Kelamcıların
yorumlarının etkisi sebebiyle bu akide esasının açıklamasını günümüzdeki akide
kitaplarında neredeyse göremezsiniz. Çünkü Kur’ân ve sünnette mazi sigasıyla
cennette veya cehennemde olduğu bildirilen kimselere dair nasları büyük
çoğunluk akılları ve re’yleriyle te’vil ederek bu üslubun pekiştirmek için mazi
kalıpta kullanıldığını iddia etmektedirler.
Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’in miracda cennetlikleri ve cehennemlikleri
görmesini de çeşitli şekillerde sağa sola sündürmeye çalışmaktadırlar.
Hâlbuki zaman
kavramı dünya hayatını yaşamakta olan bizler için geçerlidir. Dünyada da zaman gece
ve gündüzün birbirini takip etmesiyle tespit edilmektedir. Allah katında ve
cennet ile cehennem hakkında ise bu durum söz konusu değildir. Zaman döngüsü içinde
yaşayan insan aklının zamansız bir mekânı kavraması beklenemez.
Lakin nedense kelamcılar
ve onların etkisinde kalan pekçok kimse cennet ve cehennem hakkındaki nasları
dünyevi zaman döngüsüyle endeksleyerek düşünmeye çalıştıkları için söz konusu
te’villere kendilerini zorluyorlar!
Şimdi bahsettiğim söz
konusu yorumların geçersizliğini açıkça ortaya koyan Yasin Suresi 20-27. Ayetlerini
okuyalım ve düşünelim:
وَجَاءَ مِنْ أَقْصَى الْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَى قَالَ يَاقَوْمِ
اتَّبِعُوا الْمُرْسَلِينَ اتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْأَلُكُمْ أَجْرًا وَهُمْ
مُهْتَدُونَ وَمَا لِيَ لَا أَعْبُدُ الَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ أَأَتَّخِذُ
مِنْ دُونِهِ آلِهَةً إِنْ يُرِدْنِ الرَّحْمَنُ بِضُرٍّ لَا تُغْنِ عَنِّي
شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا وَلَا يُنْقِذُونِ إِنِّي إِذًا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ إِنِّي
آمَنْتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ قِيلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَ قَالَ يَالَيْتَ
قَوْمِي يَعْلَمُونَ بِمَا غَفَرَ لِي رَبِّي وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُكْرَمِينَ
20) Derken şehrin öbür
ucundan bir adam koşarak geldi. “Ey kavmim! Bu elçilere uyunuz!” dedi.
21) “Sizden herhangi
bir ücret istemeyen bu kimselere tâbi olun, çünkü onlar hidayete ermiş
kimselerdir.”
22) “Bana ne olmuş ki,
beni yaratana ibadet etmeyecekmişim! Halbuki hepiniz O'na döndürüleceksiniz.”
23) “O'nun dışında
ilahlar mı edineyim? O Rahmân, eğer bana bir zarar dilerse onların şefâati bana
hiçbir fayda vermez ve beni kurtaramazlar.”
24) “İşte o zaman ben
apaçık bir sapıklığın içine gömülmüş olurum.”
25) “Şüphesiz ben,
rabbinize iman ettim, beni dinleyin.”
26) Ona: “Cennete gir”
denilince: “Keşke kavmim bilseydi!” dedi.
27) “Rabbimin beni
bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını.”
Evet bu ayetlerde
anlatılan kişiye – ki o Habib en-Neccar’dır – kendisine: “Cennete gir” denildiği
ve onun da: “Keşke kavmim bilseydi” dediği anlatılmaktadır. Yani Habib
en-Neccar şu an cennettedir.
Mucahid b. Cebr rahimehullah ayet hakkında dedi
ki: “Cennet kendisine vacip olunca ve kendisine verilen karşılığı görünce:
“Keşke kavmim bilse idi” dedi.” Taberî Tefsiri (19/425, 426)
Katade rahimehullah dedi ki: “Bize anlatıldığına
göre bu zatın ismi Habib idi. O bir mağarada rabbine ibadet ediyordu. O
elçileri işittiği zaman onlara doğru yönelip geldi. Onlara:
“Bu davetinize karşılık ücret istiyor musunuz?”
diye sordu. Onlar da: “Hayır” dediler. O zaman dedi ki:
“Ey kavmim! Sizden ücret istemeyen bu
elçilere uyunuz…” Bunun üzerine kavmi kendisini taşlayınca: “Ey rabbim!
Kavmime hidayet ver! Onlar bilmiyorlar” dedi. Kavmi, Habib’i öldürünceye kadar
taşladı. Cennete girdiği zaman ise:
“Keşke kavmim bilseydi…” dedi. Allah’tan
kavmine kendisinin gördüğü ikramı ve onların üzerinde bulundukları durumu
bildirmesini istedi.” Abdurrazzak Tefsir (3/141) Taberî Tefsiri (19/421,
423, 425, 427)
Selefin tefsirde imamlarından olan bu iki âlim
tabiî de Habib en-Neccar’ın Cennet’e girdirilmiş olduğunu açıkça ifade
etmişlerdir.
Kıyamet günü kabirlerden kalkışın, ruhların
cesetlerine girmesinin, sonra hesap, mizan, sırat gibi berzah hallerinin bize
göre gelecek zamanda gerçekleşecek olması ise dünya hayatını yaşayan bizler
için gelecek zamandır. Allah katında, cennet ve cehennemde ise geçmiş zaman,
gelecek zaman kavramları söz konusu değildir. Dolayısıyla bu konuda gelen Kur’an
ve sünnet naslarına geldiği gibi iman etmemiz, dünyevi kayıtlar altında olan
beşeri akıllarda bu hadiseleri te’vil etmekten kaçınmamız gerekir.
Bu açıklamalardan sonra şu gibi hadislere te’vil
etmeden iman etmek gerekir:
Abdurrahman b. Avf radiyallahu anh dedi ki: “Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
عَشْرَةٌ فِي الْجَنَّةِ: أبُو بَكْر فِي
الْجَنَّةِ، وَعُمَرُ فِي الْجَنَّةِ، وَعُثْمَانُ فِي الْجَنَّةِ، وَعَلِيٌّ فِي
الْجَنَّةِ، وَ الزُّبَيْرُ فِي الْجَنَّةِ، وَطَلْحَةُ فِي الْجَنَّةِ، وَابْنُ
عَوْف فِي الْجَنَّةِ،وَسَعْدٌ فِي الْجَنَّة وَسَعِيدٌ فِي الْجَنَّةِ وَأبُو
عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ فِي الْجَنَّةِ
“On kişi cennettedir. Ebu Bekr cennettedir. Ömer
(b. elHattab) cennettedir. Osman (b. Affan) cennettedir. Ali (b. Ebi Talib)
cennettedir. Ez-Zubeyr (b. el-Avvam) cennettedir. Talha (b. Ubeydillah)
cenettedir. (Abdurrahman) İbn Avf cennettedir. Sa’d (b. Malik Ebi Vakkas)
cennettedir. Said (b. Zeyd b. Amr b. Nufeyl) cennettedir ve Ebu Ubeyde b.
el-Cerrah cennettedir.” Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih.
Rafii, et-Tedvin (2/380) İbn Hibbân (15/463) Hâkim (3/498) Ziyau’l-Makdisi
el-Muhtare (3/102) Ahmed (1/193) Tirmizî (3747) Nesâî Sunenu'l-Kubrâ (8194) Ebû
Ya'lâ (2/147) İbn Ebi Asım el-Ahad ve’l-Mesani (232) el-Esbehani
Siyeru’s-Selefi’s-Salihin (s.254) Dimyati Mu’cem (29) İbnu’l-Esir Usdu’l-Gabe
(937) Nesefi el-Kand Fi Ahbari Semerkand (221)
Enes b. Malik
radiyallahu anh’den: “Siyahî bir adam Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi
ve dedi ki:
“Ey Allah’ın rasulü!
Ben siyah, kötü kokulu, çirkin yüzlü bir kimseyim. Malım da yoktur. Eğer şu
kimselerle öldürülünceye kadar savaşırsam ben nerede olurum?” Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem:
«فِي الْجَنَّةِ» فَقَاتَلَ حَتَّى قُتِلَ، فَأَتَاهُ
النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: «قَدْ بَيَّضَ اللَّهُ وَجْهَكَ،
وَطَيَّبَ رِيحَكَ، وَأَكْثَرَ مَالَكَ» وَقَالَ لِهَذَا أَوْ لِغَيْرِهِ: «لَقَدْ
رَأَيْتُ زَوْجَتَهُ مِنَ الْحُورِ الْعِينِ، نَازَعَتْهُ جُبَّةً لَهُ مِنْ صُوفٍ،
تَدْخُلُ بَيْنَهُ وَبَيْنَ جُبَّتِهِ»
“Cennette olursun”
buyurdu. Bunun üzerine adam öldürülünceye kadar savaştı. Nebî sallallahu aleyhi
ve sellem onun yanına geldi ve buyurdu ki:
“Allah yüzünü
beyazlaştırdı, kokunu güzelleştirdi ve malını çoğalttı.” Bu kişi için veya
bir başkası için şöyle buyurdu:
“Onun
Huri’l-İyn’den olan eşini gördüm. Kendisinin yünden olan cübbesinden çekti ve
onunla cübbesinin arasına girdi.” Muslim'in
şartına göre sahih. Hâkim (2/103)
Bu hadis “Naslarda cennetlik veya cehennemlik olduğu
belirtilen kimseler için pekiştirme babından mazi kip kullanılmıştır”
şeklinde yorumlayan kelamcıları açıkça reddetmektedir.
Ebû Hureyre
radıyallahu anh’den: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
رَأَيْتُ
عَمْرَو بْنَ عَامِرٍ الْخُزَاعِيَّ يَجُرُّ قُصْبَهُ فِي النَّارِ، وَكَانَ
أَوَّلَ مَنْ سَيَّبَ السُّيُوبَ
“Amr b. Âmir b.
Luhay el-Huzâî’yi cehennemde bağırsaklarını sürüklerken gördüm. O ilk sâibe
yapan kimse idi.” Sahih.
Buhârî (3521) Muslim (2856)
Aişe radiyallahu anha’dan:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
لا تَسُبُّوا وَرَقَةَ، فَإِنِّي
رَأَيْتُ لَهُ جَنَّةً، أَوْ جَنَّتَيْنِ
“Varaka’ya sövmeyin.
Zira ben onun bir veya iki cenneti olduğunu gördüm.” Buhârî ve
Muslim'in şartlarına göre sahih. Ebu Said el-Eşecc, Cüz (120) Hâkim
(2/666) Bezzar (Keşfu’l-Estar 2750) Deylemi (7297) Darekutni el-İlel (3495)
Rafii et-Tedvin (3/198) İbn Asakir Tarih (63/24)
Enes b. Mâlik radıyallahu anh’den:
أَنَّ رَجُلًا
قَالَ: يَا رَسُولَ اللهِ، أَيْنَ أَبِي؟ قَالَ: «فِي النَّارِ»، فَلَمَّا قَفَّى
دَعَاهُ، فَقَالَ: «إِنَّ أَبِي وَأَبَاكَ فِي النَّارِ»
“Bir adam: “Ey Allah’ın rasulü! Babam
nerede?” dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Cehennemde” buyurdu. Adam arkasını
dönüp giderken onu çağırdı ve:
“Muhakkak ki benim babam da, senin baban
da ateştedir” buyurdu. Sahih.
Muslim (203)
Ömer b. el-Hattab radiyallahu anh’den:
لَمَّا كَانَ يَوْمُ خَيْبَرَ، أَقْبَلَ نَفَرٌ
مِنْ صَحَابَةِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالُوا: فُلَانٌ شَهِيدٌ،
فُلَانٌ شَهِيدٌ، حَتَّى مَرُّوا عَلَى رَجُلٍ، فَقَالُوا: فُلَانٌ شَهِيدٌ، فَقَالَ
رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «كَلَّا، إِنِّي رَأَيْتُهُ فِي النَّارِ
فِي بُرْدَةٍ غَلَّهَا أَوْ عَبَاءَةٍ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ: «يَا ابْنَ الْخَطَّابِ، اذْهَبْ فَنَادِ فِي النَّاسِ، أَنَّهُ لَا يَدْخُلُ
الْجَنَّةَ إِلَّا الْمُؤْمِنُونَ» قَالَ: فَخَرَجْتُ فَنَادَيْتُ: أَلَا إِنَّهُ لَا
يَدْخُلُ الْجَنَّةَ إِلَّا الْمُؤْمِنُونَ
“Hayber günü Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in sahabesinden bir topluluk
geldiler ve:
“Falan şehittir, filan şehittir” dediler. Ta ki bir adamı daha zikredip: “Falan
şehittir” dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
“Hayır! Ben onu ganimetten aşırdığı bir hırka ile cehennemde gördüm.”
Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Ey İbnu’l-Hattab! Git ve insanlar mü’minlerden başkasının cennete
giremeyeceğini seslen.” Bunun üzerine çıktım ve şöyle seslendim:
“Dikkat edin! Müminlerden başkası cennete giremeyecektir.” Sahih. Muslim (114)
İbn Abbas radıyallahu
anhuma’dan: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem İsra gecesinde Beytu’l-Makdis’e
götürüldü. Aynı gece geri döndü ve ashabına bu gidişini, bu gidişinin
alametlerini ve kervanlarını anlattı. Bazıları:
“Biz Muhammed (sallallahu aleyhi
ve sellem)’in dediklerine inanmıyoruz” dediler ve kâfir olarak mürted oldular.
Allah onların boyunlarını Ebu Cehil ile beraber vurdu. Ebu Cehl:
“Muhammed bizi zakkumla
korkutmaktadır. Hurma ve tereyağı getirin de zıkkımlanalım” dedi. Sonra
Deccal’i rüyada değil de, gerçek olarak gördü. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem
o gece İsa, Musa ve İbrahim aleyhimu's-selâm’ı gördü. Nebî sallallahu aleyhi ve
sellem’e Deccal sorulunca şöyle buyurdu:
رَأَيْتُهُ فَيْلَمَانِيًّا أَقْمَرَ هِجَانًا إِحْدَى
عَيْنَيْهِ قَائِمَةٌ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ كَأَنَّ شَعْرَهُ أَغْصَانُ
شَجَرَةٍ وَرَأَيْتُ عِيسَى شَابًّا أَبْيَضَ جَعْدَ الرَّأْسِ حَدِيدَ الْبَصَرِ
مُبَطَّنَ الْخَلْقِ وَرَأَيْتُ مُوسَى أَسْحَمَ آدَمَ كَثِيرَ الشَّعْرِ شَدِيدَ
الْخَلْقِ وَرَأَيْتُ إِبْرَاهِيمَ فَلَا أَنْظُرُ إِلَى إِرْبٍ مِنْ آرَابِهِ
إِلَّا نَظَرْتُ إِلَيْهِ كَأَنَّهُ صَاحِبُكُمْ قَالَ وَقَالَ لِي جِبْرِيلُ
سَلِّمْ عَلَى أَبِيكَ فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ
“Ben onu çok büyük ve beyaz biri olarak gördüm. Onun iki gözünden biri
yoktu. O (tek gözü) inciden bir yıldız gibiydi. Saçları ise ağaç dalları
gibiydi. Orada İsa aleyhi's-selâm’ı gördüm. O beyaz tenli, kıvırcık saçlı,
keskin bakışlı, yaratılıştan göbeksiz, genç biriydi. Musa aleyhi's-selâm’ı da
esmer ve siyah tenli biri olarak gördüm. O saçları gür ve yaratılışı çetindi.
Sonra İbrahim aleyhi's-selâm’a baktım. Onun neresine baktımsa sanki kendime
bakmış gibiydim. Yani bu arkadaşınız gibiydi. Cibril:
“Babana selam ver” dedi, ben de ona selam verdim.” Sahih.
Ahmed (1/473) Ebû Ya'lâ (2720)
Burada zikrettiklerim dışında Mi’rac gecesi Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem’e gösterilen cennet ve cehennem halkına dair hadisler,
cesedinin yakılmasını vasiyet eden adamın kıssası gibi dünyevi zaman kayıtları
ile yorumlanmaması gereken birçok naslar vardır. Mesela cesedinin yakılmasını
vasiyet eden adam ile ilgili rivayet metinlerinden biri şu şekildedir:
Ebu Hureyre radıyallahu anh’den: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem
şöyle buyurdu:
قَالَ رَجُلٌ لَمْ
يَعْمَلْ حَسَنَةً قَطُّ، لِأَهْلِهِ: إِذَا مَاتَ فَحَرِّقُوهُ، ثُمَّ اذْرُوا نِصْفَهُ
فِي الْبَرِّ وَنِصْفَهُ فِي الْبَحْرِ، فَوَاللهِ لَئِنْ قَدَرَ اللهُ عَلَيْهِ لَيُعَذِّبَنَّهُ
عَذَابًا لَا يُعَذِّبُهُ أَحَدًا مِنَ الْعَالَمِينَ، فَلَمَّا مَاتَ الرَّجُلُ فَعَلُوا
مَا أَمَرَهُمْ، فَأَمَرَ اللهُ الْبَرَّ فَجَمَعَ مَا فِيهِ، وَأَمَرَ الْبَحْرَ فَجَمَعَ
مَا فِيهِ، ثُمَّ قَالَ: لِمَ فَعَلْتَ هَذَا؟ قَالَ: مِنْ خَشْيَتِكَ، يَا رَبِّ وَأَنْتَ
أَعْلَمُ، فَغَفَرَ اللهُ لَهُ
“Hayatında hiçbir iyilik
yapmamış olan adamın biri, ailesine kendisi öldükten sonra bedeninin yakılıp
küllerinin yarısını karaya, yarısını da denize savrulmasını vasiyet etti.
Allah'a yemin ederim ki, eğer onu ele geçirmeye kadir olursa, ona âlemlerden hiçbirine
etmediği bir şekilde azab edecektir. Adam ölünce ailesi vasiyetini tuttu. Bunun
üzerine Allah karalara emretti, adamın külleri derhal toplandı, aynı şekilde
denizlere de emretti, denizde bulunanlar da toplandı. Sonra da adama:
“Bunu niçin yaptın?” diye sordu.
Adam:
“Sen daha iyi bilirsin, ama senden
korkumdan yaptım!” diye cevap verince adamı affetti.” Sahih. Muslim (2756) Malik Muvatta (165/52)
Bazıları da bu tür nasları, mü’minlerin ruhlarının
cennette, kafirlerin ruhlarının cehennemde olup, kıyamet gününde bu ruhların
bedenlerine dönecek olması ile açıklarlar. Zira şu hadis
sabit olmuştur:
Ka’b b. Mâlik radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurdu:
إِنَّمَا نَسَمَةُ الْمُسْلِمِ طَيْرٌ
يَعْلُقُ بِشَجَرِ الْجَنَّةِ حَتَّى يُرْجِعَهُ اللهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى إِلَى
جَسَدِهِ يَوْمَ يَبْعَثُهُ
“Müslümanın ruhu, kıyamet gününde Allah Tebarek ve Teâlâ onu bedenine
döndürünceye kadar cennette bir ağaca asılı olan bir kuştur.” Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih.
Ahmed (3/455) İbn Hibbân (10/515) Nesâî (2073) Malik Muvatta (1/240) Taberânî
(19/64) Humeydi (873) Abd b. Humeyd (376) İbn Mâce (4271) Ebu Nuaym Marife
(5813)
Bu nassın mefhumu muhalefeti
delalet eder ki; kâfirlerin ruhları da cehennemdedir.
Şayet zikrettiğim naslar bu şekilde açıklanırsa, bu durumda Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in cennette ve cehennemde görmüş olduğu kimseler, oların ruhlarına ait bir tür misallerdir.
Fakat zikredilen bu hadis dünya hayatı bitmiş olan kimselerin ruhları hakındadır. Henüz ölmemiş kimseler hakkında değildir. Yukarıda zikrettiğim ayetler ve hadislerde geçenler ise henüz kıyamet, hesap, mizan gibi berzah ahvali vaki olmamışken meydana gelen akibetleri anlatmaktadır.
Her halukarda bu konudaki nasları
eksik beşeri akıllarla inkâr etmeksizin ve dünyevi zaman kavramına uydurmaya
çalışmaksızın vahye teslim olmamız gerekmektedir.
Zamanımızdaki bazı şeyhlerin “Şu
an cennette ve cehennemde hiçbir beşer yoktur” şeklindeki sözleri bize gayb
olan bir âlem hakkında ilimsizce konuşmaktır ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem’in cennet yahut cehennemde gördüğü kimselere dair hadisleri bâtıl
tevillerle reddetme manasını taşımaktadır!
Doğrusunu Allah bilir.