Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

29 Ağustos 2025 Cuma

Dünyanın Şekli Konusunda İbn Teymiyye'nin Çelişkisi

 İbn Teymiyye Risaletu’l-Arşiyye kitabında (s.13-15) şöyle demiştir:

“Meşhur Ebu Zer radıyallahu anh hadisinde şöyle geçer:

قُلْت يَا رَسُولَ اللَّهِ أَيُّمَا أُنْزِلَ عَلَيْك أَعْظَمُ؟ قَالَ آيَةُ الْكُرْسِيِّ ثُمَّ قَالَ يَا أَبَا ذَرٍّ مَا السَّمَوَاتُ السَّبْعُ مَعَ الْكُرْسِيِّ إلَّا كَحَلْقَةِ مُلْقَاةٍ بِأَرْضِ فَلَاةٍ وَفَضْلُ الْعَرْشِ عَلَى الْكُرْسِيِّ كَفَضْلِ الْفَلَاةِ عَلَى الْحَلْقَةِ

“Dedim ki: “Ey Allah’ın rasulü! Sana indirilen en büyük şey nedir?” Buyurdu ki:

Ayetu’l-Kursi’dir.” Sonra şöyle buyurdu: “Ey Ebu Zer! Kürsiye karşı yedi kat gökler ancak boş bir araziye atılmış bir halka gibidir. Arşın kürsi üzerine fazlalığı, arazinin halka üzerine fazlalığı gibidir.” Hadisin birçok rivayet yolları olup Ebu Hatim b. Hibban Sahih’inde, Ahmed Musned’de ve başkaları rivayet etmişlerdir.

Arşın kubbe şeklinde olduğuna delil getiren, Sunenu Ebi Davud’da ve başka kaynaklarda Cubeyr b. Mut’im radıyallahu anh’den gelen şu hadise dayanmışlardır:

أَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَعْرَابِيٌّ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ جهدت الْأَنْفُسُ وَجَاعَ الْعِيَالُ وَهَلَكَ الْمَالُ فَادْعُ اللَّهَ لَنَا فَإِنَّا نَسْتَشْفِعُ بِك عَلَى اللَّهِ وَنَسْتَشْفِعُ بِاَللَّهِ عَلَيْك فَسَبَّحَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى عُرِفَ ذَلِكَ فِي وُجُوهِ أَصْحَابِهِ وَقَالَ وَيْحَك! أَتَدْرِي مَا تَقُولُ؟ إنَّ اللَّهَ لَا يُسْتَشْفَعُ بِهِ عَلَى أَحَدٍ مِنْ خَلْقِهِ شَأْنُ اللَّهِ أَعْظَمُ مِنْ ذَلِكَ إنَّ اللَّهَ عَلَى عَرْشِهِ وَإِنَّ عَرْشَهُ عَلَى سَمَوَاتِهِ وَأَرْضِهِ هَكَذَا وَقَالَ بِأَصَابِعِهِ مِثْلَ الْقُبَّةِ

“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bir bedevi gelip dedi ki: “Ey Allah’ın rasulü! Canlar yoruldu, aileler aç kaldı, mallar helak oldu. Bizim için Allah’a dua et. Zira biz seni Allah’a şefaatçi kılıyoruz, Allah’ı da sana şefaatçi kılıyoruz.” Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem tesbih etti, ashabının yüzlerinde de hoşnutsuzluk belirdi. Buyurdu ki:

Yazık sana! Ne söylediğini biliyor musun? Muhakkak ki Allah, mahlûkundan kimseye şefaatçi kılınmaz! Allah’ın şanı bundan yücedir! Muhakkak ki Allah arşının üzerindedir. O’nun arşı göklerinin ve yerinin üzerinde şu şekildedir” Bu sırada parmaklarıyla kubbe gibi şekil yaptı.” Bir lafzında şöyledir:

وَإِنَّ عَرْشَهُ فَوْقَ سَمَوَاتِهِ، وَسَمَوَاتُهُ فَوْقَ أَرْضِهِ هَكَذَا وَقَالَ بِأَصَابِعِهِ مِثْلَ الْقُبَّةِ

Muhakkak ki O’nun aşrı göklerinin üzerindedir. Gökleri de yerinin üzerinde şu şekildedir” Bu sırada parmaklarını kubbe gibi yaptı.”

Bu hadis kubbe şekline delalet etmektedir. Aynı şekilde Firdevs’in cennetin ortasında ve en yüksek yerinde olduğuna dair sözü de böyledir. Onun tavanı Rahman’ın arşıdır. Onun üzerinde Rahman’ın arşı vardır. Orta yerin en yüksek yer olması ancak dairesel olması halinde olur. Bu da onun feleklerden bir felek olmadığını, bilakis eğer takdir edilirse onun bütün feleklerin üzerinde olduğunu gösterir. Birisi: “Arş bütün felekleri kuşatmıştır” dese veya “Arş, onları kuşatmaksızın onların üzerindedir” dese fark etmez. Nitekim yerin en yüksekte olan kısmı, yere dahil olduğu halde onu kuşatmış değildir.

İyas b. Muaviye şöyle demiştir:

السَّمَاءُ عَلَى الْأَرْضِ مِثْلُ الْقُبَّةِ

“Sema yerin üzerinde kubbe gibidir.”

Bilindiği üzere felek de aynı şekilde daireseldir. Lakin kubbe lafzı, dairenin yüksek yeri olmasını gerektirir. Ayrı bir delil olmadıkça her tarafının daire şeklinde olmasını gerektirmez.

Felek kelimesi mutlak olarak dairesel olmaya delalet eder. Allah Teâla’nın şu kavlinde olduğu gibi:

وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ

O geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Bunların hepsi bir felekte (yörüngede) yüzerler.” (Enbiya 33)

لَا الشَّمْسُ يَنْبَغِي لَهَا أَنْ تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ

Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Hepsi bir felekte (yörüngede) yüzerler.” (Yasin 40)

Bunlar, felek (yörüngenin) mutlaka dairesel olmasını gerektirir. Nitekim İbn Abbas radıyallahu anhuma şöyle demiştir:

فِي فَلْكَةٍ مِثْلُ فَلْكَةِ الْمِغْزَلِ

Tıpkı yün eğirme aletindeki topaç gibi dönerler.”

Kubbe lafzına gelince, bu manaya aykırı değildir. Ne nefyeder, ne de ispat eder. Lakin dairesel olup yüksek kısmının yere konmuş kubbe gibi olduğuna delalet eder.

Nitekim bazısı şöyle demiştir: “Felekler, semalardan başkadır.” Lakin bir başkası onun bu sözünü reddederek şöyle demiştir

“Allah Teala şöyle buyurmuştur:

أَلَمْ تَرَوْا كَيْفَ خَلَقَ اللَّهُ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ طِبَاقًا وَجَعَلَ الْقَمَرَ فِيهِنَّ نُورًا وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِرَاجًا

Allah’ın yedi göğü tabakalar halinde nasıl yarattığını görmezler mi? Onların içinde ayı bir nûr kılmış, güneşi de bir çerağ yapmıştır.” (Nuh 15-16) Allah, ayın bunların içinde olduğunu ve onun felekte olduğunu haber vermiştir.”

Bu konunun detayına inilecek yer burası değildir.

Bu konuda tahkik şudur: Hesap ilminden sahih olarak elde edilen bilgi, vahiyde gelenlere aykırı olmaz. Sahih vahiy bilgileri de sahih aklî bilgilere aykırı olmazlar. Nitekim bu ve buna benzer konuları başka bir yerde ayrıntılı açıkladık. Muhakkak ki buna benzer konularda insanlardan birçok kimseye problemli gelen şeylerin açıklanmasına ihtiyaç vardır. Zira “Akıl ile biliniyor” denilen şeyi, “Vahiyle biliniyor” denilen şeye aykırı görmekte, böylece her grup ilmini kavrayamadığı şeyi yalanlamaktadır. Hatta durum o hale geldi ki, kelamcılardan bir topluluk felekler konusunda dinden veya akıldan bir delilleri olmadığı halde felsefecilere itiraz ederek konuşmaya başladılar. Bu kelamlarıyla dine destek olduklarını zannediyorlar. Halbuki onların inkar ettikleri arasında dinden delillerle bilinen şeyler de vardır!

Felsefe yapanlar ve onlara tabi olanların gayesi ise hissî olarak şahit oldukları şeylere delil getirmektir. Bundan ötesini bilmezler…”

İbn Teymiyye burada göklerin dairesel (yuvarlak) olduğunu, göklerin yeryüzü üzerinde kubbe şeklinde olduğunu açıklamıştır. Bu da dünyanın zeminin düz, etrafının yuvarlak, göklerin de yeryüzü üzerinde kubbe şeklinde olduğu demektir. Böylece İbn Teymiyye, başka bir yerde (Mecmuu’l-Fetava 5/150) felsefecilerden alıp etkilenerek söylediği şu sözlerle çelişmiş olmaktadır:

 “Bil ki yerin küre şeklinde olduğunda ittifak ettiler. Onun çoğunluğu suyla çevrelenmiştir. Kara onun aşağı yukarı altıda biridir. Su da yine yerin her yanından kubbe şeklindedir. Onun üzerindeki su ile sema arası bizimle başlarımızın üzeri arası gibidir. Yerin altında ancak yerin merkezi vardır. Bizim için ancak aşağı ve yukarı yönleri sözkonusudur. Diğer yönler insanın farklı konumlarına göredir. Yerin yukarısı her tarafta yeryüzüdür. Yerin aşağısı ise yeryüzünün altı ve merkezidir…”

Çelişki şuradadır: Risaletu’l-Arşiyye kitabından tercüme ettiğim kısımda İbn Teymiyye, semanın yeryüzü üzerinde kubbe şeklinde olduğuna dair nakilleri vererek kabul etmiş ve şöyle demişti:

“Bilindiği üzere felek de aynı şekilde daireseldir. Lakin kubbe lafzı, dairenin yüksek yeri olmasını gerektirir. Ayrı bir delil olmadıkça her tarafının daire şeklinde olmasını gerektirmez… Kubbe lafzına gelince, bu manaya aykırı değildir. Ne nefyeder, ne de ispat eder. Lakin dairesel olup yüksek kısmının yere konmuş kubbe gibi olduğuna delalet eder.”

Böylece bu ifadelerden İbn Teymiyye’nin dünyanın zeminin düz ve semanın onun üzerinde kubbe olmasını kabul ettiği anlaşılmaktadır. Zira kubbe lafzı bunu gerektirir. Şayet dünya tam bir küre şeklinde olsaydı kubbeden bahsetmek anlamsız olurdu. Mecmuu’l-Fetava’da ise yerin küre şeklinde olduğunu söyleyerek tezata düşmüştür!

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)