Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Darussune Kitapları

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı


Çarşamba
Saat 19:00 Şeytanın Akidevî Tuzakları
Saat 20:00 el-Câddetu'l-Beydâ Şerhi

Cumartesi
Saat 19:00 Yâkûtetu'l-Mesânid Şerhi
Saat: 20:00 Sahih Tefsir Şerhi



12 Şubat 2019 Salı

Ashabın İhtilafı ve Raşid Halifelerin Sünneti Hakkında

İbn Hazm el-Endelusî, el-İhkâm fî Usûli’l-Ahkâm’da (6/76-78) şu açıklamayı yapmıştır:
“Rasûlüllâh sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Benim sünnetime ve Hulefâ’i Râşidîn’in sünnetine sarılın” sözünden, onun bize güç yetirilemeyecek olanı emretmeyeceğini öğrendik. Ondan sonra Hulefâ’i Râşidîn’in aşırı ihtilafa düştüklerini gördük. Bu durumda, dördüncüsü olmayan üç husustan birisi gerekir.
1- Ya ihtilaf ettiklerinin tamamını almamız ki, bu mümkün olmayan bir şeydir, güç yetirilemez. Çünkü onda bir şeyin hem kendisi, hem zıddı vardır. Ebû Bekir radıyallahu anh ile Âişe radıyallahu anha’nın görüşüne göre, bir kimsenin, kardeşlere vermeden dedeyi mirasçı kılması mümkün değildir. Ömer radıyallahu anh’ın görüşüne göre, dedeye üçte bir, geri kalan da kardeşlere verilir. Ali radıyallahu anh’ın görüşüne göre de, dedeye altıda bir, geri kalan, kardeşlere taksim edilir. İhtilaf ettikleri meselelerin hepsinde böyledir. Bu husus geçersizdir. Çünkü insanların bunu yapmaları mümkün değildir. Bu birinci husustur.
2- Ya da dilediğimiz birisini almamızın mübah olmasıdır. Bu, İslâm’dan çıkmak demektir. Çünkü böylesi, Allah Teâlâ’nın dininin bizim isteğimize havale edilmesi gibi bir durum meydana getirir. Birimiz dilediğini haram; dilediğini helal sayar. Birimiz diğerinin helal kıldığını haram hale getirir.
Allah Teâlâ’nın: “Bugün size dininizi tamamladım” (Mâ’ide 3)
Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Bunları aşmayın.” (Bakara, 229) ve:
Tartışmaya girmeyin” (Enfâl, 46) sözleri, bu bozuk olan hususu geçersiz hale getirir ve şunu gerektirir: O zaman haram olan, kıyamet kopuncaya kadar haramdır. O gün vacip olan kıyamet gününe kadar vaciptir. O gün helal olan, kıyamet gününe kadar helaldir. Yine, şayet onlardan birinin görüşünü alırsak, zarurî olarak diğerinin görüşünü terk etmiş oluruz ki bu takdirde onların sünnetine uymuş olmayız. Böylece bu da bizi zikredilen hadisin zıddına bir sonuca götürürdü ve ondan istenilen alınır veya yüz çevrilirdi. Biz zikredilen hadisin zıddına bir sonuca vardık. Bu, bize, Endülüs’te bizimle birlikte olan cahil bir müftüyü hatırlattı. Fetva istemek üzere kendisine iki kişi geldiğinde, fetvanın altına şöyle yazmıştı:
İki şeyhin (Ebû Bekir radıyallahu anh ile Ömer radıyallahu anh’ın) söylediği şekilde söylüyorum. İki şeyhin ihtilaf ettiği hükmüne varıldı.” Fetvaların altına söylediğimizi yazınca; oradakilerden birisi:
“İki şeyh ihtilaf etmiş” dedi. Bunun üzerine müftü şöyle dedi:
“Onlar ihtilaf ettiği için ben de ihtilaf ediyorum.”[1]
Bu iki husus geçersiz olunca, geriye sadece üçüncü husus kaldı. O da şöyledir:
Diyelim, onların ittifak ettiklerini aldık. Bu ancak, diğer sahabelerin onlarla birlikte ittifak ettikleri, Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine uyma ve onları söyleme konusundadır.
3- Yine Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’in, Hulefâ’i Râşidîn’e uyulmasını emretmesinde, mecburen şu iki husustan biri söz konusu olur.
a- Ya Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’in, onların sünnetinden başka sünnetler edinmelerini mübah kılması ki, bunu hiçbir Müslüman söylemez.
Bunu caiz kılan, inkâr ve irtidat etmiş olur, onun kanı ve malı helal hale gelir. Çünkü dinin tamamı ya vaciptir ya vacip değildir; ya haramdır, ya helaldir. Dinde, asla bu kısımlardan başka kısım yoktur. Kim, Hulefâ’i Râşidîn’in, Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’in getirmediği bir sünneti koymasını mubah görürse, bu kimse onların
- Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanında, ölünceye kadar helal olan bir şeyi haram kılmalarını;
- Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’in haram kıldığı bir şeyi helal kılmalarını;
- Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’in farz kılmadığını farz kılmalarını;
- Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiği ve ölünceye kadar kaldırmadığı bir farzı kaldırmalarını mübah kılmış olur.
Bu hususlardan birini caiz gören kimse, tartışmasız, bütün ümmetin ittifakıyla, müşrik kâfirdir. Başarı Allah’tandır. Bu husus, Allah’a hamd olsun, geçersizdir.
b- Veya Rasûlüllâh sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini uygularken onlara uyulması ki, biz bunu söylüyoruz. Hadis, asla bundan başka bir anlama gelmez.”


[1] Bu, kendisini herkesle çarpışmaya ehil görerek; olgunlaşmadan önce üzümü kurutan ve henüz tüyü bitmeden önce kendisini dev zannederek savaş alanlarına çıkan talebelerin misalidir. Sunum ve temsil yeteneklerini beğenerek kaslarını gösterir. Lakin tartışmaya girip imtihan edilince durumu ortaya çıkar ve sırt üstü yere düşer. Çünkü göklerde manevra yapmak için kanatlar mesabesinde olan; geniş ilim ve basiret yeteneğini kuvvetlendirmemiştir.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)