Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı

Pazartesi
Saat 20:00 Sahih Tefsir Şerhi (Youtube kanalından canlı yayınlanmaktadır)

Çarşamba
Saat 20:00 ez-Zeberced Şerhi (Youtube kanalından canlı yayınlanmaktadır)
Saat 21:30 Hadis Usulü 1. Seviye (Mustalah İlmi - Muderris: Ebu Leylâ)

Cumartesi
Saat: 19:00 Hadis Usulü 4. Seviye (İlmi Meseleleri Tahkikte Hadis Ehlinin Menheci)
Saat: 20:30 el-Albaniyyât Şerhi


28 Temmuz 2011 Perşembe

Dünyanın Döndüğüne İnanmak Dehrîliktir!

Dünyanın Döndüğüne İnanmak Kadere İmana Aykırıdır!
Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî
Not: Bu yazı Dünya ve Kubbesi/Modern Hurafelere Reddiye kitabıma yeni eklediğim bir bölümdür. Bu konudaki delillerin tamamı için lütfen kitabın tam metnine bakınız.
Dünyanın döndüğüne inananların bilginlerinden Einstein, bir kimsenin dünyanın etrafında ondan daha hızlı dönmeyi başarması halinde zamanda yolculuk yapabileceğini Relativite teorisinde zikretmiştir. Şayet bu kimse dünyanın aksi istikamette dönebilirse geçmiş zamana gidebilecek, dünya ile aynı istikamette ondan daha hızlı dönebilirse de gelecek zamana gidebilecektir. Şayet dünya dönseydi buna inanmak gerekirdi ki, böyle bir inanç Allah Azze ve Celle’nin kaderini ve ayetlerini yalanlamaktır.
Bu yalanlamanın nasıl olduğunu daha iyi anlamak isteyenler için internette gördüğüm bir yazıdan bir kısım aktarıyorum:
“…Zamanda geleceğe yolculuk ise einstein'ın izafiyet kuramı üzerine temellidir. Işık hızı ile giden bir maddenin maddesel dönüşümü yani diğer üç boyuttaki hareketi yavaşlamaktadır. Dördüncü boyutun diğer üç boyutla açık bir etkileşimi mevcuttur. Zaman akıyor olduğu halde siz değişmezseniz normal şartlarda gelecekte ölmüş olacağınız bir zamana hala genç olarak erişebilirsiniz. Bu sizin aradaki zamanı atladığınız değil hızlı yaşadığınız anlamına gelir. Geçmiş ile geleceğe seyahat arasındaki en önemli fark budur.
Geleceğe seyahat bizim içinde yer aldığımız zaman koşulları dahilinde de mümkündür. Zamanda atlama ve zamanda seyahat bu yüzden ayırt edilmelidir.
Zamanda yolculuk son derece tehlikeli bir kavramdır. Ama yine de buna rağmen herkesin hayalidir. Olayın tehlikesini şöyle özetleyebiliriz.
Varolduğumuz zamanda bizimle aynı şehirde yaşayan adamın birini akrep sokup öldürüyor. Bundan haberimiz yok. Zamanda yolculuk tartışıla dudurken 15 yıl geçiyor ve zaman makinesi bulunuyor ve zaman yolculuğu yapıyoruz. Işınlandığımız yer geniş bir arazi. Orada yürürken akrebin birini ezip geçiyoruz. Tesadüf bu ki ezip öldürdüğümüz akrep bir adamın ölümüne yol açan akrep. Doğal olarak bu adam ölmüyor. Günlük yaşantısına devam ediyor. Her gün işten eve evden işe. Fakat bir gün arabayla evine dönerken yolda birine çarpıp çarptığı kişinin ölmesine sebep oluyor. Fakat o da ne birden kayboldunuz. (tabi bunu anlayamıyorsunuz) meğer çarptığı insan sizin 15yıl önceki halinizmiş. Böylece akrebi ezerek başlayan bitmek bilmez bir paradoksun kurbanı oluyorsunuz.
Burda bitti mi? Hayır. Siz öldüğünüz için ileride zaman yolculuğuna gidecek birisi olmuyor ve akrebe kimse basmıyor. Doğal olarak akrep ölmediği için adamı akrep öldürüyor. Adam ölmediği için de sizin gelecekten 15 yıl önceki halinizi arabayla ezmiyor. Siz de ileride zaman yolculuğu yapıyorsunuz ve akrebi eziyorsunuz. Akrep ezildiği için de... işte böyle döner durursunuz sonsuz boşlukta.
“Zamanda yolculuk” kelimesinden ziyade uzay-zamanda yolculuk kelimesinin daha uygun olduğu kavram. Şöyle ki ; zamanda yolculuk derken mesela dünyadaki herhangi bir mekana -diyelimki 500 yıl önceki istanbul'a gitmek- kastediliyorsa ve siz zaman makinenizi 2004 yılında istanbul'a kurduysanız, 500 sene önceki istanbul'a gitmeniz olanaksızdır. Çünkü 500 sene önce dünya sizin şu anda bulunduğunuz uzay koordinatında değildir. Dünya güneşin etrafinda saatte yüz elli bin kilometreden fazla bir hızla dönmekte, güneş te yine büyük bir hızla samanyolu galaksisinin merkezi etrafinda dönmektedir. Samanyolu galaksisi de bir şekilde birşeylerin etrafinda dönmekte olduğundan, bırakın 500 yılı bir saat öncesine bile gitseniz nerede olacağınızı Allah bilir.
Dolayısıyla sadece zaman boyutunda hareket etmenin pratik bir faydası yok. Aynı zamanda uzayın ilk üç boyutunda da istenilen yöne gidilebilecek bir yöntem geliştirilmek zorundadır.
Zaman yolculuğu için aynı anda hem şimdi hem de geleceğin var olması lazım fikrimce. Başka bir deyişle de tüm senaryo çoktan yazılmış biz rollerimizi doğru yanlış oynamaktayız. Eğer geçmişe dönmek mümkün olsaydı biz (geçmişte yaşayanlar) herhalde çoktan gelecekten gelenleri görürdük. Diyelim ki egoist bilim adamları keşfetti bunu o zaman hiç haberimiz olamayacak. Zaman yolculuğu için geçmiş ve geleceğin aynı anda varolması gerektiğinden eğer böyle bir şey mümkünse hikâyenin başlangıcından beri keşfedilmişti o zaman... Bu da benim zaman yolculuğuna dair az çok anlatmaya çalıştığım fikrim
.”[1]
Şüphesiz böyle bir inanç, “Bizi ancak zaman helak eder” diyen Dehrî’lerin modern sunumudur. Dünyanın döndüğüne inanmak, zamanda yolculuğun mümkün olduğuna inanmayı gerektirir. Buna inanmak da kulun kaderini değiştirebileceğine inanmaktır.
Allah Azze ve Celle Dehrîler hakkında şöyle bildiriyor: “Dediler ki: “Dünya hayatımızdan başka hayat yoktur. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman yok eder.” Bu hususta onların bir bilgisi yoktur. Onlar sadece zanda bulunuyorlar.” (Casiye 24)
Bu ayetin devamında Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:
Onlara açıkça ayetlerimiz okunduğu zaman: “Doğru sözlü iseniz atalarımızı getirin” demelerinden başka delilleri yoktur. De ki: Allah sizi diriltir, sonra öldürür. Sonra sizi şüphe götürmeyen kıyamet gününde toplar. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Casiye 25-26)
Dehrî’lerin “Doğru sözlü iseniz atalarımızı getirin” teklifleri, onların eskiden beri böyle bir inançta olduklarını göstermektedir.
Ecellerin ileri ya da geri alınamayacağını ise şu ayet açıkça ifade etmektedir:
Ecelleri geldiği zaman onlar ne bir saat geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” (Nahl 61)
Yine şöyle buyrulmuştur:
Sizi Allah yarattı; sonra sizi vefat ettirecek. Daha önce bilgili iken hiçbirşeyi bilmez hale gelsin diye sizden bazı kimseler ömrünün en kötü çağına kadar yaşatılacak. Şüphesiz ki Allah bilgilidir, kudretlidir.” (Nahl 70)
Kainat olaylarını anlamak için inançları bir kenara bırakıp serbest düşünmek gerektiğini şart koştukları için böylesi gülünç durumlara düşecek ve düşmeye de devam edeceklerdir. Çünkü kainat olayları, bunların üzerinde düşünenler arasında ancak kesin inanç sahibi olanlar için delil ifade edecektir:
Şüphesiz göklerde ve yerde inananlar için birçok ayetler vardır.
Sizin yaratılışınızda ve Allahın yeryüzünde yaydığı canlılarda kesin olarak inanan bir toplum için ibret verici işaretler vardır.
Gecenin ve gündüzün değişmesinde, Allah’ın gökten indirmiş olduğu rızıkta ve ölümünden sonra yeri onunla diriltmesinde, rüzgarları değişik yönlerden estirmesinde, aklını kullanan toplum için dersler vardır.
İşte sana gerçek olarak okuduğumuz bunlar, Allah’ın ayetleridir. Onun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?
Vay haline her yalancı ve günahkâr kişinin!
O, Allah’ın kendisine okunan ayetlerini işitir de sonra büyüklük taslayarak sanki onu hiç duymamış gibi küfründe direnir. İşte onu acı azapla müjdele!
O, ayetlerimizden bir şey öğrendiği zaman onlarla alay eder. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.” (Casiye 2-9)
Evet, akledenler ancak iman edenlerdir. Muhakkak ki gece ve gündüz, Allah’ın birer mahlukudurlar, haşa dünyanın dönmesiyle oluşmazlar:
Biz geceyi ve gündüzü birer ayet (delil) olarak yarattık. Nitekim Rabbinizin nimetlerini araştırmanız, ayrıca yılların sayılarını ve hesabı bilmeniz için gecenin karanlığını silip (yerine eşyayı) aydınlatan gündüzün aydınlığını getirdik. İşte biz herşeyi açık açık anlattık” (İsra 12)


25 Temmuz 2011 Pazartesi

Peşin ve Vadeli Satışta Fiyat Farkı

Peşin ve Vadeli Fiyat Farkı

- Bir Mal İçin Peşin ve Vadeli Olmak Üzere İki Fiyat Teklif Etmenin Hükmü -

Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî
Şüphesiz hamd yalnız Allah’adır. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah’a sığınırız. Allah’ın hidâyet verdiğini kimse saptıramaz. O’nun saptırdığını da kimse doğru yola iletemez.
Şahadet ederim ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. O, bir ve tektir, O’nun ortağı da yoktur. Yine şahadet ederim ki, Muhammed Rasûlüllâh r Allah’ın kulu ve Rasûludur.
‘Ey iman edenler! Allah’tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun ve ancak Müslümanlar olarak ölünüz.’ (Ãl-i İmrân, 3/103)
‘Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan ve ondan da eşini var eden, her ikisinden birçok erkek ve kadınlar türeten Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık bağlarını kesmekten de sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde tam bir gözetleyicidir.’ (Nisâ’; 4/1)
‘Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve dosdoğru söz söyleyin. O da amellerinizi lehinize olmak üzere düzeltsin, günahlarınızı da mağfiret etsin. Kim Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur.’ (Ahzâb, 33/70-71)
Bundan sonra: ‘Şüphesiz sözlerin en güzeli Allah’ın Kelam’ı, yolların en hayırlısı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan şey bid’attir ve her bid’at sapıklıktır. Her sapıklık ta ateştedir.’
Daha önce Sahih İlmihal adlı kitabımda yasak olan alışveriş türlerine dair şu başlıkları işlemiştim:

Bir Satışta iki Şart Sahih Değildir:

Bu şu şekilde olur; alıcı der ki; bana şu malı peşin olursa bin liraya, vadeli olursa bin beş yüz liraya sat. Böyle bir alışveriş yasaklanmıştır.
Yukarıda geçen İbn ‘Amr radıyallahu anhuma hadisinin tam metni şu şekildedir: ‘Hem veresiye hem satış (selef satışı) helal olmaz. Bir satışta iki şart koşmak, mülkiyetine geçmeyen malı satmak ve teslim alınmamış malı satmak helal değildir.’[1]
Şah Veliyullah Dehlevî rahimehullah şu açıklamayı yapar: “Bey’ ve selef: ‘Sana şunu, bana şu kadar borç vermen şartıyla sattım’ demek suretiyle olur. İki şarttan maksat ise satış akdinin normal şartları yanında, ayrıca akit dışı şartlar koşmaktır. ‘Bana şunu hibe etmen yahut benim için falancaya aracılık etmen veya şayet satarsan sadece bana satman şartıyla’ gibi şartlar ileri sürülerek yapılan satışlar gibi. Bu bir akit içinde iki şart demektir.”[2]

Bir satışta iki satış sahih değildir:

Ebû Hureyre radıyallahu anh’den: ‘Rasûlüllâh sallallahu aleyhi ve sellem bir satış içinde iki satışı yasakladı.’[3]
Buna benzer bir rivayet İbn Mes’ûd radıyallahu anh’den gelmiştir. Bu rivayetin ravilerinden Simâk şöyle demiştir:
‘Bir satışta iki satış; sattığı mal için veresiye olursa şu kadar olur, peşin olursa şu kadar olur demektir.’[4]
Simâk rahimehullah’ın anlattığı şey, bir satışta iki şart yasağının tarifidir. Fakat: ‘bir satışta iki şart’ tek bir satışı ifade eder. Burada ise iki satış söz konusudur.[5]
Begavî rahimehullah Şerhu’s-Sunne’de bunu iki şekilde açıklar: “Birincisi: ‘Sana şu elbiseyi peşin olarak on liraya, veresiye olarak yirmi liraya satıyorum’ demektir. İlim ehlinin çoğuna göre bu satış fasittir. (Çünkü belirlenen fiyatın hangisi olduğu bilinmemektedir. Fiyatın bilinmemesi de akdin sıhhatini bozar. Tavus: iki fiyattan biri üzerinde anlaşıp giderse bunda sakınca yok demiştir. İbrahim en-Nehai, el-Hakem b. Uteybe ve Hammad da bu görüştedirler. El-Evzaî dedi ki: “Bunda sakınca yoktur. Ancak iki fiyattan biri netleştirildikten sonra ayrılması gerekir. Eğer fiyat belirlenmeden ayrılırsa en uzak vadede iki fiyattan düşük olanını öder. Ama bu iki şıktan biri bir mecliste kararlaştırılırsa bu ihtilafsız olarak sahihtir. Bundan gerisi boş sözdür.)[6]
İkinci şekli de şöyledir: ‘Şayet cariyeni bana satarsan, şu kölemi sana yirmi dinara satarım’ demektir. Bu fasit bir alışveriştir. (Çünkü kölenin fiyatını yirmi dinar olarak belirlemiş ve cariyenin satılmasını şart koşmuştur. Bu şart bağlayıcı değildir. Bu bağlayıcı olmadığına göre fiyatın bir kısmı da batıl olur. Böylece satılan şeyden kalana karşılık kalan meçhul hale gelir.) Fakat iki şey bir mecliste satılırsa Mesela bir ev ile bir köleyi tek fiyat üzere satarsan bu caizdir. (Böyle bir alışveriş, bir satışta iki satış yasağına girmez. Bu ancak bir satışta iki şeyi bir araya getirmek olur)”
Evet, Sahih İlmihal’de – parantez içindeki kısımlar hariç[7] - bu şekilde nakletmiştim. Bazı kimseler Şeyh Elbanî rahimehullah’ın bunun aksine fetva vermiş olması sebebiyle benim naklettiğim açıklamaların delillere aykırı olduğunu düşünmüşlerdir. Naklettiğim açıklama, Şeyh Elbani rahimehullah’ın fetvasına aykırı olsa da, O’nun getirdiği delillere aykırı değildir. Meselenin daha iyi anlaşılması için Şeyh Elbani rahimehullah’ın bu konuda yaptığı açıklamayı aynen tercüme ederek aşağıda sunacağım ve ardından itiraz gerekçemi ve delilimi arz edeceğim. Muvaffak kılacak olan Allah’tır.
(7) Parantez içindeki kısımları sözün uzamaması için Begavi’nin sözü özetlendiğinden Sahih İlmihal’de nakletmemiştim. Bu kısım da Begavi’ye ait açıklamalardır. Şu an ihtiyaç olmasından ötürü bu kısmın tercümesini de ekledim. Bu çalışmamın sonunda Tavus, el-Hakem, el-Evzai, İbrahim en-Nehai ve diğerlerinin bu konuda yaptıklarıaçıklamaların isnadlarını da zikredeceğim. Zira bu âlimlerin açıklamaları, Şeyh Elbanî rahimehullah’ın kendi görüşüne delil getirmesine rağmen, Elbani’nin sözlerinin hilafınadır. Yine Elbani rahimehullah, Tavus radıyallahu anh’ın açıklamasının sahih isnadla gelmediğini iddia etmiştir. Lakin kitabın sonunda görüleceği gibi, Tavus’un açıklaması sahih isnadla sabit olmuştur

Şeyh Elbani Rahimehullah’ın Açıklaması

Şeyh El-Elbanî rahimehullah es-Sahiha’da[8] dedi ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
" من باع بيعتين في بيعة ، فله أوكسهما أو الربا "
“Kim bir satışta iki satış yaparsa (bu iki fiyattan) ya düşük olanını alır ya da faiz almış olur”
Bunu İbn Ebi Şeybe Musannef’te (6/120 /502, 3461) Sahih’inde İbn Hibban (1110) Hakim (2/45) ve Beyhaki (5/343); İbn Ebi Zaide- Muhammed b. Amr – Ebu Seleme – Ebu Hureyre radıyallahu anh yoluyla merfu olarak rivayet ettiler.
Derim ki: bu isnad hasendir. Hâkim sahih demiş, Zehebi de ona muvafakat etmiştir. Sonra İbn Hazm el-Muhalla’da (9/16) Nesai (7/296 yeni baskısı), sahih kaydıyla Tirmizi (1/232) İbnu’l-Carud (286) İbn Hibban (1109) Şerhu’s-Sunne’de sahih diyerek Begavi (8/142/211) Ahmed (2/432, 475, 503) ve Beyhaki Muhammed b. Amr yoluyla:
 " نهى عن بيعتين في بيعة "
  “Bir satışta iki satıştan yasaklandı” lafzıyla rivayet ettiler. Beyhaki dedi ki: “Abdulvehhab (yani İbn Atâ) dedi ki: “Yani; bu peşin on lira, vadeli yirmi lira demekten yasakladı demektir” İmam ibn Kuteybe de bu açıklamayı yaparak Garibu’l-Hadis’te (1/18) şöyle der: “Yasaklanmış satışlardan birisi de bir satışta iki şart koşmaktır. Bu şöyle olur: kişi malı iki aylığına iki dinar karşılığında, üç aylığına üç dinar karşılığında (vade ile) satın alır. Bunun anlamı bu fiyatların alışverişte belirlenmesidir.”
Hadis bu özet lafzıyla sahihtir. Nitekim bu hadis, İbn Ömer ve İbn Amr radıyallahu anhum’den gelmiş olup tahricleri el-İrva’da (5/150-151) yapılmıştır.
Muhtemelen hadisin anlamı İbn Mesud radıyallahu anh’ın şu dediği gibidir:
 الصفقة في الصفقتين ربا
“Bir satışta iki satış faizdir” Bunu Abdurrazzak Musannef’te (8/138-139) İbn Ebi Şeybe (6/199) İbn Hibban (153, 1111) Taberani (1/41) sahih senedle rivayet ettiler. Abdurrahman’ın babası İbn Mesud’dan işitmesinde ihtilaf vardır. Nitekim bir cemaat onun işittiğini ispat ettiler. İspat eden ise nefyedenden önceliklidir.
Bunu Ahmed (1/393) ve İbn Hibban (1112):
 لا تصلح سفقتان في سفقة
“Bir satışta iki satış uygun olmaz” lafzıyla rivayet ettiler. İbn Hibban’ın metninde:
 لا يحل صفقتان في صفقة
“Bir satışta iki satış helal değildir” lafzıyla gelmiştir. Muhakkak ki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
لعن الله آكل الربا و موكله و شاهده و كاتبه
“Allah ribayı (faizi) yiyene, vekalet edene, şahidine ve katibine lanet etti” buyurmuştur. Bunun da isnadı sahihtir. Yine bunu İbn Nasr es-Sunne’de (54) rivayet etmiş ve bir rivayette şu fazlalık gelmiştir:
أن يقول الرجل :إن كان بنقد فبكذا و كذا ، و إن كان إلى أجل فبكذا و كذا
“Kişinin: “Şu peşin olursa şu fiyata, vadeli olursa şu fiyata demesidir.” Bunu Ahmed (1/398) rivayet etmiş ve bunun Simak’ın sözü olduğunu belirtmiştir. O ise Abdurrahman b. Abdillah b. Mes’ud radıyallahu anh’den rivayet eden kimsedir. Sonra hadisi İbn Nasr (55) ve Musannefte Abdurrazzak (8/137 no 14629) sahih senedle Şureyh’ten rivayet etmişler ve onun da açıklamasını yaptığımız hadistekinin aynısını söylediğini zikretmişlerdir.
Derim ki: Simak, Simak b. Harb’dir. Meşhur tabiidir. Seksen sahabeye yetiştiğini söylemiştir. Onun hadise yaptığı açıklama, -görüşlerin çelişmesi halinde – önceliklidir. Özellikle de o, hadisin ravilerinden biridir. Ravi, rivayet ettiği hadisin manasını başkalarından daha iyi bilir. Zira kendisinden rivayette bulunduğu kimseden bunun anlamını da öğrenerek aldığı kabul edilir. Nasıl böyle olmasın ki, bütün selef âlimleri ve fakihleri bunu kabul etmişlerdir.
1- İbn Sirin, Eyyub’dan, onun “Sana şunu nakit olarak on liraya veya vadeli olarak on beş liraya satıyorum” demesini çirkin gördüğünü rivayet etmiştir. Bunu Abdurrazzak Musannef’te (8/137 no 14630) sahih isnadla rivayet etti. O ancak yasaklanmış bir şey olmasından dolayı bunu çirkin görmüştür.
2- Tavus şöyle demiştir: “Eğer şu mal, şu vadeyle şu fiyata ve şu vadeyle şu fiyata derse, bu durumda alışveriş gerçekleşir lakin satıcı iki vadeden en uzak olanında, belirtilen bu iki fiyattan düşük olanını alabilir.” Bunu Abdurrazzak (14631) sahih isnadla rivayet etmiştir.  Abdurrazzak (14626) ve ibn Ebi Şeybe (6/120) Leys – Tavus yoluyla daha kısa metinle rivayet ettiler. Onda “alışveriş gerçekleşir” kısmı olmayıp şu ziyade vardır: “Ayrılmalarından önce iki fiyattan biri üzerinde satış yapılırsa sakınca yoktur” Bu ziyade Tavus’tan sahih değildir. Zira Leys – ki o İbn Ebi Suleym’dir – hafıza karışıklığına uğramış birisidir.
3- Sufyan es-Sevri şöyle dedi: “Eğer şunu sana peşin olarak şu fiyata, vadeli olarak şu fiyata satıyorum dersen ve müşteri ayrılıp giderse o, iki fiyattan biri netleştirilmediği sürece, iki alışverişten (iki fiyattan) biri üzerinde muhayyer kalır. Alışveriş bu şekilde gerçekleşirse mekruhtur, bir satışta iki satış olur. Bu reddedilmiş ve yasaklanmış olan alışveriştir. Eğer malının kendisini bulursan onu alırsın, eğer mal zayi olmuşsa en uzak vadede, iki fiyattan düşük olanını alırsın.”[9]
4- el-Evzai’den bunun benzeri bir görüş daha kısa olarak rivayet edildi. Ona denildi ki: “Bu iki şart (fiyat) üzerine adam malı alıp giderse ne olur?” O da dedi ki: “En uzak vadede iki fiyattan düşük olanını alır.” Bunu el-Hattabî Mealimu’s-Sunen’de (5/99) zikretti. Sonra hadis ve lügat imamlarının sünneti de bu şekilde devam etmiştir. Onlardan bazıları şu şekildedir:
5- İmam Nesaî “Bir satışta iki satış” başlığı altında şöyle açıklar: “Bu şöyle denilmesidir: Şu malı sana peşin olarak yüz dirheme, vadeli olarak iki yüz dirheme satıyorum” Bunun benzerini İbn Amr radıyallahu anhuma hadisi açıklar: “Bir satışta iki şart helal değildir”[10]
6- İbn Hibban Sahih’inde (7/225 – el-İhsan) şöyle der: “Bir şeyi vadeli olarak yüz dinara ve peşin olarak doksan dinara satmaktan sakındırmanın zikri” bu başlığın altında Ebu Hureyre radıyallahu anh hadisini ikinci bir lafızla daha kısa olarak zikretmiştir.
7- İbnu’l-Esir, Garibu’l-Hadis’te iki hadisin şerhini az önce işaret edilen şekilde zikretmiştir.

Taksitli Satışın Hükmü:

“İki satış” ifadesinin açıklaması hakkında daha başka görüşler de söylenmiştir. Bunlardan bazısı muhtemelen dile getirilecektir. Daha önce geçen ise daha sahih ve daha meşhurdur. Bu ise bugün taksitli satış denilen şeye tamamen uygundur. Peki, bunun hükmü nedir? Önceki ve sonraki âlimler bu konuda üç görüş üzerinde ihtilaf etmişlerdir:
Birinci görüş: Mutlak olarak bu alışverişin batıl olmasıdır. İbn Hazm’ın görüşü böyledir.
İkinci görüş: İki fiyattan biri üzerinde anlaşarak ayrılmadıkça bu alışveriş caiz değildir. Sadece taksitli olan fiyatın zikredilmesi durumunda da aynısı geçerlidir.
Üçüncü görüş: Bu caiz değildir. Lakin iki fiyattan düşük olanı verilirse caiz olur.
1- Zahirî görüşün delili daha önce geçen yasaklama hadisleridir. Zira bu konuda asıl, bu alışverişin batıl olmasını gerektirir. Şayet üçüncü görüşün delillerinde gelecek açıklamalar olmasaydı, bu görüş isabete en yakın olanı idi.
2- İkinci görüşte olanlar ücretin bilinmiyor olmasından dolayı yasaklandığı görüşündedirler. El-Hattabi dedi ki: “Ücret belli olmazsa alışveriş batıl olur ama alışveriş akdinin yapıldığı o mecliste iki fiyattan biri kesinleştirilirse alışveriş sahihtir.”
Diyorum ki onların bir satışta iki satış yasağının illetini ücretin bilinmemesine bağlamaları reddedilir. Zira bu sırf şahsi görüştür ve Ebu Hureyre ve İbn Mesud radıyallahu anhuma hadislerinde bunun riba (faiz) olduğunu bildiren açık naslara aykırıdır. Bir açısı budur. Diğer bir açısı da şöyledir: Bu illetlendirme, alışverişlerde icap ve kabul şartı üzerine bina edilmiştir. Allah’ın kitabı ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinde ise buna bir delil yoktur. Bilakis karşılıklı rıza ve gönül hoşluğu yeterlidir. Bu ikisinin gerçekleştiğini düşündüren ve bu ikisine delalet eden alışveriş meşrudur. Bazıları bunu bey’ul-muatât (gönül alışverişi) diye bilirler. Şevkanî, Seylu’l-Cerrar’da (3/126) şöyle der: “Bu muâtât; Allah’ın izin verdiği meşru alışveriş olan karşılıklı rıza ve gönül hoşluğunun gerçekleşmesiyle yapılan alışveriştir. Bundan fazla şartlar eklemeyi ise din sahibi meşru kılmamıştır.”
Nitekim Şeyhu’l-İslam el-Fetava’da (29/5-21) fazla söze gerek bırakmayacak şekilde bunu açıklamıştır. Ayrıntılı bilgi isteyen oraya baksın.
Derim ki: Durum böyle olduğuna göre alıcı, malı alıp ayrıldığında ya ücretini peşin verir, ya da daha sonraki vadede ödemek üzere gider. Birinci durumda alışveriş sahihtir. İkinci durumda vadeli fiyatı borçlanarak gider ki, ihtilaf edilen konu da budur. Peki iddia edilen bilinmezlik nerede? Özellikle de, taksitle satın almışsa, ilk taksidi peşin vermiş ve kalanını taksitlendirmede anlaşmışlarsa! Rivayet ve düşünce açısından bilinmezlik illeti boşa çıkmıştır.
3- Üçüncü görüşün delili, açıklamasını yaptığımız (Ebu Hureyre radıyallahu anh hadisi) ve İbn Mesud radıyallahu anh hadisidir. Her ikisi de “bir satışta iki satışın faiz” olduğunda ittifak ediyor. O halde buradaki illet faizdir. O zaman yasaklık, varlığı ve yokluğuna göre illet etrafında döner. Eğer iki fiyat üzerinde satın alırsa o faizdir. Teklif edilen iki fiyattan düşük olanıyla satın alırsa bu da caizdir. Nitekim en uzak vadede en düşük fiyat üzerinden alınmasının caiz olduğunu bildiren âlimlerin sözleri daha önce geçti. Çünkü bu durumda bir satışta iki satış söz konusu olmaz. Görmez misin, malı günlük fiyatından satar ve alıcı peşin ödemekle vadeli ödemek arasında muhayyer kalır. Görüldüğü gibi, bir satışta iki satışı tasdik etmez. İşte bu, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in daha önce geçen hadiste belirttiği: “Ona iki fiyattan düşük olanı ya da faiz vardır” durumudur. İlletin ortadan kalkmasıyla ve faiz olan fazlalığın iptaliyle alışveriş sahih olur. Bu, daha önce geçtiği gibi Tavus’un, es-Sevri’nin ve el-Evzaî’nin – Allah onlara rahmet etsin- görüşleridir.
El-Hattabî’nin Mealimu’s-Sunen’deki (5/97) şu sözlerinin de düştüğünü öğrenmiş oldun: “Fakihlerden bu hadisin zahirini söyleyen ve iki fiyattan düşük olanıyla alışverişin sahih olduğunu kabul eden kimse bilmiyorum. Ancak el-Evzaî’den bir görüş nakledilir ki, o geçersiz bir görüştür. Çünkü buna göre böyle bir alışveriş akdinde aldanma ve belirsizlik sözkonusudur.”
Derim ki: Yani daha önce ondan nakledildiği gibi, ücretin belirsizliğini kastediyor. Nitekim geçen açıklamalardan onun görüşünün geçersiz olduğunu öğrendin. Çünkü bu görüş dinde aslı olmayan bir illet üzerine kuruludur. El-Evzaî’nin görüşü ise daha önce geçtiği gibi din koyucunun nassı üzerine kuruludur. Bu yüzden Şevkanî, Neylu’l-Evtar’daki (5/129) şu sözleriyle ona itiraz etmiştir: “el-Evzaî’nin görüşünün hadisin zahiri olduğu açıktır. Zira iki fiyattan düşük olanına hükmetmek, alışverişin sahih olmasını gerektirir.”
Derim ki: el-Hattabî bizzat el-Evzaî’nin görüşünün hadisin zahirindeki ifade olduğunu zikretmiştir. Onunla el-Hattabî’nin sözleri arasında bu açıdan fark yoktur. Ancak el-Hattabî bu zahir anlamın dışına çıkmaya cesaret etmiş ve hadisi aykırı görüşleriyle söyledikleri bilinmezlik illetini öne sürerek muhalefet etmiştir. Şevkanî’nin bundan sonra onlara tabi olarak söylediği şu sözler ise gerçekten şaşırtıcıdır:
“Bir satışta iki satışı yasaklamanın illeti, bir şeyin satışında iki fiyat teklif ederek tek ücrette karar kılınmamasıdır…” Böyle olmuştur, çünkü alışverişlerde icab ve kabul şartı koşanların peşine takılmıştır. Şevkani onlara bu konuda muhalefet etmiş ve muâtât alışverişinin sahih olduğunu söylemişti. Bu durum ise (yani muâtât) az önce açıkladığım gibi bu alışverişte gerçekleşmiştir. Sonra Şevkanî de– Evzaî gibi hadisin zahirine göre söyleyenlerin durduğu yerde durmuyor - tıpkı el-Hattabî gibi açıklama yapıyor. Aksi halde Hattabî’nin Evzaî tek kalmıştır sözü üzerinde sükût etmezdi. Nitekim sahih senetle sana rivayet ettik ki, ondan önce büyük tabii Tavus’un, ona uygun olarak İmam es-Sevrî’nin görüşlerini rivayet ettik. Hafız İbn Hibban da onlara uyarak Sahih’inde (7/226) şöyle demiştir:
“Müşterinin bir satışta iki satış ile anlattığımız şekilde alışverişinin ve en düşük fiyatı alarak faizden uzaklaşmasının beyanının zikri” Sonra açıklamasını yaptığımız Ebu Hureyre radıyallahu anh hadisini zikreder. Bu, daha önce geçen o imamların sözlerine uygundur.
El-Evzaî bu hadisle hükmetmekte tek kalmamıştır. Gerçeğe uygun olması için bunu söylüyorum. Ta ki bazı heva sahipleri veya ilmi olmayan kimseler el-Evzaî’nin görüşünün şaz olduğunu iddia etmesinler! Aksi halde – Allaha hamd olsun – bizler hakkı, kişilerden söyleyenlerinin çokluğu ile bilenlerden değiliz. Hak kişilerle bilinmez, ancak kişiler hak sayesinde bilinir.
Özetle, ikinci görüş en zayıf görüştür. Çünkü şahsi görüş dışında bir delili yoktur. Bununla birlikte nassa da aykırıdır. Ondan sonra birinci görüş gelir ki, İbn Hazm bunu tercih etmiş ve açıklamasını yaptığımız (Ebu Hureyre) hadisinin, bir satışta iki satışı yasaklayan hadislerle nesh edilmiş olduğunu iddia etmiştir. Bu iddia da reddedilir. Çünkü usule aykırıdır. Şüphesiz ki ancak rivayetlerin aralarının bulunamaması durumunda nesh sözkonusu edilir. Rivayetlerin aralarını bulmak ise burada kolaylıkla mümkündür.
Mesela İbn Mesud hadisine bak. Onun bu hadislere uygun olduğunu göreceksin. Lakin fazladan olarak yasaklamanın illeti açıklanmıştır. Bu illet de bunun faiz olmasıdır. Ebu Hureyre radıyallahu anh hadisi ile bu konuda birleşmektedirler. Lakin diğer hadiste ziyade gelerek, düşük olan ücretin alınması halinde alışverişin sahih olduğu belirtilmiştir. Yine İbn Mesud radıyallahu anh hadisi de buna delalet eder, lakin bu, daha önce açıklaması geçen şekilde istinbat yoluyla bir delalettir.
Hadislerin arasını bulmak ve bu hadislerde geçeni anlamak için bana görünenler bunlardır. Bunu âlimlerin bu konudaki görüşlerinden tercih ederek yaptım. Eğer isabet etmişsem Allah’tandır, hata etmişsem nefsimdendir. Allah’tan beni ve bütün günahlarımı bağışlamasını dilerim. Şunu iyi bil ey müslüman kardeşim! Bu uygulama bugün tüccarlar arasında yaygın olan taksitli alışveriştir! Tanınan vadeden dolayı fazlalık alınmaktadır. Süre uzadıkça ücret artırılmaktadır. Muhakkak ki bu diğer bir açıdan insanlara kolaylaştırma, onlara şefkat ve hafifletme esasına dayalı olan İslam’ın ruhuna aykırı olan, meşru olmayan bir alışveriştir. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Sattığında müsamahalı, satın aldığında müsamahalı ve ödeme yaparken müsamahalı olan kula Allah rahmet etsin” Buhari rivayet etmiştir.
Yine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ağırbaşlı, yumuşak ve yakın olan kimseye Allah ateşi haram kılar” Bunu Hâkim ve başkaları rivayet etmişlerdir. Tahrici daha önce geçmiştir.[11] Şayet onlardan biri Allah’tan sakınır ve peşin fiyatından vadeli satarsa elbette bu onun için daha kazançlı olacaktır. Hatta bu kazanç maddî olarak da gerçekleşir. Çünkü insanlar bunu kabul ederler ve ondan satın alırlar. Rızkı ona bereketlenir. Bunun tasdiki Allah Teâla’nın şu ayetindedir:
“Kim Allah’tan sakınırsa Allah ona bir çıkış verir ve beklemediği yerden rızıklandırır” (Talak 2) Bu Münasebetle okuyuculara faziletli kardeşimiz Abdurrahman Abdulhalık’ın “el-Kavlu’l-Fasl Fi Bey’il-Ecel” adlı kitabına müracaat etmelerini tavsiye ederim. Zira bu konuda yegane ve faydalı bir kitaptır. Allah ona hayırlı karşılıklar versin”
Elbani rahimehullah’ın sözlerinden nakil burada bitti.

Bu Açıklamanın Tenkidi:

Şeyh Elbani rahimehullah’ın ikinci görüşü en zayıf görüş sayması hususunda itirazım vardır. Şöyle ki, bir mal için peşin fiyatını ayrı, vadeli fiyatını ayrı teklif etmek, Ebu Hureyre radıyallahu anh hadisinin zahirine de, el-Evzai ve diğer imamların görüşüne de aykırı değildir. Bilakis hadisin zahirine ve adı geçen imamların görüşlerine aykırı olan durum, bir malı iki fiyatla satıp alıcı ile satıcının tek bir fiyat kararlaştırmadan o meclisten ayrılmalarıdır. Bu durumda malı alıp giden müşteri tayin edilmemiş fiyat sebebiyle, ödemeyi peşin yaparsa ödeyeceği miktar düşük olacaktır. Ne kadar geciktirirse o kadar da fazla öder. Yasaklanan budur.
Nitekim günümüzde mal satılırken şayet ödeme filan tarihte yapılmazsa, geçen her süre için yüzde miktarıyla belirlenmiş faiz tayin edilmektedir. Hadiste yasaklanan durum budur. Şayet peşin ve vadeli olarak teklif edilen bu fiyatlardan biri üzerinde alışveriş akdi tamamlanırsa bir satışta iki satış söz konusu olmaz ve sakınca da olmaz. Bu konuda delilim ise şu rivayettir:
قال عبد الرزاق أخبرنا معمر عن الزهري وعن بن طاووس عن أبيه وعن قتادة عن بن المسيب قالوا لا بأس بأن يقول ابيعك هذا الثوب بعشرة إلى شهر أو بعشرين إلى شهرين فباعه على أحدهما قبل أن يفارقه فلا بأس به
Abdurrazzak, Ma’mer’den, o Zuhrî’den, yine Abdurrazzak Ma’mer’den, o İbn Tavus’tan, o da babası Tavus’tan, yine Abdurrazzak, Ma’mer’den o Katade’den, o da İbnu’l-Museyyeb’den rivayet ediyor: “(Tavus, Katade ve İbnu’l-Museyyeb) şöyle dediler:
“Sana şu kumaşı bir aylığına on liraya veya iki aylığına yirmi liraya satıyorum” deyip de, ikisinin ayrılmalarından önce bu iki fiyattan biri üzerinde satışı yaparlarsa bunda sakınca yoktur.”[12]
Bu rivayette üç tabii; Said b. El-Museyyeb, Zuhrî ve Tavus, rahimehumullah burada tek fiyat üzerinde sonlandırılmış olan satışı, tek fiyat üzerinde bitirilmemiş satıştan istisna etmişlerdir. Bu rivayet hem tercihe şayan olması bakımından önceliklidir, hem de Şeyh Elbani rahimehullah’ın kendi görüşüne delil getirdiği rivayetlerle, âlimlerin görüşlerine aykırı olmayıp, açıklama getirici mahiyettedir. Çünkü akdi kesinleştirilmemiş alışverişe bey’at denmez.
Ayrıca Şeyh Elbani, Tavus’tan bahsi geçen açıklamanın sahih yolla gelmediğini söylemişti. Lakin burada sahih isnadla; Abdurrazzak – Ma’mer – İbn Tavus – Tavus rahimehullah yoluyla gelmiştir.
Peşin ve taksitli olmak üzere iki fiyat teklif edilmesi ve bu iki fiyattan biri üzerinde alışveriş akdinin tamamlanması halinde bunu yasaklayan bir nas yoktur. Yasak, ancak bu iki veya daha fazla fiyata açık bir şekilde bırakılmış halde akdedilen alışverişlerde söz konusudur. Yukarıda zikrettiğim gibi, günümüzde vadesinde ödenmeyen borçlara yüzde miktarı ziyade yapılacağı anlaşmasıyla yapılan alışverişler hadiste yasaklanan durumlardandır.
Diğer bir delilim de, Şeyh Elbani rahimehullah’ın yukarıda nakletmiş olduğu ancak, tam aktarmadığı rivayettir:
أخبرنا عبد الرزاق قال أخبرنا معمر عن أيوب عن بن سيرين أنه كان يكره أن يقول أبيعك بعشرة دنانير نقدا أو بخمسة عشر إلى أجل قال معمر وكان الزهري وقتادة لا يريان بذلك بأسا إذا فارقه على أحدهما
Abdurrazzak, Ma’mer’den, o Eyyub’dan, o da İbn Sirin’den: O, kişinin “Sana şu malı peşin olarak on dinara veya şu vadede on beş dinara satıyorum” demesini çirkin görürdü. – Şeyh Elbani rahimehullah buraya kadar kısmını zikretmiş lakin devamında gelen şu ifadeleri zikretmemiştir - : “Ma’mer dedi ki: Zührî ve Katade, eğer iki fiyattan biri üzerinde anlaşarak ayrılırlarsa bunda sakınca görmezlerdi.”[13]
Görüldüğü gibi İbn Sirin ile Katade ve Zühri’nin görüşleri arasında çelişki değil, ziyade bilgi vardır. Zira İbn Sirin rahimehullah’ın çirkin gördüğü alışveriş şekli, tek fiyat üzerinde kararlaştırılmayan alışverişlerdir.
İmam Sufyan es-Sevrî rahimehullah’ın açıklamasına gelince, bu açıklama Şeyh Elbanî’yi değil, benim zikrettiğim görüşü destekler:
أخبرنا عبد الرزاق قال قال الثوري إذا قلت ابيعك بالنقد إلى كذا وبالنسيئة بكذا وكذا فذهب به المشتري فهو بالخيار في البيعين ما لم يكن وقع بيع على أحدهما فإن وقع البيع هكذا فهذا مكروه وهو بيعتان في بيعة وهو مردود وهو الذي ينهى عنه فإن وجدت متاعك بعينه أخذته وإن كان قد استهلك فلك أوكس الثمنين وأبعد الأجلين
 Abdurrazzak, Sevri’nin şöyle dediğini söyledi: “Eğer şunu sana peşin olarak şu fiyata, vadeli olarak şu fiyata satıyorum dersen ve müşteri ayrılıp giderse o, iki fiyattan biri netleştirilmediği sürece[14], iki alışverişten (iki fiyattan) biri üzerinde muhayyer kalır. Alışveriş bu şekilde gerçekleşirse mekruhtur, bir satışta iki satış olur. Bu reddedilmiş ve yasaklanmış olan alışveriştir. Eğer malının kendisini bulursan onu alırsın, eğer mal zayi olmuşsa en uzak vadede, iki fiyattan düşük olanını alırsın.”[15]
Görüldüğü gibi, es-Sevrî rahimehullah’ın açıklamasında benim tercih ettiğim görüşe aykırı bir durum olmadığı gibi, şeyh Elbanî rahimehullah’ın görüşüne intibak eden bir durum da yoktur. Zira es-Sevrî, tek fiyat üzerinde netleştirilmemiş olan, birden fazla fiyata açık bırakılmış alışverişin yasaklığını söz konusu etmektedir.
Şeyh Elbani rahimehullah’ın bir safaka’da (alışverişte) iki safaka helal olmaz lafzıyla gelen rivayeti kendi görüşüne delil getirmesine gelince, burada İbn Mesud radıyallahu anh’ın bizzat kendisi neyin kastedildiğini açıklamıştır:
İbn Ebi Şeybe Vekî’den, o Sufyan’dan, o Simak’tan, o Abdurrahman b. Abdillah b. Mesud’dan, o da babası Abdullah b. Mesud radıyallahu anh’den rivayet ediyor:
صَفْقَتَانِ فِي صَفْقَةٍ رِبًا , إِلاَّ أَنْ يَقُولَ الرَّجُلُ : إِنْ كَانَ بِنَقْدٍ فَبِكَذَا ، وَإِنْ كَانَ بِنَسِيئَةٍ فَبِكَذَا
“İbn Mesud radıyallahu anh dedi ki: “Bir satış içinde iki satış yapmak faizdir. Ancak satış anında satıcı: “Ödemeyi peşin yapacaksan bu fiyata, vadeli yapacaksan şu fiyata derse bundan hariçtir.”[16]
Diğer bir delil şu şekilde:
حَدَّثَنَا هَاشِمُ بْنُ الْقَاسِمِ ، قَالَ : حدَّثَنَا شُعْبَةُ ، قَالَ : سَأَلْتُ الْحَكَمَ ، وَحَمَّادًا عَنِ الرَّجُلِ يَشْتَرِي مِنَ الرَّجُلِ الشَّيْءَ فَيَقُولُ : إِنْ كَانَ بِنَقْدٍ فَبِكَذَا ، وَإِنْ كَانَ إلَى أَجَلٍ فَبِكَذَا ، قَالَ : لاَ بَأْسَ إذَا انْصَرَفَ عَلَى أَحَدِهِمَا قَالَ : شُعْبَةُ ، فَذَكَرْت ذَلِكَ لَمُغِيرَةَ فَقَالَ : كَانَ إبْرَاهِيمُ لاَ يَرَى بِذَلِكَ بَأْسًا إذَا تَفَرَّقَ عَلَى أَحَدِهِمَا
İbn Ebi Şeybe Haşim b. El-Kasım’dan, o Şu’be’den naklediyor: el-Hakem (b. Uteybe)’ye ve Hammad (b. Ebi Suleyman)a, kişinin bir malı satarken fiyatı için “Peşin olursa şu kadar, vadeli olursa şu kadar” demesini sorduğumda: “İkisinden biri üzerinde anlaştıkları sürece bir sakıncası olmaz” dediler. Aynı şeyi Mugira’ya sorduğumda: “İbrahim (en-Nehaî), iki fiyattan biri üzerinde anlaşma yaptıktan sonra böylesi bir satışta sakınca görmezdi” dedi.[17]
Görüldüğü gibi Elbani rahimehullah’ın rivayetini delil getirdiği; ne İbn Mesud radıyallahu anh’ın kendisi, ne de öğrencileri olan tabiin de hadisteki yasağı Şeyh Elbani gibi anlamamışlardır.
El-Evzai’nin görüşüne gelince Ebu Suleyman el-Hattabî rahimehullah’ın sözünün tam şekli şöyledir:
وقال الأوزاعي لا بأس بذلك ولكن لا يفارقه حتى يُباته بأحد المعنيين فقيل له فإنه ذهب بالسلعة على ذينك الشرطين ، فقال هي بأقل الثمنين إلى أبعد الأجلين .قال الشيخ هذا ما لا يشك في فساده فإما إذا باته على أحد الأمرين في مجلس العقد فهو صحيح لا خلف فيه وذكر ما سواه لغو لا اعتبار به
“Evzaî dedi ki: bunda sakınca yoktur. Ancak iki fiyattan biri üzerinde anlaşmadıkça ayrılmaması gerekir.” Ona denildi ki: “Eğer bu iki şart üzerine malı alıp giderse ne olur?” dedi ki: “İki fiyattan düşük olanını en uzak vadede öder” Şeyh (el-Begavi’yi kastediyor) dedi ki: Bu alışverişin fasid oluşunda şüphe yoktur. Ama eğer bir mecliste iki fiyattan biri üzerinde akit tamamlanırsa bu sahihtir ve bunda ihtilaf yoktur. Bunun dışında zikredilenler boş sözlerdir.”[18] 
El-Evzaî’nin görüşü de bizim açıkladığımız gibidir. Ancak el-Elbani rahimehullah rivayetin ancak yarısını aktardığından arada muhalefet varmış gibi görünmektedir.
Taberi, İhtilafu’l-Fukaha’da şöyle rivayet etmiştir:
وحدثت عن الوليد بن مسلم قال سألت الأوزاعي عن حديثهم لا تحل السومتان هو بكذا نقدا وبكذا نسيئة فقال نأخذ بقول عطاء بن أبي رباح أنه قال لا بأس بذلك ولكن لا يفارقه حتى يباته بإحدى البيعتين قلت له فإنه ذهب بالسلعة على ذينك الشرطين قال هي بأقل الثمنين إلى أبعد الأجلين قيل له فإني قلت هذا الثوب إلى شهر بعشرة وإلى شهرين بثلاثة عشر قال ان وقعت الصفقة على بيعة بينهما قبل أن يفارقه فلا بأس بذلك
El-Velid b. Muslim’den, dedi ki: “el-Evzaî’ye: “Peşin şu fiyata, vadeli şu fiyata diyerek iki fiyat helal olmaz” görüşünü sordum. Dedi ki: “Ata b. Ebi Rabah’ın görüşünü alırız. Zira o bunda sakınca görmezdi. Lakin iki fiyattan biri üzerinde anlaştıktan sonra ayrılmak gerekir. Ona dedim ki: “Eğer o iki şart üzerine malı alıp giderse?” şöyle dedi: “En uzak vadede, iki fiyattan düşük olanını alır” ona denildi ki: “Ben: şu elbise bir ay vadede on lira, iki ay vadede on üç lira desem nasıl olur?” dedi ki: “Eğer ayrılmalarından önce aralarında bir fiyat üzerinden alışverişi tamamlarlarsa bunda sakınca yoktur.”[19]
Şeyh el-Elbani’nin Tavus’tan gelen nakli delil getirmesine gelince, burada rivayet eksik aktarılmıştır. Zira bu rivayet hakkında ravisi Ma’mer b. Raşid, “Tavus bu sözü helak olan mal hakkında söyledi” demiştir. İbn Ebi Şeybe de naklederken şu lafızla rivayet eder:
مَنْ بَاعَ بَيْعَتَيْنِ إلَى أَجَلَيْنِ فَلَهُ أَقَلُّ الثمنين إلَى أَبْعَدِ الأَجَلَيْنِ
“İki satış (fiyat)la iki vadeye kadar bir şey satan için en uzak vadede iki ücretten düşük olanı ödemek düşer”[20]
Bu rivayet de bir satışta iki fiyat açık bırakılarak yapılan satışın sahih olmasına delil olmamaktadır.
Neticede Şeyh Elbani'nin sözlerini delil getirdiği bütün âlimler, zikrettiğim durumu yani birden fazla fiyat teklif edilmiş olsa dahi, alışverişin tek fiyat üzerinden tamamlanmasını hadisteki yasaktan istisna etmişlerdir.
Diğer bir itiraz noktası da, şeyh Elbani’nin iki fiyata açık bırakılarak yapılan satışı sahih sayması hakkındadır. Bu konuda İbn Hazm’ın dediği gibi, böyle bir satışın fasid olması gerekir. Zira yasaklık fesada yani bu alışverişin geçersiz oluşuna delalet eder. Ebu Hureyre radıyallahu anh hadisindeki: “Kim bir satışta iki satış yaparsa (bu iki fiyattan) ya düşük olanını alır ya da faiz almış olur” ifadesini bu alışverişin sahihliğine delil getirmesi yerinde değildir.
el-Hattabî demişti ki, hadisin zahiriyle hareket ederek böyle bir satışı Evzai dışında kimse sahih görmemiştir. Hadisin zahiri, iki fiyata açık bırakılan bir satışın sahih olmasını gerektirmez. Dolayısıyla İbn Hazm’ın iddia ettiği gibi bir nesh iddiasına da ihtiyaç yoktur. Bu hadisin, sahabe ve tabiinden yukarıda naklettiğim açıklamalardan dolayı, birden fazla fiyata açık bırakılarak satılan malın helak olması haline yorumlanması zorunludur. Rivayetlerin arası böylece bulunmuş olur.
Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah zikrettiğim açıklamanın cumhurun görüşü olduğunu zikrettikten sonra itiraz ederek şöyle demiştir: “Bu görüş hadisin anlamından en uzak görüştür. Çünkü burada faiz söz konusu değil, sadece müphem bir fiyat üzerinde alışveriş söz konusudur.”[21]
Ben de cevap olarak derim ki, Ebu Hureyre radıyallahu anh hadisinde faiz ile ilişkilendirilen durum başka, İbn Mesud hadisinde zikredilen durum başkadır. Zira Ebu Hureyre radıyallahu anh hadisinin kapsamı, aşağıda es-Sevri’den nakledeceğim örnekte olduğu gibi daha geneldir. Zikredilen fiyatlardan birinin belirlenmemiş olması, bu yasaklığın illetlerinden birisidir. Çünkü böyle bir alışverişte bir mala birden fazla fiyat zikredilerek, alıcı malı fiyatlardan birini tercih etmeden ayrılmıştır. Malın fiyatı belirsiz kalmıştır. Sonuçta her iki alışveriş şekli de yasaklanmıştır.
Lakin bu hadislerde söz konusu edilen yasağın geçerli olması için, yukarıda açıkladığım gibi alış verişin tek bir fiyat üzerinde sonlandırılmayıp birden fazla fiyata açık bırakılması gerekir. Bu şekilde fiyatı açık bırakmak şüphesiz faize de girer. Çünkü sonlandırılmış olan bu iki veya daha fazla fiyat arasında sadece vadeden dolayı konulan fark vardır. Vade farkı ise şüphesiz faizdir. Ancak alışverişin tamamlanmasından ve tek fiyat üzerinde sonlandırılmasından önce dile getirilen fiyatlar pazarlık kabilindendir.
Bir alışverişte iki alışverişin tarifi hakkında ise es-Sevri rahimehullah şunu örnek vermiştir:
قال الثوري في رجل سلف رجلا مئة دينار في شيء فلما ذهب ليزن له الدنانير قال أعطني بها دراهم أو عرضا قال هو مكروه لأنه بيعتان في بيعة
es-Sevrî dedi ki; “Bir adam birine bir şeye karşılık yüz dinar verse ve adam o dinarları tartmak için gitse, sonra da: “Buna karşılık dirhem veya mal vermen gerekir” dese bu mekruhtur. Zira bu bir alışverişte iki alışveriştir”[22]
İmam Şafii de şöyle demiştir:
وقال الشافعي يحتمل معنى نهى النبي - صلى الله عليه وسلم - عن بيعتين في بيعة أن أبيعك عبدا بألف نقدا أو ألفين إلى سنة ولا أعقد البيع بواحد منهما وهذا تفرق عن ثمن غير معلوم
“Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in bir satışta iki satışı yasaklamasının anlamı şu olabilir: bir köleyi sana peşin bin dinara veya bir sene vadeyle iki bin dinara satıyorum der ve satışı bu iki fiyattan biri üzerinde akdetmez. Böylece bilinmeyen bir fiyat üzerine ayrılırlar.”[23]
 Allah en iyi bilendir.

Hulasa:

Vade farkının faiz olması için cinslerin aynı olması gerekir.
Mesela 10 liraya karşı vade farkından dolayı 15 lira talep etmek veya peşin verilen 1 kilo hurmaya karşı bir vade sonunda 2 kilo hurma talep etmek gibi.
Ancak cinsler farklı olursa faiz olmaz. Mesela 1 kilo hurma için peşin 10 lira, vadeli 15 lira şeklinde fiyat teklif edip de, bir mecliste bu iki seçenekten biri kararlaştırılırsa alışveriş sahihtir ve faiz söz konusu olmaz.
Ancak diyelim ki anlaşılan vadede ödeme gerçekleşmedi, satıcı bu yüzden fiyata ekleme yaparsa vade faizi söz konusu olur. Zira onun alacağı para cinsindendir ve vadesinde ödenmediği için fazladan para cinsi eklenmektedir.
Şeyh Elbani’nin yukarıda zikredilen hataya düşmesinde en büyük sebep, delil getirdiği hadisin ravisi olan Simak b. Harb’ın şu sözüdür: “Bir satışta iki satış yasağıyla kastedilen: kişinin: “Şu peşin olursa şu fiyata, vadeli olursa şu fiyata demesidir.”
Ancak bu risalede açıkladığımız husus Simak’ın sözüne de aykırı değildir. Zira Simak’ın sözü, tek fiyat üzerinden değil de, iki (veya daha fazla) fiyat üzerinden tamamlanmış alışverişler hakkındadır.
Bu şekilde söylememizin iki sebebi vardır:
Birincisi: Belli bir fiyat üzerinden tamamlanmamış alışverişe “bey’: satış” denmez. Şayet bir mal için iki fiyat tayin edilerek satıcı ve alıcı ayrılırlarsa, iki satış gerçekleşmiş olur ki, yasaklanan budur. Böyle bir alışveriş batıldır, geçersizdir. Ancak satıcı ve alıcı tek fiyat üzerinden kararlaşıp ayrılırlarsa burada yalnızca bir satış söz konusu olur ve hadisteki “bir satışta iki satış” yasağı söz konusu olmaz. Çünkü burada sadece tek fiyat üzerinden tek satış gerçekleşmiştir.
Hem hadisi rivayet eden İbn Mesud radıyallahu anh hem de tabiinden diğer alimlerin açıklamaları, işaret ettiğimiz şekildedir. Nitekim bu rivayetleri zikrettik. İki satış yasağını açıklayan diğer bir rivayet de şu şekilde:
Ebu Muhammed Abdullah b. Cafer en-Nahvi  (326 yılında) – Yakub b. Sufyan (el-Fesevi) – Muhammed b. Vehb ve Muhammed b. Mesleme – Ebu Abdirrahim (Halid b. Zeyd) – Abdulvehhab – Ebu İshak – Ebu’l-Ahvas – Abdullah b. Mesud radıyallahu anh isnadıyla:
نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَسَلَّمَ عَنْ صَوْمَيْنِ، وَعَنْ صَلَاتَيْنِ، وَعَنْ لِبَاسَيْنِ، وَعَنْ مَطْعَمَيْنِ، وَعَنْ نِكَاحَيْنِ، وَعَنْ بَيْعَتَيْنِ. فَأَمَّا الصَّوْمَانِ: فصوم الْفِطْرِ وصوم الأضحى، وَأَمَّا الصَّلَاتَانِ: فَصَلَاةٌ بَعْدَ الْغَدَاةِ , حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ، وَصَلَاةٌ بَعْدَ الْعَصْرِ , حَتَّى تَغْرُبَ الشَّمْسُ، وَأَمَّا اللِّبَاسَانِ: فَأَنْ يُحْتَبَيَ فِي ثَوْبٍ وَاحِدٍ، وَلَا يَكُونُ لَهُ بَيْنَ عَوْرَتِهِ، وَبَيْنَ السَّمَاءِ شَيْءٌ ويصب مذاكره الأرض، وَأَنْ يَلبس ثَوْباً وَاحِداً فيأخذ بجوانبه على منكبيه, فَتُدْعَى تِلْكَ الصَّمَا، وَأَمَّا الْمَطْعَمَانِ: فَأَنْ يَأْكُلَ بِشِمَالِهِ , وَيَمِينُهُ صَحِيحَةٌ ويأكل منبطحاً على بطنه، وَأَمَّا الْبَيْعَتَانِ: فَيَقُولُ الرَّجُلُ: تَبِيعُ لِي وَأَبِيعُ لَكَ. وَأَمَّا النِّكَاحَانِ: فَنِكَاحُ الْبَغِيِّ , وَنِكَاحُ الْخَالَةِ عَلَى الْعَمَّةِ
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem iki oruçtan, iki namazdan, iki giyimden, iki yeme şeklinden, iki nikâhtan ve iki satıştan yasakladı:
Yasaklanan iki oruç: Fıtr ve kurban bayramlarında tutulandır.
Yasaklanan iki namaz: Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar ve ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar olan vakitlerde namaz kılmaktır.
Yasaklanan iki giyim: Tek elbise içinde ihtiba yaparak kendisiyle sema arasında avretini örten bir şey olmadan, cinsel organını yere dayaması ve tek elbise giyip bir tarafını omuza atmaktır. Buna “samma” denilir.
Yasaklanan iki yeme şekli: Sağ eli sağlam olduğu halde sol elle yemek ve karnı üzerine yüzükoyun yatarak yemek.
Yasaklanan iki satış: Kişinin: “bana şunu sat ki ben de sana şunu satayım” demesidir.
Yasaklanan iki nikâh ise: zina nikahı ve hala üzerine teyzenin nikahlanmasıdır.”[24]
Bu rivayette yasaklanan iki satış, iki şartın koşulduğu satış olarak açıklanmaktadır. Bu da İbn Amr radıyallahu anhuma’nın rivayet ettiği: “Bir satışta iki şart” yasağıyla örtüşmektedir.

İstidrad: Vade Farkının Faiz Olması Hakkında

Şeyh İbn Useymin rahimehullah, Âlimlerin İhtilaf Sebepleri hakkındaki risalesinde şöyle der:
İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın ribe’l-fadl (miktarda fazlalık faizi) hakkındaki görüşünü örnek vermemiz mümkündür. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu sabit olmuştur: “Riba (faiz) ancak nesîe’de (vadeli alışverişte) olur”[25]
Ubade b. Samit radıyallahu anh ve diğerlerinden rivayeti sabit olan hadiste ise: “Şüphesiz riba (faiz) vade ile ve fazlalık ile olur” buyurulmuştur.[26]
İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan sonra âlimler ribanın (faizin) iki kısım olduğunda icma etmişlerdir:
Ribe’l-Fadl: miktarda fazlalık faizi ve Ribe’n-Nesîe: vade faizi.
İbn Abbas radıyallahu anhuma ise faizin sadece vadeli alışverişte olacağını kabul ediyordu. Mesela bir kimse bir sa’ buğdayı, iki sa’ miktarındaki buğdaya karşılık peşin olarak satarsa, İbn Abbas radıyallahu anhuma’ya göre bunda sakınca yoktu. Çünkü o faizin sadece vadeli alışverişte olabileceği görüşündeydi. Mesela bir miskal altını, iki miskal karşılığında peşin olarak satarsa, ona göre bu faiz değildi. Lakin teslimat gecikirse bana bir miskal vereceksin ve ücretini sana ancak ayrıldıktan sonra vereceğim derse bu faiz olurdu. Çünkü İbn Abbas radıyallahu anhuma’ya göre bu sınırlama (yani hadisteki “ancak” ifadesi) faize düşmekte bir engel teşkil ediyordu.
Bilinmektedir ki “innema: ancak” ifadesi sınırlama ifade eder ve bu sınırlanandan başkası faiz kapsamına girmez. Fakat hakikatte Ubade radıyallahu anh hadisi miktardaki fazlalığın da faiz olduğuna delalet etmektedir. Çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Kim fazla verirse veya fazlalık talep ederse faiz işlemiştir.”[27]
Öyleyse İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın delil getirdiği hadise karşı bizim konumumuz nasıl olmalıdır?
Bizim konumumuz şöyle olmalıdır: Bu hadisi, miktardaki fazlalığın da faiz olduğunu gösteren diğer hadisle bağdaştırması mümkün olan şekilde yorumlarız ve şöyle deriz: Cahiliye halkının dayanakları olan şiddetli riba/faiz ancak Allah Teâla’nın şu ayetinde zikrettiği faizdir: “Ey îman edenler! Ribayı/faizi kat kat artırılmış olarak yemeyin” (Al-i İmran 130)
Bu ancak vade faizidir. Fazlalık faizi ise şiddetli faiz değildir. Bu yüzden İbnu’l-Kayyım, İ’lamu’l-Muvakki’în adlı kitabında fazlalık faizinin haram kılınmasını, kendisinin haram kılınması değil, harama götüren vesilelerin de haram kılınması türünden olarak zikretmiştir.
Subhanekallahumme ve bihamdik ve eşhedu en la ilahe illa ente vahdeke la şerike lek. Ve estağfiruke ve etûbu ileyk.


[1] Sahih. Ebû Dâvud (3504); Nesâ’î (7/228); İbn Mâce (2188); Ahmed (2/178); Tirmizî (1234); Darimî (2/329); İbnu’l-Cârud (sy. 154); Hakim (2/21); Tayalisî (sy. 298); Beyhakî (5/267); Darekutnî (3/74).
[2] Huccetu’llâhi’l-Baliga (2/292).
[3] Sahih. Ahmed (2/432, 475, 503) Nesâ’î (4632); Ebû Dâvud (3461) ve Tirmizî (1231).
[4] Ahmed (1/398).
[5] Bu açıklama Sıddık Hasen Han rahimehullah’a aittir. Sıddık Hasen Hân el-Kannucî, Ravdatu’n-Nediyye (sy. 464
[6] Begavi Şerhu’s-Sunne (8/143)
[7]
[8] Es-Sahiha (5/419 no: 2326)
[9] Bunu Abdurrazzak (14632) rivayet etti.
[10] Bu hadis el-İrva’da (1305) tahric edilmiştir. Bkz.: Sahihu’l-Cami (7520)
[11] es-Sahiha (No:938)
[12] Bunu Abdurrazzak Musannef’inde (8/136 no: 14626) rivayet etmiştir. Derim ki isnadı sahih olup ravileri sahihayn ricalidir.
[13] Bunu Abdurrazzak (8/137 no 14630) rivayet etmiştir. İsnadı şeyh Elbanî’nin de dediği gibi sahihtir.
[14] Taberi’nin İhtilafu’l-Fukaha kitabında (s.22) buradaki ifade şöyle geçer: “Eğer iki fiyattan biri üzerinde alışveriş bitirilmemişse bu mekruhtur….”
[15] Abdurrazzak (8/138 no: 14632) rivayet etmiştir.
[16] Bunu İbn Ebi Şeybe (6/119 no: 20827) sahih isnadla rivayet etmiştir.
[17] Bunu İbn Ebi Şeybe (6/121 no: 20836) sahih bir senetle rivayet etmiştir.
[18] Mealimu’s-Sunen (2/194)
[19] Taberi, İhtilafu’l-Fukaha (s.22)
[20] Sahih maktu. İbn Ebi Şeybe (5/19) Abdurrazzak (8/137) İbn Abdilberr, el-İstizkar (20/181)
[21] Fetava’l-Kubra (6/51)
[22] Abdurrazzak (8/139 no: 14639)
[23] Bunu Taberi, İhtilafu’l-Fukaha’da (s.22) rivayet etmiştir.
[24] Sahih. Ebu Abdillah el-Huseyn b. Harun ed-Dubbî, el yazma el-Meclisu’l-Hamsun Min Emali  adlı cüzünde; (5 nolu rivayet) Taberani (10/101) Heysemi Mecma’da (4/86) dedi ki: “Taberani’nin ricali sahih ricalidir.” Şeceri Emali (2/91 no 1701)
[25] Buhari (2178) Muslim (1596)
[26] Muslim (1587) Ebu Davud (3349) Tirmizi (1240)
[27] Muslim (1587) Ebu Davud (3349) Tirmizi (1240)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)