Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

5 Ağustos 2025 Salı

İlim Talebesi mi, İlim Avâresi mi?

Bismillah.

İlme sevdalı olduğunu, ilim öğrenmeyi arzu ettiğini iddia eden birçok kimse ilmin nasıl talep edilmesi gerektiğini, bu işin edeplerini bilmiyor, bunları öğrenmiyor, öğrense de edepleri gözetmiyor, hatta ilmin nasıl öğrenilmesi gerektiğini bile hocalara sormaya kalkışıyor!

Hâlbuki ilim öğrenme arzusu, insanın içinde bulunması gereken bir cevherdir. İçinde bu cevherin bulunduğu kimse ilmi öğrenmenin vesilelerine sarılır. Bu vesilelere sarılmadan öğrenme iddiasında bulunan ilmin talebesi değil ancak avâresi olur!

Bu yüzden bu avârelerin çok kitap okuduğunu, çok ilim konuştuğunu görsen de bal yapamayan eşek arıları gibi olduklarını, vızıldaması dışında bal arısına benzeyen bir şeyleri olmadıklarını görürsün!

İlmin vasıtaları vardır. Sen bir nebi misin ki Allah ilmi vasıtasız olarak senin kalbine koyacak?

Öyle ki, Allah, en seçkin nebisi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e dahi Cibril’i bir öğretici olarak göndermiştir.

Allah’ın ilk emrinin “Oku” kavli olduğunu herkes bilir. Okunması emredilen şey, Allah’ın adıyla okunması gereken şeydir:

اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ

Yaratan rabbinin ismiyle oku!” (Alak 1)

Bu ayetleri dünyevî ilimleri okumaya hatta sapıkça felsefeleri okumaya bile alet edenleri, kâfir devletlerin saptırıcı okullarına çocukları göndermeye alet edenleri bile görüyoruz!  

Bre şeref yoksunu andavallar! Yaratan rabbinin adıyla mı okunuyor okullarınızdakiler?! Okullarınızdan ancak rabbe isyankâr, rabbi inkâr eden veya rabbe ortak koşan nesiller çıkarmıyor musunuz? Ey Allah adına aldatan şeytanların kardeşleri!

Vızıltının bal arısından mı yoksa eşek arısından mı geldiği, yani ilim talebesi ile ilim avâresi arasındaki en önemli farklar konusuna dönecek olursak, bunlardan birisi, yukarıda geçen ayetin devamında gelen şu ifadelerde saklıdır:

اقْرَأْ وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُ * الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ * عَلَّمَ الْإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ

Oku, rabbin en büyük kerem sahibidir.  Ki O, kalemle öğretendir. İnsana bilmediğini öğretti.” (Alak 3-5)

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in, kendisine öğretici olarak gelen Cibril aleyhi's-selâm’dan ilk telakki ettiği ayetler bunlar olmuştur! Kendisi de ümmete bu işin yollarını öğretmiştir:

Ebu’d-Derdâ radıyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

إِنَّمَا الْعِلْمُ بِالتَّعَلُّمِ

İlim ancak öğrenmek ile elde edilir...”[1]

Yani ilim ancak ilmin vesilelerine sarılmakla elde edilir.

Yine “İlmi kitabetle kaydedin” yani yazarak bağlayın buyurmuştur.

Enes b. Mâlik radiyallahu anh dedi ki: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

قَيِّدُوا الْعِلْمَ بِالْكِتَابِ

İlmi kitap (yazı) ile kayıt altına alın.”[2]

Evet, Allah kalemle öğretendir. Yani ilim talebinin olmazsa olmazı yazmaktır. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de, zikrettiğim hadislerde ilim talebinin iki olmazsa olmaz şartına işaret etmiştir. Bunlardan birincisi ilmi, ehli olan hocadan öğrenmek, ikincisi de ilmi kaydetmek/yazmaktır. İlim ya sadırlara, ya satırlara yazılarak kaydedilir.

Sadırlara yazmak; kalbin yeri olan göğüslerde hıfzetmektir. Zira ilmi ezberlemenin yeri kalplerdir, beyinsizlerin zannettikleri gibi, “beyinler/kafalar” değildir!

Satırlara yazmak ise kâğıtlara, defterlere kalemle yazmaktır.

İlmin bu iki tespit şekline şu hadiste işaret edilmiştir:

Ebu’d-Derdâ radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

خذوا العلم قبل أن يذهب قلنا وكيف يذهب العلم والقرآن بين أظهرنا قد أثبته الله في قلوبنا وأثبتناه في مصاحفنا نقرأه ونقرئه أولادنا فأنصت ثم قال هل ظلت اليهود والنصارى الا والتوراة بين أظهرهم ذهاب العلم ذهاب العلماء

Kaybolmadan önce ilmi edinin.” Biz dedik ki: “İlim nasıl kaybolur? Kur’ân aramızdadır, Allah onu kalplerimizde sabit kıldı, biz de mushaflarımızda tespit ettik, çocuklarımıza da okutuyoruz.” Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sustu, sonra şöyle buyurdu:

Yahudi ve Hristiyanların aralarında Tevrat durmuyor mu? İlmin kaybolması âlimlerin gitmesiyledir.”[3]

Bu hadis daha başka sahabeden de rivayet edilmiştir. Burada “Allah onu kalplerimizde tespit etti” kısmı sadırların ilmi kaydetmesine, “Biz de mushaflarımızda tespit ettik” kısmı satırlarda ilmin kaydedilmesine işarettir.

Bu hadisin ravisi Ebu’d-Derda radıyallahu anh de ilmin öğrenilmesinin âlimlerden okuyarak öğrenmek olduğuna şu sözünde işaret etmiştir:

Salim b. Ebi’l-Ca’d rahimehullah’tan: “Ebu’d-Derdâ radiyallahu anh dedi ki:

تَعَلَّمُوا الْعِلْمَ قَبْلَ أَنْ يُقْبَضَ فَإِنَّ قَبْضَ الْعِلْمِ قَبْضُ الْعُلَمَاءِ وَإِنَّ الْمُتَعَلِّمَ وَالْمُعَلِّمَ فِي الأَجْرِ سَوَاءٌ

“Kaldırılmasından önce ilmi öğrenin. Zira ilmin kaldırılması, âlimlerin vefat etmeleridir. Öğreten ve öğrenen ecirde eşittirler.”[4]

Şu halde ilim talebesinde iki şey yoksa o bal yapmadan vızıldayan eşek arıları gibi boş sözler duydurur, vahyi hevâsına uydurur, kovalara kelam ve felsefeyle bulanmış su koydurur

Dikkat edin o iki şeyden birincisi, ilmin ehli olan hocadır, onun derslerine edep, insat,  insaf ve sabırla devam edip vefâ göstermek, ikincisi de ilmi kalemle yazmak, sonra kalple ezberlemektir.

Kalemle yazmayan ilim öğrenmiş değildir!  Hızlı yazamayan günümüzde teknolojik imkânlardan faydalanıp kayıt cihazıyla ses kaydı yapar, sonra bunları kalemle yazıya geçer, sonra yazdıklarını hocasına arz ederek onay alır.

Yanında kalem, defter ve kayıt cihazı taşımadan, ilmi eliyle yazmadan, okuduğu ilim kitaplarından not alıp yazmadan: “Ben ilmi ve âlimleri, kitap okumayı seviyor, âlimlere yakın olmak istiyorum” deyip de anlatılanları yapmıyorsan ilmin talebesi değil, avaresi olursun. (Tembelliği şiar edinmiş eblehler bir deftere not edip yazmak yerine kitapta önemli gördüklerinin altını çiziyorlar, kitaba da zarar veriyorlar! Külliyen zararlı mahlûklar!)

Bu yüzden Hüdai’nin dediği gibi;

Hakikat şehrine yolcu değilsen

Ne yolcuyu eğle ne yolu incit



[1] Hasen. Taberânî Mu'cemu'l-Evsat (2663) Tbaerani Musnedu’ş-Şamiyyin (2103) Temmam Fevaid (1444) Darekutni el-İlel (1085) Hatib Tarih (5/201) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (5/174) İbn Şahin et-Tergib (243) İbn Asakir Tarih (18/97) Deylemi (1367) el-Elbani es-Sahiha (342, 2161)

[2] Buhârî'nin şartına göre sahih. Kudâi Musnedu’ş-Şihab (637) Ebu Nuaym Ahbaru İsbehan (2/228) el-Muhalledi Fevaid (el yazma no: 323) Ebu’ş-Şeyh Tabakat (1221) el-Muhallisiyyat (556, 1567) Luveyn el-Masisi Cüz (54) er-Ramehurmuzi Muhaddisu’l-Fasıl (s.368) Hatib Tarih (10/46) Hatib Camiu Ahlaki’r-Ravi (440) İbn Abdilber Camiu Beyani’l-İlm (395) İbn Asakir Tarih (37/353) el-Elbani es-Sahiha (2026)

[3] Sahih. Sa’lebi el-Keşfu ve’l-Beyan (5/300) Tirmizî (2653)

[4] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. el-Cevherî Musnedu’l-Muvatta (18) Dârimî (327) İbn Abdilberr Camiu Beyani’l-İlm (1036)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)