Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı


Çarşamba
Saat 19:00 ez-Zeria Şerhi
Saat 20:00 el-Câddetu'l-Beydâ Şerhi

Cumartesi
Saat 19:00 el-Albaniyyât Şerhi
Saat 20:00 Sahih Tefsir Şerhi
(Dersler Youtube kanalından canlı yayınlanmaktadır)
https://www.youtube.com/channel/UCC_Lmx060zjKmHNfEBTIbWw



19 Ekim 2013 Cumartesi

Hizipçilik Tehlikesi

Cubeyr b. Mut'im radıyallahu anh'den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
لَا حِلْفَ فِي الْإِسْلَامِ، وَأَيُّمَا حِلْفٍ كَانَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ لَمْ يَزِدْهُ الْإِسْلَامُ إِلَّا شِدَّةً
İslâm’da hılf (Cahiliye dönemin­de Arap kabileleri arasında başkalarına bas­kı yapmak amacıyla yapılan yardımlaşma akdi/hizipçilik) yoktur. Ancak İslâm cahiliyet devrin­de mazluma yardım amacıyla yapılan (Hılfu’l-Fudul gibi ahitleş­meleri) kuvvetlendirmiştir.”[1]
Aynısını İbn Abbas[2], İbn Amr[3], Abdurrahman b. Avf[4], Umm Seleme[5] ve Kays b. Asım[6] radıyallahu anhum da rivayet etmişlerdir.
Acı Gerçeğimiz kitabında özetle şöyle denilir: "Hizipçilik ve gruplaşmalar, insanların niteliklerini bozmaktadır ve bu gruplar, mensuplarını; kumuş oldukları düzene muhalefet edilmesi halinde ihraç ve ayırmalarla korkutmaktadır. Allah buna benzer hususlarda bir delil de indirmemiştir. Onlar, insanları Allah’ın, hakkında delil indirdiği şeylerden alıkoymaktadırlar. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: “Erkek ve kadın müminler birbirlerinin velileri/dostlarıdırlar” (Tevbe 71) Onlar ise taraftarlarını: “Cemaate/derneğe mensup erkekler ve kadınlar birbirlerinin dostudurlar” sloganı üzerine eğitirler. Onlar, bir uslup hatası yapan veya Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine bağlanan bir genci fark edince, onu itham eden sözlerle, “işbirlikçi” ve “aşırı” olmakla, müslümanların birliğini dağıtmak ve ümmetin varlığını yıkmakla suçlarlar.
Acaba insanların fıtratlarını işlemez hale getiren, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sözlerini reddeden hizipçilikle ümmeti bölen kimse, Allah’a ve rasulüne itaat edip ashabına uyan kimse gibi midir?
Tek yürek, tek inanç ve tek menhec üzere olan, ancak daha sonra hizipçiliğin girip saflarını dağıttığı ve bütünlüklerini darmadağın ettiği bazı memleketlerde müslümanları bölen kimdir? Bunlar hakkında şu Arap atasözü ne kadar da uygundur:
Bana hastalığını bulaştırdı ve aradan sıyrıldı,
Beni döverken sanki o ağladı,
Benden önce o şikayete başladı
Bizim şikayetimiz ise Allah’adır.
Hizipçilik, dostluk ve ayrılıkların Allah, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve müminler için oluşunu yaralamakta ve hizbin koyduğu ilkeler, mensupları arasında yaydığı telkinler ve yükselttiği sloganlarla müslümanlar arasındaki kardeşliği bozmaktadır.
Böylece dostluk ve kardeşlik ilkelerini toprağa gömmekte ve cemaat üyesinin bütün derdi cemaati, derneği, cemaatinin liderleri, üyeleri ve sloganları olmaktadır. O, bütün erkek ve kadın müminlerin İslam’ın bütünlüğü içerisinde birbirine eşit bireyler olduklarını göz ardı ederek, haklı haksız cemaatini savunmaktadır."
İbn Teymiyye rahimehullah şöyle demiştir: “Hiç kimsenin ümmet için Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dışında bir şahsı belirleyip onun yoluna davet etmeye, bunun üzerine dostluk ve düşmanlık oluşturmaya hakkı yoktur. Allah ve rasulünün sözleri veya ümmetin üzerinde icma ettikleri sözler dışında bir söz belirleyip bunun için dostluk ve düşmanlık yapılamaz. Bilakis bu; kendilerine bir şahsı veya bir görüşü belirleyip bunun üzerine ümmetin arasını ayıran, bu söz veya nispet üzerine dostluk ve düşmanlık kuran bid’at ehlinin işidir.”[7]
El-Elbani rahimehullah şöyle demiştir: “İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Kim taatten el çekerse kıyamet gününde Allahın huzuruna hücceti olmaksızın çıkar ve boynunda biat olmadan ölen cahiliye üzere ölür.” Bil ki bu hadiste zikredilen tehdit ancak müslümanların halifesine biat etmeyen ve bu biatten ayrılan kimse hakkındadır. Bazılarının zannettikleri gibi; fırka, grup ve liderlere biat edenler hakkında değildir. Bilakis bu Kur’an-ı Kerimde yasaklanan fırkalaşmadır.”[8]
Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Fırkalara ayrılan ve kendilerine açık deliller geldikten sonra ihtilaf edenler gibi olmayın. Onlara büyük bir azap vardır.” (Al-i İmran 105)
Taberi dedi ki: “Allah Teâlâ şunu kastediyor: Ey iman edenler, fırkalara ayrılan kitap ehli gibi olmayın. Allah’ın dini, emri ve yasakları konusunda onlar, kendilerine açık delillerin ve Allah’ın hüccetlerinin gelmesinden sonra ihtilaf ettiler. Hakkı öğrendikten sonra ona muhalefet ettiler. Allah’ın emrine uymadılar. Allah’ın kendilerinden aldığı ahdi bozdular. Onlara; yani fırkalaşan ve kendilerine gelen delillerden sonra ihtilaf eden kitap ehline Allah katından büyük bir azap vardır. Allah Teâlâ buyuruyor ki; ey iman edenler topluluğu! Dininizde onların dinlerinde fırkalaştıkları gibi fırkalaşmayın. Onların yaptıklarını yapmayın. Dininizde onların adetlerine uymayın. Aksi halde Allah’ın büyük azabı onlara olduğu gibi size de isabet eder.”[9]
Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:
وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِكِينَ * مِنَ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
Namazı dosdoğru kılın, dinlerini parçalayan, fırka fırka olan ve her fırkası, kendi elindekiyle sevinen müşriklerden olmayın.” (Rum 31-32)
إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ إِنَّمَا أَمْرُهُمْ إِلَى اللَّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
Dînlerini, (bir kısmına inanıp bir kısmına da inanmayarak) parçalayanlar ve böylece fırka fırka olanlar, işte hiçbir hususta sen onlardan olmadın. Onların işi artık Allah'a kalmıştır; sonra da yapmış oldukları şeyi kendilerine haber verecektir.” (En’âm 159)
Taberi şöyle demiştir: “Ey Muhammed! Sen dinleri hakkında ihtilafa düşüp bölünerek fırka ve hi­ziplere ayrılan Yahudiler, Hıristiyanlar bid'atçiler, şüpheciler ve sapıklardan uzaksın. Sen, hak olan dininden ayrılan müşriklerden, putperestlerden, Yahudi­lerden, Hıristiyanlardan ve mürtedlerden değilsin. Onlar da senden değildir. On­ların cezalandırılmaları Allaha aittir. Sonra Allah ahirette onlara yaptıkları amelleri bildirecek ve ona göre hesaba çekecektir.
Ebu Hureyre radıyallahu anh’e göre ise bu âyette, dinlerini parça parça edip ayrılığa düşmeleri beyan edilen insanlardan maksat, bu ümmetin bid'atçileri, Kuran’ın muhkem âyetlerini bırakarak müteşabih âyetlerine uyanlarıdır.[10]
Taberi, diyor ki; “Bana göre bu konuda doğru olan söz, Allah Teâla’nın, bu âyetle hak dinini bölük pörçük eden ve ayrılığa düşen bütün insanları kastettiği­ni söyleyen sözdür. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in üzerinde bulunduğu Hanif dininden ayrılan putperest müşrikler de, Yahudiler de, Hıristiyanlar da, Hanif dinindeymiş gibi görünüp de bid'atlar icad edip insanları doğru yoldan saptıranlar da bu âyetin ge­nel ifadesine dâhildirler. Allah Teâla bu âyetle, Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e, ümmetinin bid'atçilerinden, inkârcılarından, kavminin müşriklerinden, Yahudi ve Hıristiyanlardan beri oldu­ğunu bildirmektedir.”[11]
Ebu Hureyre radıyallahu anh’den: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
إِنَّ الَّذِينَ فَارَقُوا دِينَهُمْ، وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ» قَالَ: هُمْ أَهْلُ الْبِدَعِ وَالْأَهْوَاءِ مِنْ هَذِهِ الْأُمَّةِ
Dînlerini, (bir kısmına inanıp bir kısmına da inanmayarak) parçalayanlar ve böylece fırka fırka olanlar, işte hiçbir hususta sen onlardan olmadın” (En’am 159) ayetinde bahsedilenler bu ümmetin bid’at ve hevâ ehlidir.[12]



[1] Sahih. Muslim (2530) İbn Hibban (10/214) Hakim (2/239) Ahmed (4/83) Ebu Davud (2925) Taberani (2/142) Ebu Ya’la (13/404) Beyhaki (6/262)
[2] Sahih. İbn Hibban (10/213) Ahmed (1/329) Ziya el-Muhtare (12/78, 251) Darimi (2568) Ebu Ya’la (4/225) Taberani (11/281)
[3] Sahih. Tirmizi (1585) Ahmed (2/213) Buhari Edebu’l-Mufred (570) Beyhaki Delail (5/86) Begavi, Şerhu’s-Sunne (10/202)
[4] Sahih. Ahmed (1/190)
[5] Sahih ligayrihi. Ebu Ya’lâ (12/330) Taberani (23/375)
[6] Sahih. İbn Hibban (10/211) Ahmed (5/61) Taberani (18/337) Bezzar (Keşfu’l-Estar 1915) Tayalisi (1180) Humeydi (1206) Tahavi Şerhu Muşkili’l-Asar (1616)
[7] Mecmuu’l-Fetava’dan naklen; Mukbil b. Hadi el-Vadiî, el-Burkan (s.13)
[8] es-Sahiha (2/677)
[9] Taberi Tefsiri (7/92) Humeydi (27)
[10] Sahih mevkuf. el-Uşeyb, Cuz (no:44) Buhari Halku Ef’ali’l-İbad (s.66) Taberi (12/270).
[11] Taberi Tefsiri (12/268-272)
[12] Sahih. Taberani, Mucemu’l-Evsat (1/207) isnadında Muallel b. Nufeyl vardır. İbn Hibban onu es-Sikat’ta zikretmiş ve Taberani, Mucemu’s-Sagir’de sika olduğunu söylemiştir. Taberî, Tefsir’inde (12/270) diğer bir rivayet yoluyla mutabisini rivayet etmiştir.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)