Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı

Pazartesi
Saat 20:00 Sahih Tefsir Şerhi (Youtube kanalından canlı yayınlanmaktadır)

Çarşamba
Saat 20:00 ez-Zeberced Şerhi (Youtube kanalından canlı yayınlanmaktadır)
Saat 21:30 Hadis Usulü 1. Seviye (Mustalah İlmi - Muderris: Ebu Leylâ)

Cumartesi
Saat: 19:00 Hadis Usulü 4. Seviye (İlmi Meseleleri Tahkikte Hadis Ehlinin Menheci)
Saat: 20:30 el-Albaniyyât Şerhi


5 Mayıs 2008 Pazartesi

İftira, Gıybet ve Haset

İftira’, birine asılsız yere bir suç yüklemek, olmayan bir şeyi olmuş gibi anlatmak, başkalarına kara çalmak demektir. Kur’an-ı Kerimde “ifk” kelimesi de aynı anlamda kullanılmıştır.
Gıybet, başkası hakkında ileri geri konuşmak, başkalarını memnun olmayacakları şekilde anmaktır. İftira, ise aslı esası olmayan kötü şeyleri başkaları hakkında uydurup söylemektir, hatta bunu yaymaktır.
İftira huyunun sebebi, insanlardaki yükselme ve daha fazla dünyalık toplama arzusu veya kıskançlıktır. Başkalarının sahip olduğu nimetlere ulaşamayanlar, o nimet sahiplerini iftira ile, bühtan ( yanlış hakkında yanlış değerlendirme) ile zayıflamaya ellerindekini almaya çalışırlar.
İftira, öteden beri sinsi düşmanların en keskin silahıdır. Allah’tan korkmayıp, kuldan utanmayanlar, başkalarını alt etmek, onları gözden düşürmek için iftira yoluna baş vururlar.
Kimileri ya kendi işledikleri ya da başkalarının işledikleri suçları, üçüncü bir kişiye iftira ederek, onun sırtına suç yükünü yüklemek isterler.
İftira, toplumun huzurunu bozan, kişiler arsındaki kin ve nefret duygularını artıran son derece çirkin bir davranıştır. İftira, hem atana hem hem de iftira edilene büyük zarar verir. Bir iftiradan dolayı zarara uğrayan kişi mazlum konumundadır. İftira eden ise günün birinde bu yaptığı çirkin işin zararını mutlaka görür. Başkalarına utanmadan çirkin şeyleri ve suç fiillerini isnad eden kimselerin yaşadığı toplumda huzurun, insanlar arasında bağlılık ve sevginin olması mümkün değildir.
Adaletin olmadığı yerlerde iftira faaliyetleri daha da artar. Hakkına razı olmayan kişiler, daha fazlasına ulaşmak ve haksız kazançlar elde edebilmek için, başkalarını gözden düşürmek üzere iftira huyuna baş vurabilirler.
Günümüzde iftira kampanyaları medya dediğimiz kitle haberleşme araçları tarafından daha tehlikeli bir şekilde yapılmaktadır.
İftiranın Çeşitleri
Dinimize göre iftiranın her türlüsü haramdır. Allah (c.c.) iftira edenleri (müfterileri) sevmemektedir. En büyük müfteri ise (şirk koşan) müşriklerdir. Çünkü onlar Allah’a ortaklık iftirası atmaktadırlar.
Muaz İbnu Esed el-Cüheni anlatıyor: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
“Kim bir mü’mini bir münafıka kaşı korursa, Allah (c.c.) da onun için Kıyamet günü, etini cehennem ateşinden koruyacak bir melek gönderir. Kim de bir müslümana kötülenmesini isteyerek iftira atarsa, Allah (c.c.) onu Kıyamet gününde, cehennem köprülerinden birinin üstünde, söylediğin (günahından temizlenip) çıkıncaya kadar hapseder.” (Ebu Davud.)
İffetli bir kadına zina iftirası atanlar hakkında dünyada ve ahirette oldukça ağır cezalar vardır. (Nur sûresi, 24/23-25.) Burada ayrıca iftira anlamına gelen ‘rema’ fiili kullanılmıştır.
İftiranın bir anlamı da, içinde fesat olan şeyi ortaya çıkarmak, yalan sözü uydurmak demektir. Kur’an buradan hareketle şirk, zulüm ve yalan yerine (iftira) kelimesini kullanmaktadır.
“... Kim Allah’a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla (Allah’a) iftira etmiş olur.” (Nisâ sûresi, 4/48. ) âyetinde olduğu gibi (şirk) Allah katında bir iftiradır. Gerçekte onun ortağı yoktur, müşrikler ise ortağı ve benzeri olmayan Allah’a kendileri bir eş uyduruyorlar.
Allah (c.c.) adına helal ve haram ölçüleri koyanlar (Âl-i İmrân sûresi, 3/94.); kini değiştirip Peygamberimizin özelliklerini ilahi kitaplardan silenler (En’am sûresi, 6/21.); kendisine vahy edilmediği bana da vahyediliyor.” diyenler (En’am sûresi, 6/93.); Allah’tan kendisine bir ilim (vahy) gelmediği halde O’nun adına hüküm koyanlar (En’am sûresi, 6/144.); Allah’tan başkasını ilah edinenler (Kehf sûresi, 18/15 .) apaçık bir iftira içindedirler.
Kur’an-ı Kerim bir çok bir âyette ‘iftira’yı yalan anlamında kullanmaktadır. Allah’a karşı yalan uyduranlara (iftira edenlere) en büyük zalim deniliyor. (A’râf sûresi, 7/37; Yûnus sûresi, 10/17. )
İnkarcıların bu iftiraları, yukarıda sıralandığı gibi, ya taptıkları putların hak olduğunu iddia etmeleri şeklinde, ya Allah’ın (c.c.) âyetlerini yalanlama, ya O’nun adına din uydurma, ya O’ndan gelen vahy’i yalan sayma, kendilerini kurtulanlardan kabul etme, Allah’ın haksızlık yapacağını düşünmeleri, ya kesin âyet geldiği zaman inanacaklarına yemin etmeleri, ya müşriklerin, kendi yaptıklarını doğru ve süslü görmeleri şeklinde ortaya çıkmaktadır.
İnanmayanlar, Kur’an-ı Kerim’i peygamber uydurdu (iftira etti), diyorlardı. Kur’an onların bu iddialarını reddediyor. (Yûnus sûresi, 10/38; Hûd sûresi, 11/13.35; Secde sûresi, 32/3.)
Kur’an’ın ifadesiyle, şirk koşanlar, zulme sapanlar, din adına yalan söyleyenler, ya da kendi kafalarından din uyduranlar, Allah adına aslı astarı olmayan inançlar ve hükümler uyduranlar iftira içindedir. İftiranın bu çeşidi çirkinlik bakımından daha kötü, zarar verme bakımından daha geniştir. (İslâm’ın Temel Kavramları, H. K. Ece.)
Müslüman kişi, yukarıda temel kaynak’tan tanımı ve çeşitleri açıklanan
İftira hastalığına asla kapılmamalı, kendisi düşmediği gibi bu kötü huyu taşıyanları gördüğü zaman da onları bundan sakındırmalıdır. Bunu yaptığı taktirde o insana büyük bir iyilik yapmış olacak ve onu hem bireysel ve hemde toplumsal zararları olan bu kötü hastalıktan kurtarmış olacaktır.

Gıybet ve İftira

Hucurat (49/12) “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.”

Nisa (4/112) “Kim kasıtlı veya kasıtsız bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak ki, büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.”

Nur (24/4) “Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu isbat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkârdırlar.”

Nur (24/5) “Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.”

Nur (24/15) “Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük (bir suç) tur.”

Nur (24/16) “Onu duyduğunuzda: “Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Hâşâ! Bu, çok büyük bir iftiradır” demeli değil miydiniz?”

Nur (24/23) “Namuslu, kötülüklerden habersiz mümin kadınlara zina isnadında bulunanlar, dünya ve ahirette lânetlenmişlerdir. Onlar için çok büyük bir azap vardır.”

Ahzab (33/58) “Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.”

Saff (61/7) “İslâm’a çağırıldığı halde Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.”

******************************

Bir iftira başka iftiralar doğurur ve yerleştiği yerde ebediyen kalır.

• İftira eşek arısına benzer, onu ilk vuruşta öldüremeyecekseniz, hiç dokunmamak daha iyidir.

• İftira, kılıçtan daha zalim silahtır, çünkü iftiranın açtığı yaralar hiç kapanmaz.

• İftira kötü köpek gibidir, kaçanın ardından ürür, pervasızlıkla yüzüne baktın mı sesini keser.

• İkiyüzlülüğü, dalkavukluğu beceren, iftirayı da becerir.

• İnsan genellikle başkasına sürmek istediği çamura bulanır.

• İnsan iftirayı ancak önem vermemekle yenebilir. İftira edileni değil, edeni kirletir.

• İnsanlara ok atmak, dil ile taşlamaktan daha hafiftir. Zira dil taşlaması hedefini şaşırmaz. Süfyan Es-Sevri

• Kar gibi olsan yine iftiradan kurtulamazsın.

• Maksat iftira atmak olduktan sonra, söylenecek sözmü bulunmaz, fazilet bile iftiranın ekmeğine yağ sürer.

• Başkalarının emeğiyle kazandıklarını kendine mal etmekle, ihanet arasında pek büyük fark yoktur.

• Bilmeden yapılan hata yanlışlıktır, bilerek yapılan hata ise ihanettir

*****************************

Haset

Tarih kitapları bu konuyla ilgili ilginç bir hikayeden bahseder, pek meşhur bir hadisedir. Nakledildiğine göre halifelerden biri döneminde oldukça zengin bir adam, bir gün pazarda bir köle alıp evine getirir. Kölesine bir köle gibi değil de tam bir efendi gibi davranır; en güzel ve en pahalı elbiseler alır ona, en nefis yiyecekleri ikram eder, bol bol para verir, dilediğince harcamasını ister. Kısacası adeta öz oğluymuş gibi davranır. Ancak kölenin dikkatinden kaçmayan bir nokta vardır, ona bunca iyi davranan efendisi hep düşünceli bir haldedir, daima kederlidir. Bir gün efendisi, ona yapabileceği en büyük iyiliği de yapar, kendisini azad edeceğini söyleyerek iyi bir iş kurup sermaye olarak kullanabilmesi için yüklüce bir para da vereceğini bildirir. Kölenin sevincine diyecek yoktur.
O gece adam kölesini yanına çağırıp kendisiyle dertleşmek istediğini söyler ve içini döküp anlatmaya başlar: "Bak evladım" der "Sana bunca ummadığın iyiliklerde bulundum, hatta seni azad etmeye ve sermaye olarak kullanabileceğin yüklüce bir para da vermeye niyetlendim. Bütün bunları niçin yaptım biliyor musun?" Köle "Hayır" der, adam "Sana bunca iyilikte bulundum, karşılığında bir ricam var sadece" der, "Bu ricamı yerine getirecek olursan sana verdiğim her şey helalin olsun derim, ancak ricamı yerine getirmezsen hakkımı helal etmem sana. Üstelik isteğimi gerçekleştirmen halinde bugüne kadar verdiklerimden kat kat daha fazlasını vereceğimi de bilmiş ol!" Köle "Emriniz baş üstüne; siz benim efendimsiniz, her emrinizi yerine getirmeye hazırım. Siz yeniden hayata kavuşturdunuz beni, ne isterseniz yaparım..." diye cevap verince, adam, "Yok, öyle olmaz" der "Bana söz vermen lazım; istediğimin ne olduğunu öğrendikten sonra vazgeçmenden korkarım!"
Bunun üzerine köle o ne isterse yapacağına dair yemin edip söz verir, adam ondan söz aldıktan sonra "Şimdi iyice kulak ver bana." der ve ekler: "Benim tayin edeceğim bir zaman ve mekanda başımı keseceksin, tamam mı?!"
Köle hayretten donakaldı, kulaklarına inanamaz, "Aman efendim! Nasıl olur?!" der de fayda etmez, efendisi kararlıdır. Böyle bir şeyi kabul edemeyeceğini anlatmaya çalışır, fakat efendisi kendisine vermiş olduğu sözü hatırlatarak köleyi ikna eder.
Gece yarısına doğru adam gidip köleyi uyandırır, eline keskin bir bıçak verip ardı sıra gelmesini söyleyerek evin damına çıkar, oradan da atlayıp bitişikteki evin damına çıkar, oradan da atlayıp bitişikteki dama geçerler. Adamın komşusunun evidir bu. Oracıkta para dolu bir keseyi kölesine verip "Bu para senin olsun" der, "Benim başımı burada keseceksin işte; daha sonra dilediğin yere gitmekte serbestsin artık." Köle şaşkınlıktan donakalmıştır. "Neden sizi öldürmemi istiyorsunuz?" diye sorar, efendisi "Üzerinde durduğumuz bu dam, komşumun evinin damıdır" der ve ekler: "Ben bu komşumu fena halde kıskanırım; gözüm götürmez işte, adamı görmeye bile tahammül edemiyorum, ölürüm daha iyi! Biz birbirimizin rakibiydik ticarette. Ama herif beni geride bıraktı şimdi, her hususta benden ileri! Hırsımdan yanıp yanıp kül olasım geliyor, tahammül edemiyorum ben bu adama! Sonunda bu çareyi akıl ettim, kendimi öldürmek suretiyle onun üzerine bir cinayet yüklemeye karar verdim; böylece onu zindana atacaklar ben de rahatlamış olacağım nihayet. Başka türlü rahatlayamam... Bu cinayet muhakkak onun üzerinde kalır, çünkü birbirimizin rakibiydik. Yarın cesedi bulduklarında "filancanın evinde bulduk. Zaten rakiptiler birbirlerine; o halde kesinlikle bu öldürmüştür adamcağızı!" diyerek onun yakasına yapışacak ve cinayet suçuyla idama götüreceklerdir sonunda. Benim istediğim de bu zaten!"
Köle duydukları karşısında hayretten donakalır. "Bir insan ancak bu kadar alçalabilir; senin gibi ahmak ve alçak birinin hakkı da ölümdür zaten" diyerek onun isteğini yerine getirir, başını kesip paraları da alarak uzaklaşıp gider. Çok geçmeden cesedi komşunun damında bulurlar. Adamcağızı yaka paça tutup zindana atarlar. Fakat bir yandan da "Eğer katil bu adamsa onu ne diye kendi evinin damında öldürsün ki?... Bu işte bir iş olmalı..." demektedir herkes.
Nitekim çok geçmeden olayın iç yüzü anlaşılır. Vicdanı rahatsız olan köle, kadıya başvurup gerçekleri anlatır, "Yakaladığınız adam suçsuzdur, onu kendi isteğiyle ben öldürdüm, bu adamcağıza katil damgası vurabilmek için planladı her şeyi. Kıskançlıktan yanıp tutuşuyordu, sonunda kendi hayatına kıyacak kadar ileriye götürdü işi" der. Mesele böylece anlaşılınca katil zanlısı komşu ve köle serbest bırakılır, olay da tarih sayfalarına geçer bütün enteresanlığıyla.
Bu vakıa bir gerçektir, işte bu bir hastalıktır; insan müptela olabiliyor buna... Kıskançlık hastalığıdır bu, hasettir...

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)