkında bir şey söylemedikleri ise affedilmiş şeylerdir.” Sonra De ki: “Bana vahyolunanlar arasında onları yiyecek olan kimseye haram kılınmış bir yiyecek bulamıyorum. Ancak ölü veya akıtılmış kan, domuz eti –ki o gerçekten de murdardır- yahut günah işlenerek Allah’tan başkası adına kesilenler müstesna. (En’am 145) ayetini okudu.” Sahih. Ebû Dâvûd (3800) İbn Ebî Hâtim (8000) Hâkim (2/317)

Bu mesele hakkında Allah'ın ve rasulünün hakemliğine davet edildiklerinde "muvahhidim" adını veya selefilik nispesini suiistimal eden bu kimselerin aslında alimleri rab edinme şirkine davet ettiklerini görüyoruz. Sırf sigaraya haram diyebilmek için sigaranın sarhoş ettiğini iddia edecek kadar ipe sapa gelmez zorlamalara kalkışan ne idüğü belirsiz Necid'lilerin, delillere aykırı fetvalarını delil diye sunuyorlar. 
Allah Teâlâ Necidli alimleri veya daha başkalarını tagut edinmeyi yasaklıyor ve şöyle buyuruyor:

" Sana indirilen'e ve senden önce indirilenlere inandıklarını iddia eden (şu münafık) kimseleri görmüyor musun? Aslında (Kitap ve sünnet delili dışında hükmüne başvurulan) tâğûtu inkar etmekle emrolundukları halde, yine de onun önünde muhakeme olunmak istiyorlar. Şeytan da onları, (dönüşü olmayan) uzak bir sapıklığa düşürmek istiyor. Onlara "Allah'ın indirdiğine ve rasule gelin" denildiği zaman, o münafıkların, senden yüz çevirip kaçtıklarını da görüyorsun. Fakat kendilerine, kendi ellerinin sebep olduğu bir musibet gelip çattığı zaman, nasıl da "iyilikten ve ara bulmaktan başka bir şey istemedik" diye Allah'a yemîn ederek sana geliyorlar. İşte böylelerinin kalblerinde ne olduğunu Allah (çok iyi) bilir!  Bu sebeple onlardan uzak dur; onlara nasihat et ve kendileri hakkında onlara tesirli söz söyle. Biz, gönderdiğimiz her bir peygamberi, ancak Allah'ın izniyle itaat olunması için gönderdik  Halbuki onlar, kendilerine zulmettiklerinde,  sana gelip Allah'tan mağfiret dileselerdi ve rasul de onlar için (Allah'tan) mağfiret dileseydi. herhalde Allah'ı, tövbeleri çok kabul edici ve çok bağışlayıcı olarak bulurlardı. Fakat hayır; Rabbine yeminler olsun ki onlar, aralarında çekiştikleri şeyler hakkında seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükümden dolayı içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyet göstermedikçe îman etmiş olmazlar." (Nisa 60-65)
Son olarak bahsi geçen yazının ve sitenin sahiplerine nasihat: Bana karşı edepsizlik edip etmemeniz hiç mesele değil, Allah Teâlâ’nın yüce mahkemesinde hesaplaşırız. Lakin Allah’ın dinine karşı edepli olun ki alacağınız hayırlar olsun! Kahvede futbol maçı yorumlamıyorsunuz! Bilmediğiniz konularda ahkâm kesmeye kalkmayın! İnsanları tanımadan peşin yargılarla basit hükümler vermeye kalkmayın. Bunların hepsi bir gün aleyhinize döner! Kıble ehline karşı ağır basan şey hüsnü zan olsun. Lakin hüsnü zannın da, sui zannın da birer zandan ibaret olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

1 Aralık 2014 Pazartesi

Suya Okuyarak Rukye Meşru Değildir

Şeyh Muhammed Hamid el-Fakî, Fethu’l-Mecid dipnotunda, suya okuyarak rukye yapma ve tedavi için hastaya bu suyu içirme hakkında şöyle demiştir: “Bu gibi meselelerde Leys b. Ebi Suleym’in, İbn Kayyım’ın veya bir başkasının görüşüyle amel edilmez. Ancak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sabit olan bir sünnetle amel edilebilir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den ise ne İbn Ebi Suleym’in ne de İbn Kayyım’ın dedikleri şey sabit olmuştur. Vehb b. Munebbih’ten nakledilen şey ise İsrailoğullarının adetidir. Rasullerinin hayırlısının yolu değildir. Bu konuda gevşeklik gösterilmesi, bid’atlere ve sonra büyük şirke bir kapıdır. Kendi nefsine karşı samimi olan mü’minin Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ve raşid halifelerin – radıyallahu anhum – yoluna azı dişleriyle sarılması, kimden gelirse gelsin sonradan çıkarılan şeylerden uzak durması gerekir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dışında herkesin sözünü kabul etmek veya reddetmek mümkündür.”

Hadis Ehlinin Fıkıh Öğrenme Menhecinin Özellikleri

Birinci özellik: Hadis ehline göre hadis ile fıkıh arasında fark yoktur.
İkinci Özellik: Onlar hadisin sahihini araştırır ve nerede bulsalar ona tabi olurlar.  Eğer hadis sahabe ve onlardan sonrakiler indinde veya onlardan bir grup indinde amel edilen bir hadis ise onunla amel ederler. Zira Selef böyle bir hadis ile amel edileceğinde ittifak etmiştir.
Üçüncü özellik: Hadis ehlinin şiarı salih selefe tabi olmaktır.
Dördüncü özellik: Üzerine kaidelerin bina edildiği ve istinbatta bulunulan esaslar; kitap ve sünnetin lafız ve manaları ile sahabe ve tabiinin sözleridir.
Beşinci özellik: Tartışma, husumet ve dinde kelam yapmayı zemmederler.  Kelam ile kastedilen; Allah Teâlâ ve sıfatları, kader meseleleri gibi akide konularında nas haricinde yorum yapmaktır. Yine helal ve haram meselelerinde tartışmayı, çok soru sormayı, meydana gelmemiş olaylar hakkında sormayı kötülerler.
Altıncı özellik: Şerî naslara uygun düşsün veya düşmesin, aklî şartlar ve kaideler gibi sonradan çıkma ilimlere, kelamcıların ve felsefecilerin metotlarına karşı çıkarlar. Yine  batın ilimleri,  marifet, kalp amelleri, şahsi görüş (mücerred re’y), zevk, keşif gibi sonradan çıkma ilimlere de karşı çıkarlar.
Yedinci Özellik: Fıkıh öğrenme şu aşamalarla tamamlanır:
Birinci aşama: Sahih olanla sahih olmayanı ayırt etmek
İkinci aşama: Kitap ve sünnet naslarını zaptetmek
Üçüncü aşama: Nasların manaları ve anlaşılması üzerinde durarak içtihat etmek, Sahabe, tabiin ve onlara tabi olanlardan gelen rivayetleri değerlendirmek. Böylece faydalı ilme ulaşmak ki, bunun özel faydası Allah Teâlâ’nın haşyetidir.
Sekizinci Özellik: Din meselelerine görüşlerle ve akıl ile dalmamak.
* Deliller çeliştiği zaman mümkünse nasların araları bulunur (cem etmek)
* Eğer bu mümkün değilse ve şartları yerine gelmişse neshe hükmedilir.
* Eğer nesh söz konusu değilse tercihe gidilir.
Kitap ve sünnet naslarında tercih şöyle olur:
* Nas, zahire tercihe edilir
* Zahir, te’vil edilmiş olana tercih edilir.
* Mantuk, mefhuma tercih edilir.
* İspat eden, nefyedene tercih edilir.
* Asıldan nakleden, asıl üzere bırakana tercih edilir. Zira asıldan nakledende daha ziyade ilim vardır.
* Tahsis edilmemiş umum, tahsis girmiş olan umuma tercih edilir
* Kıssa sahibi, diğerlerine tercih edilir.
* Kat’î icma, zannî icmaya tercih edilir.

Hak Kendisine Açıkça Belli Olmayan Kimse Çoğunluğun Görüşüne Uyabilir mi?


Şeyh el-Elbanî rahimehullah el-Akidetu’t-Tahaviyye ta’likinde (80-81) şöyle demiştir: “Müslümanın delile aykırı olduğunu anladığı görüşlere muhalefet etmesi şazlık değildir. Yanılanların aksine, cumhurun görüşüne aykırı bile olsa bu şazlık değildir.  Zira ne kitapta ne de sünnette cumhurun (çoğunluğun), delil bulunmadığı durumda muhaliflerinden daha doğru yolda olacaklarını gösteren bir delil yoktur!

Evet, Müslümanlar bir şeyde, bildikleri bir ihtilaf olmaksızın ittifak ederlerse, buna tabi olmak gerekir. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Her kim, kendisi için doğru yol apaçık belli olduktan sonra,  rasule muhalefet eder ve mü'minlerin yolundan başka bir yola tâbi olursa, onu girdiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir yerdir” (Nisa 115) Ama ihtilaf halinde kitap ve sünnete müracaat etmek farzdır. Hak kime belli olursa, ona tabi olması gerekir. Kime de belli olmazsa, ister cumhurun kavline uysun, ister aykırı olsun, kalbinden fetva istesin. Hiç kimsenin kendisine hakkın belli olmadığı her konuda cumhurî olabileceğine inanmıyorum. Bilakis gönlünün yatışmasına ve genişlemesine göre bazen cumhura uygun düşer, bazen muhalefet eder. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Müftüler sana fetva verse de sen kalbinden fetva iste” buyururken ne kadar da doğru söylemiş!

Şeyh Salih el-Fevzan'a Suretler Meselesinde Yapılan Bir İftiranın Reddi


Şeyh Salih el-Fevzan’ın – Allah onu hıfzeylesin – bazı uydu kanalları veya video kayıtlarında görülmesi sebebiyle, “Selefî” kılığında sahtekârlık yapan bazı yalancılar Şeyh’in video ve fotoğraf suretlerinin haram olduğu görüşünden döndüğü iftirasını Türkiye’de dillendirmişlerdir. Şeyh Fevzan’a yapılan bu iftiradan kendisinin berî olduğunu gösteren fetvalarını tercüme ediyorum:

* Fetva no: 2484
نص السؤال :فضيلة الشيخ عفا الله عنكم ،سمعنا كلاما لكم بعدم الخروج
على المحطات والقنوات الفضائية ، فهل تراجعتم عن قولكم؟
الإجابة :أنا لا أخرج في القنوات الفضائية ولا خرجت ولن اخرج
إن شاء الله
Şeyh Fevzan’a şöyle soruldu: “Değerli şeyh, Allah size afiyet versin. Sizin uydu kanallarına çıkmayacağınıza dair sözünüzü işitmiştik. Bu görüşünüzden döndünüz mü?

Cevap: Ben uydu kanallarına çıkmıyorum. Çıkmadım ve inşallah çıkmayacağım da.


*Fetva no: 7396
فضيلة الشيخ وفقكم الله ،أسئلة كثيرة تسأل فتقول : إن فضيلتكم عندما يظهر له مقال في الجرائد تظهر صورة له مع هذا المقال وكذلك عند إلقاء للمحاضرات في بعض القنوات ،
فهل هذا دليل على أنكم تقولون بجواز التصوير؟
الجواب :ليس هذا دليل على ما أرى أنا ما أمرتهم ولا طلبتهم
وإنهم هم ياتون أخذوا صورة الشيخ إبن باز وهويحرم هذا ويحرج من يفعله
ويأخذوا صورته في المجامع وفي المنا سبات هذا إثمه عليهم هم
إثمه عليهم هم أما نحن فلا نرضى بهذا ولا أمرناهم به ولا شاورونا علي
Soru: Değerli şeyh! Allah sizi muvaffak kılsın. Size bir çok soru soruldu ve cevap verdiniz. Dergilerde sizin makaleniz ve resminiz yayınlandı. Yine bazı uydu kanallarında konferansınız yayınlandı. Bu sizin suret yapmanın caiz olduğunu söylediğinize bir delil midir?

Cevap: Bu benim onlara bunu emrettiğimi ve talep ettiğimi göstermez. Onlar kendileri bunu yapıyorlar. Şeyh İbn Baz’ın da resmini çekiyorlardı fakat o bunu haram görüyordu ve yapanlardan rahatsız idi. Toplantılarda O’nun resmini çekiyorlardı. Bunun günahı kendilerinedir. Bunun günahı resmini çekenleredir.
Bize gelince, biz de bundan razı değiliz ve onlara bunu emretmiş değiliz. Onlar bunu bize danışmadan yapıyorlar.

* Fetva no: 2822

أحسن الله إليكم يقول السائل : ما رأيكم في قناة المجد الإسلامية ؟الجواب :أنا هنا ما أعرف القنوات ولن أحكم على شيء لا أعرفه

Soru: Mecdu’l-İslamiyye kanalı hakkındaki görüşünüz nedir?

Cevap: Ben burada kanalları bilmiyorum. Bilmediğim şey hakkında da hüküm veremem.

 

ما حكم من التقطت له صورة في مكان به تصوير؟ سئل الشيخ الفوزان -حفظه الله- السؤال التالي:
سؤال- ما حكم من التقطت له صورة في مكان به تصوير؟
الجواب:
لا يجوز، يكون أعان على الحرام، يكون أعان على فعل المعصية،
إذا وقف وقام الناس يصورونه فهو راضٍ بهذا،
وهومن التعاون على الإثم والعدوان.
مَّا إذا التقطوا له صورة وهو ما درى،
فإنَّ الإثم عليهم، فهو ما تعمد هذا ولا درى عنه

Soru: Resim çekilen bir mekanda fotoğrafını çektirmenin hükmü nedir?

Cevap: Caiz değildir. Bu harama yardım etmek ve günah bir işi yapmaya yardım olur. Kişi durur ve resmini çektirirse bundan razı demektir ve o günah ve düşmanlıkta yardımlaşmıştır. Fakat kendisi bilmeden resmini çekerlerse bunun günahı çekenleredir. Kendisi buna kastetmemiştir ve bilmemektedir.

Kaynak: Şerhu Kitabi’t-Tevhid haşiyesi kaset 59 dakika: 15)
 
 
سئل العلامة بقية السلف الشيخ صالح الفوزان حفظه الله أحسن الله إليكم صاحب الفضيلة هذا سائل يقول لقد ظهرت في الأردن إحدى القنوات الفضائية تسمى بقناة الأثر
وأصحابها يقولون أن فضيلتكم قد زكاهم  في هذه القناة فهل هذا صحيح؟
الشيخ حفظه الله: والله لا أعرفهم ولاأعرف القنوات كلها نعم
لكن الكذب اليوم ما يكلف على هؤلاء يلصقون الكذب  ويفترون الكذب والعياذ بالله ولا يستحيون  ولا يخافون من الله عز وجل
 
Soru: “Ürdün’de Kanatu’l-Eser adında bir uydu kanalı çıktı. Bu kanalın sahipleri sizin bu kanalı tezkiye ettiğinizi söylüyorlar. Bu doğru mudur?

Cevap: Vallahi onları da bilmiyorum, kanalların hiçbirini de bilmiyorum. Lakin bugün onları yalana sarılmaya ve yalan söyleyerek iftira etmeye zorlayan şey nedir? Allah’a sığınırız! Allah Azze ve Celle’den hiç mi utanmıyorlar, hiç mi korkmuyorlar?!
Kaynak: el-Furkan Beyne Evliyai’r-Rahman ve Evliyai’ş-Şeytan kitabının şerhi, 4 Rebiu’l-Êvvel 1430 hicri dakika: 46:40

Bazıları: “Şeyh Fevzan’ı el-Mecdu’l-İlmiyye kanalında gözlerimle gördüm” diyebilir.

Cevap:

1- Şeyh Fevzan’ın suret yapmayı ve uydu kanallarına çıkmayı haram gördüğüne dair fetvalarını naklettik.

2- Şeyh Fevzan tek kelimeyle: “Uydu kanallarına çıkmıyorum, çıkmadım ve inşallah çıkmayacağım” diyord.

3- Şeyh Fevzan kendisinin suretinin, izni olmadan çekildiğini açıklamıştır.

4- Şeyh Fevzan kendisinin suretinin çekildiğini veya o mekanda kamera olduğunu bilmemektedir.

5- Şeyh Fevzan Kanatu’l-Eser adlı uydu kanalını tezkiye ettiği iftirasını yalanlamıştır.

Allah, Allame Fevzan’ı iftiracılardan muhafaza etsin.

Bu fetvalar, Şebeketu’s-Sehab’dan nakledilerek tercüme edilmiştir.

Ebu Muaz.

18 Kasım 2014 Salı

Neşidler

Dinimiz İttiba Dinidir
Söz: Ebu Muaz
Okuyan: Ebu Ali
Bize Ehl-i Hadis Derler
Söz: Ebu Muaz
Okuyan: Ebu Ali
Hayat Dediğiniz
Söz: Ebu Muaz
Okuyan: Ebu Ali
Salih Selefin Yolunda
Söz: Ebu Muaz
Okuyan: Ebu Ali
Aldanma
Tesellî
Söz: Ebu Muaz
Okuyan: Ebu Ali
Kalk Ey Kardeş
Söz: Ebu Muaz
Okuyan: Ebu Ali

* indirmek için linklere sağ tıklayıp "hedefi farklı kaydet" seçebilirsiniz

9 Kasım 2014 Pazar

İki Rek’atli Namazların Son Rekatinde Nasıl Oturulur?

Bazı kardeşlerimiz sadece dört rekatli namazların son rekatindeki oturuşta teverruk yapılacağını okudukları, fakat iki rekatli namazların ikinci rekatinde teverruk yapılacağına dair bir sarahat bulamadıklarını ifade etmişlerdir.
Doğrusu iki rek’atlik yada dört rek’atlik namazlar fark etmeksizin, kendisinde selam verilen bütün oturuşlarda teverruk yapılmasıdır. Bu konudaki delili, aşağıda İbn Huzeyme’nin Sahih’inden tercüme ettiğim şu bâb’da görebilirsiniz:

6 Kasım 2014 Perşembe

M. Emin Akın da Saçmalamaya Başladı!

Haricî meşrepli iki cahil; Abdullah Yolucu es-Sururî ve onun uydusu sapık M. Emin Akın'ın Selefiliği sahiplenmeye kalkıp, Hadis Ehline "Hadis meâlcisi" şeklinde ahmakça suçlamalarına ve "Mezheplere karşı çıkan selefi olamaz" şeklindeki rezil saptırmalarına reddiye:

https://archive.org/download/EbuMuazDVD14/BizdenOlmayanlar004.mp3
 

1 Kasım 2014 Cumartesi

Hiç İlmin Yolcuları ile Cehaletin Yolcu'su Bir Olur mu?


İstanbul’da sanki kahvehane kıssacıları gibi din anlatan, konuşmalarının yüzde sekseninde ne söylediğini bilmeyen bir cehalet Yolcu’su “Bu zamanda cerh ve ta’dil olmaz, onun devri geçti” gibi her zamanki zırvalarından birini daha yuvarlamış. Halbuki muşarun ileyh hadis ehline sürekli dil uzatmakta, cerh etmekte, bununla beraber Usame b. Ladin, Said Nursî, (hükümetle arası açılmadan önceki) Fethullah Gülen gibi dalalet önderlerine ücretsiz yağlama/yıkama hizmeti vererek “ta’dil” yapmaktadır. Yine aynı makulesi “cerh ve ta’dil vazifesini” eda edenleri cerh etmekten ibarettir. Evet, muasır Nasreddin hocanın bindiği dalı kestiğini görüyor, “düşersin” diyoruz ama,  kendilerinde “Madem düşeceğimi bildin, öyleyse ne zaman öleceğimi de bil” diyerek, “vakıayı itiraf” alçak gönüllüğünü de göremiyoruz.

Cerh ve Ta’dil meselesine gelince, ilmin yolcuları bu konuda aynı minvalde, birbirleriyle ittifak halinde, bu ilmin kıyamet gününe kadar devam edeceğini söylüyorlar. Aşağıda vereceğim linkte bu konuda muasır ilim ehlinin sözlerini görebilirsiniz. Bu linkteki fetvalardan sadece Şeyh İbn Useymin’in gayet veciz üslupla verdiği cevabı tercüme edip aktaracağım:
Soru: Cerh ve ta’dil sünneti ölmüş müdür? (Sünnete) muhalefet edenin şahsiyetine göz yumarak reddiye vermenin hükmü nedir?
Şeyh Muhammed b. Salih el-Useymin rahimehullah’ın cevabı: “Ben bu sözün batılın kastedildiği hak söz olmasından korkarım. Cerh ve Tadil, Allah’a hamd olsun ne ölmüş, ne gömülmüş ve ne de hastalanmıştır. O ayaktadır! Kadı’nın huzurunda şahitler için cerh ve ta’dil olur. Hasmın cerh edilmesi ve onlardan delil istenmesi mümkündür. Yine rivayette de cerh ve ta’dil olur. İmamımızın kıraatinden Allah Teâlâ’nın şu kavlini işittik: “Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirdiğinde araştırın.” (Hucurat 6) İnsan türü devam ettiği sürece cerh ve ta’dil devam edecektir. Lakin ben birinin cerh edilmeyecek biri hakkında onun mecruh olduğunu söylemesinden korkarım. O zaman da bu fetva halkın kusurlarını yaymaya bir vesile olur.
Bu yüzden diyorum ki: Bir kimsede herhangi bir ayıp varsa, maslahat, ihtiyaç veya zaruret bunu açıklamayı gerektiriyorsa bunu açıklamakta sakınca yoktur. Lakin en güzeli: “Bazı insanlar şöyle yapıyor, bazı insanlar şöyle diyor” demektir. Bunu iki sebepten söylüyorum: Birincisi: Muayyen bir şahıs hakkında hüküm vermekten selamette olmak. İkincisi: Bu hüküm onu da, başkalarını da kapsar. Ancak belli bir şahıstan dolayı insanların fitneye düştüklerini görürsek ve o kimse insanları bir bid’ate veya bir sapıklığa davet ediyorsa işte o zaman insanların ona aldanmamaları için muayyen şahsı belirtmek zorunlu olur.”

21 Ekim 2014 Salı

İslam Ordusu mu, Deccal'in Ordusu mu?

Aralarından Deccal Çıkıncaya Kadar Hariciler Eksik Olmaz
Abdullah b. Ömer Radıyallahu anhumâ'dan, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Öyle genç bir cemâat türeyecek ki Kur'an okuyacaklar. Fakat okudukları Kur'an onların boğazlarının çemberlerinden öteye geçmeyecektir. Onlardan bir grup çıktıkça hemen kökleri kazınmalıdır.” İbn Ömer dedi ki: "Ben Rasûlulah Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem'den: Onlardan bir grup çıktıkça hemen kökleri kazınmalıdır” fık­rasını 20 defadan fazla işittim." Râvî İbn Ömer bundan sonra Rasûlullah'ın buyurduğu hadisin son parçasını şöyle nakletti: Nihayet bu cemâatin sürdürdüğü hile ve aldatma esnasında veya onların askerleri arasında Deccal çıkıverecektir.” (Sahih. İbn Mace (174)
 
Hariciler Önce Halkı Tekfir Ederler,
 
Sonra Halifelik İddia Eder, Biat İsterler,
 
Sonra Hislere Tabi Olarak Delilsiz Söylentilere Uyarlar, 
 
Sonra Deccale Tabi Olurlar
 
 
Huzeyfe radıyallahu anh’den; Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Sizin için en çok şu kimseden korkarım; Üzerinde güzelliği görünene kadar Kuran’ı okuyan, İslam üzerinde bir gömlek iken Allah’ın dilediği zaman ondan sıyrılıp kılıcıyla komşusunun üzerine yürüyen ve onu şirk ile itham eden kişi.” Dedim ki; “Ey Allah’ın Rasulü! Hangisi şirke daha layık, itham edilen mi, yoksa itham eden mi?” buyurdu ki;
Hayır, bilakis itham eden şirke layıktır.” (Hasen. Bezzar (7/220) İbni Hibban (1/282) Tahavi Müşkilul Asar (Tuhfetul Ahyar- 71) Buhari Tarihul Kebir (4/301) İbni Kesir Tefsir (2/266) İbni Kesir Camiul Mesanid (3/300)
 
Muaz b. Cebel radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor; Ümmetim için en çok şu üçünden korkarım;
Birincisi; Kur’an’ı, onun ihtişamını görünceye kadar okuyan kimsedir. Allah onun üzerindeki İslam gömleğini soyar ve o da kılıcını kaldırıp komşusuna vurarak onu şirk ile itham eder.” Dediler ki;  “Ey Allah’ın Rasulü! Bu şirk ithamına hangisi layıktır?” buyurdu ki; “İtham eden layıktır.
 
İkincisi; Allah’ın kendisine yetki nasip ettiği kimsedir. Bu kimse der ki; “Bana itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Bana isyan eden de Allah’a isyan etmiş olur.” Hâlbuki yalan söylemektedir. Yaratıcıdan başka sığınılacak halife yoktur.
 
Üçüncüsü ise söylentilere dalan kimsedir. Bir söylenti bittiğinde ondan daha uzun sürenine dalar. Şayet Deccal’e yetişirse hemen ona tabi oluverir.” (Hasen. Taberani (20/88) Taberani Müsnedu Şamiyyin (2/254) Fesevi Ma’rife (2/358) Mecmau’z-Zevaid (5/228) Cem’ül Fevaid (6057) İbni Kesir Camiul Mesanid (11/480) İbni Ebi Asım Diyat (s.22) İbni Ebi Asım es-Sunne (1/24)
 
Deccal Şam-Irak Arasından Çıkar!
 
Nevvas b. Sem'an radıyallahu anh'den: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem bir sabah Deccâl'den o kadar çok bahsetti ki, onun hurmalığın içinde olduğunu sandık. O'na doğru gittiğimizde bizim hâlimizin far­kına varmış olacak ki bize sordu: “Neyiniz var?” Dedik ki: “Ey Allah'ın rasulü! Sabahleyin Deccâl'den o kadar çok bahsettin ki hatta biz onu hurmalığın içinde olduğunu sandık.” Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
Benim sizin hakkınızda korktuğum Deccal’den başkadır. Zira ben sağ iken Deccâl çıkarsa ona karşı ben sizi savunurum. Eğer çıktığın­da ben yoksam, o zaman herkes kendisini sa­vunsun. Her bir müslüman hakkında Allah ona karsı müdafaa etmekte vekilimdir. O (Deccâl) kısa kıvırcık saçlı bir gözü olan bir delikanlıdır, tıpkı Abdu'l-Uzzâ b. Katan'a benziyor. Kim ona erişirse ona karşı Kehf sûresinin ilk ayetlerini okusun. O Şam ile Irak arasından çıkacak; sağa sola saldırıp azgınlaşacak. Ey Allah'ın kulları sebat edi­niz!” buyurdu..." (Sahih. Muslim 2937)
 
 

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyk" (İbn Bişrân Emâlî, 291, Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)

Kitaplar

Cevâmiu'l-Kelîm Programı