Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı

Pazartesi
Saat 20:00 Sahih Tefsir Şerhi (Youtube kanalından canlı yayınlanmaktadır)

Çarşamba
Saat 20:00 ez-Zeberced Şerhi (Youtube kanalından canlı yayınlanmaktadır)
Saat 21:30 Hadis Usulü 1. Seviye (Mustalah İlmi - Muderris: Ebu Leylâ)

Cumartesi
Saat: 19:00 Hadis Usulü 4. Seviye (İlmi Meseleleri Tahkikte Hadis Ehlinin Menheci)
Saat: 20:30 el-Albaniyyât Şerhi


23 Ekim 2013 Çarşamba

Sarık Sarmak Müstehaptır 2

İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
عَلَيْكُمْ بِالْعَمَائِمِ فَإِنَّهَا سِيمَاءُ الْمَلَائِكَةِ، وَأَرْخُوا لَهَا خَلْفَ ظُهُورِكُمْ
Sarıkları sarmalısınız. Zira o meleklerin simâsıdır. Ucunu da arkanızdan sırtınıza sarkıtın.”[1]
Ubâde b. Samit radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
عَلَيْكُمْ بِالْعَمَائِمِ فَإِنَّهَا سِيمَاءُ الْمَلَائِكَةِ، وَأَرْخُوا لَهَا خَلْفَ ظُهُورِكُمْ
Sarıklar sarmalısınız. Zira o meleklerin simâsıdır. Ucunu da arkanızdan sırtınıza sarkıtın.”[2]


[1] Hasen. Taberani (12/383) İbn Merduye, el-İntika Ale’t-Taberani (37) Taberani Mu’cemu’l-Kebir’de Yahya b. Osman el-Mısrî – Muhammed b. el-Ferac el-Haşimî – İsa b. Yunus – Malik b. Migvel – Nafi – İbn Ömer radıyallahu anhuma isnadıyla rivayet etmiştir. Yahya b. Osman saduktur. Muhammed b. el-Ferac ise Haşimoğullarının azatlısıdır. İmam Ahmed’in komşusudur. Saduktur. Muslim onunla hüccet getirmiştir. Yahya b. Osman’ın ondan rivayeti sabittir. Muhammed b. el-Ferac’ın da rivayette bulunduğu İsa b. Yunus; İbn Ebi İshak es-Sebiî’dir, sikadır. Diğer ravileri güvenilirdir. Bu isnad hasendir. Zehebî, İbn Merduye’nin İntika’sında Muhammed b. el-Ferac’ın nispesini “el-Mısrî” olarak zikretmesi sebebiyle onun meçhul olduğunu zannetmiş ve bu haberin münker olduğuna hükmetmiştir. İbn Hacer ve Şeyh el-Elbani de ona tabi olmuşlardır. Ancak Taberani’nin Mu’cem’inden naklettiğim gibi, Muhammed b. el-Ferac’ın nispesi el-Haşimî’dir ve o maruf bir ravidir. Hamdi Abdulmecid es-Selefi'nin tahkik ettiği Mucemu'l-Kebir nüshasında da nispesi; el-Haşimi olarak geçmektedir. Ubade b. Samit radıyallahu anh’den gelen rivayet de bunun şahididir. Zira onu da İsa Yunus, el-Ahvas b. Hakim yoluyla Halid b. Ma’dan’dan rivayet etmiştir.
[2] Hasen ligayrihi. Beyhakî Şuab (5/176) İbn Adiy el-Kamil (2/114) Abdulaziz b. Suleyman - Yakub b. Ka'b - İsa b. Yunus - el-Ahvas b. Hakim - Halid b. Ma'dan - Ubade b. Samit isnadıyla rivayet ettiler. İ snadında el-Ahvas b. el-Hakim hafızası bakımından eleştirilmiştir. Yahya b. Said ve başkaları onu sika görmüşlerdir. İbn Ammar: “Salih” demiştir. Darekutni: “Eğer ondan rivayet eden sika birisi ise, rivayetine itibar edilir” demiştir. Bu hadisi el-Ahvas’tan; sika bir ravi olan İsa b. Yunus rivayet etmiştir. Halid b. Ma'dan'ın Ubade b. Samit radıyallahu anh'den işitmesi sabit olmamıştır. Şahit olmaya elverişlidir.

Mescid Dışındaki Binalar İçin Yapılan Harcamadan Ecir Ummak Bid'attir

Mescid Dışındaki Binalar İçin Yapılan Harcamadan Ecir Ummak Bid'attir
Enes b. Malik radıyallahu anh'den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem birgün dışarı çıkıp yüksek bir kubbe gördü ve:
Bu da ne böy­le?” dedi. (Orada bulunan) sahâbîler de kendisine:
“Bu kubbe ensardan falanca kişiye aittir” dediler, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hoşlanmadığı bu işi içinde saklayarak sükût etti. Nihayet bu kubbenin sahibi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip halkın içinde selâm verdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de ondan yüz çevirdi. Adam selamının alınmadığını anlayınca bu selam verme işini defalarca tekrarladı. Nihayet adam her defasında da selamının alınmadığını gö­rünce Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’deki öfkeyi ve kendinden yüz çevirdiğini sezdi ve durumu arkadaşlarına açarak dert yandı:
“Vallahi ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bu davranışını yadırgadım” dedi. Onlar da:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dışarı çıktı, senin bu kubbeni gördü” dediler. Bunun üzerine adam hemen kubbesini dönüp yıktı, yerle bir etti. Derken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem birgün yine dışarı çıktı. Bu kubbeyi göremeyince (oradakilere):
Kubbeye ne oldu?” diye sordu. Onlar da:
Onun sahibi bize senin kendisinden yüz çevirdiğinden sızlandı. Gi­dip onu yıktı” dediler. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de:
أَمَا إِنَّ كُلَّ بِنَاءٍ وَبَالٌ عَلَى صَاحِبِهِ إِلَّا مَا لَا، إِلَّا مَا لَا يَعْنِي مَا لَا بُدَّ مِنْهُ
İhtiyaç fazlası her bina sahibi üzerine bir vebaldir” buyurdu.[1]
Bir rivayette: “Ancak mescid hariç” şeklindedir.
Bu rivayette Allah ve rasulüne isyan edenlerden selamı kesmenin ve onlardan selam almamanın sünnetten olduğuna delil vardır ve bunu "tekfir etmek" olarak yorumlayanların hata ettiğine işarettir.
Enes radıyallahu anh’den gelen diğer rivayet şu şekildedir:
مَرَرْتُ مَعَ رَسُولِ اللهِ صَلى الله عَلَيه وَسَلم فِي طَرِيقٍ مِنْ طُرُقِ الْمَدِينَةِ، قَالَ: فَرَأَى قُبَّةً مِنْ لَبِنٍ، فَقَالَ: لِمَنْ هَذِهِ؟ قِيلَ: لِفُلاَنٍ، فَقَالَ: أَمَا إِنَّ كُلَّ بِنَاءٍ وَبَالٌ عَلَى صَاحِبِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ, إِلاَّ مَا كَانَ فِي مَسْجِدٍ، أَوْ بِنَاءِ مَسْجِدٍ, أَوْ قَالَ: ثُمَّ مَرَّ فَلَمْ يَرَهَا، فَقَالَ: مَا فَعَلَتِ الْقُبَّةُ؟ قَالَ: قُلْتُ: بَلَغَ صَاحِبَهَا مَا قُلْتَ, فَهَدَمَهَا, فَقَالَ: رَحِمَهُ اللهُ
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber Medine yollarından birinden geçiyordum. Kerpiçten bir kubbe gördü ve:
“Bu kimin?” dedi. “Falanın” dediler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
Bir mescid veya mescid binası için olanlar dışında her bina kıyamet gününde sahibi için bir vebaldir.” Sonra o kubbeyi göremedi.
“Kubbeye ne oldu?” dedi. Ben:
“Söylediğin sözler kubbenin sahibine ulaşınca onu yıktı” dedim. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
Allah ona rahmet etsin” buyurdu.[2]
İbrahim en-Nehâî’den: Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh şöyle demiştir:
نَفَقَةُ الرَّجُلِ عَلَى نَفْسِهِ وَأَهْلِهِ وَصَدِيقِهِ وَبَهِيمَتِهِ لَهُ مِنْهَا أَجْرٌ، إِلَّا نَفَقَتَهُ فِي بِنَاءٍ، إِلَّا أَنْ يَكُونَ مَسْجِدًا» ، فَقِيلَ لَهُ: فَإِنْ كَانَ بِنَاءً كَفَافًا؟، قَالَ: «فَذَلِكَ لَا لَهُ وَلَا عَلَيْهِ» . فَقِيلَ لَهُ: فَإِنْ كَانَ فَوْقَ الْكَفَافِ؟، قَالَ: «عَلَيْهِ وِزْرُهُ، وَلَا أَجْرَ لَهُ فِيهِ»
“Kişinin nefsi, ailesi, arkadaşı ve hayvanı için yaptığı harcamadan dolayı ecir vardır. Ancak mescid dışındaki bir bina için yaptığı harcamadan ecir yoktur.” Ona denildi ki:
“Kişinin kendisine yetecek kadar bina yapmasına ne dersin?” Şöyle dedi: “Bu ne lehine, ne de aleyhinedir.” Ona denildi ki:
“Peki ya kendisine yeten miktarın üstünde bir bina için yaptığı harcamaya ne dersin?” Şöyle dedi:
“Bundan dolayı ona günah vardır. Bundan dolayı ona ecir yoktur.”[3]
Bu rivayetlerden anlaşılmaktadır ki; Mescid dışında binalar olan; medrese, dernek, dergah gibi ibadet maksatlı yapılan binalar için yapılan harcamalardan ecir ummak bid’attir.


[1] Sahih ligayrihi. Ebu Davud (5237) Bezzar (14/42) Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (7/291) İbn Mace (4161) Buhari Tarih (9/45) Ebu Ya’la (7/308) Tahavî Muşkilu’l-Asar (956) Beyhaki Şuab (7/390) İbn Ebi’d-Dunya Kasru’l-Emel (240, 284) İbn Ebi Ömer el-Adeni’nin Müsned’inden naklen: Metalibu’l-Aliye (3269) el-Elbani, Sahihu’t-Tergib (1874) es-Sahiha (2830)
[2] Hasen. Ahmed (3/220) Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (4/370) Ebu Nuaym Tarihu İsbehan (2/186, 276) Taberani Evsat (3/258) İbn Ebi’d-Dunya Kasru’l-Emel (235) Darekutni İlel (12/216) Esbehani et-Tergib (2/206) Beyhaki Şuabu’l-İman (7/390-391)
[3] Mevkuf. İbn Ebi’d-Dunya Kasru’l-Emel (302) Beyhaki Şuabu’l-İman (7/391)
* Aynısını İbrahim en-Nehâi mürsel olarak merfuan rivayet etmiştir: İbn Ebi’d-Dunya Kasru’l-Emel (285) Beyhaki Şuabu’l-İman (7/391)

19 Ekim 2013 Cumartesi

Hizipçilik Tehlikesi

Cubeyr b. Mut'im radıyallahu anh'den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
لَا حِلْفَ فِي الْإِسْلَامِ، وَأَيُّمَا حِلْفٍ كَانَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ لَمْ يَزِدْهُ الْإِسْلَامُ إِلَّا شِدَّةً
İslâm’da hılf (Cahiliye dönemin­de Arap kabileleri arasında başkalarına bas­kı yapmak amacıyla yapılan yardımlaşma akdi/hizipçilik) yoktur. Ancak İslâm cahiliyet devrin­de mazluma yardım amacıyla yapılan (Hılfu’l-Fudul gibi ahitleş­meleri) kuvvetlendirmiştir.”[1]
Aynısını İbn Abbas[2], İbn Amr[3], Abdurrahman b. Avf[4], Umm Seleme[5] ve Kays b. Asım[6] radıyallahu anhum da rivayet etmişlerdir.
Acı Gerçeğimiz kitabında özetle şöyle denilir: "Hizipçilik ve gruplaşmalar, insanların niteliklerini bozmaktadır ve bu gruplar, mensuplarını; kumuş oldukları düzene muhalefet edilmesi halinde ihraç ve ayırmalarla korkutmaktadır. Allah buna benzer hususlarda bir delil de indirmemiştir. Onlar, insanları Allah’ın, hakkında delil indirdiği şeylerden alıkoymaktadırlar. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: “Erkek ve kadın müminler birbirlerinin velileri/dostlarıdırlar” (Tevbe 71) Onlar ise taraftarlarını: “Cemaate/derneğe mensup erkekler ve kadınlar birbirlerinin dostudurlar” sloganı üzerine eğitirler. Onlar, bir uslup hatası yapan veya Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine bağlanan bir genci fark edince, onu itham eden sözlerle, “işbirlikçi” ve “aşırı” olmakla, müslümanların birliğini dağıtmak ve ümmetin varlığını yıkmakla suçlarlar.
Acaba insanların fıtratlarını işlemez hale getiren, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözlerini reddeden hizipçilikle ümmeti bölen kimse, Allah’a ve rasulüne itaat edip ashabına uyan kimse gibi midir?
Tek yürek, tek inanç ve tek menhec üzere olan, ancak daha sonra hizipçiliğin girip saflarını dağıttığı ve bütünlüklerini darmadağın ettiği bazı memleketlerde müslümanları bölen kimdir? Bunlar hakkında şu Arap atasözü ne kadar da uygundur:
Bana hastalığını bulaştırdı ve aradan sıyrıldı,
Beni döverken sanki o ağladı,
Benden önce o şikayete başladı
Bizim şikayetimiz ise Allah’adır.
Hizipçilik, dostluk ve ayrılıkların Allah, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve müminler için oluşunu yaralamakta ve hizbin koyduğu ilkeler, mensupları arasında yaydığı telkinler ve yükselttiği sloganlarla müslümanlar arasındaki kardeşliği bozmaktadır.
Böylece dostluk ve kardeşlik ilkelerini toprağa gömmekte ve cemaat üyesinin bütün derdi cemaati, derneği, cemaatinin liderleri, üyeleri ve sloganları olmaktadır. O, bütün erkek ve kadın müminlerin İslam’ın bütünlüğü içerisinde birbirine eşit bireyler olduklarını göz ardı ederek, haklı haksız cemaatini savunmaktadır."
İbn Teymiyye rahimehullah şöyle demiştir: “Hiç kimsenin ümmet için Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dışında bir şahsı belirleyip onun yoluna davet etmeye, bunun üzerine dostluk ve düşmanlık oluşturmaya hakkı yoktur. Allah ve rasulünün sözleri veya ümmetin üzerinde icma ettikleri sözler dışında bir söz belirleyip bunun için dostluk ve düşmanlık yapılamaz. Bilakis bu; kendilerine bir şahsı veya bir görüşü belirleyip bunun üzerine ümmetin arasını ayıran, bu söz veya nispet üzerine dostluk ve düşmanlık kuran bid’at ehlinin işidir.”[7]
El-Elbani rahimehullah şöyle demiştir: “İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Kim taatten el çekerse kıyamet gününde Allahın huzuruna hücceti olmaksızın çıkar ve boynunda biat olmadan ölen cahiliye üzere ölür.” Bil ki bu hadiste zikredilen tehdit ancak müslümanların halifesine biat etmeyen ve bu biatten ayrılan kimse hakkındadır. Bazılarının zannettikleri gibi; fırka, grup ve liderlere biat edenler hakkında değildir. Bilakis bu Kur’an-ı Kerimde yasaklanan fırkalaşmadır.”[8]
Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Fırkalara ayrılan ve kendilerine açık deliller geldikten sonra ihtilaf edenler gibi olmayın. Onlara büyük bir azap vardır.” (Al-i İmran 105)
Taberi dedi ki: “Allah Teâlâ şunu kastediyor: Ey iman edenler, fırkalara ayrılan kitap ehli gibi olmayın. Allah’ın dini, emri ve yasakları konusunda onlar, kendilerine açık delillerin ve Allah’ın hüccetlerinin gelmesinden sonra ihtilaf ettiler. Hakkı öğrendikten sonra ona muhalefet ettiler. Allah’ın emrine uymadılar. Allah’ın kendilerinden aldığı ahdi bozdular. Onlara; yani fırkalaşan ve kendilerine gelen delillerden sonra ihtilaf eden kitap ehline Allah katından büyük bir azap vardır. Allah Teâlâ buyuruyor ki; ey iman edenler topluluğu! Dininizde onların dinlerinde fırkalaştıkları gibi fırkalaşmayın. Onların yaptıklarını yapmayın. Dininizde onların adetlerine uymayın. Aksi halde Allah’ın büyük azabı onlara olduğu gibi size de isabet eder.”[9]
Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:
وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِكِينَ * مِنَ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
Namazı dosdoğru kılın, dinlerini parçalayan, fırka fırka olan ve her fırkası, kendi elindekiyle sevinen müşriklerden olmayın.” (Rum 31-32)
إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ إِنَّمَا أَمْرُهُمْ إِلَى اللَّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
Dînlerini, (bir kısmına inanıp bir kısmına da inanmayarak) parçalayanlar ve böylece fırka fırka olanlar, işte hiçbir hususta sen onlardan olmadın. Onların işi artık Allah'a kalmıştır; sonra da yapmış oldukları şeyi kendilerine haber verecektir.” (En’âm 159)
Taberi şöyle demiştir: “Ey Muhammed! Sen dinleri hakkında ihtilafa düşüp bölünerek fırka ve hi­ziplere ayrılan Yahudiler, Hıristiyanlar bid'atçiler, şüpheciler ve sapıklardan uzaksın. Sen, hak olan dininden ayrılan müşriklerden, putperestlerden, Yahudi­lerden, Hıristiyanlardan ve mürtedlerden değilsin. Onlar da senden değildir. On­ların cezalandırılmaları Allaha aittir. Sonra Allah ahirette onlara yaptıkları amelleri bildirecek ve ona göre hesaba çekecektir.
Ebu Hureyre radıyallahu anh’e göre ise bu âyette, dinlerini parça parça edip ayrılığa düşmeleri beyan edilen insanlardan maksat, bu ümmetin bid'atçileri, Kuran’ın muhkem âyetlerini bırakarak müteşabih âyetlerine uyanlarıdır.[10]
Taberi, diyor ki; “Bana göre bu konuda doğru olan söz, Allah Teâla’nın, bu âyetle hak dinini bölük pörçük eden ve ayrılığa düşen bütün insanları kastettiği­ni söyleyen sözdür. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in üzerinde bulunduğu Hanif dininden ayrılan putperest müşrikler de, Yahudiler de, Hıristiyanlar da, Hanif dinindeymiş gibi görünüp de bid'atlar icad edip insanları doğru yoldan saptıranlar da bu âyetin ge­nel ifadesine dâhildirler. Allah Teâla bu âyetle, Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e, ümmetinin bid'atçilerinden, inkârcılarından, kavminin müşriklerinden, Yahudi ve Hıristiyanlardan beri oldu­ğunu bildirmektedir.”[11]
Ebu Hureyre radıyallahu anh’den: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
إِنَّ الَّذِينَ فَارَقُوا دِينَهُمْ، وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ» قَالَ: هُمْ أَهْلُ الْبِدَعِ وَالْأَهْوَاءِ مِنْ هَذِهِ الْأُمَّةِ
Dînlerini, (bir kısmına inanıp bir kısmına da inanmayarak) parçalayanlar ve böylece fırka fırka olanlar, işte hiçbir hususta sen onlardan olmadın” (En’am 159) ayetinde bahsedilenler bu ümmetin bid’at ve hevâ ehlidir.[12]



[1] Sahih. Muslim (2530) İbn Hibban (10/214) Hakim (2/239) Ahmed (4/83) Ebu Davud (2925) Taberani (2/142) Ebu Ya’la (13/404) Beyhaki (6/262)
[2] Sahih. İbn Hibban (10/213) Ahmed (1/329) Ziya el-Muhtare (12/78, 251) Darimi (2568) Ebu Ya’la (4/225) Taberani (11/281)
[3] Sahih. Tirmizi (1585) Ahmed (2/213) Buhari Edebu’l-Mufred (570) Beyhaki Delail (5/86) Begavi, Şerhu’s-Sunne (10/202)
[4] Sahih. Ahmed (1/190)
[5] Sahih ligayrihi. Ebu Ya’lâ (12/330) Taberani (23/375)
[6] Sahih. İbn Hibban (10/211) Ahmed (5/61) Taberani (18/337) Bezzar (Keşfu’l-Estar 1915) Tayalisi (1180) Humeydi (1206) Tahavi Şerhu Muşkili’l-Asar (1616)
[7] Mecmuu’l-Fetava’dan naklen; Mukbil b. Hadi el-Vadiî, el-Burkan (s.13)
[8] es-Sahiha (2/677)
[9] Taberi Tefsiri (7/92) Humeydi (27)
[10] Sahih mevkuf. el-Uşeyb, Cuz (no:44) Buhari Halku Ef’ali’l-İbad (s.66) Taberi (12/270).
[11] Taberi Tefsiri (12/268-272)
[12] Sahih. Taberani, Mucemu’l-Evsat (1/207) isnadında Muallel b. Nufeyl vardır. İbn Hibban onu es-Sikat’ta zikretmiş ve Taberani, Mucemu’s-Sagir’de sika olduğunu söylemiştir. Taberî, Tefsir’inde (12/270) diğer bir rivayet yoluyla mutabisini rivayet etmiştir.

14 Ekim 2013 Pazartesi

Deyyus Ne Demek?


Deyyus kelimesini Allah rasulü sallallahu aleyhi ve sellem; "ailesinin yanına yabancı erkekleri sokan kimse" olarak açıklamasına rağmen lugat kitaplarında bu kelimenin; kıskanmayan kimse manasına geldiği gibi, kavatlık yapan kimse manasını da içermesi sebebiyle, haremlik selamlık yapmayan kimselerin deyyusluktan bir şube üzere olduğu hakikatini gizlemeye çalışanlar var.  
Bazılarımızın ağırına gitse de şeriatte bazı çirkin fiiller hakkında şiddetli ifadeler varid olmuştur. Gözler, kulaklar ve dilin de zina eder olduğunun bildirilmesi, güzel koku sürünerek erkeklerin yanından geçen kadının zâniye/orospu diye vasıflanması, teberrüc yaparak açılan kadınların münafıklar olarak nitelenmeleri gibi, ailesinin yanına yabancı erkeklerin girmesine izin veren kimse de "deyyus" olarak nitelenmiştir.
Hatta şöyle bir hadise anlatılır: Sıddık Hasen Han el-Kannuci rahimehullah ülkesinin prensesiyle evlendiğinde eşinin yüzü açık idi. Birisi ona: "Deyyus kime denir?" diye sorar. O da: "Benim gibilere denir" der. Bu cevabı işiten hanımı, Şeyh'in maksadını anlar ve yüzünü örtmeye başlar.
Şeyh Muhammed b. Ahmed b. İsmail el-Mukaddem, Avdetu’l-Hicab kitabında (3/110 vd.) gayret/kıskançlığın övülen kısmını anlatırken en-Nehhas’ın şu sözünü nakleder: “Gayret/kıskançlık: Kişinin eşini ve diğer akrabası olan kadınları, onları yanına erkeklerin girmesinden veya mahrem olmayanların onları görmesinden koruyan kimsedir.” (Zadu’l-Muslim 5/158)
Sonra övülen kıskançlıkla ilgili hadisler zikreder ve kıskançlığın zıddını şöyle açıklar:
“Gayur (kıskanç)ın zıddı; deyyus’tur.  Deyyus, ailesinin işlediği kötülükleri onaylayan veya kavatlıkla meşgul olan kimsedir. Yine alimler şöyle demişlerdir: Deyyus; aile halkına karşı kıskanç olmayan kimsedir. (en-Nihaye Fi Garibi’l-Hadis 2/147) el-Muhkem’de şöyle denilir: “Deyyus; Erkekleri mahremlerini görebilecekleri yere sokan kimsedir.” (Heytemi, ez-Zevacir 2/52)
Bundan sonra el-Mukaddem, deyyusun cennete giremeyeceğini bildiren İbn Ömer radıyallahu anhuma hadisini ve daha sonra sahabelerde kıskançlık örneklerini zikreder.

12 Ekim 2013 Cumartesi

Şeyh Mukbil Rahimehullah’ın Sarık Hakkında Fetvaları

Tercüme ve dipnotlar: Ebu Muaz

Soru: Bazı hatipler Cuma günü başları açık ve sarıklar omuzları üzerinde olduğu halde hutbe veriyorlar. Bunun hükmü nedir? İmam olarak veya cemaat olarak başı açık namaz kılmak caiz midir?
Cevap: "Bunun haram olduğuna dair bir delil bilmiyorum. Lakin en faziletli olanı namazda ve namaz dışında Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e uymaktır.
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem Abdurrahman b. Avf’a siyah bir sarık sardı, ucunu da dört parmak sarkıttı ve şöyle buyurdu: “Bu Araplara daha yakışandır ve daha güzeldir.”[1]
Amr b. Hureys’ten gelen hadiste O Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i sarığının ucu iki omuzunun arasında olduğu halde hutbe verirken görmüştür.[2]
Sen, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e uymaktan dolayı sevap kazanırsın. (Sadece) Sarık seni sünnet ehlinden yapmaz. Bu arapların adetlerindendir ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e uymak gerekir. Allah yardımcımız olsun.
Başı açmak İslam düşmanı olan Yahudi ve hristiyanların şiarlarından olduğu için, senin ne namazda ne namaz dışında onlara benzemen caiz değildir.  Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem İbn Ömer’in rivayet ettiği hadiste “Kim bir kavme benzerse onlardandır[3] buyurmuştur.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, bazı sahabileriyle beraber çıktı ve Ubade b. es-Samit’i çok sıcak bir havada ziyaret etti, başlarında sarık ve takke, ayaklarında da ayakkabı yoktu.[4] Yani başın açık olmasının caiz olmasına bu delildir. Allah yardımcımız olsun.
Bizler sarığı terk etmeye cesaretlendirmeyiz. Bilakis bize yakışan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e uymaya hırs göstermektir. Zira bunda sevap vardır. Allah yardımcımız olsun."
Şeyh Mukbil rahimehullah kendisine: “Bazı kardeşler sarıksız olarak namaz kılana karşı çıkıyorlar. Bunun delili nedir? Sarık sünnet midir, değil midir?” şeklinde sorulan soruya, Tuhfetu’l-Mucib’de (no 120) şöyle cevap vermiştir:
“Sarık Arapların, İslam tarafından ikrar edilen adetlerindendir.[5] Fakat bu kişiyi sünnet ehlinden kılmaz. Bu adetten sayılır.
Lakin eğer Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e uyma niyetiyle yapılırsa, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e uymaktan dolayı kişi sevap kazanır.
Sarıksız namaz kılmaya gelince, bu namaz sahihtir. Sarıksız olarak namaz kılan kimseye karşı çıkmak gerekmez. Bir kimseye Allah’ın kitabından ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinden delil olmaksızın karşı çıkılamaz.
Nasihat ettiğimiz şey ise; namazda ve namaz dışında sarık kullanmaktır. Lakin bir kimse de çıkar başı açık namaz kılarsa ona karşı çıkmayız ve namazının batıl olduğunu da söylemeyiz.”


[1] Hakim (4/582) Bezzar (12/315) Taberani Evsat (5/62) Taberani Musnedu’ş-Şamiyyin (1558) İbn Asakir (35/260) el-Elbani ve Şeyh Mukbil hasen demişlerdir: Mukbil b. Hadi, Delailu’n-Nubuvve (s.418) el-Elbani es-Sahiha (1/168)
[2] Muslim (1359)
[3] Ebu Davud (4031), Ahmed b. Hanbel (2/50) ve başkalarının rivayeet ettikleri sahih bir hadistir. Geniş tahricini Bizden Olmayanlar adlı kitabında yaptım.
[4] Muslim (925) Ancak rivayetin metninde sarık zikredilmemekte, kalensuve (takke) yoktu denilmektedir.
[5] Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem muhayyer bırakıldığı konularda Mekke’li müşriklere muhalefet edip, Ehl-i Kitaba benzemeyi tercih ediyordu. Hatta saç tarama şeklinde bile böyle davrandığını İbn Abbas radıyallahu anhuma açıklamıştır.
İbn Abbas radıyallahu anhuma şöyle demiştir: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, (vahiyle) emrolunmadığı hususlarda ehl-i kitaba uyum göstermeyi severdi. Mesela ehl-i kitap saçlarını sarkıtırlardı. (Kitapsız) Müşrikler ise saçlarını başlarının ortasından ikiye ayırırlardı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de (kitapsız müşriklere muhalefet için) ehl-i kitap gibi sarkıtırdı. Sonra saçlarını ortadan ayırmaya başladı.” (Buhari (3558, 3944, 5917) Muslim (2336)
Sarık sarma konusunda Mekke’li müşriklere muhalefet etmemesi, Sarığın İslamda ikrar edilmiş olduğunun delilidir. Zira sarık arapların âdeti idi. Bu yüzden İslam Tarihinde Zımmî’lerin Müslümanlara benzememeleri için onlara sarık sarmak yasaklanmıştır. Bu konuda bkz.: Ebu Abdillah Halid b. Muhammed el-Gırbanî, et-Tezkir Biba’di Ahkami’l-Amame

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)