Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

17 Mayıs 2026 Pazar

Ölen Kimsenin Oruç Borcunu Başkası Tutabilir mi?

 

Şöyle soruldu:Aişe radiyallahu anha’dan gelen rivayette Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

مَنْ مَاتَ وَعَلَيْهِ صِيَامٌ صَامَ عَنْهُ وَلِيُّهُ

Kim üzerinde oruç borcu olduğu halde ölürse onun yerine velisi oruç tutar.[1] Yine İbn Abbas radiyallahu anhuma’dan gelen rivayette şu şekilde geçer:

جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أُمِّي مَاتَتْ وَعَلَيْهَا صَوْمُ شَهْرٍ أَفَأَقْضِيهِ عَنْهَا؟ قَالَ نَعَمْ قَالَ فَدَيْنُ اللَّهِ أَحَقُّ أَنْ يُقْضَى

“Bir adam Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve dedi ki: “Ey Allah’ın rasulü! Annem üzerinde bir aylık oruç borcuyla öldü. Onun yerine kaza edeyim mi?” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Evet. Allah’a olan borç ödenmeye daha layıktır.”[2]

Bu sahih hadislerin zahirine göre, ölen kimsenin farz oruç borcu varsa, yakınları onun adına oruç tutamazlar mı?”

Cevap:

İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan gelen diğer rivayette Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelip annesinin oruç borcu hakkında soran kimsenin Sa’d b. Ubade radıyallahu anh olduğu tasrih edilmiştir:

أَنَّ سَعْدَ بْنَ عُبَادَةَ رضي الله عنه اسْتَفْتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ أُمِّي مَاتَتْ وَعَلَيْهَا نَذْرٌ فَقَالَ اقْضِهِ عَنْهَا

“Sa’d b. Ubade radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e fetva sordu ve dedi ki: “Annem üzerinde adak olduğu halde öldü.” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Onun adına sen yerine getir.”[3]

İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan diğer rivayette de şu şekildedir:

جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللهِ إِنَّ أُمِّي مَاتَتْ وَعَلَيْهَا صَوْمُ نَذْرٍ أَفَأَصُومُ عَنْهَا؟ قَالَ أَرَأَيْتِ لَوْ كَانَ عَلَى أُمِّكِ دَيْنٌ فَقَضَيْتِيهِ أَكَانَ يُؤَدِّي ذَلِكِ عَنْهَا؟ قَالَتْ نَعَمْ قَالَ فَصُومِي عَنْ أُمِّكِ

“Bir kadın Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve dedi ki: “Ey Allah’ın rasulü! Annem üzerinde adak orucu borcu olduğu halde öldü. Onun adına oruç tutayım mı?” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Şayet annenin üzerinde borç olsaydı onun adına ödemez miydin?” Kadın: “Evet” dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Annenin yerine oruç tut.”[4]

Bu rivayetler, İbn Abbas radıyallahu anhuma hadisinde adak orucunun söz konusu edildiğini göstermektedir. Nitekim aynı kıssayı Cabir b. Abdillah radıyallahu anhuma şöyle aktarmıştır:

أَنَّ امْرَأَةً أَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَتْ إِنَّ أُمِّي تُوُفِّيَتْ وَعَلَيْهَا نَذْرُ صِيَامٍ فَتُوُفِّيَتْ قَبْلَ أَنْ تَقْضِيَهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لِيَصُمْ عَنْهَا الْوَلِيُّ

“Bir kadın Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve dedi ki: “Annem, üzerinde adak orucu olduğu halde, onu kaza edemeden vefat etti.” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Onun adına velisi oruç tutar.”[5]

Aişe radıyallahu anha hadisine gelince, İmam Ahmed ve muhaddis imamların geneli, mutlakın mukayyede hamledilmesi kaidesiyle hareket ederek, Aişe radıyallahu anha hadisinde geçen oruç borcunun nezir(adak) borcuna yorumlanması gerektiğini söylemişlerdir.

Nitekim az sonra geleceği üzere, hadisin ravisi olan Aişe radıyallahu anha ile İbn Abbas ve İbn Ömer radıyallahu anhum, ölenin yerine farz orucun tutulmayacağını, ancak adak orucu borcuyla ölenin yerine velsinin oruç tutabileceğini ifade etmişlerdir.

Amre bt. Abdirrahman rahimehallah’tan:

سَأَلْتُ عَائِشَةَ فَقُلْتُ لَهَا إِنَّ أُمِّي تُوُفِّيَتْ وَعَلَيْهَا رَمَضَانُ أَيَصْلُحُ أَنْ أَقْضِيَ عَنْهَا؟ فَقَالَتْ لَا وَلَكِنْ تَصَدَّقِي عَنْهَا مَكَانَ كُلِّ يَوْمٍ مِسْكِينًا خَيْرٌ مِنْ صِيَامِكِ عَنْهَا

“Aişe radiyallahu anha’ya dedim ki: “Annem üzerinde Ramazan orucu borcu olduğu halde öldü. Onun yerine ben kaza edebilir miyim?” Aişe radiyallahu anha dedi ki: “Hayır. Lakin her gün için onun yerine sadaka vermen onun adına oruç tutmandan hayırlıdır.”[6]

Said b. Cubeyr rahimehullah’tan: “İbn Abbas radiyallahu anhuma dedi ki:

إِذَا مَرِضَ الرَّجُلُ فِي رَمَضَانَ ثُمَّ مَاتَ وَلَمْ يَصُمْ أُطْعِمَ عَنْهُ وَلَمْ يَكُنْ عَلَيْهِ قَضَاءٌ وَإِنْ كَانَ عَلَيْهِ نَذْرٌ قَضَى عَنْهُ وَلِيُّهُ

“Kişi Ramazan ayında hastalanıp sonra oruç tutamadan ölürse onun adına fakir yedirilir. Ona kaza gerekmez. Eğer oruç adağı borcuyla ölürse velisi onun yerine oruç tutar.” Diğer rivayette İbn Abbas radiyallahu anhuma dedi ki:

فِي الرَّجُلِ الْمَرِيضِ فِي رَمَضَانَ فَلَا يَزَالُ مَرِيضًا حَتَّى يَمُوتَ قَالَ لَيْسَ عَلَيْهِ شَيْءٌ فَإِنْ صَحَّ فَلَمْ يَصُمْ حَتَّى مَاتَ أُطْعِمَ عَنْهُ كُلَّ يَوْمٍ نِصْفُ صَاعٍ مِنْ حِنْطَةٍ

“Kişi Ramazan ayını hasta olarak geçirir, sonra ölürse ona bir şey gerekmez. Eğer iyileşir de ölünceye kadar orucu kaza etmemişse onun adına her gün için yarım sa’ buğday fakire verilir.”[7]

Atâ b. Ebi Rabah rahimehullah’tan: “İbn Abbas radiyallahu anhuma dedi ki:

لَا يُصَلِّي أَحَدٌ عَنْ أَحَدٍ وَلَا يَصُومُ أَحَدٌ عَنْ أَحَدٍ وَلَكِنْ يُطْعِمُ عَنْهُ مَكَانَ كُلِّ يَوْمٍ مُدًّا مِنْ حِنْطَةٍ

“Hiçkimse başkası adına namaz kılamaz, başkası adına oruç tutamaz. Lakin her gün için bir müd buğday yedirir.”[8]

Aynısını İbn Ömer radıyallahu anhuma da söylemiştir.[9]

Adak orucu ile farz oruç arasındaki farkların sırrını İbnu’l-Kayyım rahimehullah Tehzibu Suneni Ebi Davud’da (1/452-455) şöyle açıklamıştır:

“İlim ehli, üzerinde oruç borcu olduğu halde ölen kimsenin yerine orucun kaza edilmesi konusunda üç görüş üzere ihtilaf etmişlerdir:

Birincisi: Ne adak orucu, ne de aslen farz olan oruç, hiçbir durumda onun yerine kaza edilmez. Bu Şafii’nin mezhebinin zahiri, Malik’in, Ebu Hanife’nin ve ashabının mezhebidir.

İkincisi: Onun yerine oruç tutulur. Bu Ebu Sevr’in ve iki görüşünden birinde Şafii’nin kavlidir.

Üçüncüsü: Onun adına adak orucu tutulabilir, aslen farz olan oruç tutulamaz. Bu İmam Ahmed’in mezhebinin nassıdır. Aynı zamanda Ebu Ubeyd ve el-Leys b. Sa’d’ın da görüşüdür. İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan da gelmiştir.

El-Esram, İbn Abbas radıyallahu anhuma’ya üzerinde bir aylık adak borcu ve bir aylık ramazan orucu olduğu halde ölen adam hakkında sorulduğu zaman şöyle dediğini rivayet etti:

أَمَّا رَمَضَان فَلْيُطْعَمْ عَنْهُ , وَأَمَّا النَّذْر فَيُصَام

“Ramazan orucuna gelince, onun adına yemek yedirilir. Adağa gelince onun adına oruç tutulur.”

Görüşlerin en dengelisi budur. Sahabenin sözleri de buna delalet eder ve İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın:

لَا يَصُوم أَحَد عَنْ أَحَد وَيُطْعِم عَنْهُ

“Kimse kimse adına oruç tutamaz, onun yerine yemek verebilir” sözündeki problemi de giderir. Zira O, bu sözü ancak aslen farz olan oruç hakkında söylemiştir. Adağa gelince, İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın açıkça ifade ettiği gibi, ölen kimse adına adak orucu tutulabilir. Onun fetvaaları ve rivayeti arasında bir çelişki yoktur. Bu, İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan üzerinde ramazan orucu ve adak orucu olduğu halde ölen kimsenin kıssası hakkında rivayet edilen şeyde ikisinin arasını ayırdığını göstermektedir. Ramazan orucu için ölü adına yemek yedirilmesi, adak orucunun ise ölü adına tutulmasını söylemiştir. Bu konuda bu rivayet hangi açıdan iletlendirilebilir ki?

Aişe radıyallahu anha’dan, üzerinde oruç olduğu halde ölen kadın hakkında: “Onun adına yemek yedirilir” şeklindeki fetvası da adak hakkında değil, farz olan oruç hakkındadır. Zira Aişe radıyallahu anha’dan, üzerinde Ramazan orucu olduğu halde ölen kimse hakkında:

أَنَّهُ يُطْعِم عَنْهُ فِي قَضَاء رَمَضَان وَلَا يُصَام

“Onun adına yemek yedirilerek ramazan orucu kaza edilir. Onun adına oruç tutulmaz” dediği sabit olmuştur.

Aişe radıyallahu anha’dan rivayet edilen de, İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan rivayet edilenle aynıdır, kendi görüşü ile rivayet ettiği arasında bir çelişki yoktur. Böylece bu konudaki rivayetlerin ittifak ettikleri ve sahabenin fetvaları ile uyumlu oldukları ortaya çıkmaktadır. Bu, delilin de, kıyasın da gerektirdiği şeydir. Çünkü adak dinin aslında vacip değildir. Onu ancak kul kendi nefsi üzerine vacip kılar. Böylece borçlandığı bir borç konumuna gelir. Bu yüzden Nebî sallallahu aleyhi ve sellem İbn Abbas radıyallahu anhuma hadisinde, adağı borca benzetmiştir. Kendisine adak orucu hakkında sorulmuştu. Borçta niyabet (başkası tarafından yerine getirilmesi) dâhil olur. Orucu ise Allah baştan farz kılmıştır ve İslam’ın rükünlerinden biridir. Tıpkı namazda ve şehadet kelimelerini söylemede niyabetin söz konusu olamadığı gibi, oruçta da hiçbir halde buna niyabet dâhil olmaz. Zira bunda maksat, taati kulun kendisinin yerine getirmesi, kendisi için yaratıldığı ve emrolunduğu kulluğun hakkını vermesidir. Bu emir başkası tarafından onun adına yerine getirilemez. Tıpkı başkasının onun adına müslüman olamayacağı, onun adına namaz kılamayacağı gibi. Gücü yettiği halde kasten haccı terk ederek ölen veya ölünceye kadar zekâtını vermeyen kimse de böyledir.

Delilin ve dinin kurallarının gerektirdiği şey; ölümünden sonra bunları onun adına başkasının yapmasıyla zimmetin beri olmaması, ondan kabul edilmemesidir. Bu tabi olunması gereken bir haktır.

Aradaki farkın sırrı şudur: Adak, mükellefin kendisine yüklediği bir zimmettir. Din başlangışta ona bunu yüklememiştir. Bu,  dinin kendisi üzerine bir hak olarak yüklediği şeyden hüküm olarak daha hafiftir. Mükellef bunu gücü yetse de yetmese de kendi üzerine kendisi yüklenmiştir. Bu yüzden kendi kudretinde olmayan şey yerine getirildiğinde kabul edilir. Ama dinin farz kıldıkları, bedenin takatine göredir. Aciz olana vacip olmaz. Kişinin kendi zimmetine yüklendiği şeyi din ona vacip kılmamıştır. Zimmet, aslen farz kılınandan daha geniş kapsamlıdır. Zira mükellefin (yemin ve adak gibi yollarla) kendisi üzerine vacip kılacağı şeyler geniş kapsamlıdır. Vacibi eda etme yolu da, dinin vacip kıldıklarından geniş kapsamlıdır. Kulun kendisine vacip kıldığı şeyi ölümünden sonra başkasının yerine getirebilecek olmasından hareketle, dinin vacip kıldığı şeyleri de niyabetle başkasının onun adına yerine getirebilecek olması gerekmez. Bu durum, sahabenin, insanların en fakihleri, ilimleri en derin, dinin sırlarını, maksatlarını ve hikmetlerini en iyi bilenler olduğunu ortaya koymaktadır. Başarı Allah’tandır.”



[1] Sahih. Buhârî (1952) Muslim (1147)

[2] Sahih. Buhârî (1953) Muslim (1148)

[3] Sahih. Buhârî (2610) Muslim (1638)

[4] Sahih. Buhârî (1953) Muslim (1148)

[5] Hasen. İbn Mace (2133)

[6] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Tahavi Ahkamu’l-Kur’ân (935) Tahavî Şerhu Muşkili'l-Âsâr (6/178) İbn Hazm, el-Muhallâ (7/4) İbnu’t-Turkmani Cevheru’n-Naki (4/257)

[7] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Ebû Dâvûd (2401) Abdurrazzak (4/237) İbn Hazm el-Muhallâ, (7/7) Beyhakî (4/254) el-Elbani el-İrva (2593)

[8] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Nesai Sunenu’l-Kubra (2918) Tahavî Şerhu Muşkili'l-Âsâr (6/176) Tahavi Ahkamu’l-Kur’ân (939) İbn Abdilberr et-Temhid (9/27)

[9] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Beyhakî (4/254) Beyhakî el-Hilafiyyat (3598) Ebu’l-Cehm el-Bahili Cüz (s.34) Zahir b. Tahir eş-Şehami Subaiyyat (86) Tahavi Ahkâmu’l-Kur’an (941)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)