Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Selefî Davet İle Tekfirci İşid Arasındaki Açık Farklar

Selefî Davet İle Tekfirci İşid Arasındaki Açık Farklar * Makale sahibi isminin yayınlanmasını istememiştir. Tercüme Eden: Ebu Muaz el...

29 Haziran 2017 Perşembe

Alimlerin Fetvalarına Muhalefet Etmenin Hükmü

Soru: “Büyük âlimlerin belirli bir meseledeki fetvalarının sıhhatine kanaat etmediği için muhalefet eden fakat onların kıymetini düşürmeyen kimsenin hükmü nedir? Özellikle bu kimsenin görüşünü destekleyen kitap ve sünnet delilleri varsa ve hatta selef âlimlerinden de bu görüşü buluyorsa, âlimlere muhalefet etmesi sebebiyle günahkâr olur mu?”
Şeyh Nasır el-Umer’in cevabı: “Allah’a hamd, Rasulüne salat ve selam olsun. Bundan sonra:
Eğer âlimlere muhalefet eden kişi temkin sahibi ilim talebelerinden olup, istinbat, delil bilgisi, tercih şartları gibi konulara hâkimse bunda sakınca yoktur. Âlimler yaşa bakmadan, yalnızca ilim ve bu konuda temkine dayanarak birbirlerine reddiye vermeye devam edegelmişlerdir. Âlimlere muhalefet eden bu kimsenin görüşünü eğer seleften biri söylemişse bu kişi o âlimlere muhalefet etmiş olmaz. Şayet mesele aynı mesele ise, sonrakilerin muhalefeti yeni çıkmıştır. Aksi halde bu ihtilafın, iki farklı mesele hakkında olduğu düşünülür.
İlim talebelerine düşen şey, büyük âlimlere muhalefet etmekte acele etmemeleridir. Zira onlar şer’î delilleri daha iyi bilirler ve bu delillerden istinbat edilen hükümleri daha iyi tanırlar. Umumi ve hususî delillere dirayetleri tamdır. Onlar, başkalarından daha iyi bilirler. Özellikle de muteber sayıda iseler, ilim, fıkıh ve dindarlık konusunda haklarında şahitlik edilmişse, âlimlere muhalefetten sakınmak gerekir. Çünkü bu yeni ilim talebelerinin idrak edemeyecekleri kötülüklere sürükler. Bununla beraber, İmam Malik b. Enes rahimehullah’ın dediği gibi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dışında herkesin sözünü kabul etmek de, reddetmek de mümkündür. Kaide; herkesin Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e muhakeme olmasıdır. Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
Bir şeyde çekişirseniz onu Allah’a ve rasulüne döndürün. Eğer Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız en hayırlısı ve en güzel çözüm yolu budur.” (Nisa 59)"
Fetva tarihi: 5 Zilhicce 1427
Tercüme: Ebu Muaz.

Allah'ın Dostları Selefîler

Allah'ın Dostu Olan Selefilerin Özellikleri
Te'lif: Ebu Muaz

İndirmek veya okumak için buraya tıklayın

İhtilaf ve Ayrılıklardan Sakındırma


Soru: “İhtilafın ancak beşerden kaynaklandığını zikrettiniz. Müslümanların söz birliği ve tek saf olmaları için ihtilaf edilen konularda ne yapmaları gerekir? Müslümanların tek mertebede olmadıkları, kimisinin âlim, kimisinin ilim iddia eden bir isyankâr, kimisinin avam olduğu bilinmektedir. Her birine gereken nedir?”
Şeyh Muqbil b. Hadi rahimehullah’ın cevabı: “Âlim olsun, avam olsun, isyankâr olsun, itaatkâr olsun onların hepsine de gereken şey Allah’ın kitabına ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine boyun eğmeleridir.
Allah’ın kitabına ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine boyun eğdikleri zaman meydana gelecek ihtilaflar zarar vermez. Biz insanların hiç ihtilaf etmemelerini talep etmiyoruz. Burada anlayışlar ihtilaf edebilir. Sen nastan bir şey anlarsın, mesela Adiy b. Hatim radiyallahu anh, Allah Azze ve Celle’nin:
Beyaz iplik siyah iplikten sizce ayırt edilinceye kadar yiyin, için” (Bakara 187) kavlincen beyaz ip ve siyah ipin kastedildiğini anlamış ve yastığının altına beyaz ve siyah ipler koymuştu. Biri diğerinden ayırt edilinceye kadar yiyip içiyordu. Ta ki Allah Azze ve Celle “Fecrin beyaz ipliği…” kavlini indirdi.
Anlayışta hata edersen ve başkasının anlayışına muhalefet edersen bu zarar vermez. Veya sen nastan bir şey anlarsın, senden başkası da başka bir şey anlarsa sakınca yoktur. Tenevvu (tür) ihtilafı da böyledir. Mesela teşehhüd çeşitli şekillerde gelmiştir. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e salat okumak çeşitli şekillerde gelmiştir. Bu basit bir meseledir.
Şeyhulislam İbn Teymiyye şöyle der: “Buna ancak bir cahil karşı çıkar. İhtilaf, içtihattan sonradır. “Hâkim (yönetici) içtihat ettiği zaman isabet ederse ona iki ecir vardır. İçtihat ettiğinde hata ederse ona da bir ecir vardır.”
Karşı çıkmak gerekmez, lakin karşı çıkılması gerekmeyen şey nedir? Kim açık bir delil olmaksızın sahih bir delile muhalefet ederse ona karşı çıkılması gerekir. Kitap ve sünnet’ten başka teslim olunacak bir şey yoktur.
Müslümanlar kitap ve sünnete teslim olduklarında ihtilaf sona erer. İhtilaf rahmet olmasa da, biz Müslümanlardan hiç ihtilaf etmemelerini istemiyoruz. Allah Subhanehu ve Teâlâ Kerim Kitab’ında şöyle buyurur:
İhtilaf etmeye devam ederler. Ancak rabbinin rahmet ettikleri hariç” (Hud 118-119) Bu ayeti kerimenin mefhumu; ihtilaf edenlere Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın rahmet etmediğidir.
Biz Müslümanlardan hiç ihtilaf etmemelerini talep etmiyoruz. Nitekim sahabe radiyallahu anhum de ihtilaf etmişlerdir. Lakin Müslümanlardan talebimiz; açık bir delil olmaksızın sahih ve sarih bir delili reddetmemeleridir. Caiz olan bir konuda ihtilaf edildiğinde de hiç kimsenin kalbindeki bir kin ile kendisine muhalif olan diğer birine yüklenmemesi gerekir. Zira bunun anlamı, ondan kendisini taklid etmesini istemek demektir. Bu da ayrılık/fırka sebeplerindendir.
Buhârî ve Muslim’in Sahih’lerinde Cundub radiyallahu anh’den gelen rivayette Nebimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
Kalpleriniz uyum gösterdiği sürece Kur’an’ı okuyun. İhtilaf ettiğinizde de kalkın.”
Müslümanlara gereken şey söz birliği için ciddiyetle gayret göstermeleridir. Söz birliği ise ancak kitap ve sünnete boyun eğmekle, kitap ve sünnete razı olmakla, kitap ve sünnete teslim olmakla olur. Allah Subhanehu ve Teâlâ bizim samimiyetimizi gördüğünde kalplerimizi birleştirecektir. Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
Allah’ın ipine topluca sımsıkı sarılın, ayrılmayın.”
Bir cemaatin emiri varsa, o otorite fitnesi, mal fitnesi, makam fitnesi veya buna benzer bir fitneye düşmüştür, onların emiri olarak kalabilmek için insanları ayırmak ister. Ona cevap vermek gerekmez. “Müslüman, Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, onu hâkir görmez. Takva şuradadır. Kişiye şer olarak, kardeşini hâkir görmesi yeter. Her Müslümanın kanı, malı ve ırzı, diğer Müslümana haramdır.”
Sahihayn’da Nu’man b. Beşir radiyallahu anh’den gelen hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:
Birbirlerine sevgi gösterme, merhamet ve şefkat etme konusunda müminlerin misali; bir organ rahatsızlandığında diğerlerinin ateş ve uykusuzluk ile ona katıldığı bir bedenin misali gibidir.”
Sahihayn’da Ebu Musa radiyallahu anh’den gelen hadiste Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
Mü’min, diğer mü’min için birbirini pekiştiren duvar gibidir.”
Ayrılık ümmetin zayıflama sebebidir. Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
Birbirinizle çekişmeyin; o takdirde korkuya düşersiniz” (Enfal 46) Böylece bize söz birliği sağlamayı emretmiştir.
Ensar’dan birisi: “Ensar için haydi!” Muhacirlerden birisi de: “Muhacirler için haydi!” deyince Nebimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
Ben aranızda olduğum halde cahiliyye davası mı yapıyorsunuz! Bunu terk edin, zira o kokuşmuştur.”
Müslümanlar cemaatler haline geldi ve her bir cemaat kendi cemaati için dostluk ve düşmanlık eder oldu. Cahiliyye meydana geldi. Hizipçilik cahiliyyedir! İslam bundan berîdir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
Yanaklara vuran, yakaları yırtan ve cahiliyye davası güden bizden değildir.”
Cahiliyye davası; kabile taassubu, mezhep taassubu, cemaat taassubu gibi taassupları kapsar. Allah yardımcımız olsun.
Mü’minler ancak kardeştirler.” (Hucurat 10)
Ey iman edenler! Bir kavim diğer bir kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla alay etmesin. Belki kendilerinden daha hayırlıdırlar.” (Hucurat 11)
Ayrılık caiz değildir. Müslümanlar bu zamanlarda İslam düşmanlarına karşı durmalıdırlar. Tanzimat (dernekler, partiler vb.) İslam düşmanları tarafından gelmiştir. Onlara gereken şey söz birliği sağlamalarıdır. Kim Müslümanların arasını ayırmak istiyorsa bilinmelidir ki ona şeytan musallat olmuştur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
Muhakkak ki şeytan Arap yarımadasında namaz kılanların kendisine kulluk etmelerinden ümidi kesmiştir. Lakin aralarını bozmaktan ümitlidir.”
İslam düşmanları İslam’dan korkmaktadırlar. Savunma silahlarımızdan, toplarımızdan ve uçaklarımızdan daha çok İslamî uyanıştan çekinmektedirler. Peki neden? Çünkü bu silahlar onların ellerinde bizdekinden daha çok ve daha kuvvetlidir. Hristiyanların ve Yahudilerin dini hezimete uğramıştır. Sana akla uymayan şeyler getirirler, bazen İsa aleyhi's-selâm’ın Allah’ın ta kendisi olduğunu söylerler. Bazen de Allah’ın oğlu olduğunu söylerler. Akla uymayan türlü türlü şeyler söylerler."
Muqbil b. Hadi rahimehullah'ın Kurratu'l-Ayn adlı risalesinden terceme eden: Ebu Muaz

Uyarı: Maksat; en hayırlı nesiller olan salih selefin anlayışları üzere Kitap ve Sünnet üzere söz birliği yapılmasıdır. Yoksa türlü hilelerle ümmetin arasında sokulan şirk, hurafe, bid'at, hizipçilik, demokrasiye icabet ederek oy kullanma, deyyusluk, ehli kıbleyi tekfir etmek (haricilik), bütün Müslümanları tevhid ehli mü'min saymak (mürcielik), ruh taşıyanların suretleri, dernekçilik ve dine aykırı olan diğer münkerlere karşı çıkmaksızın bir araya gelmek, Allah'ın ipine değil, şeytanın maksadına topluca koşmaktır! Kitap ve Sünnet delillerinden ve selefin menhecinden yüz çeviren herkes İslam'da ayrılık çıkarmış, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'ten ayrılmış ve Müslümanları bölmüş olur.

28 Haziran 2017 Çarşamba

Namazda İmam ile Cemaatin Niyetlerinin Farklı Olması


Soru: “İkindi namazını kılan imamın arkasında öğle namazını kıldık. Bazı insanlar geldiler ve bizi tenkid ettiler. Biz de tenkitlerine dair onlardan delil istedik. Delil getiremediler ve onlar bizden delil istediler. Lakin biz işittiğimiz, fakat Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’den sabit olup olmadığını bilmediğimiz bir hadisten başkasını bilmiyorduk. Bu hadise göre Muaz b. Cebel radiyallahu anh Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber mescidinde namaz kıldıktan sonra mahallesine dönüp kardeşlerine namazı kıldırırdı. Eğer sabit ise bu hadisten dolayı imam ile cemaatin niyetlerinin farklı oluşlarının Nebî sallallahu aleyhi ve sellem zamanında meydana geldiği görüşündeyiz. Bu meselede sizin görüşünüz nedir?

Şeyh Muqbil b. Hadî rahimehullah’ın cevabı: “Bu inşaallah caizdir. Hadis sahihtir, hatta muttefakun aleyhtir. En sahih hadislerdendir. Sahihu Muslim’de korku namazının şekilleri hakkında başka bir hadis daha vardır. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bir cemaate iki rekat kıldırmış, sonra selam vermiş, sonra diğer bir cemaate iki rekat kıldırmıştır. Bu, cemaat ile imamın niyetlerinin farklı olabileceğine delildir. İnşaallah bu meşrudur, bunda bir sakınca yoktur.”
Şeyh Mukbil'in Kurratu'l-Ayn Fi Ecvibeti Kaidi'l-Alâbî adlı risalesinden tercüme eden: Ebu Muaz

Yitik Bir Sünnetin İhyâsı: Ayakkabılarla Namaz Kılmak

Mescidlere Ayakkabılarla Girilmesi ve Ayakkabılarla Namaz Kılınması
Ayakkabılarla namaz kılmanın meşru ve sünnet olduğuna dair birçok hadisler vardır. Zira mest ve ayakkabılar temizdir. İmam Suyuti’nin zikrettiğine göre mescidlere ilk olarak halılar serdiren Zalim Haccac’dır.
Ebu Hureyre radiyallahu anh’den: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
إِذَا وَطِئَ أَحَدُكُمُ الْأَذَى بِخُفِّهِ أَوْ نَعْلِهِ فَطَهُورُهُمَا التُّرَابُ
Biriniz mestleriyle veya ayakkabılarıyla pisliğe bastığında toprak onları temizler.”[1]
Ebu Said el-Hudrî radiyallahu anh’den: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabına namaz kıldırırken bir ara ayakkabılarını çıkarıp sol yanına koydu. Cemaat bunu görünce onlar da ayakkabılarını çıkarıp koydular. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem namazı bitirince buyurdu ki:
مَا حَمَلَكُمْ عَلَى إِلْقَاءِ نِعَالِكُمْ قَالُوا: رَأَيْنَاكَ أَلْقَيْتَ نَعْلَيْكَ فَأَلْقَيْنَا نِعَالَنَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ جِبْرِيلَ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَتَانِي فَأَخْبَرَنِي أَنَّ فِيهِمَا قَذَرًا أَوْ قَالَ: أَذًى وَقَالَ: إِذَا جَاءَ أَحَدُكُمْ إِلَى الْمَسْجِدِ فَلْيَنْظُرْ: فَإِنْ رَأَى فِي نَعْلَيْهِ قَذَرًا أَوْ أَذًى فَلْيَمْسَحْهُ وَلْيُصَلِّ فِيهِمَا
Ayakkabılarınızı çıkarmaya iten sebep nedir?” dediler ki:
“Senin ayakkabılarını çıkardığını gördük, biz de çıkardık.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
Muhakkak Cibril aleyhi's-selâm bana geldi ve onlarda pislik olduğunu bana haber verdi. Biriniz mescide geldiği zaman baksın, eğer ayakkabılarında pislik görürse onu silsin, sonra ayakkabılarının içinde namaz kılsın.”[2]

Ayakkabılarla Namazı Terk Etmenin Zararları

1- Ayakkabılarla namazı terk etmenin en büyük zararlarından birisi müslümanların çoğunun bu sünnetten cahil kalmalarına sebebiyet vermiş olmasıdır. Öyle ki, ayakkabılarla namaz kılanın büyük bir suç işlediğini zannediyorlar! Büyük suçların sahiplerine yapmadıkları şeyleri ayakkabıyla namaz kılana yapıyorlar!
Şeyh Mukbil rahimehullah şöyle anlatmıştır: “Ben Yemen’de bir mescid görevlisinin şöyle dediğini işittim:
“Suud’da bulunan bir adam ülkeye dönünce mescide girmek istedi. Ben de ona dedim ki:
“Vallahi ayakkabılarınla mescide girmek istiyorsan ayağını kırarım.” Bu mescid görevlisi ilim ehli olduğunu iddia ediyordu, hâlbuki kendi mezhebi hakkında cahildi. Nitekim Şevkani rahimehullah ayakkabılarla namazın meşru oluşu hakkında şöyle demiştir:
“Hâdeviyye mezhebi ayakkabılarla namazın müstehap olduğu görüşündedir. Onların avamı bunu inkâr etse de böyledir. İmam Mehdî, el-Bahr’da şöyle demiştir:
“Mesele: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu hadisinden dolayı temiz ayakkabı ile namaz kılmak müstehaptır:
Ayakkabılarınızla namaz kılın.”[3]
Mekke’de ayakkabılarıyla namaz kılan bir adam karşı çıkmak için toplanan bir kalabalık gördüm. Onlardan birisi:
“Ayakkabılarıyla namaz kılan bu adam bir şeytandır” diyordu. Maalesef bunu diyen adam Kâbe’deki muhafızlardan biriydi. Şüphe yok ki, bunun bir sünnet olduğunu bilseydi müslüman kardeşine: “şeytan” demeye cüret edemezdi.
Beyşe’de hayır ve salah ehline benzeyen birinin ayakkabılarıyla namaz kılan birine karşı çıktığını gördüm. Ona:
“Bu sünnettir” denilince dedi ki:
“Böyle bir sünnetten Allah’a sığınırım.”
Bütün bunlardan daha kötüsü, Allah için kardeşlerimizden bazısının bu sünnet ile Medine’de amel etmek istemesi üzerine insanların onlara şiddetle karşı çıkmalarıdır! Bütün bunların sebebi, ilim ehlinin bu sünnet ile amel etmemeleridir. Şayet ilim ehli, delil getirdiğimiz bütün bu hadislerle amel etseydiler, bu sünnet insanlar arasında yaygınlaşırdı. Yine bunun sebebi, insanların sünnet kitaplarından yüz çevirmeleridir. Şayet sünnet kitaplarına müracaat etselerdi ayakkabılarla namazın meşru olduğu konusunda ve bunun emredilmiş bir sünnet olduğunda şüphe etmezlerdi.”[4]
2- Namaz kılanların çoğu mescidlerin girişinde ayakkabılarına bakmayı terk ediyorlar. Çünkü onlarla namaz kılmayı istemiyorlar. Bazen bazılarının ayakkabısında pislik bulunuyor ve onları koyduğu zaman bu pislik mescide düşüyor. Bütün bunların sebebi sünnetin terk edilmesidir. Mescid kapısında ayakkabıları kontrol edip, pislik varsa toprağa sürmek sünnettir.
3-  Namaz kılan kişi ayakkabılarının çalınmasından korkmakta ve bu düşünce sebebiyle namazı huşû ile kılamamaktadır. Huşu ise namazın özüdür. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
Namazlarında huşu üzere olan mü’minler kurtulmuştur.” (Mu’minun 1-2) Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, namazda huşuya mani olan sebeplere karşı uyarmıştır:
Muslim, Aişe radiyallahu anha’dan rivayet ediyor: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
لا صلاة بحضرة طعام، ولا هو يدافعه الأخبثان
Yemek hazırken ve iki habisten biri (büyük veya küçük abdest) sıkıştırmışken namaz yoktur.”
Buhârî ve Muslim, Enes radiyallahu anh’den rivayet ediyorlar: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
إذا قدّم العشاء فابدءوا به قبل أن تصلّوا المغرب
Akşam yemeği konulduğu zaman, akşam namazını kılmadan önce yemekle başlayın.”

Şüphelere Cevaplar

1. Şüphe: Mescidler süslenmiş ve sergiler serilmiştir. Mescidler, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanındaki gibi değildir.
Cevap: Muhakkak ki hayır, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanında olan şeylerdedir. Şayet mescidler Nebî sallallahu aleyhi ve sellem zamanındaki şekil üzere kalsa idi elbette daha hayırlı olurdu. Mescidlerin süslenmesine gelince, bundan yasaklanmıştır:
Enes radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
لَا تَقُومُ السَّاعَة حَتَّى يتباهى النَّاس فِي الْمَسَاجِد
İnsanlar mescidler hususunda birbirlerine övünmedikçe kıyamet kopmaz.”[5]
İbn Abbas radiyallahu anhuma’dan: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
مَا أُمِرْتُ بِتَشْيِيدِ الْمَسَاجِدِ، قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ: لَتُزَخْرِفُنَّهَا كَمَا زَخْرَفَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى
Mescidleri yükseltmekle emrolunmadım.” İbn Abbas radiyallahu anhuma dedi ki: “Muhakkak ki mescidleri, Yahudi ve Hristiyanların süsledikleri gibi süsleyeceksiniz.”[6]
Es-San’ânî rahimehullah şöyle demiştir: “el-Mehdî, el-Bahr’da dedi ki: “Haremeyn’in süslenmesi âlimlerin görüş ve rızalarıyla olmamıştır. Bunu ancak zorba devletler, fazilet sahiplerinden bir izin almadan yapmışlardır. Müslümanların buna ses çıkarmamaları razı olduklarından değildir.” Bu güzel bir açıklamadır.”[7]
Mescide serilen seccade ve halıların namaz kılanı meşgul ettiğinde ve namazdan alıkoyduğunda şüphe yoktur. Buhârî ve Muslim, Sahih’lerinde, Aişe radiyallahu anha’dan şöyle rivayet etmişlerdir: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, üzerinde işaretler olan bir elbise ile namaz kıldı. Onun işaretlerine baktı. Namazı bitirince buyurdu ki:
اذهبوا بخميصتي هذه إلى أبي جهم وأتوني بأنبجانيّة أبي جهم فإنّها ألهتني آنفًا عن صلاتي
Şu elbisemi Ebu Cehm’e götürün de Ebu Cehm’in Enbicaniyye’sini bana getirin. Zira az önce beni namazımdan meşgul etti.” Diğer rivayette şöyle buyurdu:
كنت أنظر إلى أعلامها وأنا في الصّلاة، فأخاف أن تفتنني
Namazda iken onun işaretlerine bakıyordum, beni fitneye düşürmesinden korktum.” Bu, Buhârî’in lafzıdır.
Buhârî, Enes radiyallahu anh’den rivayet ediyor: “Aişe radiyallahu anha’nın evi tarafında kendisinin örttüğü şekilli bir perde vardı. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
أميطي عنّي قرامك هذا فإنّه لا تزال تصاويره تعرض لي في صلاتي
Şu şekillerini benden kaybet. Zira onun şekilleri namazda iken bana görünüp meşgul etmeye devam etti.
Buhârî, Ukbe b. Amir radiyallahu anh’den rivayet ediyor: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e ipek bir elbise hediye edildi. Onu giydi ve içinde namaz kıldı. Sonra şiddetlice çekip, hoşlanmamış gibi fırlattı ve buyurdu ki:
لا ينبغي هذا للمتّقين
Bu, takvalı kimselere yakışmaz.”
Es-San’ânî, Subulu’s-Selam’da dedi ki: “Hadiste, kişinin kalbini namazda meşgul eden nakış ve benzerlerinin çirkinliğine delil vardır. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem namazdan alıkoyan şeylerin giderilmesinde acele davranmıştır.”
Et-Tayyibî dedi ki: “Bu hadislerde, zahirdeki eşya ve şekillerin, başkaları bir yana, temiz kalplere ve arınmış nefislere dahi etki ettiğine delil vardır. Nakışlı sergiler üzerinde ve süslü mescidlerde namaz kılmanın ve mescidlere nakış yapmanın mekruh oluşuna da delil vardır.”
2. Şüphe: Bazıları, Allah Teâlâ’nın Musa aleyhi's-selâm’a şu emrini delil getiriyorlar: “Ayakkabılarını çıkar. Zira sen mukaddes vadi olan Tuva’dasın.” (Taha 12)
Cevap: Bu istidlal çok uzaktır. Allah, Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh’e rahmet etsin, zira o, Ebu Musa radiyallahu anh kendilerine imamlık etmek için öne geçtiğinde ayakkabılarını çıkarınca ona şöyle demiştir:
لم خلعت نعليك؟ أبالوادي المقدس أنت؟.
“Niye ayakkabılarını çıkarıyorsun? Sen mukaddes vadide misin?”[8]
İbn Hazm rahimehullah, el-İhkam’da dedi ki: “Musa aleyhi's-selâm’ın şeriatındaki hükümlerden biri, Allah Teâlâ’nın kendisine buyurduğu gibi: “Ayakkabılarını çıkar, zira sen mukaddes vadi Tuva’dasın” emri idi. Ama bizler mukaddes vadide ayakkabılarımızı çıkarmayız.”
İbn Hazm rahimehullah, bizlerin, bizden öncekilerin şeriatleriyle kulluk edemeyeceğimizi kast etmektedir. Bu konu zikredilmeye değer bir şüphe değildir lakin bazı cahiller buna dayanabilir. Bu konuda fayda verecek şey ancak sünneti bilen âlimlerin bununla amel etmeleridir. Cahiller ilim ehlinin bu sünnetle amel ettiklerini görürlerse onlar da bununla amel ederler.

[1] Muslim’in şartına göre hasen. İbn Huzeyme (292) İbn Hibbân (4/250) Hâkim (1/11) Ebû Dâvûd (386) Bezzar (15/131) İbn Hazm el-Muhalla (1/93) Beyhakî (2/430)
[2] Muslim’in şartına göre sahih. Ebû Dâvûd (650) Tayalisi (2154) İbn Huzeyme (1/384) İbn Hibbân (2185) Ahmed (3/20) Hâkim (1/260) Abdurrazzak (1/388) İbn Ebî Şeybe (2/416) Dârimî (1/32) İbn Hazm el-Muhalla (1/93) Beyhakî (2/431)
[3] Neylu’l-Evtar (2/135)
[4] Şeyh Mukbil, ayakkabılarla namazın meşru oluşuna dair risalesinde bunları anlatmaktadır.
[5] Sahih. Ebû Dâvûd (449) İbn Mâce (739) Dârimî (1/327) Ahmed (3/134, 145, 152, 230, 283) İbn Huzeyme (1323) İbn Hibbân (4/493)
[6] Sahih. Ebû Dâvûd (448) İbn Hibbân (4/493)
[7] Subulu’s-Selam (1/158)
[8] Sahih. Abdurrazzak (1/386) İbn Ebî Şeybe (2/418)

25 Haziran 2017 Pazar

Hilal görüldü

Güncelleme: Şili, Paraguay, Barbados ve Guyanada şevval hilali görülmüştür. 25 haziran fıtr bayramıdır

  • Bu akşam hilalin görülmesi mümkün olan en erken yer peru, hawai adaları, polenezya taraflarıdır. Bu sebeple hilal haberi geç saatlerde bekleniyor. Şimdiye kadar medyada hilalin görüldüğüne dair bütün haberler yalandır

12 Haziran 2017 Pazartesi

Bid’atçi Akrabalardan Alakayı Kesmek

Bid’atçi Akrabalardan Alakayı Kesmek
Ebu Muaz el-Çubukabadî

10 Haziran 2017 Cumartesi

Bazı Hadisler Hakkındaki Soruların Cevabı

Soru: Selamün aleyküm. Sizden 3 hadis hakkında bilgi rica ediyorum
1. Peygamber aleyhi's-selâm döneminde “ben beş vakit namaz kılmak istemiyorum sadece bir vakit kılmak istiyorum” diyen adamın Müslüman olması rivayeti sahih mi, nerede geçiyor.
2. Biz cihad etmek ve zekât vermek istemiyoruz diyen kabilenin İslâma girişi ve peygamber aleyhi's-selâm’ın onlar için hem cihad edecek hem zekât verecek demesi sahih mi nerede geçiyor.
3. Peygamber aleyhi's-selâm hangi hanımına bir olaydan sonra vadinin tepesi ile çukurunu ayıramaz demiş ve nedeni nedir?
4. Fıtr sadakasinin nakit olarak verilmesi caiz değildir konusunda ayrinti aciklarmisiniz Bu konuda bilgi verirseniz memnun olurum selamün aleyküm
Cevap: Aleykum selam ve rahmetullah
1- Ahmed b. Hanbel, Musned’inde (5/24) şöyle rivayet etmiştir:
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ نَصْرِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ رَجُلٍ مِنْهُمْ، " أَنَّهُ أَتَى النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَأَسْلَمَ عَلَى أَنَّهُ لَا يُصَلِّي إِلَّا صَلَاتَيْنِ، فَقَبِلَ ذَلِكَ مِنْهُ
“Nasr b. Asım, kendi kabilelerinden birinden rivayet ediyor, o, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e gelip ancak iki namazı kılmak üzere müslüman olmuş, bu kendisinden kabul edilmiş.”
Burada ismi zikredilmeyen kişinin sahabe olduğu anlaşılmaktadır. Sahabenin isminin bilinmiyor olması sıhhate zarar vermez. Diğer ravileri güvenilirdir. Bu hadis şayet sahihse, yalnız iki namazda cemaate gelmeye yorumlanır. Aksi halde, beş vakit namazın farz olduğu mütevatir naslar ve icma ile sabittir.
2- Osman b. Ebil As radiyallahu anh’den (İbnu’l-Carud el-Munteka no:373, Ahmed 4/218, Ebû Dâvûd 3026, Beyhakî 2/445) Sakif kabilesinin islam oluş kıssasına dair rivayette bu husus zikredilmektedir.
Ahmed b. Hanbel, Musned’inde (3/341) İbn Lehia yoluyla, Cabir radiyallahu anh’den muhtasar olarak: “Sakif kabilesi zekât vermemeyi ve cihad etmemeyi şart koştu” şeklinde rivayet edilmiştir. Bu isnad zayıftır.
Ancak doğrusu, bu şart onlardan kabul edilmemiştir. Nitekim İbn Ebi Asım, el-Ahad ve’l-Mesani’de (1524) şöyle rivayet etmiştir:
حَدَّثنا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثنا ابْنُ أَبِي أُوَيْسَ، حَدَّثنا ابْنُ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ قَالَ: سَأَلْتُهُ عَنْ إِيمَانِ ثَقِيفٍ, فَقَالَ: اشْتَرَطُوا عَلَى رَسُولِ اللهِ صَلى الله عَليهِ وسَلمَ أَنْ لاَ صَدَقَةَ عَلَيْهِمْ وَلاَ جِهَادَ، وَأَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلى الله عَليهِ وسَلمَ قَالَ: سَيَصَّدَّقُونَ وَيُجَاهِدُونَ إِذَا أَسْلَمُوا
“Ebu’z-Zubeyr (Muhammed b. Muslim el-Mekkî) rahimehullah dedi ki: “Cabir radiyallahu anh’e Sakif kabilesinin iman etmesi hakkında sordum, dedi ki:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e kendilerinden zekât alınmamasını ve cihada katılmamayı şart koştular. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
İslam’a girdiklerinde zekât da verecekler, cihad da edecekler.” Bu rivayetin isnadı hasendir. Ebû Dâvûd (no:3025) aynısını sahih bir isnad ile rivayet etmiştir.
3- Ebû Ya'lâ (8/129 no:4670) ve Ebu’ş-Şeyh’in el-Emsal’de (no:56) rivayet ettikleri bir hadiste Aişe radiyallahu anha, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile bir tartışması esnasında “Sen Allah’ın rasulü olduğunu iddia etmiyor musun?” diye bir söz söyler, Ebu Bekr radiyallahu anh bunu işitince Aişe radiyallahu anha’nın yüzüne bir tokat vurur, bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Muhakkak kıskanç kadın vadinin yukarısını aşağısından ayırt edemez” buyurur. Bu hadis sahih değildir. İsnadında bulunan Seleme b. Fadl hakkında Yahya b. Main; sika derken, Nesâî: “zayıf”, Buhârî: “Münker rivayetleri var” demiştir. Yine hadisin isnadında Muhammed b. İshak müdellis bir ravi olup, tedlis sigası olan an’ane ile rivayet etmiştir. Nitekim el-Elbani de, ed-Daife’de (2985) bu hadisin zayıf oluşunu açıklamıştır.
4- Fıtr sadakası hakkında rivayette bulunan sahabeler, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu sadakayı yalnızca depolanabilen yiyecek cinsinden bir şeyle vermeyi farz kıldığını açıkça ifade etmişlerdir. Bu sebeple yiyecekten başkasıyla çıkarmak meşru değildir. Tabiinden Hasen el-Basri rahimehullah, altın ve gümüşle fıtrın verilebileceğini söylerken, Ata rahimehullah, altın ve gümüşle fıtrın çıkarılamayacığını söylemiştir. Tabiin dönemindeki bu ihtilaf, sahabenin Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e nispet ederek merfu rivayetlerine arz edildiğinde, sadece depolanabilen, sa’ ile (avuçlanabilen) yiyecekten farz kılındığı belirtilmektedir. Allah en iyi bilendir.

7 Haziran 2017 Çarşamba

Zalim Hükümetler Karşısında Tevhid Ehlinin Tavırları

Zalim Hükümetler Karşısında
Tevhid Ehlinin Tavırları
Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî

Risaleyi okumak için buraya tıklayın

5 Haziran 2017 Pazartesi

İftarın ve Akşam Namazının Vakti

Güneşin Batması, Perdelenmesi Demektir.
Seleme b. Ekva radiyallahu anh dedi ki:
كُنَّا نُصَلِّي مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ المَغْرِبَ إِذَا تَوَارَتْ بِالحِجَابِ
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber güneş perde arkasına geçtiği zaman akşam namazını kılardık.”[1]
Bu hadiste hicab (perde) lafzı geneldir, güneşi gizleyen herşeyi kapsar. Nitekim Cabir radiyallahu anh’den gelen namazların vakitleriyle ilgili rivayette Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in akşam namazını güneş kaybolduğu zaman (والمغرب حين تغيب الشمس) kıldığını belirtmiştir.[2]
Bazen bulut güneşe perde olur: Halid b. Eslem rahimehullah dedi ki:
أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ أَفْطَرَ ذَاتَ يَوْمٍ فِي رَمَضَانَ فِي يَوْمٍ ذِي غَيْمٍ، وَرَأَى أَنَّهُ قَدْ أَمْسَى وَغَابَتِ الشَّمْسُ. فَجَاءَهُ رَجُلٌ فَقَالَ: يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ طَلَعَتِ الشَّمْسُ، فَقَالَ عُمَرُ: «الْخَطْبُ يَسِيرٌ وَقَدِ اجْتَهَدْنَا»
“Ömer b. el-Hattab radiyallahu anh Ramazan’da bulutlu bir günde iftar etti. Akşam olduğunu görmüştü ve güneş kaybolmuştu. Bir adam geldi ve dedi ki:
“Ey Mü’minlerin emiri! Güneş çıktı!” Ömer radiyallahu anh dedi ki:
“Bu basit bir şeydir, biz içtihat ettik.”[3]
Benzerini Abdurrazzak, Zeyd b. Vehb rahimehullah’tan rivayet etmiştir. Onun rivayetinin sonunda Ömer radiyallahu anh:
“Biz günahı kastetmedik, neden kaza edelim?” demiştir.[4] İbn Kesir, Musnedu’l-Faruk’ta: “İsnadı sahih” demiştir.
Benzer bir kıssa Ömer radiyallahu anh’den Ali b. Hanzala – babası yoluyla rivayet edilmiştir ve bu rivayette Ömer radiyallahu anh’ın: “Bunun yerine bir gün kaza etmek kolaydır” dediği geçer. Ancak bu rivayette Ali b. Hanzala ve babası meçhuldürler. Yine aynı kıssaya dair Ömer radiyallahu anh’ın kazayı emrettiği ile ilgili diğer bir rivayet meçhul biri olan Bişr b. Kays yoluyla gelmiştir. Zeyd b. Vehb’in rivayeti daha sahihtir.
Abdullah b. Evfa radiyallahu anh’den:
كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي سَفَرٍ وَهُوَ صَائِمٌ، فَلَمَّا غَرَبَتِ الشَّمْسُ قَالَ لِبَعْضِ القَوْمِ: «يَا فُلاَنُ قُمْ فَاجْدَحْ لَنَا»، فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ لَوْ أَمْسَيْتَ؟ قَالَ: «انْزِلْ فَاجْدَحْ لَنَا» قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، فَلَوْ أَمْسَيْتَ؟ قَالَ: «انْزِلْ، فَاجْدَحْ لَنَا»، قَالَ: إِنَّ عَلَيْكَ نَهَارًا، قَالَ: «انْزِلْ فَاجْدَحْ لَنَا»، فَنَزَلَ فَجَدَحَ لَهُمْ، فَشَرِبَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، ثُمَّ قَالَ: «إِذَا رَأَيْتُمُ اللَّيْلَ قَدْ أَقْبَلَ مِنْ هَا هُنَا، فَقَدْ أَفْطَرَ الصَّائِمُ»
“Biz ramazan ayında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte bir seferde idik. Güneş batınca topluluktan birisine:
Ey fulan! İn ve bize sevik bulamacı hazırla” buyurdu. O kişi dedi ki:
“Ey Allah’ın Rasulü! Akşam olsaydı ya.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
Ey fulan! İn ve bize sevik bulamacı hazırla.” Adam yine:
“Ey Allah’ın rasulü! Akşam olsaydı ya” dedi.  Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yine:
İn ve bize sevik bulamacı hazırla” dedi. Adam:
“Gündüz üzerindedir” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yine:
İn ve bize Sevik bulamacı hazırla” buyurdu. Bunun üzerine adam indi ve sevik bulamacı hazırladı. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ondan içti. Sonra şöyle buyurdu:
Güneş buradan kaybolduğunda ve gece buraya geldiğinde oruçlunun orucu bozulmuştur.”[5]
Abdurrazzak’ın rivayetinde lafzı şu şekildedir: “Abdullah b. Evfa radiyallahu anh’den:  “Biz Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte bir yolculukta idik. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem topluluktan birisine:
İn ve bana sevik bulamacı hazırla” buyurdu. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem oruçlu idi. O kişi:
“Ey Allah’ın Rasulü! Güneş!” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
İn ve bana sevik bulamacı hazırla” buyurdu. Bunun üzerine adam indi ve sevik bulamacı hazırladı. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ondan içti. Sonra şöyle buyurdu:
Şayet güneşi bir kimse görecek olsaydı, devesi üzerinde olan görürdü.” Sonra eliyle doğu tarafına işaret etti ve şöyle buyurdu:
Gecenin şuradan geldiğini gördüğünüzde oruçlu iftar etmiştir.”[6]
Hafız İbn Hacer, Fethu’l-Bari’de bu hadisin şerhinde şöyle demiştir: “Öyle anlaşılıyor ki, söz konusu sahabi ortalık hala aydınlık olduğu ve güneş ışınları tam olarak kaybolmadığı için güne­şin batmadığını düşünmüş ve Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e bu şekilde karşılık vermiş­tir. Belki de dağ, tepe veya başka bir nedenle güneş görünmemiş ya da hava bulutlu olduğu için güneşin battığı kesin olarak bilinememiştir. Olayı nakleden ravinin güneşin battığını söylemesi mevcut durumu anlatmaktan ibarettir. Zira bu olayın kahramanı olan sahabi güneşin battığını kesin olarak bilseydi Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in talebi karşısında asla duraksamazdı. Çünkü Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in herhangi bir emri karşısında duraksayacak olursa itirazcı konumuna düşerdi. Söz konusu sahabi, olayın tam olarak açıklığa kavuşmasını istediği ve ihtiyata göre amel etme düşüncesinde olduğu için böyle davranmıştır.”
Abdurrahman b. Yezid rahimehullah dedi ki:
كَانَ عَبْدُ اللَّهِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، يُصَلِّي الْمَغْرِبَ وَنَحْنُ نَرَى أَنَّ الشَّمْسَ طَالِعَةٌ قَالَ: فَنَظَرْنَا يَوْمًا إِلَى ذَلِكَ فَقَالَ: «مَا تَنْظُرُونَ؟» قَالُوا: إِلَى الشَّمْسِ. قَالَ عَبْدُ اللَّهِ: «هَذَا وَالَّذِي لَا إِلَهَ غَيْرُهُ مِيقَاتُ هَذِهِ الصَّلَاةِ» ثُمَّ قَالَ: {أَقِمُ الصَّلَاةِ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ} [الإسراء: 78] فَهَذَا دُلُوكُ الشَّمْسِ
“Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh akşam namazını kıldı. Biz ise güneşin batmamış olduğunu görüyorduk. Bir gün buna baktığımızda:
“Neye bakıyorsunuz?” dedi. Biz:
“Güneşe bakıyoruz” dedik. Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh dedi ki:
“Kendisinden başka ibadete layık hak ilah olmayana yemin ederim ki namazın vakitleri bunlardır.” Sonra dedi ki:
“Güneşin batıya yönelmesinden gecenin çökmesine kadar namaz kıl” (İsra 78) İşte güneşin batıya yönelmesi (duluku’ş-şems) budur.”[7]
Hâkim dedi ki: Bu hadis Buhârî ve Muslim’in şartlarına göredir. Zehebi de onayladı. Derim ki, dedikleri gibidir.
Tahavi’nin rivayetinde lafzı şöyledir:
صلى عبد الله بأصحابه صلاة المغرب فقام أصحابه يتراأون الشمس فقال ما تنظرون قالوا ننظر أغابت الشمس فقال عبد الله هذا والله الذي لا إله إلا الله هو وقت هذه الصلاة ثم قرأ عبد الله أقم الصلاة لدلوك الشمس إلى غسق الليل وأشار بيده إلى المغرب فقال هذا غسق الليل وأشار بيده إلى المطلع فقال هذا دلوك الشمس  قيل حدثكم عمارة أيضا قال نعم
“Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh arkadaşlarına akşam namazını kıldırdı. Arkadaşları güneşi görüyorlardı. İbn Mes’ud radiyallahu anh:
“Neye bakıyorsunuz?” dedi. Onlar da:
“Güneş batıyor mu diye bakıyoruz” dediler. Abdullah radiyallahu anh dedi ki:
“Kendisinden başka hak ilah olmayana yemin ederim bu namazın vakti budur.” Sonra Abdullah radiyallahu anh “Güneşin batıya meyletmesinden gecenin çökmesine kadar namaz kıl” ayetini okudu. Eliyle batıya işaret etti ve:
“Gecenin çökmesi budur.” Eliyle doğuya da işaret etti ve dedi ki:
“Bu da güneşin batıya meyletmesi (duluku’ş-şems)dir.”[8]
Bu rivayet, kişinin bulunduğu yerde, ikindi vakti aştıktan sonra güneşin; dağ, ağaç, bina vb. şeylerle perdelenerek kaybolması halinde akşam vaktinin girdiği ve oruçlunun iftar edeceğini göstermektedir. Bir miktar ileriye geçenin güneşi görebiliyor olması durumu değiştirmez.
Humeyd rahimehullah dedi ki:
كُنَّا عِنْدَ أَنَسٍ، وَكَانَ صَائِمًا فَدَعَا بِعَشَائِهِ، فَالْتَفَتَ ثَابِتٌ يَنْظُرُ إِلَى الشَّمْسِ وَهُوَ يَرَى أَنَّ الشَّمْسَ لَمْ تَغِبْ، فَقَالَ أَنَسٌ لِثَابِتٍ: لَوْ كُنْتَ عِنْدَ عُمَرَ لَأَحْفَظَكَ
“Biz Enes radiyallahu anh’ın yanındaydık ve o oruçlu idi. Akşam yemeğini istedi. Sabit rahimehullah güneşe bakmaya başladı. O güneşin henüz batmamış olduğunu görüyordu. Bunun üzerine Enes radiyallahu anh, Sabit’e dedi ki:
“Şayet Ömer radiyallahu anh’ın yanında olsaydın elbette seni yakalardı.”[9]
Eymen el-Habeşî el-Mekkî rahimehullah’tan:
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ: دَخَلْتُ عَلَيْهِ، فَأَفْطَرَ عَلَى عِرْقٍ، وَإِنِّي أَرَى الشَّمْسَ لَمْ تَغْرُبْ
“Ebu Said radiyallahu anh’ın yanına girdim. İftar ediyordu. Ben güneşin henüz batmadığını görüyordum.”[10]
Bu rivayetler, dediğimiz hususu pekiştirmektedir. Güneş kendisine perdelenen kişi iftar eder. Akşam ezanını okuyacak kişinin güneşi gören bir yerde bulunması sebebiyle oruçlu kişinin, müezzinin okuyacağı ezanı beklemesi gerekmez:
Humeyd rahimehullah dedi ki:
عَنْ أَنَسٍ أَنَّهُ لَمْ يَكُنْ يَنْتَظِرُ الْمُؤَذِّنَ فِي الْإِفْطَارِ وَكَانَ يُعَجِّلُ الْفِطْرَ
“Enes radiyallahu anh iftarda müezzini beklemez, iftarda acele ederdi.”[11]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem akşam namazını kıldığında ortalık epey aydınlık olurdu. Bu durum, onların, güneşin en uzak ufukta batmasını gözlemediklerini, bilakis, kendi bulundukları konumda güneşin dağ, tepe gibi herhangi bir engelin araya girmesiyle gözden kaybolmasını esas aldıklarını göstermektedir:
Enes radıyallahu anh’den:
كُنَّا نُصَلِّي الْمَغْرِبَ ثُمَّ يَنْطَلِقُ الْمُنْطَلِقُ مِنَّا إِلَى بَنِي سَلِمَةَ وَهُوَ يَرَى مَوَاقِعَ نَبْلِهِ
“Biz akşam namazını kılardık, sonra içimizden ayrılan Benî Seleme’ye doğru gider de attığı okun düştüğü yeri görebilirdi.”[12]
Cabir b. Abdillah radiyallahu anh dedi ki:
كُنَّا نُصَلِّي مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْمَغْرِبَ فِي مَسْجِدِهِ، ثُمَّ نَرْجِعُ نَتَنَاضَلُ حَتَّى يَبْلُغَ مَنَازِلَنَا بَنِي سَلَمَةَ فَنَنْظُرُ إِلَى مَوَاقِعِ نَبْلِنَا
“Biz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber mescidinde akşam namazını kılar, sonra Benî Seleme’deki yerlerimize döner, ok atışı yapardık ve oklarımızın düştüğü yerleri görebilirdik.”[13]
Abdurrazzak, Ahmed, Ebû Ya'lâ ve Abd b. Humeyd’in rivayetlerinde gittikleri yerin Medine’ye bir mil (yaklaşık 2 km.) mesafede olduğu belirtilmektedir.


[1] Sahih. Buhârî (561) Muslim (636) Ahmed (4/54) İbn Mâce (688) Ebû Dâvûd (417) Tirmizî (162)
[2] Buhârî’nin şartına göre sahih. İbn Hibbân (4/395) Enes radiyallahu anh’den aynı ifadeyle hasen isnad ile: Tayalisi (2250) Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (6/167)
[3] Sahih. Malik Muvatta (1/303) Şafii el-Umm (2/96) Beyhakî el-Ma’rife (2473)
[4] Abdurrazzak (7395) Fesevi Ma’rife (2/765) Ebu Ubeyd Garibu’l-Hadis (4/210) İbn Kesir Musnedu’l-Faruk (266)
[5] Sahih. Buhari (1955) Müslim (1101)
[6] Buhârî ve Muslim’in şartlarına göre sahih. Abdurrazzak (4/226) el-Elbani Muhtasaru’l-Buhari (1/460)
[7] Buhârî ve Muslim’in şartlarına göre sahih. Hâkim (2/395) Beyhaki (1/370) Taberânî (9/231) el-Muhallisiyyat (1594)
[8] Sahih. Tahavi, Şerhu Meani’l-Asar (1/154)
[9] Muslim’in şartına göre sahih. Firyabî es-Siyam (50)
[10] Buhârî’nin şartına göre sahih. Buhârî muallak olarak zikretmiştir. Mevsul olarak: İbn Ebî Şeybe (2/430)
[11] Muslim’in şartına göre sahih. Firyabî es-Siyam (51)
[12] Buhârî ve Muslim’in şartlarına göre sahih. Ahmed (3/114, 189, 199, 205) Serrac Musned (569) İbn Huzeyme (338) Ebû Dâvûd (416) Taberânî (19/62) Ebû Ya'lâ (6/62) İbnu’l-Ca’d Musned (3350) İbn Ebi Şeybe (1/289) Beyhaki (1/447)
[13] Muslim’in şartına göre sahih. Es-Serrac Musned (572, 1117) İbn Hibbân (10/549) Abdurrazzak (1/552) Ahmed (3/303) Tayalisi (1771) Abd b. Humeyd (1035) Ebû Ya'lâ (4/80) İbnu’l-Ca’d Musned (3317) Tahavi Şerhu Meani’l-Asar (1/212) Beyhakî (1/370)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyk" (İbn Bişrân Emâlî, 291, Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)