Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Sosyal Medyada “Ebu Muaz” Künyesini Kullananlar Hakkında Uyarı

Facebook, İnstagram, Twitter gibi sosyal medya programlarında “Ebu Muaz” künyesini kullanan veya “Darussunne” adıyla Facebook yayını yapa...

4 Ocak 2012 Çarşamba

İhmal Edilen İttiba Tevhidi!


Eskiden Tevhidi öğrenirken Rububiyet tevhidi, uluhiyet tevhidi, isim ve sıfatlar tevhidi şeklinde taksim ediyorlardı. Bu La ilahe illallah şehadetinin gereğidir. Maalesef Muhammedun rasulullah şehadetinin gereği olan ittiba tevhidine önem vermiyorduk.

İbn Hazm rahimehullah el-İhkam’da (1/89) diyor ki: “Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Hakkında ihtlaf ettiğiniz şeyin hükmü Allah’a aittir. İşte benim rabbim Allah budur, O’na tevekkül ettim ve dönüşüm de O’nadır.” (Şura 10) Allah Teâlâ’nın bizi Nebisi sallallahu aleyhi ve sellem’in sözüne döndürdüğünü görüyoruz. Nitekim az önce de geçmişti. Tevhidi ikrar etmiş bir müslümanın çekişme anında Kur’an ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den gelen bir haberden başka bir şeye müracaat edeceği ve bu ikisinde bulunmayan bir şey getireceği işitilmemiştir. Eğer hüccet ikamesinden sonra bunu yaparsa o fasıktır. Fakat kitap ve sünnetin emirlerinin dışına çıkıp bu ikisinden başkasına itaat edilebileceğini helal sayarsa o bir kafirdir. Bize göre bunda hiçbir şüphe yoktur.



Nitekim Muhammed b. Nasr el-Mervezi’den şöyle dediğini zikretmiştik: İshak b. Rahuye şöyle derdi: “Kendisine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den bir haber ulaşıp da onun sahih olduğunu kabul eden, sonra takiyye yapmadan onu reddeden kimse bir kafirdir.” Bu konuda İshak’ın sözüyle hüccet getirmedik. Ancak bunu cahilin bizleri bu görüşte tek kalan kimseler olarak zannetmemesi için zikrettik. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sahih olarak geldiğini kabul ettiği bir rivayetin aksine göre hareketi helal sayanı tekfir etmemizde hüccet getirdiğimiz delil, Allah Teâlâ’nın Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şu ayetidir: Fakat hayır; Rabbine yeminler olsun ki onlar, aralarında çekiştikleri şeyler hakkında seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükümden dolayı içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyet göstermedikçe îman etmiş olmazlar” (Nisa 65)

Ebu Muhammed b. Hazm der ki: aklı olana, sakınana, Allah’a ve ahiret gününe iman edene; bu ahdin Rabbi Teâlâ tarafından kendisinden alınmış bir ahit olduğuna ve Allah Azze ve Celle’nin kendisine tavsiyesi olduğuna kesin olarak inanması için yeterlidir. İnsan nefsini kontrol etsin, eğer nefsinde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den kendisine sahih olarak ulaşan, O’nun hüküm verdiği her habere karşı sıkıntı duyuyorsa ya da Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den gelenlere karşı nefsi teslim olmamışsa, nefsi falan ve filanın sözüne veya kıyasına ya da istihsanına meylediyorsa veya çekiştiği konularda Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den başka birine muhakeme oluyorsa bilsin ki Allah Teâlâ yemin ederek söylemiştir - ki O’nun sözü haktır – o mü’min değildir. Allah Teâlâ doğruyu söyleyendir. Bu kimse mü’min olmadığına göre, o bir kafirdir. Üçüncü bir kısma yol yoktur.  

Taklid eden veya Malik’e, Ebu Hanife’ye, Şafii’ye, Sufyan’a, el-Evzai’ye, Ahmed (b. Hanbel)’e, Davud (ez-Zahiri)ye – Allah onlardan razı olsun – tabi olan herkes bilsin ki, bu imamlar dünyada, ahirette ve şahitliklerin yapılacağı günde kendisinden berîdirler.

Allah’ım! Sen biliyorsun ki, aramızda geçen hiçbir şeyde, çekiştiğimiz hiçbir konuda, hükmünde ihtilaf ettiğimiz hiçbir hususta Senin kelamın ve peygamberinin – aleyhi's-salatu ves-selâm - kelamından başkasına muhakeme olmayız. Yeryüzündeki herkes bize öfkelense de, bize muhalefet etseler, gruplaşarak harb etseler de Peygamberinin hükmettiği hiçbir şeyde nefsilerimizde sıkıntı duymayız. Bizler buna gönülden teslim olanlarız. Tereddüt etmeden o hükme koşarız. Buna muhalefet eden herkes isyankarlardır. Bunun senin katında hata olduğuna kesinlikle iman ederiz. Ben senin katındaki doğruya isabet edenim. Allah’ım! Bizi bunda sabit kıl, buna muhalif kılma! Allah’ım! Senden çocuklarımızla beraber bizi ve müslüman kardeşlerimizi de karşılık yurduna ulaşmamıza kadar bu yola sıkı sarılanlardan kılmanı dilerim. Amin ey merhametlilerin en merhametlisi!”

Buna göre bizim Allah’tan başkasına ibadet etmemiz caiz olmadığı gibi Allah’a Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinden başkasıyla ibadet etmemiz de caiz değildir. Allah’ı ibadette birlediğimiz gibi aynı şekilde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i de tabi olmada birlememiz gerekir. Zira teşri’de O’ndan başkasına tabi olunamaz. Ne bir imama, ne bir mezhebe, ne bir görüşe ya da kıyasa veya bunun benzerlerine tabi olup da Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in sözünü terk edemeyiz. Ancak Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in namaz kıldığı gibi namaz kılar, orucumuzu O’nun tuttuğu gibi tutar, zekatımızı O’nun verdiği gibi verir, haccımızı O’nun yaptığı gibi yaparız. Dini akıllardan, görüşlerden ve fikirlerden almayız. İbadette Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnet kılmadığı hiçbir şeyi istihsanda bulunmayız (güzel görmeyiz) Şafii şöyle der: “Kim istihsanda bulunursa din koymuş olur”

İttibada Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetin tek kabul edilmesi ve onun dışındaki sözlerin, görüşlerin terk edilmesi tevhidin türlerinden bir türdür.

Maalesef – İbn Hazm’ı ve akidesini eleştiren – bazı kimseler tevhid akidesinin yarısını teşkil eden bu esastan gafil kalıyor ve müslümanları isim ve sıfat meselelerine vb. dalmakla meşgul ediyorlar… İttiba tevhidini ise ihmal ediyorlar!

Allah’tan hidayet dileriz.

Ebu Muhammed el-Mısrî

Tercüme: Ebu Muaz

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)