Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

23 Aralık 2017 Cumartesi

Sigaranın Genetik Anemi Hastalığına Faydası


Alman bilim adamları sigara içmenin, bir kişinin nadir bir kan hastalığının belirtilerinden kurtulmasına yardımcı olduğunu doğruladı.

وقال العلماء: “هذه المرة الوحيدة التي ساعد التدخين أحد المرضى على التخلص من أعراض المرض، لقد ساعد التدخين مريضا مصابا بفقر الدم الوراثي من التخلص من أعراض نقص الأوكسيجين في جسمه”. Bilim adamları dediler ki: "Sigara içilmesinin hastalardan birinin hastalığın semptomlarından bir seferde kurtulmasına yardım etti. Sigara içilmesi genetik anemisi olan bir hastanın vücudundaki oksijen eksikliğinin belirtilerinden kurtulmasına yardımcı oldu.”

Bilim adamları şöyle açıkladılar:وأوضح العلماء: “لقد قمنا بمعاينة رجل وابنته مصابان بنوع نادر من فقر الدم الوراثي الذي تسببت به طفرة وراثية معينة، منعت الهيموغلوبين الموجود في كريات دمهم الحمراء من تحرير الأوكسيجين لخلايا الجسم، ومع أن الأب والبنت مصابان بنفس المرض، إلا أن الأعراض كانت أخف بكثير منها عند الفتاة”. "Nadir görülen genetik bir anemisi olan bir erkeği ve kızını muayene ettik. Belirli genler, kırmızı kan hücrelerinde bulunan hemoglobinin, vücut hücrelerindeki oksijeni bırakmasını engelliyordu. Baba da, kız da aynı hastalığa yakalanmışlardı. Ancak babada görülen belirtiler genç kızda olanlardan çok daha hafifti.”

Bilim adamları şunu da eklediler: “Baba ve kızının tıbbî dosyalarını inceledikten sonra babanın uzun süredir sigara içtiğini fark ettik ve sigara dumanıyla vücuduna giren karbondioksitin, kırmızı kan hücrelerindeki hemoglobin ile birlikte kimyasal bir formül oluşturduğunu keşfettik. Bu formül hastalığın bazı semptomlarından kurtulmaya yardım ediyordu.  Dolayısıyla babanın vücudundaki oksijen miktarı, kızının vücudundaki oksijen miktarından yüksekti.”

Sigaranın bu hastaya nasıl yardım ettiğini açıklamış olmalarına rağmen, sigaranın insan sağlığı üzerindeki zararlı etkilerini vurgulamışlar, onun sebep olduğu hastalıklar yüzünden yılda milyonlarca insanın öldüğünü, kanser, akciğer hastalıkları, kalp ve damar hastalıklarının ana sebeplerinden biri olduğunu(!) söylemişlerdir.”

Kaynak: Rusya Today sitesi

Link: http://maktaba-amma.com/?p=8091

Tercüme: Ebu Muaz


Uyarı. Bazı videolar çekerek bir şişe içinde sigara dumanı körüklenen pamuğun görüntüsü veya akciğer kadavralarına pompalanan dumanın yaptığı etkiler ile insanların zihinleri bulandırılmaktadır. Allah Azze ve Celle insan vücudunu, kendi bağışıklık sistemini geliştirebilecek kabiliyette yaratmıştır. Bu sebeple sigara tiryakileri, sigaranın dumanını çekmekle bir zarar görmemekte, vücut ihtiyacı olan oksijeni de daha fazla içeri almaktadır. Ölü organlar veya cansız maddeler üzerinde yapılan testleri canlı organa kıyaslamak abestir. Nitekim birçok tiryakilerin akciğer filimlerinde, akciğerlerinin sigara içenlerden dahi daha temiz olduğu gözlemlenmiştir.
 
 

22 Aralık 2017 Cuma

Bid'atçiliğe Hükmetme İle Tekfirin Ayrımı, Abdullah Azzam'ın Durumu


Soru: “İnsanlardan birisi bana senin Abdullah Azzam’ı tekfir ettiğini söyledi. Bu söz doğru mudur, cevabın nedir?

Şeyh Mukbil b. Hadi rahimehullah’ın cevabı: “Tekfire gelince Ehl-i sünnet bundan insanların en uzak olanıdır. Lakin ben onun bid’atçi olduğunu söyledim. Bunu da onun: “Namazı Afgan’lıların kıldığı gibi kılın” dediği bana ulaştığı zaman söyledim ve dedim ki: “Böyle bir söz, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine önem vermeyen bir kimsenin sözüdür.” Bu çerçevede ona yüklendim. Lakin Ehl-i Sünnet, müslümanları tekfir etmez. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
Kim kardeşine: “Ey kâfir” derse, o kişi dediği gibi değilse bu söz kendisine döner” buyurmuştur.
Ben, tebdî (bid’atçi sayma) ile tekfîr (kâfir sayma) arasında ayrım yapmadığı için bu sözün sahibinin durumuna üzüldüm. Cehaletin bu boyuta varmasına üzüldüm!
Sonra da onlar Allah’a davet edenlerin insanlara meseleyi karışık gösterdiğini iddia ediyorlar! Ben onun (Abdullah Azzam’ın) bid’atçi olduğunu söylüyorum! Yine onun sünnete önem vermeyen birisi olduğunu söylüyorum. Çünkü o koyu bir hizipçidir!
Ama tekfire gelince, hayır! Ben, az önce bahsettiğim gibi, onda bulunan bid’ate rağmen, Allah ona rahmet etsin diyorum.”

Kaynak: Mukbil b. Hadi, Kam’u’l-Muânid, 2/324

Tercüme: Ebu Muaz

21 Aralık 2017 Perşembe

Alimlere Delil Sormak ve Taklid/Şeyh Muqbil b. Hâdi

Soru: Güvendiği bir âlimi taklid eden kimse hakkında İslam’In hükmü nedir? Lakin fetva verdiği konuda ondan delili talep etmiyor ve bu âlimin delilini bilmeden onun görüşüyle amel ediyor. Şayet delili haber verse onun Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’den sabit olup olmadığını bilemeyeceğini iddia ediyor. Delili sorması gerekir mi, yoksa bu kimse mazur mudur?
Şeyh Mukbil b. Hadi el-Vadiî rahimehullah’ın cevabı: “Ona gereken Allah’ın kitabından veya Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sabit olan sünnetinden delili sormaktır. Çünkü Allah Azze ve Celle’nin şu ayetlerinin kapsamına avam da dahildir:
Rabbinizden size indirilene uyun. O’nun dışında dostlar edinip de onlara uymayın. Ne kadar da az düşünüyorsunuz!” (A’raf 3)
Bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Zira kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsra 36)
Taklid cehalettir. Taklid, insanların Allah’ın kitabından ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinden uzaklaşmalarının sebebidir.
Rabbu’l-İzzet, Kerim Kitab’ında şöyle buyurur: Hakkında ihtilaf ettiğiniz şeyin hükmü Allah’a aittir.” (Şura 10)
Herhangi bir şeyde çekişirseniz eğer Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız onu Allah’a ve rasulüne döndürün.” (Nisa 59)
Bizler, isabet eden veya hata eden âlim, bilen veya bilmeyen olarak, hakkında ihtilaf ettiğimiz şeyleri Allah’ın kitabına ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine döndürmekle emrolunduk. Başkalarına müdahale ettiği gibi, şeytan âlime de müdahale eder. Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:
Onlara, âyetlerimizi verdiğimiz kimsenin haberini de oku. Bu kimse, kendisini onlardan sıyırıp çıkarmış, bunun üzerine şeytan da onu peşine takmış ve böylece azgınlardan olmuştu. Eğer dileseydik o âyetlerle onu yükseltirdik. Fakat o dünyaya meyletmiş, heva ve hevesine kapılmış. Tıpkı köpek gibi: üzerine varsan da dilini çıkarıp solur: onu bıraksan da dilini çıkarıp solur.” (A’raf 175-176)
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kalpler Rahman’ın parmaklarından iki parmağı arasındadır, dilediği evirip çevirir.” Evet, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem böyle buyuruyor, nereden bileceğiz ki o âlim belki tembellik etti veya gevşeklik gösterdi!
Âlimlerin gevşek davranmaları sebebiyle müslümanlara büyük bir belâ girmiştir. Namaz kılan salih Müslümanlardan birçoğu televizyon fitnesine düşmüştür. Zira âlimlerin evlerinde onu görmüşlerdir.[1]
Salih müslümanlardan birçoğu sakal traşı fitnesine düşmüşlerdir. Bunun sebebi bazı Ezher’lilerin sakallarını traş ettiklerini görmeleridir.
Salih müslümanlardan birçoğu hiçbir sebep olmadan öğleyle ikindiyi, akşamla yatsıyı cem ederek kılmaktadır. Bunun yegâne sebebi insanların namazları cem ettiklerini görmeleridir.[2] Bu, taklid sebebiyle muhalefetlere düşmeye engel olmayan bir kapıdır.
O kişi diyor ki: “Avam Allah’ın kitabını ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini anlamaz
Biz de ona diyoruz ki: “Avam Allah Azze ve Celle’nin şu kavlini anlamıyor mu:
Kendiniz için hayırdan neyi takdim ederseniz Allah katında onu hayır olarak ve daha büyük ecir olarak bulursunuz.” Evet, avam şu hadisi anlamıyor mu?:
Kim yatsı namazını cemaatle kılarsa gecenin yarısını kıyamla geçirmiş gibidir. Kim sabah namazını cemaatle kılarsa bütün geceyi kıyamla geçirmiş gibidir.” Evet, avam şu hadisi anlamıyor mu:?
Cemaatle namazın, tek başına kılınan namazdan üstünlüğü yirmi yedi derecedir.” Avam bunları elbette anlıyor!
Avam arasında sanatkârlıkta uzman olan, arabayı parça parça söküp takan, ziraat işlerinde parmakla gösterilen, mühendis olan kimseler görürsün. Yanımızda ziraat konusunda ziraat bakanından daha uzman olan bazı gençler vardır.
Böylece ancak din hususunda ihmalkârlık ve gevşeklik gösterirler. Bu durum bizi, dinimizi, ona ehil olmayan kimselerden alır hale getirmiştir.
Bedevi, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e geliyor ve: “Ey Muhammed! Sana soracağım ve sorumun şiddetinden dolayı gönlüne bir şey gelmesin” diyor. Bir diğeri: “Allah için söyle, bunu sana Allah mı emretti?” diyor. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e: “Allah için söyle, bunu sana Allah mı emretti?” diyor. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de: “Evet” diyordu.
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, Ensar’dan, Kureyş ile beraber savaşa çıkıp, kâfir ordusu içinde kendilerine gelen bedevilere, hurmadan bir şeyler vermelerini talep edince, Ensardan birisi:
“Ey Allah’ın rasulü! Bu kendi görüşün mü, yoksa Allah katından mı?” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
Bu ancak benim tarafımdan, size şefkat etmemden dolayı” buyurmuştur. Dediler ki:
“Hayır, vallahi bizler kâfirler iken tek bir hurma dahi vermezdik. Allah bize İslam’ı lütfettikten sonra olmaz.”
Yine onlar Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e: “Ey Allah’ın rasulü! Muhakkak ki Allah haktan hayâ etmez. Kadın ihtilam olduğu zaman gusletmeli midir?” diyorlardı.
Tabiun da aynı şekilde sahabeye soruyorlardı. Şayet durum, kavmimizin istediği gibi olsaydı bu hayra asla ulaşamazdık. Buhari, Muslim, Ahmed’in Müsned’i bize ulaşmazdı. Şayet: “Dört rekât namaz kıl, şöyle ve şöyle yap” diyorlarsa sermayeden harcıyorlar.
Kişiye delil ile fetva verildiğinde bu tatmin eder ve Allah onu ilmiyle mübarek kılar.
Bir kimsenin sözünü: “Suretler haramdır” diye ezberlediğinde, onun haram olduğunun delili nedir? Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Muhakkak ki melekler içinde köpek veya suret bulunan bir eve girmezler” buyurdu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah suret yapanlara lanet etsin” buyurdu şeklinde hadisleri ezberlesen fayda ile dönersin. Ama sana: “Suret haramdır” dese, sonra bir diğerine gidersin, o da sana: “Bu hatalı görüştür, o  cahildir, haram olan suretler taştan yontulmuş putlardır, bu resimlere ise suret denilmez” der!
Yine ibadet konusunda sana: “Şöyle ve şöyle yap” derim.
Siz sünnet ehlisiniz! Size fetva sorduğunuz kimseden delili istemekte hırslı olmanızı ve: “Allah Teâlâ şöyle buyurdu, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu” diye bir delil olmadan kimseye fetva vermemenizi nasihat ediyorum.”
Kaynak: Kurratu’l-Ayn Fi Ecvibeti Kaidi’l-Alâbî ve Sahibi’l-Adîn (s.13 vd.)
Tercüme: Ebu Muaz


[1] Şeyh Mukbil b. Hadi rahimehullah, Televizyonun haram olduğu görüşünde olduğu için böyle söylemektedir. Lakin doğrusu, televizyon cihazının kendisinin haramlığına dair açık bir nas yoktur. Ancak suret, müzik, erkeklerle kadınların birbirlerini seyretmeleri, yayınların içeriğindeki ifsad edici unsurlar gibi illetler sebebiyle televizyon cihazı dolaylı yollardan haram görülmektedir.
[2] Hiçbir sebep olmadan namazları cem etme hakkında ruhsat sabit olmuştur. Şeyh Mukbil’in burada bu karşı çıkmasında iki ihtimal söz konusudur:,
1- Ya bunun sürekli hale getirilerek ruhsatın bir asıl haline getirilmesi endişesi. Zira asıl olan, her namazın kendi vaktinde kılınmasıdır ve en faziletli olan budur. Nitekim bütün namazları cem ederek kılan bazı gevşek kimseler “Çay deminden, selefî ceminden belli olur” şeklindeki deyimi kullanarak, sanki namazların cem edilmesi ruhsat değil de, daha faziletli imiş gibi bir intibaya sebebiyet vermektedirler. Bu, namazın kendi vaktinde kılınmasındaki fazileti bildiren nasları hafife almaya götürdüğü için tehlikeli bir düşüncedir.
2- Yahut bu konuda delili bilmeden sırf sünnet ehlinden hüsnü zan beslediği kimseleri taklidle bu amele devam edilmesi. Zira delili bilmeden taklid haramdır.
Şeyhin her iki ihtimali de kastetmiş olması münkündür. Allah en iyi bilendir.

17 Aralık 2017 Pazar

Hayvanların ruhu var mıdır?

Cevap: Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَإِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ بِإِذْنِي فَتَنْفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِي
Hani iznimle çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıyordun, ona üfürüyordun da iznimle bir kuş oluveriyordu.” (Maide 110)
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem hayvanları, ruh sahibi olmakla nitelemiştir. Sahihu Muslim’de İbn Abbas radiyallahu anhuma’dan gelen rivayette Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
لا تتخذوا شيئا فيه الروح غرضا
“İçinde ruh olan bir şeyi hedef edinmeyin.”
İbn Ömer radiyallahu anhuma’dan:
إن رسول الله صلى الله عليه وسلم لعن من اتخذ شيئا فيه الرّوح غرضا
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ruhu olan bir şeyi hedef edinene lanet etti.” Muslim rivayet etmiştir.
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ruhu olan canlıların resimlerini yapmaktan yasaklamıştır. Bu yasak, ruhu olan kuş, vahşi hayvanlar, haşerat gibi bütün mahlukları kapsar. Nitekim bir adam İbn Abbas radiyallahu anhuma gelip:
يا أبا عباس إني إنسان إنما معيشتي من صنعة يدي ، وإني أصنع هذه التصاوير ، فقال بن عباس : لا أحدثك إلا ما سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول ، سمعته يقول : مَنْ صَوّر صورة فإن الله مُعَذِّبه حتى ينفخ فيها الروح وليس بنافخ فيها أبدا . فَرَبَـا الرجل ربوة شديدة ، واصفرّ وجهه . فقال : ويحك إن أَبَيْتَ إلا أن تصنع فعليك بهذا الشجر ، كل شيء ليس فيه روح
“Ey Ebu Abbas! Ben geçimimi elimin yaptıklarıyla sağlıyorum ve şu resimleri yapıyorum” dedi. İbn Abbas radiyallahu anhuma dedi ki:
“Sana ancak Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den işittiğim bir şeyi söyleyeceğim. O’nun şöyle buyurduğunu işittim:
“Kim bir suret yaparsa muhakkak Allah ona ruh üfleyinceye kadar azap eder. Ona da asla ruh üfleyebilecek değildir.” Bunun üzerine adam şiddetli bir şekilde ürktü, yüzü sarardı. İbn Abbas radiyallahu anhuma dedi ki:
“Yazık sana! Mutlaka yapacaksan şu ağaçların ve ruhu olmayan her bir şeyin resmini yap!” Buhârî ve Muslim rivayet etmişlerdir.
Hafız İbn Hacer şöyle demiştir: “Bu hadisten ruhu olmayan ağaç, güneş ve ay gibi şeylerin resmini yapmanın caiz olduğuna delil getirilmiştir.”
Alimler ruhu olanlarla olmayanları şöyle ayırmışlardır:
Ruhu olanlar iki kısımdır.
Bir kısmının akıcı ruhu vardır ki, bununla akıcı kanı olan hayvanları kastederler.
Diğeri akıcı olmayan ruhtur. Bununla da akıcı kanı olmayan sinek, sivrisinek ve benzerlerini kastederler.
Ruhu olmayanlar ise ölülerdir. Kurtubi dedi ki: “Ölülerin, tıpkı odun ve taş gibi, ruhları yoktur.” Elimizde ehli sünnetin imamı İmam Ahmed rahimehullah’ın zikrettiği büyük bir kaide vardır. O şöyle der: “İmamın olmayan bir meselede konuşmaktan sakın!”
Allah en iyi bilendir.

7 Aralık 2017 Perşembe

Deyyus Kime Denir?

Soru: “Kızlarının İslamî olmayan giyimini serbet bırakan kimseye Deyyus ismi verilebilir mi? Kardeşlerimizden birinden şöyle işittik: “Deyyus; sadece hanımını, kızkardeşini zina ederken gören kimse değildir.” Bu kardeş Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in münker iş hakkında; “Ailesinde çirkin iş görüp de buna sükût eden deyyustur” hadisini, kadının güzelliklerini ortaya koymasına sükut etmesiyle açıklıyor. Ailesinin zina ettiğini gören kimse hakkında değil diyor. Deyyus kimdir? Ailesinin zina ettiğini gören midir? Nebevî hadiste zikredilen münker nedir?”
Cevap: Ahmed (2/69, 128), İbn Ömer radiyallahu anhuma’dan rivayet ediyor: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
ثلاثة قد حرم الله- تبارك وتعالى- عليهم الجنة‏:‏ مدمن الخمر، والعاق، والديوث الذي يقر في أهله الخبث
Allah Tebarek ve Teâlâ cenneti üç kişiye haram kılmıştır: Sarhoş edici içkiye devam eden, ana babasına isyan eden ve ailesindeki kötülüğü kabullenen deyyus.” Heysemi, Mecmau’z-Zevaid’de dedi ki: “İsnadında ismi verilmeyen bir ravi vardır. Diğer ravileri güvenilirdir.”
Taberânî (Mecmau’z-Zevaid 4/327), Ammar b. Yasir radiyallahu anhuma’dan rivayet ediyor: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
‏ثلاثة لا يدخلون الجنة أبدا‏:‏ الديوث، والرجلة من النساء، والمدمن الخمر، قالوا‏:‏ يا رسول الله‏:‏ أما المدمن الخمر فقد عرفناه، فما الديوث‏؟‏ قال‏:‏ الذي لا يبالي من دخل على أهله قلنا‏:‏ فما الرجلة‏؟‏ قال‏:‏ ‏التي تتشبه بالرجال
Üç kişi cennete asla giremez: Deyyus, erkekleşen kadın ve sarhoş edici içkiye devam eden kimse.” Dediler ki:
“Ey Allah’ın rasulü! Sarhoş edici içkiye devam edeni bildik de, deyyus nedir?” Buyurdu ki:
Ailesinin yanına girenlere aldırmayan kimsedir.” Biz:
“Erkekleşen kadın nedir?” dedik. Buyurdu ki:
Kendisini erkeklere benzeten kadındır.” Heysemi Mecmau’z-Zevaid’de dedi ki: “İsnadında mestur raviler vardır. Aralarında zayıf olduğu söylenen kimse yoktur.”
Bezzar ve Taberânî, Malik b. Uhaymir radiyallahu anh’den rivayet ediyorlar: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim:
لا يقبل الله من الصقور يوم القيامة صرفا ولا عدلا، قلنا‏:‏ يا رسول الله‏:‏ وما الصقور‏؟‏ قال‏:‏ الذي يدخل على أهله الرجال
Allah kıyamet gününde sukur’un ne farzını ne de nafilesini kabul eder!” Dedik ki:
“Ey Allah’ın rasulü! Sukûr nedir?” Buyurdu ki:
Ailesinin yanına erkekleri sokan kimsedir.” Bunu Buhârî Tarihu’l-Kebir’de (7/304 no:1292) Taberânî (19/294 no:654) Bezzar (Keşfu’l-Estar (2/187 no:1489) rivayet etmişlerdir. Heysemi dedi ki: “İsnadında Ebu Rezin el-Bahilî’yi tanımıyorum. Diğer ravileri güvenilirdir.”
Buna göre, ilk rivayeti düşünen kimse, deyyus kelimesinin, velayetini üstlendiği; eşi, kızı, kızkardeşi ve benzeri kimselerin işlediği kötülüklere göz yuman herkes hakkında kullanıldığını görür. Bu kötülüğün zina veya yabancı erkeklerin önünde avreti açmak, yabancı erkeklerle yalnız kalmak, dışarı çıkarken koku sürünmek ve benzerleri gibi fitneye sürükleyen zina vesileleri hakkında olması fark etmez. Görülüyor ki, bu konuda gelen hadislerin genel kapsamına bunlar öncelikli olarak dâhil olmaktadır. Lakin bu hadislerde açıklaması geçen eleştiriler vardır. Bununla beraber ister ailesinde olsun, ister başkalarında olsun, kişinin bir kötülüğe sükût etmesinin haram olduğu malumdur. Şayet velayetini üstlendiği kimseler hakkında sükût ediyorsa bunun kötülüğü daha şiddetli ve günahı daha büyüktür. Zira özel olarak onların velisidir. Bu sükûtun deyyusluk olarak isimlendirilmesi veya isimlendirilmemesi fark etmez, her halukarda bir münkerdir. Çünkü buna delalet eden âyet ve hadislerin genel ifadeleri vardır. Başarı Allah’tandır. Allah’ın salât ve selamı nebimiz Muhammed’e, âline ve ashabı üzerine olsun.”
El-Lecnetu’d-Daime Li’l-Buhusi’l-İlmiyye ve’l-İftâ Fetva No: 3246
Başkan: Abdulaziz b. Abdillah b. Baz, Başkan vekili: Abdurrazzak Afifî, Üye: Abdullah b. Kuud
Ebu Muaz’ın notu: Lecnetu’d-Daime üyeleri hadis ilmini iyi bilmedikleri için deyyus hakkındaki hadisin tariklerinin eleştirilere uğramış olduğuna vurgu yaparak, Heysemi’nin değerlendirmeleri sebebiyle, hadisin sıhhati hakkında bir şüphe intibaı vermişlerdir. Bu fetva kurulunun üyeleri hadisin tariklerine de hâkim değillerdir. Bu sebeple bu konudaki hadisleri ve isnad değerlendirmelerini aktarıyorum:
Ömer radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
ثَلاثَةٌ لَا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ الْعَاقُّ بِوَالِدَيْهِ وَالدَّيُّوثُ وَرَجْلَةُ النِّسَاءِ
Şu üçü cennete giremez: ana babasına isyan eden, deyyus ve erkeklere benzeyen kadın.Bunu Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare’de (1/308) Hakim (1/144) İbn Huzeyme et-Tevhid (761) Taberi Tehzibu’l-Asar’da (1554) Haraiti Mesaviu’l-Ahlak (411) ve Deylemi (2506) hasen bir isnadla rivayet etmişlerdir.
Aynısını İbn Abbas radiyallahu anhuma’dan: Deylemî (7621) isnad zinciri olmaksızın zikretmiştir.
İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
ثَلَاثَةٌ لَا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ، وَلَا يَنْظُرُ اللَّهُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ: الْعَاقُّ لِوَالِدَيْهِ، وَالْمَرْأَةُ الْمُتَرَجِّلَةُ -الْمُتَشَبِّهَةُ بِالرِّجَالِ -وَالدَّيُّوثُ. وَثَلَاثَةٌ لَا يَنْظُرُ اللَّهُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ: الْعَاقُّ لِوَالِدَيْهِ، ومُدْمِن الْخَمْرَ، والمنَّان بِمَا أَعْطَى
Şu üçü cennete giremez ve kıyamet gününde Allah onlara bakmaz: ana babasına isyan eden, erkeklere benzeyen kadın ve deyyus. Şu üçüne de Allah kıyamet gününde bakmaz: ana babasına isyan eden, içkiye devam eden ve verdiğini başa kakan.” Bunu Ahmed (2/134) Nesai (2562) Ebu Ya’la (9/408) Bezzar (12/269, 270) İbn Huzeyme et-Tevhid (764-65) Taberani (12/302) Taberânî Evsat (3/51) Ru'yani (1400)Beyhaki (10/226) Beyhaki Şuab (7/412) sahih isnadla rivayet etmişlerdir. Bkz.: Elbani Sahihu’t-Tergib (2366) es-Sahiha (674, 1397, 3099)
 
İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
ثَلَاثَةٌ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِمُ الْجَنَّةَ: مُدْمِنُ الْخَمْرِ، وَالْعَاقُّ، والدَّيُّوث الَّذِي يُقِرُّ فِي أَهْلِهِ الْخَبَثَ
Allah şu üçüne cenneti haram kıldı: içkiye devam eden, ana babasına isyan eden ve ailesinin işlediği kötülükleri kabullenen deyyus. Bunu Ahmed (2/69, 128) rivayet etmiştir. Yukarıdaki fetvada zikredilen rivayet budur.
İsnadında ismi belirtilmeyen ravi olsa da, bir önceki rivayetin isnadlarından, burada ismi belirtilmeyen ravinin; İbn Ömer radiyallahu anhuma’nın azatlısı Abdullah b. Yesar el-A’rac olduğu ortaya çıkmıştır. Böylece hadisin isnadı hasendir.
 
Ammar b. Yasir radıyallahu anhuma’dan: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ الدَّيُّوثُ وَالرَّجُلَةُ مِنَ النِّسَاءِ وَالْمُدْمِنُ الْخَمْرَ قيل يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا الدَّيُّوثُ؟ قَالَ الَّذِي لَا يُبَالِي مَنْ دَخَلَ عَلَى أَهْلِهِ
Deyyus, erkeklere benzeyen kadın ve içki bağımlısı cennete giremez.” Denildi ki:
“Ey Allah’ın rasulü! Deyyus nedir?” Şöyle buyurdu:
Ailesinin yanına girene aldırmayan kimsedir.” Bunu Tayalisi (642) Beyhaki Şuab (7/412) İbn Huzeyme et-Tevhid (770) İbrahim el-Harbi Garibu’l-Hadis (3/1087) Ebu Nuaym Marife (5219) rivayet etmişlerdir. Sehavî el-Ecvibetu’l-Mardiyye’de (111) zikretmiştir. Hadis sahih ligayrihidir. Bkz.: Elbani Sahihu’l-Cami (3062) Sahihu’t-Tergib (2071, 2367) el-Elbani Cilbabu’l-Mer’e’de (s.146) Ebu Amr b. Muhenned’in el-Muntehab’ından (2/268) nakletmiştir.
El-Lecne’nin fetvasında bu hadis zikredilmiş ve Heysemi’nin: “İsnadında mestur raviler vardır. Aralarında zayıf olduğu söylenen kimse yoktur” sözü geçmiştir. Bahsettiği mestur raviler: Urve b. Muhammed b. Ammar b. Yasir ile babası Muhammed b. Ammar’dır. Tayalisi, İbn Huzeyme, İbrahim el-Harbi ve Ebu Nuaym’ın rivayetlerinde Sehl b. Huneyf’in ailesinden biri – Ebu Ubeyde b. Muhammed b. Ammar – Ammar b. Yasir isnadıyla mutabaat gelmiştir. Ma’mer b. Raşid, Cami’de (1051) Kureyş’ten bir adam yoluyla rivayet etmiştir. Diğer rivayetlerle birlikte hadis sahih mertebesine çıkmaktadır.
Malik b. Uhamir radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
لَا يَقْبَلُ اللَّهُ مِنَ الصُّقُورِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ صَرْفًا، وَلَا عَدْلًا قُلْنَا: يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا الصُّقُورُ؟ قَالَ: الَّذِي يُدْخِلُ عَلَى أَهْلِهِ الرِّجَالَ
Allah kıyamet günü “sukûr”un iyiliğini kabul etmez.” Dedik ki:
“Ey Allah’ın rasulü! Sukûr nedir?” buyurdu ki:
Hanımının yanına erkekleri sokan kimsedir.” Bunu Buhari Tarih (7/304) Haraiti Mesaviu’l-Ahlak (408) Taberani (19/294) Bezzar Keşfu’l-Estar (1489) İbn Ebi Asım, el-Ahad ve’l-Mesani (2639) Ebu Nuaym Marife (6016) Beyhaki Şuab (7/412) İbn Asakir (56/519) rivayet etmişlerdir. Sehavî el-Ecvibetu’l-Mardiyye’de (111) zikretmiştir.
Yukarıdaki fetvada bu hadis de zikredilmiş ve Heysemi’nin: “İsnadında Ebu Rezin el-Bahilî’yi tanımıyorum. Diğer ravileri güvenilirdir” dediği nakledilmiştir. Ebu Rezin el-Bahilî hakkında cerh ve ta’dile dair bilgi zikredilmemiştir. Hadis, diğer rivayetlerle birlikte hasen derecesine çıkmaktadır.
Ebu Said el-Hudrî radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
الْغَيْرَةُ مِنَ الْإِيمَانِ وَالْمِذَاءُ مِنَ النِّفَاقِ قَالَ: قُلْتُ: مَا الْمِذَاءُ؟ قَالَ: الَّذِي لَا يَغَارُ
Kıskançlık imandan, mizâ ise nifaktandır.” Ben:
“Mizâ nedir?” dedim. Buyurdu ki:
Kıskanmayandır.” Diğer rivayette: “Mezâ; deyyustur” şeklindedir. Bunu Bezzar (Keşfu’l-Estar 1490) Abdulhak el-İşbilî Ahkamu’s-Sugra (2/635) İbn Batta el-İbane (925) Deylemi (4326) Kudâi (154) Mervezî Tazimu Kadri’s-Salat (490-492) Ebu Nuaym Sifatu’n-Nifak (180) rivayet etmişlerdir. İsnadındaki Ebu Merhum hakkında ihtilaf vardır. Zeyd b. Eslem’den mursel olarak şahidini: Ma’mer b. Raşid el-Cami (111) Beyhaki (10/225) Beyhaki Şuab (10797) rivayet etmişlerdir. Ravileri güvenilirdir.
El-Haris b. Nevfel radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
إِنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى خَلَقَ ثَلَاثَةَ أَشْيَاءَ بِيَدِهِ: خَلَقَ آدَمَ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِيَدِهِ، وَكَتَبَ التَّوْرَاةَ بِيَدِهِ، وَغَرَسَ الْفِرْدَوْسَ بِيَدِهِ، وَقَالَ: وَعِزَّتِي، لَا يَسْكُنُهَا مُدْمِنُ خَمْرٍ، وَلَا دَيُّوثٌ. قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، قَدْ عَرَفْنَا مُدْمِنَ الْخَمْرِ، فَمَا الدَّيُّوثُ؟ قَالَ: مَنْ يُقِرُّ السُّوءَ لِأَهْلِهِ
Muhakkak ki Allah Tebârek ve Teâlâ üç şeyi eliyle yaratmıştır: Âdem aleyhi's-selâm’ı eliyle yaratmış, Tevrat’ı eliyle yazmış, Firdevsi eliyle dikmiş ve şöyle buyurmuştur:
“İzzetime yemin olsun ki bunda içkiye devam edeni ve deyyûsu yerleştirmem.” Dediler ki:
“Ey Allah’ın rasulü! Deyyûs nedir?” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
Ailesinin işlediği kötülükleri onaylayan kişidir.” Bunu İbn Ebi’d-Dunya Sıfatu’l-Cenne (39) Ziyau’l-Makdisi, Sıfatu’l-Cenne (33) Haraiti Mesaviu’l-Ahlak (410) Beyhaki el-Esma ve’s-Sifat (692) rivayet etmişlerdir. Ali radıyallahu anh’den zayıf isnadla şahidini: Deylemi (675) İbn Hacer, Garaibu’l-Multekita (el yazma no: 717) rivayet etmiştir. Ebu Said el-Hudrî radiyallahu anh’den zayıf isnadla şahidini: Darekutni el-Mu’telef ve’l-Muhtelef (2/30) Hatib Muvazzahu Evham (1/539) rivayet etmişlerdir. Bu isnadda Cisr b. Ferkad çok zayıftır.
Netice olarak: Ömer ve İbn Ömer radiyallahu anhuma’dan gelen rivayetler sahih yollarla gelmiştir. Ammar b. Yasir, Malik b. Uhamir, Ebu Said el-Hudrî ve el-Haris b. Nevfel radiyallahu anhum’den gelen rivayetlerin isnadlarında şiddetli olmayan eleştiriler bulunsa da, sahih yolla gelen tarikler sebebiyle sahih ligayrihi mertebesine çıkmaktadır. Allah en iyi bilendir.

29 Kasım 2017 Çarşamba

Lut Kavminin Hasletleri Hakkındaki Rivayetlerin Durumu


Lut kavminin hasletleri olarak sayılan bazı özellikler hadis olarak dillerde dolaşmaktadır. Ancak bu konuda gelenlerin geneli uydurma ve çok zayıf rivayetlerdir. Bunların en meşhurlarından birisi şu uydurma hadistir:

İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

عشرَة من أَخْلَاق قوم لوط الْحَذف فِي النادي ومضغ العلك والسواك على ظهر الطَّرِيق والصفير بالحمام والجلاهق والعمامة الَّتِي لَا يتحلى بهَا والسكينية والتطريف بالحنا وَحل أزرار الأقنية وَالْمَشْي فِي الْأَسْوَاق والأفخاذ بادية

“Şu on haslet Lut kavminin ahlakındandır: Toplantılarda fiske (taş) atmak, sakız çiğnemek, yolun ortasında misvaklanmak ve ıslık çalmak, güvercin beslemek ve onlarla oynamak, sapanla taş atmak, ibadet niyeti olmadan sarık sarmak, saçları salmak, parmaklara kına yakmak, elbiselerin düğmelerini çözmek ve çarşılarda baldırı çıplak gezmek.”

Deylemi (4081) Suyuti Camiu’l-Kebir (1/574) Kenzu’l-Ummal (44058) Ramuzu’l-Ehadis (3918)

İbn Hacer, Garaibu’l-Multekita’da (el yazma no: 2119) İsnadını; Ahmed b. Nasr – Ebu Talib es-Sabbah yoluyla; İsmail b. Ebi Ziyad eş-Şami – Cuveybir – Dahhak – İbn Abbas radiyallahu anhuma şeklinde zikretmiştir. İsmail b. Ebi Ziyad eş-Şamî yalancıdır. Cuveybir metruktur. Dahhak İbn Abbas radiyallahu anhuma’ya yetişmemiştir.

Suyuti Cem’ul-Cevami’de isnadında üç yalancı bulunduğunu söylemiş, el-Ezheri’de el-Mudavi’de (4/451) “Uydurma olduğunda şüphe yoktur” demiştir.

El-Elbani ed-Daife’de (1233) bunu ve metninde; def çalmak, ipek elbise giymek gibi hasletlerin de sayıldığı diğer benzer rivayetleri zikrederek uydurma olduğunu açıklamıştır.

Sigara İçerken Besmele Çekilir mi?

Şuuraltında sigaranın zararlı, haram veya mekruh olduğu düşüncesi yer etmiş bazı kimseler, sigara içerken besmele çekmek ve içtikten sonra Allah’a hamd etmek konusunu öne sürerek bunun mümkün olmadığını iddia ediyorlar. Sigaranın mubahlardan ve Allah’ın nimetlerinden olduğuna dair açıklamalar daha önce geçmiştir. Bundan dolayı şüphe olarak öne sürülen bu tereddüte bir mahal yoktur. Yine de tereddüt edenler için şu rivayeti aktarmakla yetinelim:
Kays b. Ebi Hazım rahimehullah dedi ki: “Halid b. el-Velid radiyallahu anh şöyle dedi:
لَقَدِ انْدَقَّتْ فِي يَدِي يَوْمَ مُؤْتَةَ تِسْعَةُ أَسْيَافٍ فَلَمْ يَبْقَ فِي يَدِي إِلَّا صَفِيحَةٌ يَمَانِيَةٌ، وَأُتِيَ بِالسُّمِّ، فَقَالَ: مَا هَذَا؟ قَالُوا: السُّمُّ قَالَ: بِسْمِ اللَّهِ، فَشَرِبَهُ
“Mu’te günü elimde dokuz kılıç parçalandı. Elimde yalnızca Yemen işi bir kalkan kalmıştı.” Ona zehir getirilince:
“Bu nedir?” dedi.
“Zehirdir” dediler. Bunun üzerine Halid radiyallahu anh “Bismillah” dedi ve onu içti.” Diğer rivayette: “Zehir ona bir zarar vermedi” ziyadesi vardır.[1]
"Her zarar veren şeyin haram olduğu"nu iddia eden sonraki kelamcı fakihlerin aksine, Seyfullah Halid b. el-Velid radıyallahu anh, aslen zararlı ve öldürücü olan zehiri besmele çekerek içmiştir! Şu halde insan sağlığına pek çok faydaları olan ve dinde haramlığına ya da mekruhluğuna hiçbir delil bulunmayan sigarayı içerken besmele çekmeye kim, neden karşı çıkar? 


[1] Buhârî ve Muslim’in şartlarına göre sahih. Ahmed, Fadailu’s-Sahabe (1481-82, 1478) Taberânî (4/105-106) Ebû Ya'lâ (13/141) İbn Ebî Şeybe (6/548) İbn Sa’d (5/40) Ebu Nuaym Delailu’n-Nubuvve (358) Ebu Nuaym Tıbbu’n-Nebevi (569) İbn Asakir Tarihu Dimeşk (16/252) İbnu’l-Adim Bugyetu’t-Taleb (7/3152)

9 Kasım 2017 Perşembe

Delil İle Göz Boyama Arasında…

Kendilerinin veya başkalarının yaptıklarına, niyetlerinin iyi oluşunu delil gösteren çoktur. Derler ki: “Niyetlerimiz iyidir ve biz sadece iyilik istedik.”
Bunu söyleyen kişinin liderinin veya cemaatinin daveti tartışıldığı zaman: “Onun niyetinden şüphe mi ediyorsun? O, iyi niyetlidir ve sadece iyilik yapmayı istiyor” derler.
Bu kimseler şu hususları göremiyorlar:
1- Niyetin yeri kalptir ve Allah’tan başkası onu bilmez.
2- Niyetin iyi olduğunu anlasak bile bize kitap ve sünnette, iyi niyet sahiplerine değil, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e, hakkında delil bulunan şeye uymamız emredilmiştir! Kitap ve sünnette iyi niyet delil değildir.
3- Kişinin iyi niyeti veya iyiliğe olan arzusu ve çabası; dosdoğru oluncaya kadar onun hakka olan ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Allah Azze ve Celle, “Sahip olduğun kanaate göre” değil, “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (Hud 112) buyurmuştur!
Her kim rabbinin huzuruna çıkacağını umuyorsa salih amel işlesin ve rabbine kullukta hiç kimseyi ortak koşmasın.” (Kehf 110)
Salih amel; kitap, sünnet ve selefin uygulamasından delil bulunan şeydir. Kendince uygun gördüğün veya başkasının seni salih olduğuna ikna ettiği şey değildir!
De ki: Size ameller bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi? İyi işler yaptıklarını zannettikleri halde dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.” (Kehf 103-104)
Bu ayette kişinin iyi niyetine rağmen yolunu doğru seçmediği zaman zarar edeceğine işaret edilmektedir.
Açık delil: yanlışla doğrunun ve hak ile haksızlığın ayırt edilmesine yarayan delildir.
Göz boyama ise; serap gibi hayalî olan bir şeyin, bakanın gözünde delil gibi gösterilmesidir.
Susayan kişi onu su sanır. Nihayet yanına geldiğinde bir şey olmadığını görür” (Nur 39)
Delil ile göz boyama arasında birçoklarının kavrayamadığı ince bir derece vardır. Bu da birçoğunun ayırt edemeyip delil haline getirdikleri; onunla helali haram kıldıkları ve suçsuzları ithamda kullandıkları ALAMETLERdir!
Şayet alamet delil olsaydı, Yusuf aleyhi's-selâm’ın haşa elbisesi yırtıldığı gerekçesiyle zinâkar olması gerekirdi! Aişe radiyallahu anha’nın tenhada bir adamla kalması karinesiyle zina etmiş olması gerekirdi! İşte münafıkların suçsuz insanları varsayımdan hareketle itham etmeleri böyledir! O halde onlardan olmaktan sakınmak gerekir.
Zamanımız insanlarının delillerinin büyük bir kısmı alamet ve varsayımlardır. Göz boyamanın kaynağı; re’y, güzel bulma (istihsan), maslahat, kıyas, hizipçilik, nefsin arzusu ve şeytanın adımlarıdır. Delil ise rabbinden vahyedilendir!
Rabbinizden size indirilene uyun; O'nun dışındakileri dostlar edinip de onlara uymayın. Zaten ne kadar da az öğüt alıyorsunuz” (A’raf 3)

18 Ekim 2017 Çarşamba

İLMİ ÖNCELEMENİN SEBEPLERİ

İLMİ ÖNCELEMENİN SEBEPLERİ
Şeyh Abdulhamid el-Hacurî
Tercüme: Ebu Leylâ Ali Karaçay
Tashih: Ebu Muaz
Şeyh Abdulhamid el-Hacurî’ye şöyle soruldu: “Dünyanın peşinde koşup işle ve ticaretle meşgul olan, ilim talebini ve din için gayreti terk eden kişilere ne demeliyiz?”
Cevap:
Hamd Allah'a, salât ve selâm Rasûlullah'a olsun. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ibadete layık hak ilah yoktur ve şehadet ederim ki Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.
Bundan sonra:
Hiç bir şeyi ilmin önüne geçirmemeyi nasihat ederiz. Çünkü muhakkak ki ilim dünya ve ahirette saadet sebebidir.
 Dünya ve ahirette üstünlük sebebidir.
İslam'a ve onun ehline en büyük destek sebebidir.
İyiliği emredip kötülüğü yasaklamada önemli bir yeri vardır.
Nasihat konusunda önemi büyüktür.
Allah Azze ve Celle’nin rızasının en büyük sebebidir.
O, Cennetin yoludur.
Kur'an ve sahih sünnet de buna birçok yerde işaret eder. Uzatmadan verirsek:
İlim üstünlüktür. Allah Azze ve Celle şöyle buyuruyor: ...Allah sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Mucadile, 11)
Allah'ın ikramıdır. Allah Azze ve Celle şöyle buyuruyor: ...Allah sana kitap ile hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri bildirmiştir. Şüphesiz ki Allah’ın senin üzerindeki lütfu çok büyüktür!” (Nisa, 113)
Allah'ın arttırılmasını istemeyi emrettiği şeydir: De ki: Rabbim ilmimi arttır.” (Taha, 114)
İlim, Allah'ın şu kavlinde buyurduğu gibi basirettir: De ki: “İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah’a bir basiret üzere davet ediyorum; ben de bana uyanlar da. Allah’ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim.” (Yusuf, 108)
İlim haşyetin sebebidir. Allah Azze ve Celle şöyle buyuruyor: “Kulları içinden ancak âlimler, Allah'tan korkar. Şüphesiz Allah, daima üstündür, çok bağışlayandır.” (Fatır, 28)
O, fehmin (anlayışın) yoludur. Allah Azze ve Celle şöyle buyuruyor: İşte biz, bu misalleri insanlar için getiriyoruz; fakat onları ancak bilenler düşünüp anlayabilir.” (Ankebut, 43)
İlim üstünlük yoludur. Allah ulemayı meleklerle beraber zikretmiştir. Allah, kendisinden başka ibadete layık hak ilah olmadığına adaleti ayakta tutarak şahitlik etti. Melekler ve ilim sahipleri de. O’ndan başka ibadete layık hak ilah yoktur. O, Aziz'dir, Hakîm'dir.” (Al-i İmran, 18)
İlim, Nebi aleyhissalâtu ve’s-selamın buyurduğu gibi nebilerin mirasıdır:
Muhakkak ki nebiler dinar ve dirhem miras bırakmazlar ama ilmi miras bırakırlar. Kim bundan alırsa bol bir nasip elde etmiş olur.” (Ahmed, Ebu Davud ve Tirmizi rivat etmiş, Şeyh Elbani sahihlemiştir)
İlim cennette dereceleri arttırır. Ebu Davud, Tirmizi, Nesai ve Ahmed, Abdullah b. Amr b. El-As radıyallahu anhuma’dan rivayet ediyor: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
Kur’ân okuyucusuna denilir ki: “Oku ve yüksel, dünyada tertil üzere okuduğun gibi tertil et. Muhakkak ki menzilin son okuduğun ayetin yanındadır.”
İlim hayır göstergesidir: Buhârî ve Muslim’in Sahih’lerinde Muaviye radıyallahu anh'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
"Allah kimin hayrını dilerse onu dinde fakih kılar."
İlim, hidayete çağrıdır: Muslim, Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayet ediyor: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
"Kim bir hidayete çağırırsa ona tabi olanların ecri kadar ona yazılır, tabi olanların ecrinden de bir şey eksilmez. Kim de bir sapıklığa çağırırsa ona tâbî olanların günahı kadar ona da yazılır, tâbî olanların günahından da bir şey eksilmez."
İlim, cennetin yoludur: Ebu Hureyre radıyallahu anh’den: “Nebi sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
"Kim ilim talep edilen bir yolu tutarsa Allah da ona cennetin yolunu kolaylaştırır." Muslim sahihinde rivayet etmiştir.
Ve bundan başka deliller de vardır. Allah’a hamd olsun.

15 Ekim 2017 Pazar

Süleyman Ateş’in Yalanı!

Bazı kimseler, dünyanın yuvarlak olduğu teorisine Kur’an’ı uydurabilmek için “dahaye” kelimesinin deve kuşu yumurtası anlamına geldiğini ve bu kelimenin dünyanın küre şeklinde olduğunu ifade ettiğini söylemişlerdir. Arap dilinde böyle bir anlam kesinlikle yoktur. Bilakis, Arap dilinde, udhiye kelimesi; deve kuşu yumurtasının kendisi değil, yumurtanın yayılmış yeri anlamına gelmektedir. Bu bâtıl iddiayı dile getirenlerden biri olan Süleyman Ateş, bu yalana kaynak olarak İbn Manzur’un Lisanu’l-Arab kitabını gösteriyor. Caner Taslaman gibi ilimden hiçbir nasibi olmayan kimseler de, bu iddiayı gerçek zannederek Süleyman Ateş’i kaynak göstermektedirler! Hâlbuki Lisanu’l-Arab’da şöyle denilmektedir:
يقال دَحَا يَدْحُو ويَدْحَى أَي بَسَطَ ووسع والأُدْحِيُّ والإدْحِيُّ والأُدْحِيَّة والإدْحِيَّة والأُدْحُوّة مَبِيض النعام في الرمل وزنه أُفْعُول من ذلك لأَن النعامة تَدْحُوه برِجْلها ثم تَبِيض فيه وليس للنعام عُشٌّ ومَدْحَى النعام موضع بيضها وأُدْحِيُّها موضعها الذي تُفَرِّخ فيه
“Dahâ, yedhâ, yedhû ve yedhâ denilir. Yani yaymak ve genişletmek demektir. El-Udhiyyu, el-idhiyyu, el-Udhiyye, el-idhiyye ve udhuvve; deve kuşunun kumda yumurtasını bıraktığı yerdir. Vezni: uf’ûl şeklindedir. Çünkü deve kuşu ayağıyla yer yapar, sonra oraya yumurtlar. Deve kuşunun yuvası yoktur. Medhâ; deve kuşunun yumurtasını bıraktığı yerdir. Yaydığı o yere yerleşir.”[1]
Bütün Arap dili kaynak lügatlerinde de aynı husus belirtilmektedir. Muhammed Emin Şankıtî de Advau'l-Beyan'da şöyle der:
"Udhiye; iddia ettikleri gibi deve kuşunun yumurtası değil, yumurtasını bıraktığı yerdir. Çünkü yuvası olmadığından, ayağıyla yeri düzler ve oraya yumurtasını bırakır."
Ancak hevâsına uyan Süleyman Ateş, batılılara şirin görünebilmek için kelimeleri yerinden oynatarak, deve kuşunun yumurtasını koymak için ayağıyla yeri düzlemesi  anlamındaki kelimeyi, “deve kuşu yumurtasının kendisi” diye, taşlarla oynanan bir oyuna; “medhât” denilmesini; taşların yuvarlaklığı manasıyla değiştirerek şarlatanlık yapmıştır! Böyle bir saptırmayı Seyyid Kutup adlı cahil sapık da yapmıştır! Hâlbuki İbn Manzur Lisanu’l-Arab’da, çocukların bir tahta parçasıyla yeri düzlediklerinden ve bu tahtaya "medhât" dediklerinden bahsetmiştir. Bu yüzden yolu düzleyen silindirlere “Medha”/düzleyen denilmektedir! İbn Manzur'un bizzat kendisi dahave kelimesini yaymak diye açıklarken, Ona bu iftirayı yapmak, akıl almaz bir zorlamadır.
Arap dili ve iştikaklarından bu denli cahil olan kimselerin tefsir yapmaya kalkışması ise asrımızın tuhaflıklarındandır![2]


[1] İbn Manzur, Lisanu’l-Arab (2/1338)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)