Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı


Çarşamba
Saat 19:00 Şeytanın Akidevî Tuzakları
Saat 20:00 el-Câddetu'l-Beydâ Şerhi

Cumartesi
Saat 19:00 ez-Zerîa Şerhi
Saat: 20:00 Sahih Tefsir Şerhi


1 Kasım 2008 Cumartesi

GIYBET

GIYBET ve İslam toplumunda Açtığı yara
Hamd, ancak Allah'a mahsustur. Salât-ü selâm; Rasûlullah'ın, O'nun Â'li ve Ashabının ve de Kıyamet'e kadar onların yoluna ittiba edenlerin üzerine olsun...Şüphesiz Allah Azze ve Celle insana pek büyük nimetler bağışlamıştır. Bu nimetlerin İslam'dan sonra en büyüklerinden bir tanesi de "dille konuşabilme" kabiliyetidir. İki yönlü silah gibi olan dil; Allah'a itaatte kullanıldığı takdirde Kur'an okumak iyiliği emredip, kötülükten kaçındırmak (emr-i bi'l- ma'ruf, nehy-i ani'l münker) ve mazluma yardım etmek gibi bir çok faydalı işler ortaya çıkar. Bu, aynı zamanda tüm müslümanlardan istenen bir olgu ve nimetin şükrünü eda etmektir. Ancak, şeytanın hizmetinde kullanılırsa, müslümanların saflarını bölme, yalan yanlış sözler sarfetme, kovuculuk yapma, laf taşıma ve müslümanların namusuna sövmekten; Allah ve Rasûlü'nün sallallahu aleyhi ve sellem haram kıldığı şeylerle alay etmeye varabilecek kadar şiddetle kaçınılması gereken kötü durumlar ortaya çıkar ki, bu da bütün müslümanlara haramdır. Başka bir ifadeyle insanın başına gelebilecek en tehlikeli zaraların kaynağı dildir. Haram yemekten, zinadan, hırsızlıktan ve içkiden sakınmak, başarabilse de dile hakim olmak insanlara oldukça güç gelmektedir. Hatta bazıları, insanlar tarafından "dünya meta'ına meyletmeyen, taat ve takva ehli" bilinirlerken; öte yandan, Allah'ın gazabını gerektirecek sözleri aldırmadan şuursuzca sarfedebilmektedirler. Öyleleri var ki, zülüm ve günahtan kaçınmaya hassasiyet gösterirken, diliyle; aman Allah'ım, müslümanların ölüsünü-dirisini keser biçer de, bundan hiçbir kaygı veya endişe duymaz!.. Oysa Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, "Bir kimse vardır ki, Allah'ı öfkelendiren bir sözü aldırmadan sarfeder de o kelime sebebiyle Cehennemin dibini boylar" buyurmuştur. (Buhari) Dil yarasının gerek fert, gerek toplum olarak Ümmet için çok önemli bir tehlike arzettiğini göz önünüde bulundurarak, Allah'ın yardımıyla böyle bir çalışma hazırladık. Rabbimiz'den, bu çalışmayı müslümanlar için faydalı kılmasını niyaz ederiz. Şüphesiz tevfik Allah'tandır...
Gıybet Nedir?
Müslim'in rivayetinde, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gıybeti şöyle tanımlamaktadır:
"Gıybet nedir bilir misiniz?" Sahabe-i Kiram cevaben
"Allah ve Rasûlü en iyi bilendir" dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem,
"Kardeşin hakkında hoşuna gitmeyeceği şeyleri söylemendir" dedi. Bunun üzerine birisi "
Ya söylediklerim onda varsa?" dedi. Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem de
"Eğer söylediklerin onda varsa gıybet etmiş olursun. Yok, eğer onda olmayan şeyleri söylemişsen iftira etmiş olursun" cevabını verdi.
Buradan anlaşılacağı üzere gıybet, insanın, huzurunda olsun veya olmasın bir kardeşini, duyduğu zaman muhakkak surette hoşlanmayacağı bir şekilde anması, tanıtması ya da onda bulunan herhangi bir kusuru dile getirmesidir. Böylece kardeşi hakkında sarfettiği sözler, yaptığı açıklamalar onda bulunuyorsa gıybet, yok böyle değil de onda bulunmayan hususları dile getiriyorsa, bu gıybetten daha büyük bir günahtır.
Gıybetin Hükmü
Gıybet, İcma ile haram olan büyük günahlardandır. Ayrıca sosyal hayatta hiç hoş karşılanmayan bir çirkinlik olduğu gibi, müslümanın yapması da kesinlikle yakışık almaz.İslam, gıybeti şiddetle yasakladı, haram kıldı. Çünkü bunda kardeşlik bağlarını koparmak, dostluğu ve muhabbeti gidermek, düşmanlığın ve ayıpların gün yüzüne çıkarılması gibi tehlikeler vardır. Allah azze ve celle, böyle bir günahtan nefret ettirmek için kovucuyu (gıybet edeni), Kur'an-ı Kerim'inde ölü kardeşinin etini yiyen kimseye benzetmektedir:"...Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Sizden birisi, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz..." Hücurât, 12
Âyet-i celilede görüldüğü üzere arkasından kardeşini çekiştiren kimse onu cesed halinde iken ısırıp yiyen kimseye benzetiliyor. Bu âyeti tefsir ederken, Allah'ın Rahmeti üzerlerine olsun, İbni Kesir ve İmam Kurtubi "Gıybet, âlimlerin ittifakı ile haramdır" demektedirler.
Aişe radıyallahu anhâ'dan şöyle dediği rivayet olundu:
"Rasulullah'a sallallahu aleyhi ve sellem Safiyye'nin -kısa boylu olmasını kastederek- şöyle şöyle sıfatları yeter dedim." O da,
"Ey Âişe, sen öyle bir kelime konuştun ki, eğer deniz suyu ile karıştırılsa denizin suyuna galebe çalar, onu berbat ederdi..." dedi. (Sahihtir, Ebu Dâvud)
Gıybet edenle onu dinleyen eşittir
Hoşlanarak ve rıza göstererek gıybetçinin sözlerine kulak vermek, gıybet etmekle aynı hükümdedir. Çünkü böyle bir tutum gıybetçiyi teşvik edeceği gibi ona cesaret de verir. Ayrıca ona severek kulak vermek, tasdiklemek gibidir. Dinleyen kişi gıybetçiyi tasdik edip sözünü onaylarsa gıybete ve de günaha ortak olur.
İmam Nevevi rahmetullahi aleyh şöyle demektedir: "Müslüman kimse, gıybet yapıldığına tanık olduğunda müdahele ederek gıybetçiyi azarlayıp sözünden döndürmelidir. Eğer eliyle yapamazsa diliyle mani olamaya çalışmalı, yine de hiçbir şekilde engel olamıyorsa oradan uzaklaşmalıdır. Hocasının, saygı duyduğu bir kişinin ya da irfan sahibi hayırlı bir kimsenin gıybetine tanık olması halinde daha sert bir tavır ortaya koyabilir." (Bkz. el-Ezkâr s.294)
Müslüman kardeşinin gıybetinin yapıldığını duyan kimsenin, yapması gereken iş:Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, "Kim bir kardeşinin şerefini (ırzını) hedef almış bir gıybete tanık olur da buna engel olursa, onu Cehennem'den kurtarması artık Allah üzerine bir hak olmuştur" buyurmaktadır. (Sahihtir, İmam Ahmed; Bkz. "Sahihu'l- Câmî" s.624)
Kişi neden gıybet eder?
İnsan, nefsine yenik düşüp kötü duyguların galeyâna gelmesi anında, içindeki öfke ve gıybet etme tutkusuna sarılarak, çare amacıyla insanların dedikodusunu yapar ve iftira eder. Başkalarına karşı kin beslemesi sebebiyle kim olursa olsun bu arzusunu teskin edebilmek için başkalarının gıybetini yapar. Bu tür bir hareket kesinlikle müslümanın vasıflarından değildir. Hasetçi ve giybetçi kimse, bir insanın övülmeye başlayıp, birileri tarafından sevilmesini görsün yeter ki! Hemen haset duyguları kabarır. Artık bu gıybetçi, hasetçi, dini ve aklı zayıf kişi, derhal övülen kişiden bu nimeti gidermek ister, buna da güç yetirmediği takdirde artık gıybetini yapmaya başlar. Lakırdı ve eğlence yapan kimselerin birbirlerine eşlik etmeleri, birbirleriyle gevezelik etme esnasında ileri geri konuşmaları derken gıybet, yaltakçılık ve ikiyüzlülük başlar. Gıybetçinin sıfatları
Gıybetçi pis kokuludur.
Cabir radıyallahu anh şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile beraberdik, derken rüzgar pis bir koku estirdi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem,
"Bu koku nedir bilir misiniz?... Mü'minlerin gıybetini yapan kimselerin kokusudur" dedi". (Sahih, İmam Ahmed)
Gıybetçi kabir hayatında azap görecektir.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem "...Bu ikisi ancak idrara (taharet esnasındaki sıçratmaya) dikkat etmedikleri ve gıybetçi oldukları için azap görüyorlar..." buyurmuştur. (Sahih, Bkz. "e't- Terğib ve't- Terhib")
Gıybetçi korkak ve şahsiyetsizdir.
Çünkü o, yüz yüze gelip içindekileri söylemeye cesaret edemez. Eğer cesaretli biri olsa, adamın nesi varsa, yüzüne karşı söylerdi.
Gıybetçi alışverişte zarar etmiştir.
Gıybetini ettiği kimseye zarar vermek şöyle dursun, aksine ona kendi iyiliklerinden verir. O esnada gıybetini ettiği kimse kazanmakta, hiç ummadığı yerlerden dağarcığını doldurmaktadır.
Gıybetçinin imanı eksiktir.
Çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, "Kişi kendisi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe iman etmiş olmaz" buyurmuştur. (Müttefekun aleyh)
Ey gıybet eden kişi!
Kardeşinin gıybetini yaparken, (hadiste belirtildiği gibi) kendin için sevdiğini onun için de sevmiş olur musun? (Yoksa tam tersi mi olursun?)
Gıybetçi emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker'i iptal etmektedir.
Eğer davranışlarımızda içtenlik varsa, müslümanlığımızda samimiysek, birisinde bir ayıp gördüğümüz zaman ona iyiliği emreder, kötülüğü nehyederiz. Bunu yapmadığımız takdirde ümmetin hayırlı olma vasfına zarar vermiş oluruz.
Gıybet örnekleri
Gıybet, bazen insanın fiziki yapısını aşağılar surette olur. İnsanın, âmâ ve şaşı olması, tek gözünün görmemesi, çok uzun veya çok kısa olması ya da saçsızlık gibi özrüyle alay etmek sonucu, özür sahibini incitecek sözlerin savrulmasıyla yapılan gıybettir.
Bazen de insanın soyunu küçümseyerek olur.
Bu Acemdir, Kürttür, Bedevidir, Afrika'lıdır, Hindu'dur gibi kişiyi, aşağılama ve küçümseme kastıyla herhangi bir ırka nisbet etmesidir. Bu tür yaklaşım bazen kişilerin, hizmetçilik, berberlik, çöpçülük ve benzeri mesleklerini horlama şeklinde de ortaya çıkmaktadır.Bazen insan ahlakıyla ilgili olur. İnsanlara ahlaksız, cimri, kibirli, korkak, asabi, patavatsız gibi yakışıksız ve çirkin lakaplar kullanarak yapılır.Kimi zaman dini konulardadır. Açıkça günah işlemekten endişe duymaz, Allah'ın azabından sakınmaz, insanlardan utanmaz bir yapıya sahip (bu gibi insanlar için "arkasından çekiştiriyorsun" denemez) olanların dışındaki kimseler hakkında; onların dini yönlerini rencide edecek hırsızlık, yalancılık, zekat hususunda lakaydlık ve ebeveyne isyankarlık gibi sıfatlar nisbet ederek çekiştirmek gıybettir.
Gıybet bazen dünyevi şeylerle alakalıdır. Kişiye, o utanmazdır, insanları alaya alır, gevezedir, uykucudur, göbeklidir gibi yakıştırmalarda bulunurlar ki, bunların tümü gıybettir. Yalan olmayıp gerçeklere uyuyorsa söyleyen kimse gıybet etmiş ve "ölü etini yiyen" kimse durumuna düşerek Allah'a karşı gelmiştir.
Gıybet, yalnızca dille ifade edilerek değil, bazen göz işareti, taklit, kinaye ya da argo tenkitler gibi diğer bir tarafın aşağılandığı izlenimini uyandıran bütün şekil ve hareketlerle de olur. Bunların da cümlesi haramdır ve (Allah'a sığınırız) gıybet hükmündedir.
İnsanlar arasında gıybet olmadığı sanılan, fakat gerçekte gıybet olan durumlar:
Kişi kardeşinin hoşlanmadığı birşeyi o yokken dile getirir; fakat birisi, ona bu tavrından vazgeçmesini söylediği zaman "bu sözleri onun önünde de söylemeye hazırım" der. Bu iddia onun gıybetini yapabilmesi için yeterli bir neden değildir. Çünkü onu arkasından hoşlanmayacağı bir tarzda çekiştirmiştir. Bu da gıybetin ta kendisidir. "Aynı sözleri önünde de söylemeye hazırım" gerekçesine gelince, böylesi bir durumda mübah olacağına dair hiçbir delil varid olmamıştır. "Bazı kimseler ya da bazı fakihler şöyle şöyle yaptılar" şeklinde onları rencide etmeyi amaçlayan ifadeler kullanıldığında, bu sözleri duyan kimse konuşmalarla neyin kastedildiğini anlarsa gıybet olur. Kendisine bir kardeşinin halinden sorulduğunda, "sen de kimi soruyorsun!", "Allah bizi ıslah etsin!", "Allah bizi affetsin!", "Allah selamet versin!" gibi o şahıstaki bir takım eksiklikleri hatırlatır vaziyette sözler dile getirmesi de gıybettir. "Yahu hepimiz böyle yapıyoruz", "falanca kişinin başında şöyle bir hal var" gibi sözler de bu kabildendir. "Bu küçüktür...gıybeti caizdir..." Bu sözler gerçekten garip ve tuhaftır! Böyle bir sözün gıybet olmadığını iddia edenin geçerli bir delil getirmesi de zorunludur! Günahkar olan birinin kolayca gıybetinin yapılması da çokça görülmektedir. Oysa her günaha girenin gıybeti yapılacaktır diye bir esas yoktur. Böyle olsaydı, her müslümanın gıybeti caiz olurdu. Zira hiçbir mü'min yoktur ki, günahı olmasın. Birinin diğerine, hoşuna gitmediği halde, "efendim sultanım", "âl-i cenapları" gibi sözleri, üstelik hafife alma ya da kusur görme kastıyla söylemesi doğru değildir. Çünkü tüm bu ifadeler, Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem "...Kardeşini hoş görmeyeceği bir tarzda dile getirmen gıybettir" sözü dahilindedir.
Gıybetten nasıl kurtulabiliriz?
Gıybetten kurtulmanın iki çaresi vardır:
Öncelikle; kişi, gıybete son verdiğine dair Allah'a gerçekten tevbe etmeli ve bilmelidir ki; ne şekilde gıybet ederse etsin, Allah'ın gazabına sevaplarının alınıp gıybetini ettiği kimseye verileceğini de unutmamalıdır...
O halde insan, Allah'a tevbede acele etmeli ve önceden yapmış olduğu gıybetlerden dolayı pişmanlık duyup tekrar böyle şeyler yapmamaya azmetmelidir. Ayrıca Allah'tan bağışlanma da dilemelidir. Hakkında yapmış olduğu gıybet, sahibinin kulağına gittiği takdirde bunun keffareti olarak kendisinden özür dileyip kusurunu bağışlamasını istemelidir.
Gıybeti yapılmış olan kimse, bütün bunları gerçekten duymamış ise, gıybet eden kimse bağışlanması için Allah'a dua etmeli, ayrıca hakkında söylemiş olduğu kötü sözler miktarınca ona övgülerde bulunup Allah'tan onu affetmesini niyaz etmelidir.
Gıybetçinin yapmış olduğu gıybet, çok üzüp ağır gelmediği müddetçe gidip gıybetini yaptığı kişiyi bundan haberdar etmesi gerekmez. Çünkü, karşısındakinin kalbinde bir ukde kalır. Her iki durumda da kimlerin yanında gıybet etmişse, onlara bu sözlerinden vazgeçtiğini duyurmalıdır. Aynı hataya düşmemek için kendi nefsini şiddetle uyarmalıdır.
İkinci çare:
Kendisini gıybet etmeye sevkeden etkenin ne olduğunu araştırıp çareye buradan başlamalıdır. Akıllı insan, kendisini gıybete ileten sebepleri ele alır ve kendisni çözüme ulaştıran hamleyi yapar. O başkasının kusurlarından ziyade kendi kusurlarıyla meşgul olmalı, dilini kötü olan herşeyi konuşmaktan korumalıdır. Ancak bu şekilde dünya ve ahirette kurtuluşa kavuşabilir.
Gıybetin meşru olduğu haller
İmam Nevevi rahmetullahi aleyh "el-Ezkâr" adlı eserinde şunları belirtmektedir:
Şer'i bir gaye için gıybet caizdir. Bu da şu altı meselede toplanmıştır.
1- Zulme uğrama halinde.
Zulme uğrayan kimse hakime, ilgili makamlara, ya da velisi konumunda bulunan kimselere uğradığı haksızlığı anlatabilir. Orneğin, "falanca kişi, bana şöyle şöyle yaptı" ya da "rüşvet almakla bana haksızlık etti" gibi. Bu şekilde zalimin bütün hainliğini dile getirebilir.
2- Günahların ve kötülüklerin düzeltilmesi hususunda yardımlaşmada.
Mesela, içki içen birisini gören kimse gider, yetkili mercilere şikayet eder, toplumun ıslahı için yardım talep eder.
3- Fetva istemede.
Birisi müftüye, "bana falanca kişi kötülük yaptı", "babam, kardeşim bana şöyle şöyle davrandı" ya da "onların şu şu kötü halleri var" diyebilir ve daha bunun gibi (söylemesi gereken) tüm olumsuzlukları dile getirebilir.Ebu Süfyan'ın karısı Hind, Peygamberimiz'e sallallahu aleyhi ve sellem gelerek şöyle der: "Ebu Süfyan cimri bir adamdır..." (Buhari) Bu hadis-i şerif de konuya açıklık getirmektedir.
4- Müslümanları güvenceye almada.Peygamberimiz'in sallallahu aleyhi ve sellem sünnetini korumak için; hadisçilerden yalancı olanları, bu konuda güvenilir (sika) olmayanları, sözlerine itibar edilmeyenleri dile getirmek gibi bir durumda bilgi istenebilir.
Hadis senedinin sıhatindan emin olabilmek için güvenilir bir uzmana hadisçinin (ya da râvinin) kişiliği sorulabilir. İstişare etmek için de bir şahsa akraba, ortak veya komşu olan birisinden bilgi istenebilir. Onların da o kimsenin halini söyleyebilirler.
5- Günah ve bid'atleri açıkça işlemekten çekinmeyen bir kimsenin halini, kendisine komşu olacak birisine bildirmek ve onu uyarabilmek için bilgi verilebilir. Başkalarına da özel bir sebep olmadıkça söylenmez.
6- Tanıtma sebebiyle:
Kişileri, ayıplama ya da küçük görme kastı olmaksızın, (sağır ya da kör gibi) tanındıkları lakapların kullanılması. Böyle bir durumda, bu şahısların lakapları dışında bir isimle tanınmıyor olmaları gerekir.
Gıybetin kaçınılmaz olduğu hallerde gözetilmesi gereken hususlar
Sadece Şer'i bir mazeret için bu yola başvurduğu hususunda gerçekten çok samimi bir niyet içinde olmak. Yalnız, herhangi bir şüpheye düşmemek için, mümkün olduğu kadar şahısların belirtilmemesi gerekir.Probemlerin çözülmesinde gerçekten bir fayda elde edebilmek için sadece doğrular söylenmelidir. Böyle bir çareye başvurmakla, faydadan çok zararın ortaya çıkmayacağından ve müslümanlara zarar verecek bir fitnenin yayılmayacağından emin olunması gerekir.
Gıybetten daha kötüsü
Müslümanların kendisiyle imtihan oldukları musibetlerden bir tanesi de kişinin, günah veya ayıp olmayan bir konuda kardeşinin gıybetini yapmasıdır. Oysa, helal ve haramı belirlemek yalnız Allah ve Rasûl'üne aittir. (Bu da kalkıp -öyle olmadığı halde kendince sakıncalı veya haram gördüğü bir konuda insanları yargılayarak, onların gıybetini yapıyor.)Örneğin, gücü yetmesine rağmen lüksten kaçınan, mütevazi ve basit giyinen birine "bakın şu cimriye, dünyanın süsünü kendisine haram kılmış...", "dinimizi ne hale getirdiler" gibi sözler ya da bunun tam tersi türünden sözler, veya Allah bir kuluna ev, araba verdiği zaman da, "şuna bakın, müslümanlar hakkında Allah'tan korkmuyor, evinde oturuyor, arabaya biniyor, müslümanları da hiç düşünmüyor" gibi ifadeler kullanıyorlar. Oysa tüm bunlar söylenmeden önce, bu kimsenin nasıl davrandığının bilinmesi ve bu kimse hakkında, ağır konuşmak acaba doğru mu, değil mi diye iyice düşünmek gerekmez mi?Bir de onların durumlarını başkalarına gösterip ibret ve öğüt vermeye çalışıyorlar! O, cimri diye gösterilen kimsenin Allah yolunda harcayıp harcamadığını bile bilmeden... Allah, insana güzel bir nimet verdiği zaman ondan istifade etmek mi gerekir, yoksa onu geri çevirmek mi? Neden böyle ileri geri konuşarak müslümanlara hakaretler yağdırırlar ki?Allah'tan güven diliyor, bilgisizlikten ona sığınıyoruz...
Gıybetle mücadele en faziletli cihad türlerindendir
Birçok kimse bu sözü duyduğunda şaşırıyor! Oysa, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:"Cihadların en üstünü, kişinin nefsine ve tutkularına karşı direnmesidir." (Bkz. "Sahihu'l-Camî")
Bir diğer hadiste ise;"Mücahid; Allah için kendi nefsiyle mücadele etmeye özen gösterendir" (a.g.e, h.6679) buyurulmaktadır.
Evet, gıybeti önlemede gösterilen çaba cihaddır. Hatta cihad türlerinden en üstünlerindendir. Çünkü düşmanlarla yapılan cephe savaşı belli bir zaman sürmektedir. Ancak nefse karşı bu cihadın sürdürülmesi ömür boyu zorunludur.
Son olarak.
Elbette Peygamberler dışındaki tüm insanlarda birçok ayıp ve kusur vardır. Bazılarının hata ve kusurları nitelik ve tehlike açısından da son derece farklıllık arzedebilir. Ancak kişi için en hayırlı olanı kendi kusur ve yanlışlarıyla ilgilenmesi, onları ıslaha çalışmasıdır. Ne mutlu insanlarınkini geçip yalnız kendi kusur ve günahlarıyla uğraşanlara...
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in şu hadisini her zaman hatırlamakta ise gerçekten fayda vardır:
"Ey kalbine iman girmediği halde dili ile iman ettiğini söyleyenler! Müslümanların gıybetini yapmayınız. Onların gizli hallerinin ardına düşmeyiniz! Kim onların gizli halleri peşine düşerse, Allah da onun gizli halleri peşine düşer. Allah kimin gizli halleri peşine düşerse, -nerede olursa olsun-, hatta evi içinde onun sırlarını açık eder." (Sahih, Ebu Dâvud)
Anlayış sahibi biri, gıybeti şu şekilde tanımlarken ne kadar da doğru söylemiştir: "Gıybet, günahkarların konuk sofrası, kadınların otlağı, pis ruhlu insanların gıdasıdır." Allah Azze ve Celle, bizleri dillerimizin kaypaklığı ve Cehennem azabından korusun. (Amîn)
Yüce Allah'tan yazımızı okuyan herkese faydalı kılmasını niyaz eder, ayrıca bu kimselerin başkalarına da böyle tavsiyelerde bulunmalarını rica ederiz.
Zira, iman edip salih amel işleyen, hakkı ve sabrı tavsiye edenler hüsrâna uğramaycaklardır...Sallallahu alâ Muhammedin ve alâ âlihi ve Sahbihi ecmain
VE'L-HAMDÜ Lİ'LLÂHİ RABBİ'L-ALEMİN

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)