Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

30 Nisan 2020 Perşembe

Detaylı Covid-19 Raporu 25 Nisan

● Kaliforniyalı Dr. Dan Erickson, çok izlenen basın açıklamasında Kovid-19 konusundaki gözlemlerini anlattı.
● Dr. Erickson, ABD’denin birçok eyaletinde doktorların hemfikir olmasalar da Kovid-19 yazılı ölüm belgeleri vermeye “zorlandıklarını” belirtiyor.
● Çeşitli ülkelerden gelen rakamlara dayanarak, Kovid-19’un ölümcüllüğünün, influenza gibi yaklaşık %0,1 olduğunu hesaplamaktadır.
● Dr Erickson’a göre, yüz maskeleri gündelik hayatta değil, hastanedeki gibi akut durumlarda mantıklıdır.
--------------------------------------------------------------------------------
Berlin’deki Charité Kliniği’nde ünlü Alman virolog Christian Drosten’nın selefi olan Profesör Detlef Krüger, kendisiyle bu yakınlarda yapılan bir söyleşide, Kovid-19’un “bir çok açıdan grip ile karşılaştırılabilir olduğu”nu ve “bazı değişik tür grip virüslerinden daha tehlikeli olmadığı”nı anlatıyor. Profesör Krüger, “politikacılarca keşfedilen ağız ve burun koruma işini”, “eylem severlik” ve potansiyel “mikrop-yayıcılık” diye kabul ediyor. Aynı zamanda da alınan önlemlerin yol açtığı “kitlesel ikincil tahribat”a karşı uyarıda bulunuyor.

İsveç ve Avrupa eski baş epidemiyoloğu Profesör Johan Giesecke, Avusturya’da yayınlanan Addendum dergisine verdiği samimi söyleşide, bazı insanların hiç belirti göstermemesi, bazılarınınsa çok hafif belirtiler yaşaması nedeniyle, salgının %75 ile %90’ının “görünmez” olduğunu söylüyor. İşte bu yüzden tecrit “anlamsız” ve topluma zararlı olacaktır. İsveç’in stratejisinin temelinde “insanların aptal olmadığı” kabulü yatıyordu. Profesör Giesecke, influenza’dakine benzer, yani %0,1 ile 0,2 arasında bir ölüm oranı bekliyor; İtalya ve New York’un virüse çok hazırlıksız yakalandığını ve kendi risk gruplarını korumadıklarını ileri sürüyor.

İtalya'dan gelen son rakamlara göre (s.12-13), testleri pozitif çıkan yaklaşık 17.000 doktor ve hemşireden 60’ının öldüğünü gösteriyor. Bu da Kovid-19 ölümcüllüğünün, 50 yaşının altındakiler için %0,1’den daha az; 50-60 yaş aralığındakiler için %0,27; 60-70 yaş aralığındakiler için %1,4; 70-80 yaş aralığındakiler içinse %12,6 olduğu sonucunu veriyor. Bu ölümler korona virüsüyle olup, illa korona virüsünden olmadığından dolayı ve %80’e varan oranda insan belirti göstermediği ve bazılarına da test yapılmamış olduğu için, bu rakamlar bile yüksek olabilir. Yine de bu değerler toplamda, örneğin Güney Kore’dekilerle uyumlu olup, genel nüfus için influenza aralığındadır.

İtalyan Sivil Savunma Kurumu başkanının Nisan ayı ortasında yaptığı açıklamaya göre, Lombardiya’daki bakım evlerinde 1800’den fazla insan ölmüştür ve birçok vakada ölüm nedeni hala açık değildir. Lombardiya’nın bazı bölgelerinde bulunan huzur evleri ve bakım evlerindeki bakımın, bunun sonucunda da tüm sağlık sisteminin, kısmen virüs korkusu ve tecrit nedeniyle, çökmüş olduğu zaten biliniyordu.

Almanya’da yayınlanan DIE ZEIT gazetesi, Almanya'daki hastanelerindeki boş yatak oranlarına odaklanmaktadır. Bazı bölümlerde %70 gibi yüksek oranlara rastlanıyor. Akut olarak hayati olmayan kanser tetkikleri ve organ nakilleri, şu ana kadar ortada olmayan Kovid-19 hastalarına yer açmak amacıyla iptal edilmektedir.

İngiltere’de yapılan yeni bir analiz, sağlık sistemini kullanamadıkları veya kullanmak istemedikleri için şu anda haftada yaklaşık 2000 kişinin Kovid-19 olmaksızın evlerinde öldüğü sonucuna varıyor. Bunlar en başta, kronik hastalıkları olan insanların yanısıra kalp krizi ve inme geçiren acil servis hastalarıdır.

Avusturya’da araştırmacılar, Mart ayında ülkede Kovid-19’dan ölenlerden daha fazla insanın, tedavisi yapılmayan kalp krizlerinden öldüğü sonucuna varmıştır.

Almanya’da, toplu taşıma araçlarında ve alışveriş yerlerinde maske zorunluluğu getirilmişti. Dünya Tıp Birliği başkanı Frank Montgomery, bunu “yanlış”, bu amaçla kullanılan atkı veya kumaşları ise “gülünç” bulduğunu belirterek eleştirmişti. Gerçekten de araştırmalar, İsviçreli enfeksiyolog Dr. Vernazza’nın bir "medya aldatmacası" diye söz etmesine neden olan, gündelik hayatta maske kullanımının, sağlıklı ve belirti göstermeyen insanlara neden ölçülebilir bir yarar getirmediğini gösteriyor. Bunu eleştiren başkaları da "kamusal alanda görünür halde olan zoraki bir itaat" simgesi olduğundan söz ediyor.
... ayrıntılı bilgi için link: https://www.coronagercegi.com/post/25-nisan-raporu

29 Nisan 2020 Çarşamba

Cuma ve Cemaatleri Yasaklayanların Tekfirindeki İcmâ

Cuma ve cemaat namazlarının iptaline ve yasaklanmasına fetva vermek, dinde bilinmesi zorunlu ve mütevatir bir hükmün inkarıdır. Cuma namazını mazeretsiz olarak terk etmek ve bu terki helal saymak apaçık küfürlerdendir. Bu konuda yöneticilere itaat etmek, küfür olan hususta taguta itaat demektir. 
Yöneticilere yaltaklık için dinin hükümlerini savsaklayanlar ancak Bel'am'laşmış kimselerdir. Dinde bilinmesi zorunlu esaslardan birini, bir ayeti, sahih bir hadisi, farzlardan birini, haramlardan birini inkar, yahut haramlığında icma olan bir şeyi helal saymak, helalliğinde icma olan bir şeyi haram saymak, bu fiil sahibinin durumuna göre irtidatına hükmetmeyi gerektiren bir durumdur ve bu konuda hiçbir alim ihtilaf etmemiştir. 
Kıble ehlinden muayyen şahısların tekfirinden sakınmak meselesi ise günah sebebiyle tekfirden veya sahibinin mazeret sahibi olabileceği konular hakkındadır. Nitekim ashab, kıble ehlinden oldukları, namaz kıldıkları, şehadet kelimelerini söyledikleri halde Museylemetu'l-Kezzaba tabi olan ve zekatı inkar eden Hanife oğullarını tekfir etmek konusunda icma etmişlerdir. Yine kendi fikrinden ve kitap ehlinden aldığı hükümleri Allah'ın dinine nispet ederek Yasık kanunnamesi çıkaran Cengiz Han'ın ve ona tabi olanların tekfiri hususunda da icma edilmiştir.

İbn Batta rahimehullah el-İbane'de (s.211) şöyle demiştir: "Şayet bir kimse rasulle gelen herşeye iman etse ve bunlardan sadece bir şeyi reddetse bütün alimlere göre o kâfirdir."

Alimler, dinde bilinmesi zorunlu olan şeylerden (yani alimlerin de, avamın da bilme imkanına eşit seviyede sahip oldukları) bir hükmü inkar edenin mürted bir kâfir olacağı hususunda icma etmişlerdir.
Bu icmayı nakleden alimlerden bazıları: 
İbn Abdilber et-Temhid (1/142, 4/226)
Kadı Iyad eş-Şifa (2/1073)
İbn Hazm Meratibu'l-İcma (s.177)
Ebu Ya'la el-Mu'temed (s.271)
İbn Kudame el-Mugni (8/131)
İbn Teymiyye Mecmuu'l-Fetava (3/267, 11/404)
İbnu'l-Vezir İsaru'l-Hak (s.116, 121, 138, 415)
Aliyyu'l-Kari Şerhu Fıkhi'l-Ekber (s.242)
İmam Ahmed'den naklen: Tabakatu'l-Hanabile (1/344)
Berbehari Şerhu's-Sunne (s.31)
İbn Nuceym Bahru'r-Raik (5/132)
Fetava'l-Bezzaziye (3/321)
ed-Derdir Şerhu's-Sagir (6/148)
Nevevi Ravdatu't-Talibin (10/64)
Hatib Şerbini Ravdatu't-Talibin (10/65)
Kalyubi Haşiye (4/175)
Mer'i el-Kermî Gayetu'l-Munteha (3/335)
Behuti Keşşafu'l-Kına (6/139)
Lekkani Şerhu Cevhereti't-Tevhid (s.199)
Şevkani ed-Devau'l-Acil (s.34)
es-Sa'dî el-İrşad (s.206) 
Muhammed b. İbrahim Tahkimu'l-Kavanin (s.14)
Muhammed Sultan Ma'sumî ve başkaları... 

Bid'at Ehline Hecr Uygulanmasına Karşı Çıkanın Durumu


Soru: “İdris el-Etyubî, bidat sahiplerine hecir uygulanmasının bidat olduğunu ve onlardan sakındıranın Allah’a isyan etmiş olduğunu iddia ediyor.”

Yahya el-Hacuri’nin cevabı: “Bu adam cehalet ve heva ile sapmıştır. Ne kitaba, ne sünnete ne de selefin anlayışına dayanmaktadır! Bu durumda olan kimseden ve fikirlerinden sakınmak ve sakındırmak vaciptir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Kendilerine tabi olunanlar tabi olanlardan uzaklaştıkları zaman azabı görmüşlerdir, bağlar da onlardan kopmuştur. Uyanlar da: “Keşke bizim için bir dönüş olsaydı da, bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık!” diyeceklerdir. İşte böylece Allah kendilerine yaptıklarını hasretler halinde gösterecektir; onlar ateşten çıkıcı değillerdir!..” (Bakara 166-167)

Kâfir olanlar dediler ki: “Biz hiçbir zaman bu Kur'ân'a ve bundan önce gelen kitaplara inanmayacağız.” Sen o zalimleri, Rablerinin huzurunda tutuklanmış, birbirlerine söz atarlarken bir görsen! Zayıf sayılanlar, büyüklük taslayanlara: “Siz olmasaydınız, elbette biz iman eden kimseler olurduk” derler. Büyüklük taslayanlar, zayıf sayılanlara: “Size hidayet geldikten sonra sizi ondan biz mi çevirdik? Bilakis siz suç işliyordunuz” derler.” (Sebe 31-32)

İşte o zaman, birbirlerine dönerek soracaklar. İçlerinden biri: “Benim, bir arkadaşım vardı” der. Derdi ki: “Sen de tasdik edenlerden misin?” “Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman hesaba çekilecek miyiz?” Dedi ki: “Siz onu bilir misiniz?” İşte o zaman baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü. Dedi ki: “Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin. Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de getirilenlerden olurdum.” (Saffat 50-57)

Sünnet Ehli ve Bid’at Ehli Hakkında – Yahya el-Hacuri




Soru: “Bazı sıfatlar hakkında muhalefet edip bidatçilerin yolunu tutan, diğer akide meselelerinde de selefe uyum gösteren bir insanın selefin mezhebinden çıktığı konuda bidatçi olması mümkün müdür? Bu asırda bazı büyük selefî davetçler böyle söylüyorlar.”

Şeyh Yahya el-Hacuri’nin cevabı: “Eğer sünnî biri olup hata etmişse hatası reddedilir ve “şu meselede hata etmiştir” denilir. Temel esaslarda muhalefet eden ve hakka karşı inad eden hakkında da: “Bidatçi” denilir. Böyle bir kimse hakkında: “Şu meselede bidatçi, şu meselede sünnet ehlidir” denilmez. Heva ehlinden olmaya devam ettiği sürece o onlardandır.” (El-Ecvibe Ale’l-Mesaili’l-Fıkhiye ve’l-Akdiyye tarih 3 Muharrem 1423 Damac, Daru’l-Hadis)

Soru: “Sapmış olduğuna dair bir delil gelmedikçe her müslüman selefîdir” sözü nasıl bir sözdür?

Şeyh Yahya el-Hacuri’nin cevabı: “Bu sözde doğru olandan sapma vardır. Bilindiği üzere Zeydiyye kafir olmamışlardır, onlar müslümanlardır. Sufiyyenin gulat olmayanları müslümanlardır. Hatta mürcie müslümanlardır. Bunlar müslümandır. Sapık müslümanlar sınıflarından sayılırlar. Muaviye radiyallahu anh ve başkalarından gelen hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bu ümmet yetmiş üç fırkaya ayrılacak, biri dışında hepsi de ateştedir.” Bu hadiste işaret edilen fırkaların hepsi sapmış müslümanların fırkalarıdır. Bu fırkaların kafir olmadığı hususunda ihtilaf yoktur. Hepsi de Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmetindendir. Ya davet ümmetinden, ya icabet ümmetindendirler. Onlar sapmışlardır. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem: “Kim emrimiz olmayan bir şey ortaya çıkarırsa reddolunur” buyurmuştur. Yine: “Muhakkak ki Allah bidat sahibi, bidatini terk edinceye kadar onun tevbesini kabul etmez” buyurmuştur. Yine: “Kim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir” buyurmuştur. Bundan dolayı soruda zikredilen söze göre yeryüzünde bid’atçi yoktur! Her müslüman selefî değildir, bilakis bazıları selefiliğin düşmanıdır. Her müslüman selefî veya sünnî değildir! Bilakis bazıları sünnetlerin düşmanıdırlar. Ehl-i sünnetten olduğunu iddia edenler çoktur, ama onlar yalancıdırlar! Bizler İhvanu’l-Muslimun’un Ehl-i Sünnet olduklarını kabul etmeyiz. Tebliğ cemaatinin Ehl-i Sünnet’ten olduğunu kabul edemeyiz. Onlar bazı fırkalara yakındırlar. Her iddiaya inanma! Her söylenene kanma! Bu iddialara itibar edilmez. Sünnet ehli; salih selefin anlayışıyla kitap ve sünnetle amel eden kimsedir. Şu insanların durumuna bir bak! Onlar selefin anlayışıyla kitap ve sünnetle mi amel ediyorlar, yoksa kitaba, sünnete ve selefin anlayışına muhalefet mi ediyorlar? Onların muhalefet ettiklerini görürsün. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “ “İş, sizin kuruntularınıza ve ehli kitabın kuruntularına göre değildir. Her kim bir kötülük yaparsa onunla cezalandırılır ve kendisi için Allah’tan başka bir veli de bulamaz yardımcı da.” (Nisa 123)

“Sapmış olduğuna delil gelmedikçe” sözü bütün bidatçileri Ehl-i Sünnet dairesine sokmak isteyenlerin sözüdür. Lakin herkese hak ettiğine göre hüküm verilir. Kim söz ve amel olarak sünnetle amel ediyorsa o sünnet ehlidir. Kim de böyle değilse, onda asıl olan sünnet değildir ve bu durumda olana güzel zanda bulunmak da yoktur.” (Şezerat ve Fevaid Min Evaili’d-Durusi’l-Âmme, Damac, Daru’l-Hadis)

28 Nisan 2020 Salı

De ki: Ey Kâfirler!

Devlet yöneticilerinin Cuma namazı ve cemaatle namazlarını iptal etme kararı, Allah’ın diniyle ilgili olarak, Allah’ın indirdiğinden başkasıyla hükmetmektir ve bu kişiyi dinden çıkaran büyük bir küfürdür. 
Yöneticilerin böyle bir yetkiye sahip olduğuna inanan ve Cuma ve cemaatleri salgın bahanesiyle yasaklamasını onaylayan herkes de dinden çıkarlar. Hatta bu salgın komplosu gerçek bir salgın olsaydı bile böyle bir yetkileri yoktur.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ
Her kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (Maide 44)
Allah’ın indirdiğinden başkasıyla hükmetmenin dokuz şekli vardır ve bunların altı şekli büyük küfür, üç şekli küçük küfürdür. Burada bahsettiğimiz konu ise uydurulan hükmü Allah’a ve dinine nispet olduğundan ve Allah’ın hükmüne tagutları ortak koşmak olduğundan büyük küfürdür. Nitekim Allah Teâlâ diğer bir ayette şöyle buyurmuştur:
أَمْ لَهُمْ شُرَكَاءُ شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدِّينِ مَا لَمْ يَأْذَنْ بِهِ اللَّهُ وَلَوْلَا كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

Yoksa onların birtakım ortakları mı var ki, Allah’ın izin vermediği şeyleri, dinden kendilerine bir şeriat kıldılar? Eğer ayırdedici söz olmasaydı, elbette aralarında hüküm verilirdi. Gerçekten zalimler için can yakıcı bir azap vardır.” (Şura 21)
Ayet dinde değişiklik yapanın küfrüne delildir. Çünkü o, iki sıfatı bir araya getirmekle kâfir olur;
1- Teşri (şeriat/din koymak). Zira “onlarabir şeriat koyan/meşrû kılan” buyrulmuştur.
2- Bunun dinden olduğunu iddia etmek. Çünkü “dinden..” buyrulmuştur.
Bu, dinde değişiklik anlamındadır. Bunun ise küfür olduğunda icma vardır.
Allah’ın, kulları için belirlediği helal, haram ve ibadetlerde değişiklik yapan, erteleyen veya iptal edenlerin kâfir olacakları açıkça bildirilmiştir:

مَا النَّسِيءُ زِيَادَةٌ فِي الْكُفْرِ يُضَلُّ بِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا يُحِلُّونَهُ عَامًا وَيُحَرِّمُونَهُ عَامًا لِيُوَاطِئُوا عِدَّةَ مَا حَرَّمَ اللَّهُ فَيُحِلُّوا مَا حَرَّمَ اللَّهُ زُيِّنَ لَهُمْ سُوءُ أَعْمَالِهِمْ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ

“(Haram ayları) ertelemek ancak küfürde bir artıştır. İnkâr edenler bununla şaşırtılıp saptırılır. Allah’ın haram kıldığına sayı bakımından uymak için, onu bir yıl helâl, bir yıl haram kılıyorlar. Böylelikle Allah’ın haram kıldığını helâl kılmış oluyorlar. Yaptıklarının kötülüğü kendilerine çekici ve süslü gösterilmiştir. Allah, kâfirler topluluğunu asla hidayete erdirmez” (Tevbe 37)
Mescidler Allah’a aittir:
وَأَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلَّهِ
Şüphesiz mescidler Allah’a aittir.” (Cin 18)

Yine Allah’ın evleri olan mescidleri yasaklayanlar en ağır ifadelerle zikredilmişlerdir:
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ الَّذِي جَعَلْنَاهُ لِلنَّاسِ سَوَاءً الْعَاكِفُ فِيهِ وَالْبَادِ وَمَنْ يُرِدْ فِيهِ بِإِلْحَادٍ بِظُلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ
İnkâr edenler, Allah'ın yolundan ve yerli ya da yolcu bütün insanlara eşit kıldığımız Mescid-i Harâm'dan alıkoymaya kalkanlar! Kim orada zulüm ile haktan sapmak isterse ona acı azaptan tattırırız.” (Hac 25)

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ مَنَعَ مَسَاجِدَ اللَّهِ أَنْ يُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ وَسَعَى فِي خَرَابِهَا أُولَئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ أَنْ يَدْخُلُوهَا إِلَّا خَائِفِينَ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Allah’ın mescitlerini, içlerinde O'nun adının anılmasından alıkoyan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim olabilir? İşte onlar var ya, onlara oralara korka korka girmekten başka bir şey yoktur. Onlar için dünyada rezillik vardır. Onlar için ahirette de çok büyük bir azap vardır.” (Bakara 114)

Mescidlere mani olmak için salgın, ölüm tehlikesine karşı tedbir almak(!) gibi unsurları öne sürmenin bâtıl mazeretler olduğu bildirilmiştir. Nitekim Allah Teâlâ, ölüm korkusundan dolayı cihada çıkmak istemeyen nifak ehlini şöyle zikretmektedir:
لَقَدِ ابْتَغَوُا الْفِتْنَةَ مِنْ قَبْلُ وَقَلَّبُوا لَكَ الْأُمُورَ حَتَّى جَاءَ الْحَقُّ وَظَهَرَ أَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ كَارِهُونَ * وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ ائْذَنْ لِي وَلَا تَفْتِنِّي أَلَا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُوا وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌ بِالْكَافِرِينَ * إِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِنْ تُصِبْكَ مُصِيبَةٌ يَقُولُوا قَدْ أَخَذْنَا أَمْرَنَا مِنْ قَبْلُ وَيَتَوَلَّوْا وَهُمْ فَرِحُونَ * قُلْ لَنْ يُصِيبَنَا إِلَّا مَا كَتَبَ اللَّهُ لَنَا هُوَ مَوْلَانَا وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

And olsun ki onlar bundan önce de fitne aramışlar, sana karşı da bir takım işler çevirmişlerdi. Nihayet hak geldi ve onlar istemedikleri halde Allah’ın emri üstün geldi. Onlardan bir kısmı: “Bana izin ver, beni fitneye düşürme!” derler. Bilin ki onlar zaten fitnenin ortasına düşmüşlerdir. Hiç şüphesiz cehennem, kâfirleri mutlaka çepeçevre kuşatıcıdır. Sana iyilik isabet ederse, bu onları fenalaştırır, bir musibet isabet edince ise: “Biz önceden tedbirimizi almıştık” derler ve sevinç içerisinde dönüp giderler. De ki: “Allah’ın bizim için yazdığından başkası asla bize isabet etmez. O, bizim mevlamızdır. Onun için mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.” (Tevbe 48-51)
İblise ve adamlarına uyanlar arasında hakkı batıl ile karıştırmak isteyen sahtekârlar hep olacaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَيُجَادِلُ الَّذِينَ كَفَرُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ وَاتَّخَذُوا آيَاتِي وَمَا أُنْذِرُوا هُزُوًا
Kâfir olanlar ise, hakkı bâtıla dayanarak ortadan kaldırmak için bâtıl yolla mücadele verirler. Onlar âyetlerimizi ve uyarıldıkları şeyleri alaya almışlardır.” (Kehf 56)

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ وَمَا هُمْ بِحَامِلِينَ مِنْ خَطَايَاهُمْ مِنْ شَيْءٍ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
Kâfirler, iman edenlere: “Bizim yolumuza uyun, sizin günahlannızı biz yüklenelim” derler. Hâlbuki onların hiçbir günahını yüklenecek değillerdir. Gerçekte onlar, kesinlikle yalan söylemektedirler.” (Ankebut 12)

“Sığırların kulağına takılan küpe gibi…” -İktibas-






Twitter, Facebook, Youtube, WhatsApp gibi sosyal medya ağları, aslında açık istihbarat kaynağıdır. Bu ağlar içinde yayınladığınız, hayatınız, siyasi, sosyal düşünceleriniz, tercihlerinizle ilgili veriler, yapay zekâ ile değerlendirilmekte ve elde edilen bilgiler, eğilimlerinize göre şimdilik size yönelik reklâm göndermek şeklinde kullanılmaktadır.

Hani, Bill Gates’in, insanların deri altına çip yerleştirmek istemesi hatta daha ileri giderek, molekül düzeyindeki alıcı-verici özelliğine sahip parçacıkları, terapötik aşı dediği yöntemle bütün insanların vücuduna yerleştirmek istemesi söz konusu ya, o görevi şimdilik cep telefonları üzerinden kullandığımız bu tür programlar yapıyor.

***

Covid 19’dan önce 2009 yılındaki domuz gribinin ilaç şirketleriyle işbirliği içinde sürdürülen bir korku kampanyası olduğunu bizzat Dünya Sağlık Örgütü’nün küresel salgınlar dairesinin başkanı itiraf etmişti. Ayrıntısını yazmıştım...

O zaman başaramadılar ama 10 yıl sonra 2019’da, Covid 19 diyerek dünyayı eve hapsettiler. Şimdi aşı propagandası yapıyorlar. Farkındaysanız, elektromanyetik alanların, biyolojik varlıklar üzerinde meydana getirdiği etkinin korona virüsten daha tehlikeli olduğunu gündeme getiren haberler ve bilimsel içerikli konuşma videoları, sosyal medyada sansür ediliyor! Bunlar komplo teorisi ise neden sansür ediyorlar?

***

Bu arada daha yeni olduğum Facebook’ta da yazılarımı paylaşıyorum. Sıkı takipçilerimden Birol Baydar, konuyla ilgili olarak “Biliyorum sizin işiniz değil ama yazılarınıza yapıcı, yön verici çözümleri de ekleseniz araştırmacı, gazeteci ve yazar kimliğinizin yanına düşünür kimliği de eklenmiş olacaktır. Yeterli alt yapınız zaten var.” diye bir mesaj gönderdi.

Ben de kendisine cevaben, Pakistanlı bilim adamı Pervez Hoodboy’ın sözlerini hatırlattım:

“Yapıcı bir değişiklik olması için gerçeklerin bütün açıklığı ile ortaya konulmasından başka çare yoktur.”

İşte ben gazeteci olarak bunu yapmaya çalışıyorum. Tabii gerçekler, çok insanı rahatsız ediyor. Bunun sebebini Texe Marrs adlı yazar “Dark Majesty” kitabında açıklamıştı:

“Yürürlükteki bu korkunç komplonun içeriği, vasat insanları rahatsız ediyor. Konfor sınırlarını sarsıyor. Gerçek, geleneksel düşünce kalıplarının içine sığmıyor ve sosyal olarak ‘doğru’ kabul edilen olgularla örtüşmüyor. Mevcut sistemlere duydukları güven sarsılıyor, duygusal ruh halleri tehdit altına giriyor. Çok sarsıcı ve rahatlarını kaçırıcı olabileceğinden, gerçekle yüzleşmek istemiyorlar. Ancak Soljenitsin’in belirttiği gibi; cesur bir insanın atacağı en basit adım, bir yalanın parçası olmamaktır. Gerçeğin bir kelimesi bile tüm dünyaya bedeldir...” 

Ben, küresel yalanların parçası değilim, Dünya Sağlık Örgütü’nün veya Türkiye Sağlık Bakanlığı’nın basın sözcüsü de değilim.

Bu sebeple, yürürlüğe konulmuş komployu, insanlara göstermeye çalışıyorum.

***

Zaten artık, komplo gizlenemez boyutlara varmıştır. Washington Times gazetesi, üst üste iki manşetle açıkça Bill Gates ve Fauci’yi, demokrasiyi ve özgür düşünceyi yok etmeye çalışmakla suçladı.

Gazete, manşetten “Amerika'nın geliştirdiği özgürlükleri yok etmek için bu adamları kim seçti?” diye sordu.

Gazete, Bill Gates’in in Ocak 2019'da “biyometrik tabanlı bir tanımlama ve izleme sistemi” projesini açıkladığını ve sistemi 1.3 milyar nüfuslu Hindistan’da uygulamaya başladığını da yazdı.

Gazete, Amerikan sağlık sistemini yöneten Fauci’nin “Amerikalılar için corona virus bağışıklık kartları kullanılması tartışılıyor.” dediğini ve Amerikalıların bu korkunç komplo karşısında savunmasız olduğunu bildirdi. Okur yorumlarında ise sığırların kulağına takılan ve kimliklerini belirten küpeler gibi insanlara da çip yerleştirmek istedikleri için Bill Gates ve Fauci’nin tutuklanması isteniyor.

Bilgilerinize sunulur..

Yalan haberler de nefessiz bırakıyor! -İktibas-





Balkar Türklerinden arkadaşım Örüzlan Bolat yıllar önce "İnsan gezegeni bir bunamanın içindedir. Bu durumu meydana getiren sorunların en önemlisi, gün geçtikçe dünyamızı saran ve böylelikle onu boğan, şiddet biçimi olan yalanları, uydurma haberleri yok etmektir." diyordu.

Yani insanlar nefes alamıyorsa bunda yalan haberlerin büyük payı var. Çünkü yalan haberler sayesinde insanlar tuzağa düşürülüyor. Yalan ne kadar büyük olursa inanan o kadar çok oluyor ve sonuçta insanlar, bu cahillik sayesinde eğitimli bir köpeğin, koyun sürüsünü ağıla sokması gibi istenen kalıplara giriyor.

***

Korona virüs salgını da bütün insanların dijital hayata geçmesi ve vücutlarına yerleştirilecek akıllı moleküler yapılar ile tamamen robota dönüştürülmesi için hazırlanmış bir süreçtir. Bu konuda başından beri bütün insanlığa Dünya Sağlık Örgütü üzerinden yalan söylenmektedir.

Bir defa küresel salgın ilan eden Dünya Sağlık Örgütü'nün şu andaki en büyük finansörü, insanları dijitalleştirmek için aşı dediği moleküler alıcı vericiler üreten Bill Gates'tir.

Yani, küresel salgın, Bill Gates'in işine yaramaktadır. Fakat işin garibi, şu ana kadar ölen insanlardan hiçbirinin korona virüsten öldüğü ispat edilememiştir. Aşı geliştirmek için ölenlerden alınan korona virüsler, sağlıklı insanlardan da alınabilir. Esasen her yıl doğal mutasyon geçirdiği söylenen bu virüslere karşı aşı geliştirmek de mümkün değildir. Nitekim grip ve zatürre aşısı vardır ama hiçbir işe yaramamaktadır. Üstelik 2009'daki domuz gribi salgınının "ilaç üreticilerinin kârlarını artırmak için bu şirketlerle ortak olarak üretilen bir korku kampanyası" olduğu, Dünya Sağlık Örgütü'nün, epidemiyoloji birimi direktörü Profesör Ulrich Keil tarafından itiraf edilmiştir.

***

Bugün "korona virüs salgını" diye gösterilen salgın ise içine insan sağlığını etkileyen başka "ajan"ların karıştırıldığı, bütün insanlığa yönelik küresel bir saldırıdır.

O başka ajanlar ne olabilir? 45 gündür yazıyorum. Bunların birincisi, elektromanyetik radyasyondur. İnsan vücuduna yiyecekler üzerinden giren metallerin veya solunum yoluyla bulaşan virüslerin, aktive edilerek harekete geçirilmesi bilimsel olarak mümkündür. Elektromanyetik titreşim ne kadar küçük aralıklı ise biyolojik varlıkların bünyesini meydana getiren elementlerin atomlarında o kadar hızlı bir etkileşim söz konusudur. Biyolojik varlıklar da elektrikle çalıştığı için elektromanyatik dalgalar elektronların dönüşüne bile müdahil olabilmektedir. Bu müdahale, bitkilerde yanmaya sebep olmaktadır. Bill Gates'in salgınlarla birlikte büyük yangınlardan bahsetmesinin sebebi budur. Uygulanan teknolojinin büyük yangınlar çıkaracağını en iyi o bilmektedir!

Böyle bir etki olmadığını iddia edenlerin ise biyokimyadan ve biyofizikten haberi yoktur. Varsa bile açıkça yalan söylemektedirler.

Dolayısıyla, küresel salgının asıl sebepleri farklıdır. Ayrıca hiçbir grip virüsü DNA'sı, insan müdahalesi olmasa AİDS virüsü DNA'sı ile birleşemez. Böyle bir birleşme ancak laboratuvarda sağlanabilir!

***

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Denizbank ve Kredi Garanti Fonu iş birliğiyle hayata geçirilen "TOBB Nefes Kredisi" ekonominin nefes almasını sağlar mı bilemem ama insan ve hayvan vücudunun nefes almasını önleyen, bitkilerde yanmaya sebep olan elektromanyetik radyasyon gerçeğini anlamadan, dünyada olup bitenleri anlamak mümkün değildir.

Ne demiş Kanuni?

"Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

Saltanat didükleri ancak cihan gavgasıdır

Olmaya baht u saadet dünya da vahdet gibi…"

İnsan önce "doğru haber"de birleşmeli ki "çözüm"de birleşebilsin.

27 Nisan 2020 Pazartesi

Angela Merkel'e Açık Mektup


Prof. Dr. Sucharit Bhakdi'den Başbakan Dr. Angela Merkel'e Açık Mektup

Almanya'nın Mainz kentinde yaşayan, Tıbbi Mikrobiyoloji uzmanı Emeritus Profesör Dr. Sucharit Bhakdi, Almanya Başbakanı Dr. Angela Merkel'e bir Açık Mektup yazdı ve Kovid-19'a verilen tepkinin acilen yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulunarak beş yaşamsal soru sordu.




Açık mektup Tıbbi Mikrobiyoloji Profesörü Sucharit Bhakdi’den ,,Johannes Gutenberg Üniversitesi Mainz den emekli,, Almanya Başbakanı Angela Merkel’e . Profesör Bhakdi Covid-19'a karşı tepkilerin acilen yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu. Ve ona 5 çok önemli soru sordu. Mektup 26 Mart 2020 tarihli.



İşte Mektubun Türkçesi



Açık Mektup



Sayın Başbakan,



Johannes Gutenberg Üniversitesinden emekli , uzun yıllar tıbbı mikrobiyoloji enstitüsünde müdürlük yapmış biri olarak covid-19 virüsünün yayılımını azaltmak için şu anda halk yaşamı üzerinde yapılan geniş kapsamlı kısıtlamaları ciddi derecede sorgulama zorunluluğu hissediyorum.



Niyetim kesinlikle ne politik mesaj vermek ne de virüsün tehlikelerini hafife almaktır. Ancak mevcut verileri ve gerçekleri göz önüne sermeye bilimsel katkıda bulunmanın vazifem olduğunu hissediyorum. Ve ayrıca bu hararetli tartışmada kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olan sorular sormak istiyorum.



Endişemin altında yatan neden tamamıyla şu an büyük ölçüde hali hazırda Almanya'da uygulanan ve Avrupa'nın büyük bir bölümünde hayata geçirilen köklü sınırlama önlemlerinin öngörülemeyen sosyo-ekonomik sonuçlarıdır.



Dileğim gerekli öngörüyle halk yaşamını kısıtlamanın avantajlarını, dezavantajlarını ve uzun vadede bunu sonuçlarının etkilerini ciddi olarak tartışmaktır.



Bu maksatla bugüne kadar yeterli yanıtlar alamadığım ancak dengeli bir analiz için vazgeçilmez olan 5 soruyla karşı karşıyayım.



Sizden çabuk yorum yapmanızı ve aynı zamanda da Federal Hükumete ülke çapında etkili bir şekilde risk gruplarını halkın yaşamını kısıtlamadan koruyacak stratejiler geliştirmeleri çağrısında bulunmanızı isteyeceğim



Saygılarımla..

Prof Em. Dr. med. Sucharit Bhakdi





1. İstatistikler



Robert Koch tarafından kurulan, Enfeksiyolojide, hastalık ve enfeksiyon arasındaki geleneksel ayrım yapılır. Bir hastalık için klinik belirtiler gerekir. Bu yüzden sadece ateş öksürük gibi semptomları olan hastalar yeni vakalar olarak istatistiğe dahil edilir.



Diğer bir deyişle, covid-19 testiyle belirlenen yeni bir enfeksiyon demek tam olarak hastanede yatağa ihtiyaç duyan yeni bir hasta demek değildir. Ancak şu an farz edilen tüm enfekte olmuş insanların % 5 inin ciddi şekilde hasta olmaları ve solunum desteğine ihtiyaç duymalarıdır. Bu tahmine dayalı öngörüler sağlık sisteminin aşırı yükleneceğine yöneliktir.



Sorum;

Bu öngörüler semptom geliştirmeyen enfekte olan hastalar ve gerçekten hasta olanlar arasında ayrım yapıyor mu?

2. Tehlikelilik



Uzun zamandır bir dizi corona virüsü medya tarafından fark edilmeden zaten ortalıkta dolaşmakta. Şayet covid-19 virüsünün mevcut diğer corona virüslerinden daha tehlikeli olmadığı ortaya çıksaydı, bütün karşı önlemler belli ki gereksiz olurdu.



Uluslarası tanınan International Antimicrobial Agents dergisi çok yakında tam da bu meseleye dikkat çeken bir yazı yayımlayacak. Çalışmanın ön sonuçları hali hazırda bugün görülebilir ve tehlike anlamında yeni korona virüsün eskisinden farklı olmadığı sonucuna varılabilir. Yazarlar, bunu "SARS-CoV-2: Korku Verilere Karşı" başlıklı yazılarında ifade ediyorlar..



Sorum:

Diğer coronavirüs enfeksiyonlarına kıyasla covid-19 tanılı hastaların yoğun bakım ünitelerinde sebep oldukları mevcut yoğunluk nasıldır? Ve bu veriler hükumet tarafından daha fazla karar vermekte ne ölçüde hesaba katılıyor? Ayrıca, yukarıdaki çalışma bugüne kadarki planlamalarda hesaba katıldı mı? Burada da elbette “tanılanmış” demek: Kişinin hastalığında virüsün önemli bir payının olması demektir, önceki hastalıklarının değil.



3. Yayılması



Süddeutsche Zeitung'daki bir rapora göre, çok alıntı yapılan Robert Koch enstitüsü bile covid-19 için ne kadar test edildiğini tam olarak bilmiyor. Ancak bununla birlikte test hacmi arttıkça vaka sayısında da hızlı bir artış olduğu bir gerçektir.



Bu nedenle virüsün sağlıklı popülasyonda zaten fark edilmeden yayıldığından şüphe etmek mantıklıdır.

Bunun iki sonucu olur. Birincisi; resmi ölüm oranı çok yüksektir -26 Mart 2020 de örneğin 37.300 enfeksiyondan 206 ölüm meydana gelmiş (yani %0.55 oranında). İkincisi; virüsün sağlıklı popülasyonda yayılmasını önlemenin mümkün olmadığı anlamına gelir.



Sorum;

Virüsün gerçek yayılımını doğrulamak için halihazırda "sağlıklı genel nüfusun" rastgele örnekleme usulü bir araştırması var mı veya yakın gelecekte planlanıyor mu?

4. Ölüm Oranı



Almanya’da ölüm oranındaki artış korkusu (şu anda %0.55) medyanın yoğun ilgisine maruz kalıyor. Birçok kişi, zamanında harekete geçilmezse İtalya (%10) ve İspanya’da (%7) olduğu gibi hızla artacağı konusunda endişe duyuyor.



Aynı zamanda, ölüm sırasında bu virüsün mevcut olduğu tespit edilir edilmez, ölümdeki diğer faktörler gözetilmeksizin ölümler "virüs kaynaklı ölümler" şeklinde bildirilerek dünya genelinde hata yapılıyor.



Bu, enfeksiyolojinin temel prensibini ihlal eder. Sadece bir etken hastalıkta ya da ölümde önemli bir rol oynadığı kesinse tanılanabilir.

Almanya Bilimsel Tıp Dernekleri Birliği açıkça kendi kurallarında yazmaktadır.;

Ölüm nedenine ek olarak Ölüm belgesinde üçüncü sırada yer alan ilgili hastalık ile nedensel bir zincir belirtilmelidir. Zaman zaman dört bağlantılı nedensel zincir de belirtilmelidir.



Şu anda virüsün gerçekte kaç ölüme neden olduğunu belirlemek için en azından geçmişe bakıldığında, tıbbi kaynakların daha kritik analizlerinin yapılıp yapılmadığına dair resmi bir bilgi bulunmamaktadır.



Sorum:

Almanya covid-19 genel şüphe trendini takip mi etti? Bu kategorizeleştirmeyi diğer ülkelerde olduğu gibi eleştirel olmayan bir şekilde sürdürmek niyetinde mi? Öyleyse gerçek corona ile ilişkili ölümler ve ölüm anında kazara virüs varlığı arasında nasıl bir ayrım yapılır?

5. Karşılaştırılabilirlik



İtalya'daki dehşet verici durum tekrar tekrar referans senaryosu olarak kullanılıyor. Ancak o ülkede virüsün gerçek rolü birçok nedenden dolayı tamamen belirsizdir, sadece yukarıdaki 3. ve 4. noktaların burada geçerli olması nedeniyle değil, aynı zamanda bu bölgeleri özellikle savunmasız hale getiren istisnai dış faktörler olduğu içindir.



Bu faktörlerden biri, İtalya’nın kuzeyinde artan hava kirliliğidir. Dünya Sağlık Örgütü tahminlerine göre bu durum, virüs olmadan bile 2006'da sadece İtalya’nın en büyük 13 şehrinde yılda 8000'den fazla ek ölüme yol açtı. Durum o zamandan beri önemli ölçüde değişmedi. Son olarak hava kirliliğinin çok genç ve yaşlılarda viral akciğer hastalıkları riskini büyük ölçüde arttırdığı da gösterilmiştir.



Ayrıca bu ülkede (İtalya'da) riskli kesimde olan nüfusun %27.4 'ü, İspanya‘da da %35.5 'i gençlerle yaşıyor. Almanya’da ise bu oran yalnızca %7. Buna ek olarak TU Berlin’deki Sağlık Bakım Yönetimi Başkanı Prof. Dr Reinhard Busse’ye gore Almanya yoğun bakım üniteleri açısından İtalya’dan çok daha iyi donanımlıdır, yaklaşık 2.5 kat daha fazla.



Sorum:

Nüfusu bu temel farklılıklardan haberdar etmek ve insanların İtalya ve İspanya’daki senaryoların burada gerçekçi olmadığını anlamalarını sağlamak için ne tür çabalar harcanıyor?


İtalya’daki Duruma Dair




İtalyan doktorlar, geçtiğimiz yılın sonunda İtalya’nın kuzeyinde ciddi zatürre vakalarına rastlamış olduklarını bildirmişlerdir. Buna rağmen, genetik analizler şu anda Kovid-19 virüsünün İtalya’da sadece bu yılın Ocak ayında ortaya çıktığını gösteriyor. Bir viroloğa göre, “Bu yüzden İtalya’da Kasım ve Aralık aylarında tanısı konulan ciddi zatürre vakalarının başka bir patojenden kaynaklanmış olması gerekir.”

Bu ise yine, Kovid-19 virüsünün veya diğer etkenlerin İtalya’da yaşananlarda gerçekten nasıl bir rol oynadığı sorusunu ortaya getirmektedir.

30 Mart’ta, “Korona krizi sırasında” ölen ve çoğunun yaşı 90’a yakın olup bu krizde hiç aktif göreve katılmamış İtalyan doktorların listesinden söz etmiştik. Bugün, listedeki tüm doğum tarihleri kaldırılmış durumdadır, (yine de listenin son arşiv versiyonu burada görülüyor). Garip bir süreç.



İtalya’daki, açıkçası bir virüsten çok daha fazlasından kaynaklanan, çarpıcı duruma ilişkin daha çok ayrıntı veren bir gözlemciden aşağıdaki mesajı da almış bulunuyoruz:

“Son haftalarda, İtalya’da bakıma muhtaç insanları destekleyen ve 7/24 çalışan doğu Avrupalı hemşirelerin çoğu telaşla ülkeyi terketti. Bu durumda “acil durum yönetimi” ‘nin panik salması, sokağa çıkma yasakları ve sınır kapatma tehditlerinin etkisi hiç de azımsanamaz. Sonuç olarak, kiminin akrabası bile bulunmayan bakıma muhtaç yaşlılar ve engelliler bakıcıları tarafından çaresiz bırakıldı.



Terkedilmiş bu insanların çoğu bir kaç gün sonra, farklı nedenlerle su kaybettikleri için kendilerini yıllardır sürekli aşırı yük altında çalışan hastanelerde buldular. Hastaneler ise ne yazık ki, okullar ve anaokulları kapatılmış olduğu için apartman dairelerinde kapalı kalan çocuklarına bakmak zorunda olan personelden de mahrum kaldı. Bu da özellikle daha sıkı “önlemler” ‘in zorunlu kılındığı bölgelerde engelli ve yaşlı bakımının tamamen çökmesine ve kaotik koşullara yol açtı.



Hastanelerde bakım konusundaki paniğin neden olduğu bu acil durum, bakıma muhtaç olanlar ve gittikçe de daha genç hastalar arasında geçici olarak birçok ölüme yol açtı. Bu ölümler ise dizi dizi askeri kamyon ve tabut fotoğraflarıyla, örneğin “475 ölüm daha”, “Ölüler hastanelerden ordu tarafından alınıyor” diye haber yapan medyada ve sorumlular arasında daha da fazla panik yaratılmasına hizmet etti.



Bu durum, cenaze işleri görevlilerinin “öldürücü virüs” korkusunun ve bu nedenle hizmet vermeyi reddetmesinin bir sonucuydu. Dahası, bir taraftan aynı anda çok fazla ölüm olurken, diğer taraftan da hükümet korona virüslü cesetlerin yakılmasını zorunlu tutan bir yasa geçirdi. Katolik İtalya’da geçmişte çok az sayıda ölü yakma uygulaması yapılmıştı. Bu yüzden az sayıdaki küçük krematoryumların hemen kapasiteleri doldu. Bu nedenle ölülerin farklı kiliselerde gömülmesi gerekti.



Aslında, bu gelişmeler tüm ülkelerde aynıdır. Fakat sağlık sisteminin niteliği yaşananlarda önemli bir etkiye sahiptir. İşte bu yüzden Almanya, Avusturya veya İsviçre’de İtalya, İspanya veya ABD’ye göre daha az sorun vardır. Buna karşın, resmi rakamlarda görülebileceği gibi, ölüm oranlarında önemli bir artış olmayıp yalnızca bu trajediden kaynaklanan bir doruk olmuştur.”

► Kaynak: A Swiss Doctor On Covid-19



Mikrobiyolog Maria Rita Gismondo: Rakamlar Sahte


Milanolu mikrobiyolog Maria Rita Gismondo, rakamlar "sahte" olup halkı gereksiz paniğe sürüklediği için, İtalyan hükümetini "korona pozitifler"in gündelik sayısını halka açıklamaktan vazgeçmeye çağırıyor. "Korona pozitifler"in sayısı, test türlerine ve sayılarına çok yakından bağlı olup sağlık durumuna ilişkin hiçbir şey ifade etmemektedir.

► Kaynak: A Swiss Doctor On Covid-19


Kuzey İtalya'daki Aşırı Dumanın Pnömoni Salgında Nedensel Bir Rol Oynayabileceği Savunuluyor

En son güncellendiği tarih: Nis 5

İtalyan araştırmacılar, Avrupa'nın en kötüsü olan Kuzey İtalya'daki aşırı dumanın, daha önce Wuhan'da olduğu gibi, oradaki mevcut pnömoni salgında nedensel bir rol oynayabileceğini savunuyorlar.

Salgın İddiasının Yalan Oluşu!



Scholkmann: Enfekte Sayısının Test Sayısına Oranının Sabit Kalması Salgın İddiasının Aksini Gösterir



Biyofizikçi Felix Scholkmann, ABD’de (dünyanın geri kalanında olduğu gibi) git gide hızlanarak artan şeyin, “enfekte olmuş” insanların sayısı değil, testlerin sayısı olduğu gerçeğini görselleştirmişti. “Enfekte olmuş” insan sayısının test sayısına oranı (%10 ile 20 arasında salınım göstererek) sabit kalmaktadır ki bu da mevcut bir viral salgın iddiasının aksini gösterir.



Pozitif ve Negatif Testlerin Sayısı (solda) ve pozitif testlerin oranı (sağda) (Scholkman, ABD Verisi)






Dr. Richard Capek ve diğer araştırmacılar, şu ana kadar incelenen tüm ülkelerde, testleri pozitif çıkmış insan sayısının, yapılmış test sayısına oranının sabit kalmaya devam ettiğini zaten göstermiştir. Bu ise virüsün eksponansiyel (giderek artan) yayılımı (“salgın”) olduğunun aksini ve yalnızca yapılan test sayısındaki eksponansiyel bir artışı göstermektedir.



Ülkesine bağlı olarak, testleri pozitif çıkan bireylerin oranı, korona virüslerinin her zamanki yayılımına denk düşen, %5 ile 15 arasındadır. İlginçtir ki sabit sayısal değerler yetkililer ve medya tarafından aktif olarak halka iletilmemekte (veya ortadan bile kaldırılmaktadır). Bunun yerine, ilgisi olmayan ve yanıltıcı eksponansiyel eğriler herhangi bir bağlam olmaksızın gösterilmektedir.



Bu tür davranışlar; Almanya’daki Robert Koch Enstitüsü’nün geleneksel grip raporuna kısaca göz atıldığında açıkça anlaşılacağı gibi tabii ki profesyonel tıp standartlarına uymamaktadır. Bu grafikte, tanı adedine ek olarak (sağda), alınan örneklerin sayısı ve pozitif çıkma oranı gösterilmektedir.



Bu grafik, bir grip mevsiminde alınan örneklerde, pozitif çıkma oranının 0’dan %10’a oradan da %80’e kadar yükseldiğini ve birkaç hafta sonra da normal değere düştüğünü göstermektedir.

Kovid-19 testleri bununla karşılaştırıldığında, normal aralıkta kalan sabit bir pozitif çıkma oranı gösteriyor

Örnek olarak ABD verileri kullanılmış olan “Kovid19-pozitif oranı” (Dr. Richard Capek). Bu oran, şu anda “örneklerin sayısına ait verileri” mevcut olan tüm diğer ülkeler için de benzer şekilde geçerlidir.


Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)