Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

22 Mart 2026 Pazar

Zamanımızın Mürted Yöneticilerini Aklamak İçin Necaşi’yi Delil Getirenlere Reddiye

 Zamanımızdaki Mürcie’nin yöneticinin tatbikten aciz olduğu zaman şeriatten başkasıyla hükmetme hakkı olduğu, korona plandemisi esnasında cemaatle namazları, camileri, haccı ve umreyi yasaklarken, safları ayırmayı, maske takmayı ve aşı olmayı mecbur kılarken bu yöneticilerin kafir olmadıkları, onların durumlarının Necaşi gibi olduğu şeklindeki iddiaları trajikomiktir. Bu konuda asıl şudur:

1- Habeşistana iki hicret de Mekke döneminde beşinci yılda ve sonrasında, İsra ve Mi’rac’dan önce meydana gelmiştir. Yani Allah Teâlâ tarafından dini kurallar konmadan önce olmuştur. Hatta namaz da farz kılınmamıştı.

2- O zamanın Necaşi’si Ashame, küçük bir azınlıkla birlikte müslüman oldular. Çoğunluk Hristiyan idi ve kavminin dinine aykırı hükümlerden birşeyi uygulaması imkânsız idi. Bugünkü durum ise böyle değildir. Zira yönetici ve etrafındakiler (korona tedbirlerine cevaz veren sahtekar hoca takımı) kâfir olup halkın geneli müslümandır.

3- O asırda bugünkü iletişim vasıtaları yoktu. Medine’deki hükümlerin başka bölgelerdeki müslümanlara ulaşması kolay değildi.

4- En önemlisi, Necaşi kelimesi, zamanındaki Habeşlilerin kralının lakabı idi. Onlara kral olan herkes bu lakabı alırdı. Kendisine hicret edilen Necaşinin ismi Ashame idi. Onun hükmü ölünceye kadar sürmemiş, bilakis kavmi onu değiştirmişti. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in hicretin 7. Senesinde çeşitli krallara tevhid daveti içerikli mektuplar gönderdiği sırada davet mektubu gönderdiği Habeş Necaşisi, Ashame değildi. Bunun delili Sahihu Muslim’deki rivayettir. İbnu’l-Kayyım Zadu’l-Mead’de (3/60-61) şöyle der: “Sahihu Muslim’de açıkça geldiği üzere Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kendisine davet mektubu gönderdiği Necaşi, cenaze namazını kıldırdığı Necaşi değildir.”  

5- Necaşi Ashame’nin müslüman oluşunun birinci hicret zamanında olduğu bilgisi sabit değildir. Bilakis İbn İshak’ın Ca’fer b. Muhammed’den rivayeti ilk hicret zamanı hakkındadır. Umm Seleme radıyallahu anha’nın rivayetinde Necaşi Ashame’nin Kureyş elçisi Amr b. el-As ve Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in elçisi Ca’fer b. Ebi Talib ile karşılaşması olayı (ki bu Bedir savaşından sonra meydana gelmiştir!) Mekke dönemindeki hicrette olmamıştır! Bu hadiste Necaşi’nin müslüman olduğuna dair bir işaret yoktur! Bilakis bu hadiste Necaşinin sakalları ıslanana kadar ağladığı, yanındaki rahiplerin de mushafları ıslanana kadar ağladıkları geçer. Sonra Necaşi şöyle demiştir:

“Muhakkak ki bu sözler Musa’nın getirdikleri ile aynı kandilden çıkmıştır. Güven içinde gidin. Vallahi onları size teslim etmeyecek ve gözlerinizi aydın etmeyeceğim.” Böylece onun yanından çıktılar.” Bunu sahih isnadla Ahmed, Beyhakî, Ebu Nuaym ve İbn Huzeyme rivayet etmişlerdir. Bu Bedir savaşı zamanında meydana gelmişti

Açıkça görüldüğü gibi burada Necaşinin ve rahiplerinin ağlamalarından ve bu sözlerin tek kaynaktan çıktığını söylemelerinden başka bir şey yoktur. Necaşi, hicret eden müslümanları Kureyş’in heyetine teslim etmemiştir. Burada o zamandaki Necaşi’nin müslüman olduğuna dair bir işaret yoktur!

6- Sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Amr b. Umeyye ed-Damri’yi Necaşi’ye iki defa göndermiştir. Bunlardan ikincisinde Amr b. Ebi Damra’nın muhacirleri himaye edeceğine dair sözünü tutmaya davet etmesi üzerine Necaşi cevap mektubu göndermiştir.

İbn İshak dedi ki: Amr, Necâşî'ye şöyle dedi: “Ey Ashame! Benim göre­vim söylemek, seninki ise dinlemektir. Sen bize nezaketle davrandın, biz de sana güven duyduk. Çünkü senden görmeyi umduğumuz her iyiliğe kavuş­tuk, senden korkuğumuz her kötülükten de emîn olduk. Sana karşı kullandı­ğımız delilimiz senin ağzından çıkanlardır. İncil seninle bizim aramızda red­dedilmeyecek bir şahit, zulmetmeyecek bir hâkim, bu konuda da davamızı halledici ve isabetli hüküm vericidir. Şayet bunu kabul etmezsen sen bu Ümmî Nebî karşısında yahudilerin İsa b. Meryem karşısındaki durumuna düşmüş olursun. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem elçilerini bütün krallara gönderirken geç­mişteki hayır ve iyiliklerinden dolayı başkalarından ummadığı iyilikleri sen­den umdu ve başkalarından korktuğu hususlarda sende emniyet buldu.” Bu sözler üzerine Necâşî dedi ki:

“Allah'a şehadet ederim ki O, ehl-i kitabın bek­lediği Ümmî Nebidir. Musa’nın: “merkebe biner” diyerek İsâ’yı müjdelemesi, İsa’nın, “deveye biner” diyerek O'nu müj­delemesi gibidir. Bir şeyi gözle görmek, haberini duymaktan daha çok tat­min edici değildir.”

Daha sonra Necâşî, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e cevabında da şöyle demiştir:

“…Bundan sonra (bilesin ki) İsa'nın durumunu zikrettiğin mektubun bana ulaştı ey Allah'ın Rasûlü. Yerin ve göğün Rabbına yemin ederim ki, İsa da senin zikrettiğin konulara hiçbir ilâve yapmamıştır; aynen senin dediğin gibi­dir. Bize göndermiş olduğun şeyleri öğrenmiş, amcanın oğluna ve onun ar­kadaşlarına yakınlık göstermiş bulunuyoruz. Şehadet ederim ki sen, kendisi doğru söyleyen, kendinden öncekileri de doğrulayan Allah Rasûlü'sün. Ben hiç şüphe etmeden sana bîat ettim. (Senin adına) amcanın oğlu­na bîat edip onun elinde (müslüman olarak) âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum.” (Zadu’l-Mead 3/61)

Bu da Handek savaşı zamanında meydana gelmiştir. Şu halde Necaşi’nin müslüman oluşu Bedir savaşı zamanı ile Handek savaşı zamanı arasında sabit olmuştur. İbn İshak’ın Ca’fer b. Muhammed’den rivayetindeki lafza dayananların zannettikleri gibi birinci Habeşistan hicreti sırasında olmamıştır!

7- Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in Umman kralına mektubunda sabit olduğu üzere, vaktinin Necaşisi cizyenin Hirakl’e gönderilmesine engel olmuştur:  Orada şöyle geçer:

“Sonra: “Sanmam ki Heraklius, Necâşî'nin müs­lüman olduğunu duymuş olsun.” dedi. “O da duydu” dedim. “Nereden bi­liyorsun?” diye sordu. Dedim ki: “Necâşî ona haraç ödüyordu. İslâm'ı ka­bul edip Muhammed'i tasdik edince dedi ki: “Hayır vallahi, (bundan sonra) benden bir dirhem bile istese vermem.” Bu söz Heraklius'a ulaştığında kardeşi Nayyâk: “Kulunu, böyle haracını ödemeden ve yeni bir dine girmiş ola­rak bırakacak mısın?” dedi. Heraklius: “Bir adam kendisi için bir din seçmiş, ben ona ne yapayım. Vallahi, krallığımdan korkum olmasa, ben de aynen onun yaptığı gibi yapardım.” dedi.” (Zadu’l-Mead 3/62)

Görüldüğü şekilde şahıslar hakkında sağlam tespitler yapılması gerekir.

8-  Necaşi ile zamanımızın kafir yöneticileri kıyaslanamaz. Bunlar kasten Allah’ın dinine mani olmakta, Allah’ın dinine davet edenlere karşı harp etmekte, hapsetmekte ve öldürmektedirler. Halbuki Necaşi müslüman olsa da olmasa da,  müslümanlara rahat sağlamış, onlardan eziyeti savmıştır! 

Sonra da birileri çıkıp bu yöneticilerin İslam’ın hükümlerini tatbik etmeye güçleri yetmediğini iddia ediyor! Mesela korona fitnesinde camileri ve cemaatle namazları, haccı ve umreyi yasaklamaları, namaz saflarını parçalamaları, iblise ibadet olan maskeyi ve aşıyı zorunlu kılmaları konusunda hangi mazeretleri kalmıştır? Subhanallah! Ordular, donanmalar, mallar onların tasarruflarında olduğu halde bunu yapmalarına engel olan nedir?  Vallahi bu bevah (apaçık) bir küfürdür! Bu mürtedleri aklamak ve mazeret üretmek için daha hakikatini dahi tespit etmedikleri Necaşi’nin durumuna kıyaslamalarını hangi vicdan hangi izan kabul eder?

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)