Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Selefî Davet İle Tekfirci İşid Arasındaki Açık Farklar

Selefî Davet İle Tekfirci İşid Arasındaki Açık Farklar * Makale sahibi isminin yayınlanmasını istememiştir. Tercüme Eden: Ebu Muaz el...

21 Ekim 2014 Salı

İslam Ordusu mu, Deccal'in Ordusu mu?

Aralarından Deccal Çıkıncaya Kadar Hariciler Eksik Olmaz
Abdullah b. Ömer Radıyallahu anhumâ'dan, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Öyle genç bir cemâat türeyecek ki Kur'an okuyacaklar. Fakat okudukları Kur'an onların boğazlarının çemberlerinden öteye geçmeyecektir. Onlardan bir grup çıktıkça hemen kökleri kazınmalıdır.” İbn Ömer dedi ki: "Ben Rasûlulah Sallallahu Aleyhi ve Sel­lem'den: Onlardan bir grup çıktıkça hemen kökleri kazınmalıdır” fık­rasını 20 defadan fazla işittim." Râvî İbn Ömer bundan sonra Rasûlullah'ın buyurduğu hadisin son parçasını şöyle nakletti: Nihayet bu cemâatin sürdürdüğü hile ve aldatma esnasında veya onların askerleri arasında Deccal çıkıverecektir.” (Sahih. İbn Mace (174)
 
Hariciler Önce Halkı Tekfir Ederler,
 
Sonra Halifelik İddia Eder, Biat İsterler,
 
Sonra Hislere Tabi Olarak Delilsiz Söylentilere Uyarlar, 
 
Sonra Deccale Tabi Olurlar
 
 
Huzeyfe radıyallahu anh’den; Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Sizin için en çok şu kimseden korkarım; Üzerinde güzelliği görünene kadar Kuran’ı okuyan, İslam üzerinde bir gömlek iken Allah’ın dilediği zaman ondan sıyrılıp kılıcıyla komşusunun üzerine yürüyen ve onu şirk ile itham eden kişi.” Dedim ki; “Ey Allah’ın Rasulü! Hangisi şirke daha layık, itham edilen mi, yoksa itham eden mi?” buyurdu ki;
Hayır, bilakis itham eden şirke layıktır.” (Hasen. Bezzar (7/220) İbni Hibban (1/282) Tahavi Müşkilul Asar (Tuhfetul Ahyar- 71) Buhari Tarihul Kebir (4/301) İbni Kesir Tefsir (2/266) İbni Kesir Camiul Mesanid (3/300)
 
Muaz b. Cebel radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor; Ümmetim için en çok şu üçünden korkarım;
Birincisi; Kur’an’ı, onun ihtişamını görünceye kadar okuyan kimsedir. Allah onun üzerindeki İslam gömleğini soyar ve o da kılıcını kaldırıp komşusuna vurarak onu şirk ile itham eder.” Dediler ki;  “Ey Allah’ın Rasulü! Bu şirk ithamına hangisi layıktır?” buyurdu ki; “İtham eden layıktır.
 
İkincisi; Allah’ın kendisine yetki nasip ettiği kimsedir. Bu kimse der ki; “Bana itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Bana isyan eden de Allah’a isyan etmiş olur.” Hâlbuki yalan söylemektedir. Yaratıcıdan başka sığınılacak halife yoktur.
 
Üçüncüsü ise söylentilere dalan kimsedir. Bir söylenti bittiğinde ondan daha uzun sürenine dalar. Şayet Deccal’e yetişirse hemen ona tabi oluverir.” (Hasen. Taberani (20/88) Taberani Müsnedu Şamiyyin (2/254) Fesevi Ma’rife (2/358) Mecmau’z-Zevaid (5/228) Cem’ül Fevaid (6057) İbni Kesir Camiul Mesanid (11/480) İbni Ebi Asım Diyat (s.22) İbni Ebi Asım es-Sunne (1/24)
 
Deccal Şam-Irak Arasından Çıkar!
 
Nevvas b. Sem'an radıyallahu anh'den: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem bir sabah Deccâl'den o kadar çok bahsetti ki, onun hurmalığın içinde olduğunu sandık. O'na doğru gittiğimizde bizim hâlimizin far­kına varmış olacak ki bize sordu: “Neyiniz var?” Dedik ki: “Ey Allah'ın rasulü! Sabahleyin Deccâl'den o kadar çok bahsettin ki hatta biz onu hurmalığın içinde olduğunu sandık.” Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
Benim sizin hakkınızda korktuğum Deccal’den başkadır. Zira ben sağ iken Deccâl çıkarsa ona karşı ben sizi savunurum. Eğer çıktığın­da ben yoksam, o zaman herkes kendisini sa­vunsun. Her bir müslüman hakkında Allah ona karsı müdafaa etmekte vekilimdir. O (Deccâl) kısa kıvırcık saçlı bir gözü olan bir delikanlıdır, tıpkı Abdu'l-Uzzâ b. Katan'a benziyor. Kim ona erişirse ona karşı Kehf sûresinin ilk ayetlerini okusun. O Şam ile Irak arasından çıkacak; sağa sola saldırıp azgınlaşacak. Ey Allah'ın kulları sebat edi­niz!” buyurdu..." (Sahih. Muslim 2937)
 
 

20 Ekim 2014 Pazartesi

Sigaraya Haram Demek Allah'a ve Rasulüne İftiradır!

Sigarayı Haram Sayan Sözde Fakihlerin Usul Hatası
Ebu Muaz el-Çubukâbâdî
 
Bismillah.
Takdim:
Kur’ân’ı Kerim’de ve sahih sünnette haram kılınan yiyecek ve içecekler incelendiğinde şu hakikatler ortaya çıkar:
a- Helal kılınanlar temiz olan şeylerdir, haram kılınanlar ise habis olan şeylerdir.
b- Helal; asıl olandır ve haram ondan istisna edilendir.
c- Helal olan bir şeyi haram kılmak caiz değildir.
d- Helal olan bir şeyi haram kılmak Allah’a ortak koşmak sayılır ve teşri konusunda Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın hakkına taşkınlıktır.

16 Ekim 2014 Perşembe

İki Secde Arasındaki Oturuşta İşaret

Soru: "Değerli âlim Muhammed b. Salih el-Useymîn, "Namazın Kılınış Şekli" kasetinde iki secde arasındaki oturuşta -tamamen teşehhüde olduğu gibi- duâ ederken şehâdet parmağını kaldırıp hareket ettirmenin sünnet olduğunu belirtmiştir.
İlginç olanı, bildiğim kadarıyla değerli âlim Muhammed b. Salih el-Useymîn'den başkası bu görüşü söylememiştir. Hatta "eş-Şerhu'l-Mumti'" kitabında "Namazın Kılınış Şekli" bölümünde bile bu görüş yoktur. Buna göre bu görüşe göre amel (hareket) etmeli miyim
?"
 
Muhammed Salih el-Muneccid'in Cevabı:

Mikrofonsuz Okunan Ezanı İşitmeyen Namazı Nasıl Kılar?

Soru: Ben, yakında İngiltere'ye gideceğim ve orada bir hafta kalacağım. İkâmet ettiğim yere en yakın mescit 1.5 kilometre uzaklıktadır. Doğal olarak ben ezanı işitmeyeceğim. Çünkü

Duvarlara Ayet ve Hadis Yazılı Levhalar Asmanın Sakıncaları

Bazı müslümanların evlerini ziyâret ettiğimde, bunlardan birçoğunun duvarlarına, üzerinde Kur’an âyetlerinin ve Allah Teâlâ'nın güzel isimlerinin veya benzeri şeylerin yazılı olduğu tablolar astıklarını görüyorum. İslâm dîninin bu konudaki hükmü nedir?

Tegannîsiz Kıraatler

Şeyh Ebu Malik el-Cuheni:
Abese Suresi

Mutaffifin Suresi

İnşikak Suresi

Buruc Suresi

Tarık Suresi

Semir el-Beşirî:

Hucurat Suresi

Tegabun Suresi

 Şeyh Muhammed Nasıruddin el-Elbâni:

Yusuf Suresi

15 Ekim 2014 Çarşamba

Hadis Rivayet Ederken Sigara İçen Kimseden Rivayet Alınır mı?

Ebu Suleyman el-Cendî el-Eserî dedi ki: “Mısır diyarının, sufi ve mutaassıp bir eşari olan müftüsü Ali Cum’a’nın şöyle dediğini kulaklarımla işittim: “Şeyh Muhammed Yasin el-Fadanî sigara içerdi. Nargile çekerken Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in hadisini rivayet ederdi. Şeyh el-Fadanî Mekke’li alimlerden yetmiş kişiden sigara içtiklerini bize rivayet etti.” Ses kaydı elimde mevcut ve böyle diyor! Asrın hadis müsnid’i olan Şeyh Fadanî’den bu sabit olmuş mudur? Yoksa bu haber Ali Cum’a’nın yalancı biri olduğuna mı delalet eder? Eğer sabit ise böyle bir kimseden hadis rivayeti caiz midir?”
Şeyh Muhammed Ziyad Tekile şöyle cevap verdi: “Şeyh el-Fadanî rahimehullah Allah onu affetsin, Hicaz’lı şeyhlerin çoğu gibi nargileyi haram görmez ve içerdi. Yine Şam, Mısır ve başka yerlerin şeyhlerinin çoğu da yakın zamana kadar böyleydi. Sigara içmek aralarında yaygın idi ve haram görmezlerdi. En fazla mekruh görenler vardı. Belki de onlara sigaranın vücuda verdiği zararı, bugünkü alimler katında olduğu gibi netleşmemişti. Yine Yemen alimlerinin geneli kât kullanırlar. Allah’a hamd olsun bu mesele bu zamanda şeyhlerin ve ilim talebelerinin geneli katında açıklığa kavuşmuş, çirkin bir münker olarak görmeye başlamışlardır.
Değerli kardeşim! Şeyh Fadani’nin hadis rivayet ederken nargile içmesini yadırgamamalısın. Ben şeyhlerden birçok kimsenin nargile konusunda tesahulde bulunup kullandıklarını biliyorum. Bu mesele onların katında hadis rivayet ederken yeme ve içme gibidir. Ben Zebid’de 1420 yılında şeyhlerden birinin yanına girdim. Yanında nargile, sigara ve kât vardı. Bu şeyh’ten hadis almak ve o mecliste kalmak hoşuma gitmediği için hemen çıktım. Halbuki onun bu konuda ruhsat verdiğini biliyordum. Ben ise haram ve habis gördüğüm bu şeyden şiddetle tiksindim.
Ama bunu yapan kimseden rivayetin caiz olmasına gelince; masiyet, bid’atten hafiftir. Bid’atine davet etmeyen bid’atçiden rivayet dahi caizdir. Peki masiyetinde tevil sahibi olan, onu haram görmeyen ve mürüvveti zedeleyici görmeyen kimseden rivayet nasıl caiz olmasın? Şeyhlerimizden bu durumda olan kimselerden rivayeti terk edenler, böyle bir rivayeti haram gördüklerinden değil, veradan dolayı terk ediyorlardı. Bu genel bir konudur. Ama el-Fadanî rahimehullah’a gelince, Neylu’l-Emani adlı kitabımda onun hakkında özel olarak indimde bulunanları ve Şeyh Bedruddin el-Haseni’den bahsederken açıkladım. .."
Halid b. Ömer dedi ki: “El-Fadanî ve Ebu Turab ez-Zahirî veya başkaları gibi nargile kullanan şeyhler hakkında adalet; onların Allah’ın dini hakkındaki itikatlarına göre hükmetmemizdir. Bizim itikadımıza göre değil. Eğer mubah görüyorsa bu yüzden onu kötüleyemeyiz. Bilakis delillerle hatasına reddiye veririz. İnsanlara görüşünün isabetli olmadığını açıklarız. Onu helal gördüğü şeyden dolayı ayıplayamayız. Yine bid’at ehline buğz etmemiz ve onların bid’atlerinden ve hatalarından teberri etmemiz, onlara karşı adaletten bizi engellemez.”
* Sigaranın haram olduğunu veya zararlı olduğunu iddia edenlere ilgili risalemde cevap vermiş bulunuyorum.

Bid'atçi, Kendisine Uyulan Biriyse Ona Sükut Edilmez


Soru: Bid’atçiye merhamet etmek caiz midir?
Şeyh Ubeyd b. Abdillah el-Cabiri’nin cevabı: “Şayet bid’ati fısk türünden ise ona merhamet etmeye mani yoktur. Eğer ilim ile bilinen biriyse ona merhamet edilmez. İnsanlar arasında ilim ve fazilet sahibi olarak biliniyorsa yani insanlar onun görüşlerini takip ediyorsa ona merhamet edilmez, sükut edilmez. Müslümanların avamına gelince, onlara inkarda bulunmamakta mani yoktur.
İkinci olarak; Rafızilik, Cehmilik, vahdeti vücud, hulul gibi küfür olan bid’atleri varsa, bid’atleri üzere öldükleri takdirde onlar kâfirlerdir.
Bid’ati fısk türünden olanlar hakkında söylediğimizin delili Allah Teâlâ’nın şu kavlidir: “Şunu iyi bil ki Allah’tan başka ibadete layık hak ilah yoktur. Günahın için, mümin erkekler ve mümin kadınlar için bağışlanma dile.” (Muhammed 19)
Fasıklar; fıskları ister bid’at türünden olsun, ister süluk (gidişat) türünden olsun, bid’atleri yüzünden onlardan iman vasfı tamamen kalkmaz. Ancak imanın kemali kalkar.
Bu şekilde fısk olan bid’ati üzerine ölen kimse Allah’ın dilemesindedir. Allah dilerse azap eder, dilerse cehenneme koyar, Allah ile karşılaşıncaya kadar tevbe etmediği bid’atine karşılık azap eder, fakat o cehennemde ebedî kalmaz.

Suriye’deki Cehennem Köpekleri ve Selefîler’in Onlardan Berî Oldukları Hakkında Uyarı

Bazı kardeşlerimiz, hangi alimlerin Işid, Sururîyye, Nusra ve el-Kaide gibi harici örgütleri aleyhinde fetva verdiklerini sormaktadırlar. Daha önce sitemde bu konuyla ilgili bazı fetvaları tercüme etmiştim.
Aşağıda verdiğim linkte; Işid ile Nusra’nın aynı menhecin (hariciliğin) iki ayrı yüzü olduğunu;
Halid b. Abdirrahman b. Zeki, Ahmed b. Huseyn es-Sebi’î, Ahmed b. Ömer Bazemul, Muhammed b. Remzan el-Haciri, Adil b. Mansur el-Başa, Bedr b. Muhammed el-Bedr ve Zeyd b. Huleys ed-Devseri ortak açıklama ile beyan etmektedirler.
 
Tartusi, Makdisi, Ebu Katade, Muhammed Zeynelabidin es-Surur, Ebu Bekir el-Bağdadi, Usame b. Ladin gibi isimler Haricîlerdir.
Kalpleri kaymış bazı kimseler, bu harici örgütlere sempati duymakta, Müslümanlar arasında İslam düşmanlarının hesapları lehine dökülen kanları “cihad” diye nitelemektedirler. Bu hallerinden bir an evvel tevbe etmeleri gerekir. Zira bu, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in “yeryüzünün en şerlileri”, “okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacak olan”, “cehennem köpekleri” gibi sıfatlarla andığı şerli akideye sevgi beslemektir, Selefî akideye tuzak kuranlara destek vermektir ve Allah’a, rasulüne, sahabeye ve onlara güzelce tabi olanlara muhalefet etmektir.
Şeyh Abdurrahman Muhyiddin, şu linkte Işid’in Yahudi ve Masonlar tarafından kurulduğunu açıklamaktadır:
Şeyh Ubeyd el-Cabiri, şu linkte Işid’in Selefî bir örgüt olduğunu söyleyenin yalancı bir Allah düşmanı olduğunu açıklamaktadır:
Şeyh Suleyman er-Ruhayli, şu linkte Işid’e katılıp biat etmenin caiz olmadığını açıklamaktadır:
Şeyh Abdulmuhsin el-Abbad şu linkte Işid’in İslam Devleti olarak isimlendirilmesine reddiye vermektedir:
Işid, en-Nusra ve el-Kaide Haricilerini reddeden daha bir çok alimler vardır ve hepsini burada aktarmanın mümkün olmadığı kadar bol kayıtlar vardır.
Selefîler, adı geçen örgütlerden, onları övenlerden, sempati duyanlardan beridirler.  Bâtıl davetçilerine imkan hazırlayarak Müslümanların hakiki selefilik'ten saptırılmasına katkı sağlayan derneklerden de beridirler. 

14 Ekim 2014 Salı

Deccalin Su Gösterdiği Ateş, Ateş Gösterdiği Sudur, Muasırların Üslubu; Deccal'in Üslübudur


Sahih bir isnad ile Fudayl b. Iyad rahimehullah’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

لَأَنْ آكُلَ عِنْدَ الْيَهُودِيِّ وَالنَّصْرَانِيِّ أَحَبُّ إِلَيَّ مِنْ أَنْ آكُلُ عِنْدَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ فَإِنِّي إِذَا أَكَلْتُ عِنْدَهُمَا لَا يُقْتَدَى بِي وَإِذَا أَكَلْتُ عِنْدَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ اقْتَدَى بِي النَّاسُ , أُحِبُ أَنْ يَكُونَ بَيْنِي وَبَيْنَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ حِصْنٌ مِنْ حَدِيدٍ , وَعَمَلٌ قَلِيلٌ فِي سُنَّةٍ خَيْرٌ مِنْ عَمِلِ صَاحِبِ بِدْعَةٍ وَمَنْ جَلَسَ مَعَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ لَمْ يُعْطَ الْحِكْمَةَ وَمَنْ جَلَسَ إِلَى صَاحِبِ بِدْعَةٍ فَاحْذَرْهُ , وَصَاحِبُ بِدْعَةٍ لَا تَأْمَنُهُ عَلَى دِينِكَ وَلَا تُشَاوَرْهُ فِي أَمْرِكَ وَلَا تَجْلِسْ إِلَيْهِ , فَمَنْ جَلَسَ إِلَيْهِ وَرَّثَهُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ الْعَمَى وَإِذَا عَلِمَ اللهُ مِنْ رَجُلٍ أَنَّهُ مُبْغِضٌ لِصَاحِبِ بِدْعَةٍ رَجَوْتُ أَنْ يَغْفِرَ اللهُ لَهُ , وَإِنْ قَلَّ عَمَلُهُ فَإِنِّي أَرْجُو لَهُ , لِأَنَّ صَاحِبَ السُّنَّةِ يَعْرِضُ كُلَّ خَيْرٍ وَصَاحِبُ الْبِدْعَةِ لَا يَرْتَفِعُ لَهُ إِلَى اللهِ عَمَلٍ , وَإِنْ كَثُرَ عَمَلُهُ إِنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ وَمَلَائِكَتَهُ يَطْلُبُونَ حِلَقَ الذِّكْرِ فَانْظُرُ مَعَ مَنْ يَكُونُ مَجْلِسُكَ لَا يَكُونُ مَعَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ فَإِنَّ اللهَ تَعَالَى لَا يَنْظُرُ إِلَيْهِمْ , وَعَلَامَةُ النِّفَاقِ أَنْ يَقُومَ الرَّجُلُ وَيَقْعُدَ مَعَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ. وَأَدْرَكْتُ خِيَارَ النَّاسِ كُلُّهُمْ أَصْحَابُ سُنَّةٍ وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْ أَصْحَابِ الْبِدْعَةِ لَا تَجْلِسْ مَعَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ أَحْبَطَ اللَّهُ عَمَلَهُ , وَأَخْرَجَ نُورَ الْإِسْلَامِ مِنْ قَلْبِهِ , وَإِذَا أَحَبَّ اللَّهُ عَبْدًا طَيَّبَ لَهُ مَطْعَمَهُ لَا تَجْلِسْ مَعَ صَاحِبِ بِدْعَةٍ؛ فَإِنِّي أَخَافُ أَنْ يُنَزِّلَ عَلَيْكَ اللَّعْنَةَ مَنْ أَتَاهُ رَجُلٌ فَشَاوَرَهُ فَدَلَّهُ عَلَى مُبْتَدَعٍ فَقَدْ غَشَّ الْإِسْلَامَ , وَاحْذَرُوا الدُّخُولَ عَلَى صَاحِبِ الْبِدَعِ؛ فَإِنَّهُمْ يَصُدُّونَ عَنِ الْحَقِّ الْأَرْوَاحُ جُنُودٌ مُجَنَّدَةٌ , فَمَا تَعَارَفَ مِنْهَا ائْتَلَفَ , وَمَا تَنَاكَرَ مِنْهَا اخْتَلَفَ , وَلَا يُمْكِنُ أَنْ يَكُونَ صَاحِبُ سُنَّةٍ يُمَالِئُ صَاحِبَ بِدْعَةٍ إِلَّا مِنَ النِّفَاقِ

Şüphesiz Yahudi veya Hristiyanın yanında yemek yemem, bid’at sahibinin yanında yemek yememden daha iyidir. Zira ben eğer Yahudi veya Hristiyanın yanında yemek yersem kimse bana uymaz. Eğer bid’at sahibinin yanında yemek yersem insanlar bana uyarlar.
Benimle bid’at sahibi arasında demirden bir kale olmasını isterdim.
Sünnet ile az amel, bid’at sahibinin çok amelinden hayırlıdır. Kim bir bid’at sahibiyle oturursa ona hikmet verilmez.
Kim bir bid’at sahibiyle oturuyorsa, ondan da sakındırın. Bid’at sahibine dinin hakkında güvenemezsin. İşin hakkında da onunla istişare etme. Onun yanında oturma. Kim bid’at sahibiyle oturursa Allah Azze ve Celle ona körlük bulaştırır.
Allah bir kimsenin bid’at sahibine buğzettiğini bilirse, ameli az da olsa Allah’ın onu bağışlamasını umarım. Muhakkak ki ben ondan ümitliyim. Çünkü sünnet ehlinin her iyiliği arz edilir. Bid’at sahibinin ise ameli çok olsa da Allah’a bir ameli yükseltilmez.
Muhakkak ki Allah Azze ve Celle’nin zikir halkalarını arayan melekleri vardır. Kimin yanında oturduğuna dikkat et. Yanındaki bid’at sahibi olmasın! Zira Allah onlara bakmaz. Münafıklığın alameti, kişinin bid’at sahibi ile beraber oturmasıdır.
İnsanların hayırlılarına yetiştim, hepsi de sünnet ashabı idi ve bid’at ashabından sakındırıyorlardı.
Bid’at sahibiyle oturursan Allah amelini iptal eder ve İslam nurunu kalbinden çıkarır. Allah bir kulu sevdiği zaman yemeğini (yemek arkadaşlarını) güzelleştirir.
Bid’at sahibiyle oturma. Zira ben üzerine lanet inmesinden korkarım.
Kime bir kimse danışmak için gelir de, ona bid’atçi birini gösterirse İslam’ı aldatmış olur.
Bid’at sahibinin yanına girmekten sakının. Zira onlar haktan alıkoyarlar.
Ruhlar derli toplu askerler gibidir. Tanışan ruhlar anlaşır, tanışmayan ruhlar ise ihtilaf ederler. Sünnet ehli birinin bid’at sahibine meyletmesi mümkün değildir. Bunun sebebi ancak münafıklıktır.”
Sahih maktu. Ebu Nuaym Hilye (8/103-104) İbn Batta el-İbane (437-441)  el-Lalekai İtikad (261-267)

Bid'at Ehline Düşmanlığı İptal İçin İbn Teymiyye'nin Sözünü Çarpıtan Hevâ Ehline Reddiye


Bid’at Ehliyle Muvalat Şüphesine Reddiye

Yazan: Ebu Malik el-Cuhenî er-Rıfâî
         Tercüme: Ebu Muaz
Bismillahirrahmanirrahim 
Hamd, alemlerin rabbi Allah içindir. Salat ve selam el-Emin olan rasulu, nebimiz Muhammed’e, âline ve bütün ashabı üzerine olsun.
Bundan sonra.
Bahsi geçen bu şüpheye cevap, Salih selefin yoluna muhalefet ederek sorun çıkaranlara reddiyedir. Bu en kuvvetli şüphedir ve Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah’ın Mecmuu’l-Fetava’da (28/209) geçen şu sözünden alınarak karıştırma yapılmıştır:
“Bir kimsede hayır, şer, fücur, taat, ma’siyet, sünnet ve bid’at bir araya gelmişse, kendisinde bulunan hayır miktarında dostluk edilmeyi ve ödüllendirilmeyi, kendisinde bulunan şer miktarında düşmanlık ve cezalandırılmayı hak eder. Bir şahısta ikram edilmeyi ve aşağılanmayı gerektiren haller bir araya gelmiş olur. Mesela fakir hırsızın, hırsızlıktan dolayı eli kesilir ve ona beytu’l-mal’den ihtiyacını giderecek bağış verilir.”
Selefin menhecine muhalefet eden bu kimseler, bu sözü varacağı tehlikeye aldırmayan bir anlayışla anlıyorlar ve Şeyhulislam’ın sözünü şöyle açıklıyorlar:
Bid’atçide hayır ve şer, taat ve masiyet bir araya gelmiştir. O halde onda bulunan hayır kadar sevilir ve dostluk edilir. Bunun gereği olarak da bid’atçiye darılman, onunla bağları kesmen, buğzetmen ve mutlak buğzu izhar etmen caiz değildir. Çünkü o hayrı ve şerri, taat ve masiyeti bir araya getirmiştir.”
Şeyhulislam İbn Teymiyye’nin sözü hakkında yaptıkları bu açıklamadaki tuhaf maksatları çok açıktır.
Bunlar, kalabalıklaşma ve yığılma ehlidir. Üzerinde salih selefin ve onlardan sonraki imamların icma ettikleri “Bid’atçiye hecr (darılma) kaidesine itiraz etmekte, bu ümmetin samimi mensuplarını onların yolundan engellemektedirler: Sünnet ehli olanla bid’at ehli olanı, selefi ile tekfirci olanı nasıl tek çatı altında toplayabilirsiniz?!
Nitekim Salih selefimiz bid’atçiden hecr uyguluyor (onlardan bağları kesiyor), buğzu ve öfkeyi izhar ediyor ve insanları onlardan sakındırıyorlardı.
Nitekim Fudayl b. Iyad rahimehullah şöyle demiştir:
صاحب البدعة لا تأمنه على دينك ولا تشاوره في أمرك ولا تجلس إليه فمن جلس إلى صاحب بدعة ورثه الله العمى

“Bid’at sahibine dinin hakkında güvenme! İşin hakkında onunla istişare etme! Onun yanında oturma! Kim bid’at sahibinin yanına oturursa Allah ona körlük bulaştırır.”
* mütercimin notu: "Allah Fudayl b. Iyad'a rahmet etsin. İnegöl, Yenice, Ankara, İzmir, Konya, Bursa, Antep, İstanbul, Maraş, Adana ve başka yerlerde dernekçi bid'atçilerle oturup konuşma meselesinde yapılan uyarıları ciddiye almayan nice kimselerin kalpleri, hakkı gördükten sonra, bid'atçilerle teşriki mesai yapmaları sebebiyle kör olmuştur. Allah'tan şifa dileriz. Durum o hale geldi ki, Allah ve rasulünden başkası için, kitap ve sünnete aykırı unsurlar için dostluk ve düşmanlık belirleyerek bid'atın daniskasına düşen, şeytanın adımlarını takip eden kimseleri "onlar bid'atçi değil, anlamayan, tevil eden, mazeret sahibi kimseler" olarak nitelemeye, selefin icma ettikleri menheci ise "üslupsuzluk" görmeye başlamışlardır. Hatta bazı Şeytanlar: "Merhametsizlik" diyor! Anlamak'tan mahrum edilmenin Allah'ın bid'atçilere verdiği bir ceza olduğunu unutuyorlar! Hidayetten sonra sapıklığı satın almak ne kötü!"
O kalabalıkçı ve yığılmacılar nasıl yapıyorlar? İbn Teymiyye rahimehullah’ın bu sözüyle oynayarak her tarafa çekiyorlar, hevalarına göre açıklıyorlar, salih selefin bid’atçiye dargınlık hakkındaki icma’ına direşiyorlar. Gençler de onların Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah’ın sözü hakkında söyledikleri bu yalan ve saptırmayı tasdikliyorlar!
Şayet İbn Teymiyye rahimehullah’ın sözünün anlamı, onların söyledikleri ve anladıkları gibi olsaydı, istisnasız olarak bütün bid’at ehli bu sözün kapsamına girerdi. Bu topluluk, Seyyid Kutupçular’ı ve benzerleri kastediyorlar, bu sözü bu kapsamda değerlendirmiyorlar. Onlar Rafızilere muvalat (yakınlık) gösteren İhvanu’l-Muslimin’e karşı çıkarlar. Sufilere muvalat eden Tebliğ cemaatine karşı çıkarlar. Şayet İhvanu’l-Musliminciler ve Tebliğ cemaati onlara İbn Teymiyye’nin bu sözünü delil getirirlerse cevapları ne olurdu? Bu delil getirmeye karşı konumları ne olurdu?
Eğer Şeyh’in bu sözü ile getirilen delili reddeder ve kabul etmezlerse çelişmiş olurlar. İhvancılar ve Tebliğ cemaatinin şöyle demeleri hak olur: “Size helal de bize haram mı? Biz, İbn Teymiyye’nin sözünü, bid’atçiye muvalat, sevgi ve destek hususunda sizin delil getirdiğiniz manaya yakın olarak delil getiriyoruz. Şayet İbn Teymiyye’nin sözü sizin açıkladığınız ve şerh ettiğiniz gibiyse, size de uyar, bize de uyar.” Böylece bütün bid’at ve heva ehli bu kapsama girer. Sadece İhvancılar ve Tebliğ cemaati değil, dikkat et!
O zaman Şia, Sufiyye, Eşariyye, Maturidiyye, Mu’tezile, İbadiyye ve diğer sapıklık fırkalarına dostluk edenler sizi ilzam ederler. Ancak siz, Şeyhulislam’ın sözünü bir yerde delil olarak kullanıp, bir yerde reddetmekle çelişkiye düşersiniz.
Onların hepsinde, başta Şia’da, sonra İbadiyye’de hayır ve şer, sünnet ve bid’at, taat ve masiyet bulunmaktadır. İbn Teymiyye’nin sözünden onları nasıl çıkaracaksınız? Ya bu sözü, bütün bid’atçileri dikkate alarak anlayacaksınız ve böylece bütün bid’at ehliyle aynı safta ittifak edeceğiz, ya da selefe tabi olanlar gibi yapacaksınız! Selefe tabi olanlar İbn Teymiyye’nin sözünü sizin anladığınız gibi anlamıyor, sizin açıkladığınız gibi açıklamıyorlar. Bu sözü bid’atçilerle muvalat etmeye delil getirmiyorlar. Onlar, bir yerde bunu delil getirirken diğer bir yerde reddetmiyorlar. Bu, sizin oynamanızdır. Bize gelince, meselenin aslı indimizde sabittir. Sizin gibi çelişkiye düşmüyoruz.
Derim ki: Şayet düşünürsen, şu Seyyid Kutupçuların hali tek başına, Şeyhulislam rahimehullah’ın bu sözünü doğru anlamadıklarını ve yanlış yükleme yapmalarını açıklamaya yeter.  
Eğer: “Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah’ın sözünün düzgün ve doğru açıklaması nedir?” dersen;
Derim ki: Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah sünnette bir imamdır. O, sonraki sünnet ehlinin selefi akideyi anlayış ve takrirlerinde dayanağıdır. Buna göre, şu muhaliflerin İbn Teymiyye’nin sözünü az önce geçtiği şekilde salih selefin bid’atçiye hecr, buğz ve düşmanlığa dair icmalarını iptal edip çelişerek açıklamaları gibi, O’nun sözünün bir kısmını alıp, selefi icmalara ve eserî (rivayetlere dayalı) akidelere karşı çıkmamız yaraşmaz.
İmam Begavî rahimehullah Şerhu’s-Sunne’de (1/227) şöyle der: “Sahabe, tabiin ve onlara tabi olanlar ile sünnet imamları bid’at ehline düşmanlık ve onlara hecr (dargınlık) uygulama hususunda icma ve ittifak üzere devam etmişlerdir.”
Durum böyle olduğuna göre yürürlükte olan esaslar, selefin icma’ını koruyarak devam etmeyi gerektirir. İbn Teymiyye rahimehullah bile olsa, sonrakilerden herhangi bir alimin sözü, ilk asırlardaki icmayı delemez. Sonra, bu alimin sözünü, sahih ve açık icmaya zıt düşmeyecek şekilde yönlendirmek gerekir.
Bizler Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah’ı, kendisinin sözüne şu muhaliflerin salih selefin bid’atçiden ayrılmaya dair icma’ına aykırı kılarak yaptıkları tuhaf açıklamadan tenzih ederiz.  İbn Teymiyye’nin bir vadide, bunların ise başka bir vadide olmaları sana yeter.

Şayet onlar İbn Teymiyye rahimehullah’ın sözünün akışını düşünselerdi elbette maksadını öğrenir, meramını anlarlardı. Lakin onlar O’nun sözünün bir kısmını alarak sözün akışından ayırıyorlar, sonra diledikleri şekilde açıklıyorlar. Onların durumu: “Namaz kılanlara veyl olsun” kısmını alıp da ayetin devamındaki: “Onlar ki, namazlarından gafildirler” kısmını okumayan kimseye benzer.

 Kıymetli kardeşim, işte sana Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah’ın Mecmuu’l-Fetava’daki (28/209) sözünün tamamı! Bu sözleri okuduğunda Şeyhulislam rahimehullah’ın maksadının şu muhaliflerin zannettikleri gibi olmadığını öğreneceksin. Allah ona rahmet etsin, İbn Teymiyye şöyle diyor: “Bir kimsede hayır ve şer, fücur, taat ve masiyet, sünnet ile bid’at bir araya gelirse, onda bulunan hayır oranında muvalatı ve ödüllendirilmeyi hak eder. yine kendisinde bulunan şey oranında düşmanlık ve cezalandırılmayı hak eder. Bir şahısta ikram ve aşağılamayı gerektiren hallerle şu ve şu haller bulunabilir. Mesela fakir hırsızın çalmasından dolayı eli kesilir, lakin Beytu’l-mal’den onun ihtiyacını giderecek bağış yapılır. Ehl-i sünnet ve’l-cemaatin üzerinde ittifak ettiği asıl budur. Hariciler, mutezile ve onlara uyum gösterenler buna muhalefet ederek, ödüllendirilmeyi hak eden insanın cezayı hak etmeyeceğini söylemişlerdir. Ehli sünnet ise şöyle der: “Muhakkak ki Allah, büyük günah sahiplerine cehennemde azap eder, azap ettiği bu kimseleri lütfu ve rahmetinden dolayı sonra kendilerine izin verilenlerin şefaatiyle çıkarır. Nitekim Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den gelen sünnet bu şekilde belirtmiştir.”

Şeyh rahimehullah’ın sözü gördüğün gibi, ehli sünnet ve’l-cemaatin ittifak ettiği esas ile onlara muhalefet eden Harici ve Mutezile’nin sözleri hakkındadır. Onun sözünün bu esas çerçevesinde açıklanması gerekir. Ehl-i sünnet ve’l-cemaat, büyük günah sahibine veya bid’at sahibi olan fasığa kafir muamelesi yapmaz. Onların katında zina eden kimse bir Yahudi gibi değildir. Onların katında hırsız, puta tapan bir müşrik gibi değildir. Hariciler ve Mutezile ise böyle görmezler. Hariciler bunların hepsini bir sayarlar. Mutezile ise ilk kısımdakileri (büyük günah işleyenleri) dünyada iki menzile arasında bir menzilede sayarlar, sonra ahiretteki durumları hakkında Haricilerle ittifak ederek onların cehennemde ebedî kalacaklarını söylerler.

Şeyhulislam rahimehullah’ın sözleri bu şekilde düzgünce açıklandığı zaman, selefin sözleri ile ittifak etmiş olur. Selefin bid’atçiye hecr uygulanması hususundaki icma’ı ile bu söz arasında bir çelişki yoktur. Ama Kutupçuların ve benzerlerinin açıkladığı gibi batıl şekilde açıklanırsa selefin icma’ına aykırı düşer. İbn Teymiyye rahimehullah ise bundan berîdir.

Bu muhaliflerin Şeyhulislam rahimehullah’ın sözünü bu şekilde batıl olarak açıklayıp, sonra bid’at ehline muvalat için delil getirmeleri şaşırtıcıdır. İbn Teymiyye’nin kendisi, “Bu, ehl-i sünnet ve’l-cemaatin üzerinde ittifak ettikleri bir esastır” diyor. Allah’ım! Hayret doğrusu! Ehl-i sünnet ve’l-cemaat, bid’atçiye muvalat edip, - iddia ettikleri gibi - onda bulunan hayır ve taatten dolayı sevilmesinde ittifak mı etmişlerdir? Ya İbn Teymiyye rahimehullah bu ittifakı aktarmada yanlış yapıyor, ya da salih selefin yolunu delmeye çalışan bu kimseler İbn Teymiyye’nin sözünü açıklamada yanlış yapıyorlar! Şüphesiz ortadaki durum ikincisidir. İbn Teymiyye’nin söylediği de doğrudur, aktardığı ittifak da doğrudur. Lakin bâtıl olsan, şu bâtıl ehlinin getirdikleri açıklamalardır.

Sonra, herhangi bir alimin sözü açıklanırken kendisinin menheci ve akidesi gözetilmelidir. Bid’atçiye muvalat için sözünü delil getirdikleri İbn Teymiyye rahimehullah’ın, bid’at ehline karşı dikilmede, onlara karşı çıkmada insanların en şiddetlilerinden olduğu, onun siyretinden malum ve meşhurdur. Allah ona rahmet etsin.

Hafız İbn Hacer rahimehullah, er-Reddu’l-Vafir’e takrizinde şöyle diyor: “Şu adamın (yani İbn Teymiyye) Rafızilerden, Hulul ve ittihatçılardan olan bid’at ehline karşı en büyük direnişi yapan insan olması hayret vericidir. Bu konuda pek çok ve meşhur eserleri ve hasır altı edilemeyecek fetvaları vardır…”

Şayet Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah şu kimselerin menhecinde olduğu gibi; bid’atçiye kendisinde bulunan – iddia ettikleri - hayır ve taat oranında sevgi ve yakınlık gösterileceği menhecinde olsaydı, bid’atçilerin alimleri ve sapıklık kadıları kendisinin asrında onu defalarca öldürmeye kalkmazlardı. Allah onu, onlardan korudu.

Hafız Zehebî rahimehullah, Şeyhulislam İbn Teymiyye hakkında şöyle diyor: “Sağlam sünnete ve selefi yola destek oldu, kendisinden önce çıkmamış meselelerde deliller ve mukaddimelerle sünnete delil getirdi, öncekilerin ve sonrakilerin hücum edecekleri ibareleri kullandı, ondan ürktüler, o da cesaretle üzerine gitti, hatta Mısır ve Şam alimlerinden bir topluluk üzerine kıyam ettiler, bid’atçilikle suçladılar, tartıştılar, ona büyüklendiler, İbn Teymiyye ise ne korktu, ne yağcılık yaptı, sebat etti. Bilakis, içtihadının, zihninin keskinliğinin, sünnetler ve görüşler hususundaki geniş kapasitesinin, kendisini götürdüğü sonuç olan acı gelen hakkı söyledi. Bununla beraber verâ, mükemmel tefekkür, kavrama çabukluğu, Allah’tan korkma ve Allah’ın haramlarına tazim ile meşhur oldu. Kendisiyle rakipleri arasında hamle savaşları oldu, Şam ve Mısır olayları meydana geldi. Tek bir yaydan dönüşümlü olarak nice atışlar yaptılar, Allah onu kurtardı. Kendisi daima Allah’a yalvarır, yardım isterdi. Tevekkülü kuvvetli idi. Sarsıntılara karşı sebatkar idi. Devam ettiği virdleri ve zikirleri vardı. Diğer taraftan alimler ve Salihler, askerler ve komutanlar, tüccarlar ve ileri gelenler ile kendisini seven halk tarafından sevilirdi. Çünkü o, gece gündüz dili ve kalemiyle onlara faydalı olmaya kendisini adamıştı.” (ez-Zeyl Ala Tabakati’l-Hanabile 4/394)

Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah ve sünnete, selefi akideye destek olma yolunca üstün cihadı hakkındaki bu parlak tablo, Şam’da ve Mısır’da nebevî sünnetin ve eserî akidenin düşmanları tarafından yapılan saldırılar nerede, bid’at ehline muvalat ve muhabbetten bahseden şu muhalifler nerede? Sonra da tutup bid’at ve heva ehline karşı böylesine cihad ve mücadele etmiş bir kimsenin sözünü kendilerine delil getiriyorlar!

İbn Teymiyye üzerine yalan söylüyor ve onun sözünü açıklarken saptırıyorsunuz! Onun menhecine ve itikadına muhalefet ediyorsunuz. Kendi nefislerinize acıyın. Zira İbn Teymiyye adına yalan söyleyen, güneş hakkında yalan söyleyen gibidir.

Şeyhulislam rahimehullah’ın akidesi, menheci, siyreti ve cihadı, parlaklık ve açıklık bakımından güneş gibidir.

İnsanlardan birinin sözünü delil getirmeden edemiyorsanız, işte size (muasır sünnet inkarcısı) Muhammed el-Gazalî’nin kitapları, yahut Fehmi Huveydi, yahut Said Havva, Hasen el-Benna’nın ashabı! Onları takip edin, orada hevanıza uyacak, bid’at ehline karşı dostluk ve sevgi duyup aynı safa geçebileceğiniz, cesaretlenebileceğiniz pek çok şey bulursunuz!

Belki de bu sizin için, sünnet imamları adına yalan söylemenizden, onların sözünü olmadık yerlere çekmenizden daha hayırlıdır.

Makalemi, Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah’ın rakiplerine yaptığı duasıyla bitiriyorum:

“Allah’ım! Onlara kendisiyle hakka hidayet bulacakları bir nur bağışla”

Ebu Malik Abdulhamid b. Huleyvi er-Rıfâî el-Cuhenî

12.7.1429 Salı sabahı

Tercüme: Ebu Muaz el-Çubukabadî

Muasır Mürcie'nin Namazın Terki Konusundaki Şüpheleri Hakkında


"Muasır mürcie’nin, kendi görüşlerini desteklemek için getirdikleri şüpheden birisi de “Namazı gevşeklik ve tembellik sebebiyle terk eden kimsenin hükmünde alimler arasında meydana gelen ihtilaftır.”
Onlar, namazı terk edenin tekfir edilmeyeceğini söyleyenlerin görüşüne göre bütün amellerin kemal şartı olduğunu, amel olmadan da imanın sahih olacağını söylüyorlar.
Namazın terki hakkındaki ihtilaf; Keşfu’l-Hafa adlı makalemde açıkladığım gibi, faziletli asırlardan sonra ortaya çıkmış bir ihtilaftır. Sahabe ve tabiin katında ihtilaflı olan bir mesele değildir. Bu mesele, onların iman konusundaki icma’larını delecek bir hüccet değildir. Onlar (Sahabe ve tabiin) imanın; söz ve amel olduğunda ve namazı terk edenin kafir olduğunda icma etmişlerdir. Bu iki icma sahabe ve tabiinden olan selef’ten sahih ve sabittir. Birinci meseledeki (imanın söz ve amel olduğu hakkındaki) icma’larını sonrakilerin ihtilaflarıyla nakzetmek nasıl caiz değilse, ikinci meseledeki (namazın terkinin küfür olduğu hususundaki) icma’larını da sonrakilerin ihtilafları ile nakzetmek caiz değildir.
Bu iki icma, birbirine zorunlu olarak bağlantılıdır. Biri diğerini tamamlamaktadır. Kim namazı terk edenin küfrüne dair ikinci icma’a muvafık düşerse, zorunlu olarak imanın söz ve amel olduğuna dair ilk icma’a da muvafık olur. Birinci icma’ya muvafakat edenin, ikinci icma’ya da muvafakat etmesi zorunludur. Aksi halde bu meselede çelişki içinde olur. Bu yüzden sünnet ve hadis imamları namazın terki meselesini, aralarındaki zorunluluk bağından dolayı iman kitabında zikretmişlerdir. Nitekim bu hususu Keşfu’l-Hafa adlı makalemde açıkladım.
Mürcie, salih selefin iman babındaki mezhebini, selefe ait olmayan bir görüşle ilzam ederek bozamaz. Kişi ancak kendisine ait görüşle ilzam edilir.
Asrın mürciesinin bu işi, bana Rafizi’lerin, Ehl-i Sünnet’e karşı Eş’ari’lerin batıl sözlerini zikrederek ilzam etmeye çalışmalarını hatırlatıyor. Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah Minhacu’s-Sunne adlı kitabında “Bu görüşler Ehl-i sünnet’e ait değildir. Bizi bunlarla ilzam edemezsiniz” demiştir.
Gevşeklik ve tembellik sebebiyle namazı terk edenin tekfir edilmeyeceği görüşü de aynı şekilde, salih selefin görüşü değildir! Selefe tabi olanları, selefe ait olmayan sözlerle ilzam edemezsiniz.
Amel olmadan imanın sahih olmayacağını kabul ederek bu Mürcie'ye muhalefet eden alimlerden biri, namazı tek edeni tekfir etmediğinde, bu ircâî problem için çıkış aramalıdır. Şüphe yok ki onun, namaz konusundaki icma’ya muhalefeti, kendisinin konumunu ve iman konusundaki ikrarını çürütür. Nitekim bu hususu da Keşfu’l-Hafa başlıklı makalemde açıkladım.
Bize gelince, - Allah’a hamd olsun – salih selefin iman konusundaki icma’ına da, namaz konusundaki icma’ına da muvafakat ederiz. Bizim yanımızda bu mesele sabahın aydınlığı gibi nettir. Allah’ın lütfuyla bu meselede bize kapalı gelen bir şey de, çelişki de yoktur. Zaten sahih din de ancak böyle olur.
Alemlerin rabbi olan Allah’a hamd olsun. Allah’ın salat ve selamı nebimiz Muhammed’e, âline ve bütün ashabı üzerine olsun.
Şeyh Ebu Malik Abdulhamid b. Huleyvî el-Cuhenî
25 Ramazan 1428 - Yenbu
Tercüme: Ebu Muaz

11 Ekim 2014 Cumartesi

Hata Kimden Gelirse Gelsin, Reddedilmesi Zorunludur


Şeyh Salih el-Fevzan Hafizehullah’a şöyle soruldu: “Güvenilir alimler tarafından bid’at olduğu belirtilen hizipçilik gibi bid’atlerin çoğundan çok az sakındırılıyor. Hatta yeni bir çığır açarak: “Bundan sakındırmak vatan bütünlüğünü olumsuz etkiler” deniliyor. Bu söz hakkında görüşünüz nedir?

İçtihadı neticesinde bid'at'e sebep olan mazur olmaz.


İbn Ebi Zeyd el-Kayravanî rahimehullah (vefatı: 386 hicrî) Kitabu’l-Cami’de (s.164) şöyle demiştir: “İçtihadının bir bid’ate götürdüğü kimseyi mazur görmemek Ehl-i Sünnetin görüşüdür. Zira Hariciler te’vilde içtihat ettiler, te’villeriyle sahabe’nin yolundan çıktıkları için mazur görülmediler. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onları dinden ok gibi çıkanlar olarak isimlendirdi. Halbuki müçtehit, hükümler hususunda hata etse dahi mazur görülür.”

Yalan Şahitlikten Sakın!


Allame Rebî el-Medhalî Hafizehullah şöyle diyor: “Bir kimsenin; selefin menheciyle izzet duyup, ona davet ettiğini, bunun için dostluk ve bunun için düşmanlık ettiğini te’kit etmedikçe onun selefi olduğunu söyleme!”
 
Yine şöyle demiştir (el-Mecmu 1/454): "Bâtıl ehli Selefîlik kayasında toslayıp boynuzlarını kırdılar. Bunun üzerine şu hileci üsluba sığındılar: Selefî'lerin şekline bürünüp "Selefî'lik" iddia etmek."

Hatırdan Çıkarılmaması Gereken Sözler!


Yemen’li Şeyh el-Muallimî rahimehullah, Ref’u’l-İştibah An Ma’na’l-İbadeti ve’l-İlah adlı kitabında (152-153) şöyle diyor:
Şunu iyi bil ki, Allah Teâlâ bazı samimî kimseleri, başkalarının hatası türünden şeylerle imtihan edebilir. O’nun sözünü terk edip hakka mı uyacaklar, yoksa fazilet ve saygınlığına aldanacaklar mı diye! Bahsi geçen bu fazilet sahibi kişi mazur, hatta içtihadından ve maksadının hayır oluşundan, kusurda bulunmamasından dolayı ecir de kazanmış olabilir.
Ancak Allah Teâlâ’nın kitabından ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnetinden hakiki delillere iltifat etmeksizin onun yüceliğine aldanıp tabi olan mazur değildir! Bilakis o çok büyük bir tehlikededir!
Mü’minlerin annesi Aişe radıyallahu anha Cemel vakasından önce, müminlerin emiri Ali radıyallahu anh’ı takip için Basra’ya gittiği zaman, Hasen b. Ali ve Ammar b. Yasir radıyallahu anhum, insanlara nasihat ettiler. Ammar radıyallahu anh’ın sözleri arasında şunlar vardı:
“Vallahi o, Nebiniz sallallâhu aleyhi ve sellem’in dünyada da, ahirette de hanımıdır. Lakin Allah, kendisine mi itaat edeceksiniz, yoksa O’na mı diye sizi onunla imtihan ediyor!”
Bu manada en önemli örneklerden bir diğeri de Fatıma radıyallahu anha’nın, babasının mirasını talep etmesi hadisesidir. Ebu Bekr es-Sıddık radıyallahu anh için bu büyük bir imtihandı ve Allah Azze ve Celle O’nu bu hususta sebat ettirdi.”

10 Ekim 2014 Cuma

İtiraz Ettiğinizi Görmek Güzel de, Neye, Nasıl, Ne Zaman İtiraz Ettiğiniz Muamma!


Son günlerde sitemde yazdığım bazı yazılardan dolayı itirazlara şahit olmaktayım. Yıllardır gerek şifahen, gerekse sitemde isimsiz uyarılarda ve reddiyelerde bulunmama rağmen, bid’ate, fıska, hataya bulaşmış bazı konularda ısrar eden bazı kimselerin ismen reddedilmesi ve uyarılması üzerine bu itirazlar gündeme gelmektedir. Hatta bazıları daha da ileri giderek: “Bunları neden sitede yazıyorsunuz?”, “Böyle yapınca Allah daha fazla mı razı olacak?” “hakkı söyle geç, herkes alacağını alsın”, “Bu şahıslar kâfir mi, hain mi, belam mı, tagut mu?” gibi sözler etmektedirler.

Şüphesiz bu itirazlar, selefin menheci hakkında bilgisizlikten dolayıdır ve ismi geçen şahıslara taassup alametidir.

Aslında selefin menheciyle hiç tanışmadıkları halde selefîlik iddiasında bulunanların, - sonraki ilim ehlinden ve muasır davetçilerden değil, bilakis selefi kaynaklardan - önce bir araştırmaları, bakmaları, okumaları, selefin akidesi nedir, menheci nedir göz atmaları gerekir.

Haris b. Havt el-Leysî, Ali radıyallahu anh’e gelir ve der ki: “Sen müminlerin annesi Aişe’nin, cennetle müjdelenmiş olan Talha ve Zübeyr’in bâtıl üzerinde bir araya geleceklerini mi sanıyorsun?” Ali radıyallahu anh de ona asırlarca dillerde meşhur olan şu cevabı verir: “Meseleler sana karışık gelmiş! Yukarıdan bakarsan aşağıyı göremezsin! Hak kişilerle bilinmez! Bilakis kişiler hakka göre tanınır. Sen önce hakkı tanı, hakkın tarafında olanları da öğrenirsin. Önce kişileri tanıyarak işe başlarsan hakka asla ulaşamazsın.”  

Evet, selefin menheci öğrenildiği zaman kimler selefin akide ve menhecine davet ediyor, kimler muhalefet ediyor açıkça ortaya çıkar.

Selefi’lik iddia ettikleri halde selefin menhecine düşmanlık ettiklerini söyleyerek isimlerini zikrettiğim şahıslardan herhangi birini tekfir etmekten Allah’a sığınırım. Ancak onların bid’at ehli oldukları, hatta bazılarının nifak üzere oldukları su götürmez bir gerçektir. “Kitap, sünnet ve salih selefin menheci” sloganı dillerinde olduğu halde, uygulamada taban tabana zıt hareket etmeleri nifak göstergesidir.

Onlar sorgulanamaz, eleştirilemez kimseler değildir.

“İmanın şubesi; yolda eziyet veren şey hakkında uyarıda bulunup geçmek değil, ezayı kaldırıp atmaktır.” Bid’at, şirk, fısk gibi unsurlar alenen işlendiği zaman bunlara ikaz etmek, bunlarda ısrar eden masiyet sahiplerine karşı da tavır almak, imanın gereğidir.

Bid’at sahiplerini reddetmek, ilim sahipleri üzerine bir farzdır. Bu kimselerin yapmakta oldukları çirkinlikler hakkında sükût etmem halinde, hem o kardeşlere karşı hakkı eda etmediğimden ve hem de Müslümanları aldanmaya maruz bırakmaktan dolayı lanete uğramaktan korkarım. Nitekim bu konuda gerek Kur’ân ve sünnet naslarından, gerekse selefin eserlerinden bir çok nakilleri daha önce defalarca aktarmış bulunuyorum. Eski yazılara bakabilirsiniz.

Adı geçen kardeşlere bazen ifadelerin ağırlaşması, işlenen cürmün şiddetlenmesinden dolayıdır. Bu tavır, haşa şahıslarından nefret ettiğimden değil, fiillerinin, kendilerini ateşe götürmekte olduğunu gördüğümden dolayıdır. Münkere karşı dil ile karşı çıkabilecekken bunu terk etmem, hatta bilakis hakka muhalefetlerinde onlara hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya devam etmem, bâtılda destek olmam, takdir edersiniz ki imana aykırıdır, mudahenedir, münafıklıktır.

İtiraz edenlere gelince, elbette ben dahi eleştirilmez, hatasız bir kimse değilim.

Lakin bid’at ehline ve bâtıl amellere karşı tavır göstereceğiniz yere sünnete göre amel edildiğinde itiraz ediyorsunuz. Neden böyle bir tavır alındığını, üzerine basa basa ifade etmeme rağmen, hala “neden?” diye soruyorsunuz. Olayı kişisel bir mesele mi zannediyorsunuz? Bid’at ehline reddiye vermeyi; Ebu Emre’nin şahsi ihtiraslarıyla ve hak hukuk tanımayan yalanlarıyla yaptığı çıkışlarla ne hakla benzetirsiniz?!

Reddiyelerde adı geçen kimseler;

* İslam’a davette suret kullanma bid’atini çıkardılar, karşı çıkmadınız bilakis iştirak ettiniz,

* Kadınların huzuruna çıkıp ders verdiler, karşı çıkmadınız bilakis iştirak ettiniz.

* Hatta kadın davetçi bid’atini çıkarıp erkeklerin dahi huzurunda kadınların ders verebileceğini söylediler, itiraz etmediniz, desteklediniz,

* Fasit te’villerle kadınların mahremleri bir erkek bulunmadan yolculuğa çıkabileceğine fetva verdiler, itiraz etmediniz, desteklediniz.  

* Demokrasi küfrünün bir ameli olduğu için ilim ehlinin haram gördükleri, oy kullanma fiiline cevaz verdiler,  vacip dediler, Akp’ye oy vermeyi imanın gereği saydılar, itiraz etmediniz, savundunuz, bu düşünceye de karşı çıktığımız için haricilikle itham edildik, siz de öylece kabul ettiniz, itiraz etmediniz. 

* Tayyip hakkında “Necaşi’den bile daha salih lideri desteklemek zorundasınız” iftirasını attılar, itiraz etmediniz, desteklediniz.

* Munafık Esed’i mürtet ilan ettiler, ona karşı ayaklanmaya çağırdılar, fitneye; cihad, haricilere mucahid dediler itiraz etmediniz, desteklediniz.

* Fıtır zekatı parayla da verilir dediler, itiraz etmediniz, desteklediniz

* Kulağı küpeli hayvan da kurban olur dediler, itiraz etmediniz, desteklediniz.

* Bid’at ehlinin batıl oluşu apaçık ortada olan şahitlikleriyle, apaçık delillere aykırı olmasına rağmen bayram ilan ettiler, itiraz etmediniz, desteklediniz,

* Bid’at ehline şirin görünmek için “bid’at önderlerine yapılan reddiye onların ilahlarına sövmektir. Onlara ilmî reddiye verenlerle şeytan oynuyor” dediler, itiraz etmediniz, desteklediniz.

* İftar ve sahur vakitleri hakkındaki hata ortaya konulup, sünnetteki emirlerin gereği açıklanınca: “Fitne çıkarmayın” dediler, itiraz etmediniz, desteklediniz.

* Derneklerin bid’at olduğu ve hizipçiliğe götürdüğüne dair uyarılar yapıp, mescidlerin ihya edilmesine çağırdığımızda ve bu konuda muasır menhec imamlarının fetvalarını yayınladığımızda: “bu tekfirciliktir” iftirasını attılar, karşı çıkmadınız, desteklediniz.

* Bid’atlere karşı çıkılmasına itiraz ettiler, selefî menhecin ayrılmaz bir parçası olan “bid’at ehline karşı berâ” uygulanmasını tekfircilik olarak lanse ettiler, “önce tevhid” sloganını amelî mevzuları savsaklamak için kullandılar, itiraz etmediniz desteklediniz.

* “Said Nursi imamdır, müçtehittir, Usame b. Ladin imamdır, müçtehittir” diyen, bununla beraber “Şeyh Mukbil, Elbani ve Şeyh Rebi fitnecidir, Şeyh Fevzan vakıayı iyi bilmez cahildir, Bin Baz etrafından gelen telkine aldanır” diyen, “dört mezhep levhi mahfuzda haktır” diyen, “kıyası kabul etmeyen sapıktır” diyen Abdullah Yolcu ile ondan hiç aşağı kalmayan Ebu Zerka gibi bozuk meşrep sahibi kimseler hakkında “Tevhid ehli kardeşlerimiz” iftirasında bulundular, itiraz etmediniz, desteklediniz.

* Selefin menheciyle samimi davranılıp kardeşliğin hakkı yerine getirildiğinde, zalim olan kardeşimizi zulmünden alıkoymak için ifadeleri sertleştirmek zorunda kaldığımızda “üslupsuzluk” yakıştırması yapılarak vakıadan uzaklaşmak ve uzaklaştırmak istediler, siz de “Evet, çok üslupsuz” dediniz, hakikatten uzaklaştınız, selefin menheci nasıldı, onların üslubu neydi, alimler bu meseleye nasıl bakıyor diye hiç sorgulamadınız, araştırmadınız.

* Bâtıl üzerinde toplanıldığına uyarıp, yanlışların düzeltilmesine uyardığımızda “fitneci, bölücü” olmakla itham edildik, “evet, fitneci” dediniz, dolduruşlara uygun adım ilerlediniz.

Bu sayılanlar ve benzeri meselelerde Allah ve rasulü’nün tarafında yer alabilmek, selefin menheci üzerinde kalabilmek için, ilmî deliller ortaya konulup, sünnete muhalefet edilen konular açıklandığında, söz konusu muhalefetlere sevdiğiniz, hatta bizim de sevdiğimiz – lakin fiillerinden nefret ettiğimiz - kimselerin bulaşmış olduğu gerçeği ortaya çıkınca neden itiraz ediyorsunuz?

Hak hoşumuza gitmediğinde önceki kitap ehlinin yaptığı gibi mi yapacağız?

Allah ve rasulünün sözlerini bir tarafa atıp, Allah için sevdiğimizi iddia ettiğimiz bu şahıslara bağlılıkta devam mı edeceğiz!

Allah şahittir ki, biz onları sevsek de Allah’ı sever gibi sevmiyoruz! Rasulünü sever gibi sevmiyoruz! Allah ve rasulünün karşısında olduklarında kim olurlarsa olsunlar, şöyle kenarda kalırlar. Onlar bid’at ve masiyetlerinden tevbe edip, ıslah etmedikleri sürece de, bizim için kenarda kalmaya devam ederler.

Şüphesiz sizlerin takındığı bu tavır, münkeri yasaklamak ve marufa karşı çıkmaktır ve bu münafıkların özelliklerindendir. Sevdiklerimizin, yakınlarımızın, tarafımızdakilerin aleyhine dahi olsa, Allah için adaletle şahitliği ikame etmediğimiz sürece, dostluklarımızı, akrabalıklarımızı, arkadaşlık ve kardeşliklerimizi yeniden gözden geçirip, sadece Allah için olanla, Allah’tan başkasının payı karışanları ayırt etmediğimiz sürece Allah’ın yardımına asla nail olamayız.

Bu yazı, kendimi nifaktan temize çektiğime yorulmamalıdır! Bilakis nifaktan Allah’a sığınmakta, kusurlarımdan Allah’a tevbe etmekte, Allah’tan kendisinin sevmediği hasletleri benden ve bütün Müslümanlardan uzaklaştırması, bizlere de sevdirmemesi için dua etmekteyim. Hidayet ve sebat ancak Allah’tandır.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyk" (İbn Bişrân Emâlî, 291, Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)