Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Neşidler

Neşidler: Okuyan: Ebu Ali / Sözler: Ebu Muaz

Ders Programı (Yeni Program)

* Çarşamba Dâru's-Sunne Mescidinde
Saat: 19:00 Arapça
Saat: 21:00 Sahîh Tefsîr

* Cumartesi Dâru's-Sunne Mescid'inde
Saat: 19:00 Kur'ân Kıraati ve Tecvid
Saat: 21:00 Riyâzu's-Sâlihîn Şerhi





25 Mart 2016 Cuma

Musibetler Karşısında İki Tür İnsan

Ebu Hureyre radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
مَثَلُ الْمُؤْمِنِ كَمَثَلِ الزَّرْعِ لَا تَزَالُ الرِّيحُ تُمِيلُهُ، وَلَا يَزَالُ الْمُؤْمِنُ يُصِيبُهُ الْبَلَاءُ، وَمَثَلُ الْمُنَافِقِ كَمَثَلِ شَجَرَةِ الْأَرْزِ، لَا تَهْتَزُّ حَتَّى تَسْتَحْصِدَ
Mü'minin misâli ekin gibidir. Ekini rüzgâr sallar durur. Mü'mine de belâ gelmekte devam eder. Münafığın misâli ise kavak ağacı gibidir. Kesil­medikçe yıkılmaz.”[1]
Bu hadis iki tür kimseyi anlatmaktadır. Bunlardan birisi mü’mindir ki, dünyada arzuladığı şeylerden mahrum edilmekle musibete uğrar. Arzusuna kavuşmayı ümit ettiği anlarda öyle musibetlerle karşılaşır ki onda helak olacağını zannetmeye başlar. Fakat helakin eşiğine yaklaştığı anlarda bile eğer hain nefsine arka çıkıp rabbine karşı gelmezse, ummadığı rızıklar görür ve beklemediği kapılar ona açılır:
Kim Allah’tan sakınırsa ona bir çıkış yolu gösterir. Ve onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse O, kendisine yeter. Şüphesiz ki Allah emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir kader tayin etmiştir.” (Talak 2-3)
Diğeri ise iman ettiğini iddia ederek dünyada müslüman gibi muamele gören kimsedir. Hakikatte o, nefsiyle rabbi arasında, kendi nefsinden taraf olmuştur ve rabbine karşı isyan içindedir. Dünyada arzuladığı pekçok şeye kavuşur, helak olunacak korkulardan kurtulması takdir edilerek, mutlu sona kavuşma ümidi iyice artar. Lakin kurtuluş ve hakiki saadetin eşiğindeyken helak olur!
el-Berâ radiyallahu anh'den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
مَنْ قَضَى نَهْمَتَهُ فِي الدُّنْيَا حِيلَ بَيْنَهُ وَبَيْنَ شَهْوَتِهِ فِي الْآخِرَةِ، وَمَنْ مَدَّ عَيْنُهُ إِلَى زِينَةِ الْمُتْرَفِينَ كَانَ مُهِينًا فِي مَلَكُوتِ الدُّنْيَا، وَمَنْ صَبَرَ عَلَى الْقُوتِ الشَّدِيدِ صَبْرًا جَمِيلًا أَسْكَنَهُ اللَّهُ مِنَ الْفِرْدَوْسِ حَيْثُ شَاءَ
"Kim arzularını dünyada gerçekleştirirse, âhirette arzu ve isteklerine perde çekilir. Kim gözünü zenginlerin zinetine dikerse, göklerin melekûtûnda aşağılanır. Kim de kendisine ve­rilen az azığa karşı güzel bir sabır ve metanet gösterirse, Allah onu Firdevs cennetinde iste­diği yere yerleştirir."[2]
Dünya imtihanı ancak; musibetler karşısında, dünyanın, nefsin ve musibetlerin yaratıcısından taraf olmakla kazanılacak bir yurttur. Dünya musibetlerinde nefsine karşı rabbinden taraf olanlar, bu musibetlerin acısını hiç yaşamamış gibi olacak, dünyanın rahatı peşinde olanlar ise yaşayıp kavuştukları bütün mutlulukları unutacaklardır.
Enes b. Malik radıyallahu anh’den: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
يُؤْتَى بِأَنْعَمِ أَهْلِ الدُّنْيَا مِنْ أَهْلِ النَّارِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَيُصْبَغُ فِي النَّارِ صَبْغَةً، ثُمَّ يُقَالُ: يَا ابْنَ آدَمَ هَلْ رَأَيْتَ خَيْرًا قَطُّ؟ هَلْ مَرَّ بِكَ نَعِيمٌ قَطُّ؟ فَيَقُولُ: لَا، وَاللهِ يَا رَبِّ وَيُؤْتَى بِأَشَدِّ النَّاسِ بُؤْسًا فِي الدُّنْيَا، مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ، فَيُصْبَغُ صَبْغَةً فِي الْجَنَّةِ، فَيُقَالُ لَهُ: يَا ابْنَ آدَمَ هَلْ رَأَيْتَ بُؤْسًا قَطُّ؟ هَلْ مَرَّ بِكَ شِدَّةٌ قَطُّ؟ فَيَقُولُ: لَا، وَاللهِ يَا رَبِّ مَا مَرَّ بِي بُؤْسٌ قَطُّ، وَلَا رَأَيْتُ شِدَّةً قَطُّ
Cehennemliklerden dünyada en çok nimetleneni kıyamet gününde getirilir ve cehenneme bir kere daldırılır. Sonra:
“Ey Âdemoğlu! Hiç bir hayır gördün mü? Sana hiç bir nimet uğradı mı?” denilir. O:
“Hayır! Vallahi Ya rabbi!” der. Bir de cennetliklerden dünyada iken insanların en çok sıkıntıya uğrayanı getirilir ve cennete bir kere daldırılır. Kendisine:
“Ey Âdemoğlu! Hiç sıkıntı gördün mü? Başından hiç şiddet geçti mi?” diye sorulur. O da:
“Hayır! Vallahi ya Rabbi! Başımdan hiç sıkıntı geçmedi. Hiç bir şiddet görmedim” der.”[3]




[1] Sahih. Muslim (2809)
[2] Hasen. Taberani Evsat (8/45) Taberani Sagir (1071) Beyhaki Şuab (9722) Kıvamu’s-Sunne el-Esbehani et-Tergib ve’t-Terhib (1602) Ebu Nuaym Tarihu İsbehan (s.343) Deylemi (5703) Taberani’nin isnadında çoğunluğun zayıf gördüğü İsmail b. Amr el-Becelî vardır. Fakat Kıvamu’s-Sunne rahimehullah bunun mutabiini; Ebu’l-Heysem Halid b. Abdirrahman – Şu’be – Adiy b. Sabit – Bera b. Azib radiyallahu anh yoluyla rivayet etmiştir.
[3] Sahih. Muslim (2807) Ahmed (3/203) İbn Mace (4321)

20 Mart 2016 Pazar

Düğün ve Bayram Dışında Erkeklerin Def Çalmalarının Hükmü


Bismillahirrahmanirrahim.

Çalgı aletleri umumen haram kılınmış olup, bundan yalnızca def istisna edilmektedir. Defin nikâhta ve bayramlarda çalınması müstehap olup bu konuda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den gelen hadisler nettir. İhtilaf edilen konu ise iki açıdandır;

* Düğün ve bayram dışında def çalmak veya dinlemek caiz midir?

* Erkeklerin def çalması caiz midir?

Aşağıda tercüme ettiğim fetvalar her ikisini de yasaklayan veya haram kılan sarih bir nas bulunmadığından hareketle verilmiş fetvalardır. Daha önce çeşitli münasebetlerle zikrettiğim gibi Şeyh Mukbil b. Hadi ve Şeyh Şankıti gibi âlimler de, bu konuda yasaklayıcı sahih ve sarih bir nas bulunmaması sebebiyle, âlimlerin ihtilaf ettiği bu iki meselede haram denilemeyeceğini ifade etmişlerdir.

Bu fetvaları görünce, daha önce def çalma hususunda söyleyip yazdıklarımı bir kenara bırakarak bu ihtilafı kitap ve sahih sünnetin delillerine arz edip, akla takılan bazı şüpheleri tekrar incelemem gerekti. Zira İbn Ömer radiyallahu anhuma’nın rivayet ettiği hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

إِنَّ مُحَرِّمَ الْحَلَالِ كَمُحِلِّ الْحَرَامِ

Muhakkak ki helali haram sayan, haramı helal sayan gibidir.”[1]

Bu yüzden muasır âlimlerden bazılarının bu konudaki fetvası ile, meselenin deliller ışığında incelemesini sunacak, zihne takılan şüphelere cevap vermeye çalışacağım. Başarı Allah’tandır.

Şeyh Mukbil b. Hâdî rahimehullah’ın Erkeklerin Def Çalması Hakkındaki Fetvası:

Soru: Def vurarak neşid okumanın hükmü nedir?

Cevap: Bunda sakınca olmadığını umarım. Haram olan şey ise müziktir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Nikâhı defle ilan edin" buyurmuştur. Yine bir kadın:

"Ey Allah'ın rasulü! Allah seni geri getirirse, başının üzerinde def çalmayı nezrettim" dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

"Nezretti isen yap, yoksa yapma" buyurdu. Şayet bu günah olsaydı, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem o anda: "Günah olan hususta nezirde bulunmak yoktur" buyururdu ve bunu kabul etmezdi..."[2]

Yine Şeyh Mukbil'in sitesinde yayınlanan ve "Es'iletu Nisai Aden" adlı kasetten yazıya dökülen bir fetvasında şeyh Mukbil rahimehullah şöyle demiştir:

"İlim ehlinden bazısı def çalmayı kadınlara tahsis etmiş, bazısı kadınlara tahsis etmemiştir..."

Aynı kasetten diğer bir fetvada da şöyle der:

"Kadınların def çalmasında sakınca yoktur. Erkeklerin def çalmasında ise ihtilaf edilmiştir. Bana zahir olan ise bunun erkeklere haram olmadığıdır. Çünkü "Nikahı def ile ilan edin" hadisi genel kapsamlıdır.

Şeyh Halid el-Muslih’in Fetvası


Soru: Erkeklerin def çalmasının hükmü nedir?

Şeyh Halid el-Muslih’in cevabı:

Bismillahirrahmanirrahim.

İlim ehli erkeklerin def çalması hususunda iki görüş üzerinde ihtilaf etmişlerdir.

Birinci görüş: Erkeklerin düğünlerde ve benzer zamanlarda def çalması mubahtır. Malikî[3] ve Şafiî[4] mezheplerinden bana zahir olan ve İmam Ahmed ile ashabının sözlerinin[5] zahiri bu şekildedir.

İkinci görüş: Erkeklerin düğün ve benzerlerinde def çalması mekruhtur. Bu da Ebu Hanife’nin[6] mezhebi olup, Maliki, Şafii ve Hanbeli’lerden bazılarının görüşüdür.[7]

Cumhurun delili; nikâhta kadınlara tahsis söz konusu olmaksızın def vurmayı teşvik eden hadislerdir. Mesela Aişe radiyallahu anha hadisinde:

أعلنوا النكاح واضربوا عليه بالدف

Nikâhı ilan edin ve onun üzerine def vurun” buyrulmuştur. Muhammed b. Hâtıb radiyallahu anh’den gelen rivayette de:

فصل ما بين الحلال والحرام الضرب بالدف

Helal ile haramı ayıran şey def vurulmasıdır” buyrulmuştur. Ve bunun gibi daha başka hadisler vardır.

Def vurmayı sadece kadınlara tahsis etme görüşünde olanlar ise Nebî sallallahu aleyhi ve sellem zamanında yalnızca kadınların def çaldıklarına dair rivayetleri delil getirmişlerdir. İbn Hacer, Fethu’l-Bari’de (9/226): “Bu konudaki kuvvetli hadisler iznin kadınlar hakkında olduğunu gösteriyor. Kadınlara benzemek hakkındaki yasağın umumiliğinden dolayı erkekler buna dâhil edilmez.”

Fakat bana zahir olan şudur: O zamanda yalnız kadınların def çalıyor oldukları bunun erkeklere de mubah olmasına engel teşkil etmez. Özellikde de vurulan defi erkeklerin dinlemesi, Tirmizî’de (3690) gelen şu rivayette geldiği gibi caizdir:

“Burayde radiyallahu anh’den:

خرج رسول الله صلى الله عليه وسلم في بعض مغازيه فلما انصرف جاءت جارية سوداء فقالت: يا رسول الله إني كنت نذرت إن ردك الله سالماًُ أن أضرب بين يديك بالدف وأتغنى. فقال لها رسول الله صلى الله عليه وسلم: "إن كنت نذرت فاضربي و إلا فلا"، فجعلت تضرب

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gazvelerinden birine çıkmıştı. Döndüğü zaman siyah bir cariye gelerek dedi ki:

“Ey Allah’ın rasulü! Ben, şayet Allah seni selametle döndürürse önünde def çalıp şarkı söylemeyi adadım.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona dedi ki:

Eğer adamışsan çal, aksi halde hayır.” Kadın çalmaya başladı…” Ebu İsa (et-Tirmizi) dedi ki: “Bu hadis hasen, sahih, garibdir” Burada erkeklerin kadınlara benzeyeceği şeklinde bir sakıncanın zikredilmesine gelince, bu durum örf, zaman ve mekâna göre büyük farklılıklar arz eder. Allah en iyi bilendir.”[8]

Şeyh Suleyman el-Macid’in Fetvası


Soru: es-selamu aleykum. Ey şeyh! Amcamın kızı beş ay önce evlendi fakat kimse düğününe katılmadı ve orada def de çalınmadı. Beş ay sonra kutlama yapıldı ve düğün için def vuruldu. Bu kutlamaya katılmanın hükmü nedir? Cevabınızı bekliyoruz, Allah size hayırlı karşılık versin.

Şeyh Suleyman b. Abdillah el-Macid’in cevabı: Aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuhu. Âlimler, düğünler dışında def çalmanın cevazı hakkında ihtilaf etmişlerdir. Caiz olduğunu söyleyenler, sünnette bayramlarda, düğünlerde ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yolculuktan dönüşünde varid olan def çalmayla ilgili rivayetleri delil getirmişlerdir. Nitekim Tirmizî’de Burayde radiyallahu anh’den sabit olduğuna göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gazvelerinden birinden döndüğü zaman siyahi bir cariye gelerek:
“Ey Allah’ın rasulü! Allah seni selametle döndürürse önünde def çalıp şarkı söyleyeceğim” diye adakta bulundum” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
Adadıysan çal, yoksa çalma” buyurdu. Bilindiği gibi masiyet (haram) olan bir hususta adak olmaz ve böyle bir adak yerine getirilmez. Tercihe şayan olan görüş budur. Allah en iyi bilendir.”[9]

Yukarıdaki fetvalarda zikredilen Burayde radiyallahu anh hadisinin tam metni şu şekiledir:

خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي بَعْضِ مَغَازِيهِ فَلَمَّا انْصَرَفَ جَاءَتْ جَارِيَةٌ سَوْدَاءُ فَقَالَتْ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إنِّي كُنْتُ نَذَرْتُ إنْ رَدَّك اللَّهُ صَالِحًا أَنْ أَضْرِبَ بَيْنِ يَدَيْكَ بِالدُّفِّ وَأَتَغَنَّى، قَالَ لَهَا: إنْ كُنْتِ نَذَرْتِ فَاضْرِبِي وَإِلَّا فَلَا، فَجَعَلَتْ تَضْرِبُ، فَدَخَلَ أَبُو بَكْرٍ وَهِيَ تَضْرِبُ، ثُمَّ دَخَلَ عَلِيٌّ وَهِيَ تَضْرِبُ، ثُمَّ دَخَلَ عُثْمَانُ وَهِيَ تَضْرِبُ، ثُمَّ دَخَلَ عُمَرُ فَأَلْقَتْ الدُّفَّ تَحْتَ اسْتِهَا ثُمَّ قَعَدَتْ عَلَيْهِ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إنَّ الشَّيْطَانَ لَيَخَافُ مِنْكَ يَا عُمَرُ، إنِّي كُنْتُ جَالِسًا وَهِيَ تَضْرِبُ، فَدَخَلَ أَبُو بَكْرٍ وَهِيَ تَضْرِبُ، ثُمَّ دَخَلَ عَلِيٌّ وَهِيَ تَضْرِبُ، ثُمَّ دَخَل عثمان وهي تضرب، فلما دخلت أنت يا عمر ألقت الدف.

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gazvelerden birine çıkmıştı. Döndüğünde siyahi bir cariye geldi ve dedi ki:
“Ey Allah’ın rasulü! Eğer Allah seni selametle döndürürse önünde def çalıp şarkı söylemeyi adamıştım.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona:
Eğer adadıysan çal, yoksa çalma” buyurdu. Bunun üzerine kadın def çalmaya başladı. Ebu Bekr radiyallahu anh girdi, o def çalmaya devam ediyordu. Sonra Ali radiyallahu anh girdi, o def çalmaya devam ediyordu. Sonra Osman radiyallahu anh girdi, o def çalmaya devam ediyordu. Sonra Ömer radiyallahu anh girdi, bunun üzerine kadın defi kıçının altına attı ve üzerine oturdu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
Muhakkak ki şeytan senden korkar ey Ömer! Ben otururken şu kadın def çalıyordu, Ebu Bekr girdi, çalmaya devam etti, sonra Ali girdi, çalmaya devam etti, sonra Osman girdi, çalmaya devam etti. Sen girince ey Ömer, kadın defi atıverdi.”[10]
Görüldüğü gibi düğün veya bayram haricinde bir vakitte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ebu Bekir, Ali ve Osman radiyallahu anhum defi dinlemişlerdir. Şayet bu haram olsaydı, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem haram olan bir adağın yerine getirilmesine de, bu def sesini ashabının dinlemelerine de karşı çıkardı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Şayet adadıysan, çal, aksi halde yapma” demiş, düğün ve bayram dışında cariyelerin def çalıp söyledikleri şarkıyı dinlemenin tenzihi kerahetten uzak olmadığına işaret etmiştir.
Abdullah b. Amr radiyallahu anhuma’dan:
أَنَّ امْرَأَةً، أَتَتِ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَتْ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنِّي نَذَرْتُ أَنْ أَضْرِبَ عَلَى رَأْسِكَ بِالدُّفِّ، قَالَ: «أَوْفِي بِنَذْرِكِ»

“Bir kadın Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek: “Ey Allah’ın rasulü! Ben senin başın üzerinde def çalmayı adadım” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Adağını yerine getir” buyurdu.”[11]
Cabir radiyallahu anh’den:

كَانَتِ امْرَأَةٌ تُغْنِّي عِنْدَ عَائِشَةَ بِالدُّفِّ عِنْدُ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَلَمَّا دَخَلَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ جَعَلْتِ الدُّفَّ تَحْتَ رِجْلِهَا وَأَمَرَتِ الْمَرْأَةَ فَخَرَجَتْ، فَلَمَّا دَخَلَ عُمَرُ قَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «هَلْ لَكَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ فِي ابْنَةِ أَخِيكَ، فَعَلَتْ كَذَا وَكَذَا» فَقَالَ عُمَرُ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ: يَا عَائِشَةُ أَعِنْدَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ: «دَعْ عَنْكَ ابْنَةَ أَخِيكَ» فَلَمَّا خَرَجَ عُمَرُ قَالَتْ عَائِشَةُ: كَانَ الْيَوْمَ حَلَالًا، فَلَمَّا دَخَلَ عُمَرُ كَانَ حَرَامًا؟ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَيْسَ كُلُّ النَّاسِ مُرْخًى عَلَيْهِ»

“Bir kadın Aişe radiyallahu anha’nın ve Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında def ile şarkı söylüyordu. Ömer b. El-Hattab radiyallahu anh girince defi ayakları altına koydu ve Aişe radiyallahu anha kadının çıkmasını söyledi. Kadın da çıktı. Ömer radiyallahu anh girince Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona:
Ey İbnu’l-Hattab! Kardeşinin kızı şöyle şöyle yapabilir mi?” Ömer radiyallahu anh:
“Ey Aişe! Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında mı (bunu yaptırıyorsunuz)?” dedi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki:
Yeğenini bırak” Ömer radiyallahu anh çıkınca Aişe radiyallahu anha dedi ki:
“Bugün bu helaldi, Ömer girince haram mı oldu?” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
Herkes bu konuda yumuşak davranmaz”[12]
İbnu’l-Kayserani, es-Sema adlı risalesinde (s.51) şöyle der: “Def çalmak ve onu dinlemeye gelince, deriz ki bu bir sünnettir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu dinlemiş ve def vurulmasını emretmiştir. Buna ancak sünnete muhalefet eden bir cahil karşı çıkar. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
Kim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir” buyurmuştur.
Aişe radiyallahu anha’dan:

سَافَرَ سَفَرًا فَنَذَرَتْ جَارِيَةٌ مِنْ قُرَيْشٍ: إِنِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ رَدَّهُ أَنْ تَضْرِبَ فِي بَيْتِ عَائِشَةَ بِدُفٍّ، فَلَمَّا رَجَعَ رَسُول اللَّهِ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ جَاءَتِ الْجَارِيَةُ، فَقَالَت عَائِشَة للنَّبِي - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم َ -: هَذِهِ فُلانَةُ بِنْتُ فُلانَةٍ نَذَرَتْ إِنْ رَدَّكَ اللَّهِ تَعَالَى أَنْ تَضْرِبَ فِي بَيْتِي بِدُفٍّ، قَالَ: فَلْتَضْرِبْ

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir yolculuğa çıkmıştı. Kureyş’ten bir cariye de:
“Muhakkak ki Allah Azze ve Celle onu geri döndürürse Aişe’nin evinde def çalacağım” diye adakta bulundu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem döndüğü zaman cariye geldi ve Aişe radiyallahu anha, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e:
“Şu falan kızı filan, Allah Teâlâ seni geri döndürürse evimde def çalacağına dair adakta bulunmuş” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
Çalsın o halde” buyurdu.” [13]
İbnu’l-Kayserani şöyle demiştir: “Bu hadisin isnadı muttasıl ve ravileri sikadırlar. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Masiyet (günah) olan hususta adak yerine getirilmez” buyurmamıştır. Şayet def çalmak masiyet (haram) olsaydı elbette ona adağı için kefaret vermesini emreder, böyle bir şey yapmasına mani olurdu.”
Derim ki: Kayserani “isnadı muttasıl” derken yanılmıştır. Zira Şa’bi, Aişe radiyallahu anha’dan işitmemiştir. “Ravileri sikadırlar” derken de yanılmıştır. Zira ravilerinden Abdurrahman b. İshak zayıftır. Lakin Burayde radiyallahu anh hadisi bu hadisin şahididir.
Hafız İbn Tahir el-Kayserani’nin def hakkında sünnet demesini destekleyen rivayet şudur:
Iyaz el-Eşari radiyallahu anh, bayram günü uğradı ve şöyle dedi:

مَالِي لَا أَرَاهُمْ يُقَلِّسُونَ، فَإِنَّهُ مِنَ السُّنَّةِ. قَالَ زِيَادٌ فَسَّرَ هُشَيْمٌ. " التَّقْلِيسَ: الضَّرْبُ بِالدُّفِّ

“Neden taklis yaptıklarını görmüyorum? Zira bu sünnettendir.” Ravilerinden Ziyad b. Eyyub dedi ki: “Huşeym, taklis: def çalmaktır” diye açıkladı.[14]
Yezid b. Harun da taklisi def çalmak olarak açıklamıştır.[15]

1. Şüphe: Ömer radiyallahu anh’ın def sesi işittiğinde karşı çıktığı rivayet edilmiştir.


Düğün ve bayram dışında def çalınmasını mekruh görenler bunu delil getirmişlerdir. Ancak bu konuda gelen rivayetler hem metin hem isnad bakımından sabit olmamıştır:

* Hatib el-Bağdadi,… Asım b. Hilal – Eyyub - İbn Sirin isnadıyla dedi ki: “Ömer radiyallahu anh def veya davul sesi işittiği zaman, ona düğün veya sünnet (hitan) kutlaması olduğu söylenirse karşı çıkmaz, sükût ederdi.”[16]

Cevap: Bu rivayet, isnadında bulunan Asım b. Hilal el-Bariki ve isnadındaki inkıta sebebiyle zayıftır. Yahya b. Main, Asım b. Hilal’in zayıf olduğunu söylemiştir. Nesai ve başkaları da: “Kuvvetli değil” demişlerdir. Ebu Zur’a da: “Eyyub es-Sahtiyani’den münker rivayetlerde bulundu” demiştir. Bu rivayet de Asım’ın Eyyub’dan rivayetlerindendir. İbn Hibban ise: “İsnadları değiştirirdi. Öyle ki onunla hüccet getirmek bâtıl bir hale geldi” demiştir. Nitekim İbn Kesir bu rivayeti Musnedu’l-Faruk’ta (1/47) zikrederek,  illetli bir rivayettir demiştir.

* Ma’mer b. Raşid; Eyyub – İbn Sirin tarikiyle rivayet ediyor: “Ömer b. El-Hattab radiyallahu anh bir ses veya def işitirse: “Bu nedir?” derdi. “Düğün veya hitan (sünnet töreni) derlerse susardı” lafzıyla rivayet etmiştir.[17]

Cevap: Bu isnad munkatıdır. İbn Sirin, Ömer radiyallahu anh’den işitmemiştir.

* İbn Ebi Şeybe; İbn Uleyye – Eyyub – İbn Sirin yoluyla rivayet ediyor:  “Bana haber verildi ki, Ömer radiyallahu anh çirkin bulduğu bir ses işitince onu sorar, eğer düğün veya hitan derlerse onaylardı.”[18]

Cevap: Bu isnad da munkatı olup, işitilen sesin mahiyeti tasrih edilmemiştir.

* Said b. Mansur; İsmail b. İbrahim – Eyyub – Muhammed b. Sirin yoluyla rivayet ediyor: “Bana haber verildi ki; Ömer radiyallahu anh çirkin bulduğu bir ses işitince onu sorar, ona düğün veya hitan denilirse onaylardı.”[19]

Cevap: Bu isnad da munkatıdır. İbn Sirin, Ömer radiyallahu anh’den işitmemiştir. Yine işitilen ses meçhuldür.

* Musedded; Hammad – Eyyub – İbn Ömer radiyallahu anhuma isnadıyla: “Ömer radiyallahu anh bir ses işittiği zaman irkilir, ona hitan veya düğün olduğu söylenirse sükût ederdi.”[20]

Cevap: Bu isnad da munkatıdır. Eyyub es-Sahtiyani, İbn Ömer radiyallahu anhuma’dan işitmemiştir. Ayrıca metinde geçen sesin ne sesi olduğu belirtilmemiştir.

Bu isnadların tamamı Eyyub es-Sahtiyani üzerinde dönmektedir. Bazı muhaddisler, Eyyub’dan bunu zayıf bir ravi olan Asım b. Hilal’in rivayet ettiğini, diğerlerinin bu rivayeti ondan aldıklarını zikretmişlerdir.

Neticede hem isnad, hem de metin olarak burada defin aleyhine bir hüccet söz konusu değildir.

2. Şüphe: Erkek sahabelerin def çaldığı rivayet edilmemiştir.


Cevap: Bu durum erkeklerin def çalmasının haram olmasını gerektirmez. Zira def çalmak eğlence babındandır. İbadet babından değildir. Şayet bu ibadet konusunda olsaydı, burada sahabeden örneklik aramak gerekirdi. Fakat bu mesele eşya (ibadet haricinde kalan meseleler) babından olduğu için bunu yasaklayan ve haram kılan delilin bulunması gerekir. Hanefilerin: “Bunun kadınlara benzemek olacağı” iddiası ise geçersizdir. Zira bu örfi bir durum olup, örfler zaman ve mekâna göre farklılık arz eder. Nitekim Tacuddin es-Subki, Tabakatu’ş-Şafiiyye’de şöyle der:

“Def çalmanın cevazını yalnızca kadınlara tahsis etmesi el-Halimi’nin tuhaflıklarındandır. Cumhur, bu konuda erkek ile kadın arasında fark görmemişlerdir. Babam İmam Takiyuddin es-Subki, Halimi’nin bu ayrımının zayıf bir görüş olduğunu söylemiştir.”[21]

Ömer radiyallahu anh, Şam’a geldiği zaman onu defler ve kılıçlarla raksederek çiçeklerle karşılamışlar, Ömer radiyallahu anh, Ebu Ubeyde radiyallahu anh’e:

“Bu da ne, onlara engel olun” demiş, Ebu Ubeyde radiyallahu anh:

“Ey müminlerin emiri, bu onların âdetidir” deyince,

“O halde bırakın” demiştir.[22]

Makrizi el-Mevaiz ve’l-İtibar’da, bu rivayette geçen taklis’in def çalmak olduğunu açıklamıştır.[23]

Taberi, Tarih’inde şöyle zikreder: “Halid (b. Velid) radiyallahu anh Hire’ye döndüğü zaman, el-Ka’kaa radiyallahu anh Hire’lilere def aldırdı ve onlar da çıkıp onu def çalarak (taklis) ile karşıladılar. Birbirlerine:

“Bu bize şerden kurtuluşu getirdi” diyorlardı.[24]

Belazuri, Ebu Hafs ed-Dımeşki yoluyla Said b. Abdilaziz’den rivayet ediyor: “Ebu Ubeyde radiyallahu anh Mi’ratu Humus’a uğradığı zaman oranın halkı çıkıp kendisini def çalarak karşıladılar.”[25]

3. Şüphe: Sahabe “Düğünde def çalmaya ruhsat verildi” dediğine göre başka zaman bunun yasak olduğu anlamına gelmez mi?


Cevap: Öncelikle bu rivayetin tarik ve metinlerine baktığımda, onların ruhsata söz konusu ettikleri şeyin def değil, cariyelerden şarkı dinlemek olduğunu gördüm.

* İbn Ebî Şeybe, Şureyk – Ebu İshak – Amir b. Sa’d yoluyla: “İbn Mes’ud ve Karaza b. Kab’ın yanına girdim. Yanlarında şarkı söyleyen cariyeler vardı. Dedim ki:

“Siz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı olduğunuz halde bunu mu yapıyorsunuz?” Dedi ki:

“Bize düğünde eğlenceye izin verildi.”[26]

Bu isnadda Şureyk’in hıfzı kötüdür. Bununla beraber ruhsatın söz konusu edildiği şey cariyelerin söylediği şarkıyı dinlemek hakkındadır. Def hakkında değildir.

* Ebu Davud et-Tayalisi; Şu’be – Ebu İshak – Amir b. Sa’d el-Beceli yoluyla: “Sabit b. Vedia ve Karaza b. Ka’b el-Ensari’yi bir düğünde gördüm. Şarkı başladı. Onlara bu konuyu söylediğimde dediler ki:

“Düğünde şarkıya ve ağıt yakmadan ölü için ağlamaya ruhsat verildi.”[27]

Bu isnad kuvvetlidir. Yine metinde ruhsata söz konusu edilen şey def değil, şarkıdır.

* İbn Ebi Şeybe; Gunder – Şu’be – Ebu İshak – Amir b. Sa’d yoluyla: “Sabit b. Vedia ve Karaza b. Kab ile beraber bir düğünde idim. Şarkı sesi işitince: “İşitmiyor musunuz?” dedim. Dediler ki:

“Düğünde şarkıya ve ölü için ağıt yakmadan ağlamaya ruhsat verildi.”[28]

Yine bu da bir önceki gibidir. Zuheyr’in Ebu İshak’tan rivayeti de aynı şekildedir ve bu Ebu İshak’ın rivayetinden daha sahihtir. Bunu Muhammed b. Ca’fer – Şu’be yoluyla; Hâkim rivayet etmiş, sahih olduğunu söylemiş, Zehebi de onaylamıştır.

Hâkim (348) şöyle rivayet ediyor: Ali b. İsa b. İbrahim – Ahmed b. Necdeh – Yahya b. Abdilhamid – İsrail – Osman b. Ebi Zur’a – Amir b. Sa’d el-Beceli yoluyla:

“Karaza b. Ka’b, Ebu Mes’ud ve Zeyd b. Sabit’in yanlarına girdim, bir de ne göreyim! Yanlarında cariyeler şarkı söylüyorlardı. Onlara:

“Sizler Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı olduğunuz halde bunu mu yapıyorsunuz?” Dediler ki:

“Dinleyeceksen dinle, yoksa geç git. Zira Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize düğünde eğlenceye ve ölü için ağıt yakmadan ağlamaya ruhsat verdi.” Hâkim dedi ki:

“Yahya el-Himmani böyle rivayet etmiştir, bunu mahfuz görmüyorum. Doğru şeklini Ebu İshak rivayet etmiştir.”

Sahabenin, def çalınmasını düğün ve bayrama has olarak anlamadıkları sabit olmuştur:


Ebu’l-Huseyn el-Medaini (Halid b. Zekvan) dedi ki:

كُنَّا بِالْمَدِينَةِ يَوْمَ عَاشُورَاءَ، وَالْجَوَارِي يَضْرِبْنَ بِالدُّفِّ، وَيَتَغَنَّيْنَ، فَدَخَلْنَا عَلَى الرُّبَيِّعِ بِنْتِ مُعَوِّذٍ، فَذَكَرْنَا ذَلِكَ لَهَا، فَقَالَتْ: دَخَلَ عَلَيَّ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ صَبِيحَةَ عُرْسِي، وَعِنْدِي جَارِيَتَانِ يَتَغَنَّيَانِ، وَتَنْدُبَانِ آبَائِي الَّذِينَ قُتِلُوا يَوْمَ بَدْرٍ، وَتَقُولَانِ، فِيمَا تَقُولَانِ: وَفِينَا نَبِيٌّ يَعْلَمُ مَا فِي غَدِ، فَقَالَ: «أَمَّا هَذَا فَلَا تَقُولُوهُ، مَا يَعْلَمُ مَا فِي غَدٍ إِلَّا اللَّهُ»

“Biz Aşura günü Medine’de idik. Cariyeler def çalıp şarkı söylüyorlardı. Rubeyyi bt. Muavviz radiyallahu anha’nın yanına gittik ve ona bu durumu anlattık. O da dedi ki:

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gelin olduğum gecenin sabahında yanıma geldi. Yanımda iki cariye şarkı söylüyor ve Bedir günü öldürülen babalarımı anıyorlardı. “Aramızda yarın ne olacağını bilen bir nebî var” demeye başladılar. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

Bunu söylemeyin. Yarın ne olacağını ancak Allah bilir” buyurdu.[29]

Buhârî’nin rivayetinde bu cariyelerin def çaldıkları da tasrih edilmektedir. Abd b. Humeyd’in rivayetinde: “Kadınlar def çalıyorlardı, bunu Rubeyyi bt. Muavvize sordum…” şeklindedir.

Bu rivayette görüldüğü gibi, sahabeden Rubeyyi bt. Muavviz radiyallahu anha, kendisinin düğününde çalınan defi, düğün veya bayram dışında bir günde def çalmanın caiz olduğuna delil getirmiştir. Dolayısıyla düğün ve bayram dışında def çalınması caiz değil diyenin herhangi bir sabit dayanağı yoktur.

4. Şüphe: İbn Abbas radiyallahu anhuma’nın def hakkındaki sözü


Beyhaki; Said b. Mansur – Ebu Avane - Abdulkerim el-Cezeri – Ebu Hişam el-Kufî yoluyla rivayet ediyor: İbn Abbas radiyallahu anhuma dedi ki:

“Def haramdır, çalgı aletleri haramdır, davul haramdır, zurna haramdır.”[30]

Şeyh el-Elbani dedi ki: “Eğer Ebu Haşim el-Kufi diye adı geçen zat, Sa’d olarak adlandırılan Ebu Haşim es-Sencari ise, bu sahih bir isnaddır. Abdulkerim el-Cezeri’nin ondan rivayette bulunduğu zikredilmiştir. Fakat ben onun kufeli olduğunu zikredeni görmedim. İbn Hibban’ın es-Sikat’ta zikrettiğine göre (4/296) o Dımeşk’te yerleşmiştir. Doğrusunu Allah en iyi bilendir.”

Şeyh el-Elbanî’nin sözlerinden anlaşılacağı üzere Ebu Haşim el-Kufi meçhuldür. Bu kişinin Ebu Haşim es-Sincari ile aynı kişi olduğu zannı zayıftır ve Şeyh el-Elbani bu konuda bir delil getirememiş ve “şayet, bu kişi o ise isnadı sahihtir” demiştir. Fakat görünen o ki, Kufe’li olan Ebu Haşim meçhul bir kimsedir. Ebu Avane’nin Abdulkerim el-Cezeri’den işittiği sabit olmamıştır. Nitekim Ebu Avane bunu an’ane ile rivayet etmiştir.

Her halukarda rivayet mevkuftur, hüccet olmaz. Üstelik isnadı da illetlidir. Abdulkerim el-Cezeri’nin rivayetinde mahfuz şekli şöyle olsa gerek:

Sufyan – Abdulkerim (el-Cezeri) – Kays b. Hebter – İbn Abbas radiyallahu anhuma yoluyla rivayet ediyor: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Muhakkak ki leş, kumar ve davul haramdır.” İbn Abbas radiyallahu anhuma dedi ki:

“Her sarhoşluk veren şey haramdır.”[31]

Aynısını Ma’kil b. Ubeydillah el-Cezeri; Abdulkerim – Kays b. Hebter – İbn Abbas radiyallahu anhuma yoluyla rivayet etmiştir.[32]

Burada bunun, İbn Abbas radiyallahu anhuma rivayetinin mahfuz şekli olabileceğini söylememin sebebi, Abdulkerim el-Cezeri ile İbn Abbas radiyallahu anhuma arasındaki vasıtanın: Kufe’li sika bir ravi olan Kays b. Hebter oluşudur. Kays’ın künyesi bilinmemektedir. Nispesi el-Kufi’dir. Ebu Avane ezberinden rivayet ettiğinde yanılan bir ravidir. Dolayısıyla defin zikredildiği rivayetin isnadında ve bunu mevkuf rivayet etmede yanılmış olması muhtemeldir. Mahfuz olan rivayet ise hem merfudur, hem de bunda def zikredilmemektedir. Allah en iyi bilendir.

5. Şüphe: Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh’ın ashabı defleri parçalıyorlardı


Cevap: Bu konudaki rivayetin tam metni görüldüğünde defe mutlak karşı çıkmaya delil olamayacağı açıktır:

Bunu İbn Ebî Şeybe: “İbn Mes’ud’un öğrencileri düğünlerde ellerinde def olan cariyelerle karşılaştıklarında defleri yararlardı” lafızyla rivayet etmiştir.[33]

Lakin bu iki açıdan hüccet olmaz;

Birincisi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den düğünlerde def çalınmasını teşvik ettiği sabittir.

İkincisi bu fiil, İbn Mes’ud radiyallahu anh’ın öğrencilerine aittir. Maktu rivayetler hüccet değildir, üstelik Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sabit olanlara aykırıdır.

Yine burada şunu hatırlatmakta fayda var: “Şeyh el-Elbani, Hasen el-Basri’nin şu sözünü zikreder:

“Deflerin müslümanların işiyle bir ilgisi yoktur, Abdullah (b. Mesud)un arkadaşları deflerin derilerini parçalıyorlardı.”

El-Elbani buna kaynak olarak el-Hallal’ın el-Emru bi’l-Ma’ruf kitabını verir. Fakat el-Hallal’ın kitabında isnad zikredilmeyip, “Ruviye” (rivayet edildi ki) şeklinde meçhul siga ile aktarılmıştır. Fakat İbn Mes’ud’un ashabının fiili İbn Ebî Şeybe’nin Musannef’inde sabit olduğu için el-Elbani bunu zikreder. Yani “Müslümanlarla defin ilgisi yoktur” sözü de Hasen el-Basri’den sabit değildir.

6. Şüphe: Ebu Bekr radiyallahu anh defle şarkı söyleyen cariyeler hakkında: “Şeytan mizmarı” tabirini kullanmıştır.


Cevap: Bu konuda İbnu’l-Habbaz diye meşhur Hafız Ebu Bekr Muhammed b. Abdillah b. Ahmed b. Habib el-Âmirî el-Bağdadi (vefatı: 530 h.)şöyle der: “Kim Ebu Bekr radiyallahu anh’ın “şeytan mizmarı” şeklindeki adlandırmasına dayanarak hüküm verirse, çeşitli açılardan yanlış anlamış ve hata etmiş olur:

Birincisi: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in onun sözünü reddetmesi, şarkı söyleyenlere sert davranmasından dolayı onu azarlaması ve Ebu Bekr radiyallahu anh’ın, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in söylediğine dönmüş olmasına rağmen, bu kimsenin, Ebu Bekr radiyallahu anh’ın o sözüne tutunması hatadır.

İkincisi: Bu görüşte olan kimsenin, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in dinlemesi ve helal oluşu gerektirdiğinde şüphe bulunmayan onayından yüz çevirip, Ebu Bekr radiyallahu anh’ın sözünün mutlak ifadesine bağlanması hatadır.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bâtıl üzere olmayacağını bilmesine rağmen Ebu Bekr radiyallahu anh’ın, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hazır bulunup onayladığı bir hususun haram olduğuna inanması imkânsızdır. Sahih olan şöyle demektir:

Ebu Bekr radiyallahu anh’In sözünden ona uygun mananın anlaşılması olup, o da şudur: “Ebu Bekr radiyallahu anh def çalmayı ve şiir okumayı, ibadet sayılmayan mubahlar cümlesinden kabul etmekle birlikte, nübüvvet makamına olan tazimi, risalet makamına ihtiramı ve bu makamın ihtişamının yüceliğinden dolayı kerim vicdanı onu Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunu eğlence görüntüsünden tenzihe yöneltti ve bu yüce mevkide zikir ve ibadetle meşgul olmanın daha uygun olacağını düşündü. Bu sebeple de haram olduğu için değil, saygısı dolayısıyla bundan men etti. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de onun bu davranışı hoş karşılamamasını iki husustan dolayı reddetti:

Birincisi: Ümmetine genişlik, yumuşaklık ve bazı durumlarda ferahlık olarak şeriatinde meşru kılınmış bir şeyin haram olduğunun zannedilmemesi için.

İkincisi: Kalplerinin bazı mubah davranışlarla yatışması ve ibadet vazifelerine daha canlılık duymaları için, ailesi ve ümmetine karşı güzel ahlak ve gönül genişliği izhar etmesi. Nitekim Ebu Bekra radiyallahu anh’ın: “Kur’an mı, şiir mi?” diye sorduğunda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Bir süre bundan, bir süre ondan buyurmuştu.”[34]

Sonuç:


* Haram kılınan çalgılardan def istisna edilmiştir ve nikâhta def çalınması teşvik edilmiştir.

* Bayramlarda def çalındığı sünnette sabit olmuştur.

* Düğün ve bayram dışında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve sahabesinin def dinledikleri, bunu haram görmedikleri sabit olmuştur.

* Düğün ve bayram dışında def çalınması ve dinlenmesinin tenzihî kerahetten uzak olmayışına işaret edilmiştir. Zira Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Şayet adamadıysan bunu yapma” buyurmuştur. “Bunu yapma” sözünün cariyelerin söylediği şarkıyı dinlemenin keraheti hakkında olması da ihtimal dâhilindedir. Ebu Bekr radiyallahu anh bayram günü def çalan cariyeleri görünce:

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında şeytan çalgısı mı?” diye itiraz etmiş, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onun itirazına mani olmuş, fakat “Def şeytan çalgısı değildir” gibi bir söz de söylememiştir. Defin haramlıktan istisna edildiği sabit olduğuna göre, bu mubah ile fazlaca meşgul olmanın şeytanın sevdiği bir iş olabileceği akla gelmektedir. Zira neşid ve mubah şarkılarla meşguliyet kişiyi Kur’an ve hadis ile meşgul olmaktan alıkoyar.

* Erkeklerin def çalmaları halinde kadınlara benzemiş olacağı iddiası bazı ilim ehlinin şahsi kanaatlerinden ibarettir ve hüccet değildir. Zira örfler zaman ve mekâna göre farklılık arz eder. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem defe musaade ederken ve nikâhta çalınmasına teşvik ederken: “Defi kadın çalar, erkekler kadınlara benzemesin” diye bir yasaklama yapmamıştır. Hatta bazı lafızlarda: “Vadribû”, “Deffifu” şeklinde erkeklere hitap eder bir lafız varid olmuştur ki, bunun zahiri erkeklerin def çalmasına delalet eder. Nitekim Ömer radiyallahu anh’ın Şama gittiği zaman kendisini karşılamak için huzurunda def çaldıklarını görünce önce karşı çıkmak istemiş, bunun onların adeti olduğu söylenince izin vermiştir.

Allah en iyi bilendir.



[1] Hasen. Taberânî Evsat (8/67) Ebu Bekr en-Nisaburi Fevaid (el yazma no: 98) İbnu’l-Kayserani es-Sema (s.51-52)
[2] Şeyh Mukbil b. Hadi, Garatu'l-Eşrita (2/483-484)
[3] Bkz.: Haşiyetu’d-Dusuki (2/338) Mevahibu’l-Celil (4/7)
[4] Bkz.: Esne’l-Metalib (4/345) Heytemi Fetava’l-Kubra (4/356)
[5] Bkz.: el-İnsaf (8/342) Metalibu Uli’n-Nuha (5/341)
[6] Bkz.: Bahru’r-Raik (7/88) Reddu’l-Muhtar (5/483)
[7] Bkz.: mevhibu’l-Celil (4/7) Esne’l-Metalib (4/345) Keşşafu’l-Kına (5/384)
[8] 28.03.1425 Hicri tarihli fetvası, Link: http://www.almosleh.com/publish/article_485.shtml
[9] Tarih: 28/06/1429 Fetva no: 999 Link: http://www.salmajed.com/fatwa/findnum.php?arno=999
[10] Sahih. Tirmizî (3690) İbn Hibbân (10/233) Ahmed (5/356) Abdulhak el-İşbili Ahkamu’s-Sugra (2/846) Beyhaki (10/77)
[11] Hasen. Ebû Dâvûd (3312) İbnu’l-Munzir el-Evsat (7162) el-Elbani es-Sahiha (2261)
[12] Hasen. Ebu Nuaym Tarihu İsbehan (2/56)
[13] El-Muhallisiyyat (1667) Kayserani es-Sema (s.55)
[14] Sahih. İbn Mâce (1302) Buhârî Tarih (7/19) Taberânî (17/371) Hatib Tarih (1/207) İbn Asakir Tarih (19/212, 47/252) el-Muhallisiyyat (1156) İbnu’l-Kayserani es-Sema (s.55) İbn Mace’nin isnadına Şureyk olduğu için el-Elbani zayıf dese de, daha başka birçok tariklerden bu sabit olmuştur.
[15] el-Hallal, el-Emru bi’l-Ma’ruf  (s.182)
[16] Zayıf. Tarihu Bağdat (5/415)
[17] Zayıf. Abdurrazzak Musannef (19738) Beyhaki (7/463)
[18] Zayıf. İbn Ebî Şeybe (16659)
[19] Zayıf. Said b. Mansur (632)
[20] İbn Hacer, Metalibu’l-Aliye (1725)
[21] Tabakatu’ş-Şafiiyye (4/339)
[22] Hasen. İbn Zencuye el-Emval (633) Ebu Ubeyd el-Emval (425) İbn Muhenna Tarihu Dariya (s.96) Belazuri Futuhu’l-Buldan (no: 372) İbn Asakir (32/116) Bkz.: Said el-Efgani, Esvaku’l-Arab (s.373) Cevad Ali, el-Mufassal Fi Tarihi’l-Arab (9/123)
[23] El-Mevaiz ve’l-İtibar (3/371)
[24] Taberi Tarih (3/379)
[25] Belazuri Futuhu’l-Buldan (no:355) İbnu’l-Adim Bugyetu’t-Taleb (1/585)
[26] Hasen ligayrihi. İbn Ebî Şeybe (16662)
[27] Sahih. Tayalisi, Musned (1317)
[28] Sahih. İbn Ebî Şeybe (16664)
[29] Sahih. İbn Mâce (1897) Taberani (24/273) Abd b. Humeyd (1589) Rubeyyinin sözünden itibaren: Buhârî (4001) Ebû Dâvûd (4922) Tirmizî (1115) Nesâî Sunenu'l-Kubrâ (5538)
[30] Zayıf. Beyhaki (10/222)
[31] Sahih. Bezzar (Zevaidu’l-Bezzar 1/622 no:1116);
[32] Sahih. Taberânî (12/103) Darekutni (3/7)
[33] Sahih maktu. İbn Ebî Şeybe (16670)
[34] Kettani, Teratibu’l-İdariyye (terc.: 2/189-190) Ebu Bekra radiyallahu anh’den zikredilen rivayeti Ebu Abdirrahman es-Sulemi, es-Sema adlı risalesinde (s.7) zayıf bir isnad ile tahric etmiştir.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyk" (İbn Bişrân Emâlî, 291, Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)

Cevâmiu'l-Kelîm Programı