Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı

Pazartesi
Saat 20:00 Sahih Tefsir Şerhi (Youtube kanalından canlı yayınlanmaktadır)

Çarşamba
Saat 20:00 ez-Zeberced Şerhi (Youtube kanalından canlı yayınlanmaktadır)
Saat 21:30 Hadis Usulü 1. Seviye (Mustalah İlmi - Muderris: Ebu Leylâ)

Cumartesi
Saat: 19:00 Hadis Usulü 4. Seviye (İlmi Meseleleri Tahkikte Hadis Ehlinin Menheci)
Saat: 20:30 el-Albaniyyât Şerhi


23 Eylül 2011 Cuma

Cuma Namazı Hakkında Bir Şüphenin Cevabı


Şüphesiz hamd Allah içindir, O’na hamd eder, O’ndan yardım ister ve O’ndan bağışlanma dileriz. Nefsilerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden Allah’a sığınırız. Allah kimi hidayet etmişse onu saptıracak yoktur. Kimi de saptırmışsa onu hidayet edecek yoktur.

Şehadet ederim ki Allah’tan başka (ibadete layık hak) ilah yoktur. O birdir, ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.

"Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun ve siz ancak Müslümanlar olarak ölünüz." (Al-i İmran; 3/103)

"Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan ve ondan da eşini var eden, her ikisinden birçok erkek ve kadınlar türeten Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarını kesmekten de sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde tam bir gözetleyicidir." (en-Nisâ; 4/1),

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve dosdoğru söz söyleyin. O da amellerinizi lehinize olmak üzere düzeltsin, günahlarınızı da mağfiret etsin. Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur." (el-Ahzâb; 33/70-71)

Bundan sonra,

Şüphesiz sözlerin en güzeli Allah’ın Kelam’ı, yolların en hayırlısı Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan şey bidattir ve her bidat sapıklıktır. Her sapıklık ta ateştedir.

Mesele: Türkiye’de tekfir düşünceleriyle bilinen gruplardan bazı kimseler, Allah’ın müslümanlara farz kıldığı Cuma namazının Türkiye ve benzer ülkelerde farz olduğunu inkar ederek Allah’ın dininde yeni bir hüküm koymaya çalışmaktadırlar ki bu bir küfür, Cuma namazını terk etmeleri ise diğer bir küfürdür. Zira Cuma günü Allah Cuma namazını farz kılmıştır, o gün meşru bir mazereti olmadan Cuma namazını terk eden kimsenin öğle namazı kılması caiz değildir. Namazın terki ise küfürdür. Bunun üç sefer tekrar etmesi halinde bunu işleyen kimsenin kalbinin münafıklıkla mühürleneceği sahih hadislerde net bir hüküm olarak bildirilmiştir. Böylesine önemli olan bu konuda sitemizde Cuma Namazı ile ilgili hükümlere dair defaatle yazılar yayınlanmıştır. Dileyen yazı arşivinden ulaşabilir. Bu kısa yazımızda ise bu mevzuyla ilgili olarak hala gündemde tutulmaya çalışılan “Cuma namazının Mekke döneminde farz kılındığı halde, orada islam devleti olmadığı için Cuma namazı kılınmadı” iddiasına dair bir şüphe inşaallah açıklığa kavuşturulacaktır. Muvaffakiyet Allah’tandır.

Ebu Muaz el-Çubukâbâdî

Cuma namazı ne zaman farz kılındı?

“Dârekutni’nin İbn Abbas'tan rivayet ettiği hadise göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kendisi Mekke'de cuma kıldıramamış ve onlara (açıklayamamıştı). Fakat daha sonra, Mus'ab b. Umeyr radıyallahu anh'e şöyle yazdı: "Yahudilerin cumartesi günleri toplanıp Zebur'u açıp okudukları güne bak. Sizler de kadınlarınızı ve oğullarınızı toplayın, cuma günü gündüzün ortasından itibaren meyledince, zeval vaktinden sonra iki rekatla Allah'a ibadet edin." Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Medine'ye hicret edinceye kadar, ilk cuma namazı kıldıran zat, Mus'ab b. Umeyr'dir. Mus'ab, cuma günü öğleyin zeval vaktinde cuma namazı kıldırdı ve böylece emri yerine getirmiş oldu.”

Darekutni’nin Sünen’inde bu rivayet mevcut değildir. İbn Receb, Darekutni’nin Efrad’ında olduğunu sanıyorum demiştir. Suheylî, Ravdu’l-Unf’te (2/253) Darekutni’nin isnadını zikretmiştir. Es-Salihi ed-Dımeşki ve İbn Receb şöyle derler: “Bunun senedinde Ahmed b. Muhammed b. Galib el-Bahili adlı bir ravi vardır. Bu zat hadis uydurmakla itham edilmiştir.”[1] Nitekim hafız İbn Receb bu rivayete uydurma der.[2]

Bu metin mürsel olarak meşhur olmuştur. Ebu Arube el-Harrani'nin Kitabu'l-Evail’inde rivayet şu şekildedir: "Bize Hâşim b. el-Kasım, ona da İbn Vehb, ona da İbn Cüreyc, ona da Süleyman b. Musa rivayet ettiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem), sözkonusu mektubu Mus'ab'a yazdı."[3]

Abdurrezzak, Muhammed b. Sîrîn'den şöyle rivayet etmiştir: Medine halkı, Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem), oraya hicret etmeden ve Cuma âyeti inmeden önce cuma namazı kılmıştır. Ensâr şöyle demişti: "Yahudilerin yedi günde bir toplanıp ibadet ettikleri özel günleri var. Hıristiyanların da öyle. Haydi biz de kendimiz bir araya gelerek Allah'ı zikretmek, namaz kılmak ve şükretmek için bir gün ayıralım." Bunun için el-Arube gününü seçtiler. Bu maksatla Es'ad b. Zurâre'nin evinde toplandılar. Es'ad onlara, o gün namaz kıldırdı. Allah Teâlâ bundan sonra şu âyeti indirdi: "Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığınız (ezan okunduğu) zaman, hemen Allah'ı anmaya koşun" (Cuma, 9).[4]

Hafız (İbn Hacer) şöyle demiştir: Bu rivayet her ne kadar mürsel olsa da, hasen bir isnatla şahidi vardır ki bunu Ebu Davud ile İbn Mâce rivayet etmiş, İbn Huzeyme de Sahih’inde yer vermiştir. Bu üçü ve başkaları Ka'b b. Mâlik'ten şunu rivayet ederler: "Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem), Medine'ye gelmeden önce, bize ilk cuma namazı kıldıran Es'ad b. Zurare'ydi."[5]

İbn Sirin'in mürseli, bu sahabilerin, cuma gününü aralarında içtihat ederek seçtiklerini göstermektedir. Fakat bu du­rum, o günü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in vahiy yoluyla bilmesine ve onlara bildirmiş olmasına engel teşkil etmez.”[6] diyerek, İbn Sîrîn’in yukarıdaki haberine son derece mâkul bir bakış açısı ge­tirmekte ve haklı olarak bu görüşü fazla isabetli görmemektedir. Nasıl isabetli olsun ki, ensarın kendi kafalarına göre daha önce farz olan öğle namazını terkedip onu iki rekat Cuma namazıyla değiştirmelerine şeriat müsaade eder mi?

Bu rivayet sahih kabul edildiği takdirde şu sonuçlar çıkar:

1- Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Cuma namazını farz kılan ayet inmeden önce Medine’de bulunan sahabelere bir gün seçip o günde iki rekat namaz kılmalarını emretmiştir. Cuma namazının Mekke’de farz kılındığı görüşünde olan alimlere göre, Mekke’de Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ve müslümanların bunu ikame edecek imkanları olmadığı için kılamamışlardır. Ancak ileride geleceği üzere sahih deliller, Cumanın Medine’de farz kılındığını göstermektedir.

2- Medine’de bulunan sahabeler bu ibadetin gününü içtihatlarıyla belirlemişlerse, ancak Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu içtihadı onaylamasıyla yürürlük kazanmıştır.

3- Bu manadaki rivayetler Cuma namazı için devlet ya da halife şartına dayanak olamaz. Zira Daru’l-Harb sayılan Medine’de bulunan sahabelerin de devleti yoktu. Mus’ab b. Umeyr radıyallahu anh davetçi sıfatıyla Medine’ye geldiğinde  Hazrec kabilesi reislerinden Useyd b. Hudayr ve Sa’d b. Muaz gibi kimselerin kılıçlarıyla karşılaşmışlardı. Buna rağmen o, Müslümanları Sad b. Hayseme’nin evinde gizlice biraraya toplayarak onlara Cuma namazı kıldırıyordu.[7] Bazı kimseler de, beşeri kanunların uygulandığı ülkelerde yaşayan müslümanların köle hükmünde oldukları gibi garip ve hakikatten uzak bir görüş dile getiriyorlar! Durum böyle olsaydı, başta Nebi sallallahu aleyhi ve sellem olmak üzere bütün sahabenin Mekke devrinde kendilerinden köle diye bahsetmeleri, medine’li müslümanların da Cuma kılmamaları gerekirdi.

Osman radıyallahu anh muhasara altında iken Ali radıyallahu anh’ın insanlara Cuma namazını kıldırmış olması[8] da halife ya da onun Cuma için izin vermesi şartının geçersizliğini gösterir.

Malik, Ebu Cafer el-Kârî’den rivayet ediyor: “Osman radıyallahu anh’ın evini kuşatan isyancıların lideri, fitne günlerinde Cuma namazının vakti gelince insanlara namaz kıldıracak bir imam aramak üzere çıktı. Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma’nın yanına gitti. O da dedi ki: “Sen öne geç ve namazı kıldır. Zira Cuma namazı da öğle namazı gibi farz-ı ayn olan ibadetlerdendir. Bu yüzden bu konuda imamın (devlet başkanının) izni şart değildir. o da diğer namazlar gibi bir namazdır”[9]

Kufe valisi Velid b. Ukbe birgün Cuma namazına gelmediği için İbn Mesud radıyallahu anh onun izni olmaksızın Cuma namazını kıldırmıştır. Medine valisi Said b. El-As Medine dışına çıktığı zaman herhangi bir izin sözkonusu olmaksızın Ebu Musa el-Eşari Cuma namazını kıldırmıştır.[10]

Cuma Sûresi ve Cuma Âyetinin Nüzulü

Cuma sûresinin dokuzuncu âyetini teşkil eden "Ey iman edenler! Cuma günü namaza nida edildiği (ezan okunduğu) za­man hemen Allah'ı anmaya gidin . Alış verişi bırakın. Eğer bi­lirseniz bu sizin için  daha hayırlıdır.” (Cuma 9) mealindeki âyet, yuka­rıda işaret edildiği gibi Cuma namazı ile ilgili hükümleri beyân ettiğinden ötürü Cuma âyeti diye meşhur olmuştur. Bu âyetin içerisinde yer aldığı sûre'ye de âyette geçen Cuma lafzından dolayı Cuma sûresi ismi verilmiştir. îbn Yesâr hâriç bütün âlimlere göre sûrenin tamâmı Medîne'de nazil olmuştur. îbn Yesâr, sûrenin Mekke'de nazil olduğunu iddia etmişse de, Buhârî ve daha başka muhaddislerin rivayetlerinde sabit olduğu gibi, sahih olan görüş Medîne'de nâzil olduğu görüşüdür.

Sûrenin ilk sekiz âyeti hicretin 7. yılında muhtemelen Hayber fethi esnasında yahut ondan bir müddet sonra nazil olmuştur. Buhârî, Müslim, Tirmîzî, Neseî ve îbnü Cerîr'in Ebû Hureyre radıyallahu anh'den rivayetlerine göre Ebû Hureyre şöyle demiştir: "Cuma Sûresi nazil olduğu zaman biz Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ya­nında oturuyorduk. Sûre inince Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu okudu. Nihayet: "ve onlara katılmamış olanlar" kavline gelince bir adam kendisine "Bize katılmayanlar kimlerdir, Ya Rasûlallah de­di”[11] Buhârî'nin rivayetinde ise Ebû Hureyre "Ben: 'Bize katılmayanlar kimlerdir? Yâ Rasûlüllah dedim'diyerek suâli sora­nın kendisi olduğunu belirtiyor.

Ebû Hureyre, Hudeybiye Müsâlâhasından sonra ve Hayber'in fethinden önce müslüman olmuştur. Hayber ise İbnü Hişâm'a göre Hicrî 7. senenin Muharrem, İbn Sa'd'a göre cemâziyelevvel ayında fetholunmuştur. Böylece sûrenin ilk se­kiz âyetinin hicretin 7. yılında nazil olduğu kesinlik kazanmış oluyor.

Bu sekiz âyeti tâkibeden son üç âyet ise, hicretten kısa bir süre sonra nâzil olmuştur. Zira Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Medine'ye ge­lişinin beşinci günü Cuma namazı kılmış ve Cuma namazı için hutbe okunurken vukû'a gelen bir olay üzerine bu âyetler nazil olmuştur. Câbir b. Abdillah radıyallahu anhuma'dan rivayete göre bu olay şu şekilde cereyan etmiştir.

Câbîr der ki: "Bir Cuma günü peygam­ber sallallahu aleyhi ve sellem ayakta hutbe îrâd ederken Medine'ye bir kervan geli­verdi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabı, hemen ona doğru sökün ettiler. Netîcede yanında on iki kişiden başka kimse kalmadı. Kalanlar içerisinde Ebû Bekir ile Ömer de vardı. Bunun üzerine Cuma süresindeki şu âyetler nazil oldu : "Ey iman edenler ! Cuma gü­nü namaz için nida edildiği zaman hemen Allah'ı zikre gidin. Alış verişi bırakın. Bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Na­maz bittikten sonra yeryüzüne dağılın ve Allah'ın fazlından (rızık) arayın. Allâh'ı çok zikredin ki, kurtuluşa eresiniz. Onlar bir ticâret ve eğlence gördükleri vakit seni ayakta bırakarak ona koşuştular. De ki, Allah katında olan, eğlenceden de ticâretten de hayırlıdır. Allah nzık verenlerin hayırlısıdır.” (Cuma 9-12)

Buhari, Müslim ve daha başka muhaddislerin muhtelif sahâbîlerden rivayet ettikleri bu haber, söz konusu âyetlerin Medine'de nazil olduğunun açık delilidir. Bu rivayetler yukarda geçen Ebû Hureyre hadisiyle birlikte mütâlâa edildiğinde, Cuma sûresinin tamamının Medine'de nazil olduğunda hiç bir şüphe kalmamış olur. Zira bunların ak­sini gösteren sahih bir haber mevcut değildir.



[1] Subulu’l-Hedyi ve’r-Reşad (3/334) bkz.: Siyeru A’lamin-Nubela (13/283) Ebu Davud Ahmed b. Muhammed b. Galib hakkında: bağdadın deccali demiştir.
[2] İbn Receb, Fethu’l-Bari (5/330)
[3] Ebu Arube, el-Evail (54-55) burada iki rivayet zikreder ki ikisi de mürseldir.
[4] Abdurrazzak (3/159) Fethu’l-Bari (2/414) Telbhisu’l-Habir (4/517) ravileri güvenilir olup mürseldir.
[5] Fethul Bari (2/355) İbn Hacer hasen demiştir.
[6] Fethul-Bari (2/214)
[7] Bkz.:Ebu Davud, Mesailu Ahmed (s.56-57)
[8] İbn Munzir, el-Evsat (6/23) Musnedu’ş-Şafii (267); Malik (1/179) İbn Hibban (8/364) Mehamili, Emali (184) Firyabi Ahkamu’l-İydeyn (63) İbn Şebbe, Tarihu Medine (2124) İbn Mulakkin sahih demiştir: Bedru’l-Munir (4/686)
[9] Malik, (salatu’l-iydeyn no:128) İbn Asakir (65/348) Beyhaki Marife (4/418) bkz: Fethu’l-Bari (2/222)
[10] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-munir (28/208)
[11] Îbn Hacer, Fethu'I-Bârî (8/510) Tirmîzî (5/385-6)

10 Eylül 2011 Cumartesi

Alim ve Davetçilerin Videoya Kayıt Fitnesi



Alimleri ve İslam Davetçilerini Videoya Kayıt Fitnesi


Ebu Zer el-Kalmûnî

Tercüme: Ebu Muaz el-Çubukâbâdî

Bismillahirrahmanirrahim

Birinci Hutbe: Şeyhlerin Video’ya Kaydedilmesi Caiz Değildir.

Es-Selâmu aleykum ve rahmetullah[1]

Şüphesiz hamd Allah içindir, O’na hamd eder, O’ndan yardım ister ve O’ndan bağışlanma dileriz. Nefsilerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden Allah’a sığınırız. Allah kimi hidayet etmişse onu saptıracak yoktur. Kimi de saptırmışsa onu hidayet edecek yoktur.

Şehadet ederim ki Allah’tan başka (ibadete layık hak) ilah yoktur. O birdir, ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.

"Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun ve siz ancak Müslümanlar olarak ölünüz." (Al-i İmran; 3/103)

"Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan ve ondan da eşini var eden, her ikisinden birçok erkek ve kadınlar türeten Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarını kesmekten de sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde tam bir gözetleyicidir." (en-Nisâ; 4/1),

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve dosdoğru söz söyleyin. O da amellerinizi lehinize olmak üzere düzeltsin, günahlarınızı da mağfiret etsin. Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur." (el-Ahzâb; 33/70-71)

Bundan sonra,

Şüphesiz sözlerin en güzeli Allah’ın Kelam’ı, yolların en hayırlısı Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan şey bidattir ve her bidat sapıklıktır. Her sapıklık ta ateştedir.

“El-Fidyu’l-İslamî : İslami Videolar”[2] kitabına not düşen – Allah ona karşılığını versin - şöyle demiştir: “İlimlerini, nasihatlerini ve inceliklerini inkar etmiyoruz. İlimleri gizli değildir ve gayretleri unutulmaz. Müminleri ağlatıyorlar. Allah onların vesilesiyle sapmışları hidayet etmiştir. Onlar şeyhlerimiz ve imamlarımızdır. Sevdiklerimiz ve gözlerimizin nurlarıdır. Lakin Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize daha sevgilidir. Suretleri at ve sesle yetin.

Müslüman kadınların da bilgisayarlardaki ders kayıtlarında veya video, uydu kanalları gibi ortamlarda bulunan şeyhlerin suretlerinden sakınmaları, ses kayıtlarını dinlemekle yetinmeleri gerekir. Bu Rabbimizin sağlam dininde iki önemli konudan dolayıdır:

1- Suretlerin şiddetle haram kılınması

2- Bakışları kısmanın farz oluşu.

Sonra ilim talebesinin bu fitneye düşmesi sözkonusu olabilir. Çünkü suretlerin haram kılınmış olması kardeşlerimiz arasında bilinmekteydi. Sonra bu münkere tutunuldu ve yaygınlaşmaya başladı. Öyle ki, bu bir esas edinilir oldu. Buna karşı çıkılmamaya ve eleştirmekten sakınılmaya başladı.

Davetçiyi Cuma günü minber üzerinde görürsün, Allah’ın evinde kamerayla çekim de yapılmaktadır! Sonra bu kayıtları uydu kanallarında, özenle önüne uzatılmış görürsün. Üzerinde bir tutam gül ile süslenmiş haldedir! O da konuşur da konuşur, coştukça coşar. Kamera yüzüne doğrultumuştur. Onu internet denilen örümcek ağında görürsün.  İnternet sayfası da onun resimleriyle kaplanmıştır! Seyredenlerin önünde sakalıyla belirir, tatlı davetkar gülümsemesiyle süzerek bakar.

Ey davetçi şeyhimiz! Ey gözümüzün nuru! Yüzünün güzelliğini insanlara göstermekle davete ne gibi bir fayda kazandıracaksın? Önceki senelerde olduğu gibi ses kayıtlarıyla yetinseydin, davet mi sona erecekti?

Şüphesiz suretler, şiddetli haramlık hükmünden, mübah sayılmaya doğru sıçramıştır! Bunun sebebi de durumun, şeyhin sesini dinlemekten, davetçinin yüzünü seyretmeye intikal etmesidir!

Şeyh el-Elbânî rahimehullah şöyle demiştir: “Televizyon kanalı komisyonunun, benden televizyonda düzenli dersler yapmamı taleplerine olumlu cevap vermemin bir faydası yoktur. İnsanlar suretimi görmeden de istifade edebilirler! Lakin onlara, televizyon olmaksızın, sesimi dinletmem mümkündür. Bundan umulan fayda ve etki, şeklimin görünmesiyle değil, ancak sesimin işitilmesiyle olabilir. Öyleyse burada başka insanlara faydalı olmak için bu işi iyi görmekte büyük bir fayda yoktur.  Bu iş televizyon yoluyla değil, radyo yoluyla olabilir.”

Ey sevgili davetçi! Müslüman kadınların bilgisayar veya televizyon ekranlarında yüzüne bakmaları caiz midir? Rabbin, muhkem kitabında, o kadınlara bakışlarını kısmalarını emretmemiş midir? Neden Allah’ın haram kıldığı şeyi onlara mubah yapıyorsun? Neden bu işi onların önünde kolaylaştırıyor, onlara yakınlaşıyorsun? Böylece bu işi hiçbir sıktıntısı olmayacak şekilde sıradanlaştırıyorsun!

Şüphesiz bu fitne yayılmış gitmiştir! Sen de bunu kaldırımlarda, yol kenarlarında, mescidlerin önünde görüyorsun. Yüzlerce direkte suretler asılmıştır. .. dinimizin haram kıldığı suretler! Büyük davetçinin konferanslarında ses ve suretlerler, yine İslamî filimler (!) çocuklar için çizgi filimler bulursun! Oraya katılanlar da kendilerine telkin edilenleri söylerler, ne bulurlarsa alırlar. Delil nerede ey kardeş!

Şeyh cevaz verdi”(!!!)

Alimlerden biri şöyle diyor: “Mescidlerde sohbetler düzenlemek ve orada insanları toplayıp kamerayla suret çekmek, sonra bunu televizyon ve uydu kanallarında yayınlamak büyük bir münkerdir. Bu haramlığa dahil olup, suret sayılır. İnsanlar da buna zaten suret derler! Bu haramdır.”

Nitekim son zamanlarda meşhur bir mescidde bu durum meydana gelmiş, mescid idaresi mescidin dışında büyük alanda bulunan cemaatin önüne büyük bir ekran koymuştur. Bunun amacı, dışarıda kalanların şeyhin yüzünü görmekten mahrum olmamalarıdır! Böylece bunu müslümanlar arasında kötü bir adet olarak yerleştirdiler. Maalesef kimse de karşı çıkmadı! Buna öfkelenen de, gizlice söylemekten çekindi. Çünkü verilecek cevap hazırdı: “Sen şeyhten daha mı iyi biliyorsun?” Maalesef kadınlar da erkeklerin arkasında bu alanda bulunuyorlardı. Dikilen bu ekranı seyrediyorlardı. Gözlerini kırpmadan bakıyorlardı! İnna lillahi ve inna ileyhi raciun.[3]

Suretler Fitnesinde Boğulanların Sözleri Ancak Şu Çerçevede Dönmektedir:

1- Onların en üstünü ve en isabetlisi şöyle der: “Suretler haramdır. Lakin ben, davetin maslahatı için bunu caiz kabul ediyorum.” Buna, “Kitap ve sünnetten, davetin maslahatı ve islam’a destek için haramları kullanmanın caiz olduğunun delili nerede? Denilir. Sözün güzeli  ve hakkı parlatan şeylerden birisi, Riyad’daki el-Lecnetu’d-Daime’nin (2922) numaralı şu fetvasıdır: “Tebliğ ve islamı yayma vasıtası olarak haramları kullanmak caiz değildir. meşru vesileler çoktur. Bunların yerine Allah’ın haram kıldığı şeyler kullanılamaz. İslam devletlerinde kullanılan suretler, bunun caiz olduğuna delil değildir. bilakis bu münkerdir. Çünkü bu konuda sahih deliller vardır. Delillerle amel ederek suretlere karşı çıkmak gerekir

Nitekim Şeyh Salih el-Fevzan’a – Allah onu hıfzeylesin, sabit ve hareketli tüm suretlerin haram oluşuna tutunanlardandır. Bunun aksine olarak meydana gelenlerden o beridir, izni yoktur. Bu konuda el-İbraz li-Akvali’l-Ulema Fi Hukmi’t-Tilfaz” risalesinde bakınız –şöyle soruldu: “Fıkıh, Tefsir gibi derslerde video, sinema ve benzerleri gibi eğitim araçlarını kullanmanın hükmü nedir? Bu sakıncalı mı, yoksa meşru mudur?”

Şöyle cevap verdi: “Benim görüşüm, bunun caiz olmadığıdır. Zira bunlarda tasvirin (suret yapmanın) bulunması kaçınılmazdır. Tasvir (suret yapmak) ise haramdır. Bunu gerektirecek bir zaruret de sözkonusu değildir.” (el-Munteka-513)

2- Hayırlı olan ilk üç asrı kötüleyen re’y ve kelam  sahipleri için insanların en yakınları, saptırarak şöyle derler: “Haram olan elle çizilendir. Aletle yapılan tasvirler ise haram değildir.” Neden ey şeyhulislam?

Sana şöyle der: “Çünkü bu suret değildir.” Öyleyse bu nedir ey kayıtlı sohbetlerin yıldızı? Şöyle der: “Bu gölgenin hapsedilmesidir. Tıpkı aynalarda olduğu gibi.[4] Bu elektro manyetik dalgalardır. Bu, gerçeğin naklidir, tasvir değildir. videoyu seyreden sanki yüksek bir yerden caddeyi seyreden gibidir.”

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Her musavvir (suret yapan) cehennemdedir. Yaptığı her surete can verilecek ve onlar kendisine azap edecektir” buyurmuştur. (Muslim)

Şeyh Salih el-Fevzan şöyle demiştir: “Yaptığı suret” ifadesi, nasıl olursa olsun, ister resim, ister oyma, ister makineyle çekilme şeklinde olsun her sureti kapsamaktadır. Makineyle resim çeken, resim çizenden daha serî şekilde bunu yapar. Ancak sonuç birdir. Bunların herbinin maksadı suret yapmaktır. Oyma yapan veya heykel yapanın maksadı da suret meydana getirmektir, resim çizenin maksadı da suret meydana getirmektir. Neden bunlar arasında fark görelim ki? Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Her suret yapan ateştedir” buyuruyor. Ayrım yapmanın delili nedir? Getirdikleri şey sadece felsefe ve uydurdukları sözlerdir. Kafalarına göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözünü tahsis etmek istiyorlar!”

Allâme el-Elbânî rahimehullah şöyle demiştir: “Bu aletle – yani kamerayla – bir anda ortaya konulan suretleri, bu alet olmadan saatlerce uğraşan kimse yapamaz. Onlara göre bu insanın ameli değildir. aletle suret yapanın tutunduğu şey de budur. Suret yapmaktaki maksadının hedefini böylece kapatıyor. Filim dedikleri terkip de bu türdendir. Bundan sonra da fotoğrafı tab ederek banyo ediyorlar. Yine bu da onlara göre insan ameli değildir!

Nitekim onlardan birine seneler önce şöyle dedim:  Sizleri, oymacılık suretiyle yapılmayan putları mubah saymakla ilzam ederim.  Bu,özel alet vasıtasıyla, bir elektirik düğmesine basmakla, bir dakikada onlarca put çıkarmaktır… buna ne dersin?” dedim. Başını eğdi.”

Bununla beraber Şeyh el-Elbânî rahimehullah da davetçilerin ve şeyhlerin suretlerini duvarlara asmayı adet edinen kimselerin yaptıklarından kurtulamamıştır. el-Elbânî’nin de fotoğrafını koymaya başlamışlardır. Bilmiyorum bu insanlara neler oluyor?!

Şeyh İbn Baz rahimehullah’a: “Faydanın genelleşmesi ve başka yerlerdeki insanların istifade etmeleri için sohbetlerde video cihazıyla  tasvir yapmanın hükmü nedir?” diye soruldu.[5]

Şöyle cevap verdi: Bunda şüphe vardır. Sohbetin kasetlere çekilmesi talep edilen bir iştir. Bununla beraber surete ihtiyaç yoktur. Lakin surete, bazı zamanlar konuşmacıyı tanımak için gerekli olabilir. Suret, konuşmacıyı açıklar. Bu, başka sebeplerle de olabilir. Ben bu meselede duraklarım. Çünkü ruh taşıyan canlıların tasvirinin hükmü hakkında hadisler ve şiddetli tehdit gelmiştir. İlim ehlinden olan kardeşlerimden bir topluluk, bunda genel maslahattan dolayı sakınca görmeseler de ben, suret yapmadaki büyük tehlikeden dolayı bu  konuda duraklarım. Buhari ve Müslim’in sahihlerinde ve başka eserlerde sabit olan hadisler açıklamıştır ki; kıyamet gününde insanların en şiddetli azap görecek olanı suret yapanlardır. Suret yapanlara lanet edildiğine dair hadisler gelmiştir. Yine bu konuda daha başka hadisler vardır. Başarılı kılacak olan Allah’tır.”

Şeyh İbn Baz rahimehullah’a: “Video yoluyla cenaze yıkanması ve kefenlenmesinin öğretilmesinin hükmü nedir?” diye soruldu.

Şöyle cevap verdi: “Videodan başka bir yolla bu öğretilmelidir. Çünkü suret yapmaktan  yasaklayan ve suret yapanlara lanet edilen birçok sahih hadisler gelmiştir.”[6]

Şeyh İbn Baz rahimehullah’a: “Televizyon cihazı, tasvir kapsamına girer mi? Yoksa bu cihazda görülen kötü programlar sebebiyle mi haramdır?” diye soruldu.

Cevap: “Her tasvir haramdır.”[7]

Şeyh Abdulaziz b. Abdillah er-Racihî’ye soruldu: “Şeyh Abdulaziz b. Baz rahimehullah insanların arasında tereddütlü ifade kullandı. O video tasvirinin caiz olduğuna fetva verirdi. Siz de – Allah sizi muhafaza etsin – şeyhin sohbetlerine devam eden,  ona yakın olan ve görüşlerini bilen kimselerdensiniz. Bu konuyu açıklamanızı ümit ederiz.”

O da şöyle dedi: “Bundan sonra. Ben şeyhimiz Abdulaziz b. Baz’ın video tasvirinin caiz olduğuna fetva verdiğini bilmiyorum!!! Bildiğim şey sadece, onun nüfus cüzdanı, pasaport, ehliyet veya diploma gibi zaruretler dışında, mutlak olarak tasvire mani olmaya fetva verdiğidir.”[8]

El-Fidyu’l-İslami kitabına not düşenin sözlerinden nakil burada bitti.

El-Lecnetu’d-Dâime Fetvalarından:


5807 numaralı fetva:

Soru: Suretlerin haramlığına dair kitabınızı okudum. Ben şu şekilde sormak istiyorum: Sizler tasvirin/suret yapmanın haramlığına fetva veriyorsunuz. Fakat başka bir modern tasvir türü daha var ki o da televizyon, video, sinema kasetleri ve benzerlerinde seyrettiklerimizdir. Şahsın sureti, dedikleri gibi hissîdir ve uzun zaman saklanabilmektedir. Bu tür tasvirin hükmü nedir?

Cevap: Tasvirin haramlık hükmü anlattığın şeyi de kapsamaktadır. Başarı Allah’tandır.

El-Lecnetu’d-Daime ilmi araştırmalar ve fetva komisyonu

Başkan: Abdulaziz b. Abdillah b. Baz

Başkan vekili: Abdurrazzak el-Afifi

Üyeler: Abdullah b. Gudeyyan, Abdullah b. Kuud.

5740 numaralı fetva:

Soru: Bizler Ervâ adıyla müslüman çocuklar için bir dergi yayınlamaya başladık. Bir örneğini de size gönderdik. Kendisine ve dindarlığına güvendiğimiz birisi bize gelerek, şahısların resimlerinden dolayı itiraz etti. Bizler peygamberlerin (aleyhimusselam) ve sahabelerin (rıdvanullahi aleyhim) resimlerinden sakınmamız gerektiğini de bilmekteyiz. Bununla beraber bu yazımızla sizden, takdim ettiğimiz şeyin meşru olup olmadığına dair fetva istiyoruz. Mektubumuza acil cevap vermenizi umuyoruz.

Cevap: Ruh taşıyan canlıların tasviri/resimlerini yapmak mutlak olarak haramdır. Peygamberler (aleyhimussalatu ve selam) ve sahabe (rıdvanullahi aleyhim) dışındaki şahısların resimleri de olsa aynıdır. Bu teşvik ve açıklama vesilesi olarak kullanılamaz, bunda ruhsat yoktur. Allah nebimiz Muhammed’a, ailesine ve ashabına salat ve selam etsin.

El-Lecnetu’d-Daime ilmî araştırma ve fetva komisyonu

Başkan: Abdulaziz b. Abdillah b. Baz

Başkan vekili: Abdurrazzak el-Afifi

Üyeler: Abdullah b. Gudeyyan, Abdullah b. Kuud.

2922 numaralı fetva:

Soru: İngiltere’de bazı alimler, cemaat halinde namaz kılanların ve Kur’an okuyan çocukların suretlerini kullandıklarını görüyoruz. Bu suretler dergi ve gazetelerde yayınlandığında gayri müslimler etkilenmekte ve islamı ve müslümanları tanımaya teşvik olmaktadırlar.

Cevap: Ruh taşıyan canlıların suretleri haramdır. İnsan veya hayvan suretleri arasında fark yoktur. Yine namaz kılan ve Kur’an okuyanların sureti de aynı hükümdedir. Çünkü sahih hadislerde bunun haram olduğu sabittir. Dergilerde, gazetelerde ve risalelerde, abdest alan ve Kur’an okuyan müslümanlara ait olsa dahi, islamı yaymak ve islama girmelerine teşvik ümidiyle bu suretlerin yayınlanması caiz değildir. çünkü tebliğ ve islamı yayma vesilesi olarak haramları kullanmak caiz değildir. meşru olan tebliğ vesileleri çoktur. Bunların yerine Allah’ın haram kıldığı şeyler kullanılamaz. İslami devletlerde bulunan suretler de bunun caiz olduğuna delil değildir. bilakis bu bir münkerdir. Bu konuda sahih deliller vardır. Delillerle amel ederek tasvire karşı çıkmak gerekir.

16259 numaralı fetva:

Soru: Video kamerasıyla hazırlanan şeyler tasvir midir/suret yapmak mıdır? Bunun hükmü fotoğraf tasvirinin hükmü altına girer mi?

Cevap: Evet. Video tasvirinin hükmü, delillerin genel kapsamlı oluşundan dolayı fotoğraf tasviri hükmünde olup yasaklanmış ve haram kılınmıştır.

El-Lecnetu’d-Daime ilmî araştırmalar ve fetva komisyonu

Başkan: Abdulaziz b. Abdillah b. Baz

Başkan vekili: Abdurrazzak Afifi

Üyeler: Abdullah b. Gudeyyan, Salih b. El-Fevzan, Abdulaziz Âlu’ş-Şeyh, Bekr b. Abdillah Ebu Zeyd.

19933 numaralı fetva, tarih: 9.11.1418

Soru:  Hareketli resimlerden oluşan, yaygınlaşmış olan televizyonun yerine geçmesi için içinde çocuklara, ana babaya iyiliğe teşvik, doğruluk, güvenilirlik, namazın önemi ve benzerleri gibi faydalı kıssaların anlatıldığı islami çizgifilmler satın almanın ve seyretmenin hükmü nedir? Bunlarda insanların ve hayvanların el ile çizilmiş resimleri vardır. Bunları seyretmek caiz midir? Bize fetva verin, Allah karşılığını versin.

Cevap: Fetva komisyonu incelemeden sonra şu cevabı vermektedir: Haram olan suretler içerdiği için çizgifilimleri satmak, satın almak veya kullanmak caiz değildir. çocukların eğitimi öğretim, edeplendirme, namazı emretme ve değerli gözetim gibi meşru yollarla yapılmalıdır. Allah herkesi hayır ve salah bulunan işlere muvaffak kılsın. Allah’ın salat ve selamı nebimiz Muhammed’e, ailesine ve ashabının üzerine olsun.

El-Lecnetu’d-Daime ilmi araştırmalar ve fetva komisyonu

Başkan:  Abdulaziz b. Abdillah b. Baz

Başkan vekili: Abdulaziz Âlu’ş-Şeyh

Üyeler: Salih el-Fevzan, Bekr b. Abdillah Ebu Zeyd

“İslamî Videolar”[9] Kitabı


Video cihazı veya video kasetlerinin İslam’a izafe edilerek “İslami video” diye isimlendirilmesi üç şekilde yorumlanır ki hepsi de dinde bidattir:

Birinci yorum: Bununla seyredilmesi veya çekilmesi ile Allah Teala’ya yakınlaşma kastedilir ki bu bid’attir. Allah Teala’ya meşru olmayan, asıl ve nitelik olarak[10] meşru kılınmayan bir şekilde yakınlaşmaya çalışmadır.

Bunun açıklaması: İcma ile – hatta caiz sayanlara göre dahi - bu, sonradan çıkarılmış bir şeydir. İbadetlerde asıl olan ise; delil olmadığı sürece yasaklıktır. Bu cihazları kullanmanın Allah Teala’ya yakınlaşma konusunda meşru olduğuna dair delil bulunması zorunludur. Aksi halde bununla Allah’a yakınlaşma talebi bidattir. Nitekim Sahih’te Aişe radıyallahu anha, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Şu emrimizde ondan olmayan bir şey çıkaran reddolunur

İkinci yorum: Bununla kastedilen, Allah Teala’ya davettir. Yine bu da bid’attir. Zira Allah Subhanehu dini tamamlamış, nimeti kemale erdirmiştir. Allah Teala’ya davetin de Allah Teala’nın meşru kıldığı şeylerle yapılması zorunludur. Bu da iki kısımdır:

Birinci kısım: Asıl ve nitelik olarak meşru olanlar. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ve sahabeleri radıyallahu anhum’un Allah Teala’ya davet konusunda yaptıkları; cihad, konuşma, yazışma, hitabet ve benzerleri böyledir.

İkinci kısım: Nitelik olarak değil de, asıl olarak meşru olanlar. Veya hakkında nas bulunmasa da meşru cinsinden olanlar. Kitap ve risaleler telif edilmesi böyledir.

Hakkında nas bulunmayıp meşru cinsten de olmayanlar bid’attir!

Peki ya Allah Teala’ya davette vesilenin aslı; tasvirler, temsiller, çizgi resimler ve benzerleri gibi haram olan unsurlardan ise nasıl olur?!!

Nitekim Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah’a; adam öldürmek, yol kesicilik yapmak, hırsızlık, içki içmek ve benzeri büyük günahlar işlemek amacıyla bir araya gelen bir bir topluluğu, bir şeyhin Allah Teala’ya zincirsiz def ve genç olmayanların mubah şiirlerle kaside söylemesi gibi musiki aletlerini kullanmak suretiyle davet etmesi halinde, o cemaatin tevbe ettikleri, namaz kılmayan, hırsızlık yapan ve zekat vermeyen bu kimselerin, şüphelilerden dahi kaçınan kimseler haline geldikleri, farzları yerine getirmeye başladıkları, haramlardan sakındıkları anlatılır. Bu şeyhin, başka türlü davet edilmeleri mümkün olmayan topluluğa karşı, böyle bir maslahatı elde etmek için bu yolları kullanması mubah mıdır? Diye sorulur.

Şeyhulislam rahimehullah uzunca cevabını[11] (el-Fetava 11/620) – özet olarak - şöylece verir:

“…Bilindiğine göre sapıkları hidayet eden, şaşkınlara yol gösteren, isyankarların tevbesini kabul eden ancak Allahtır. Bunun Allah’ın rasulüyle gönderdiği kitabı ve sünnet ile olması zorunludur. Aksi halde, Alah’ın rasulüyle gönderdiği bu konuda yeterli olmasaydı, rasulün dini eksik, tamamlanmaya muhtaç olurdu… İnsanların Allah ve rasulü meşru kılmadığı halde Allah’a yaklaştırıcı olarak gördükleri ameller de böyledir. Zira mutlaka bunların zararı faydasından büyüktür. Ancak faydası zararından büyük ise şeriat bunu bildirmeyi ihmal etmemiştir. Zira Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hikmet sahibidir. Dinin maslahatını ihmal etmemiştir. Müminler alemlerin rabbine yakınlaşmada farklı mertebededirler… Şüphesiz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, sahabe ve tabiin bu kimselerden daha şerli olan küfür, fısk ve isyan ehlini meşru metotlarla davet etmişlerdir. Allah onları bidat yollara muhtaç bırakmamıştır. Allah’ın nebisi sallallahu aleyhi ve sellem ile gönderdiklerinde isyankarları tevbeye çağırmak için meşru bir metot olmadığını söylemek caiz değildir. Zira zorunlu bilgiyle ve mütevatir nakille anlaşılmıştır ki, ümmetler içinde küfürden, fısktan, isyandan meşru yollarla tevbe edenlerin sayısını ancak Allah bilir. Bunlarda bidat toplantılar yoktu. Şunu demeye imkan yoktur: “Şüphesiz ki isyankarları bu bidat metottan başkasıyla tevbe çağırmak mümkün değildir”[12]

Üçüncü yorum: Bununla Allah’a yakınlaşmak ve O’na davet kastedilmez, lakin bu isim sayesinde bu videolar ile münker şeyler içeren diğer videoların ve kasetlerin arası ayrılmak istenir. Bu da yine bu cihazların İslam’a nispet edilmesi sebebiyle bidattir. Halbuki islam bunlardan berîdir.! Bunun zararı şu açılardandır:

1- Videoların islama nispet edilmesi halkın bu cihazların müstehap olduğunu zannetmesine sebep olur.[13] Halbuki bu batıl bir iştir.

2- Bu iş, bir bid’at veya münkerin önünü açmak isteyen herkes için bir vesile olur. Onlar da yaptıkları işi İslam’a nispet ederek bunun önünü açarlar. Nitekim bu, fiilen de meydana gelmiştir. Mesela “İslamî tiyatro”, “İslamî temsil”, “İslami müzik” denilmesi gibi. Allah Tealadan bizleri bu beladan kurtarmasını ve kendisiyle karşılaşıncaya kadar İslam ve sünnet üzerinde sabit kılmasını dileriz.

3- Bu işte tasvir, tiyatro, çizgifilm ve benzerleri gibi münkeratın yayınlandığı cihazların İslama nispet edilmesi sözkonusudur. Bu ise, İslam bunları haram kılıp yasakladığı halde İslama nispet etmektir. Bu büyük bir vebaldir!

Şayet bu cihazlarda hardal tanesi kadar münkerat bulunmasaydı dahi İslam’a nispet edilmesi yine caiz olmazdı. Lakin buna “eğlence” denilse veya “eğlence videosu” yahut “eğlence kasetleri” denilse, en azından bunun “mubah eğlence” olduğu zannedilirdi. Allah yardımcımız olsun.

Tiyatro ve Sinemaların Haramlığı


Bu cihazlarla yapılan şeylerin en meşhuru “İslami temsiller/tiyatrolar” denilen şeyler ve benzerleridir[14] ki bunlar haramdır. Bunlar ister insanların sureti çekilmek suretiyle olsun, ister çizgifilm şeklinde olsun fark etmez. Bunların haramlığı şu açılardandır:

1- Temsil/tiyatro denilen şeyin aslı Hristiyanlardan, eski ve modern tarihteki putperestlerden alınmıştır.

* Temsil/tiyatro, Yunan putperestlerinde başlamış, sonra Hristiyanlara intikal etmiş, mabedlerine kilisilerine bu tiyatroları yapmışlar, sonra da onlardan başkalarına geçmiştir.

*Modern tarihte ise Avrupa’da başlamış, sonra Nakkaş Marun denilen Yunan bir hristiyan eliyle müslümanlara geçmiştir. 1840 yılında ilk arapça temsilini yapmış, sonra insanlar temsil yapmaya başlamışlardır…Allah yardımcımız olsun.

Temsil bu kimselere benzemektir. Müsned’de ve diğer hadis kitaplarında İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan gelen hadiste: “Kim bir kavme benzerse onlardandır” buyrulmuştur.[15]

2- Temsilde açık bir yalan vardır. Zira o olmadığı halde, filan kimse olduğunu iddia eder. Öyle bir iş yapmadığı halde, o işi yapar. Kıssası yalandır! Bu ise ciddi de olsa, şaka yoluyla da olsa haramdır. Nitekim İmam Ahmed, sahih isnadla, Şu’be’den, o Ebu İshak’tan, o da Ebu Ahvas’tan diyerek, Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh’ın şöyle dediğini rivayet eder: “Şüphesiz yalanın ciddisi de, şakası da yaramaz.. Kişi çocuğuna yapmayacağı birşeyin sözünü vermesin. Muhakkak ki Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bize şöyle buyurdu: “Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk olarak yazılır. Yine kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzab/çok yalancı yazılır.”[16]

Eğer tiyatrosu (veya filmi) oynanan kıssa sahih ise ve aslı varsa da yalana nispet edilir:

3- Bu müslümanların mahremiyetine girmektir ve rızası olmadan onun adına anlatmaktır. Bu ise haram olan gıybettendir. Nitekim Sahihu Muslim’de Ebu Hureyre radıyallahu anh’den, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Bilir misiniz gıybet nedir?” “Allah ve rasulü daha iyi bilir” dediler. Buyurdu ki: “Kardeşini hoşlanmayacağı şekilde zikretmendir” denildi ki: “Söylediğim şey kardeşimde mevcutsa ne dersin?” Şöyle buyurdu: “Eğer ında söylediğin mevcutsa gıybetini etmişsin demektir. Yok eğer onda mevcut değilse, iftira etmişsindir.”

Birinin fiillerini ve sözlerini taklid etmek amelî gıybettir. Nitekim Tirmizi sahih kaydıyla ve Ebu Davud, Aişe radıyallahu anha’dan rivayet ediyorlar:

“Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e birinin taklidini yaptım. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Bana şu kadar ve şu kadar verilse bile herhangi birinin taklidini yapmak hoşuma gitmez” buyurdu.[17]

Şayet bu taklitler çizgi film denilen resimlerle yapılırsa bu daha da çirkindir. Zira buna şunlar da eklenir:

4- Çizgifilmler şu kötülükleri bir araya getirir:

* El ile suret çizmek. Bu dinde kötülenen şeyin aslıdır.

* Rızası olmadan müslümanı taklid etmek.

* Çocuklar için müslümanı tasvir etmek ve resmini çizmek. Bunda alay etme söz konusudur. Hiçkimsenin bu şekilde tasvir edilmesine razı olacağını ve buna izin vereceğini zannetmem. Şahısların fiil olarak taklid edilmesi, resminin çizilmesinden daha ehvendir!

* İki açıdan yalan söz konusudur: birincisi: Resmi yapan bu suretlerin o kimselere ait olduğunu iddia eder, lakin kendisi onları görmemiştir. İkincisi: Bu resimlerin diliyle konuşur, onun sözlerine yalan katar. Daha önce açıklandığı gibi, bu da üçüncü açıdır.

Eğer gayri müslimlerin taklidi yapılıyorsa buna da şunlar katılır:

5- Bu, yollarında, sözlerinde ve fiillerinde kafirlere benzemektir. Bu ise daha önce geçtiği gibi, haramdır.

Eğer buna onların putlara secde, islam ile alay etmek gibi küfür olan görüşlerinden veya ibadetlerinden bir şey de eklenirse bu Allah’a sığınırız, küfürdür. Bu gibi münkeratın sunumuyla tiyatro (ve sinema)ya ruhsat yoktur.

Bu tiyatro (ve filmler), tıpkı “islami” diye isimlendirmelerinde olduğu Allah’a yakınlık olarak yapılır ve öyle görülürse:

6- Bu dinde bid’at çıkarmaktır! Rasullerin efendisinin yoluna aykırılıktır! Nitekim Sahih’te Aişe radıyallahu anha’dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Emrimizde ondan olmayan bir şey çıkaran reddolunur

Diğer rivayette: “Kim emrimiz olmayan bir amelde bulunursa reddolunur” buyrulmuştur.

Buna bir de “islami videolar” denilen, büyük ve küçük herkesi itikadî ve ahlakî açıdan tehlikeye sokan unsurlar içeren şeyleri de ekle. Bunun açıklaması da şu şekildedir:

Birincisi: Büyükler İçin İtikadî ve Ahlakî Tehlikeleri:


“Münazaralar/tartışmalar” denilen ve uydu kanallarında yayınlanan ve “İslami video” diye sunulan yayınlar bu tehlikelerin en açıklarındandır. Bu tartışmalar; müslümanların temsil ettiği bir taraf ve laiklerle benzerlerinin temsil ettiği bir taraf olmak üzere iki taraf arasında yapılmakta, laikler ve benzerleri, islam ve müslümanlar hakkında şüpheler atmakta, “islamcılar” da bunlara cevap vermektedir. Bu tartışmaların akideye zararı şu şekildedir:

Birinci açı: Halka şüpheler açıldığı zaman bazen bunlar kalpte yer eder ve verilen cevap onu gidermez. Böylece bu şüpheler kalpte hastalığa veya Allah’a sığınırız kaymalara sebep olur. Özellikle de “islamcılar”ın çoğu bu şüphelere sıkıştırılmış dinî düşünceleriyle cevap vermektedirler. Bu yüzden Selef, hevâ ve bid’at ehliyle tartışmaktan sakındırıyorlardı.

Nitekim seleften biri şöyle demiştir: “Allah bir kulun hayrını dilerse ona amel kapısını açar, cedel/tartışma kapısını kapatır. Yine Allah bir kulun kötülüğünü dilerse ona amel kapısını kapatır, cedel kapısını açar.”

İmam Malik rahimehullah’a: “Sünnet konusunda alim birisi bu konuda tartışabilir mi?” diye sorulunca şöyle demiştir: “Hayır. Ancak sünneti bildirir. Ya kendisinden kabul edilir, yahut susar.”

O şöyle derdi: “İlimde tartışmak, kalpleri katılaştırır ve kinleşmelere sebep olur.”

El-Hasen (el-Basrî) rahimehullah bir topluluğun tartıştığını duyunca şöyle demiştir: “Bunlar ibadetten usanmış, konuşmak kendilerine hafif gelmiş, veraları/sakınmaları azalmış ve böylece konuşmaya başlamış bir topluluktur.”

Seleften bazısının münazaralarında yaptıkları ise, özel durumlar ve belirli kişilere hastır. Allah onlara ilim, anlayış ve hüccet vermiştir. Bununla beraber onlar – bugün olduğu gibi – tartışanların etkilediği şüpheleri halk arasında yaymıyorlardı.

İkinci açı: Bu gibi tartışmalar – kalplerde yer etmese dahi – şüpheleri halk arasında yayar. Önceden bilinmeyen bu gibi şeylerle selim fıtratlar bozulur. Bu cihazlar (Televizyon, uydu kanalları, video, internet v.b.) tarafından yayılan bu gibi şüpheler, münafıkların seçkinlerinden başkası tarafından döşenemeyecek duvarlar iken, bu cihazlardan sonra herkes buna güç yetirebilir olmuştur. İyi düşünenlere göre bunda büyük bir fesat vardır.

Üçüncü açı: Bu tartışmaları alışkanlık haline getirmek, gönüllerde dine hakareti, islam ve müslümanlarla alay edilmesini, dinin zorunlu meselelerinin inkar edilmesini dinlemeye karşı ülfet meydana getirmekte, bu da bu gibi şeyleri dinlemeyi alışkanlık edinenlerde dinin heybetini azaltır. Bu açıktır. Allah yardımcımız olsun.

Bunlar, bu cihazların akideye etkilerini gösteren örneklerdir.

İkincisi: Küçükler Üzerinde İtikadî ve Ahlakî Tehlikeleri


Yabancı dillerden çevrilen çizgifilmler bu tehlikelerin en açık olanlarıdır. Bu yazılanların[18] sabit oluşuna gözler şahittir:

“Şu hata eden çalışkan kimselerin ve başkalarının ne dinimizi ne de akidemizi tamamlayıcı[19] olmayan çizgifilmler edinme konusunda yarıştıklarını görmek beni ürküttü. Bundan sonra bu bu çalışkan kimseler bazı dinî nasları veya dini terimleri eklemeye kalkıştılar, müziği çıkardılar ve bu kasetler “İslamî” (!) kılıfa sokuldu! Lakin nerede!.. ekledikleri şeylerle bu çizgifilmlerdeki şahısların şekilleri, gidişatları ve sözleri arasında çelişkiler var! En ufak bir düşünme yeteneği olan bunları anlar:

Filmin kahramanı erkeklerin kadınlarla karışmasına, bir arada olmalarına engel olmuyor!! Veya onlardan birinin yanında kız öğrenci var! Yahut onun arkadaşı! Ya da çıplak olarak yüzüyor! Arkadaşının yüzmesine iştirak etmesi için bir engel yok!!...

Eğer çocuklarını sapmalardan ve suçlardan korumaya almışsan, “islamî” denilen filimler bunları yok etmenin bir garantisidir… O zaman çocuğunun islamî denilen bu filimler arasından birinde “Ninja hırsızlar” filminde olduğu gibi, Holywood filimleri yoluyla, oyuncakları arasında kardeşlerine karşı kullanacağı tabanca gibi şeyler aramasına şaşırma!

Bu filimlerin müslüman akidesine açıkça aykırı olarak getirdiği şeylerin en şiddetlisi ve en çirkini, tercüme edilen bu filimlerden birinde kendi gözümle gördüğüm şu olaydır: başlangıcında kilise var ve insanlar oraya gidiyorlar!

Müslümanların çocuklarının fıtratları eğer tevhid üzereyse ve bu onlara öğretilerek yetiştirilmişlerse, bu gibi filimler bunları yıkacak ve şu ilhad/sapma şekilleri bina edecektir:

Rüzgarlar güneşle yarışır, kahramanların her birinde bu kainatta ve halk üzerinde tasarruf gücü vardır! Sanki kainatta doğa gücünün tasarrufu var, haşa Allah Subhanehu’nun kudreti yok gibidir!

Kim çocuklarına bu filimleri alır ve ne elde etmek ister?”[20]

Allaha yemin olsun bu büyük bir münkerdir. Bir de bunların “İslamî” diye isimlendirilmeleri çok daha büyük bir suçtur!!!

Bunları yapanlar Allah’tan korksunlar. El-Aziz ve el-Cebbar olanın önünde durdurulacakları günden sakınsınlar. Allah’ın mubah kıldığı şeyler, haram kılınanlara muhtaç bırakmaz!

Babalar, çocukları hakkında Allah’tan korkmalıdırlar! Zira onlar kucaklarında emanettir. Buhari ve Muslim’in Sahih’lerinde Abdullah b. Ömer radıyallahu anh’den gelen rivayette Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mesulsünüz. İmam bir çobandır ve sürüsünden mesuldür, kişi ailesinde bir çobandır ve sürüsünden mesuldür. Kadın, kocasının evinde bir çobandır ve sürüsünden mesuldür.”

Bu cihazları satın almak, herhangi bir şekilde bunları çıkaran ve yayanlarla yardımlaşmaktır. Bilinmektedir ki, bu cihazların çıkarılmasında asıl olan fesadı yaymaktır. Bu konuda bu cihazları (video, VCD player, DVD player ve televizyon gibi) mubah sayanlar dahi tartışamazlar.

Dördüncüsü: İlme ve hayra nispet edilen kimselerin evlerinde bu cihazların yaygınlaşması hakkı batıl ile karıştırmaktır. Onların evlerinde bunların mevcudiyeti, başkalarının gözünde bu işi hafife almalarına sebep olmaktadır.

Beşincisi: Bu cihazlar vakitlerin boşa geçirilmesine ve zararı olmasa bile hiçbir faydası olmayacak şekilde zayi edilmesine yardım etmektedir.

En az bir düşüncesi olan kimseye göre dahi, bu cihazların müslümanlar arasında yayılması bizlere bazıları şunlar olan kötü sonuçları ortaya koymuştur:

1- Kafirlerin sözleri, fiilleri, giyimleri, bayramları ve diğer halleri müslümanlar arasında bu cihazlar vesilesiyle yayılmıştır. Vela ve bera (Allah için dostluk ve Allah için düşmanlık) akidesi birçok müslümanda zayıflamıştır. Nitekim buna şahit olunmaktadır.

2- Fitneci, açık saçık kadınların suretleri müslümanlar arasında yayılmıştır. Bu da insanların çoğunun kadınlarla fitneye düşmelerine ve kadınların da kafir kadınlara benzeyip açılıp saçılmalarına sebep olmuştur.

3- Aşk ve ihtiras hikayeleri, hırsızlık ve cürüm hikayeleri yaygınlaşmıştır. Bu da gönüllerde büyük etkiler yapmıştır. Nitekim kafirlerin akıl sahibi olanları da bunu kabul etmektedirler!

4- Soytarı şarkıları ve haram müzik türleri yaygınlaşmıştır.

Şüpheler ve Cevapları


Birinci Şüphe: “Haram Kılınan Suretler Sabit Olanlarıdır, Hareketli Olanları Değildir”


Bu makinelerle elde edilen sabit suretlerin, haram kılıcı naslara dahil olduğu konusunda bizimle ittifak etmeleri açısından bu kimseler bize en yakın olanlarıdır. Bu kimselerin dayanağı: hareketli çekimler aynadaki suret gibidir demeleridir.

Bu şüpheye cevap birkaç açıdan olacaktır:

1- Sabit suretlerin, haram suretlerden olduğunu kabul ediyorsunuz. O halde hareketli suretlerin de haram olduğunu kabul etmeniz daha evladır. Bunun sebepleri şöyledir:

a- Hitap fehvasının anlamının) delaleti: Hitap, herhangi bir illetten dolayı bir şeyi haram kılarsa, hitabın fehvası, bu illeti taşıyan şeylerin de haramlık kapsamında olduğunu gösterir. Zira bunun haramlığı daha önceliklidir. Allah Teâlâ’nın: “O ikisine öf deme” (İsra 23) sözünün, dövmenin haramlığına öncelikle delalet etmesi ve hamr’ın (sarhoş edici içkilerin) haram kılınmasının, uyuşturucu maddelerin haram kılınmasına da delalet etmesi böyledir. O zaman sabit suretlerin haram, hareketlilerin mubah olduğunu söyleyenlere de şöyle deriz:

Sizler sabit suretlerde illetin mevcut olduğunu kabul ediyorsunuz. Aynı şekilde bu illet hareketli suretlerde de mevcuttur. Hatta daha büyüktür. Zira sabit suretlerde sadece benzerlik vardır. Hareketli suretlerde ise buna bir de hareket eklenmiştir. Haram kılan mana mevcut olduğu gibi, daha fazlası da mevcuttur. O halde sadece suret illetini haram kıldığınız halde, ondan fazla olarak bir de hareketlilik illeti bulunan bir sureti nasıl mubah sayarsınız?

Eğer hareketli suretlerdeki haramlık, sabit suretlerdekinden daha büyük değilse, ondan aşağı da kalmaz!

b- Sabit suretler, hareketli suretlerde zaten mevcuttur. Bilindiği üzere tek bir çekimle binlerce suret meydana gelmektedir. Eğer, sabit suretlerin haram olduğunu kabul ediyorsanız, hareketli suretler buna bir vesiledir. Eğer bu hareketli suretlerin durdurulmadıkça haram olmadığını söylerseniz, şeriat koyucunun, bir şeyi haram kıldığı zaman ona götüren vesileleri de haram kıldığı bilinmektedir.

c- Daha önce tekrar edildiği gibi hikmet sahibi şeriat koyucu, mutlak olarak birbirinin aynı olan iki şey arasında fark gözetmez. Sabit suretler ile hareketli olanlar arasında ne dinen, ne lugat açısından ne aklen ve ne de örfen bir fark yoktur. Bilakis bu anlam, hareketli suretlerde, sabit suretlerde olduğundan daha fazla gerçekleşmektedir. İyi düşünen anlar.

2- Hareketli suretlerin aynada görünen suretlere kıyaslanması batıl bir kıyastır. Çünkü asıl ile fer arasında şu açılardan farklılık sözkonusudur:

a- Aletlerle çekilen suretlerin aksine, aynadaki suret kalıcı değildir.

b- Aynadaki suret ancak karşısına geçildiği zaman ortaya çıkar. Sadece aynanın karşısındaki kimse bunu görür. Bu aletlerle çekilen suretler ise böyle değildir.

c- Aynada suretini gören kimse için “suret yaptı” denilmez ve bu amele de “tasvir” adı verilmez. Aletlerle çekilen videolar ise böyle değildir.

d- Aynalar, musavvire (suret çekecek veya yapacak) kimseye muhtaç değildir. Kameralar ise bunun hilafınadır.

e- Aynalar, parlak ve akıcı şeyler ve benzerlerine Allah Teala, insanın müdahalesi olmadan sureti aksettirme özelliği vermiştir. Kameralarda asıl olan ise bu değildir.

f- Kameralarla suret yapmanın dört rüknü vardır. Bunlar olmadan suret yapılmaz: musavvir (suret çeken kimse), musavver (sureti yapılan şey), alet (kamera) ve tasvir (çekme) işlemi. Aynalardaki surette ise sadece iki rükün vardır:  ayna ve karşısına geçecek kimse.

g- Aynadaki suretten dolayı ne bir fitneden, ne fesaddan, ne şirkten ne de başka bir şeyden korkulur. Kamera çekimlerinde ise bu durumlar sözkonusudur.

h- Ayna ve benzerleri Nebi sallallahu aleyhi ve sellem zamanında mevcuttu ve mubah kılınmıştı. Bu aletler ise böyle değildir.

ı- Aynadaki suret ile kameraların çektiği suret arasındaki benzerlik, tıpkı, aynalardaki suret ile hakkında naslar gelerek haram kılınan suretler arasındaki benzerlik gibidir. Fakat Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ikisi arasında fark görmüş, aynayı mubah kılarken, bu suretleri haram kılmıştır. Bu da şeriat koyucu katında benzerlik ve niteliğin ortadan kalktığını gösterir.

i- Bu çekim aletleri (kameralar vb.) ile naslarla haram kılınan tasvirler arasındaki ortak anlamlar, (insanın bu işe müdahalesi, suretlerin kalıcılığı, kötülükleri vb. anlamlar) aynadaki suret ile arasındaki ortak anlamdan çok daha fazladır. Açıkça görüldüğü gibi bunların haram olan tasvirlere katılması daha öncelikli ve kıyasa da daha uygundur!  

Bu iki şey arasındaki farkların bazıları bunlardır. İnsaf sahibi hiçkimse böyle bir kıyasın batıl oluşunda şüphe etmez. Bu konuda (kıyasa ihtiyaç olsaydı) sahih kıyas, kamera gibi aletlerle yapılan suretlerin naslarla haram kılınan suretlere kıyaslanması olurdu. Zira bu suretlerde bulunan ve haram kılınmasına sebep olan anlamlar, bu cihazlarla yapılan suretlerde de mevcuttur. Yalnızca bu (modern) suretlerde bulunan kötülükler bile, - ileride açıklaması gelecek inşaallah – önceki suretlerde bulunmuyordu. Allah yardımcımız olsun.

İkinci Şüphe: “Bu cihazlarla yapılan suretler, “suret” isminin anlamına girmez, bilaksi bu elektronik dalgalardan ibarettir”


Bil ki bu şüpheyi, - şayet işitmiş olmasaydık – dine karşı kibirlenme içermesinden dolayı bir kimsenin dile getirebileceğini zannetmezdim.[21] Bu şüpheye cevap birkaç açıdan gelecektir:

1- Haramlığı hakkında nasların geldiği suretler ile bu suretler arasında fark görüp “elektronik dalgalardır” demek, dinde itibar edilmeyen, kaldırılmış bir nitelik ile ayrım yapmaktır. Zira şeriat koyucu, hükmü benzerlik niteliğine bağlamıştır. Bu hükmü etkileyen niteliktir. Suretin benzetilmesi ve gözler önüne serilme yoluna gelince bu, şeriat koyucunun arz etmediği reddedilmiş bir niteliktir. (Dinin yasakladığı şey suretin elde edilme metodu değil, hangi şekilde olursa olsun suretin ortaya çıkmasıdır)

2- Dinî hüküm ancak insanlara görünen şeyin üzerine kuruludur. Onlara gizli olan şey üzerinde değil! İnsanlara görünen ise suretlerdir. Elektronik dalgalar ise gizlidir, ancak özel şekilde bilinebilirler.

3- Dinde, lügatte ve örfte suret isminin kapsamına bu suretler dahildir. Hüküm ise – lugavî ve örfî hakikate muhalif olsa dahi - şer’î hakikate tâbîdir. O halde bu üç hakikatin ittifak ettiği durumda nasıl olur?

4- Şayet bizler bu görüşü bağlayıcı kabul edip alsak, suretlerin haram olduğunu söylememizin ne anlamı kalır? Sadece dinin konulduğu asırdaki madde ve boyalarla yapılanlar mı haramdır? Modern asırda bulunan cihazlarla, kimyevî maddelerle, lazerle ve bu dalgalarla yapılan suretler bunun dışında mı kalacak? Böyle bir görüşün batıllığı ortadadır.

Son Bir Delil:


Bu delillerden sonra: bil ki  - Allah seni taatinde başarılı kılsın – bu cihazları kullanan biriysen ve daha önce anlatılanları okuduysan, şu üç durumdan birindesin demektir:

1- Daha önce geçen delillerden dolayı bu cihazların haram olduğunu anlamış olabilirsin. Bu durumda hidayet etmesi ve başarılı kılmasından dolayı Allah’a hamdet. Derhal bu kötülükten kurtulmaya bak ve Allah’tan sebat dile.

2- Bu delilleri okumadan önceki durumunla okuduktan sonraki durumun arasında fark olmamış olabilir. Bu haramlığı anlayamamış olabilirsin. Tekrar tekrar bak, Allah’tan hidayet ve başarı dile. Şu nebevî dua ile Allah’a yalvar: “Allah’ım! Cebrail’in, Mikâîl’in, İsrafil’in rabbi, gökleri ve yeri yaratan, gaybi ve görünen alemi bilen rabbim! Sen ihtilaf edip durdukları konuda kulların arasında hükmedecek olansın. Onların ihtilaf ettikleri konuda izninle beni hakka hidayet et. Şüphesiz sen dilediğini dosdoğru yola hidayet edensin.”[22]

3- Bu deliller sende bazı tereddütler meydana getirmiş, şüphen kuvvetlenmiş, bunun haramlığına kesin karar verememiş ve mubahlığına da gönlün yatışmamış olabilir. İşte sen bu son delilin muhatabısın!

Eğer durumun, anlattığım gibiyse, bu cihazların hükmü sana göre açık değilse, durum senin için karışık geliyorsa, en azında bu şüpheli bir şeydir! Şüphelileri terk etmek ve zararlarından sakınmak ise dinin esaslarındandır. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şüphelilerden sakınmayı emretmiştir:

Buhari ve Muslim, Nu’man b. Beşir radıyallahu anh’den, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: “Muhakkak ki helal açıktır, haram da açıktır. Bu ikisinin arasında şüpheliler vardır. İnsanların çoğu bunları bilmez. Kim şüphelilerden sakınırsa dinini ve şerefini korumuş olur. Kim de şüphelilere düşerse, harama düşer! Tıpkı sürüsünü koruluğun etrafında otlatan çobanın sürüsünün oraya dalıverecek olması gibi…”

Ey kardeşim! Allah muvaffak kılsın, bil ki, kıyamet günündeki selamet hiçbir şeyle değişilemez! Sen bu cihazı terk ettiğinden dolayı “niye terk ettin?” diye sorgulanmazsın! Ancak bu delillerden sonra buna devam edersen, bundan dolayı sorgulanırsın! Suale ve cevabına hazır ol! Allah yardımcımız olsun. Tevekkülümüz O’nadır. Hareket ve kuvvet ancak Aliyyu’l-Azim olan Allah’tandır. Allah’ın salat ve selamı, Muhammed’e, ailesine ve ashabının üzerine olsun.” – İslamî Videolar  kitabından nakiller bitti –

Erkeklerin Kulaklarına Bir Fısıldama:


Kocasının yanında yatarken kadının uykusunda, genç hocanın sureti sebebiyle ihtilam olması mümkündür değil mi?!!

Ben bunu burada olduğu gibi bayram hutbesinde de söylediğimde bazıları bu latifeye itiraz etti. Bir sonraki hutbede Ümm Seleme radıyallahu anha’nın hadisini anlattım: Umm Suleym radıyallahu anha: “Ey Allah’ın rasulü! Muhakkak ki Allah hakkın söylenmesinden haya etmez. Kadın ihtilam olduğu zaman gusletmeli mi?” dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Evet, eğer ıslaklık görürse gerekir.” (Buhari ve Muslim)

Birinci Hutbenin Sonu:


Cevap verilmesi gereken soru: “Alim ve davetçilerden bazılarını videolarda ve uydu kanallarında görünmeye başlamalarından sonra televizyon, kamera gibi bu bozguncu cihazları edinenler azaldı mı yoksa arttı mı? Bunun cevabını akıl sahipleri verecekler.

Allah’ın salat ve selamı Muhammed’e, ailesine ve ashabının üzerine olsun. Alemlerin rabbine hamd olsun. Vesselamu aleykum ve rahmetullah.







     



[1] Alimler, risalelerde ve başka yerlerde yazılı selamın da tıpkı işitilen selamda olduğu gibi cevaplanması gerektiğini söylemişlerdir. Okuyucu burada: “ve aleykum selam ve rahmetullah ve berakatuhu” der.
[2] İnşaallah az ileride müellifin bu ismi kullanmasının batıl olduğu açıklanacaktır. Ebu Zer el-Kalmunî.
[3] Nitekim bazı utanmaz kadınlar arasında şöyle konuşmalar olmuş: bir tanesi: “Şeyh ne kadar tatlı, şeyhin gözleri ne güzel, ne kadar yakışıklı” derken, bir diğeri: “Falan şeyh daha yakışıklı” demiş, bir üçüncüsü: “Falan şeyhin gözleri şu renkte”, dördüncüsü: “Filan şeyhin elleri ne kadar beyaz” demiş. Hatta bazı kadınlar, şeyhlerin en yakışıklısını, ilmi en fazla olan olarak görmüş! İşte eşiyle oturan bir adam; şeyh ekranda görünür ve eşi der ki: “İşte adam dediğin onlardır, başkası değildir” bunu ammî bir ifadeyle söyler. Bütün bunlar güvenilir haberlerdir. Erkeklerin ya da kadınların sözleri olması fark etmez… Sunhanallah! Şayet ekranda İmam Ahmed rahimehullah gibi, esmer renkli bir alim çıksa, bu zamanın insanlarının çoğu onu dinlemezler!
[4] İnşaallah az ileride aynalar ile gölgenin hapsi arasındaki farkın açıklaması gelecektir.
[5] Şeyh İbn Baz, Mecelletu’l-Buhus (sayı 42, s.161) Feteva Ulemai’l-Beledi’l-Haram (s.431) üçüncü baskı, Şaban 1427.
[6] Es’iletu’l-Cem’iyyeti’l-Hayriyye Bi Şakra.
[7] El-İbraz LiAkvali’l-Ulema Fi Hukmi’t-Tilfaz.
[8] Önceki kaynak. Şeyh Abdulaziz er-Racihî’nin internet sayfasında bu kaynak gösterilmiştir.
[9] Şeyh Nasır b. Hamd el-Fehd’e aittir. Allah Teala ona karşılığını versin. Kitaba dipnot yazan, “Şeyhlerin Videoya Çekilmesi Caiz Değildir” şeklinde diğer bir başlık koymuştur.
[10] En azından böyledir. Peki ya haram ve münker şeyleri içermesi halinde nasıl olur?
[11] Bu fetva, “Allah Teala bu uydu kanalları ve internet vesilesiyle bir çok insanı hidayet etmiştir” diyen ve buna bu ümmetin çaresinin ancak televizyon gibi bu bozuk araçların evlerde edinilmesinde olduğunu söyleyenlere reddiyedir.
[12] Bu fetvanın tam metnini Altın Kaideler adlı çalışmamda nakletmiştim. Oraya bakınız. Allah bu kitabın şerhini de yakın zamanda tamamlamayı nasip etsin. Amin. –Ebu Muaz -
[13] Hatta şahit olduğumuz bir vakadır ki; islam davetçilerinin sohbetlerinin videolarının çekildiği cd’ler ve internet linklerini dağıtmanın islamı tebliğ olduğunu zanneden, üstelik bundan sevap uman insanlar var! La havle ve la kuvvete illa billah – Ebu Muaz -
[14] Ömer Muhtar, gibi islami filim denilen şeylerde -  canlandıran şahıs Antoni Quinn – bu kimseler müzik dışında bir münker görmemektedirler! Sonra da kalkıp “İslamî” diyorlar. Aynı Calut Aslanı, Fatih Sultan Mehmed ve benzerleri gibi elle çizilen çizgifilmlerde de durum aynıdır. “İslami video”(!) yu helal sayanlar ruh taşıyan canlıların resimlerini “İslami tasvir” adı altında yapmakta yarışıyorlar! Bu filimler hakikatte büyük günahlardan ve ifsattandır. La havle vela kuvvete illa billah..
[15] Sahihtir. Ebu Davud, İbn Ömer radıyallahu anhumadan rivayet etmiştir. Bkz.: Sahihul-Cami.
[16] Hadis Buhari ve Müslim’dedir. Lafzı Müslimindir. Bkz.: Camiul-Usul (6/442-443)
[17] Sahih. Bkz. El-Elbani, Sahihu’t-Tirmizi.
[18] Yazarı: Mudavi el-Bessam, el-Usre dergisi sayı 92, Zilka’de 1421. Başlığı: Tercüme Edilen İslami Kasetlerden Çocuklarımızı Kim Koruyacak? Bu dergi, hayırlar içermekle birlikte suretlerle ve islami(!) çizgifilm ilanlarıyla doludur! Allah Teala’dan bu dergiyi çıkaranları hidayet etmesini ve bu münkeratı dergilerinden kaldırmaya muvaffak kılmasını dilerim.
[19] Çizgifilmlerin hiçbirinin dinimizle bir bağı yoktur. Bilakis bu haramdır. Bu konuda şiddetli tehditler gelmiştir.
[20] Örnekler çoktur. “Küçük ateş” isimli japon çizgifilminde putperest japonların ikinci dünya savaşında üzerinde bulundukları adetleri çizilmekte, “İslamî video” (!) sahipleri de bundan güya müziği çıkarmaya ve tercüme edilmiş sesler eklemeye kalkmaktadırlar! Diğer bir çizgifilmde aşk ve açılıp saçılma kıssaları vardır, ondan müzik dahi kaldırılmamıştır.
[21] Avrupa’da ve Türkiye’de hızlı ve gayretli çalışmaları olan bir davetçiyi, çok önem verdiği video kayıtlarından dolayı uyardığımda “Sen şimdi yaptığımız bu çekimlerden dolayı azap göreceğimizi mi zannediyorsun?” diyerek dalga geçmesi hala gözlerimin önündedir. – Ebu Muaz - 
[22] Sahihtir. Tirmizi rivayet etmiştir. Bkz: Sahihu’t-Tirmizi.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)