Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Darussune Kitapları

Daru's-Sunne kitaplarını kitap satış sitelerinden temin edebilirsiniz. Sitemizden perakende kitap satışı yapılmamaktadır.

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı


Çarşamba
Saat 19:00 Şeytanın Akidevî Tuzakları
Saat 20:00 el-Câddetu'l-Beydâ Şerhi

Cumartesi
Saat 19:00 Yâkûtetu'l-Mesânid Şerhi
Saat: 20:00 Sahih Tefsir Şerhi



30 Temmuz 2016 Cumartesi

Ehl-i Kıble Arasındaki Fitneden Uzak Durmanın Manası


Naslarda ve ümmetin salih selefinin nasihatlerinde geçen; ümmet arasındaki fitnelerden sakındırma ile ilgili yönlendirmeler bir çok defa yanlış yerde kullanılmakta, algı tahrifi yapılmaktadır.
Bazen sünnet ehlinin bid'at ehlinden sakınması ve sakındırması da ümmet içinde bir fitne ayrılığı zannedilmektedir. Halbuki din tamamlanmıştır, dinin sahih nasları insanları hidayet ve nura çıkarmaktadır. Fakat sahih naslara tutunduklarını zannettikleri halde, selefin menhecini ve bu menhecde sebat eden ilim ehlinin rehberliğini terk ettikleri için müteşabihlere tutunan ve aslında hevalarına uyan kimseler, hak ehline muhalefet edip ayrılık çıkarmakta, fırka olmakta ve bunun sonucu olarak da hecr edilmeyi ve reddedilmeyi hak etmektedirler. Onlar kendilerine tabi olanları ancak sapıklık ve karanlığa çıkarırlar.
Hak menhecden sapanlara karşı ilim ehli sakındırma yaptığı zaman, selefin menhecinden bîhaber kimseler; önce bunun her bir taraftan uzaklaşılması gereken bir fitne olduğu zannına kapılmakta, sonra da hak ehlini yardımsız bırakıp, bâtıla destek olur hale gelmektedirler. Halbuki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, kendisinden sonra bu ümmette her nesilde hakkı müdafaa eden, kendilerini hakka nispet ederek bâtıl sokuşturmaya çalışanları reddeden kimselerin geleceğini müjdelemiş, hakka sarılanların kor avuçlar gibi garip kalacaklarını haber vermiştir.
İlim talebi için yemeğinden, konuşmasından, uykusundan hiçbir fedakarlıkta bulunmamış, sadece ilim ehli tarafından ortaya konmuş delilleri alıp, bir nevi hazıra konarak, detaylarını bilmedikleri konularda, ilim ehline karşı, yine onlardan yarım yamalak öğrendikleri şeylerle kafa tutan bir avam sınıfı, bu delilleri hevalarını desteklemek için suiistimal eder olmuş, kendilerinin sahip olmadıkları şeylerle doymuş görüntüsü vererek başkalarına karşı nefsani üstünlük yarışına girmişlerdir. Taassup ve taklid kelimelerinin dahi ne manaya geldiğini bilmeyen kimseler, bu tabirlerle, kendilerinin cehaletini ortaya koyan herkesi itham eder olmuşlardır.
İlim sahibi olmayan kimseler, Menhec alimlerinin bid'at ve bid'atçi hakkında verdiği hükümleri cahil cesaretiyle eleştirerek, kendilerinin güya taassup ve taklidçi olmadıkları için ilim ehlinin bu görüşüne katılmadıklarını söylüyorlar! İlim sahibi olmayan görüş sahibi olamaz. İlim ehlinin bu şehadetine katılmak veya katılmamak gibi bir yorum hakkı yoktur! Kendisinden bid'at ve muhalefet sadır olan kişinin ne zaman bid'atçi muamelesi göreceğini, ne zaman görmeyeceğini ilim ehli takdir eder. Bu vazife, ilim ehli üzerinde bir vebaldir. Ferdî kulluğunda dahi naslara muhatap olmaktan aciz kimselerin bu alana tecavüzü hadsizliktir.
Abdullah b. Amr radıyallahu anhuma'dan: Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "İsrailoğullarından bir zata bir adam misafir oldu. adamın evinde, doğurması yakın hamile bir köpek vardı. Köpek: "Vallahi ben sahibimin misafirlerine havlamam" dedi. Ama bu sefer karnındaki eniği havladı. "Bu da nedir?" diye sordular. Derken Allah Teala içlerinden bir zata şöyle vahyetti: "Bu sizden sonra gelecek bir ümmetin misalidir. Onların beyinsizleri, akıllılarını bastırır." Hadisi Ahmed, Taberani ve Bezzar rivayet etmiştir. Bkz.: Mecmau'z-Zevaid (no:12206)
Nasları yerli yerinde değerlendirememiş olmaları mezkur heva ehlinin cehaletinin ne denli tehlikeli olduğunu ortaya koymaktadır.
Sahih naslarda gelen ve ümmet arasında meydana geldiğinde taraflardan uzaklaşmayı emreden ifadeler ise, yönetim için savaşanlar hakkındadır. Afganistan'da, Mısırda, Suriye'de, Libya'da, Türkiye'de olan çatışmalar gibi.
İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, Muhammed b. Mesleme radıyallahu anhe bir kılıç vererek şöyle buyurdu:
"Müşriklerle (kâfirlerle) savaşıldığı sürece onlara karşı savaş. İki kılıcın Müslümanlar arasında gidip geldiğini görürsen, kılıcını körelinceye kadar bir kayaya vur. Sonra da ölüm gelinceye ya da şaşkın bir el sana uzanıncaya kadar evinde otur." (Taberani (12/230) ravileri sika olan bir isnadla rivayet etmiştir. bkz.: Mecmau'z-Zevaid (12329)
Muhammed b. Mesleme radıyallahu anh dedi ki: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ey Muhammed! İnsanların dünya için birbirleriyle çarpıştıklarını gördüğün zaman kılıcınla Harre'deki en büyük kayanın yanına git ve onu kırılıncaya kadar kayaya vur. Sonra şaşkın bir el sana uzanıncaya veya ecel gelinceye kadar evinde otur." (Taberani Evsat (2/73) ravileri sika olan bir isnadla rivayet etmiştir. Mecmau'z-Zevaid 12327)
Servan b. Milhan'dan: "Mescidde oturuyorduk. Derken Ammar b. Yasir radıyallahu anhuma yanımıza çıkageldi. "Bize fitneler hakkında Rasulullah'tan işittiklerini anlat" deyince şöyle dedi: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu işittim:
"Benden sonra öyle bir topluluk zuhur edecektir ki onlar yönetime hakim olacaklar, bu uğurda birbirlerini öldüreceklerdir." Ahmed (4/263) Ebu Ya'la (2/312) ve Taberani hasen bir isnadla rivayet etmişlerdir. Mecma (12281)
Fitneye düşen bu topluluklar, dünyevi emellerine ulaşabilmek için dini alet ederek muhaliflerini mürtet sayarak tekfir etmişlerdir. İşte rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem birbirlerinin kanlarını yönetime veya dünyalığa ulaşmak için öldüren böylesine şaşkın toplulukların fitnesinden sakındırmıştır.
Rasullerin daveti, yönetimlerle savaşmak şeklinde gerçekleşmemiştir. İbrahim aleyhisselam, yaşadığı ülkenin halkına ve idarecisine hakkı tebliğ etmiş, onların zulmüne sabretmiş, fitne ve karışıklığa mahal vermemiş, zulümden hicret etmiştir.
Musa aleyhisselam israiloğullarını Firavun'a karşı savaşmaya çağırmamış, kavmiyle beraber zulümden hicret etmiştir.
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Mekke döneminde halka hakkı tebliğ etmiş, kendisine tabi olanlara Kureyş'e karşı ayaklanmalarını emretmemiş, bilakis hicrete gücü yetene hicreti emretmiş, kendisi de hicret etmiş ve güç ve devlet sahibi olduğu zaman şirk ehline karşı savaşmıştır. Askeri ve dünyevî otorite sahiplerine karşı halkı ayaklandırmak hiçbir zaman rasullerin ve rasullere tabi olanların yolu olmamıştır. Dün bunu cihad diye niteleyerek, birbirlerine düşmüş Müslümanların ülkelerine tasallut eden Allah düşmanı kafirlere farkında olmadan destek olanlara karşı uyarıyorduk ve cihad karşıtı olmakla, tagutu savunmakla itham ediliyorduk. Bugün tablo daha da tuhaftır. Halk, Kitapsız bir küfür dini olan Demokrasi adına tekbirlerle, bid'at olan selalar ile camilerden sokağa çağırılıyor, Allah'ın yasakladığı, müzik, dans, kadın erkek karışıklığı gibi fısk eylemleri içinde dinî argümanlar kullanılarak, ülkenin ehlu hal ve'l-akd'i (çözüm ve karar mercii) sayılan yöneticiler ve askeri birlikler arasındaki arbedede, kıble ehlinden her iki taraf dinin cihad, şehitlik gibi söylemlerini; demokrasi, laiklik, cumhuriyet gibi küfrî tabirleri yüceltmek için kullanıyor!
Dün Fethullah Gülen'in dine muhalefetine ve sünnete saldırılarına dair reddiye yazdığımda "Onların ilahlarına sövmüş oluyorsun" gibi komik ve tuhaf bir karşı çıkış sergileyenler, bu reddiyenin insanlara ulaşmasını engelleyenler, dünyevi menfaatlerine ters düştü diye Fethullah Güleni ve tabilerini mürtet ilan ediyor! Bizim karşı çıkmamız Allah için, Allah'ın dini içindi. Şimdi sizin karşı çıkmanız ne için? Nefislerinize bir sorun! 
Hasen el-Basrî dedi ki: “İnsanlar yöneticileri tarafından bir şeyle ibtila edilirlerse Allah’a dua ettikleri zaman Allah’ın bu belayı kaldırması yakındır. Lakin onlar kılıca sarılırlarsa kendi hallerine bırakılırlar Vallahi onlar asla hayır görmezler.” Sonra bu ayeti okudu:
"Zayıf düşürülmüş olan topluluğu da kendisini bereketli kıldığımız yerin doğusuna da batısına da varis kıldık. Rabbinin İsrail oğullarına olan o güzel vaadi sabrettikleri için tamamlandı. Firavun ve kavminin yapmakta olduklarını ve yükselttiklerini harap ettik. (A'raf 137) İbn Ebi Hatim Tefsir'inde (no: 8897) rivayet etmiştir. isnadı hasendir. Bkz.: Ebu Abdillah ed-Dânî, Silsiletu'l-Asari's-Sahiha (551) Suyuti, el-İklil (s.131)
Müslüman, savaşacaksa, Allah'ın kelimesinin yücelmesi için, Allah'ın dinini din edinmeyenlere karşı savaşır. Kendisini Allah'ın dini olan İslam'a nispet eden münafıklara ve bid'at ehline karşı da ilimle, dil ile savaşır. Cihad budur. Demokrasi ve Laiklik gibi küfür dinleri için savaşmak veya Fethullah Gülen gibi münafık tagutlar için savaşmak cihad da değildir, bu batıllar için savaşanlar da şehit veya gazi değildir. Bilakis Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bildirdiği gibi, ümmetin birbiri arasında dünyalığa ulaşmak için meydana gelen fitne ve herc savaşlarında ölen de öldüren de cehennemdedir.
ABD ve İsrail gibi Allah düşmanlarına Müslümanların ülkelerini altın tabakta sunacak fitne girişimlerini desteklememek hususunda ümmet bilinçli olmalıdır. Bu konuda naslar sıkça mütalaa edilmeli, selefin menheci rehber edinilmeli, hislere göre yönlenmekten sakınılmalı, selefin menhecinde olan alimlere danışmadan ümmetin genelini ilgilendiren konulara sazan gibi atlamamalıdır. Hislerin yanıltıcılığını keşfetmiş bulunan düşmanlar, medyatik silahlarını ve sosyal paylaşım sitelerini tamamen hisler üzerine tahakküm kurarak yürütmektedir. Küfür ehlinin kendi dinlerini Müslümanlara "Ya Allah, Bismillah" nidalarıyla yücelttirmeleri bunun en bariz göstergesidir. Allah basiret versin ve fitnelerin açığından ve gizlisinden ümmetimizi korusun.


 

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)