Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir. Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Sahihu Muslim no: 867)
Allah'ım! Bize, günahla aramıza engel olacak kadar korkundan hisse ver. Bizi cennetine ulaştıracak kadar taatini nasib eyle. Dünya musibetlerini hafifletecek yakîn ver. Allah'ım! Bizi yaşattığın müddetçe kulaklarımızdan ve gözlerimizden faydalandır; ölümümüze kadar da onları devamlı kıl. Bize zulmedenlerden öcümüzü sen al. Bize düşmanlık edenlere karşı bize yardım et. Bizi dinimiz konusunda musibete uğratma. Dünyayı en büyük endişemiz ve gayemiz kılma. Bize acımayanları üzerimize musallat etme!" (Allahumme âmîn) Tirmizi (3502) Şeyh Elbani "Hasen" demiştir Sahihu't-Tirmizi (2783)

Başlıkları görmek için resme tıklayın

Daru's-Sunne Dersanesi Satışı Yapılan Kitaplar

Ey İnsanlar Seti: 50 Tl.

Daru's-Sunne Kitap Seti: 40 Tl.

Sipariş için:
E-Mail: Darussunne@hotmail.com
Tel: 0 535 925 15 97


* Davete Karıştırılan Video Bid'ati Sona Erinceye Kadar Bu Fitneyle Mücadele Etmek Farzdır!
Buraya tıklayın...

! ! "Selefî hoca(!) olarak arzı endam edip de suretlerini sitelerine koyanlar!!
Birileri sizin putunuzu görüp de taparsa - sufilerin şeyhlerinin resimlerine rabıta yaptıkları gibi - ve yarın Allah size: "Bunlara siz mi dediniz: "Allah ile beraber bize de kulluk edin?!" diye, ne cevap vereceksiniz? Yoksa bunu uzak mı görüyorsunuz? Unutmayın ki tevhid kelimesini dahi ne için söylediklerini bilmeyen topluluklar gelecektir. Tevhidden bu kadar habersiz kalacak toplumlara miras olarak suretlerinizi mi bırakmak istiyorsunuz? Hali hazırda Allah ve rasulünün haram kıldığı suretlerin helal sayılmasına sebep olmuyor musunuz? Sizi rab edinenler hakkında sorulduğunuzda ne cevap vereceksiniz? Bu büyük günahı açıktan işlemekle dinde şahitlik vasfınızı kaybettiğinizin farkında mısınız? Yoksa sizin de mi Allah'ın haramlarını size helalleştiren, rab edindiğiniz hoca(!)larınız var?!! Her bakımdan kâmil, eksiksiz İslam dininin davetine apaçık haram olan bir unsuru katarak büyük bir bid'at çıkardınız! Berrak kaynakları bulandırdınız. Ya bu işten tevbe edin ya da Allah bu dini sizlerin kirinden temizleyecektir.

Daru's-Sunne Dersanesi Düzenli Dersler

Her Pazar akşamı Türkiye saati ile 21:00-22:00 saatleri arasında internet üzerinde canlı olarak, Akide, Hadis Usulü ve Tarihi, Tezkiye (Hadis Şerhleri) ve Menhec konularında düzenli dersler başlayacaktır.
Dersler inşaallah 05.02.2012 Pazar günü saat 21:00'de başlayacaktır.
Akide Dersleri: Ebû Said Muhammed el-Yarbûzî
Menhec Dersleri: Ebû Umer Soner Bilgili
Hadis Usûlü ve Tarihi: Ebû Huzeyfe Mes'ûd Körpe
Tezkiye (Hadis Şerhleri): Ebû Muâz Seyfullah el-Çubukâbâdî
Katılmak isteyenlerin bu tarihe kadar bulundukları muhitte tecvid ile Kur’an okumayı öğrenmiş olmaları şart koşulacaktır. Zira Kur’an okumasını bilmeyen bir müslümanın başka ilimleri öğrenmeye çalışması lüzumsuz bir gayrettir.
Derslere, programı aksatmamak şartıyla katılmak isteyenlerin
darussunne@hotmail.com adresine
isim, soy isim, doğum tarihi, ikamet ettiği yer ve öğrenim durumunu bildiren bir e-mail ile başvuru yapmaları gerekmektedir.

Ders programı ve detaylı bilgiler, değerlendirilen başvurulardan sonra ilgililerin e-mail adresine iletilecektir.

20 Ağustos 2010 Cuma

Fıtr Sadakası

FITIR SADAKASI

Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî
Fıtır zekâtının hükmü, cinsi ve kimin üzerine farz olduğu:

Abdullâh b. Ömer (radiyallahu anhuma) şöyle der: (Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) fıtır zekâtını bir sa' hurma veya bir sa' arpa olmak üzere müslümanlardan köle ve hür kişiye, erkeğe ve kadına, küçüğe ve büyüğe farz kılmıştır.)

"Halk (Muâviye'nin bir hitabesi üzerine) yarım sa' buğdayı bir sa' hurmaya denk kıldılar. İbnu Ömer  (radıyallâhu anhümâ) fıtır sadakasını hurmadan verirdi. (Bir sene) Medine halkı hurmaya muhtaç oldu. İbnu Ömer (o yıl) sadaka-i fıtrını arpadan verdi."

Ebu Said (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Biz sadaka-i fıtrı bir sa' yiyecek veya bir sa' arpa veya bir sa' hurma veya bir sa' ekıt (denen yoğurt kurusu ya da peynir) veya bir sa' kuru üzümden çıkarırdık."

Bu hadis onların, depolandırılması elverişli olan yiyeceklerden fıtır zekâtını verdiklerini beyan etmektedir. Hal böyle ise, insanlar arasında yaygın olan yiyecekte iddihâr (depolandırma) için uygun olacaktır. Böylesi azık olduğundan fıtır zekâtı için yeterlidir.

İbni Ömer (radıyallâhu anhuma)’dan; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem fıtır zekatının insanlar (bayram) namazına çıkmadan önce ödenmesini emretti.”

İbni Abbas (radıyallâhu anhuma)’dan; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem fıtır zekatını; oruçlu için boş sözlerden ve müstehcen konuşmalardan temizlik, miskinler için yiyecek olsun diye farz kıldı. Kim namazdan (bayram namazından) önce verirse kabul olunan bir sadakadır. Kim de namazdan sonra verirse, bu herhangi sadakadan bir sadakadır.”

Fıtır zekatı zımmilere verilmez. Zira bu hadiste kastedilen müslüman miskinlerdir.

Miskin: Yetecek kadar yiyeceği, içeceği, giyeceği, evi, kazancı olmayan veya buna benzer ihtiyaçlarını karşılayamayan kimsedir.


Kimler Adına Fıtr Vermek Gerekmez?

Kişi, nafakasını karşılamakla mükellef olduğu; kendisi, eşi, annesi, babası, çocukları vb. adına fıtr zekatı vermekle mükelleftir.

1- İsyankar eş adına fıtr vermek gerekmez: İsyankar eş, itaat edilmesi gereken konularda eşine itaat etmeyen kadındır. Kocanın, böyle bir kadının nafakasını karşılaması vacip değildir.

2- Anne karnındaki cenin adına fıtr sadakası vermek farz değildir. Osman radıyallahu anh’ın fiilinden dolayı bazı alimler bunun müstehap olduğunu söylemişlerdir.


Bir Sa’ Kaç Gram Eder?

Bir sa’, orta halli bir adamın eliyle dört avuçtur. Bazı alimler bunu, iyi cins buğday hakkında ölçerek 480 miskal yani 2040 gram olarak hesaplamışlardır. Mısır ölçeğine göre ise buğdayda 2176 gram olarak hesaplanmıştır. Diğer yiyecek türlerinde ölçüler yaklaşık olarak şu şekildedir:

Pirinç: 2400 gram.

Fasulye: 2300 gram

Mercimek: 2250 gram

Toz Şeker: 2250 gram

Bakla: 2100 gram

Börülce: 2100 gram

Arpa: 1600 gram

Kuru üzüm: 1600 gram

Hurma: 1500 gram

Tenbîh : Fıtır zekâtının değer olarak para ile çıkartılması meşrû değildir. Çünkü Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yiyecek olarak verilmesini emretmiştir. Sahabe de (radiyallahu anhum) Allâh’ın ve O’nun Rasûlü’nun (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) emirlerine ittibâ gereğince ancak yiyecek olarak vermişlerdir. Dolayısıyla bu büyük hükme muhâlif davranmamamız gerekmektedir. Sevgili kardeşim, Allâh’ın emrine uy ve O’nun şiarlarını işlenmez hâle getirme.

Muhammed İbrâhim Şakra şöyle der: “Çok tuhaf karşıladığım bir şey de; fıtır zekâtının değer olarak para ile çıkartılmasına cevâz verenlerdir. Derler ki : “Para fakire fâide getirir, belki kendi ve çocukları için giyeceğe veya belki de istediği başka bir yiyeceği satın alma ihtiyacında olabilir...” Ancak bu bahâne geçerli değildir, çünkü bügün de olduğu gibi geçmişte de insanların paraya ihtiyaçları vardı. Sahabe arasında birçok altın ve gümüşe sahib olan zenginler vardı. Sana göre Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) acaba neden altın ve gümüşten söz etmedi. Fıtır zekâtına yetecek kadarını niçin belirtmedi dersin?! Müslümanlar arasında fakir olanları vardı, belki de paraya olan ihtiyaçları buğday, hurma, veya arpadan daha fazlaydı?! Eğer Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu unuttu ise Allah unutmaz. (Rabbin unutkan değildir) (Meryem: 64).

Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e fıtır zekâtının cinsinin yiyecek olarak tayini konusunda inen, Allâh’ın ona vahyettiğinden farklı mıdır?! İnsan, onun vahiy olduğundan şüpheye düşmez. Dolayısıyla aklın rey’i ile, şeriatın vahyi reddedilmez.”

19 Ağustos 2010 Perşembe

Teravih Namazı ve Rekat Sayısı

Teravih Namazı ve Rekat Sayısı
Ebu Muaz el-Çubukabadî

TERAVİH KELİMESİNİN ANLAMI


Lügat bakımından "teravih", terviha kelimesi¬nin çoğulu olup nefsin istirahat etmesi demektir. Daha sonra "Teravih", Ramazan gecelerinde kılınan namazların adı olarak yaygınlaştı. Bu namazlarda imam her dört rekâttan sonra oturduğu için, "imam her iki terviha arasında bir terviha miktarı otu¬rur" denilir.

RAMAZAN GECELERİNİ İHYA ETMEK

Ebû Hureyre radıyallahu anh şöyle diyor: "Rasulullah Ramazan gecelerini ihya etmeğe teşvik eder, fakat kesin olarak emretmezdi. Ve şöyle buyururdu: 'Her kim inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan’ı ihya ederse geçmiş günahları bağışlanır."

"... Ancak kesin olarak emretmezdi" ifadesinde Ramazan'ı ihya etmenin farz olmadığı husu¬su açıklanmıştır. İmam Nevevî diyor ki: "Bunun mânası şudur: Ramazanı ihya etmeği onlara vacip kıl¬madı ve kesin bir şekilde emretmedi, fakat mendup ve teşvik olarak emretti". Nevevî sonra da şunu ilâve ediyor: "Ramazan'ı ihya etmenin vacip değil mendup olduğu hususunda islâm ümmeti görüş birliğine varmıştır."

"Her kim Ramazan'ı ihya ederse" ifadesinin mânâsı "namaz kılarak ihya ederse" şeklinde anlaşılmalıdır. Bu da gece namazı denebilecek mutlak namazla gerçekleşmiş olur. Bütün geceyi namazla geçirmek şart değildir. Nevevî, "Ramazan'ı ihya etmek teravih namazı kılmakla ha¬sıl olur" diyor.

TERAVİH NAMAZININ CEMAATLE KILINMASININ HÜKMÜ

Zeyd b. Sabit radıyallahu anh’den: “Nebi sallallahu aleyhi ve sellem mescitte hasırdan yapılmış bir oda edin¬mişti. Namazı o odada kılmıştı. Bir gurup Sahabe yanında toplanmış ve O'nunla birlikte namaz kılmıştı. Sonra bir gece Nebi sallallahu aleyhi ve sellem sesini duymadılar, O'nun uyuduğunu zannettiler. Uyansın ve çıksın diye Ashabdan bazıları öksürmeğe başladılar. Bunun üzerine Nebi sallallahu aleyhi ve sellem dışarı çıkarak buyurdu ki: "Yaptığınızı gördüğüm şeye o kadar devam ettiniz ki, bunun size farz olacağından korktum. Size farz kılınmış olsa ona güç yetiremezsiniz. Binaenaleyh siz namazı evlerinizde kılınız. Çünkü farz olan müstesna, kişinin en faziletli manazı evinde kıldığı namazdır"

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem hiçbir namazı bu genelleme dışında tutmamıştır. Yalnız farzları istisna etmiştir. Teravih namazı ise farzlara dahil değildir.

TERAVİH NAMAZININ REKÂT SAYISI

Aişe radıyallahu anha’dan: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ne Ramazan'da ne de Ramazan'dan başka gecelerde on bir rekâttan fazla namaz kılmış değildir. Önce dört rekât kılardı ki onların güzelliğini ve uzunluğunu sorma. Sonra dört rekât daha kılardı. Onların da güzelliğini ve uzunluğunu sorma. Sonra üç rekât namaz kılardı.

İşte muhakkik hadis ve fıkıh âlimleri bu iki hadisi almışlardır. Onlardan hiç biri Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in ne Ramazan'da, ne Ramazan dışındaki gecelerde sekiz rekâttan fazla namaz kıldığını söylememiştir. İhti¬laf, yalnız bu rekâtların uzunluğu, kıraati, vakti ve cemaatle kılınıp kılınmayacağı hususunda vuku bul¬muştur.

Teravih, Kıyam-ı Ramazan, Gece namazı ve Ra¬mazan'da Teheccüd namazı hepsi bir tek şeyin anlatımıdır.

Şeyh Ubeydullah el-Mubârekfûrî şöyle diyor: Bilinmelidir ki, teravih, kıyam-ı Ramazan, gece namazı ve Ramazan'da Teheccüt namazı bir tek şeyin anlatımıdır ve bir tek namazın adıdır. Ramazan'da teheccüt teravih namazından başka bir şey değildir. Çünkü Ramazan gecelerinde Rasûlullah'ın, biri teravih diğeri teheccüt olmak üzere iki çe-şit namaz kıldığına dair sahih veya zayıf hiç bir rivayet sabit olmamıştır. Ramazan dışındaki teheccüt, ramazanda teravihtir. Nitekim Ebû Zer ve diğerleri¬nin hadisi buna delâlet eder.”

Bedreddin el-Aynî de kesin bir şekilde şunu söylüyor: “Aişe radıyallahu anha'nın, "Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ramazan'ın son on günü¬ne ulaşınca diğer zamanlarda görülmeyen bir ibadet gayreti içerisine girerdi" şeklindeki ifadesinde anla-tılmak istenen şey, namaz rekâtlarında bir artırma olmayıp, O'nun son on gündeki namazların rukûlarını, secdelerini, kıyam ve ka'desini uzun yapmasıdır”

Teravih Namazının Yirmi Rekat Olduğuna Dair Rivayetin Zayıflığı

Teravih namazının yirmi rekât olduğunu savunan görüşün sahipleri Ömer radıyallahu anh'den nakledilen, "Onun cemaati Ubey b. Kâb'ın arkasında yirmi rekât teravih kılmak için bir araya getirdiğini” bildiren habere ve zayıf olduğu hususunda ittifak bulunan merfû bir hadise istinat ettiler. Merfû hadis zayıf olduğu için İbn Kudâme ve benzeri muhakkik âlimler, görüşlerine delil getirmek konusunda bu hadisi zikretmemişlerdir.

Eğer bu hadis sahih olsaydı, birinci görüş sahiple¬ri aleyhine kesin delil olurdu ve muhakkik âlimler mutlaka onu zikrederlerdi. Bununla birlikte biz, önce bu hadisi zikredeceğiz, sonra Ömer b. el-Hattâb'dan bu konuda rivayet edilen haberleri nakledeceğiz.

İbn Abbas radıyallahu anhuma şöyle söylemiştir: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, Ramazan'da yirmi rekât namaz ve vitir kıldırdı".

Hafız Zeylaî şöyle diyor: Hadis, İmam Ebû Bekir b. Ebû Şeybe'nin dedesi olan Ebû Şeybe İbrahim b. Osman sebebiyle illetlidir. Ebû Şeybe'nin zayıf oldu¬ğunda ittifak vardır. İbn Adiy el-Kâmil’de, onu gev¬şek addetmiştir. Ayrıca hadis, Ebû Seleme b. Abdurrahman'dan nakledilen sahih hadise muhalifir. Zeyla'î sonra da Aişe radıyallahu anha'nın sahih hadisini zikredi¬yor.

Heysemî’de şöyle diyor: Hadisi Taberânî, el-Kebîr ve el-Evsat’ta nakletmiştir ki, isnadında Ebû Şeybe vardır ve zayıftır

Hafız İbn Hacer el-Takrib’de Ebû Şeybe İbrahim b. Osman'ın metruk olduğunu, Şeyh İbnu'l-Humam da onun zayıf olduğunu söylemişlerdir

Beyhakî de diyor ki: Hadisi Ebû Şeybe İbrahim b. Osman el-Absî el-Kûfî tek başına rivayet etmiştir, o da zayıftır

Bu hadisin senedi Ebû Şeybe üzerinde dönüp duruyor. Çünkü hadisi kitabına alanların hepsinin isnadı ona dayanıyor. Birisi kalkar da hadisin başka bir is¬nadının daha olduğunu söylerse sakın bu seni yanılt¬masın. Çünkü Taberânî ve Beyhakî hadisin isnadın¬da Ebû Şeybe'nin tek kaldığını açıkça ifade etmişler¬dir. Hafız Zehebî de el-Mîzân'da bu hadisin, Ebû Şeybe'nin münkerlerinden biri olduğunu söylemiştir. Hafız İbn Hacer ise geniş ilmine rağmen hadisin başka isnadını bulamamış ve kesin bir ifadeyle şöyle demiştir:

“Ebû Şeybe'nin İbn Abbas'dan naklettiği ha¬dise gelince, onun isnadı zayıftır ve hadis, Ai¬şe radıyallahu anha'nın, Sahîhân'da rivayet edilen hadisine aykırıdır. Halbuki Aişe radıyallahu anha Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in gece halini baş¬kalarından daha iyi bilir"

Hanefî âlimlerinden bazılarının da dahil bulundu¬ğu müctehid imamların ve muhakkiklerin bu açıkla¬malarına rağmen Şeyh Yusuf el-Bennûrî el-Hanefî (Allah ona rahmet etsin), teravih rekâtlarının sayısının sekiz olduğunu söyleyenlere şiddetle ve öfkeyle hü¬cum etmiş, onları söz ve beyanda safsatacı olmakla ve münasebetsizlikle, inançta sapıklıkla, ümmetin salihlerine karşı düşmanlıkla itham etmiş, sonra şöy¬le demiştir: "Birinci söz bizi şuna götürür: Gerçi İbra¬him b. Osman Ebû Şeybe zayıftır, fakat Hz. Ömer za¬manında ve sonraki devirlerde ümmetin uygulaması onun rivayetini kuvvetlendirmektedir. İkinci söz de bizi, olayı farklı durumlara hamletmeğe sevk eder. Nitekim Hafız İbn Hacer başka bir münasebetle buna işaret etmiştir. Teamül ve başka şeyle kuvvetlendirildiği için bazan zayıf hadisle amel edilebilir”

Bundan sonra da -söz düellosundaki başarısızlığı sebebiyle cidden bitkin kalmış olacak ki- şöyle diyor: "Bize kadar sağlam bir isnadla ulaşmamış da olsa yirmi rekât uygulamasının mutlaka merfû bir aslının olması gerekir"

Bu söz, makul deliller getirememekten kaynakla¬nan uydurma bir kaidedir.

Teravih namazının rekâtları hususunda Ömer b. el-Hattâb'dan rivayet edilen haberler

Buhârî’nin Sahîh'inde , İbn Şihâb'dan, onun da Urve b. Zübeyr’den rivayet ettiğine göre Abdurrahman b. Abdulkârî şöyle demiş: Bir Ramazan gece¬si Ömer b. el-Hattâb'la birlikte mescide çıktık. Bir de baktık ki halk gurup gurup orada burada toplanmış, kimi kendi kendine, kimileri başkasına uyarak na¬maz kılıyorlar. Ömer dedi ki:

"Şüphesiz bunları iyi okuyan birinin arkasında toplarsam daha güzel ola¬cağını sanıyorum." Sonra karar verip onları Ubey b. Kâb'ın arkasında topladı. Bir başka gece onunla bir¬likte yine çıkmıştık. Halk imamlarının arkasında na¬maz kılıyorlardı. Ömer,'"Bu ne güzel yeniliktir" dedi. Oradaki cemaat gecenin başlangıcında namaz kılı¬yorlardı. Ömer, gecenin sonuna doğru kılanları kas¬tederek şöyle devam etti. "Şu anda namaz kılmayıp uyuyanlar, kılanlardan daha üstündür."

İmam Buhârî’nin İbn Şihâb'dan muallak olarak naklettiği bu hadis gerçekte, önceki isnada atfedilmiştir. İmam Mâlik de Muvatta'ında kendi senediyle hadisi benzer bir şekilde rivayet etmiştir.

Ömer b. el-Hattâb, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in birkaç gece kendisi¬ne uyarak namaz kılanlara manî olmayışından hü¬küm çıkarmıştı. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, onların böyle yap¬malarını hoş karşılamamışsa bile, bu hoşlanmayış, onlara teravih farz kılınır endişesiyle olmuştur. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem vefat ettikten sonra artık farz kılınır endi¬şesi ortadan kalkmıştır. Herhalde Ömer radıyallahu anh, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in "Onlara, Allah'ın kitabını en iyi okuyan imamlık yapsın" hadisiyle amel ederek Ubey'i seçmiştir. Çünkü Ömer, "En güzel okuyanımız Ubey'dir demiştir.

"Sonra başka bir gecede onunla birlikte yine çık¬tık". Bu ifadede Ömer radıyallahu anh'in cemaatle birlikte Ubey'in arkasında namaz kılmadığına işaret vardır. Çünkü onun kanaatine göre, namazı gecenin sonunda ev¬de kılmak daha faziletlidir. Nitekim hadisin sonunda, "Şu anda namaz kılmayıp uyuyanlar daha üstündür" demiştir.

Muhammed b. Nasr, Tavus vasıtasıyla İbn Abbas'dan şöyle naklediyor: İbn Abbas demiş ki: Mes¬citte Ömer'in yanında duruyordum. Cemaatin gürül¬tüsünü işitti. "Nedir bu?" dedi. "Cemaat camiden çık¬tı" dediler. Bu olay Ramazanda olmuştu. Bunun üze¬rine dedi ki: Gecenin kalan kısmı bence geçen kısmından daha efdaldir".

İmam Buhârî, Ömer radıyallahu anh'in bir araya getirdiği cemaatin kıldığı rekâtların sayısını bildirmemiştir. Buhârînin sayı zikretmeyişinde, rekât sayısını belir¬ten haberlerin ona göre sahih olmadığına işaret var¬dır. Yahut da o, Ömer radıyallahu anh'in sekizden fazla kılmadığı ka¬naatindedir. Bu sebeble Ömer olayının hemen ar¬dından Aişe radıyallahu anh'nın, "Rasûlullah ne Ramazanda ne Ramazan dışında (ki gecelerde) sekiz rekâttan fazla namaz kılmadı. (Önce) dört rekât daha kılardı ki bu¬nun da güzelliğini ve uzunluğunu sorma. Sonra dört rekât daha kılardı" mealindeki hadisini zikretmiştir.

Bundan dolayı rekâtların sayısı konusunda râvîler arasında ihtilaf meydana gelmiştir.

1) İmam Mâlikin Muvatta’ında , Muhammed b. Yûsuf dan, es-Sâib b Yezid'in şöyle söylediği nakledilir: Ömer b. el-Hattâb, Ubey b. Kâb ve Temim ed-Dârî’ye cemaate on bir rekât namaz kılmalarını emretti. İmam yüzlerce ayet okuyordu. Öyle ki biz kıyamın uzun oluşu sebebiyle bastonlara dayanmak zorunda kalmıştık. Namazdan da ancak şafak sökerken çıkıyorduk.

Hadisi Mâlik vasıtasıyla Beyhakî de rivayet etmiş , ve buradaki Muhammed b. Yusuf'un, Saib b. Yezid'in kız kardeşi oğlu olduğunu açıklamıştır.

Haberi Saîd b. Mansûr Sünen’inde başka bir râvî vasıtasıyla , Abdüllaziz b. Muhammed-Muhammed b. Yusuf- Sâib b. Yezid isnadıyla nakletmiştir.

Hadisin isnadı sağlamdır. Çünkü Muhammed b. Yusuf el-Kindîel Medenî el-A'rec son derece güvenilir bir zat olup H. 140 yıllarında vefat etmiştir. İmam Mâlik'in şeyhidir. Buhari ve Müslim kendisini delil diye kabul etmişlerdir.

es-Sâib b. Yezid, malum Sahabî olup küçük yaşta Hz.Peygamber'le birlikte Hacc farizasını yerine getirmiştir. Ayrıca bu hadis Hz. Aişe ve Câbir b. Abdul¬lah'ın hadisleriyle uygunluk arz etmektedir.

Ancak Hafız İbn Abdulberr bu hususta şöyle di¬yor: İmam Mâlik dışındaki raviler bu hadiste geçen rekât sayısını yirmi bir olarak rivayet etmişlerdir ki sa¬hih olan budur. Hadiste, Mâlik'in dışında on bir ifade¬sini nakleden hiç bir kimse bilmiyorum. Başlangıçta rekât sayısı on bir olup, sonra bu rekâtlardaki uzun kıraat, cemaat için kısaltılmış, buna mukabil rekât sayısı yirmi bire çıkarılmış olması da muhtemeldir. Fakat kuvvetle tahmin ediyorum ki "on bir" ifadesi hata eseridir.

Zurkanî, İbn Abdulberr'in bu görüşünü şu sözler¬le reddediyor: Madem ki onun zikrettiği ihtimali göz önüne alarak iki farklı lafız arasını cemetmek müm¬kündür, öyleyse "on bir" ifadesi hata değildir. Beyha¬kî de aynı şekilde bu iki rivayeti cemetmiştir. "On bir ifadesini Mâlik tek başına rivayet etmiştir" görüşü de doğru değildir. Çünkü Saîd b. Mansûr da hadisi bir başka cihetten, Muhammed b. Yusuf’dan, İmam Mâlik'inki gibi nakletmiştir

Nîmevî Asâru's-Sunen'de diyor ki: İbn Abdil¬berr'in, İmam Mâlik'in yanıldığını söylemesi gerçekten hatadır. Çünkü hadisi Saîd b. Mansûr Sunen'inde Abdülaziz b. Muhammed ed-Derâverdîden, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe Musannef'inde Yahya b. Saîd el-Kattân'dan, bu ikisi de Muhammed b. Yusuf’dan İmam Mâlik'in hadisiyle aynı anlamda nakletmişler ve her ikisi de "on bir" lafzını kullanmışlardır.

Ömer b. el-Hattâb'dan nakledilen bu rivayetler son derece sağlamdır ve bunlarda rekât sayısı "on bir" olarak zikredilmiştir. Çünkü Abdüllaziz b. Mu¬hammed ed-Derâverdî’de güvenilir râvîlerden biridir ve Kutub-i Sitte sahipleri kendisinden hadis nakletmişlerdir. Yahya b. Saîd el-Kattân, hafıza, zabt ve sağlamlık yönünden en başta gelen râvîlerdendir.

EI-Elbânî, Salâtu't-Terâvih risalesinde şunları ilâve ediyor : Aynı şekilde Nîsâbûrînin naklinde İs¬mail b. Umeyye, Usâme b. Zeyd ve Muhammed b. İshak; İbn Hacer'in naklettiğine göre İbn Huzeyme'nin rivayetinde de İsmail b. Cafer el-Medînî, İmam Mâlik'in lafzına uygun bir haberi, Muhammed b. Yu¬suf’dan rivayet etmişlerdir. Muhammed b. Yusuf, es-Sâib b. Yezid isnadıyla şöyle naklediyor: Ömer Ramazanda cemaati, Ubey b. Kâb ve Temim ed-Dârî'nin arkasında yirmi bir rekât namaz kılmak üze¬re topladı ki, her rekâtta iki yüz ayet okurlar ve şafak sökerken namazdan çıkarlardı.

Şeyh el-Mubârekfûrî, diyor ki: Abdurrezzak "yir¬mi bir rekât" ifadesini nakilde tek kaldı. Bildiğim ka¬darıyla ondan başka hiç kimse bu ifadeyi nakletme¬di. Abdurrezzak ise, her ne kadar mutemet ve hafız ise de, Hafız İbn Hacer'in el-Takrib'de açıkça bildir¬diği gibi ömrünün sonlarına doğru gözlerini kaybet¬miş, bu sebeple de hafızası karışmıştır. İmam Mâlik ise Hicret Yurdu'nun imamı olarak kalmıştır.

Bilindiği gibi Hafıza karışıklığına uğrayanlar hak¬kında hüküm şudur: Hafıza karışmasından önce kendisinden hadis alanların hadisi makbuldür. Fakat kendisinden, karışıklıktan sonra rivayet etmiş olan¬ların hadisi alınmaz. Durumu belli olmayan ve hadisi hocasının ihtilatından önce mi sonra mı aldığını bilmeyen kimsenin hadisi de alınmaz. Abdurrezzak meselesi de, özellikle güvenilir râvîlere muhalif rivayette bulununca, ikinci kısma dahildir.

Sonra bu rivayet Hanefîlerin görüşüne de aykırı¬dır. Çünkü bu hadise bağlanınca ya "teravih on sekiz rekâttır", ya da 'Vitir tek rekâttır" demeleri gerekir.

Yukarıda adı geçen Davud b. Kays es-San'ânî’yi İbn Hibbân es-Sikât’ta (güvenilir râvîler arasında) zikretmiş, İbn Hacer onun makbul olduğunu söylemiştir.

2- Muhammed b. Nasr el-Mervezî hadisi es-Sâib b. Yezid'den isnadsız olarak nakletmiş, o da orada "yirmi rekât" olarak zikretmiştir. Bunun bir benzerini de Beyhakî , Ebû Abdullah Hüseyin b. Muhammed b. Fencûye ed-Dîneverî - Ahmed b. Mu¬hammed b. İshak el-Sunnî - Abdullah b. Muhammed b. Abdulaziz el-Bağavî - Ali b. el-Ca'd - İbn Ebî Zi'b - Yezid b. Hasîfe - es-Sâib b. Yezid isnadıyla rivayet etmiştir.

Mirkatu'l-Mefâtîh sahibi (Aliyyu'l-Karî) şöyle di¬yor: Yezid b. Hasıfe'nin Sâib b. Yezid'den rivayeti Beyhakî’de iki yolla gelmiştir. Birincisinde Ebû Os¬man Amr b. Abdullah el-Basrî, diğerinde Ebû Abdul¬lah Hüseyin b. Fencûye vardır ki ikisinin biyografisi¬ne de rastlamadım. Durumları bilinmemektedir

Ebû Osman Amr b. Abdullah el-Basrî rivayeti Beyhaki’nin Sunenu’l-Kubrâ’sında mevcut değildir. Fakat Aliyyû'l-Karînin Ebû Abdullah Hüseyin hakkında söylediği "biyografisine rastlanmadı" sözü doğrudur. Çünkü Hafız Zehebî, hakkında herhangi bir şey söylemeksizin, Temmam b. Ebû'l-Huseyin'in hal tercümesini verirken Ebû Abdullah'ın yalnız adını zikretmiştir.

Hafız İbn Hacer , İmam Mâlik'in Yezid b. Hasî¬fe, es-Sâib b. Yezid isnadıyla yirmi rekât rivayetinde bulunduğunu söylüyor, Şevkânî de ona uyarak "Hadisi Mâlik Muvatta’da rivayet etti" diyor. Görünen odur ki ikisi de bu konuda yanılmıştır. Çünkü Mâlik, Yezid b. Hasîfe'nin bu rivayetini Muvatta'da nakletmemiştir.

Nevevî Yezid b. Hasîfe'nin hadisini zikrediyor, hadisi Beyhakî ve başkalarına nisbet ediyor, fakat Mâlik'e nisbet etmiyor. Ancak bu tesbit Mâlik'in, hadisi Muvatta dışında rivayet etmesine manî değil¬dir. Bununla beraber Esrem'in rivayetine göre Ah¬met b. Hanbel Yezid b. Hasîfe'yi mutemet addetmiş, Ebû Davud'un rivayetine göre ise onun hakkında "hadisi makbul değil" (munkeru'l-Hadis) demiştir.

Bunun mânâsı şudur: Yezid b. Hasîfe bu haberi tek başına rivayet etmiştir. Haberi ise diğer arkadaş¬larının rivayetine ters düşmektedir. Bu durumda onun muhalefetinden dolayı haberde za'f olduğu or¬taya çıkıyor. Hafız İbn Hacer Fethu’l-Bârî Mukaddimesinde onun hal tercümesi ile ilgili olarak diyor ki: Bu "münkeru'l-Hadis" lafzını Ahmed, hadiste, ak¬ranlarından ayrı rivayette bulunan kimseler için kul¬lanır. Bu, onun halinin araştırılmasıyla ortaya çıkar. İbn Hasîfe'yi Mâlik ve bütün imamlar delil kabul etmişlerdir.

Yezid b. Hasîfe'nin rivayeti sahih olmakla birlikte garib ve şazdır. Nitekim Nevevî de buna işaret etmiştir. Çünkü güvenilir râvîlerin rivayetlerine aykırıdır. Ayrıca İbn Hasîfe ve Muhammed b. Yusuf, iki güve¬nilir kişi olarak Sabit b, Yezid'den rivayet ediyorlar. Birinci râvi rivayetinde "yirmi bir", ikincisi "on bir re¬kât" diyor. Bu durumda ikincisinin rivayeti tercih edi¬lir. Çünkü o arkadaşından daha mutemettir. Bunun için Hafız et-Takrîb'de Yezid b. Hasîfe'den bahse¬derken "mutemettir" (sikatun) diyor. Muhammed b. Yusuf'u tanıtırken "mutemettir, sağlamdır" (sikatun, sebtun) ifadesini kullanıyor. Ayrıca Muhammed b. Yusuf, Sâib b. Yezid'in kız kardeşi oğludur. Bu yakın¬lığı sebebiyle başkasına nazaran insanlar arasında Sâib'in hadisini en iyi bilen o olmalıdır. Yezid b. Hasî¬fe ve Muhammed b.Yusuf arasındaki anlaşmazlı¬ğın özeti budur.

Bununla beraber bazı Hanefî âlimleri muhaddislere hücuma kalkıştılar ve Ahmed b. Hanbel'in sözüne dayanarak Yezid b. Hesîfe'yi zayıf say¬ma görüşünü hadis âlimlerinin bütününe nisbet etti¬ler. Bu sebeple hadis ulemâsını cehalet ve taassubla itham ettiler. Oysa gerçekte hadis âlimleri Yezid b. Hasîfe'yi zayıf addetmediler, belki Muhammed b. Yusuf'un rivayetini onun nakline, yukarıda geçen se¬beplerden dolayı, tercih ettiler.

Yezid b. Hasîfe'nin hadisini tercih etmek, ya da sağlam kabul etmek isteyenlerin gayreti başarılı olmamıştır. Nitekim, Şeyh el-Lüknevî’nin er-Raf'u ve't-Tekmile’sindeki, ondan nakleden Dr.Nûrettin Itr'ın Menhecu'n-Nakd fî Ilmi’l-Hadisi’nin "Munke-ru'l-Hadis" bahsindeki ifadesinden de açıkça bu or¬taya çıkmaktadır. Doğru yola ulaştıran Allah'tır.

3- İmam Mâlik, Muvatta'da Yezid b. Ruman'ın, "İnsanlar Ömer b. el-Hattâb zamanında yirmi üç rekât teravih kılıyorlardı" dediğini nakledi¬yor.

Ancak hadisin isnadında kopukluk vardır. Çün¬kü Yezid b. Rûman Hz.Ömer'e yetişmemiştir. O H. 130 yılında vefat etmiş olup İbn Zubeyr, Enes, Abdullah b. Ömer'in iki oğlu olan Ubeydullah ve Salim gibi yalnız Ashabın küçüklerine yetişmiştir. Ne Hafız İbn Hacer et-Tehzib'de, ve ne de Suyûtî İs'âfu'l-Mubatta' biricâli'l-Muvatta'da onun Ömer b. Hattab'la karşılaştığını zikretmemiştir.

Zeylaî onun Ömer'e ulaşmadığını açıklamış, Aynî de hadisin senedinin munkatı' olduğunu söylemiştir.

4- İbn Ebî Şeybe, Vekı', Mâlik isnadıyla Yahya b. Saîd'in şöyle dediğini naklediyor: Ömer b. Hattâb bir adama, cemaate yirmi rekât namaz kıldırması için emir verdi.

Yahya b. Saîd'de Ömer radıyallahu anh’e yetişmiş değildir. Nitekim İbnu'l-Medînî, "Onun Enes'den başka hiç bir Sahabîden hadis işittiğini bilmiyorum" demiştir.

5- Yine İbn Ebî Şeybe, Abdulaziz b. Râfî'in şöyle söylediğini rivayet ediyor: Ubey b. Kâb Medine'de Ramazan gecesinde cemaate yirmi rekât teravih, üç rekât olarak da vitir kıldırıyordu.”

Abdulaziz b. Rafî' Ubey b. Kâbla karşılaşmadı. Çünkü Ubey H. 19 veya 32 yılında vefat etmiş, Abdulaziz ise 130 yılında ölmüştür ve hiç kimse onun biyografisinden bahsederken Ubey b. Kâ'b'dan hadis ri¬vayet ettiğini zikretmemiştir. O yalnız küçük Sahabîlerden ve büyük Tabiîlerden rivayette bulunmuş¬tur.

6- Muhammed b. Nasr el-Mervezî Kıyamu'l-Leyl’de haberi şöyle naklediyor. İbn Mes'ûd yirmi re¬kât teravih kıldırıyor, üç rekâtla da vitir yapıyordu.

Ancak hadisi rivayet eden A'meş, İbn Mes'ûd'a yetişmedi.

7- Beyhakî Ebu'l-Hasnâ'dan şöyle naklediyor: Ali b. Ebî Talib bir adama, cemaate beş terviha, yirmi rekât namaz kıldırması için emir verdi.

Beyhakî bu isnadın zayıf olduğunu söylüyor. Çünkü isnadda Ebu'l-Hasnâ vardır ve İbn Hacer'in et-Takrib’de dediği gibi o meçhuldür, kim olduğu bilinmemektedir.

8- Beyhakî diğer yönden Hammad b. Şuayb, Ata b. es-Sâib isnadıyla Abdurrahman es-Sulemî’nin şöyle söylediğini naklediyor: Ali radıyallahu anh Ramazanda gü¬zel Kur'an okuyanları çağırdı ve onlardan birine, ce¬maate yirmi rekât namaz kıldırması için emir verdi. Ali radıyallahu anh onlara vitir kıldırırdı.

Bu isnadda da Hammad b. Şuayb zayıftır. İbn Maîn ve başkaları onu zayıf addetmiş , Buharî "mak¬bul olmadığını" (fîhi nazar) söylemiştir.

Konuyla ilgili olarak bu naklettiklerimiz dışında başka haberlerde zikrediliyor, fakat araştırıldığında onların da za'ftan hâlî olmadığı anlaşılıyor. Çünkü Ömer b. Hattâb'dan nakledilen sağlam haberler, onun Ubey b. Kâ'b'a, cemaate sekiz rekât kıldırması¬nı emrettiğine delâlet etmektedir ki Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in fiiline uygun olanı da budur. Teravihin sekiz re¬kâttan fazla olduğunu bildiren haberlerin tamamı ya zayıftır, ya da senedi kopuk olup sağlam değildir.

9- Ebû Davud Suneni’nde Hasan'dan şöyle ri¬vayet ediyor: Ömer b. el-Hattâb cemaati Kâb'ın arkasında topladı. Ubey onlara yirmi gece namaz kıldırmış, gecenin ikinci yarısında da kunut yaptırmıştı. Son on gün içinde cemaatten geri durdu ve evinde kıldı. Bunun üzerine cemaat "Ubey kaçtı" diyorlardı.

Hadisi Ebû Davud tarıkıyla Beyhaki rivayet et¬miş , Zeylâi de Ebû Davuddan "Ubey onlara yirmi ge¬ce namaz kıldırdı" şeklinde zikretmiştir.

Ancak, bazı güvenilir ve dindar olmayan kimseler kasden Ebû Davud'un Sunen'inin Hindistanda bası¬lan bazı nüshalarının kenarında "Başka nüshalarda yirmi gece yerine yirmi rekât ibaresinin yer aldığını" not düşmüşlerdir.

İlk olarak bu, Deyûbend'deki Dâru'l-Ulûm Üniversitesi'nde Hanefi'lerin imamı olan Şeyh Mahmud Hasan'ın, Ebû Davud'un Süneni üzerine yaptığı ha¬şiyede yer almıştır. Sonra bir adım daha atıldı ve "yir¬mi rekât ibaresini asıl metne koydular, kenarına da "bir başka nüshada yirmi gece lafzıyla zikredilmektedir", şeklinde not düştüler. Bu da Fahru'l-Hasan'ın Ebû Davud üzerine yaptığı Şerh'te yer almaktadır.

Hind baskısından Beyrutta of¬set yapılmış Bezlü'l-Mechûd nüshasının ke¬narında, "Bir diğer nüshada 'gece' yerine 'rekât’ ifa¬desi yer almıştır" şeklinde not var. Şeyh Mevlânâ Muhammed İshak'a okunan nüshada da bu ibare bulunmaktadır.

Ayrıca, Ebû Davud'un zikrettiği isnadda kopukluk vardır. Çünkü Hasanu'l-Basrî Hz.Ömer'e yetişme¬miştir. O H.21 yılında doğmuş, Ömer ise 23. yılın son¬larında veya 24.yılın Muharrem ayı başında vefat et¬miştir.

10- İmam Mâlik'in, Davud b. Husayn'dan yaptığı başka bir rivayet daha var ki, buna göre Davud, el-A'rec'in şöyle dediğini işitmiş: Ramazanda cemaate ne zaman yetişsem onları kâfirlere lanet eder bul¬dum. İmam sekiz rekâtta Bakara Sûresini okuyor, on iki rekâtı kıldırırken cemaat imamın hafif tuttuğunu görüyordu.

İbn Abdilberr el-A'rec'in bir gurup Sahabîye ve büyük Tabiilere yetiştiğini söylüyor.

Davud b. Husayn'a gelince, O Ebû Süleyman el-Medenî olup Emevîlerin azatlısıdır. İbn Maîn onu mu¬temet kabul ederken Ebû Hatim ‘zayıf addetmiş ve "Eğer Mâlik ondan rivayet etmiş olmasaydı hadisi terkedilirdi" demiştir.

Hafız İbn Hacer bu ve bu konudaki başka rivayet¬leri zikrettikten sonra şöyle söylüyor: İbn İshak dedi ki: Bu konuda işittiğimiz rivayetlerin en sağlamı Mu¬hammed b. Yusuf'un, ceddi olan Sâib b. Yezid'den naklettiği, "biz Ömer zamanında Ramazanda on üç rekât namaz kılardık" riveyetidir ki bu, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in gece namazı hakkında nakledilen Aişe radıyallahu anha ha¬disine de uygundur.

13 Ağustos 2010 Cuma

Oruç ve Alakalı Meseleler

ORUÇ


Faziletleri:

Allâh’ın kitabında, O’na yakınlaşmak için oruç tutmaya teşvik eden ve orucun faziletlerini beyan eden, muhkem ve açıklayıcı âyetler gelmiştir. Örneğin bir âyette: (Oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allâh’ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar varya; işte Allâh, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır) [Ahzâb: 35]

Yine Allâh şöyle buyurur: (Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.) [Bakara: 184]

Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir hadisinde, orucun şehvetlere karşı bir kalkan olduğunu açıklamıştır: (Ey gençler ! Kimin evlenmeye gücü yeterse evlensin; çünkü evlilik gözü sakındırır ve ferci korur. Kimin de gücü yetmez ise, oruç tutması gerekir, çünkü onun için bir kalkandır. )

Müslüman kardeşim, bu hadisten orucun şehvetlere engel olduğu ve hiddetini kestiği anlaşılmaktadır. Şehvetler ise, ateşe götürür; oruçta, ateşle oruç tutanın arasına girmekle engel olur.

Dolayısıyla oruçun ateşe karşı bir kalkan olduğu, kulun onun ile ateşten korunduğunu açıklayan hadisler gelmiştir. Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur: "Hangi kul Allâh yolunda bir gün oruç tutarsa; Allâh bu oruçla onun yüzünü ateşten yetmiş sene uzaklaştırır."

Başka bir hadiste: "Oruç kalkandır, kul onunla ateşten korunur"

Ebu Umâme (radıyallâhu anh)’den, "Ey Allâh’ın Rsûlü! Cennete gireceğim bir ameli bana göster" der. Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de şöyle buyurur: «Oruç tutman gerekir, onun gibisi yoktur"

RAMAZAN AYININ ÜSTÜNLÜĞÜ

Ramazan, hayır ve bereket ayıdır. Allâh bu ayı bir çok faziletlerle donatmıştır. Bunlardan birisi; Allâh (Azze ve Celle) bu ayda Kur’ân’ı, insanlar için hidâyet ve müminler için şifâ maksadıyla indirmesidir.

Bu konuda Allâh şöyle buyurur: "Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’ân’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun" (Bakara: 185)

Ramazan ayında öyle bir gece vardır ki, bu gece, Allâh (Azze ve Celle)’nin katında bin aydan daha hayırlıdır. Bu, kadir gecesidir. Allâh Teâla bu meyanda şöyle buyurur "Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar." (Kadir suresi: 1-5)

Bu ayda şeytanlar zincirlenir, cehennem kapıları kapanır ve cennetin kapıları açılır. Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur: "Ramazan geldiğinde; Cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar zincirlenir."

Ramazan Ayının Tesbiti

Ramazan ayı adil bir kimse tarafından hilalin görülmesi veya şaban ayının günlerinin otuzu tamamlaması ile tesbit edilir.

İbni Ömer (radiyallahu anh)’dan; “İnsanlar hilali gözetliyordu. Hilali gördüğümü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e haber verdim ve insanlara oruç tutmalarını emretti.”

Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’den; “(Ramazan Hilalinin) görülmesiyle orucu tutun ve (Şevval hilalinin) görülmesiyle bayram edin. Eğer hava kapalı olup (hilali göremezseniz) Şaban ayını otuza tamamlayın.”

Hüseyin İbnu'l-Haris el-Cedeli, Haris İbnu Hatib (radiyallahu anh)'den anlatıyor: "Haris dedi ki: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hiIali görünce oruç tutmamızı emretti, eğer biz göremez de iki âdil şâhid gördükleri hususunda şehâdet ederlerse, onların şehâdetlerine uyarak tutacaktık.''

Müslim ve Nesai'de gelen bir rivayette: "Biz ümmi bir milletiz, ne yazı ne de hesap biliriz. Ay, şöyle şöyledir" dedi. Yani bir defasında yirmidokuz, bir defasında otuz gösterdi" denmiştir."

Ebu Umeyr İbnu Enes, Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın ashabından olan amcalarından naklettiğine göre, bir grup kimse Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselam)'a binekleriyle gelip: "Dün hilâli gördük'' diye şehâdette bulundular. Bunun üzerine, Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) onlara oruçlarını açmalarını, sabah olunca da musallaya (bayram namazına) gelmelerini emretti."

Kişi tek başına hilali görürse yalnız hareket etmez: Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "(Muteber) oruç, (hep beraber) tuttuğunuz gündekidir. (Muteber) iftar, hep beraber) ettiğiniz gündekidir. (Muteber) kurban (hep beraber) kurban kestiğiniz gündekidir.''

Bir beldede hilalin görülmesi diğer beldeler için de geçerlidir.

NİYET

Niyetin yeri kalbtir, dil ile bunun söylenmesi bid’attır, velevki insanlar bunu güzel görseler dahi bu böyledir.

Ramazanın girişi, gözle görüldüğü veya şehâdet ile yâhut iddetin tamamlanmasıyla sâbit olmuş ise, mükellef olan her müslümanın orucuna geceden niyet etmesi farzdır. Hadiste: ( Kim geceden oruca niyet etmezse, onun oruçu yoktur.)

Ramazan ayına idrak ettiğini bilmeden yer ve içerse sonra da bunu bilirse, kendini yemek ve içmekten tutarak orucunu tamamlar, bu onun için yeterlidir.

Niyetin geceden yapılması farz olan oruca hastır. Çünkü Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Aişe (radiyallahu anha)’ye, ramazan olmaksızın gelir ve şöyle derdi: “Yanınızda kahvaltı var mı? Yoksa ben oruçluyum”.

ORUCUN VAKTİ

Sehl b. Saad (radiyallahu anh) şöyle der: (Beyaz ipliği, siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yiyin, için ) , âyeti indiğinde, kişi oruç tutmak isterse ,bacağına beyaz ve siyah iplik bağlardı her ikisinin görülmesi açığa çıkıncaya kadar, yeme içmeye devam ederdi. Bunun üzerine Allâh, daha sonra (من الفجر) (fecre kadar) âyetini indirir. Böylece bunun, gece ve gündüz manasına geldiğini bildiler.)

Fecr iki tanedir:

Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur: (Fecr iki tanedir: İlki; yemeği yasaklamaz, namazı helâl kılmaz. İkincisi; yemeği yasaklar, namazı helâl kılar. )

Başka bir hadiste: (Yiyin, için, yüksek ışık uzun fecr sizi huzursuz etmesin, (sahûrdan geri durmayın), kızıllık size gözükünceye kadar yiyin ve için.)

Diğer bir hadiste: (Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) parmaklarını topladıktan sonra onları yere doğru dikerek) «fecr, şöyle zâhir olan aydınlık değildir. (Şahâdet parmağını orta parmağı üzerine koyup iki elini uzatarak ) lâkin şöyle görünen aydınlık fecirdir» buyurmuştur.)

Sonra da orucu geceye tamamlar:

Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur: (Gece bu taraftan gelir, gündüz de bu taraftan gelip güneş batarsa; oruçlu iftar etmiş olur )

Bu durum güneş dairesinin hemen batması akabinde gerçekleşir. Velevki ışığı belirgin olsa bile. Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in durumu oruçlu olduğunda böyleydi; Bir kişiye emreder, o da yüksek bir yere çıkar, güneş battı dediğinde; İftar ederdi.

SAHÛR

Allâh Teâla şöyle buyurur: (Ey iman edenler! Oruç, sizden önceki ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz ) [Bakara, 183]

Oruç, vakit ve hüküm olarak Ehli Kitâb’a farz olunduğu şekildeydi. Yemezler ve içmezler, uykudan sonra ilişkide bulunmazlardı ( Yâni birisi uyuduğunda bir sonraki geceye kadar yemek yemezdi ). Bu, müslümanlara da aynı şekilde farz kılındı. Bunun hükmü kalkınca, Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ehli Kitâb’ın orucu ile bizim orucumuzun arasını sahûr ile ayırdetmeyi emretti.

Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurur: (Kitab Ehli’nin orucu ile bizim orucumuzun arasındaki fark, sahûr yemeğidir.)

Sahûr berekettir, çünkü sahûr sünnete uymadır, oruç tutana güç verir ve sahûrda Kitab Ehli’ne muhâlefet söz konusudur.

Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur: (Sahûr yemeği yiyin; çünkü gerçekten sahûrda bereket vardır.)

Sahûrun en büyük bereketlerinden birisi de, Allâh Teâla ve Melekleri sahûr yemeği yiyenlere salât getirmeleridir.

Hadiste:(Sahûr yemeği berekettir, velev ki biriniz, sudan içeceği bir yudum olsa bile sahûru sakın terketmeyin. Gerçekten Allâh ve Melekleri sahûr yemeği yiyenlere salat getirirler.)

İFTÂR

Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur: (İnsanlar iftâr etmekte acele ettikleri müddetçe, din üstün olmakta devam eder. Çünkü Yahudi ve Hristiyanlar geciktirirler.)

Diğer bir hadiste: (İnsanlar iftârı acele yaptıkları müddetçe hayırdadırlar)

el-Hâfız İbn Hacer, Feth’ul-Bâri (4/199) adlı kitabında şöyle der: « Bu zamanda ihdas olunan kötü bid’atlardan bir tanesi de; fecirden yirmi dakika önce ikinci ezanın okunmasıdır. Bunu ihdâs eden ibâdette ihtiyat inancıyla yapmaktadır. Bu durum onları güneşin batımından bir müddet sonra ezan okumaya başlamalarına götürmüş. Zanlarına göre vaktin girdiğinden emin olmaktı. Böylece iftârı geciktirip, sahûru da erkene aldılar. Sünnete muhalefet ettiler, dolayısıyla onlardan hayır azaldı ve aralarında kötülük çoğaldı, Allâh yardım edendir.»

İnsanların hayırda olması, Peygamberlerinin menhecini takib edip, onun sünnetini korumalarındandır. Çünkü İslâm üstün ve gâlib gelici olarak kalacaktır. Dolayısıyla muhâlefet edenin İslâma bir zararı olamaz. Böylelikle İslâm ümmeti örnek alınacak iyi bir model olacaktır. Artık İslâm ümmeti hiç bir zaman doğu ve batının kuyruğu olup, her ötenin gölgesi olmayacak ve rüzgarla birlikte aynı yöne meyletmeyecektir.

İftâr akşam namazından öncedir, ama kişi ne ile iftar edecektir?

Enes (radiyallahu anh) şöyle demiştir: (Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) namaz kılmadan önce rutab hurmalarıyla iftar ederdi. Rutab olmadığında hurma ile, hurma da olmadığında yudumlayarak su içerdi.

Kişi iftâr esnasında ne der:

Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur: (Gerçekten oruç tutanın iftarı esnasındaki duası reddedilmez.)

Allâh Rasûlü (s.a.s.)den naklolunan dua da: (Susuzluk gitti, damarlar ıslandı, Allah’ın izniyle de ecir sabit oldu. (kazanıldı)

Oruç tutmanın yasaklandığı günler;

1- Bayram günleri

Ebu Sa'id (radiyallahu anh) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "İki günde oruç câiz olmaz: Fıtır günü (Ramazan bayramının birinci günü) ve Nahr günü."

2- Teşrik günleri

Nübeyşe el-Hüzeli (radiyallahu anh) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Teşrik günleri, yeme-içme ve Allah'ı zikretme günleridir."

3- Tek Cuma günü

Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Sizden hiç kimse, Cum'a günü oruç tutmasın. Ancak bir gün önceden veya sonradan oruç tutuyorsa bu takdirde Cum'a günü de oruç tutabilir." Müslim'in bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Cum'a gecesini, diğer geceler arasında gece namazına tahsis etmeyin, Cum'a gününü de diğer günler arasında oruç günü olarak tayin etmeyin, ancak birinizin tutmakta olduğu oruç arasına denk gelirse o hariç."

4- Farz olan hariç cumartesi günleri

Abdullah İbnu Büsr es-Sülemi, kızkardeşi es-Sammâ (radiyallahu anh)'dan naklediyor: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Cumartesi günü oruç tutmayın, ancak Allah'ın size farzettiği şeyde o gün oruç tutarsınız. Biriniz yiyecek nev'inden bir şey bulamaz da sadece üzüm (asması) kabuğu veya bir ağaç çöpü bulacak olsa onu ağzında çiğnesin (ve yine de cumartesi günü oruçlu olmasın).''

5- Şekk gününde:

Sıla İbnu Züfer anlatıyor: "Biz, Şabandan mı, Ramazandan mı olduğu şüphe edilen günde Ammâr (radiyallahu anh)'ın yanında idik. Bize kızartılmış bir koyun getirildi. Cemaatten biri: "Ben oruçluyum'' diyerek geri çekildi. Ammâr: "Kim bugün oruç tutarsa, muhakkak olarak Ebu'I Kâsım aleyhissalâtu vesselâm'a isyan etmiştir" dedi"

Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Sizden kimse, ramazanı bir veya iki gün önceden oruç tutarak karşılamasın. Eğer bir kimse, önceden oruç tutmakta idiyse, orucunu tutsun.''

6- Dehr orucu

İbnu Ömer (radiyallahu anhümâ) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalatu vesselâm) buyurdular ki: "Kim ebed orucu tutarsa, ne oruç tutmuş, ne iftar etmiştir.''

7- Kadın kocasından izinsiz nafile oruç tutamaz;

Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’den; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; Kadın kocasının yanında ancak onun izniyle (nafile) oruç tutabilir.”

8- Şaban ayının ikinci yarısı:

Ebu Hureyre (radiyallahu anh) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Şaban ayı yarılandı mı artık oruç tutmayın."

Nafile Oruçlar:

1- Pazartesi ve Perşembe günleri:

Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatıyor: "Rasûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Ameller Allah Teâlâ hazretlerine pazartesi ve perşembe günleri arzedilir. Ben, amelimin oruçlu olduğum halde arzedilmesini severim."

2- Gün aşrırı oruç;

3- Her aydan üç gün;

Muâzetu'l Adeviyye anlatıyor: "Hz. Aişe (radiyallahu anhâ)'den sordum: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) her ay üç gün oruç tutar mıydı?'' "Evet!'' diye cevap verdi. Ben tekrar: "Ayın hangi günlerinde tutardı?'' dedim. "Hangi günde oruç tuttuğuna ehemmiyet vermezdi'' diye cevap verdi.''

4- Şaban ayının çoğunu oruçlu geçirmek:

Aişe (radiyallahu anhâ) anlatıyor: "Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bazan) oruca öyle devam ederdi ki, "(Bu ay) hiç yemiyecek'' derdik. Bazan da öyle devamlı yerdi ki, "(Bu ay) hiç tutmayacak'' derdik. Ben, onun ramazan dışında bir ayı tam olarak tuttuğunu görmedim. Herhangi bir ayda, şâban ayında tuttuğundan daha fazla tuttuğunu da görmedim."

Üsâme (radiyallahu anh) anlatıyor: "Ey Allah'ın Rasûlu dedim, Şâban ayında tuttuğun kadar başka aylarda oruç tuttuğunu göremiyorum (sebebi nedir?)'' diye sordum. Şu cevabı verdi:

"Bu, Receb'le Ramazan arasında insanların gaflet ettikleri bir aydır. Halbuki O, amellerin Rabbülâlemin'e yükseltildiği bir aydır. Ben, oruçlu olduğum halde amelimin yükseltilmesini istiyorum."

5- Şevval’den altı gün oruç:

Eyub (radiyallahu anh) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yıl orucu tutmuş olur."

6- Zilhicce’de dokuz gün:

Hüneyde İbnu Hâlid hanımından, o da Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın zevcelerinden birinden anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalatu vesselâm) Zilhicce'den dokuz günle Aşura günü oruç tututardı. Bir de her aydan üç gün, ayın ilk pazartesi ile perşembe günü oruç tutardı."

7- Hac dışında Arefe günü

Ebu Katâde (radiyallahu anh) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalatu vesselâm) buyurdular ki: "Arafat günü tutulan orucun, geçen yılın ve gelecek yılın günahlarına kefaret olacağına Allah'ın rahmetinden ümidim var."

8- Muharrem ayının çoğunda ve aşure günü oruç;

Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’den; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Ramazan ayından sonra en faziletli oruç Alah’ın Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farz namazlardan sonra namazların en faziletlisi gece namazıdır.”

Aişe (radiyallahu anhâ) anlatıyor: "Ramazan (farz olmazdan) önce Aşura orucu tutuluyordu. Ramazanın farziyeti indikten sonra onu dileyen tuttu, dileyen de tutmadı."

İbnu Abbâs (radiyallahu anh) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Medine'ye gelince, yahudileri Aşura günü oruç tutar gördü. Onlara: "Bu da ne, (niçin oruç tutuyorsunuz)?" diye sordu. "Bu, sâlih (hayırlı) bir gündür. Allah, o günde Beni İsrâil'i düşmanlarından kurtardı. (Şükür olarak) Hz. Musa o gün oruç tuttu '' dediler. Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Ben Musa'ya sizden daha layığım" buyurup o gün oruç tuttu ve müslümanlara da tutmalarını emretti.

Diğer bir hadiste; “Aşure gününde oruç tutunuz, bir gün öncesinde veya bir gün sonrasında da oruç tutarak yahudilere muhalefet ediniz.” Buyrulmuştur.

Aşure gününde yapılan bidatler; sürme çekmek, musafaha yapmak, aşure yemeği pişirmek, sevinç gösterisi, gusül, kına yakmak, hüzün günü olarak değerlendirmek, o günü açlık ve susuzluk günü yapmak, ağıt yakmak, zincirlerle dövünmek bütün bunlar aşure günü yapılan çirkin fiillerdir. Ne peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den, ne sahabeden, ne de tabiinden bu konuda gelen bir şey yoktur. “Kim aşure gününde ev halkına bolluk gösterirse Allah bütün sene ona bolluk verir” sözü ise Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem adına uydurulmuş bir yalandır.

Ankara’da sapık bir takım Rıfai tarikatı mensupları aşure gününe kadar on gün boyunca akşamları toplanır, Kerbelayı yad ederler, siyah elbiseler giyerler, su içmezler, matem ilan ederler. Bu sapıklıkları çıkaranlar, şeytanın adımlarını takip ederken, iyi bir iş yaptıklarını zannederler. Sapmaktan ve saptırılmaktan Allah’a sığınırız.

“Kâfirler, beni bırakıp da kullarımı dostlar edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kâfirlere bir konak olarak hazırladık. De ki: Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi? (Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.”(Kehf 102-104)

Üç aylarda oruç: Bu konuda sahih bir şey yoktur. Özellikle Recep ayına has bir fazilete delil yoktur.

Haraşe Bin Hurr’den; Ömer (radiyallahu anh) Recep ayında oruç tutanları dövüyor ve diyordu ki; “Yeyiniz! Bu aya ancak cahiliyedekiler tazim ederdi.”

İbni Ömer (radiyallahu anh) Recep ayına tazim edenlerden hoşlanmazdı.

ORUÇLUNUN TERK ETMESİ GEREKLİ OLAN ŞEYLER

Allâh Rasûlü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem oruç tutanın iyi ve güzel ahlâk ile donanmasını, ayrıca ahlâksızlık, müstehcenlik, sövüp saymak ve kırıcılıktan uzak durmasını teşvik etmiştir. Aslında müslümanın her zaman bu tür şeylerden uzak durması ve kaçınması gerekli olmakla birlikte, ancak oruç farizâsını edâ ettiği esnadaki yasaklık daha da şiddetli olmaktadır.

Bunun için bu kötülükleri yapan hakkında Nebî Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’den şiddetli tehdit gelmiştir. Şöyle buyurur: “Nice oruçlu vardır ki ona tuttuğu oruçtan sadece açlık ve susuzluk kalacaktır.” Dolayısıyla oruçlunun orucunu yaralayan işlerden kaçınması gerekmektedir.

ORUÇLUNUN YAPMASI MUBAH OLAN İŞLER

1- Oruç tutan cünub olarak sabahlayabilir:

Aişe ve Ummu Seleme(radiyallahu anhuma) şöyle derler: (Peygamber Sallallahu Aleyhi Ve Sellem ramazanda ihtilamsız olarak cünub olduğu halde fecir girerdi, böyle iken gusül abdesti alarak oruç tutardı.)

2- Oruç tutan misvak kullanabilir, koku sürünebilir:

Allâh Rasûlu Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurur: (Eğer ümmetime zorluk vermeyeceğimi bilseydim, her namaz ile birlikte misvağı onlara emrederdim)

Allâh Rasûlu Sallallahu Aleyhi Ve Sellem hadiste oruçlu ile oruçsuz olanın arasını ayırmamıştır. Bu da her abdest ve namaz esnasında oruçlu ve oruç tutmayanın misvak kullanabileceğine delildir.

İbni Mesud (radiyallahu anh)’dan; “Biriniz oruçluyken taransın ve güzel koku sürünsün.”

3- Mazmaza ve İstinşâk:

Allâh Rasûlu Sallallahu Aleyhi Ve Sellem oruçlu olduğu halde mazmaza ve istinşâk yapardı. Ancak oruç tutanın bunu şiddetlice yapmasını yasaklamıştır. Hadiste: (...İstinşağı şiddetlice yap, ancak oruçlu olursan başkadır. )

4- Oruçlunun hanımıyla oynaşıp öpebileceği:

Aişe (radiyallahu anha)’nin şöyle dediği sabit olmuştur: (Allâh Rasûlü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem oruçlu olduğu halde öperdi, oruçlu olduğu halde oynaşırdı, ancak o içinizden nefsine en fazla sahib olanıydı. ) Bu durum genç için mekruh olup, ihtiyar için serbest görülmüştür.

Abdullâh b. Amr b. el-Âs şöyle rivayet etmiştir Nebî Sallallahu Aleyhi Ve Sellem yanında iken bir genç gelir ve şöyle der: “Ey Allâh’ın Rasûlu ! Oruçlu olduğum halde öpebilir miyim?” O da “hayır“ der. İhtiyar bir adam gelir, ve şöyle der: “Oruçlu olduğum halde öpebilir miyim?” O da “evet” deyince, birbirimize bakmaya başladık. Allâh Rasûlu Sallallahu Aleyhi Ve Sellem de şöyle buyurdu: “Gerçekten ihtiyar nefsine sahiptir”

5- Kan tahlili ve gıdalanma kasdı (serum gibi) olmaksızın iğne vurulabileceği.

6- Hacamat:

Hacamat önceden orucu bozanlar cümlesindendi, sonra hükmü kaldırıldı. Nebî Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’den oruçlu olduğu halde hacamat yaptırdığı sabit olmuştur. İbn Abbâs (radiyallahu anh) şöyle der: (Nebî Sallallahu Aleyhi Ve Sellem oruçlu olduğu halde hacamat yaptırmıştır )

7- Yemeğin tadına bakmak:

İbn Abbâs (radiyallahu anh) şöyle demiştir: (Oruçlu olduğu halde sirkenin, veya boğazına girmemesi şartıyla başka bir şeyin tadına bakılmasında bir beis yoktur )

8- Göze giren sürme ve damla gibi benzeri şeyler:

Aişe (radiyallahu anha)’den; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem oruçlu iken sürme kullanırdı.” Enes (radiyallahu anh) oruçlu iken sürme çekerdi.”

9- Soğuk suyun başa dökülmesi ve yıkanmak:

Peygamber Sallallahu Aleyhi Ve Sellem oruçlu olduğu halde sıcaktan ve susuzluktan dolayı başına su serperdi.

10- Bir şey koklamak:

Ata (rahmetullahi aleyh)’dan; “Bir şey koklamak orucu bozmaz.”

ORUCU BOZAN ŞEYLER

1- Kasden (bilerek) yeme ve içme.

Unutana, hata ile veya zorla orucunu açana bir şey gerekmez, hadiste: “Allâh, ümmetimi hata, unutma ve zorlandıkları şeyde sorumlu kılmayacaktır”

Hata ile yemek yiyen oruçlunun, Allâh’ın onu doyurduğunu bilmesi gerekir. Hadiste: “Unutarak yer ve içerse, orucunu tamamlasın, gerçekten onu Allâh yedirip içirmiştir.”

2- Cima yapma.

3- Kasden (bilerek) kusma :

Allâh Rasûlu Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurur: “Kime kusma galebe çalarsa, üzerine kazâ gerekmez. Kim de isteyerek kusarsa, kazâ etsin.”

4- Aybaşı ve nifas (lohusalık) kanı :

Kadın, gündüzün herhangi bir vaktinde ister evvelinde isterse sonunda olsun, aybaşı veya nifas kanını gördüğünde orucu bozulmuştur. Kazâ eder (kan gördüğü günler kadar ramazan sonrası tutar) eğer kanı görmesine rağmen oruç tutarsa bu farz olan orucun yerini doldurmaz.

Allâh Rasûlu Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurur: “Kadın, aybaşı kanı gördüğünde namaz kılmaz oruç tutmaz değil mi?” dediğinde, kadınlar da: “Evet” dediler. Allâh Rasûlü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem: “İşte bu da kadının dininin eksikliğindendir” buyurur.)

5- Besleyici iğne (serum) :

Beslenme kasdıyla besleyici bazı maddelerin hastaların midelerine ulaştırılmasıdır. Bu ise, oruçlunun orucunu bozar. Çünkü mideye ulaştırmadır. Mideye değil de, kana ulaşan iğne ise, yine de orucu bozar. Çünkü bu yeme ve içmenin yerine geçer. Aynı şekilde böbrek hastalığına yakalanan hastaların (tedavi esnasındaki) aldıkları ilâç orucu bozar.

6- Meninin inzâli:

Bu öperek, oynaşarak veya istimnâ (masturbasyon) yoluyla olsun fark etmez. Çünkü bu tür şeyler kudsi hadiste de geldiği gibi oruç tutanın kaçınması ile emrolunduğu şehevî arzulardır: (Benim için yiyeceğini içeceğini ve şehvetini bırakır) [Buhârî ve Müslim]

Şeyhu’l-İslâm Hakikat’us-Siyâm(s.23) adlı kitabında şöyle der: «Her kim istimnâ yapar ve inzâl olursa orucu bozulmuştur.»

ALLÂH SİZİN İÇİN KOLAYLIK İSTER ZORLUK İSTEMEZ

Yolculukta olan:

Yolculukta olanın oruç tutması konusunda serbest olduğuna dâir hadisler gelmiştir. Sakın unutma ki bu rahmet, Allâh’ın Kitâbında zikredilmiştir.

Allâh Teâla şöyle buyurur: (Kim hasta veya yolcu olursa, (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kazâ etsin. Allâh sizin için kolaylık ister, zorluk istemez.) Bakara : [185]

Hamza b. Amr el-Eslemî (radiyallahu anh) Allâh Rasûlü Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’e sorar: “Yolculuk esnasında tutacak mıyım?” – Kendisi çok oruç tutardı – Bunun üzerine Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle der: “İster oruç tut, ister orucunu boz.”

Bazı insanlar bu asırda yoculuk esnasında oruç bozmanın câiz olmadığını zannına kapılıp Allâh’ın bu ruhsatını alanları ayıplamakta, veya ulaşım araçlarındaki kolaylık sebebiyle oruç tutmanın daha evlâ olduğu yanılgısına kapılmaktadırlar. Böylelerinin dikkatlerini Allâh’ın şu âyetlerine çevirelim: (Rabbin unutkan değildir) [Meryem : 64) (Allâh bilir siz bilmezsiniz) [Bakara : 232]

2- Çok yaşlı erkek ve kadın:

İbn Abbâs (radiyallahu anh) şu âyeti okur: “Oruç tutmaya güç yetiremeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir “ ve şöyle der: “Bu oruca güç yetiremeyen ihtiyar adamdır. Her gün için yarım sâğ (yaklaşık bir buçuk kilo gram) buğday ile bir fakiri doyurur.”

Buna iyileşme ümidi olmayan hasta da dâhildir, meselâ kanser gibi. Böyle bir kişinin oruç tutması farz değildir. Her gün için bir fakiri doyurması gerekir.

Hâmile ve emziren kadın:

Allâh Rasûlu Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurur: “Allâh -Tebâreke ve Teâla- yolcudan namazın yarısını, hâmile ve emziren kadından da orucu kaldırmıştır.“

Hâmile ve emziren kadın oruç tuttuğunda kendi veya çocuğu hakkında endişe ederse orucunu bozar ve bozduğu her güne karşılık bir fakiri doyurur.

İbn Umer (radiyallahu anh) bebeği hakkında korkan kadından sorulur. O da; “Orucunu bozar ve her gün için bir fakir doyurur...“ der.

“Sizden ramazan ayını idrâk edenler onda oruç tutsun.” âyetinin tefsiri hakkında İbn Abbâs şöyle der: “Hâmile ve emziren kadın korkar ise, oruçlarını bozar ve her gün için bir fakir doyururlar.”

Başka bir rivayette İbn Umer (radiyallahu anh) şöyle der: “Hâmile ve emziren kadın iftar eder, kazâ etmez.”

ORUCUN KAZASI

İbn Abbâs (radiyallahu anh) şöyle buyurur: Nebî Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’e bir adam gelerek: “Ey Allâh’ın Rasûlu! annem, üzerinde bir ayın orucu varken öldü, dolayısıyla onun yerine kazâ edebilir miyim?” diye sorar. Allâh Rasûlü Sallallahu Aleyhi ve Sellem de cevâben: “Evet, çünkü Allâh’ın borcu yerine getirilmeye daha lâyıktır “ der.

Hayırlı amellerde acele etmeye delâlet eden delillerin geneline dâhil olduğundan, kazâ etmede acele etmek, geciktirmekten daha evlâdır. Allâh Teâla şöyle buyurur (Rabbinizin bağışına koşun ) [Âl-i İmrân : 133].

“İşte onlar, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar.” [Mu’minûn :61].

Nafile oruç bozulursa kaza gerekmez. Ebu Said(radiyallahu anh) hadisinde; “Dilersen onun yerine bir gün oruç tut, dilersen tutma” buyurulmuştur.

Ramazan ayında mazeret sebebiyle tutulamayan oruç kaza edilirken, bu oruç özürsüz olarak bozulursa ne gerekir? bu konuda şu hadis cevap olacaktır; Ümmü Hani radiyallahu anha’dan; “Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir şey içti ve artanını bana verdi. Ben; “Ey Allah’ın Rasûlü! Ben oruçluyum. Ama senin artığını da geri çevirmek istemiyorum” dedim. Buyurdu ki; “Eğer Ramazan’dan kaza ediyorsan bunun yerine daha sonra bir gün oruç tutarsın. Ama nafile oruç tutuyorsan ister bunun yerine oruç tut, istersen tutma.”

Tenbîh : Kazâ orucunu ardı ardına tutmak gerekli değildir. [Kişi ölür de kılmadığı namazları varsa, ne velisi ne de başkasının bunu kazâ edemeyeceğine dâir ilim ehlinin icmâ-ı vardır. Aynı şekilde her kim oruç tutamaz ise, hiç kimse yaşadığı esnada onun yerine oruç tutmaz. Bilâkis her gün için bir fakir doyurur.

Ama kim de üzerinde adak orucu olduğu halde ölür ise, yukarıdaki hadise göre velisi yerine tutar. Çünkü Sahabe bunu böyle anlamıştır: (Bir kadının annesi üzerinde ramazan orucu olduğu halde ölmüştür. Aişe (radiyallahu anha)’ye gelip «onun yerine kazâ edebilir miyim der?» O da: «Hayır kazâ etme bilâkis onun yerine her gün için bir fakire yarım sa’ sadaka ver», der.)

Başka bir eserde İbn Abbâs (radiyallahu anh) şöyle der: (Kişi ramazanda hasta olur da oruç tutmadan ölürse, onun yerine (fakir) doyurulur, üzerine kazâ gerekmez. Eğer üzerinde adak orucu varsa, velisi onun yerine kazâ eder.)

Ramazanda bilerek (özürsüz) orucunu bozan kimse hakkında, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem den kazâ edeceğine veya keffâret ödeyeceğine dâir hiç bir delil sabit değildir. Çünkü bunun günâhı çok büyük olduğundan kazâ veya keffâret ile telâfi edilecek gibi değildir. Bilâkis Allâh’a tevbe etmesi ve tevbesinde sadık olması, sâlih amelleri ve taatleri çoğaltması gerekir. Umulur ki Allâh, orucunu kasden bozarak işlediği bu günahını siler.

Oruç, amelî olduğu kadar vakti olan bir ibâdettir. Malûmdur ki, kişi ramazan orucunu bir başka ayda tutsa bu ondan kabul edilmediği gibi, kazâ da aynı şekilde kabul edilmez. Eğer bu kapı açılır da insanlara ramazanda bilerek oruç bozana bir gün kaza gerekir denilirse, nasıl olsa kazâ edeceğiz diye farz olan ramazan orucunda tembellik ederek bunun günahını önemsemezler.

Peki Ramazanda özürsüz olarak orucunu bozanın cezası nedir ?:

Ebû Umâme el-Bâhilî (radiyallahu anh) Rasûlullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’ın şöyle buyurduğunu işittim der: “Ben uyuyorken, iki adam gelip iki koltuğumdan tutarak çıkması zor bir dağa götürdüler” ve : “Buraya çık” dediler. Bunun üzerine dağa çıkmaya başladım. Ortasına gelince şiddetli sesler duyuldu. Ben : “Bu sesler nedir ?” deyince :

“Cehennem halkının feryadı dediler. Tekrar gitmeye başladık. Bir de gördük ki, avurtları yarılmış, bu yarıklardan kanlar akan, ayakları bağlanmış bir topluluk var !” Ben:

“Bunlar kim?” dedim. “Oruçlarını vaktinden önce yiyenler” dediler.)

İbn Abbâs (radiyallahu anh)’dan rivayet olunduğuna göre; Bir adam gelerek:(“Ben ramazandan bir gün oruç yedim, bunun için bana bir çare bulur musun?” diye sorar, İbn Abbâs: “Ramazandan boş bir gün bulmaya güç yetirirsen onun yerine tut der.” Adam da: “Ramazandan boş bir gün bulabilecek miyim?” Deyince, İbn Abbâs ta: “Ben de bundan başka sana hangi fetvâyı bulayım der.”)

ORUÇLUNUN CİMÂ'ININ KEFFARETİ

Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’dan şöyle der: (Bir adam Allâh Rasûlu Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e gelerek, «Helâk oldum ya Rasulallâh !» dedi. Rasulallâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) «Seni helak eden nedir?» Diye sorunca, adam; «Ramazan da aileme yanaştım», diye cevap verdi. Bunun üzerine Nebî Sallallahu Aleyhi ve Sellem «Azad edilecek kölen var mı ?» diye sordu. Adam «hayır» dedi. «Aralıksız iki ay oruç tutabilir misin?” diye sordu. Adam «hayır» dedi. «Altmış tane fakiri doyurabilir misin ?» diye sordu. Adam «hayır» dedi. Bunun üzerine adama «otur» dedi. O da oturdu. Bu arada Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e bir kök hurma getirirler. Adama, «şunları sadaka ver» buyurur. Adam, «şu iki siyah taşlık arasında bizden daha fazla fakir olan kimse yoktur», deyince, Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ön dişleri görünecek derecede güldü. Sonra «şunu alıp, çoluk çocuğunu doyur», buyurdular.)

Diğer bir rivayetin sonunda şu fazlalık vardır: (Sen ve çoluk çocuğun ye, bir gün tut ve Allah’tan af dile.)

Bu hüküm kadını da içine alır. Çünkü kadının da cimâ ile bozduğu bir günün yerine kazâ edip Allâh’a tevbe etmesi gerekir.

Tenbih: Kadına keffâret gerekmez. Çünkü Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ancak bir keffâreti gerekli kılmıştır. Allâh en doğrusunu bilir.

TERÂVİH NAMAZI

Allâh Rasûlu (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur: (Her kim ramazanı, iman ederek ve sevâbını Allâh’tan bekleyerek ibâdetle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır.)

Terâvih namazını cemaatle kılmak meşrûdur. On bir rek’âttır. Â’işe (radiyallahu anha) şöyle buyurur: (Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ne ramazanda ve ne de ramazan dışında on bir rek’âtı aşmazdı.)

KADİR GECESİ

Allâh Teâla şöyle buyurur: (Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur. Tâ fecrin doğuşuna kadar. ) [el- Kadr Sûresi]

Allâh Rasûlu (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de şöyle buyurur: (Kadir gecesini ramazanın son on gününde arayın)

Diğer bir hadiste: (Kadir gecesini ramazanın tekli olan son on gününde arayın.)

Müslüman kişi Kadir gecesini nasıl arar:

Â’işe (radiyallahu anha) şöyle buyurur: (Nebî(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (ramazan’ın son) on gününe girdiğinde izârını salamca bağlar (kendini ibâdete vermek için hanımlarından uzaklaşır), geceyi ibâdetle geçirir ve âilesini kaldırırdı. )

Yine şöyle buyurur: (Allâh Rasûlü Sallallahu Aleyhi ve Sellem (ramazan’ın) son on gününde gayret ettiği kadar diğerlerinde bu kadar gayretli olmazdı.)

Bu gecenin alâmetleri:

Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur: (Kadir gecesi, bağışlama ve azad gecesidir. Ne soğuk ne de sıcaktır. Güneş o gecenin sabahında kırmızılığı zayıf olarak doğar.)

[Ayrıca bu gece, deniz sularının tatlı olacağı, köpeklerin havlamayacağı, meleklerin inip insanlara selâm vereceği gibi bazı alâmetler zikredilmiştir, ancak bunların hiç birinin sağlam bir dayanağı yoktur.]

İTİKÂF

İtikâf, ramazan ve ramazan dışındaki senenin diğer günlerinde müstehabtır. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şevvâl ayının son on gününde itikâfa girdiği sabittir. Umer (radiyallahu anh) Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e şöyle demiştir: (Yâ Rasulallâh ! Ben cahiliyye’de Mescid’ul-Harem’de bir gece itikâfa girmeyi adadım deyince, Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) « adağını yerine getir » der. O da bir gece itikâfa girer.)

İtikâfın en faziletlisi ramazanda olanıdır. Çünkü Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allâh Azze ve Celle tarafından vefât ettirilene kadar ramazanın son on günü itikâfa girerdi.

İtikâfın şartları:

Allâh Teâla şöyle buyurur: (Mescidlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin.) [Bakara: 187]

Ancak mescidlerden murâd olunan bütün mescidler değildir. Çünkü bunun tayini sünnette gelmiştir. Rasûl (s.a.s.) şöyle buyurur: (İtikâfa ancak üç mescitte girilir )

Â’işe (radiyallahu anha) şöyle der: (Sünnet olan, itikâfa girenin oruç tutmasıdır.)

İtikâfa girenin yapması câiz olan şeyler:

İtikâfa girenin ihtiyaca binâen çıkması câizdir.

Başını mescidden çıkarabilir. Â’işe (radiyallahu anha) şöyle der: ( Rasûlullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mescidde itikâfa girdiği halde ben odamda iken başını sokar ben de (saçlarını) tarardım. Ben hayızlı olurum, benimle onun arasında kapının eşiği olurdu. İtikâfta olduğunda ancak insâni ihtiyaçtan dolayı eve girerdi.)

Kadının kocasıyla veya tek başına itikâfa girmesi câizdir. Â’işe (radiyallahu anh) şöyle buyurur: “ Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allâh onu vefât ettirene kadar ramazanın son ongünü itikâfa girerdi. Sonra da ardından hanımları itikâfa girdiler.”

Şeyh el-Albânî şöyle der: «Bu hadiste kadınların itikâfa girmelerinin cevâzı vardır. Hiç şüphesiz ki, konuyla ilgili bir çok delilden dolayı bu (hüküm), kadınların velilerinin iznine, fitneden ve erkeklerle karışmalarından emin olmaya bağlıdır. Fıkhî kâide şöyle der: “Kötülüğün def edilmesi maslahatın celb edilmesinden önce gelir”.»

FITIR ZEKÂTI

Fıtır zekâtının hükmü, cinsi ve kimin üzerine farz olduğu:

Abdullâh b. Umer (radiyallahu anh) şöyle der: (Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) fıtır zekâtını bir sağ hurma veya bir sağ arpa olmak üzere müslümanlardan köle ve hür kişiye, erkeğe ve kadına, küçüğe ve büyüğe farz kılmıştır.)

Ebu Saîd el-Hudrî (radiyallahu anh) şöyle der: ( Bizler Allâh Rasûlu (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında bayram günü bir sağ yiyecek verirdik. Bizlerin yiyeceği : arpa, üzüm, süzme peynir ve hurma idi.)

Bu hadis onların, depolandırılması elverişli olan yiyeceklerden fıtır zekâtını verdiklerini beyan etmektedir. Hal böyle ise, insanlar arasında yaygın olan yiyecekte iddihâr (depolandırma) için uygun olacaktır. Böylesi azık olduğundan fıtır zekâtı için yeterlidir.

Tenbîh : Fıtır zekâtının değer olarak para ile çıkartılması meşrû değildir. Çünkü Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yiyecek olarak verilmesini emretmiştir. Sahabe de (radiyallahu anhum) Allâh’ın ve O’nun Rasûlü’nun (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) emirlerine ittibâ gereğince ancak yiyecek olarak vermişlerdir. Dolayısıyla bu büyük hükme muhâlif davranmamamız gerekmektedir. Sevgili kardeşim, Allâh’ın emrine uy ve O’nun şiarlarını işlenmez hâle getirme.

Muhammed İbrâhim Şakra şöyle der: «Çok tuhaf karşıladığım bir şey de; fıtır zekâtının değer olarak para ile çıkartılmasına cevâz verenlerdir. Derler ki : “Para fakire fâide getirir, belki kendi ve çocukları için giyeceğe veya belki de istediği başka bir yiyeceği satın alma ihtiyacında olabilir...” Ancak bu bahâne geçerli değildir, çünkü bügün de olduğu gibi geçmişte de insanların paraya ihtiyaçları vardı. Sahabe arasında birçok altın ve gümüşe sahib olan zenginler vardı. Sana göre Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) acaba neden altın ve gümüşten söz etmedi. Fıtır zekâtına yetecek kadarını niçin belirtmedi dersin?! Müslümanlar arasında fakir olanları vardı, belki de paraya olan ihtiyaçları buğday, hurma, veya arpadan daha fazlaydı?! Eğer Allâh Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu unuttu ise Allah unutmaz. (Rabbin unutkan değildir) [Meryem: 64].

Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e fıtır zekâtının cinsinin yiyecek olarak tayini konusunda inen, Allâh’ın ona vahyettiğinden farklı mıdır?! İnsan, onun vahiy olduğundan şüpheye düşmez. Dolayısıyla aklın rey’i ile, şeriatın vahyi reddedilmez.»

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Dünya ve Kubbesi

Dünya ve Kubbesi
Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî


 

5 Ağustos 2010 Perşembe

Fıtır Sadakası

Fıtır Sadakası hakkında bilinmesi gerekenler:
http://www.tevhidvesunnet.com/fitirsadakasi.pdf

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyk" (İbn Bişrân Emâlî, 291, Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)
pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash" name="obj1" width="468" height="60" /> Cevâmiu'l-Kelim Programı Ücretsiz