Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Sosyal Medyada “Ebu Muaz” Künyesini Kullananlar Hakkında Uyarı

Facebook, İnstagram, Twitter gibi sosyal medya programlarında “Ebu Muaz” künyesini kullanan veya “Darussunne” adıyla Facebook yayını yapa...

19 Ağustos 2018 Pazar

Tekfirci Bid’at Ehlinin Bir Şüphesine Cevap


 

Şüphe şöyle dile getiriliyor: “Biz bu toplumda işlediği şirk hakkında kendisine hüccet ulaşmış kimseye müşrik derken sizler böylelerine müşrik veya kâfir denmesine karşı çıkıyor, münafık diyorsunuz. Sünnette şirk işleyene münafık denildiğine dair deliliniz var mıdır? Şirk işleyene müşrik denir!”

Cevap: Bu şüpheyi dile getiren kimseler ne yaptıklarının farkında olmayan, sünneti, uydurmuş oldukları hevâlarına delil getirmek isterken ellerine yüzlerine bulaştırmış kimselerdir. Öncelikle bilmeleri gereken şu ki; la ilahe illallah kelimesini ikrar etmiş, kıblemize yönelmiş bir kimseye “müşrik” ya da “kâfir” denilmesinin sünnette yeri yoktur.

Enes b. Malik radıyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

مَنْ صَلَّى صَلاَتَنَا وَاسْتَقْبَلَ قِبْلَتَنَا، وَأَكَلَ ذَبِيحَتَنَا فَذَلِكَ المُسْلِمُ الَّذِي لَهُ ذِمَّةُ اللَّهِ وَذِمَّةُ رَسُولِهِ، فَلاَ تُخْفِرُوا اللَّهَ فِي ذِمَّتِهِ

Kim namazımızı kılar, kıblemize yönelir, kestiğimizi yerse o müslümandır. Allah’ın zimmeti ve rasulünün zimmeti onun üzerinedir. Allah’ın zimmetini gözetmemezlik etmeyin.”[1]

Cundub b. Abdillah radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

مَنْ صَلَّى صَلاتَنَا، وَاسْتَقْبَلَ قِبْلَتَنَا وَأَكَلَ ذَبِيحَتَنَا فَذَلِك الْمُسلم، لَهُ ذمَّة الله، وَذمَّة رَسُولِهِ

Kim namazımızı kılar, kıblemize yönelir, kestiğimizi yerse o Müslümandır. Allah’ın zimmeti ve rasulünün zimmeti onun üzerindedir.”[2]

Abdullah b. Mes’ud radiyallahu anh’den: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem el-Munzir b. Sâvâ’ya şöyle yazdı:

مَنْ صَلَّى صَلَاتَنَا، وَاسْتَقْبَلَ قِبْلَتَنَا، وَأَكَلَ ذَبِيحَتَنَا، فَذَاكُمُ الْمُسْلِمُ، لَهُ ذِمَّةُ اللهِ وَذِمَّةُ الرَّسُولِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

Kim namazımızı kılar, kıblemize yönelir ve kestğimizi yerse işte o müslümandır. Allah’ın zimmeti ve rasul sallallahu aleyhi ve sellem’in zimmeti onun üzerinedir.[3]

Ebu Hureyre radıyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

مَنْ صَلَّى صَلَاتَنَا، وَاسْتَقْبَلَ قِبْلَتَنَا وَأَكَلَ ذَبِيحَتَنَا، وَصَامَ شَهْرَنَا، فَذَلِكَ الْمُسْلِمُ، لَهُ ذِمَّةُ اللَّهِ وَذِمَّةُ رَسُولِهِ

Kim namazımızı kılar, kıblemize yönelir ve (Ramazan) ayımızın orucunu tutarsa o müslümandır. Allah’ın zimmeti ve rasulünün zimmeti onun üzerinedir.”[4]

 Bu hadisler açıkça göstermektedir ki, la ilahe illallah dedikten sonra kıblemize yönelen ve beş vakit namazı kılan kimse dünya hükümleri bakımından müslüman muamelesi görürler. Allah’ın zimmeti ve rasulünün zimmeti bunu gerektirir.

Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şehadeti getiren ve kıblemize yönelip beş vakit namaza devam eden Abdullah b. Ubey b. Selul ve daha başka münafıklara, kendilerinden küfür ve şirk olan sözler sâdır olsa da, İslam otoritesi karşısında yalan söyleyerek ve tevbe izhar ederek ikiyüzlülük yapan kimselere dünya hükmü bakımından müslüman muamelesi yapmıştır. Onlar otorite karşısında bu kaypaklığa başvurup, suçlandıkları sözleri söylemediklerine dair yalan söyleyip İslam’ı izhar ettikleri sürece Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onları öldürmemiştir. Halbuki onların tevbelerinde yalancı olduklarına dair ayetler dahi inmişti.

Nafi rahimehullah dedi ki:

قَالَ رَجُلٌ لابْنِ عُمَرَ: إِنَّ لِي جَارًا يَشْهَدُ عَلَيَّ بِالشِّرْكِ، فَقَالَ ابْنُ عُمَرَ: أَفَلا تَقُولُ: لَا إِلَهَ إِلا اللَّهُ فَتُكَذِّبَهُ

“Bir adam İbn Ömer radıyallahu anhuma’ya:

“Benim bir komşum var, benim aleyhimde şirk ile şahitlik ediyor (yani: müşrik olduğumu söylüyor)” dedi. İbn Ömer radıyallahu anhuma dedi ki:

“La ilahe illallah diyerek onu yalanlamadın mı?”[5]

Ebû Sufyan Talha b. Nafi rahimehullah şöyle demiştir:

سَأَلْتُ جَابِرًا وَهُوَ مُجَاوِرٌ بِمَكَّةَ وَكَانَ نَازِلًا فِي بَنِي فِهْرٍ فَسَأَلَهُ رَجُلٌ: هَلْ كُنْتُمْ تَدْعُونَ أَحَدًا مِنْ أَهْلِ الْقِبْلَةِ مُشْرِكًا؟ قَالَ: مُعَاذَ اللَّهِ فَفَزِعَ لِذَلِكَ. قَالَ: هَلْ كُنْتُمْ تَدْعُونَ أَحَدًا مِنْكُمْ كَافِرًا؟ قَالَ: لَا

“Mekke'yi ziyaret edip Fihr oğullarına konuk olan Câbir radıyallahu anh'e sordum. Sonra bir adam kendisine:

“Sizler ehl-i kıbleden hiç kimseyi müşrik olarak itham eder miydiniz?” diye sordu. Dedi ki:

“Allah’a sığınırım.” Adam bu cevaptan ürktü, sonra

“Onlardan hiç kimseye “kâfir” diye hitap eder miydiniz?” diye sordu.

“Hayır” dedi.”[6]

El-Ca’d b. Ebi Osman dedi ki:

حَدَّثَ سُلَيْمَانُ بْنُ قَيْسٍ الْيَشْكُرِيُّ، وَكَانَ مِنْ أَهْلِ الْبَيْتِ قَالَ: " قُلْتُ لِجَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ: أَفِي أَهْلِ الْقِبْلَةِ طَوَاغِيتٌ؟ قَالَ: لَا، قُلْتُ: أَكُنْتُمْ تَدْعُونَ أَحَدًا مِنْ أَهْلِ الْقِبْلَةِ مُشْرِكًا؟ قَالَ: لَا

“Ehlu Beyt’ten olan Suleyman b. Kays el-Yeşkurî şöyle anlattı: “Cabir b. Abdillah radiyallahu anhuma’ya: “Kıble ehlinde tagutlar var mıdır?” dedim. “Hayır” dedi. Dedim ki: “Sizler kıble ehlinden birine müşrik der miydiniz?” Yine: “Hayır” dedi.”[7]

Vehb b. Munebbih rahimehullah dedi ki:

وَسَأَلْتُ جَابِرًا هَلْ فِي الْمُصَلِّينَ مِنْ طَوَاغِيتَ؟ قَالَ: لاَ، وَسَأَلْتُهُ هَلْ مِنْهُمْ مُشْرِكٌ؟ قَالَ: لاَ

“Cabir radiyallahu anh’e: “Namaz kılanlar arasında tagutlar var mıdır?” diye sordum, “Hayır” dedi. “Onlardan müşrik olan var mıdır?” dedim. Yine “Hayır” dedi.”[8]

Günümüzde ise şehadet getiren, kıblemize yönelip namaz kılan bazı insanlar, şirk koşmaya, küfür sözler ve fiiller işlemeye devam ediyorlar, bazılarına bu konudaki hüccet ulaşmış olmasına rağmen İslam otoritesinin bulunmayışı sebebiyle şirk ve küfür eylemlerinde ısrar ediyor ve müslümanlık iddia ediyorlar. İşte böylelerine münafık demek ve onlara münafık muamelesi yapmak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünneti ve ashabının menhecidir. La ilahe illallah diyen, kıblemize yönelip beş vakit namazı kılan kimselere “kâfir/mürted” veya “müşrik” demek ise haricilerin ve onların yolunda giden diğer bid’at ehlinin menhecidir:

Humeyd b. Hilal rahimehullah dedi ki: 

عَنْ عُبَادَةَ بْنِ قُرْصٍ قَالَ: جَاءَ يَغْزُو حَتَّى بَلَغَ قَرِيبًا مِنَ الْأَهْوَازِ فَسَمِعَ أَذَانًا فَلَمَّا جَاءَ إِلَيْهِمْ فَرَأَوْهُ، قَالُوا: مَا جَاءَ بِكَ يَا عَدُوَّ اللَّهِ؟ قَالَ: مَا أَنْتُمْ بِإِخْوَتِي؟ قَالُوا: أَنْتَ أَخُو الشَّيْطَانِ، قَالُوا: لَنَقْتُلَنَّكَ قَالَ: أَمَا تَرْضَوْنَ مِنِّي مَا رَضِيَ بِهِ مِنِّي رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ؟ قَالُوا: وَمَا رَضِيَ مِنْكَ؟ قَالَ: أَتَيْتُهُ وَأَنَا كَافِرٌ فَشَهِدْتُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ فَخَلَّى سَبِيلِيَ» فَقَتَلُوهُ

“Ubade b. Kurs el-Leysî radiyallahu anh gazveye çıktı ve Ahvaz yakınlarına geldi. Bir ezan işitti, onların yanına gidince kendisini gördüler ve:

“Neden geldin ey Allah’ın düşmanı?” dediler. O da:

“Siz kardeşlerim değil misiniz?” dedi. Onlar: “Sen şeytanın kardeşisin. Seni öldüreceğiz” dediler. Ubade radiyallahu anh:

“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in benden duyup razı olduğu şeye razı olmaz mısınız?” dedi. Dediler ki:

“Senden ne konuda razı oldu?” Şöyle anlattı:

“Ben kâfir olarak onun yanına gittim. Sonra Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve onun Allah’ın rasulü olduğuna şehadet getirdim. O da beni serbest bıraktı.” Fakat onlar yine de onu yakalayıp öldürdüler.”[9]

Bu rivayetten anlıyoruz ki, o dönemin haricileri de, günümüzdekilere benzer endişeler taşıdıklarından olsalar gerek, La ilahe illallah sözünü yeterli bulmamışlardı ve kendilerine namaz kılmak için gelerek selam verene, toplumu tekfir etmelerinden dolayı, Allahın düşmanı diye hitap etmiş ve öldürmüşlerdi.

Hariciliğin bir başka bariz özelliği de, Kâfirler hakkındaki ayetleri Müslümanlar hakkında tevil ederek tekfir etmeleridir. Nitekim Bukeyr b. Abdillah el-Eşecc rahimehullah, Nafi rahimehullah’a: “İbn Ömer radiyallahu anhuma’nın Haruri’ler hakkındaki görüşü nasıldı?” diye sorunca şöyle demiştir:

كَانَ يَرَاهُمْ شِرَارَ خَلْقِ اللَّهِ انْطَلَقُوا إِلَى آيَاتِ الْكُفَّارِ فَجَعَلُوهَا فِي الْمُؤْمِنِينَ

“İbn Ömer radiyallahu anhuma onları Allah’ın yarattığı en şerli insanlar olarak görür ve şöyle derdi: “Onlar kâfirler hakkında inen âyetleri mü’minler üzerinde uyguluyorlar.”[10]

Hulasa: Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat, fiil ve fail ayrımı yapar, ehl-i kıbleden birisi şirk veya küfür fiilinde bulunduğu zaman, yetki sahibi İslam kaza sistemi ona hücceti ikame edip tevbeye çağırır. Tevbe ederse ne ala, etmezse öldürülür. Münafıklar ise böyle bir hüccet ikamesi ve tevbeye çağırma karşısında samimi olmayarak tevbe ettiklerini, müslüman olarak kalmaya devam ettiklerini söylerler. Bu yüzden cezadan kurtulurlar. Yani bugün İslam devleti olsaydı ve günümüz münafıkları tevbeye çağırılsalardı münafıkça tevbe edip yine tekfir ve onun cezasından kurtulmaları söz konusu idi. Yaptırım sahibi bir İslam kaza sisteminin söz konusu olmadığı bu zamanda bazı kimseler nasıl oluyor da, ehl-i kıbleden birilerini, sırf “onlara hüccet ulaşmıştır” iddiasıyla müşrik veya mürtet bir kafir olduklarını söyleyebiliyorlar?

Günümüzdeki ehl-i sünnet ilim ehli, hüccetin ulaştığına kanaat ettiği muayyen/belirli şahıslara ancak “zındık/münafık” diye hükmeder, onların kanlarını, mallarını helal saymaz, mürtet olduğuna hükmetmez. Kıble ehlinden birinin irtidatına hükmetmek ancak İslam kadısının mevcut olduğu, istitâbe uygulamaya ve bunun neticesinde tevbe edilmediği takdirde ölüm cezası vermeye yetkisinin bulunduğu durumlar hakkında geçerlidir. İnşaallah bu açıklamalar, zamanımızda kıble ehlini mürtet sayan Haricî ekolü veya "Müslümanlar arasında münafık yoktur" diyen Mürcie ekolü üzerinde hareket eden pekçok kimselerin - hatta Arap aleminde aralarında âlim olanlar da vardır - yanlışlarını fark etmenize vesile olur.




[1] Sahih. Buhari (391) Nesâî (4997) İbn Mende el-İman (195) el-Muhallisiyyat (1825) Beyhakî (2/3)
[2] Sahih. Taberani (2/162) Ru’yani (954) el-Muhallisiyyat (1393) İbn Adiy (2/454) El-Esbehani el-Hucce (442)
[3] Sahih ligayrihi. Taberânî (10/152, 20/355) Ebu Nuaym Ma’rife (6100) Bkz.: Ebu Ubeyd el-Emval (51) Ebu Yusuf el-Harac (268)
[4] Hasen ligayrihi. İshak b. Rahuye (407) Taberânî Musnedu’ş-Şamiyyin (2363) Ebu Yusuf el-Harac (270) isnadında Kulsum b. Muhammed vardır. “Ramazan ayımızın orunu tutarsa” kısmı sadece onun tarikinden geldiği için bu kısım zayıftır.
[5] Hasen mevkuf. El-Esbehani el-Hucce (443) Buhari Tarihu’l-Kebir (7/99) İbnu’l-Mukri Mu’cem (729)
[6] Muslim'in şartına göre sahih. Ebu Ya’la (4/207) Taberani el-Evsat (Mecmau’l-Bahreyn 162) İbnu’l-Buhteri Musannefat (678) Şeceri Emali (60) el-Esbehani el-Hucce (439) İbn Tahir el-Makdisi el-Hucce (2/596) İbn Hacer el-Metalibu’l-Aliye (2998) Heysemi Mecma’da (1/107): ricali sahihin ricalidir dedi. Hafız İbn Hacer Metalibu’l-Aliye’de sahih demiştir. Ebu Ubeyd, Kitabu’l-İman’da rivayet etmiş, muhakkiki Şeyh el-Elbani rahimehullah (s.98) “İsnadı, Muslim’in şartına göre sahihtir” demiştir.
* Aynısını Süleyman b. Kays el-Yeşkuri, Cabir radıyallahu anh’den rivayet etmiştir. Isnadı sahihtir:
[7] Sahih mevkuf. El-Lalekai İtikad (2008)
[8] Hasen mevkuf. Haris b. Ebi Usame Musned (35) Mervezi Ta’zimu Kadri’s-Salat (889) İbn Hacer Metalibu’l-Aliye (2997)
[9] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. İbn Kani Mu’cem (2/192) Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (8/370) Buhârî Tarih (6/93) Ebu Arube el-Harrani Munteka Min Tabakat (s.47) Taberani Evsat (8/255)
[10] Fethu’l-Bari (12/286) İbn Hacer: “Senedi sahihtir” demiştir.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)