Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı

Pazartesi
Saat 20:00 Sahih Tefsir Şerhi (Youtube kanalından canlı yayınlanmaktadır)

Çarşamba
Saat 20:00 ez-Zeberced Şerhi (Youtube kanalından canlı yayınlanmaktadır)
Saat 21:30 Hadis Usulü 1. Seviye (Mustalah İlmi - Muderris: Ebu Leylâ)

Cumartesi
Saat: 19:00 Hadis Usulü 4. Seviye (İlmi Meseleleri Tahkikte Hadis Ehlinin Menheci)
Saat: 20:30 el-Albaniyyât Şerhi


23 Ekim 2011 Pazar

Allâme Şevkânî'nin Mezhep Taklitçilerine Red Kasidesi


(يَا ناقداً لمقال لَيْسَ يفهمهُ ... من لَيْسَ يفهم قل لي كَيفَ تنتقد)

Ey tenkid eden kişi, anlamadan her sözü,
Söyle anlamaksızın nasıl tenkid edersin?

(يَا صاعدا فِي وعور ضَاقَ مَسْلَكُها ... أيصعد الوعر من فِي السهل يرتعد؟)

Ey sen çıkmak isteyen, o çok yükseklere,
Dar, korkulu yerlerden öyle nasıl geçersin?

Tırmanabilir misin dağlara, zirvelere?
Sen ovadayken bile korkuyla gezersin.

(يَا مَاشِيا فِي فلاة لَا أنيس بهَا ... كَيفَ السَّبِيل إِذا مَا اغتالك الْأسد؟)

Ve sen ıssız çöllerde dostsuz yürüyen kişi!
Aslan pusuya yatsa nasıl kaçıp gidersin?

(يَا خائض الْبَحْر لَا يدْرِي سباحته ... وبلى عَلَيْك أتنجوا إِن علا الزَّبَدُ؟)

Ey yüzmeyi bilmeden deryaya dalan kişi,
Dalgalar yükselirse kurtulabilir misin?

 (إِنِّي بُليت بِأَهْل الْجَهْل فِي زمن ... قَامُوا بِهِ وَرِجَال الْعلم قد تعدوا)

Cahillerle ne kadar imtihan edildim ben,
Alimler karşısına çıkmışlardı hep birden

(قوم يدق جليل القَوْل عِنْدهم ... فمالهم طَاقَة فِي حل مَا يرد)

Ufak bir şey üstünde durur, incelerler de,
Çözecek güçleri yoktu sorulan meselelerde

(وَغَايَة الْأَمر عِنْد الْقَوْم أَنهم ... أعدى العداة لمن فِي علمه سدد)

Onların yanında asıl mesele düşmanlıktır
İlmi olana engel olmak için düşmanlardır

(إِذا رَأَوْا رجلا قد نَالَ مرتبَة ... فِي الْعلم دون الَّذِي يدرونه جَحَدُوا)

Yalnız görürlerse birini, ilerlemiş bilmedikleri ilimde,
Hemen ona karşı çıkarlar heryerde
(أَو مَال عَن زائف الْأَقْوَال مَا تركُوا ... بَابا من الشَّرّ إِلَّا نَحوه قصدُوا)

Veya yüzçevirmiştir batıl görüşlerden,
Vazgeçmezler ona karşı hiçbir kötülükten 

(أما الحَدِيث الَّذِي قد صَحَّ مخرجه ... كالأمهات فَمَا فيهم لَهَا ولد)

Ama sahih kaynaktan hadis gelirse,
Çocuğu olmayan analar gibidirler

(تراهم إِن رَأَوْا من قَالَ حَدثنَا ... قَالُوا لَهُ ناصِبِيِّ مَاله رشد)

Haddesena derken görürlerse birini
Ona da insafsızca hemen derler "Nasıbî"

(وَإِن ترْضى على الْأَصْحَاب بَينهم ... قَالُوا لَهُ باغض للآل مُجْتَهد)

Övgüyle söz etsen yanlarında ashabdan,
"İşte bir müçtehit" derler, "ehli beyte düşman!"

(يَا غارقين بشؤم الْجَهْل فِي بدع ... ونافرين عَن الْهدى القويم هُدُوا)

Ey bid'atte cehalet batağına dalanlar!
Dosdoğru hidayetten nefret edip kaçanlar!

(مَا بِاجْتِهَاد فَتى فِي الْعلم منقصة ... النَّقْص فِي الْجَهْل لَا حياكم الصَّمد)

Yiğidin ilimdeki içtihadında değildir eksiklik, bilin!
Bilakis kusur, cehalettedir Hak'tan hayânız yok sizin!

(لَا تنكروا مورداً عذباُ لشاربه ... إِن كَانَ لَا بُد من إِنْكَاره فَردُّوا)


Bir şey mutlak yanlışsa o zaman inkar edin
Yoksa bu gür kaynağı ne olur inkar etmeyin

(وَإِن أَبَيْتُم فَيوم الْحَشْر موعدنا ... فِي موقف الْمُصْطَفى وَالْحَاكِم الْأَحَد)

Yine vazgeçemezseniz hesap kıyamettedir
Yüce rabbin katında, Huzur-u Ahmed'dedir
 (على عصر الشبيبة كل حِين ... سَلام مَا تقهقهت الرعود)

 (ويسقيه من السحب السَّوَارِي ... ملث دَائِم التسكاب جود)

Gençliğe selam olsun! Gök gürleyip güldükçe
Bol bol rahmet yağdırsın bulutlar yükseldikçe
 (زمَان خضت فِيهِ بِكُل فن ... وسدت مَعَ الحداثة من يسود)
Bir zaman ben her ilim dalına daldım da
Nice efendilere reis oldum o çağda
(وعدت على الَّذِي حصلت مِنْهُ ... فجدت بِهِ وغيري لَا يجود)
Sonra tekrar dönerek elde ettim ilmi,
Kendimden başka göremedim kimse
(وعاداني على هَذَا أُناس ... وأظلم من يعاديك الحسود)
Kimi, böyle görünce bana düşmanlık etti
Düşmanın en zalimi, elbet hasetçilerdi
(رأوني لَا أدين بدين قوم ... يرَوْنَ الْحق مَا قَالَ الجدود)
Gördüler ki uymadım ben onların dinine
Onlar ki uyarlardı cedlerin dediğine


 
(ويطرحون قَول الطُّهْر طه ... وكل مِنْهُم عَنهُ شرود)

Taha'nın o tertemiz sözünü terk ederler

Dağılır giderlerdi ayrılıp her bir yana
(فَقَالُوا قد أَتَى فِينَا فلَان ... بمعضلة وفاقرة تؤود)

İşte beni görünce dediler ki: Filanca.
Gelip bize elbette pek güç bir şey getirdi
(يَقُول الْحق قُرْآن وَقَول ... لخير الرُّسُل لَا قَول ولود)
(فَقلت كَذَا أَقُول وكل قَول ... عدا هذَيْن تطرقه الردود)
Dedi ki: "Hak başkası değil, ancak Kur'an ve rasul sözüdür"
Derim ki: Elbet böyle söylediğim doğrudur
Onlardan başka sözü bütün redler reddeder
(وَهَذَا مَهْيَعُ الْأَعْلَام قبلي ... وَكلهمْ لمورده وَرود)
(إِذا جحد امْرُؤ فضلى ونبلى ... فَقدما كَانَ فِي النَّاس الْجُحُود)

Benden önce de alimler asırlardır bu açık yolda gider
Kim yalanlarsa faziletimi, şeref ve kıymetimi
İşte o muhakkak ki insanlar arasında, inkarıyla öne geçer
(وكل فَتى إِذا مَا حَاز علما ... وَكَانَ لَهُ بمدرجة صعُود)

Ve muhakkak ki bir genç ilim elde etse
Bu ilim kendisini rütbelerce yükseltse
(وراض جوامحاً من كل فن ... وَصَارَ لكل شاردة يَقُود)

Nice asi ve serkeş kula terbiye verse
Dağınık insanları bir birliğe getirse
(رَمَاه القاصرون بِكُل عيب ... وَقَامَ لحربه مِنْهُم جنود)
Hemen pürkusur kullar ona ayıp atarlar
Ve çıkar karşısına harp etmeye ordular.
(وعادوا خائبين وكل كيد ... لَهُم فعلى نُفُوسهم يعود)
Fakat mahrum olurlar elbet en sonunda
Hileler başlarına çarpılır da ard arda
(وراموا وضع رتبته فَكَانُوا ... على الشّرف الرفيع هم الشُّهُود)
Durarak rütbesinin hepsi çok çok altında
Yüksek mevkilerdeyken bakakalırlar ona
(إِذا مَا الله قدر نشر فضل ... لإِنْسَان يتاح لَهُ حسود)
Allah ne zaman yaysa bir kula ihsanını
Çoğalır hasetçiler kıskanırlar şanını
(وَمن كثرت فضائله يعادي ... وَيكثر فِي مناقبه الْجُحُود)

Ve kimin bollaştırsa üstün faziletini
Artırır dört yanında kullar adavetini
Yayılsa da her yana yaptığı üstün işler,
Onlar bu düşmanlıkla hepsini inkar eder
(إِذا مَا غَابَ يلمزه أنَاس ... وهم عِنْد الْحُضُور لَهُ سُجُود)

Yokluğunda bir olup onu ayıplar, taşlarlar
Karşısına çıkınca da secdeye kapanırlar
(وَلَيْسَ يضر نبح الْكَلْب بَدْرًا ... وَلَيْسَ تخَاف من حمر أسود)
Fakat köpek sesleri verir mi aya zarar?
Hiç eşekten korkar mı o heybetli aslanlar!
(وَمَا الشم الشوامخ عِنْد ريح ... تمر على جوانبها تمود)

(وَلَا الْبَحْر الخضم يعاب يَوْمًا ... إِذا بَالَتْ بجانبه القرو)

Rüzgarın esmesiyle hiç yıkılır mı dağlar?
Maymun işedi diye pislenir mi deryalar?
 (لَا عيب لي غير أَنِّي فِي دِيَاركُمْ ... شمس وَلم يعرفوا مِنْهَا سوى الشهب)

Ben bir güneş misali doğdum diyarınıza
Sizse benzetirsiniz kayıp giden yıldıza
(وَأَنْتُم كخفافيش الظلام وَمَا ... زَالَ الخفاش بِنور الشَّمْس فِي تَعب)

Duru yarasa gibi gece karanlığında
Asla kalamazsınız güneş ışığında
(موتوا إِذا شِئْتُم قد طَار من كلمي ... فِي نصْرَة الْحق مَا حررت فِي الْكتب)
Geberin hıncınızdan zira, benim; hak için
Ve hakka yardım için söylediğim sözlerim
Hem de yazdığım şeyler bütün kitaplarımda
Yayıldı her bir yana işte şu diyarımda
(وأرتجي أَن يُلَبِّي دَعْوَتِي نفر ... يسعون للدّين لَا يسعون للنشب)

Ben cevap umuyorum bu samimi davetime
Koşsun büyük insanlar, bakmayan mala mülke

(لَا يعدلُونَ بقول الله قَول فَتى ... وَلَا بِسنة خير الرُّسُل رَأْي غبي

Daima dine gelip tek islama sarılan
Rasulün hak yolunu herşeyden üstün kılan,
Allah'ın emriyle rasulün sünnetini
Terk edip de seçmeyen bir ahmağın re'yini
(لَا ينثنون عَن الْهدى القويم وَلَا ... يصانعون لترغيب وَلَا رهب)

Bir an bile sapmayan dosdoğru hidayetten
Vaaz için de olsa, dönmeyen sadakatten
(أبث مَا بَينهم من مذهبي درراً ... حَجَبتهَا عَن ذَوي التَّقْلِيد والريب)
İşte bu kişilerin her birinin önüne
İnciler açarım da, koştular diye dine,
Asla vermem şüpheci, taklitçi kişilere.
Şevkânî, Katru'l-Veli An Hadisi'l-Velî (Tahkik: İbrahim İbrahim Hilal s.330 vd.)

Haricilerin "İslam Hukukunda Cehalet Özrü" Kitabı Hakkında

Mithat b. Hasen Ali el-Ferrac'ın İslam Hukukunda Cehalet Özrü adıyla tercüme edilen, muasır haricilerin el kitabı haline gelen kitabı hakkında Ebu İshak el-Huveyni'ye sorulan bir sorunun cevabı:

Soru: "el-Uzru bi'l-Cehl Tahte'l-Mecheri'ş-Şer'î kitabı hakkındaki görüşünüz nedir?
Cevap: "Bu kitap Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'in üzerinde bulunduğu esaslara aykırıdır. Gerçekte yazarının nakil konusunda güvenilir olmayışı beni çok üzmüştür. Birçok yerde kastedilen anlamı bozacak şekilde, sözün akışına uymayan ibareler getirmiştir. Bu kitap, güvenilir kitaplardan değildir..."

Adı geçen kitaba Şeyh Muhammed Abdulmaksud'un reddiyesinin ses kayıtları için buraya tıklayınız...

18 Ekim 2011 Salı

Tesbih Aleti Hakkında Bir Hatırlatma...

Bismillah.
Allah Azze ve Celle'yi taşlarla ve boncuklarla zikretmenin bid'at olduğunu bilen bazı müslümanlar, 11'lik veya buna benzer tesbih aletlerini ellerinde taşımak konusunda işi gevşek tutmakta, "Bununla Allah'ı zikretmedikleri için" sakınca görmemektedirler. Ancak mesele maalesef bu kadar basit değildir. Çünkü sözü edilen boncuklu tesbih aletleri, hristiyanların ibadet amaçlı olarak kullandıkları eşyalardandır. Her bir boncuğun da onlara göre kutsal bir anlamı vardır. Google sitesinde görsel aramalarında "rosary" veya "rosenkranz" yazılarak arama yapanlar bunu açıkça göreceklerdir. Tesbih aletinin kafirlerin ibadetlerinde nasıl kullanıldığını görmeniz için aşağıda bununla ilgili bir resmi sunuyorum:
Bu resimde her boncuğun karşısında hristiyanların ne söyleyecekleri tarif edilmiştir. Yine Google sitesinde "buddhisten gebetskette" yazılarak aratıldığında budistlerin boncuklarına daha çok benzediği görülür.
Binaenaleyh, bu boncukları stres atmak vs. gayelerle dahi elde taşımak, kafirlere ibadetlerinde benzemek olacağından caiz değildir. Bunu öğrendikten sonra "Benim onlara benzemek gibi bir niyetim yok" diyenin mazereti geçerli değildir. Zira Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, güneş doğarken, tepedeyken ve batarken namaz kılmayı yasaklamış, bunun sebebini de güneşe tapan müşriklere benzemek olarak açıklamıştır. Bu vakitlerde namaz kılacak olan bir müslümanın niyeti, Allah'a ibadet olmasına rağmen, şeklen de olsa kafirlere benzemek yasaklanmıştır.
Boncuklarla ve taşlarla tesbih etmenin bidat oluşu, delilsiz olarak zikirleri belirli bir sayıda sınırlamanın bidat oluşu hakkında daha önce yayınladığımız şu yazılara bakınız:

Ebu Muaz el-Çubukâbâdî


6 Ekim 2011 Perşembe

İki Secde Arasındaki Oturuşta Parmak İşareti Sahihtir.

* Son günlerde iki secde arasında sağ elin işaret parmağıyla işaret etme hakkındaki açık ve sahih sünnet üzerindeki şüpheler yeniden gündeme gelmiş, Şeyh Ebu Said Yarbuzi'ye bu konu sorulduğunda delil getirilen hadisin "şaz" olduğunu söylemiştir. Bunu söylerken dili sürçmüş olacak ki, "Bütün hadis alimleri buna şaz diyor" şeklinde bir ifade kullanmıştır. Hakikatte ise bu hadise şaz diyerek ilk yanılan Şeyh el-Elbanî olmuş, sonra onu Şeyh b. Baz ve Şeyh Bekr Ebu Zeyd  takip etmişlerdir. Daha önce bu risaleyi şimdiki halinden daha kısa yayınlamıştım, lakin buradaki yanılgıyı, hadis usulü hakkında bilgisi olup, bu risalede aktarılan bilgileri ve hadis eserlerini dikkatli bir şekilde inceleyenlerden başkası anlayamamıştır. Bu sebeple, hakka talip olan ve rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetini her türlü görüşün önünde tutanlar için, konuya biraz daha açıklık getirmek amacıyla risaleye bazı ilaveler yaptım.
Ebu Muaz

İki Secde Arasındaki Oturuşta Ellerin Durumu

Ebu Muaz Seyfullah Erdoğmuş


Şüphesiz hamd yalnız Allah'adır. O'na hamd eder, O'ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah'ın hidayet verdiğini kimse saptıramaz. O'nun saptırdığını da kimse doğru yola iletemez. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O, bir ve tektir, O'nun ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed Allah'ın kulu ve Rasûlüdür.

"Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun ve siz ancak müslümanlar olarak ölünüz." (Al-i İmran; 3/103)

"Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan ve ondan da eşini var eden, her ikisinden birçok erkek ve kadın türeten Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarını kesmekten de sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde tam bir gözetleyicidir." (en-Nisâ; 4/1),

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve dosdoğru söz söyleyin. O da amellerinizi lehinize olmak üzere düzeltsin, günahlarınızı da mağfiret etsin. Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur." (el-Ahzâb; 33/70-71)

Bundan sonra, Şüphesiz sözlerin en güzeli Allah’ın Kelam’ı, yolların en hayırlısı Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan şey bid’attir ve her bid’at sapıklıktır. Her sapıklık da ateştedir.

Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem: “Namazı benden gördüğünüz şekilde kılın” buyurmuş, sahabeleri de – Allah hepsinden razı olsun -  bu hadise ittiba için Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in namazını dikkatle takip etmişler, en küçük ayrıntısına kadar gördüklerini anlatmışlardır. Namazın şekliyle ilgili bir çok mustakil risaleler kaleme alınmıştır. Bunlar içerisinde Türkçeye terceme edilen: Elbani’nin Sıfatu Salati’n-Nebi kitabı ile Ebu Said Muhammed el-Yarbuzi hocamızın “Kitab ve Sünnete Göre Namaz” adlı kitabını özellikle tavsiye ediyorum.

Sırtlarındaki heybelere çakıl dolduran, sonra diyar diyar gezip taşları yaldızla boyattıktan sonra inci diye dağıtan kıyas ve mezhep taraftarları, sünnetle amel edenleri fitne çıkarmakla suçlamakta, maslahat için(!) halkın yanında onlar gibi davranmak gerektiğini savunmaktalar. Bütün bunlara rağmen “Selefi” ve “Guraba” olduklarını, Kitap ve sünnet ile amel edenlerin de “Zahirî yahut hadis mealcisi(!)” olduklarını da iddia etmekten hiç çekinmemektedirler.

Deve kuşuna “yük taşı” demişler, “Ben kuşum” demiş. “O halde uç” demişler, “Ben deveyim” demiş.

Cehaletini ilim ehlinin sözleriyle ambalajladıktan sonra vitrine koyanlardan biri, kıyası dinde şer’i delil olarak görmeyen Ehl-i Sünnet mensuplarına karşı delil getirmek adına:

Allah rasulünün iki secde arasındaki oturuşunda ellerin nereye konulacağını bildiren hadis yoktur. Kıyas yapmaya mecburuz” gibi mugalatalarda bulunmuş.

Bu risaleyi sadece bu meseleye cevap mahiyetinde hazırlamıştım. Risaleye tekrar göz attığımda bazı meselelerin daha fazla pekiştirilmesi, özellikle bazı ilim ehlinin bu risalede delil getirilen hadis hakkında “Şaz” ifadesini kullanmış olmasıyla ilgili şüphenin daha doyurucu şekilde giderilmesi gerektiğini gördüm. Bunun üzerine bazı açıklamalar ilave ettim.

Muvvaffakiyet Allah’tandır.

Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî
  حدثنا عبد الله حدثني أبي حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ عَنْ عَاصِمِ بْنِ كُلَيْبٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ وَائِلِ بْنِ حُجْرٍ قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَبَّرَ فَرَفَعَ يَدَيْهِ حِينَ كَبَّرَ يَعْنِي اسْتَفْتَحَ الصَّلَاةَ وَرَفَعَ يَدَيْهِ حِينَ كَبَّرَ وَرَفَعَ يَدَيْهِ حِينَ رَكَعَ وَرَفَعَ يَدَيْهِ حِينَ قَالَ سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ وَسَجَدَ فَوَضَعَ يَدَيْهِ حَذْوَ أُذُنَيْهِ ثُمَّ جَلَسَ فَافْتَرَشَ رِجْلَهُ الْيُسْرَى ثُمَّ وَضَعَ يَدَهُ الْيُسْرَى عَلَى رُكْبَتِهِ الْيُسْرَى وَوَضَعَ ذِرَاعَهُ الْيُمْنَى عَلَى فَخِذِهِ الْيُمْنَى ثُمَّ أَشَارَ بِسَبَّابَتِهِ وَوَضَعَ الْإِبْهَامَ عَلَى الْوُسْطَى وَقَبَضَ سَائِرَ أَصَابِعِهِ ثُمَّ سَجَدَ فَكَانَتْ يَدَاهُ حِذَاءَ أُذُنَيْهِ

Abdullah b. Ahmed – babası Ahmed b. Hanbel (4/317) – Abdurrazzak – Sufyan – Asım b. Kuleyb – babası - Vail b. Hucr radıyallahu anh isnadıyla:

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’i tekbir aldığında – yani namaza başlangıç tekbirinde - ellerini kaldırırken gördüm.  Sonra rükû ettiğinde ellerini kaldırdı, sonra semiallahu limen hamideh dediğinde ellerini kaldırdı ve secde etti. Ellerini kulaklarının hizasında tuttu. Sonra sol ayağını yayarak oturdu ve sol elini sol dizine, sağ dirseğini sağ dizinin üzerine koydu. İşaret parmağı ile işaret etti, başparmağını orta parmağının üzerine koyarak diğer parmaklarıyla halka yaptı. Sonra secde etti. Elleri kulakları hizasındaydı.[1]

Şuayb el-Arnaut: “İsnadı sahih, ravileri güvenilirdir” dedi. Es-Saati de isnadı ceyyid demiştir.[2]

1- Bazıları Süfyan es-Sevrî’nin Asım b. Kuleyb’den muan’an rivayette bulunduğunu, es-Sevrî’nin müdellis olması sebebiyle muan’an rivayetinin hüccet olamayacağını söylemişlerdir.

Bazıları buna cevap vermek için şöyle demişlerdir: Bu rivayette geçen Süfyan, es-Sevri değil, İbn Uyeyne’dir. Zira el-Humeydi Müsnedinde; Bize Süfyan tahdis etti, dedi ki, bize Asım b. Kuleyb el-Cermi tahdis etti dedi ki, babamın şöyle dediğini işittim: Vail b. Hucr el-Hadrami dedi ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i gördüm…”[3] Böylece hadisi rivayet etti.

Yine eş-Şafii Müsned’inde; bize Sufyan haber verdi, o Asım b. Kuleyb’den, dedi ki: babamı şöyle derken işittim: Vail b. Hucr bana tahdis edip dedi ki:… Hadisi böylece rivayet etti.[4]

Es-Sevri, el-Humeydî’nin ve eş-Şafiî’nin şeyhlerinden değildir. Bilakis el-Humeydi’nin rivayet aldığı kimseler onuncu tabakada bulunanlardır. İbn Uyeyne de bu tabakadandır. Abdurrazzak ve muasırları ise dokuzuncu tabakadandır. Et-Tehzib’de ve diğer eserlerde zikredildiği gibi onlar es-Sevrî’den ve İbn Uyeyne’den rivayette bulunmuşlardır.[5] Ama eş-Şafii dokuzuncu tabakadan olsa da es-Sevri’den rivayette bulunmamıştır. O (es-Sevri’den değil) sadece Sufyan İbn Uyeyne’den rivayette bulunmuştur.

Yine Beyhaki bunu rivayet ederek sonunda şöyle demiştir: “Aynı şekilde bunu el-Humeydi ve başkaları İbn Uyeyne’den rivayet etmişlerdir.”[6]

Böylece bu rivayette geçen Süfyan; es-Sevri değil İbn Uyeyne’dir demişlerdir.

Cevap: Bu batıl bir iddiadır. Zira Abdurrazzak her iki Süfyan’dan da rivayette bulunmuştur.[7]

Lakin Abdurrazzak ve muasırları dokuzuncu tabakadandırlar. Onların üstünde sekizinci ve yedinci tabakadan – ki onlar es-Sevrî’ye yetişmiş ve ondan rivayette bulunmuşlardır – Sufyan diyerek mutlak zikretmekle rivayet ederlerse bunda kastedilen İbn Uyeyne değil, es-Sevri’dir.[8]

Daha şaşırtıcı olanı şudur ki, Abdurrazzak Musannef’inde es-Sevrî’den, o Asım b. Kuleyb’den, o da babasından, o da Vail b. Hucr’den… şeklinde rivayet etmiştir.[9] Ahmed b. Hanbel de bu hadisi Abdurrazzak’tan rivayet etmiştir.

Abdurrazzak; es-Sevrî’den rivayet ettim diyor, bunlar ise hayır o es-Sevri değil, İbn Uyeyne’dir diyorlar!

2- Ahmed’in Müsned’inde ve Abdurrazzak’ın Musannef’inde rivayet ettikleri hadis Ebu Abdullah Sufyan b. Said b. Mesruk es-Sevri el-Kufi’den rivayet edilmiştir. İbn Hacer onun hakkında şöyle demiştir: “Sika/güvenilir, hafız, fakih, abid, hüccet bir imam. Bazen tedlis yapardı. O bu hadisi muan’an olarak rivayet etmiştir. Müdellisin an’anesi hüccet değildir.

Cevap: Es-Sevrî bu hadisi Asım b. Kuleyb’den işittiğini açıkça belirtmiştir. Yine Müsned’de şu lafızla rivayet edilmiştir: Bize Yahya b. Adem ve Ebu Nuaym tahdis edip dediler ki; bize Sufyan tahdis etti, dedi ki; bize Asım b. Kuleyb tahdis etti. O babasından, o da Vail b. Hucr’den rivayet ederek dedi ki:

“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem secde ettiği zaman ellerini kulakları hizasına koyardı.”[10]

Bu isnad, es-Sevri’den işitmeyi açıklamakta, tedlis şüphesini ortadan kaldırmaktadır. Hadis sahih olup hüccet olmaya elverişlidir. Hadis usulü, tahrici, isnad araştırması ve marifetu’r-rical ilmi hakkında biraz bilgisi olanlar bunu kolayca anlar. Allah en iyi bilendir.

3- Bazıları Abdurrazzak’ın bu rivayette el-Firyabî’ye muhalefet ettiğini iddia etmişlerdir. Zira Abdurrazzak’ın es-Sevri’den naklen zikrettiği: “Sonra secde etti” ziyadesini el-Firyabi’nin es-Sevri’den rivayetinde zikretmemiştir. el-Firyabi’nin es-Sevri’nin meclislerine devamının Abdurrazzak’tan daha fazla olduğu gerekçe gösterilmiştir. Şeyh Elbani es-Sahiha’da şöyle demiştir:

“İşaretten sonra “sonra secde etti” lafzı ile yalnızca Abdurrezzak – Sevri’den rivayet etmiştir. Sevri’nin sohbetine sürekli devam eden Muhammed b. Yusuf el-Firyabi bu secde lafzını zikretmemiştir.[11] 

Bunun mutabisi Ahmed’in Müsned’inde (4/318) Abdullah b. Velid – Sufyan yoluyla rivayetidir. İbnu’l-Velid, saduktur, bazen yanılır. Onun Firyabi’ye mutabi rivayeti, mutabaata Abdurrazzak’ın rivayetinden daha tercihe şayandır.  Özellikle onun (Abdurrazzak’ın) hal tercemesinde karşı çıkılan hadisler bulunduğu zikredilmiştir. Bunlardan birisi de Sevri’den rivayetidir. Bkz.: İbn Hacer: Tehzib, Zehebi: Mizan.

Abdurrazzak’ın bu ziyadeli rivayeti onun yanılgılarındandır. Bunu destekleyen hususlardan birisi, Abdulvahid b. Ziyad, Şube, Zaide b. Kudame, Bişr b. Mufaddal, Züheyr b. Muaviye, Ebu’l-Ahvas, Ebu Avane, İbn idris, Selam b. Süleyman, Süfyan b. Uyeyne ve başkaları gibi güvenilir hafızlardan bir cemaatin mahfuz rivayette Vail radıyallahu anh hadisinde bu ziyadeyi zikretmemiş olmalarıdır. Hatta daha önce geçtiği gibi onların lafızlarında işaretin teşehhüd oturuşunda olacağı açıkça zikredilmiştir.”[12]

Cevap: İlk olarak muhaddislere göre  “şaz” ne demektir, ikinci olarak bu hadis şaz’ın tarifine uyuyor mu? Eğer uyuyorsa işittik ve itaat ettik deriz. Aksi halde sahih hadis amel etmeye ve delil getirmeye elverişlidir. Üçüncü olarak da sika/güvenilir ravinin ziyadesi ne demektir? Bunları görelim:

en-Nevevî et-Takrib’de şöyle der: “Şafii’ye ve Hicaz alimlerinden bir topluluğa göre şaz: güvenilir bir ravinin, insanların rivayet ettiklerine aykırı rivayette bulunmasıdır. İnsanların rivayet etmedikleri bir rivayette bulunması şaz değildir.”[13]

El-Halîlî şöyle demiştir: “Hadis hafızlarına göre şaz: sadece bir isnadı olup güvenilir ravinin bunda muhalefet etmesidir. Güvenilir olmayan ravi muhalefet ederse ona metruk denir. Güvenilir ravinin getirdiği muhalif rivayet hakkında duraklanır, o delil olmaz.”[14]

El-Hakim şöyle demiştir: “Adalet ve zabt sıfatına sahip bir ravinin kendisinden daha iyi ezberi olan raviye muhalif rivayette tek kalması halinde rivayeti şazdır, reddedilir. Eğer adil ve zabtına güvenilen bir ravi, kendisinden daha güvenilir olan raviye aykırı rivayette bulunmazsa, tek kalmış olsa da rivayeti sahihtir. Eğer zabtı hususunda güvenilir bulunmamışsa ve zabit derecesinden de uzak değilse rivayeti hasendir. Şayet zabit derecesinde değilse şaz ve münkerdir, bu rivayet reddedilir.  Neticede reddedilen şaz: tek kalan güvenilir ravinin, kendisinden güvenilir olana aykırı olarak rivayette bulunmasıdır.

Yani şaz: güvenilir veya makbul bir ravinin kendisinden daha güvenilir veya daha öncelikli olan bir raviye aykırı rivayette bulunup tek kalmasıdır. Hatib el-Bağdadi bu tarif hakkında neredeyse icma zikreder.[15]

Bilmek gerekir ki el-Firyabi’nin ve Abdurrazzak’ın rivayetleri arasında bir fark vardır. Firyabi’nin rivayetinde zikredilen ‘parmakla işaret’ ya teşehhüd oturuşu hakkında olup iki secde arasındaki oturuşta bu işaret zikredilmemiştir, ya da iki secde arasındaki oturuş hakkında olup kapalı şekilde gelmiştir:

“Bize Sufyan, Asım b. Kuleyb’den, o babasından, o da Vail b. Hucr radıyallahu anh’den rivayet etti, dedi ki:

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’i gördüm. Sağ elini sol eli üzerine koymuştu. Oturduğu zaman sol ayağını yaydı. Dirseklerini uyluklarına koydu ve işaret parmağıyla işaret etti.”[16] 

Abdurrazzak’ın rivayeti ise bunun iki secde arasında oturuşta olduğunu açıkça belirtmektedir. Nitekim hadisin metnini yukarıda zikretmiştik.

Her iki durumda da Abdurrazzak’ın bir muhalefeti yoktur. Abzurrazzak’ın rivayeti başka bir durumu, Firyabi’nin rivayeti başka bir durumu zikretmiyor. Her ikisi de aynı durumu anlatırken Firyabi eksik, Abdurrazzak tam rivayet etmiştir.

El-Mizzi der ki: “Ebu Bekr b. Ebi Hayseme dedi ki: Yahya b. Main’den işittim, ona es-Sevri’nin ashabı sorulduğunda şöyle dedi: “Abdurrazzak, el-Firyabi, Ubeydullah b. Musa, Ebu Ahmed ez-Zubeyri, Ebu Asım, Kabisa ve bunların tabakasında bulunanların hepsinin Süfyan’dan rivayetleri birbirlerine yakın mertebededir. Onlar Yahya b. Said, Abdurrahman b. Mehdi, Vekî, İbnu’l-Mubarek  ve Ebu Nuaym’dan aşağıdadırlar.”[17]

El-Firyabi’nin derecesi Abdurrazzak’ın derecesine yakındır. Lakin Firyabi, es-Sevri’den rivayet hususunda Abdurrazzak’tan önceliklidir. Nitekim İbn Hacer şöyle demiştir: “Sika, fazilet sahibi. Denildi ki: Süfyan’dan rivayette bazı hatalar yapmıştır. Bununla beraber o (Firyabi) Abdurrazzak’tan önceliklidir.”[18]

Lakin bu öncelik, bazılarının iddia ettikleri gibi Abdurrazzak’ın rivayetinin, Firyabi’nin rivayeti karşısında şaz olmasını gerektirmez. Zira Firyabi, her ne kadar Abdurrazzak’tan öncelikli olsa da, - bu öncelik her açıdan değildir – ve Süfyan’ın meclisine daha çok devam etmiş bulunsa da Firyabi Süfyan’dan bazı rivayetlerinde hata etmiştir. Bu hadiste de hata etmiş olması ihtimal dâhilindedir. Firyabi’nin zikretmediği bu ziyadeyi Abdurrazzak zikretmiştir. Zira Abdurrazzak ömrünün sonlarında kör olmuş ve hafızasında değişme olmuştur. Ancak bundan öncesinde ezberi Firyabi’den daha kuvvetli idi. Malumdur ki Ahmed b. Hanbel’in Abdurrazzak’tan rivayeti onda bu problemlerin ortaya çıkmasından önce, hicri 200 yılının tamamlanmasından önce olmuştur.[19]

Böylece bu hadis hakkında ‘şaz’ denmesinin uygun olmadığı anlaşılmış oldu. Allah en iyi bilendir.[20]

 “sonra secde etti” kelimesi, sika ve hafız bir ravinin ziyadesi olup makbuldür. Sika ravilere veya kendisinden daha güvenilir olan bir raviye muhalefet söz konusu değildir.

وقال الأستاذ الحافظ عبد المنان النور فوري حفظه الله تعالى: ما خالف عبد الرزاق أحدا لأنه روى كلمة ثم سجد ولم يروها آخرون فلا شذوذ وإنما كان الشذوذ لو كان عاصما روى ثم سجد وروى الآخرون كلمة ثم لم يسجد أو ما يفيد مفادها مما يخالف وينافي " ثم سجد وإن كنت تريد أن تندرء الشبهة التي وقع في نفسك فعليك أن تدرس بحث الألباني في حديث هزيل عن المغيرة بن شعبة في المسح على الجوربين وإذا أمعنت فيما كتب الألباني هنالك ظهر لك ظهور الشمس رابعة النهار أن الحكم ههنا بأن ثم سجد شاذ أو وهم ليس مبنيا على الأصول والقواعد المتقنة الصحيحة عند أهل العلم والمعرفة بالحديث. انتهى كلام النور فوري حفظه الله

Üstad Hafız Abdulmennan en-Nurfurî hafazahullah şöyle der: “Abdurrazzak, kimseye muhalefet etmiş değildir. Zira o “sonra secde etti” kelimesini rivayet ederken başkalarının rivayet etmediği şeyi rivayet etmiştir. Şazlık yoktur. Şaz ancak şöyle olurdu: şayet Asım, “sonra secde” derken, diğerleri “sonra secde etmedi” veya “sonra secde etti” lafzına aykırı başka bir lafızla rivayet etselerdi şaz olurdu. Eğer nefsinde meydana gelen şüpheyi gidermek istiyorsan, el-Elbani’nin Huzeyl’in Mugire b. Şube’den, çoraplar üzerine mesh hadisi hakkındaki araştırmasını incele. El-Elbani’nin yazdıklarından kesin olarak kanaat edeceksin ki, buradaki “sonra secde etti” lafzına şaz veya yanılgı olduğuna hükmetmenin ilim ve marifet ehlinin katında sahih olan usule ve sağlam kaidelere dayanmadığı güneş gibi ortadadır.”

Nitekim Şeyh İbn Useymin rahimehullah Fetava’sında[21] şöyle demiştir: “Bazıları Vail b. Hucr hadisinin şaz olduğunu iddia etmişlerdir. Bu doğru değildir. Zira Hadis âlimlerine göre şaz: güvenilir bir ravinin kendisinden daha güvenilir olan bir raviye muhalif rivayette bulunmasıdır. Peki, Vail hadisinde muhalefet nerede? Zira Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’den, iki secde arasında sağ elini yaydığı varid olmamıştır. Böylece Vail radıyallahu anh hadisi şahid olmaktadır. Bu yüzden İbn Kayyım rahimehullah, iki secde arasında da sağ elin teşehhüddeki gibi olacağı görüşündedir.[22]

Halid b. İbrahim es-Sak’abî de el-Kavlu’r-Racih’te şöyle demiştir: “İki secde arasındaki oturuşta eller teşehhüdde olduğu gibi dizlerin üzerine parmaklar açık vaziyette konur. Küçük parmak, yüzük parmağı ve orta parmak başparmak ile tutularak halka yapılır ve Allah Teâla zikredilirken işaret parmağı ile işaret edilir.”[23]

Şeyh Halid Sa’dûn, Mecmau’l-Furateyn adlı risalesinde ve Şeyh Ebu Abdirrahman Tahir, Cilau’l-Ayneyn adlı risalesinde bu hadise şaz diyenlere tatmin edici cevaplar vermiştir.

Şazlık iddiası, cem’den (hadislerin arasını bulmaktan) aciz kalanların sığınağı haline gelmiştir. Usulde kararlaştırıldığı gibi; rivayetlerin arasını bulma imkânı varken şazlık iddiası kabul edilmez. Şeyh el-Ebani’den önce hiç kimse bu hadise şaz dememiştir. Önce Şeyh Elbani, sonra Şeyh Bin Baz bu hadise şaz demekle usulde apaçık bir hata yapmış, Şeyh Bekr Ebu Zeyd ve Şeyh Ebu Said Yarbuzi gibi başkaları da bu hataya tabi olmuşlardır.

Bu hadise şaz diyenlerin, iki secde arasındaki oturuşta sağ elin şekli hakkında bir tane olsun rivayet getirmelerini istiyoruz ki, bu temelsiz iddialarına haklılık payı verelim?! İki secde arasındaki oturuşu tarif eden başka bir rivayet yoktur ki, neye göre şaz diyorlar? Yoksa bu hadisi bilmeyen veyahut herhangi bir sebeple bu hadisle amel etmeyen binlerce insanın uygulamasına aykırı olduğu için mi şaz deniliyor? Subhanallah!!

Hafız, güvenilir imamlardan biri olan, meşhur Musannef sahibi Abdurrazzak’ın ömrünün sonunda hafızasının değiştiğini ve kör olduğunu zikretmiştir. Fakat ondan yapılan ve başkası tarafından zikredilmeyen ziyadeli nakil sıhhatli zamanında iken olmuştur. Bu ziyadenin hükmünü öğrenmemiz gerekir:

İbn Cema’a şöyle der: “Güvenilir ravinin ziyadesi üç kısımdır:

Birincisi: Güvenilir ravilere aykırı olarak rivayet edilendir ki daha önce şaz hadis hakkında açıklandığı gibi bu reddedilir.

İkincisi: Güvenilir râvi, rivayet ettiği haberle başkalarının rivayetine hiçbir surette muhalif düşmez;   bu durumda her hadîs,   hepsi güvenilir olan râvilerin, rivayetiyle tek kaldıkları hadîs gibidir ve makbuldür. Hattâ el-Hatîb, böyle bir hadîsin kabulü hakkında ulemânın ittifakı bulunduğu görüşündedir.

Üçüncüsü: Hadisin metninde, aynı hadisi rivayet eden diğer ravilerin zikretmediği ziyadeyi rivayet etmek.

Birçok imam bununla (üçüncü türden sikanın ziyadesiyle) delil getirmişlerdir. El-Hatîb, fıkıh ve hadîs ashabının, sika olan bir râvinin, rivayetinde tek kalması halinde ziyadesinin makbul olduğu gö­rüşünde olduklarına işaret ederek şöyle der: "Hadîs ehli ve fukahâ, ken­disine şer'î bir hükmün taalluk ettiği, yahutta herhangi bir hüküm yö­nünden bir noksanlığa sebep olacak ziyade arasında herhangi bir ayırım yapmadıkları gibi, sabit bir hükmün değişmesine yol açacak ziyade ile, buna yol açmayacak ziyade arasında da ayırım yapmamışlardır. Hattâ haberin râvisi, bir rivayetinde bu ziyadeyi yapmasa da, başka bir rivayetinde yapmış olsa, yahut onu başkası rivayet etse de kendisi rivayet etmemiş olsa bile, yine bir ayırıma lüzum görmemişlerdir.[24]

Sonuç olarak Abdurrazzak’ın: “Sonra secde etti” şeklindeki ziyadeli rivayeti, hafız ve güvenilir bir ravinin ziyadeli rivayeti olup muhaddisler indinde makbuldür. Es-Sevrî bunu Asım b. Kuleyb’den rivayet etmiştir. Bu konuda getirilen şüpheler reddedilmiştir. Hadis sahih ve sabit olup amel etmeye ve delil getirmeye elverişlidir.

Aşağıdaki hadislerde namazda yer alan bütün oturuşları kapsayan umumi ifadelerle gelmiştir:
عن وائل بن حجر قال ( قلت لأنظرن إلى صلاة رسول الله صلى الله عليه وسلم كيف يصلي قال فقام رسول الله صلى الله عليه وسلم فاستقبل القبلة فكبر ورفع يديه حتى حاذتا أذنيه ثم أخذ شماله بيمينه فلما أراد أن يركع رفعهما مثل ذلك فلما سجد وضع رأسه بذلك المنزل من يديه ثم جلس فافترش رجله اليسرى ووضع يده اليسرى على فخذه اليسرى وحد مرفقه الأيمن على فخذه اليمنى وقبض ثنتين وحلق حلقة ورأيته يقول هكذا وحلق بشر الإبهام والوسطى وأشار بالسبابة )

Vail b. Hucr radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in nasıl namaz kıldığına baktım. Kıbleye döndü, tekbir aldı, ellerini kulaklarına kadar kaldırdı. Sonra sol elini sağıyla tuttu. Rükû etmek istediğinde aynı şekilde ellerini kaldırdı. Secde ettiğinde başını ellerini koyduğu yere koydu. Sonra sol ayağını yayarak oturdu. Sol elini sol dizine koydu. Sağ dirseğini sağ dizine koydu. İki parmağını yumarak halka yaptı. Onun böyle dua ettiğini ve başparmağı ile orta parmağını halka yaparak işaret parmağıyla işaret ettiğini gördüm.”[25]

Bu rivayette görüldüğü gibi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in namazını nasıl kıldığını öğrenmek için özellikle seyreden Vail radıyallahu anh, umumi bir ifadeyle namazda oturuş şeklini anlatmıştır. Metnin zahirinde anlaşılan bu oturuşun iki secde arasındaki oturuşu tarif ettiğidir. Çünkü ilk rekati anlatırken parmağıyla işaret etmesinden bahsetmiştir.

عَنِ ابْنِ عُمَرَ أَنَّ النَّبِىَّ -صلى الله عليه وسلم- كَانَ إِذَا جَلَسَ فِى الصَّلاَةِ وَضَعَ يَدَيْهِ عَلَى رُكْبَتَيْهِ وَرَفَعَ إِصْبَعَهُ الْيُمْنَى الَّتِى تَلِى الإِبْهَامَ فَدَعَا بِهَا وَيَدَهُ الْيُسْرَى عَلَى رُكْبَتِهِ الْيُسْرَى بَاسِطُهَا عَلَيْهَا

İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem namazda oturduğunda ellerini dizlerinin üzerine koyar, sağ elinin parmağını kaldırarak dua ederdi. Sol elini de sol dizi üzerine koyarak yayardı.”[26]

Bu hadisteki “kane iza celese fi’s-salat: namazda oturduğu zaman” lafzı, tekrarı ifade eder. Böylece namazdaki her oturuşu kapsar.

Diğer rivayette “Teşehhütte oturduğu zaman” denilmesine gelince, İbn Useymin buna da Fetava’l-Erkani’l-İslam adlı kitabında şöyle cevap vermiştir:

“Birincisi genel, ikincisi özeldir. "Özelin genele uygun bir hükümle zikredilmesi tahsisi gerektirmez" diye bir kaide vardır. Mesela bir adam diğerine: İlim talebelerine ikramda bulun, der. Ve ona bir de: Muhammed’e ikramda bulun, der. Muhammed de bir ilim talebesidir. Bu, diğer ilim talebelerine ikramda bulunmamayı gerektirmez. Usul âlimleri bunu bir ilke olarak kabul etmişlerdir. Şeyh eş-Şankiti Advau’l-Beyan adlı tefsirinde bunu anlatmıştır. Eğer: İlim talebelerine ikramda bulun, dese, sonra da: Derste uyuyanlara ikramda bulunma, dese, işte bu tahsisi gerektirir. Çünkü onu genel hükme muhalif bir hükümle zikretti.”[27]
عَنْ عَلِىِّ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْمُعَاوِىِّ قَالَ : رَآنِى ابْنُ عُمَرَ وَأَنَا أَعْبَثُ بِالْحَصَى ، فَلَمَّا انْصَرَفَ نَهَانِى وَقَالَ : اصْنَعْ كَمَا كَانَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- يَصْنَعُ. قُلْتُ : وَكَيْفَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- يَصْنَعُ؟ قَالَ : كَانَ إِذَا جَلَسَ فِى الصَّلاَةِ وَضَعَ كَفَّهُ الْيُمْنَى عَلَى فَخِذِهِ الْيُمْنَى وَقَبَضَ أَصَابِعَهُ كُلَّهَا ، وَأَشَارَ بِإِصْبُعِهِ الَّتِى تَلِى الإِبْهَامَ وَوَضَعَ كَفَّهُ الْيُسْرَى عَلَى فَخِذِهِ الْيُسْرَى.

Ali b. Abdirrahman el-Meavi şöyle demiştir: Abdullah b. Umer radıyallahu anhuma beni namazda taşlarla oynarken gördü. Namazı bitirince beni bundan yasakladı ve şöyle dedi:

“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yaptığı gibi yap.” Ben:

“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem nasıl yapardı?” dedim. Dedi ki:

“Namazda oturduğu zaman sağ elini sağ dizine koyar, parmaklarını yumar, başparmağından sonra gelen parmağıyla işaret eder ve sol elini de sol dizine koyardı.”[28]

عَنْ عَامِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ عَنْ أَبِيهِ قَالَ : كَانَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- إِذَا قَعَدَ يَدْعُو وَضَعَ يَدَهُ الْيُمْنَى عَلَى فَخِذِهِ الْيُمْنَى ، وَيَدَهُ الْيُسْرَى عَلَى فَخِذِهِ الْيُسْرَى ، وَأَشَارَ بِإِصْبُعِهِ السَّبَّابَةِ ، وَوَضَعَ إِبْهَامَهُ عَلَى إِصْبَعِهِ الْوُسْطَى وَيُلْقِمُ كَفَّهُ الْيُسْرَى رُكْبَتَهُ .

Abdullah b. Zübeyr radıyallahu anhuma dedi ki: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem (namazda) oturduğu zaman dua eder ve sağ elini sağ dizine, sol elini de sol dizine koyardı. İşaret parmağıyla işaret ederdi. Başparmağını orta parmağı üzerine koyar, sol eliyle de sol dizini kavrardı.”[29]

عن مالك بن نمير الخزاعي عن أبيه قال : رأيت رسول الله صلى الله عليه و سلم واضعا يده اليمنى على فخذه اليمنى في الصلاة يشير بأصبعه

Malik b. Numeyr, babasından rivayet ediyor: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in namazda sağ elini sağ dizi üzerine koymuş, parmağıyla işaret ederken gördüm.”[30]
عَنْ سَعِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ ابْنِ أَبْزَى، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ: كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا جَلَسَ فِى الصَّلاةِ فَدَعَا، وَضَعَ يَدَهُ الْيُمْنَى عَلَى فَخِذِهِ، ثُمَّ كَانَ يُشِيرُ بِأُصْبُعِهِ إِذَا دَعَا.

Said b. Abdirrahman b. Ebza, babasından: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem namazda oturduğu zaman sağ elini dizine koyarak dua eder ve parmağıyla işaret ederdi.”[31]

Bu hadiste umumi bir ifadeyle “namazda oturduğu zaman” denilerek parmak işareti zikredilmiştir.

عن أبي قتادة  أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ إِذَا جَلَسَ فِي الصَّلَاةِ وَضَعَ يَمِينَهُ عَلَى فَخِذِهِ الْيُمْنَى, وَأَشَارَ بِإِصْبَعِهِ

Ebu Katade radıyallahu anh dedi ki: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem namazda oturduğu zaman sağ elini sağ dizine koyar ve parmağıyla işaret ederdi.”[32]

Âlimlerin Bu Hadisler Hakkındaki Fehmi

1- İbn Huzeyme Rahimehullah

İbn Huzeyme sahihinde(بابُ: بسطِ يَدِ اليُسرى عند وضعها على الركبة اليُسرى في الصلاة) “Namazda sol elin sol diz üzerine konulduğunda yayılması babı” başlığını koymuştur. Bu başlık ve zikrettiği hadis, namazdaki bütün oturuşlar hakkında geneldir. Zira İbn Huzeyme, sol elin şeklinin ancak yayılması olduğunu anlamıştır. Bu anlayış, sağ elin şeklinin de ancak işaret etmek olduğunu gerektirir. Çünkü bütün oturuşlarda sol elin yayılması hakkındaki umumi delil, aynı zamanda sağ elin işaretine de delildir. Böylece bütün oturuşlarda sağ elin işaret etmesi gerekir.
2- İmam Nesâî Rahimehullah

İmam Nesâî, el-Muctebâ’da (1269) (باب: بسط اليُسرى على الركبة)  “Sol elin diz üzerinde yayılması” başlığını vermiş ve bu başlığın altında İbn Ömer radıyallahu anhuma’nın rivayetini zikretmiştir.

Bu da İbn Huzeyme’nin başlığı hakkında söylediğim gibi, sağ elin bütün oturuşlarda işaret pozisyonunda olmasını gerektiren bir delildir.

Şüphe yok ki bu imamlar, hadislerdeki umumi ifadeleri olduğu gibi delil almışlar ve teşehhüdle kayıtlamamışlardır. Bilakis secdeler arasındaki oturuş hakkında da delil getirmişlerdir. O halde neden sağ el hakkındaki umumi ifade delil alınmasın? Sol el hakkındaki umumi ifade daha mı önceliklidir? Çünkü işaretin dayanağı duadır. Sol elin yayılmasının ise herhangi bir illeti yoktur!
3- İmam Beyhakî Rahimehullah

Beyhakî, Sunenu’l-Kubrâ’da (262) (باب: كيف يضع يديه على فَخِذيه والإشارة بالمُسَبِّحة)  “Ellerini dizi üzerine koyma ve işaret parmağıyla işaret şekli babı” başlığını koymuş ve bunun altında Muslim’in de Sahih’inde rivayet ettiği, daha önce bu risalemde zikrettiğim; Nafi ile Ali el-Meavî’nin İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan rivayet ettikleri hadisin umumi ifadesini delil getirmiştir. Bunu iyi düşün!
4- İmam Darekutnî Rahimehullah

Dârekutnî, Sünen’inde (باب: صفة الجلوس للتشهد وبين السجدتين) “Teşehhüd ve iki secde arasında oturuş şekli babı” başlığını vermiş ve altında İbn Ömer radıyallahu anhuma’nın: “Sol ayağı yayıp sağ ayağı dikmek sünnettir”[33] sözünün rivayet yollarını zikretmiştir. Darekutni, teşehhüd ile iki secde arasındaki oturuş arasında ayrım yapmamıştır. Böylece birisi hakkında gelen vasıf, her ikisini kapsamıştır. Hatta İbn Ömer radıyallahu anhumanın oturuşlarda ayakların durumu hakkında umumi ifadesini nakletmiştir ki, bu oturuşlarda ellerin durumu hakkındaki umumi ifadeler de aynı şekilde delildir. Ayaklar hakkında umumi ifadeyi delil alıp, eller hakkında olanı reddetmek olacak iş midir?
5- İmam Tahavî Rahimehullah

 Ebu Cafer et-Tahavî, Şerhu Meani’l-Asar’da[34] şöyle der:

فلمَّا كان المُتَّصِلُ عن أبي حُميدٍ موافِقاً لِمَا روى وائلٌ ثبت القولُ بذلك ولم يَجُزْ خِلافُهُ مع ما شدَّهُ من طريق النَّظر وذلك أنَّا رأينا القُعودَ الأوَّلَ في الصلاة وفيما بين السجدتين في كل ركعةٍ: هو أنْ يفترش اليُسرى فيقعدَ عليها

 “Ebu Humeyd’den muttasıl senedle gelen rivayet, Vail’in naklettiği rivayete uygun olduğuna göre, o halde bu doğrultuda görüş sabit olur ve ona muhalif görüşleri kabul etmek caiz olmaz. Bununla birlikte düşünme yoluyla varılan sonuç da bunu destekler. Şöyle ki: bizler namazdaki birinci oturuş ile her rekatte iki secde arasındaki oturuşların sol ayağı yatırıp üzerine oturmak şeklinde olduğunu gördük.”

O halde bunların arasında eşitliği gerektiren hadisler varken ayrım yapmanın manası nedir?
6- İbn Kayyım el-Cevziyye Rahimehullah

İbnu’l-Kayyım, Zadu’l-Mead’de şöyle demiştir: “Oturuş şekli, daha önce geçtiği gibi, tıpkı iki secde arasında oturuşu gibiydi. Sol ayağı üzerine oturur, sağ ayağını dikerdi. Bu oturma konusunda Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’den bu şekilden başkası rivayet edilmedi.”[35]

İbn Kayyım rahimehullah, “başka oturuş şekli nakledilmemiştir” diye nitelediği, iki scde arasındaki oturuşu şöyle anlatmıştır: “Ellerini uylukları üzerine koyar, dirseğini uyluğu ve elinin uç kısmını ise dizi üzerine koyardı. Parmaklarından ikisini çeker, bir halka yapar, sonra da bir parmağını dua etmek için kaldırır, hareket ettirirdi. Vail b. Hucr radıyallahu anh, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in işte böyle yaptığını söylemiştir.”[36]

Ayrıca bu risalemde daha önce naklettiğim gibi şu âlimler de iki secde arasında oturuşta sağ el ile işaret edileceğini açıkça tasrih etmişlerdir:
7- Şeyh Muhammed b. Salih b. Useymin Rahimehullah
8- Şeyh Hafız Abdulmennan en-Nurfûri
9- Şeyh Ebu Abid Halid b. Cez’ b. Halid es-Sa’dun
10- Şeyh Ebu Abdirrahman Muhammed Refik Tahir
11- Şeyh Halid b. İbrahim es-Sak’abî
12- Şeyh Yasir Burhamî

Hatime


Son olarak İmam Ahmed Rahimehullah’ın: “Bir imamın olmadan bir mesele hakkında konuşmaktan sakın” şeklindeki sözüyle ilgili bir açıklama yapmamız gerekmektedir.

Altın Kaideler adlı çalışmamda şu kaideyi zikretmiştim: “İmamlardan birinin öncülüğünü yapmadığı bir meselede konuşmamak gerekir.”

Bu kaide ancak hakkında nas bulunmayan meseleler hakkındadır. Hakkında Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hadisinden nas bulunan meselede ise önceki imamlardan hiçbiri bunu bilmese ve dile getirmese dahi onunla amel edilir. Zira hadis kendi başına delildir.

Hakkında nas bulunmayan ve kendi zamanlarında mevcut olmasına rağmen selefin hakkında konuşmadığı meselelere gelince, müslümanın yeni bir görüş ortaya koyması meşru değildir.

Şeyhulislam şöyle demiştir: “Sonrakilerin, öncekilerden ayrı olarak ortaya koydukları ve daha önce kimsenin dile getirmediği her görüş hatadır. Nitekim İmam Ahmed b. Hanbel şöyle demiştir: “Bir imamın olmadan bir mesele hakkında konuşmaktan sakın”[37]

İmam Ahmed’in bu sözü bu risalede zikrettiğimiz sünnetle amel etmeye asla bir engel değildir. Zira sahih hadisle sabit olmuştur. Hem bu hadis hakkında âlimlerin fehmini de nakletmiş bulunuyorum ki, bunları insafla düşünen kimse, bu açık sünnetle amel etme konusunda hiçbir şüphe duymaz. Hamd ve minnet Allah’adır.

İleri geri konuşup da basit şüphelerle veya imamlardan birinin görüşünü zatu envat edinerek sünnetle amel etmekten uzaklaştıranlara gelince: Allah rasulünden gelenlere uymak hepimizin söylediklerinden kat kat üstündür!

Subhaneke Allahumme ve bihamdike ve eşhedu en la ilahe illa ente vahdeke la şerike leke estağfiruke ve etûbu ileyk.

Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî
Dâru’s-Sunne/Çubukâbâd - Ankara

.


[1] Sahih. Ahmed (4/317) Taberani (22/34) Abdurrazzak (2/68 no: 2522) Hatib el-Bağdadi, el-Fasl Li’l-Vaslli’l-Mudrec (1/430)
[2] Fethu’r-Rabbani (3/149)
[3] Humeydi (2/392 no:885)
[4] Şafii Müsned (1/176)
[5] Tehzibu’l-Kemal (18/53)
[6] Beyhaki (2/24)
[7] Tabakatu’l-Huffaz (1/158 no:337) Tehzibu’l-Kemal (18/56)
[8] Bkz.: Siyeru A’lami’n-Nubela (7/466)
[9] Musannef (2/68 no:2522)
[10] Ahmed (4/318)
[11] Taberani (22/33)
[12] Elbani Sahiha (1247)
[13] Tedribu’r-Ravi (1/233)
[14] İbn Salah Mukaddime (s.44)
[15] Bkz.: Baisu’l-Hasis (s.8)
[16] Taberani (22/33)
[17] Tehzibu’l-Kemal (18/56)
[18] Takribu’t-Tehzib (1/515 no:6415)
[19] Suyuti Tabakatu’l-Huffaz (1/158, 159 no:337)
[20] Bkz.: Ebu Abdurrahman Muhammed Refik b. Tahir, Cilau’l-Ayneyn (s.6)
[21] (13/143)
[22] Zadul Mead (1/238- Arnavut kardeşlerin tahkiki)
[23] Halid b. İbrahim es-Sak’abi Kavlu’r-Racih Maa’d-Delil (2/93-96)
[24] El-Kifâye, s. 424-425 el-Menhelu’r-Revi (1/58)
[25] Sahih. Nesai (1265); Hatib, el-Fasl (1/435) Ahmed (4/316, 318); Beyhaki (2/131); İbn Carud, el-Munteka (208); Tayalisi (1020) Taberani (22/38); Ebu Davud (726, 957); Darimi (1357); İbn Huzeyme, Sahih (713); İbn Hibban, Sahih (5/172); Humeydi (855) Elbani sahih demiştir.
[26] Sahih. Müslim (580) Malik (76) Ahmed (2/147) Beyhaki (2/130) Bezzar (5755)
[27] İbn Useymin Fetava Erkani’l-İslam (no: 252)
[28] Sahih. Muslim (580) Malik (198) Ahmed (2/65) Ebu Davud (989) Nesai (2/236) İbn Huzeyme (712) İbn Hibban (1942) Beyhaki (2/130)
[29] Sahih. Müslim (579) Beyhaki (2/131)
[30] Sahih ligayrihi. Ahmed (3/471) Şuayb el-Arnaut: sahih ligayrihi demiştir. İbn Ebi Şeybe (6/86); Nesai el-Mucteba (3/38); Sunenu’l-Kubra (1/376 no:1194); İbn Mace (911); İbn Huzeyme (715) İbn Ebi Asım, el-Ahad (2329)
[31] Sahih. Ahmed (3/407) Buhari, Tarih (3/296); Elbani es-Sahiha (3181)
[32] Sahih. Ahmed (5/297)
[33] Buhari (827)
[34] Şerhu Meani’l-Asar (1/160)
[35] Zadu’l-Mead (Tercüme Şükrü Özen: 1/225)
[36] Zadu’l-Mead (tercüme Şükrü Özen: 1/221) not: Şükrü Özen burada zikredilen Vail radıyallahu anh hadisinin tahricini yaparken başka bir hadisin tahricini vermiştir. Doğru tahrici bu risalemde ilk hadisin dipnotunda olduğu gibidir.
[37] Mecmuu’l-Fetava (21/291)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)