Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı

Pazartesi
Saat 20:00 Sahih Tefsir Şerhi (Youtube kanalından canlı yayınlanmaktadır)

Çarşamba
Saat 20:00 ez-Zeberced Şerhi (Youtube kanalından canlı yayınlanmaktadır)
Saat 21:30 Hadis Usulü 1. Seviye (Mustalah İlmi - Muderris: Ebu Leylâ)

Cumartesi
Saat: 19:00 Hadis Usulü 4. Seviye (İlmi Meseleleri Tahkikte Hadis Ehlinin Menheci)
Saat: 20:30 el-Albaniyyât Şerhi


25 Eylül 2012 Salı

Yolculukta Emir Tayini Sünnet midir?

Yolculukta Emir Seçmek Sünnet midir?
Ebû Muâz el-Çubukâbâdî

21 Eylül 2012 Cuma

Kurbanlıklara Dikkat!

Kulağı Küpelenmiş Hayvan Kurban Olmaz!
Ebu Muâz el-Çubukâbâdî
Bismillah!
Günümüzde tarım müdürlükleri tarafından hayvanların kulaklarına küpe takılmaktadır. Şüphesiz bu şeytanın saptırmalarının galip gelmesi sebebiyledir. Allah Teâlâ Şeytanın şöyle dediğini haber vermiştir:
وَلَأُضِلَّنَّهُمْ وَلَأُمَنِّيَنَّهُمْ وَلَآمُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ آذَانَ الْأَنْعَامِ وَلَآمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللَّهِ وَمَنْ يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِيًّا مِنْ دُونِ اللَّهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًا مُبِينًا
Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah’ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim. Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır.” (Nisâ’ 119)
Az sonra zikredeceğim ‘Alî radıyallahu anh hadisi, hayvanın kulağına her türlü müdahalede o hayvanın kurbanlık (akika ve adak dâhil) olamayacağı hususunda açıktır. İnsanların çoğunluğu bu nebevî hadise muhalefet ederek böyle bir hayvanın kurban olabileceğini söylemektedirler. Şüphesiz bu açıkça Kitap ve Sünnete muhalefettir!
Allah rasulü sallallahu aleyhi ve sellem kulağına müdahalede bulunulmuş hayvanların kurban edilmesini yasaklarken, kelamcı edalarla “Bu yasak putlara adanan hayvanlar hakkında idi” sözü gibi delilsiz ve tuhaf yorumlar yapanlar, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine muhalefet kapısı açmaktadırlar. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözü karşısında böyle sözleri – kime ait olursa olsun - ancak helaya atarız! Nitekim İmam Şa’bî rahimehullah, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in hadislerine şahsi görüşleriye ve kıyaslarıyla itiraz eden böyle kimseler hakkında: “Şunların Allah rasulünden naklettiklerini alın, kendi görüşlerini ise helaya atın” derdi. (Darimi, Mukaddime)
Kulağına müdahalede bulunulmuş hayvanların kurban edilmesi yasaklanmıştır. ‘Alî radıyallahu anh anlatıyor:
أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنْ نَسْتَشْرِفَ العَيْنَ وَالأُذُنَ، وَأَنْ لَا نُضَحِّيَ بِمُقَابَلَةٍ، وَلَا مُدَابَرَةٍ، وَلَا شَرْقَاءَ، وَلَا خَرْقَاءَ
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, (kurbanlık olarak keseceğimiz hayvanın) göz ve kulaklarına dikkat etmemizi: ‘Kulağı önden delinmişi veya arkadan delinmişi veya ortadan yarılmışı veya yuvarlak delinmişi kurban yapmayın’ diye emretti.”[1]
 Bazıları da açarlar el-Elbânî rahimehullah'ın zayıf dediği numaraları, hadislerin metinlerine bile bakmaya gerek görmeden: "Bu hadis zayıftır" derler! Meseleyi tahkik etmeye bile ihtiyaç duymazlar. öyle ya, Ebu Muaz, Elbani'den daha mı iyi bilecek?!! Aslında yaptıkları şey taklidin başka bir türüdür. Taklittir, zira bahsettiğimiz kimselerin çoğu avamdan değil, hadis usulünü bilen, meseleyi araştırıp değerlendirebilecek kapasitede olan kimselerdir. Lakin onlar el-Elbânî'yi dilleriyle: "Masum değildir, hata edebilir" diye vasıflarken, fiilleriyle "herkes hata eder, Elbani hata etmez" intibaını verirler.  Bu yüzden fasit kıyaslamalar yaparak; "Elbani mi, İbn Useymin mi?, Elbani hadisi daha iyi bilir, Elbani mi Şuayb el-Arnaut mu?, Elbani'nin hem akidesi düzgündür, hem de hadisi Şuayb'dan daha iyi bilir" gibi sözler ederler. Bu kişi eğer bir Eşarî ise, yine hadis usulünün kriterlerine hiç bakmaz, bu defa Şuayb'ın görüşünü el-Elbani'nin görüşüne tercih etme yolunu tutar. Hadis usulünün gerekleriyle hareket etmezler!  Araştırmaya mecbur kalırlarsa dahi, objektif davranamaz, taassub gösterdikleri şahsın tercihini kuvvetlendirmek için çabalarlar.

Yukarıda zikrettiğim  hadisi bu lafzıyla el-Elbâni rahimehullah zayıf görmüştür. Lakin "Kulaklarına ve gözlerine iyice dikkat etmemizi emretti" lafzıyla sahih olduğunu ve zikrettiğim metnin ise rivayet yollarının toplamı ise sahih olduğunu söylemiştir. "Hadis numaralarından bakmak"la yetinip insanları yanıltan cahil hoca(!)lar, meselelerin hakikatlerini bilmezler! Aşağıda Şeyh el-Elbani rahimehullah'ın hadisin bu lafzıyla zayıf olduğunu söylemesinin de isabetli olmadığını açıklayacağım.
Hadisin Sıhhati Hakkında Birinci İtiraz:
Hadisin isnadındaki raviler güvenilirdir. Ancak Darekutnî, Ebû İshâk’ın Şureyh b. Numân’dan işitmediğini, bunu İbn Eşva’ yoluyla Şureyh’ten rivayet ettiğini söyleyerek illetlendirmiştir.[2]
Cevap:
Bu durum, hadisin sıhhatine zarar vermez. Bilakis isnadı kuvvetlendirir. Zira Sa‘îd b. ‘Amr b. Eşva sikadır. Böylece Ebu İshak’ın Şureyh b. Numan’dan işitip işitmediğine dair tedlis şüphesi ortadan kalkar.
Ziyâ’u’l-Makdisî, Tirmizî, İbn Cerîr et-Taberî, İbn Hibbân, Hâkim ve Zehebî’nin de dedikleri gibi hadisin isnadı sahihtir.
İbn Hazm rivayet yollarını zikrettikten sonra “Haber sahih olarak sabit olmuştur” demiştir.[3]
Şu‘ayb el-Arnâ’ut Musned tahkikinde hasen demiştir.
İkinci İtiraz:
Şeyh Elbânî, Ebû İshâk’ın ihtilata uğraması ve Şureyh b. Numan’ın meçhule yakın olması sebebiyle zayıf saymıştır.
Cevap:
Şeyh el-Elbanî, Sahihu Suneni Nesai’de “Kulaklarına ve gözlerine iyice dikkat etmemizi emretti” kısmının sahih olduğunu söylemiştir. İrvau’l-Galil’de ise rivayet yollarının toplamı ile sahih demiştir.[4]
Ebû İshâk es-Sebiî’ye gelince, güvenilir bir ravi olup bunu kendisinden on bir farklı ravi rivayet etmiştir. Bu raviler:
1- Ziyad b. Hayseme[5]: sikadır.
2- İsrail b. Yunus[6]: Ebu İshak’ın ashabından en sağlam olanıdır.
3- Kays b. Rebî[7]: Saduktur. Ebu İshak’ın, bu hadisi Said b. Eşva’dan, onun da Şureyh b. Numan’dan işittiği bu tarik ile sabit olmuştır.
4- Zuheyr b. Muaviye[8]: Ebu İshak’tan ihtilata uğramasından sonra da rivayet etmiştir. sikadır.
5- Ebû Bekr b. Ayyâş[9]: saduktur.
6- ‘Alî b. Sâlih[10]: sikadır.
7- Şureyk b. ‘Abdillâh[11]: Saduktur, hıfzı kötüdür.
8- Zekeriya b. Ebi Zaide[12]: Ebu İshak’tan ihtilata uğramasından sonra da işitmiştir. Sikadır.
9- Yunus b. Ebi İshak[13]: saduktur.
10- Hudeyc b. Muaviye[14]: saduktur.
11- el-Cerrah b. Dahhak[15]: saduktur. Ebu İshak’ın bu hadisi Said b. Eşva’dan, onun da Şureyh b. Numan’dan işittiği bu tarik ile de sabit olmuştur.
Nitekim İsrail b. Yunus, Zuheyr b. Muaviye ve Zekeriya b. Ebi Zaide’nin Ebû İshâk’tan rivayetlerinin en sağlam rivayetler olduğu belirtilmiş, Buhârî ve Müslim İsrail yoluyla Ebû İshâk’tan rivayette bulunmuşlardır.[16]
Yine Sufyan es-Sevrî bunu; Said b.Eşva – Şureyh b. Numan – Ali radıyallahu anh yoluyla rivayet etmiştir. Şureyh b. Nu’man şöyle demiştir:
كنت عند علي فسأله رجل عن الأضحية فقال لا مدابرة ولا مقابلة ولا شرقاء سليمة العين والأذن
“Ali radıyallahu anh’ın yanında idim. Birisi ona kurbanlık hakkında sordu. Ali radıyallahu anh dedi ki: “Kulağı arkadan veya önden delinmişi, ortadan yarılmışı kurban olmaz. Gözü ve kulakları sağlam olmalıdır.”[17]
Burada rivayet mevkuf gelmiş, Darekutni de mevkuf olmasını tercih etmiştir. Şeyh el-Elbani de Daifu Ebi Davud’da mevkuf olarak sahih olduğunu kabul etmiştir.
İbn Ebi Hatim ise, Cerrah b. Dahhak – Ebu İshak – Said b. Eşva – Şureyh – Ali radıyallahu anh yoluyla merfu rivayetini tercih etmiştir.[18] Sikanın ziyadesi makbul olduğundan, hadisin merfu olması tercih edilir.
Şureyh b. Numan hakkında Ebu İshak es-Sebiî ve ondan ikrar ile; İbn Hacer: “saduk” demişlerdir. Müteşeddidlerden sayılan Abdurrahman b. Yusuf b. Hıraş da: "Saduk" demiştir. Böylece hadisin sıhhati hakkında hiçbir şüphe kalmamıştır.
Hadisin merfu oluşunun şahitlerine gelince:
1- Ebu Mesud el-Ensari radıyallahu anh dedi ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
لا يضحى بمقابلة و لا مدابرة و لا شرقاء و لا خرقاء و سلم العين و الأذن
Kulağı önden delinmiş, arkadan delinmiş, ortadan yarılmış ve yuvarlak delinmiş olan, gözü ve kulağı sağlam olmayan hayvanı kurban kesmeyin[19]
2- Ali radıyallahu anh’den:
أمرنا رسول الله صلى الله عليه و سلم أن نستشرف العين والأذن
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize kurbanlık hayvanların gözlerini ve kulaklarını iyice kontrol etmemizi emretti.”[20]
 3- Huzeyfe radıyallahu anh’den:
أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - أَنْ نَسْتَشْرِفَ الْعَيْنَ، وَالْأُذُنَ
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize (kurbanlık hayvanların) gözlerini ve kulaklarını iyice kontrol etmemizi emretti”[21]
4- İbn Mesud radıyallahu anh’den:
أمَرَنا رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ نَستشرِفَ العينَ والأُذنَ في الأَضاحي
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize kurbanlık hayvanların gözlerini ve kulaklarını iyice kontrol etmemizi emretti”[22]
Herkes Yanıldı, Ben mi Doğrusunu Buldum?
Çoğunluğun hakka muhalefet ettikleri bu gibi konularda sıkça işittiğim sözlerden birisi şu: “Senden iyi bilen alimler bu yanlışı fark etmediler de, sen mi fark ettin?” Mesele, alimlerin fark edip etmemesi meselesi değil, kitap ve sünnet naslarından bize ulaşanlara tabi olma mecburiyetimizdir. Bununla beraber, Allah’a hamd olsun, hiçbir meselede tek kaldığım bir görüşü dile getirmediğim gibi, bu konuda da hakka isabet eden ve batıla karşı çıkan alimler eskiden beri mevcuttur. Bu alimlerden bazısını şöylece misallendirebilirim:
İmam Ahmed b. Hanbel şöyle demiştir:
لَا تُجْزِئُ الْأُضْحِيَّةُ بِأَعْضَبِ الْقَرْنِ وَالْأُذُنِ؛ لِهَذَا الْحَدِيثِ
“Bu hadisten dolayı boynuzu ve kulağı kesik hayvan, kurban olarak geçerli olmaz.”[23]
İmam Ahmed’in bu sözünü nakleden İbn Kesir, aynı yerde kurban edilmeye mani olan diğer kusurları da saydıktan sonra, “hadisin açık ifadesiyle, bu kusurları taşıyan hayvanın kurban edilmesi geçersiz olur” demiştir.
Ebu Cafer et-Tahavî şöyle demiştir:
فَفِي هَذِهِ الْآثَارِ النَّهْيُ عَنِ الْأُضْحِيَّةِ بِمُقَابَلَةٍ , أَوْ مُدَابَرَةٍ , وَذَلِكَ فِي الْأُذُنِ , مَا كَانَ مِنْ ذَلِكَ مِنْ قُبَالَةِ الْأُذُنِ , فَهُوَ مُقَابَلَةٌ , وَمَا كَانَ مِنْ أَسْفَلِهَا , فَهُوَ مُدَابَرَةٌ . .. . فَثَبَتَ بِذَلِكَ مَا نَهَى عَنْهُ مِنْ ذَلِكَ فِي الْأُذُنِ , وَلَمْ يَجُزْ لَنَا تَرْكُهُ , .. . فَلَمَّا لَمْ يُعْلَمْ نَسْخُ حَدِيثِ عَلِيٍّ بَعْدَمَا قَدْ عَلِمْنَا ثُبُوتَهُ
“İşte bu rivayetlerde kulağı önden ya da arkadan kesilmiş kurbanlığın kurban edilmesi yasaklanmaktadır. Eğer kulak önden kesilmişse buna “mukabele”, alt tarafından kesilmişse ona “mudabere” denilir… İşte bununla, kulakları ne şekilde kesilmiş olursa olsun, böyle bir hayvanın kurban edilmesi bize yasaklanmış ve ihmal etmemiz caiz olmayan bir husus sabit olmuştur… Ali radıyallahu anh hadisi sabit olup nesh edildiği bilinmemektedir…”[24]
Kurtubi Nisa suresi 118-119. Ayetinin tefsirinde şöyle demiştir:
وَلَمَّا كَانَ هَذَا مِنْ فِعْلِ الشَّيْطَانِ وَأَثَرِهِ أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ (أَنْ نَسْتَشْرِفَ  الْعَيْنَ وَالْأُذُنَ وَلَا نُضَحِّيَ بِعَوْرَاءَ وَلَا مُقَابَلَةٍ وَلَا مُدَابَرَةٍ وَلَا خَرْقَاءَ وَلَا شَرْقَاءَ) أَخْرَجَهُ أَبُو دَاوُدَ عَنْ عَلِيٍّ قَالَ: أَمَرَنَا، فَذَكَرَهُ. الْمُقَابَلَةُ: الْمَقْطُوعَةُ طَرَفَ الْأُذُنِ. وَالْمُدَابَرَةُ الْمَقْطُوعَةُ مُؤَخَّرَ الْأُذُنِ. وَالشَّرْقَاءُ: مَشْقُوقَةُ الْأُذُنِ. وَالْخَرْقَاءُ الَّتِي تَخْرِقُ أُذُنَهَا السِّمَةُ. وَالْعَيْبُ فِي الْأُذُنِ مُرَاعًى عِنْدَ جَمَاعَةِ الْعُلَمَاءِ.
Bu gibi uygulamalar şeytanın işi ve onun etkisinden ortaya çıktığı için “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bizlere, (kurban edeceğimiz hayvanların) gözlerini, kulakları­nı iyice tetkik etmemizi ve bir gözü kör, kulağının bir tarafı kesilmiş, kula­ğının arka kısmı kesik, kulağı delinmiş ve kulağı yarılmış davarları kurban etmememizi emretmiştir. Bunu, Ebû Dâvûd, Ali'den rivayet etmiştir. Ali dedi ki; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bi­ze "... emretti" diyerek hadisi zikretti. Alimlerden bir topluluğa göre kulaktaki kusura dikkat edilmesi gerekir.”[25]
Kurtubi, bu cümlelerden sonra mezhep alimlerinin delilsiz yorumlarla bu yasağı nasıl tevil ettiklerini nakleder ki, hadisin açık ifadesinden sonra bu yorumlar bizi bağlamaz.
Hulasa: Kulağına müdahalede bulunulmuş kurbanlık, ne kurban olarak, ne adak olarak ve ne de akika olarak yerine gelmez. Ebu Muaz’ın görüşünü taklid edenlere de, başkasının görüşünü taklid edenlere de taklit haramdır. Ancak zikrettiğimiz delillere tabi olmak vaciptir. Kim olursa olsun, delilsiz olarak Allah ve rasulünün sözlerine aykırı söz söyleyenin sözü duvara çarpılır, geriye hüccet olarak sadece ve sadece Allah ve rasulünün sözleri kalır.

[1] Sahih. Ahmed (1/83, 101, 127, 129, 137, 150); Tirmizî (1498); Ebû Dâvud (2804-2806); Nesâ‘î (4372-74); İbn Mâce (3142); Dârimî (1952); Ziyâ’u’l-Makdisî, el-Muhtare (2/113-116 no: 487-488); Hâkim (4/249); İbnu’l-Cârud, el-Muntekâ (906); Beyhakî (9/275); Darekutnî, el-‘İlel (3/239) Darekutni el-Mu’telef ve’l-Muhtelef (2/49).
[2] Darekutni el-İlel (3/238)
[3] el-Muhallâ (7/359-360)
[4] İrvau’l-Galil (4/364)
[5] Nesai (4375) Tahavi Şerhu Meani’l-Asar (6193) Ziya (2/115)
[6] Hakim (4/249) Ziya (2/115) Beyhaki (9/275) Darimi (2/106) Buhari Tarih (4/230)
[7] Ziya (2/116) Hakim (4/249) Veki Ahbaru’l-Kudat (3/13)
[8] Ahmed (1/108, 149) Ebu Davud (2804) Nesai (4373) Ziyau’l-Makdisi (2/113) Tahavi Şerhu Meani’l-Asar (6194) Nesai Sunenu’l-Kubra (4463) Beyhaki (9/275)
[9] Ahmed (1/80) Nesai (4374) Nesai Sunenu’l-Kubra (4464) İbn Mace (3142) Ziya el-Makdisi (2/114) İbnu’l-Carud (906)
[10] Ahmed (1/128) Ziya (2/115)
[11] Tirmizi (1498) Ziya (2/115)
[12] Nesai (4372) Nesai Sunenu’l-Kubra (4462) Ziya (2/115)
[13] Ziya (2/115)
[14] Ziya (2/115)
[15] Ziya (2/116) Darekutni el-İlel (2/239)
[16] Bkz. el-İgtibat bi-men Rumiye mine’r-Ruvvat bi’l-İhtilat (1/273).
[17] Sahih mevkuf. Darekutni el-İlel (3/239) Ziya (2/116) Buhari Tarih (4/229)
[18] İbn Ebi Hatim el-İlel (1606)
[19] Hasen ligayrihi. Taberani (17/243) isnadında Abdulgaffar b. Kasım zayıftır.
[20] Sahih. Nesai (4376) Tirmizi (1503) İbn Mace (3143) Tayalisi (160) İbn Huzeyme (2915) Hakim (1/641, 4/250) İbn Hibban (13/243) Ahmed (1/152) el-Elbani Sahihu İbn Huzeyme tahkikinde: “Hasen, sahih” demiştir.
[21] Sahih ligayrihi. Bezzar (7/333)
[22] Sahih ligayrihi. Musannefatu İsmail es-Saffar (528) Ebu Ubeyde, babası ibn Mesud radıyallahu anh’den işitmemiştir.
[23] İbn Kesir Tefsiri (5/422)
[24] Tahavi, Şerhu Meani’l-Asar (6193-6198 nolu rivayetlerin açıklaması. Tercümesinde: no:6057-6060, cilt 6 s.361)
[25] Kurtubi (5/390)

20 Eylül 2012 Perşembe

Hislerle Değil, Naslarla Harekette Bereket Vardır!

Bismillah
Son günlerde İslâm’ın düşmanları, müslümanları tahrik ederek ve galeyâna gelmelerini sağlayarak, müslümanların kendi elleriyle acizliklerini sergilemelerini hedeflemişlerdir. Bunun neticesinde birçok yanlışlar meydana gelmiştir ki, bunların sebebi ümmetin Kur’ân ve sünnetten uzak hareket etmeleridir. Bu yanlışları şöylece özetleyebiliriz:

19 Eylül 2012 Çarşamba

Delilden Yoksun Fıkıh (!) Kitaplarının Durumu


Şeyh Muhammed Takıyuddin el-Hilali rahimehullah, Sebilu’r-Reşad (3/22) kitabında şöyle demiştir:

17 Eylül 2012 Pazartesi

Mezhep Taklit Etme Teklifi Ne Anlama Geliyor?


Mezhep Taklit Etme Teklifi Ne Anlama Geliyor?
Ebu Muâz el-Çubukâbâdî

10 Eylül 2012 Pazartesi

9 Eylül 2012 Pazar

Muayyenin, Umuma Delil Getirilmesi ve Kıyas


Cinslerin Eşitliği ve Kıyas İle Alakası


Bazı Ayetleri Kıyasa Delil Getirme Yanlışı

İmam İbnu’l-Kayyım rahimehullah, kıyasa işaret eden ayetler zikretmiştir. Bu sözleri, kıyasçıların dili üzerinden naklederek şöyle demiştir:
“Allah Azze ve Celle’nin: “Kendi yaratılışını unutup bize misal veriyor ve diyor ki: “Çürümüş olduğu halde bu kemikleri kim diriltecek?" (Yasin 78) ayetinde, ölülerin öldükten sonra diriltilmeleri, yeryüzünün ölümünden sonra bitki bitirerek diriltilmesine kıyas vardır. (Burada şu ayete işaret etmiştir: “O'nun âyetlerinden biri de şudur: Sen, yeryüzünü kupkuru görürsün; üzerine su indirdiğimiz zaman da, toprak harekete geçer ve kabarır. işte, yeryüzüne böyle hayat veren, muhakkak ki ölüleri de diriltendir.” (Fussilet 39)
Yeniden yaratma, göklerle yerin yaratılmasına kıyas edilerek neticeye ulaşılmıştır. Bu da bir şeyin aynısı olan diğer şeyin hükmünü almasıdır”
Bu sözler, şu açılardan fasittir:
Birincisi: Kıyas ehlinin hüccet getirdikleri şey, naslarda hükmü belirtilen şeyin hükmünü, aralarındaki ortak illet sebebiyle, naslarda belirtilmeyen şeye vermektir. Kıyas ehline göre bu illetin nas ile gelmiş olması ile kendilerinin istinbat etmiş oldukları bir illet olması arasında fark yoktur. Bir şeye verilen hüküm; farz, haram, mubah, mustehap veya mekruh gibi hükümlerdir.
Bu, Allah Azze ve Celle’nin yaratma, öldürme, helak etme, hidayet etme vb. fiilleri hakkındaki hükümler değildir. Bu tür, fıkıhtaki kıyasın kaynaklarından değildir.
Mesela kıyas ehli, Allah Azze ve Celle’nin kafirleri, rasullerine isyan etmeleri sebebiyle kendilerinden önceki kafirlerin başlarına gelenlerle sakındırmasını delil getirmezler. Hiç kimse: “Hud kavminin fiilini işledikleri takdirde, Allah Azze ve Celle onlara akim bir rüzgar gönderecektir” dememiştir. Yine, Semud kavminin fiilini işledikleri takdirde Allah Azze ve Celle’nin onlara sayha gönderecektir demezler. Üzerinde konuşulan konu bu değildir. Kıyas ehlinin maksatları da bu değildir. Böyle bir istidlal, öne sürülen kayıtlara uymaz ve reddedilmiş, batıl bir iddiadır. O halde İbn Kayyım’ın kıyas ehlinden naklederek zikrettiği bu misalin, kıyas ehlinin delil getirdikleri şeyle  alakası yoktur. Bu batıl bir istidlaldir. Hatta bunu delil getirmenin anlamı da yoktur.
Yine burada ne kıyas zikredilmiştir, ne kıyasın uygulanma şekli, ne şartları ve ne de emri! O halde kulun, emrolunmadığı bir şeyi kıyasla hükme kaynak edinmesi nasıl helal olur? Hatta şayet Allah Azze ve Celle, kıyasçıların şartlarına göre kıyas yapmış olsaydı bile, O Allah Azze ve Celle’dir, yapar, biz ise hükümler çıkarmak için kıyas yapamayız derdik. Çünkü Allah Azze ve Celle yaptıklarından sorulmaz, insanlar ise sorumludur!
Görmüyor musun, O bir şeye hükmeder, sonra bu sizin için hayırlı olandır der. Yani bu bize caizdir ve onun bizim için hayırlı olduğuna hükmederiz?
 Onlardan biri itiraz eder ve şöyle diyebilir: “Bu, sizin inkar etmek istediğiniz kıyastır. Kulların rabbi, haramlığa kıyas yaptığı gibi, kulları da haramlığa kıyas yapar.”
Cevap olarak şöyle denilir:
Birincisi: Bizim kastettiğimiz istidlal bu değildir. Buna rağmen itiraz ettiğiniz şey de kıyas değildir. Zira kulların hüküm vermesi, Allah Azze ve Celle’nin izin vermediği bir teşrî (din koyma)dır. Kulların kıyas yapmaları da, Allah Azze ve Celle’nin izin vermediği bir din  koymadır. Allah Azze ve Celle’nin kıyası emrettiğine dair delil bulunmadığı sürece, Allah Azze ve Celle izin vermediği şeyi din kılmayı da haram kılmıştır. Kulların hükmü ve kıyasları haramdır. Zira  her ikisi de Allah Azze ve Celle’nin izin vermediği bir teşridir.
  İkincisi: Bizim delil getirdiğimiz şey şudur: Sizler Allah Azze ve Celle’nin yaptığı herşeyi yapmanın kulları için de caiz olduğunu zannediyorsunuz. İşte bu zannınıza uygun olarak da: “Allah Azze ve Celle kıyas yapmıştır, kulları da kıyas yapabilirler” demeye devam ediyorsunuz.  Allah Azze ve Celle haram kıldıkça veya helal kıldıkça kulların da haram kılmaları ve helal kılmalarının caiz olduğunu söylersiniz. İşte bu da apaçık bir küfürdür! Akibetini görünce zannınız iptal olmuştur!
* "Allah'ın indirdiğinden başkasıyla hükmedenler kafirlerin ta kendileridir" ayetini, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ve sahabelerinin açıklamalarına aykırı bir anlayışla ele alarak, bütün yöneticileri, hakimleri, belediye başkanlarını, muhtarları, hatta oy kullananları tekfir eden muasır harici köpeklerinin kıyası savunmaları bu bakımdan büyük bir tezattır! Çünkü tekfir ettikleri şahıslar belki küçük küfrü işlemektelerken, kendileri büyük küfür olan teşrî'yi/din koyma fiilini meşru görmektedirler!
Yine kıyasçıların Kur’ânda kıyasa işaret ettiğini düşündükleri ayet, kendilerinin aleyhlerine delil olmaktadır. Onlar: “Allah Azze ve Celle’nin ikinci diriltmesini, birinci diriltmesine kıyasladığını söylüyorlar. Böylece birinin hükmünü diğeri de alıyor. Onların bu sözleri, şu anlama gelir: “Şayet bu konuda Allah Azze ve Celle katından bir nas olmasaydı, bizler kıyas yoluyla yeniden diriltileceğimizi anlardık!” İşte bu Allah Azze ve Celle’ye iftiradır! Böylece bu ayeti kıyasa delil getirmeyi terk etmeleri farz olmuştur!
Şayet şöyle derlerse: “Bilakis, bu mümkündür. İbnu’l-Kayyım, “İkinci dirilişin, birinci dirilişe kıyaslanması, bunun mümkün olduğunu gösterir” demiştir.”
Cevap: Sizinle bu konuda tartışmayız. Biz ancak kıyas metodunun dinî bir hüküm çıkarmak için kaynak edinilmesine karşı çıkarız. Bu imkan, hükmün Allah Azze ve Celle katından olmasını gerektirmez. Bizler Allah Azze ve Celle’nin tıpkı buğdayı buğdaya karşı fazlalıkla satmayı haram kıldığı gibi, mercimeğin, mercimeğe karşı fazlalıkla satılmasını da haram kılmaya kâdir olduğunu inkar etmeyiz. Biz ancak Allah Azze ve Celle bize haram kılmadığını bildirdiği halde, bunun kıyas yoluyla haram kılınmasına karşı çıkarız.
Yine İbnu’l-Kayyım rahimehullah, kıyasçıların dili üzerinden, Allah Azze ve Celle’nin kitabında misaller vermesini zikreder. Burada da az önce söylediğimizi söyleriz. Zira Allah Azze ve Celle bize darbı mesel yapmamızı emretmemiştir. Bu, Ebu Hureyre radıyallahu anh’ın, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu hadisini rivayeti esnasında yapmadığı bir şeydir: “: ‘Ateşin değdiği her şeyden hatta peynir parçasından bile abdest lazım gelir.’ Bunun üzerine İbn Abbâs radıyallahu anhuma, ona şöyle dedi: “Ey Ebû Hureyre! (Yani şimdi) yağdan yersek abdest mi alacaz? Sıcak sudan içersek abdest mi alıcaz?” Bunun üzerine Ebû Hureyre radıyallahu anh, İbn Abbâs radıyallahu anhuma’ya şöyle dedi: “Ey kardeşimin oğlu! Eğer Rasûlüllâh sallallahu aleyhi ve sellem’den bir hadis işitirsen sakın ona darbı mesel yapma!’”[1]
İşte Ebu Hureyre radıyallahu anh, ancak Allah Azze ve Celle katından hüküm bildiren Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in hadisine darbı mesel yapmaktan sakındırmıştır! İbn Abbas radıyallahu anhuma da Ebu Hureyre radıyallahu anh’ın yasakladığı şeyi reddedecek bir şey bulamamıştır. Her ikisi de büyük sahabelerdir ve Allah Azze ve Celle’nin hükümlerine misal getirmeyi uygun görmemişlerdir.
Yine İbnu’l-Kayyım rahimehullah, kıyasçıların bir şeyin hükmünü, aynısı olan başka şeye giydirmelerini zikreder.
Bir kilo buğdaya karşı iki kilo buğdayı fazlalıkla satmanın hükmü, iki kilo buğdayı bir kilo buğdaya karşı satmakla birdir. Ama mercimeği fazlalıkla satmak zorunlu olarak aynı hükümde değildir. Zira buğday başka bir şey, mercimek başka bir şeydir. İkisinin aynı olduğunu iddia eden büyüklenen bir inatçıdır.
 Yine şöyle der: Kur’an’da zikredilen misaller, benzerleriyle hükümde aralarının eşitlenmesini gerektirir.
Bu doğrudur, Allah Azze ve Celle dilediğini yapar. Ancak bizler deriz ki: şayet Allah Azze ve Celle bize bir şeyin benzerinin hükmünü haber vermemişse hiçkimse bunun hükmünden haberdar olamaz. Bu da kıyası yıkar. Eğer: “Biz Allah Azze ve Celle’nin böyle hükmetmesinin mümkün olduğunu biliriz” derlerse, denilir ki: buna daha önce cevap verdik. Bizler sizinle, Allah Azze ve Celle’nin herşeye kadir olması hakkında tartışmıyoruz. Nitekim Kur’ân’da bir şey ile diğeri benzetilerek aralarındaki hükmün eşitlenmesine dair misaller vardır. Yine bir şey, diğerine benzediği halde hükümlerinin farklı oluşuna da misaller vardır.
Yine kıyas ehli, itibar ayetini de kıyasa delil getirmişlerdir. Bu ayet şudur:
Kitap ehlinden inkâr edenleri kendi ülkelerinden ilk sürgünde çıkaran O'dur. Oysa siz (ey mü'minler), onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah'ın cezasından koruyacağını zannediyorlardı. Fakat Allah'ın azabı hiç hesab etmedikleri bir yerden kendilerine gelmiş ve kalblerine bir korku salmıştır. Öyle ki evlerini kendi elleriyle, hem de mü'minlerin elleriyle tahrib etmişlerdir. Ey akıl sahipleri! Bundan ibret alın” (Haşr 2)
Diyorlar ki: Allah Teâlâ’nın: “ibret alın” sözü, “Kıyaslayın” demektir. Halbuki bu tefsiri şer’î naslar onaylamaz! Hatta Allah Azze ve Celle’nin bize hitap ettiği arap dili de onaylamaz. İnşaallah bunu da ileriki zamanlarda mustakil olarak açıklarız. Kısaca şöyle diyelim: Şayet “ibret alın” sözünün, “kıyaslayın” manasında olduğunu varsayarsak, durum burada mücmeldir, açık değildir. Ne Kur’an’da, ne sünnette, ne de icmada  kıyasın açıklaması gelmemiştir!


[1] Tirmizî, (no: 79); Ebû Dâvud, (1/194) ve İbn Mâce, (2/485) rivayet etmiştir. Elbânî sahih demiştir.

İki Alametten Birinin Diğerine Delil Getirilmesi Kıyas Mıdır?



Sadaka Hadisinin Kıyasa Delil Getirilmesinin Reddi

7 Eylül 2012 Cuma

4 Eylül 2012 Salı

Suskunken Adam Sanıyorduk...

Şimdi de konuştukça batıyorsun! İnsanlara; "Kitap ve sünnet naslarından ancak alimlerin onayladıklarını kabul ederiz, başka kabul etmeyiz" diyerek "Bizim rabbimiz alimlerdir" demiş oluyorsun! Bizim rabbimiz ise yerleri ve gökleri yaratan, Rasulünü de hem alimlerin hem de avamın tabi olması için gönderen Allah'tır!

3 Eylül 2012 Pazartesi

Selefî Davet Hakkında Yapılan: "Zahirîlik" İthamının Hakikati


Zahirîlik, eğer bir mezheb olsaydı, beşinci mezheb değil, ilk mezheb olurdu. Günümüzde “Zahirilik”le nitelenen kimselerin menheci, ümmetin selefinin, müçtehitlerin, hadis ehlinin ve günümüze kadar taasubu reddedip, taklidi terk eden herkesin üzerinde bulunduğu yoldur. Şeyh Mukbil rahimehullah’ın “Her müslümana zahiri olmasını öğütleriz” derken kastettiği mana da budur.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)