Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

12 Nisan 2015 Pazar

İlk Fitne Hakkındaki Hadisin Tahrici


Bismillah.

Birçok kardeşimiz bazı sohbet kayıtlarında zikrettiğim bir hadisin sıhhati hakkında ayrıntılı bilgi talep ettiler. Hadisin metinleri ve tahricini aşağıda zikrediyorum:
1- Ebu Ya’la Musned’inde (no: 2215) ve Muhammed b. Nasr el-Mervezi, Ta’zimu Kadri’s-Salat’ta (no: 329) Buhârî ve Muslim’in şartlarına göre sahih bir isnad ile Cabir radıyallahu anh’den rivayet ediyorlar:

مَرَّ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ رَجُلٌ فَقَالُوا فِيهِ وَأَثْنَوْا عَلَيْهِ فَقَالَ: «مَنْ يَقْتُلُهُ؟» قَالَ أَبُو بَكْرٍ: أَنَا، فَانْطَلَقَ فَوَجَدَهُ قَدْ خَطَّ عَلَى نَفْسِهِ خِطَّةً فَهُوَ قَائِمٌ يُصَلِّي فِيهَا، فَلَمَّا رَآهُ عَلَى ذَلِكَ الْحَالِ رَجَعَ وَلَمْ يَقْتُلْهُ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ يَقْتُلُهُ؟» فَقَالَ عُمَرُ: أَنَا، فَذَهَبَ فَرَآهُ يُصَلِّي فِي خِطَّةٍ قَائِمًا يُصَلِّي فَرَجَعَ وَلَمْ يَقْتُلْهُ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «مَنْ لَهُ - أَوْ مَنْ يَقْتُلُهُ -؟»، فَقَالَ عَلِيٌّ: أَنَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَنْتَ وَلَا أَرَاكَ تُدْرِكُهُ». فَأَنْطَلَقَ فَوَجَدَهُ قَدْ ذَهَبَ

 “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bir adam uğradı. O adam hakkında övgüyle bahsettiler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu kim öldürür?” buyurdu. Ebu Bekr radıyallahu anh: “Ben” dedi ve gitti. Onun kendisi için bir çizgi çizmiş olduğunu ve orada ayakta namaz kıldığını gördü. Onu bu halde görünce geri döndü ve öldürmedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu kim öldürür?” dedi. Ömer radıyallahu anh: “Ben” dedi ve gitti. Onun o çizgide ayakta namaz kıldığını gördü ve öldürmeden geri döndü. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yine: “Kim onun hakkından gelir, - veya “Onu kim öldürür?” buyurdu. Ali radıyallahu anh: “Ben” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Sen yaparsın lakin ona yetişebileceğini zannetmiyorum” dedi. Ali radıyallahu anh gittiğinde onun gitmiş olduğunu gördü.”
Heysemi; Mecmau’z-Zevaid’de (no: 10403) ricali sahih ricalidir dedi. Ebu Ya’la’nın Musned’inin muhakkiki Huseyn Selim Esed: “Ricali sahih ricalidir” dedi.
Derim ki: hem Ebu Ya’la’nın isnadı, hem de Mervezi’nin isnadı Sahihayn ricalidir, isnadı muttasıldır.
2- Ahmed ve Taberânî, Ebu Bekre radıyallahu anh’den rivayet ediyorlar:

أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - مَرَّ بِرَجُلٍ سَاجِدٍ وَهُوَ يَنْطَلِقُ إِلَى الصَّلَاةِ، فَقَضَى الصَّلَاةَ، وَرَجَعَ عَلَيْهِ وَهُوَ سَاجِدٌ، فَقَامَ النَّبِيُّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - فَقَالَ:  مَنْ يَقْتُلُ هَذَا؟ ". فَقَامَ رَجُلٌ، فَحَسَرَ عَنْ يَدَيْهِ، فَاخْتَرَطَ سَيْفَهَ وَهَزَّهُ، وَقَالَ: يَا نَبِيَّ اللَّهِ، بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي، كَيْفَ أَقْتُلُ رَجُلًا سَاجِدًا يَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ؟!.  ثُمَّ قَالَ: " مَنْ يَقْتُلُ هَذَا؟ " فَقَامَ رَجُلٌ فَقَالَ: أَنَا، فَحَسَرَ عَنْ ذِرَاعَيْهِ وَاخْتَرَطَ سَيْفَهُ، فَهَزَّهُ حَتَّى أُرْعِدَتْ يَدُهُ، فَقَالَ: يَا نَبِيَّ اللَّهِ، كَيْفَ أَقْتُلُ رَجُلًا سَاجِدًا يَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ؟! فَقَالَ النَّبِيُّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ، لَوْ قَتَلْتُمُوهُ لَكَانَ أَوَّلَ فِتْنَةٍ وَآخِرَهَا».  

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem namaza giderken secde etmiş halde bulunan bir adamın yanından geçti. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem namazı kıldırıp döndü. Adam hala secdeden kalkmamıştı. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Şunu kim öldürecek?” buyurdu. Bir adam kalkıp kollarını sıvayarak kılıcını çekip salladı. Sonra: “Anam babam sana feda olsun ey Allah’ın rasulü! Allah’a secde eden ve Allah’tan başka ibadete layık hak ilah olmadığına, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Allah’ın kulu ve rasulü olduğuna şehadet eden bir adamı nasıl öldüreyim?” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem tekrar: “Bu adamı kim öldürür?” dedi. Bir adam kalkıp: “Ben” dedi. Bu adam da kollarını sıvayarak kılıcını çekip salladı ve elleri titremeye başladı. Adam: “Ey Allah’ın rasulü! Allah’a secde eden ve Allah’tan başka ibadete layık hak ilah olmadığına, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Allah’ın kulu ve rasulü olduğuna şehadet eden bir adamı nasıl öldüreyim?” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki, bu adamı öldürseydiniz, bu ilk ve son fitne olurdu” buyurdu.
Bunu Ahmed b. Hanbel (5/42), İbn Ebi Asım, es-Sunned (938) ve Haris b. Ebi Usame Musned’inde (690) ravileri Muslim ricali olan bir isnad ile rivayet etti. Heysemi Mecmau’z-Zevaid’de (No: 10399) “Ahmed ve Taberânî rivayet ettiler. Ahmed’in ricali Sahih’in ricalidir” dedi.
Derim ki: İsnadı Muslim’in şartına göre sahihtir.  Bkz.: el-Elbani es-Sahiha (2495)
3- Ebu Said el-Hudrî radıyallahu anh’den:

أَنَّ أَبَا بَكْرٍ الصِّدِّيقَ جَاءَ إِلَى النَّبِيِّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنِّي مَرَرْتُ بِوَادِ كَذَا وَكَذَا، فَإِذَا رَجُلٌ مُتَخَشِّعٌ، حَسَنُ الْهَيْئَةِ، يُصَلِّي، فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " اذْهَبْ فَاقْتُلْهُ ". قَالَ: فَذَهَبَ إِلَيْهِ أَبُو بَكْرٍ، فَلَمَّا رَآهُ عَلَى تِلْكَ الْحَالِ كَرِهَ أَنْ يَقْتُلَهُ، فَرَجَعَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ، صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ. فَقَالَ النَّبِيُّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - لِعُمَرَ: " اذْهَبْ فَاقْتُلْهُ ". فَذَهَبَ عُمَرُ، فَرَآهُ عَلَى الْحَالِ الَّذِي رَآهُ أَبُو بَكْرٍ، فَرَجَعَ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنِّي رَأَيْتُهُ يُصَلِّي مُتَخَشِّعًا فَكَرِهْتُ أَنْ أَقْتُلَهُ. قَالَ: " يَا عَلِيُّ اذْهَبْ فَاقْتُلْهُ "، فَذَهَبَ عَلِيٌّ فَلَمْ يَرَهُ، فَرَجَعَ عَلِيٌّ، فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنِّي لَمْ أَرَهُ. قَالَ: فَقَالَ النَّبِيُّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " إِنَّ هَذَا وَأَصْحَابَهُ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لَا يُجَاوِزُ تَرَاقِيَهُمْ، يَمْرُقُونَ مِنَ الدِّينِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ، ثُمَّ لَا يَعُودُونَ فِيهِ حَتَّى يَعُودَ السَّهْمُ فِي فَوْقِهِ، فَاقْتُلُوهُمْ، هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ

“Ebu Bekr radıyallahu anh, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına gelip: “Ey Allah’ın rasulü! Filan vadiye uğradım, orada güzel görünümlü, huşu içinde namaz kılan bir adam gördüm” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona: “Git, onu öldür” diye emretti. Ebu Bekr radıyallahu anh onun yanına gidip, o halde görünce onu öldürmek istemedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına döndü. Bunun üzerine Nebî sallallahu aleyhi ve sellem Ömer radıyallahu anh’e: “Git onu öldür” diye emretti. Ömer radıyallahu anh de gidip onu Ebu Bekr radıyallahu anh’ın gördüğü halde görünce geri döndü ve dedi ki: “Ey Allah’ın rasulü! Onun huşu içinde namaz kıldığını gördüm ve öldürmek istemedim.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ey Ali! Git onu öldür” dedi. Ali radıyallahu anh gittiğinde onu göremedi ve geri döndü. Dedi ki: “Ey Allah’ın rasulü! Onu göremedim.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz o ve ashabı, Kur’ân’ı okurlar, fakat gırtlaklarından aşağı inmez. Atılan bir okun hedefini delip geçtiği gibi dinden çıkarlar. Ok tekrar dönüp yerine gelinceye kadar da dine dönemezler. Onları öldürünüz. Onlar yaratıkların en kötüsüdürler.”
Heysemi Mecmau’z-Zevaid’de (No: 10400) dedi ki: “Bu hadisi Ahmed (3/15), ravileri güvenilir olan bir isnad ile rivayet etti.” Hafız İbn Hacer Fethu’l-Bari’de (12/298) isnadı ceyyid dedi. Buhârî Tarihu’l-Kebir’de (9/30) rivayet etmiştir. Şeyh el-Elbani es-Sahiha’da (5/659) isnadı hasen demiştir.
4- Enes b. Malik radıyallahu anh’den:

كَانَ رَجُلٌ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - يَغْزُو مَعَ رَسُولِ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - فَإِذَا رَجَعَ وَحَطَّ عَنْ رَاحِلَتِهِ عَمَدَ إِلَى مَسْجِدِ الرَّسُولِ، فَجَعَلَ يُصَلِّي فِيهِ، فَيُطِيلُ الصَّلَاةَ حَتَّى جَعَلَ أَصْحَابُ رَسُولِ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - يَرَوْنَ أَنَّ لَهُ فَضْلًا عَلَيْهِمْ. فَمَرَّ يَوْمًا وَرَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - قَاعِدٌ فِي أَصْحَابِهِ، فَقَالَ لَهُ بَعْضُ أَصْحَابِهِ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، هُوَ ذَاكَ الرَّجُلُ، فَإِمَّا أَرْسَلَ إِلَيْهِ نَبِيُّ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - وَإِمَّا جَاءَ مِنْ قِبَلِ نَفْسِهِ، فَلَمَّا رَآهُ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - مُقْبِلًا، قَالَ: " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، إِنَّ بَيْنَ عَيْنَيْهِ سَفْعَةً مِنَ الشَّيْطَانِ ". فَلَمَّا وَقَفَ عَلَى الْمَجْلِسِ، قَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " أَقُلْتَ فِي نَفْسِكَ حِينَ وَقَفْتَ عَلَى الْمَجْلِسِ: لَيْسَ فِي الْقَوْمِ خَيْرٌ مِنِّي؟ ". قَالَ: نَعَمْ، ثُمَّ انْصَرَفَ فَأَتَى نَاحِيَةً مِنَ الْمَسْجِدِ فَخَطَّ خَطًّا بِرِجْلِهِ، ثُمَّ صَفَّ كَعْبَيْهِ فَقَامَ يُصَلِّي، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " أَيُّكُمْ يَقُومُ إِلَى هَذَا فَيَقْتُلُهُ؟ ". فَقَامَ أَبُو بَكْرٍ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " أَقَتَلْتَ الرَّجُلَ؟ " فَقَالَ: وَجَدْتُهُ يُصَلِّي فَهِبْتُهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " أَيُّكُمْ يَقُومُ إِلَى هَذَا فَيَقْتُلُهُ؟ " فَقَالَ عُمَرُ: أَنَا، وَأَخَذَ السَّيْفَ فَوَجَدَهُ يُصَلِّي فَرَجَعَ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - لِعُمَرَ: " أَقَتَلْتَ الرَّجُلَ؟ ". فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَجَدْتُهُ يُصَلِّي فَهِبْتُهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: أَيُّكُمْ يَقُومُ إِلَى هَذَا فَيَقْتُلُهُ؟ ". قَالَ عَلِيٌّ: أَنَا، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " أَنْتَ لَهُ إِنْ أَدْرَكْتَهُ ". فَذَهَبَ عَلِيٌّ فَلَمْ يَجِدْهُ، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " أَقَتَلْتَ الرَّجُلَ؟ ". قَالَ: لَمْ أَدْرِ أَيْنَ سَلَكَ مِنَ الْأَرْضِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " إِنَّ هَذَا أَوَّلُ قَرْنٍ خَرَجَ فِي أُمَّتِي ". قَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " لَوْ قَتَلْتَهُ - أَوْ قَتَلَهُ - مَا اخْتَلَفَ فِي أُمَّتِي اثْنَانِ، إِنَّ بَنِي إِسْرَائِيلَ تَفَرَّقُوا عَلَى إِحْدَى وَسَبْعِينَ فِرْقَةً، وَإِنَّ هَذِهِ الْأُمَّةَ - يَعْنِي أُمَّتَهُ - سَتَفْتَرِقُ عَلَى ثِنْتَيْنِ وَسَبْعِينَ فِرْقَةً، كُلُّهَا فِي النَّارِ إِلَّا فِرْقَةً وَاحِدَةً ". قُلْنَا: يَا نَبِيَّ اللَّهِ، مَنْ تِلْكَ الْفِرْقَةُ؟ قَالَ: " الْجَمَاعَةُ» ". قَالَ يَزِيدُ الرَّقَاشِيُّ: فَقُلْتُ لِأَنَسٍ: يَا أَبَا حَمْزَةَ، فَأَيْنَ الْجَمَاعَةُ؟ قَالَ: مَعَ أُمَرَائِكُمْ مَعَ أُمَرَائِكُمْ

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanında Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber savaşan bir adam vardı. Savaştan dönüp bineğinden inince Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in mescidine gidip namaz kılmaya başlar ve namazını uzatırdı. Bundan dolayı Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından bir kısmı bu adamın kendilerinden daha faziletli olduğunu düşünmeye başladılar. Bir gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashabı arasında oturmuşken yanlarından geçti. Ashabından biri: “Ey Allah’ın rasulü! İşte bu o adamdır” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu çağırdı (ya da adam kendiliğinden yanlarına geldi) Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onun yanlarına geldiğini görünce: “Nefsim elinde bulunana yemin ederim ki bu adamın iki gözü arasında şeytanın tesiriyle bir karalık vardır” buyurdu. Adam, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in meclisine gelince Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona: “Meclisimin karşısında durduğun zaman içinden: “Bu mecliste benden daha hayırlı kimse yoktur” dedin mi?” diye sordu. Adam: “Evet” dedikten sonra Mescid’in bir tarafına gidip ayağıyla bir çizgi çizdi ve ayaklarını o çizgi hizasına koyup namaz kılmaya başladı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Hanginiz kalkıp bu adamı öldürecek?” diye sordu. Ebu Bekr radıyallahu anh kalktı. Dönünce Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu öldürdün mü?” diye sordu. Ebu Bekr radıyallahu anh: “Onu namaz kılar halde buldum. Onu öldürmekten çekindim” dedi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem tekrar: “Hanginiz kalkıp onu öldürecek?” diye sordu. Ömer radıyallahu anh: “Ben” dedi ve kılıcını alıp gitti. Ama aynı şekilde adamı namaz kılar halde bulunca geri döndü. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ömer radıyallahu anh’e: “Adamı öldürdün mü?” diye sordu. Ömer radıyallahu anh de: “Onu namaz kılar halde buldum. Onu öldürmekten korktum” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem tekrar: “Hanginiz kalkıp bu adamı öldürecek?” dedi. Ali radıyallahu anh: “Ben” deyince Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ona yetişirsen sen öldürebilirsin” buyurdu. Nihayet Ali radıyallahu anh gitti fakat adamı bulamadı.  Geri dönünce Nebî sallallahu aleyhi ve sellem: “Adamı öldürdün mü?” diye sordu. Ali radıyallahu anh: “Yeryüzünde ne tarafa gittiğini bilemedim” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz bu şahıs, ümmetim arasında çıkacak ilk fitnedir! Onu öldürseydin (veya biri öldürseydi) iki arasında anlaşmazlık çıkmazdı. Şüphe yok ki İsrailoğulları yetmiş bir fırkaya ayrıldılar. Bu ise yetmiş iki fırkaya ayrılacaktır. Bir fırka dışında kalan bütün fırkalar cehenneme gidecektir.” Biz: “Ey Allah’ın rasulü! Kurtulan fırka kimlerdir?” diye sordum. “el-Cemaattir” buyurdu.”
Ravi Yezid er-Rakkaşî dedi ki: Enes radıyallahu anh’e: “Ey Ebu Hamza! El-Cemaat nerededir?” diye sordum. Dedi ki: “Yöneticilerinizle beraberdir, yöneticilerinizle beraberdir.”
Heysemi, Mecmau’z-Zevaid’de (no: 10401) dedi ki: “Ebu Ya’la (no:4127) rivayet etmiştir. Cumhur Yezid er-Rakaşî’yi zayıf saymıştır. Onun sika sayılmasında leyyinlik (ihtilaf) vardır. Diğer ravileri sahihin ricalidir. Bundan önceki Ebu Bekra ve Ebu Said radıyallahu anhuma’nın hadisiyle birlikte sahih olmaktadır.”
Derim ki: Yezid b. Eban er-Rakaşî salih, abid bir zat olup, ibadetlerle meşguliyeti kendisini hadisleri iyi ezberlemekten alıkoymuş ve rivayetlerinde çokça hata yaptığından muhaddislerin geneli onu zayıf saymışlardır. Yezid’in zayıflığı adaletiyle ilgili değil, ezberiyle ilgili olduğundan, onun rivayetleri hafif zayıflardandır. Yani şahit getirmeye ve mutabaata elverişlidir. Heysemi’nin de dediği gibi bu konuda gelen şahit rivayetler ile az sonra gelecek olan mutabi rivayetler bu metni de güçlendirmektedir. Hadis en azından sahih ligayrihi derecesindedir. Allah en iyi bilendir.

5- Enes b. Malik radıyallahu anh’den:

«كَانَ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - رَجُلٌ يُعْجِبُنَا تَعَبُّدُهُ وَاجْتِهَادُهُ، فَذَكَرْنَاهُ لِرَسُولِ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - بِاسْمِهِ فَلَمْ يَعْرِفْهُ، وَوَصَفْنَاهُ بِصِفَتِهِ فَلَمْ يَعْرِفْهُ، فَبَيْنَا نَحْنُ نَذْكُرُهُ إِذْ طَلَعَ الرَّجُلُ، قُلْنَا: هَا هُوَ ذَا. قَالَ: " إِنَّكُمْ لَتُخْبِرُونِي عَنْ رَجُلٍ إِنَّ عَلَى وَجْهِهِ سَفْعَةً مِنَ الشَّيْطَانِ ". فَأَقْبَلَ حَتَّى وَقَفَ عَلَيْهِمْ، وَلَمْ يُسَلِّمْ، فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " نَشَدْتُكَ بِاللَّهِ، هَلْ قُلْتَ حِينَ وَقَفْتَ عَلَى الْمَجْلِسِ: مَا فِي الْقَوْمِ أَحَدٌ أَفْضَلُ مِنِّي؟ " قَالَ: اللَّهُمَّ نَعَمْ، ثُمَّ دَخَلَ يُصَلِّي. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " مَنْ يَقْتُلُ الرَّجُلَ؟ "، فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ: أَنَا، فَدَخَلَ عَلَيْهِ، فَوَجَدَهُ قَائِمًا يُصَلِّي، فَقَالَ: سُبْحَانَ اللَّهِ! أَقْتُلُ رَجُلًا يُصَلِّي، وَقَدْ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - عَنْ قَتْلِ الْمُصَلِّينَ؟ فَخَرَجَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ: " مَا فَعَلْتَ؟ ". قَالَ: كَرِهْتُ أَنْ أَقْتُلَهُ وَهُوَ يُصَلِّي، وَقَدْ نَهَيْتَ عَنْ قَتْلِ الْمُصَلِّينَ. قَالَ عُمَرُ: أَنَا، فَدَخَلَ فَوَجَدَهُ وَاضِعًا وَجْهَهُ، فَقَالَ عُمَرُ: أَبُو بَكْرٍ أَفْضَلُ مِنِّي. فَخَرَجَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " مَهْ؟ " قَالَ: وَجَدْتُهُ وَاضِعًا وَجْهَهُ فَكَرِهْتُ أَنْ أَقْتُلَهُ. فَقَالَ: " مَنْ يَقْتُلُ الرَّجُلَ؟ ". فَقَالَ عَلِيٌّ: أَنَا. فَقَالَ: " أَنْتَ إِنْ أَدْرَكْتَهُ ". قَالَ: فَدَخَلَ عَلَيْهِ، فَوَجَدَهُ قَدْ خَرَجَ، فَرَجَعَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - فَقَالَ: " مَهْ ". قَالَ: مَا وَجَدْتُهُ. قَالَ: " لَوْ قُتِلَ مَا اخْتَلَفَ فِي أُمَّتِي رَجُلَانِ، كَانَ أَوَّلَهُمْ وَآخِرَهُمْ» ". قَالَ مُوسَى: سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ كَعْبٍ يَقُولُ: هُوَ الَّذِي قَتَلَهُ عَلِيٌّ، ذُو الثِّدْيَةِ

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanında ibadeti ve gayreti hoşumuza giden bir adam vardı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ondan bahsettik, fakat onu tanımadı. Vasıflarını anlattık, yine tanımadı. Ondan bahsederken adam çıkageldi. “İşte şu adam” dedik. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Siz bana yüzünde şeytandan bir karalık bulunan birini anlatıyorsunuz” dedi. Adam gelip başlarında durdu ve selam vermedi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ona: “Allah için sana soruyorum; meclisimin karşısında durduğun zaman içinden: “Bu mecliste benden daha faziletli ve daha hayırlı kimse yoktur” dedin mi?” diye sordu. Adam: “Evet” dedikten sonra geçip namaz kılmaya başladı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Bu adamı kim öldürür?” dedi. Ebu Bekr radıyallahu anh: “Ben” dedi Adamın yanına gidince namaz kılmakta olduğunu gördü. Ebu Bekr radıyallahu anh: “Subhanallah! Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem namaz kılanları öldürmeyi yasakladığı halde namaz kılan bir adamı nasıl öldürürüm?” deyip çıktı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ne yaptın?” diye sorunca: “Sen namaz kılanları öldürmeyi yasakladığın halde namaz kılarken onu öldürmeyi uygun bulmadım” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Bu adamı kim öldürür?” diye sordu. Ali radıyallahu anh: “Ben” dedi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ona yetişirsen öldürürsün” dedi. Nitekim Ali radıyallahu anh gidince adam çıkıp gitmişti. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına dönünce “Ne yaptın?” diye sordu. Ali radıyallahu anh: “Çıkıp gitmiş” dedi. Bunun üzerine Nebî sallallahu aleyhi ve sellem: “Bu adam öldürülseydi ümmetimden iki kişi arasında ihtilaf çıkmazdı. Bu adam (ihtilaf çıkaranların) ilki ve sonuncusu olurdu” buyurdu.”

Musa b. Ubeyde dedi ki: “Muhammed b. Ka’b’ın: “Bu adam, Ali radıyallahu anh’ın (Nehrevan’da) öldürdüğü Zu’s-Sudeyye adlı kişidir” dediğini işittim.”

Bu hadisi Ebu Ya’la (no:90 ve 4143) Darekutni (2/398) İbn Batta el-İbane (41) Hakîm et-Tirmizi, Nevadiru’l-Usul (249) Mervezi Tazimu Kadri’s-Salat (330) Acurri, eş-Şeria (50) rivayet etmiştir. Musa b. Ubeyde er-Rabazi hakkında ihtilaf edilen ve çoğunluğun zayıf gördüğü bir ravidir. Onun da zayıflığı adaleti yönünden değil, hıfzı yönündendir. Yani şahit ve mutabi olarak gelebilecek bir rivayettir. Yezid er-Rakaşi’nin rivayetine mutabaata elverişlidir. Yine bu isnadda Hud b. Ata da meçhulu’l-haldir.

6- Enes b. Malik radıyallahu anh’den:

ذُكِرَ رَجُلٌ لِرَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَهُ نِكَايَةٌ فِي الْعَدُوِّ وَاجْتِهَادٌ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَا أَعْرِفُ هَذَا»، قَالَ: بَلْ نَعْتُهُ كَذَا وَكَذَا، قَالَ: «مَا أَعْرِفُهُ»، فَبَيْنَمَا نَحْنُ كَذَلِكَ إِذْ طَلَعَ الرَّجُلُ فَقَالَ: هُوَ هَذَا يَا رَسُولَ اللَّهِ، قَالَ: «مَا كُنْتُ أَعْرِفُ هَذَا، هَذَا أَوَّلُ قَرْنٍ رَأَيْتُهُ فِي أُمَّتِي، إِنَّ فِيهِ لَسَفْعَةً مِنَ الشَّيْطَانِ»، فَلَمَّا دَنَا الرَّجُلُ سَلَّمَ فَرَدَّ عَلَيْهِ السَّلَامَ، فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَنْشُدُكَ بِاللَّهِ هَلْ حَدَّثْتَ نَفْسَكَ حِينَ طَلَعْتَ عَلَيْنَا أَنْ لَيْسَ فِي الْقَوْمِ أَحَدٌ أَفْضَلَ مِنْكَ؟»، قَالَ: اللَّهُمَّ نَعَمْ، قَالَ: فَدَخَلَ الْمَسْجِدَ فَصَلَّى، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لِأَبِي بَكْرٍ: «قُمْ فَاقْتُلْهُ»، فَدَخَلَ أَبُو بَكْرٍ فَوَجَدَهُ قَائِمًا يُصَلِّي، فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ فِي نَفْسِهِ: إِنَّ لِلصَّلَاةِ حُرْمَةً وَحَقًّا، وَلَوْ أَنِّي اسْتَأْمَرْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَجَاءَ إِلَيْهِ، فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَقَتَلْتَهُ؟» قَالَ: لَا، رَأَيْتُهُ يُصَلِّي، وَرَأَيْتُ لِلصَّلَاةِ حُرْمَةً وَحَقًّا، وَإِنْ شِئْتَ أَنْ أَقْتُلَهُ قَتَلْتُهُ، قَالَ: «لَسْتَ بِصَاحِبِهِ، اذْهَبْ أَنْتَ يَا عُمَرُ فَاقْتُلْهُ»، فَدَخَلَ عُمَرُ الْمَسْجِدَ فَإِذَا هُوَ سَاجِدٌ فَانْتَظَرَهُ طَوِيلًا ثُمَّ قَالَ فِي نَفْسِهِ: إِنَّ لِلسُّجُودِ حَقًّا، وَلَوْ أَنِّي اسْتَأْمَرْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَدِ أَسْتَأْمَرَهُ مَنْ هُوَ خَيْرٌ مِنِّي، فَجَاءَ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: «أَقَتَلْتَهُ؟» قَالَ: لَا، رَأَيْتُهُ سَاجِدًا، وَرَأَيْتُ لِلسُّجُودِ حَقًّا، وَإِنْ شِئْتَ أَنْ أَقْتُلَهُ قَتَلْتُهُ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَسْتُ بِصَاحِبِهِ، قُمْ يَا عَلِيُّ أَنْتَ صَاحِبُهُ إِنْ وَجَدْتَهُ»، فَدَخَلَ فَوَجَدَهُ قَدْ خَرَجَ مِنَ الْمَسْجِدِ، فَرَجَعَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: «أَقَتَلْتَهُ؟» قَالَ: لَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَوْ قُتِلَ الْيَوْمَ مَا اخْتَلَفَ رَجُلَانِ مِنْ أُمَّتِي حَتَّى يَخْرُجَ الدَّجَّالُ»

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e cihadda düşmana karşı atılgan ve gayretli bir adamdan bahsedildi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu tanımıyorum” dedi. Daha başka özelliklerini anlattılar. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu tanımıyorum” dedi. Biz bu haldeyken adam çıkageldi. “İşte bu adam ey Allah’ın rasulü!” dedik. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Bunu tanımıyordum. Bu adam ümmetimde gördüğüm ilk boynuzdur. Onda şeytandan bir karalık var” buyurdu. Adam yaklaşınca selam verdi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem selamını aldı ve ona: “Allah için söyle, karşımıza çıktığında bu toplulukta benden hayırlısı yok diye içinden geçirdin mi?” dedi. Adam: “Evet” dedi ve mescide girip namaza durdu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ebu Bekr radıyallahu anh’e: “Kalk ve onu öldür” dedi. Ebu Bekr radıyallahu anh mescide girdi ve onu ayakta namaz kılarken gördü. Kendi kendine: “Muhakkak ki namazın bir hürmeti ve hakkı vardır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e tekrar sorsam iyi olur” diye düşündü ve geri geldi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu öldürdün mü?” diye sordu. Ebu Bekr radıyallahu anh: “Hayır. Onu namaz kılarken gördüm ve namazın bir hakkının, bir hürmetinin olduğunu düşündüm. Öldürmemi istersen öldüreyim” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu sen yapamayacaksın. Sen git ey Ömer ve onu öldür” buyurdu. Ömer radıyallahu anh mescide girdiğinde adam secdede idi. Onu uzun süre bekledi, sonra kendi kendine: “Muhakkak ki secdelerin bir hakkı vardır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e danışsam, benden daha hayırlı olan da danışmıştı” dedi ve Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu öldürdün mü?” dedi. Ömer radıyallahu anh: “Hayır, onu secde ederken buldum ve secdelerin hakkı olduğunu düşündüm. Öldürmemi istersen öldüreyim” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu sen de yapamayacaksın. Ey Ali kalk, onu bulursan bunu sen yapabilirsin” dedi. Ali radıyallahu anh mescide girdiğinde adam mescidden çıkmıştı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geri geldi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Onu öldürdün mü?” dedi. Ali radıyallahu anh: “Hayır” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şayet o bugün öldürülseydi Deccal çıkıncaya kadar ümmetimden iki kişi ihtilaf etmeyecekti.” Sonra yetmiş üç fırka ile ilgili hadisi zikretmiştir.

Bunu Ebû Ya'lâ (no: 3668) Ebû Nuaym Hilye (3/226) Acurri eş-Şeria (49) rivayet etmiştir. İsnadında Ebu Maşer hafıza bakımından zayıf görülen bir ravidir. Ancak bu isnad şahit ve mutabaata elverişlidir. Hadis hasen ligayrihidir.

7- Bezzar (14/60); İbrahim b. Abdillah b. Muhammed el-Kufi – Abdurrahman b. Şureyk – babası (Şureyk) – el-A’meş – Ebu Sufyan (Talha b. Nafi) – Enes b. Malik radıyallahu anh isnadıyla rivayet ediyor:

{كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - حَتَّى أَقْبَلَ رَجُلٌ حَسَنَ السَّمْتِ- ذَكَرُوا مِنْ أَمْرِهِ أَمْرًا حَسَنًا- فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ- صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: إِنِّي لَأَرَى عَلَى وَجْهِهِ سَفْعَةً مِنَ النَّارِ. فَلَمَّا انْتَهَى فَسَلَّمَ، قَالَ النَّبِيُّ- صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: بِاللَّهِ حَيْثُ ذَكَرَ كَلِمَةً أَحْسَبُهُ قَالَ: - قُلْتَ فِي نَفْسِكِ- أَوَ تَرَى فِي نَفْسِكِ- أَنَّكَ أَفْضَلُ الْقَوْمِ؟ قَالَ: نَعَمْ. قَالَ: فَلَمَّا ذَهَبَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ- صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: أَنَّهُ قَدْ طَلَعَ- أَحْسَبُهُ قَالَ: - قَوْمُ هَذَا وَأَصَحَابِهِ مِنْهُمْ. قَالَ أَبُو بَكْرٍ: أَفَلَا أَقْتُلُهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: بَلَى. فَانْطَلَقَ أَبُو بَكْرٍ فَوَجَدَهُ فِي الْمَسْجِدِ يُصَلِّي، فَرَجَعَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - فَقَالَ: إِنِّي وَجَدْتُهُ يُصَلِّي فَلَمْ أَسْتَطِعْ أَنْ أَقْتُلَهُ. قَالَ عُمَرُ: أَفَلَا أَقْتُلُهُ؟ قال: بلى. قال: وانطلق عُمَرُ، فَوَجَدَهُ فِي الْمَسْجِدِ يُصَلِّي، فَرَجَعَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - فقال: إِنِّي وَجَدْتُهُ يُصَلِّي فَلَمْ أَسْتَطِعْ أَنْ أَقْتُلَهُ. فَقَالَ عَلِيٌّ: أَفَلَا أَقْتُلُهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ فَقَالَ: بَلَى، أَنْتَ تَقْتُلُهُ إِنْ وَجَدْتَهُ. فَانْطَلَقَ عَلِيٌّ فَلَمْ يَجِدْهُ}

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında idik. Güzel gidişatlı bir adam yönelip geldi – onun hakkında güzel şeyler anlatmışlardı – Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Muhakkak ben onun yüzünde bir cehennem karalığı görüyorum” dedi. Adam yaklaşınca selam verdi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Allah için söyle ki, içinden bu topluluğun en üstünü olduğunu geçirdin mi?” Adam: “Evet” dedi. O gidince Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Bir kavim (hariciler) ortaya çıkmıştır. Bu ve arkadaşları da onlardandır” buyurdu. Ebu Bekr radıyallahu anh: “Onu öldürmeyeyim mi ey Allah’ın rasulü!” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Evet, öldür” dedi. Ebu Bekr radıyallahu anh gitti ve onu mescidde namaz kılarken buldu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geri döndü ve: “Onu namaz kılarken buldum, öldüremedim” dedi. Ömer radıyallahu anh: “Ben öldürmeyeyim mi?” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Evet, öldür” buyurdu. Ömer radıyallahu anh gitti ve onu mescidde namaz kılarken buldu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e döndü ve: “Onu namaz kılarken buldum ve öldüremedim” dedi. Ali radıyallahu anh: “Onu ben öldürmeyeyim mi?” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Evet, eğer onu bulursan sen öldürürsün” dedi. Ali radıyallahu anh gitti fakat onu bulamadı.”

İsnadında Kadı Şureyk b. Abdillah en-Nehai vardır. O saduk bir ravi olup sonradan hafızası karışmıştır. Hafız İbn Hacer Abdurrahman b. Şureyk hakkında: “Saduk, hata eder” demiştir. Bu tarik de şahit ve mutabaat için kuvvetlidir.

10 Nisan 2015 Cuma

Şeyh Mukbil Rahimehullah'ın Sünnet Davetini Muhafazaya Dair Nasihatlerinden


Şeyh Mukbil b. Hâdî rahimehullah'ın davet ile ilgili bazı nasihat ve yönlendirmelerinin derlendiği ufak bir risale gördüm ve hem kendime nefsime nasihat olması hem de davet ile ilgilenen kardeşlerin istifade etmeleri için küçük tasarruflarla tercüme ederek paylaşmak istedim.
Zira ilim sahibi olmadan ve ilim ehlini dinlemeden insanları davet etme işinde acele edenlerin başarısız deneme girişimleri sebebiyle bol ve yoğun miktarda bulunan bid'at ehlinin tahakkümü, hadis ehlinin davetinin içeriğinin anlaşılmasına engel olmakta, bunun neticesinde şu olumsuz sonuçlar ortaya çıkmakta, Selefilik daveti, hiç hak etmediği şekilde çirkin gözükmektedir:
1- Münafık ve samimiyetsiz kimselerin başlarını çektiği bid'at ehli, çoğunluk unsurunu ve aslen dinde delil olmayan hissî unsurları, şeytanın da yardımıyla kendi saflarında silah olarak kullanmaktadır. Bid'at ehline tabi olma bahtsızlığı içinde olan samimi kimseler böylece hâince emellere yem olmakta, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in haber verdiği gibi, hain kimselere "güvenilir" gözüyle, güvenilir kimselere de "hain" gözüyle bakılmakta, sünnetlerle amel etmek lekelenerek "bid'atçilik" gibi, bidatler ise süslenerek "sünnet" gibi lanse edilmektedir.
2- İlmi açıdan yeterli donanıma sahip olmadan, niyeti samimi olsa da, nihayetini tahmin edemediği bir meydana atılan davet gönüllüsünün davetin seyriyle ilgili doğru adımları atma konusunda bilgisizliği sebebiyle başarısızlığa uğraması, 
3- yahut sabır gibi yeterli ahlâki donanıma sahip olmadan bu işe girişmesi sebebiyle, iyiliği emir ve kötülüğü yasaklama neticesinde; karalanma, hakkında dedikodular üretilmesi, iftiralar atılması, darb edilmesi gibi türlü imtihanla karşılaştığı zaman sebat etmeye takat yetirememesi ve geri adım atması.
4- Davetin karşılığını yalnızca Allah'tan bekleme hususundaki gaflet sebebiyle insanlardan beklentilerinin aksine bir sonuç gördüğünde yahut uzun süreç gerektiren davetin sonucunu erken talep etme heyecanıyla, meşru olmayan davet vasıtalarına tutunma, hevânın galip gelerek, davetçiyi aşırılığa, haksızlığa, zulme sürüklemesi, bunun sonucu olarak da, kendisinin hep davetçi olduğunu düşünen, fakat içine düşmüş bulunduğu vartanın aslında kendisinin hakka davet edilmesini gerektirdiği gerçeğini göz ardı ettiren bir körlük içine düşülmesi, nefsi muhasebe etmeme. 
5- Yetkin olmadan davete girişen ile davet olunanlar arasındaki sürtüşmelerin her iki tarafı da tahrik ederek, artık kendisiyle hakkın arandığı delillerin değil, karşılıklı hakaretlerin, suçlamaların, insafsız davranışların galip gelmesi, tarafların hasımlarında bulunan hakkı itiraf etmeyip, her birinin diğerinin kusurunu araştırmakla meşgul olması. Akidelerin ifsada uğraması. Müslümanlar arasında terörün, tekfirin, herc'in; adam öldürmelerin ortaya çıkması. Bunlardan Allah'a sığınırız ve Müslümanları bâtıl, şirk, hurafe ve bid'at üzerinde değil, gecesiyle gündüzünün eşit aydınlıkta olduğu hak üzerinde bir araya getirmesini dileriz.
İnsanları, hakkı öğrenmeden, ilim tahsil etme zahmetine katlanmadan, davetçi olmak üzere bid'at ehli kalabalığı içine girmeye cesaretlendiren ve güya "öncelikli olan tevhidin hatırı için"(!) bazı bid'atleri işlemelerine ruhsat veren ve bildikleriyle amel etmeyen ukalâ bir topluluk üreten fasık hocaları da Allah'a şikayet ediyoruz. 

Şeyh Mukbil rahimehullah’ın Emniyet ve İstikrar için hırs gösterip adam öldürme ve savaşma fitnesine düşmekten sakındırması


Şeyh Mukbil rahimehullah şöyle demiştir: “Allah’a hamd olsun sünnet ehli harp isteyenlerden ilk intikam alanlardır. Zira bizler emniyeti muhafaza ile emrolunduk. Davet ve öğretim ancak istikrar ve emniyet bulunduğu zaman tamamlanabilir” el-Bais Ala Şerhi’l-Havadis (66-67)

“Biz Yemen’deyiz, biliyorsunuz ki onlar en değersiz sebeplerle savaşmak istiyorlar. Biz sünnet ehliyiz, katımızda dünyanın değeri yoktur. Birbirimize nasihat etmemiz, kendimizi fitneye atmamamız, Saddam için, Kabileci için, herhangi bir devlet için veya filan için kendimizi fitneye atmamamız gerekir. “De ki: Bu benim yolumdur. Ben, bana tabi olanlarla birlikte basiret üzere Allah’a davet ediyorum. Allah noksanlardan münezzehtir. Ben müşriklerden de değilim.” (Yusuf 108)” Min Fıkhi’l-İmam el-Vadiî (1/56)

“Allah size bereket versin, biz daima kardeşlerimize Allah’ın bereket verdiği davetimizde bir sufiyle, bir şiiyle veya hükümetle çarpışmaya ihtiyacımız olmadığını öğütlüyoruz.” Tuhfetu’l-Mucib (s.409)

“Sünnet ehli çekişme ve ihtilaflardan hoşlanmazlar. Bu yüzden onlar, gafiller öne çıktığı zaman geri dururlar. Çünkü onlar “La ilahe illallah”a şahitlik eden bir Müslümanla çarpışmak istemezler. Zira Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki kanlarınız, mallarınız, ırzlarınız birbirinize tıpkı şu gününüz gibi, şu ayınız ve şu beldeniz gibi haramdır.” İcabetu’s-Sail (24)

Şeyh Mukbil rahimehullah, Şia hakkında şöyle demiştir: “Onlar bizim zelil kimseler olduğumuzu söyleseler de, biz onlarla çarpışmaya hazırlanan kimseler değiliz. Eğer münazara istiyorlarsa münazaraya hazırız. Ama vuruşma veya savaşmaya gelince, onlar da Müslüman, biz de Müslümanız. Onların kanlarını, mallarını ve ırzlarını helal saymayız.” İcabetu’s-Sail (56)

Şeyh Mukbil rahimehullah kanların dökülmesine karşı davetin selameti için bunun yöneticiye bırakılmasına ve yöneticilerle çekişmenin önüne geçilmesine hırs göstermiştir. Şeyh rahimehullah 1406 hicri yılında Bedreddin el-Hûsi, Muhammed Abdulazim el-Husi, Salah Feliyte ve diğerleri gibi Şia davetçilerinden yirmi dokuz alimle beraber şu hususlarda ittifak etmiştir:

1- Söz birliği ve safları birleştirme, ihtilaflı meselelerin fırkalaşma ve bölünmeye sebebiyet vermemesi üzerine çalışmak.

2- Herhangi bir fıkhi meselede görüşü olan kimsenin, kendi görüşünü başkasına dayatmaması ve onu bununla zorunlu tutmaması, başkalarına saygı göstermesi

3- Herhangi bir şahsa, mezhebe veya gruba herhangi bir şekilde saldırmamak. Herkesin geçmişte olanları unutması, islam kardeşliğinin gerçekleşmesi için kışkırtmalardan, kinleşmelerden uzak durması.

Şeyh Mukbil rahimehullah bu belgeye işaret ederek şöyle demiştir: “O günlerde Kadı Yahya Fuseyyil, vakıflar bakanı Ali es-Seman ve Abdurrahman el-İmad kardeş bir komisyon çıkardılar, başarılı olamadılar. Sonuçta şöyle karar aldılar: “Onlar Ehl-i sünnete itiraz etmesinler, ehl-i sünnet de onlara itiraz etmesin.” Din onaylamasa da böyle karar aldılar. Çünkü ilim ehli katında bilindiği gibi, sükut etmenin caiz olmadığı meseleler vardır. Lakin sünnet için hayırlı bir kapı açıldı sayılır. Şöyle ki; bin seneden fazla zamandır şialıktan başka bir şeyin bilinmediği ülkede sünnetle amel etmenin caiz olması itiraf edildi. Allah'tan Müslümanları hak üzerinde birleştirmesini dileriz. Amin.” El-Mahrec Mine’l-Fitne (s.167)

İçeriğinde dinin onaylamadığı yanlışlar bulunmasına rağmen Şeyh Mukbil rahimehullah’ın bu belgeye imza atması, sünnet için hayırlı bir kapı açmıştır. Nitekim emniyet ve istikrar meydana gelmiş, bu sebeple davet, Allame el-Medhali’nin de açıkça belirttiği gibi, ilk üç asırdan sonra, görülmemiş bir hızla yayılmıştır.  Şeyh’in aklından bile geçmeyecek şekilde, İlim talebeleri dünyanın çeşitli bölgelerinden Şeyh Mukbil’e ilim öğrenmeye gelmişlerdir.

Şeyh Mukbil rahimehullah Allah’a davetin kolaylık göstermek ve yumuşaklıkla yapılmasının, vuruşma ve kurşun atmadan daha etkili görüşündeydi ve şöyle diyordu: “Başkan kardeşimize Allah hayırlı karşılık versin, bize diyor ki: “Allaha davet edin, iyiliği emredin ve kötülüğü yasaklayın. Lakin fitne çıkmaması için elinizle karşı çıkmayın.” Ben de fitne çıkmaması için aynısını söylüyor ve diyorum ki: “Biz münkere el ile karşı çıkma durumuna ulaşmadık. Biz davetin, el ile karşı çıkmaktan daha etkili olduğu görüşündeyiz. Hatta davet, kurşun atmaktan da etkilidir. Biz Müslüman ülkesindeyiz. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurur: “İman Yemen’lidir. Hikmet yemenlidir.” El-Bais Ala Şerhi’l-Havadis (s.73)

Şeyh Mukbil rahimehullah’ın Ehl-i Sünnet arasında ve onlarla başkaları arasında provakasyon yapmaya kalkışanlara fırsat verilmemesi için hırs göstermesi


Şeyh Mukbil rahimehullah, selefi davetin, seyrinin aksatılmasından, çirkin gösterilmesinden, fitnelerden, husumetlerden ve benzerlerinden korunması ve gözetilmesi hususunda hırslı idi.  

Şöyle derdi: “Bundan sonra, aranızı bozmak isteyen sapıklık ehlinden olan bir komünist, bir baasçı, Nasır’cı ve başkalarının, namazda âmin demeniz, ezanda “hayye ala hayri’l-amel” demeleri, namazda sağ eli sol el üzerine koymanız gibi sebeplerle gelmeleri halinde dikkat edin! Sizler kardeşsiniz! Rabbiniz birdir. Kitabınız birdir. Sünnetlerle amel eden ecir alır ve sevap kazanır. Öğrendikten sonra korkup onunla amel etmeyen cezalandırılır. Lakin bu komünist veya namazı kesen kişi, namaz kılanların arasını bozmak için gelir ve bize “ey sakallı” diye dil uzatır. Bu yüzden bize gülmeye devam eder. “Dindarlar mescidde vuruşuyor”, “hayye ala hayri’l-amel” sözünden dolayı kapışıyorlar” derler. Evet, ezanda hayye ala hayri’l-amel demek bir bid’attir. Sen ezan okurken böyle söyleme! Yine namazda “âmin” demek sünnettir. Lakin ezan okurken “hayye ala hayri’l-amel” diyen veya namazda “âmin” demiyen, yahut namazda sağ elini sol eli üzerine bağlamayan kişi de senin kardeşindir. O bir bid’atçi de olsa Müslüman kardeşin olarak kalmaya devam eder.

Bizim mescidde tartışmaya devam etmemiz caiz değildir. Ben: “bid’at ile amel et” demiyorum! Bid’at ile amel etmeye ruhsat verdiğim zannedilmesin! Ben sana: “ellerini yana sal” da demiyorum. Yine sana: “namazda âmin deme” demiyorum. Ezanda “hayye ala hayri’l-amel” söyle de demiyorum. Lakin kendine ikinci bir düşman edinme diyorum. Hepinizin ortak düşmanı komünistler, baasçılar var. Hikmet sahipleri olun ey Allah’a davet edenler! Onları bırakın kinlerinden gebersinler. Taşkınlık ve sıkıntı çıkarmayın. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: “Mescidler ancak Allah’ı zikretmek için bina edilmiştir.” Yine şöyle buyurur: “Sizleri sokak kargaşalarından sakındırırım.” İcabetu’s-Sail (59-60) Bkz.: Kam’ul-Muanid (423)

Yine el-Bais Ala Şerhi’l-Havadis’te (s.19) Ehl-i Sünnet ile İhvanu’l-Muslimin arasının kızıştırılması hakkında şöyle der: “Bana haber verildiğine göre şu anki bid’atçi şii vakıflar bakanı, ehl-i sünneti, ihvanu’l-muflisin’in bazı mescidlerini ele geçirmeye tahrik ediyormuş. Hayır! Bu şiinin bizimle İhvanu’l-muflisin arasına girmesini asla kabullenmeyiz. Ehli Sünnette sabır vardır, gönülleri geniştir. Bazen darp edilseler de onların intikamını Allah alır: “Eğer sabreder ve sakınırsanız, onların tuzakları size bir zarar veremez.” (Al-i İmran 120) Allah’a hamd olsun sünnet ehli, mescidleri ellerinden alınsa dahi, ders vermek için cadde ve sokaklarda otursalar da yardım gören kimselerdir. (Mansura’dır.)”

Yine Şeyh Mukbil rahimehullah, ehli sünnetin kendi aralarında kışkırtılmalarına da boyun eğilmemesine hırs göstermiş ve şöyle demiştir: “Şeyh Rebi beni aradı ve bana: “Allah’a yemin olsun bazı kimseler benimle senin aramızı açmak istiyorlar. Bundan sakın” dedi.  Şeyh Mukbil ona dedi ki: “Dağlar un edilip elense de, biz kitap ve sünnete muhakeme olduğumuz sürece biz ihtilaf etmeyiz”

Şeyh Mukbil rahimehullah’ın davete husumet ve problemler karıştırılmamasına hırs göstermesi


Şeyh Mukbil, el-Bais Ala Şerhi’l-Havadis’te (s.74) şöyle demiştir: “Davetimizin hezimete uğramasına sebebiyet vermememiz ve bu hususta düşmana yardım etmememiz gerekir. Ağırdan almalı, rıfk ve yumuşaklık üzere hareket etmeliyiz. Rıfk, içinde bulunduğu şeyi süsler, onun bulunmaması ise bir şeyi lekeler.”

“Allah’a hamd olsun, şuan sizin vaktinizdir ey sünnet ehli! Lakin davetin rıfk, yumuşaklık ve basiret üzere olması gerekir. Allah Azze ve Celle, Nebisi sallallahu aleyhi ve sellem’e şöyle buyurmuştur: “Biz onların söylediklerini biliyoruz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin. Tehditten korkana Kur’an ile öğüt ver.” (Kaf 45) Öğüt Kur’an ayeti ve nebevî hadis ile olur. Kur’an okumanın fazileti, zikrin fazileti, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e salat okumanın fazileti, Yemen’in fazileti, tevhid, gibi konularda yapılan öğütler Kur’an ve hadis ile olmalıdır. Problemler çıkarılmamalı, Rıfk ve yumuşaklık ile Allah’a davet etmelisiniz. Biz, bizi davet edenlere göre, görevimizi yerine getirmiyoruz. Yüz çeviren bu kimselerle çarpışacak değiliz! Diyorum ki, ey Allah için kardeşlerim! Yolculuğunuzdan bize problem çıkarmış olarak dönmeniz beni gerçekten üzüyor. Hayır! Burada problemler varsa şurada başka mescidler vardır. Allah’ın arzı geniştir. Allah’a hamd olsun, sünnet ehli sadece Yemen’de değil, bütün islami ülkelerde talep edilmektedir.” Garetu’l-Eşrita (2/140)

Şeyh Mukbil rahimehullah, Kam’u’l-Muanid’de (s.534-535) düşmanların öğrenerek, dalga geçip dil uzatmamaları için dergi ve gazetelerde makale yazmakla ilgilenmeyi hoş görmezdi.
Bazen asrın muhaddisi olan hocası Şeyh el-Elbani rahimehullah’a bazı hadislerin tashihinde muhalefet eder, lakin düşmanların dil uzatmamaları için muhalefetini açıkça belirtmemeye dikkat eder, O’nun kitaplarında hak olarak gördüğü hususları ikrar ederdi. Bkz.: Garetu’l-Eşrita (1/291) İcabetu’s-Sail (549-551)

Şeyh Mukbil’in Selefî Daveti Fitnelere ve husumetlere sürüklemek isteyenlere karşı sakındırması


Şeyh Mukbil rahimehullah şöyle demiştir: “Sana ağır olmanı tavsiye ederim. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem Mekke’de on üç sene kalıp onları davet etti. Sonra Medine’de cihaddan önce iki sene daha davet etti. Sonra onlara cihad için izin verdi. Ne diye “Vallahi bu hükümden geri kalırsam davet hezimete uğrar!” diyorsun? Hayır, acele etmemen, geri durman gerekir. Daveti kavgaya sokmaktan geri durmalısın. Nefsani arzularına uyma! Bazen arzular galip gelir. Hayır! Teenni gerekir, ağırdan almalı, acele etmemelisin. Hamd Allah’adır.” (Min Fıkhi’l-Vadii 1/54)

“Hiçbirimizin davette taşkınlık etmemesi gerekir. Onlar cemaatleri dağıtacaklar, siz ise öğüt vereceksiniz.” (es-Siyeru’l-Hasis s.438)

“Burada daveti yerine getirenlere acele etmemelerini, tutarsız kimseler tarafından başarısız kılınmamalarını tavsiye ederim. Tutarsız kimseler davetlerin darbeye uğrama sebebidir. Bazı tutarsız kimseler sebebiyle Suriye’de davet yara almıştır. Bazı tutarsız kimseler sebebiyle Mısır’da davet yara almıştır. Harem’deki cemaat sebebiyle davet her darbeye uğramıştır. Tutarsız kimselerin davetin düşmesine sebep olmamalarını sağlamak bir meseledir. Onlar davetler için felaket sayılırlar ve kardeşlerini korkaklıkla suçlarlar!” Garetu’l-Eşrita (1/305-306)

“Allah’tan korkun ve insanlara faydalı olmaya çalışın. “Sana fayda veren şeye hırs göster ve Allah’tan yardım iste. Aciz kalma” Mescidlerde fitnelerin ateşini tutuşturmamız gerekmez. Davete çıktığın zaman hayır ehli ve mescid halkının geneli: “Allah sana hayırlı karşılık versin” diyorlarsa daveti başarmışsın demektir. (Min Fıkhi’l-İmam el-Vadii 1/55-56)

“Mescidden çıkarılırsak caddelerde ders veririz. Bu, her yerde davetten sayılır. İnsanlar: “Size ne oluyor da yakınınızda mescid varken caddelerde ders veriyorsunuz?” derler.” Fetava’l-Vadii (s.47)

“Sizleri halkı ehli sünnetin davetinden uzaklaştırmaktan sakındırırım. “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin, kolaylaştırın, zorlaştırmayın.” Güç yetiremeyeceğin işe girişme! Sen bir ülkeye geldiğinde kardeşlerine “neden bahsedeyim?” diye sor. Hatta onların hislerine yenik ve şiddetli kimseler olduklarını görürsen, sana: “Şu ve şu konuları anlat” dediklerinde, faydalı olacağını düşündüğün ve düşmanları öfkelendiren şeyleri anlat. Düşmanlar, parçalayıcı olmayan bir sohbet verdiğin zaman öfkelenirler. Yardım istenecek olan Allah’tır.” Min Fıkhi’l-İmam el-Vadiî (1/50-51)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)