Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Sosyal Medyada “Ebu Muaz” Künyesini Kullananlar Hakkında Uyarı

Facebook, İnstagram, Twitter gibi sosyal medya programlarında “Ebu Muaz” künyesini kullanan veya “Darussunne” adıyla Facebook yayını yapa...

15 Eylül 2013 Pazar

Dernekçilerin Düştükleri Fitneler Hakkındaki Şüphelerin Cevapları


Şeyh Salih b. Abdillah el-Bekrî şöyle demiştir:
Birinci şüphe: “Dernekler; yetimlere ve davetçilere kefalet, muhtaçların evlendirilmesi ve buna benzer hayırlı işler ile Allah’a davet üzere kurulmuştur
Cevap: 1- Bu amelleri Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ve selef, bu derneklerin varlığından önce de en kamil şekliyle yerine getirmişlerdir. Yine ilim ehli, davetçiler, zengin kimseler ve sadaka verenler de bu işleri dernekler yokken bugüne kadar yapmışlardır. Bu ameller derneklere, hükümetlere ve devletlere bağlı işler değildir. Dernek kurmak, bu amellerin şart ve gereklerinden de değildir.
2- Bahsedilen hayırlı işler, Allah için halis kılındıktan ve sünnete uygun olduktan sonra karşı çıkılacak işler değildir. Karşı çıkılan şey ancak bu amellerin grupçuluğa ve dünyalık menfaatlere vesile kılınmasıdır.
3- Derneklerin hepsinde olmasa da, birçoğunda bu ameller grupçuluk ve fitnelere vesile edinilmektedir.
İkinci Şüphe: “Dernekler sebebiyle insanlar faydalanmaktadırlar.”
Cevap: 1- Bidatler ve günahların sahipleri de bunların faydalı olduğunu zannederler. Lakin bunlar dünyevî ve özel faydalardır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “  Sana içkiyi ve kumarı soruyorlar. (Onlara) de ki: İkisinde de insanlar için hem büyük günâh, hem de faydalar vardır; fakat günâhları faydalarından daha büyüktür.  Yine  sana  (sadaka olarak)  ne vereceklerini  soruyorlar.  De  ki: ihtiyaçtan fazlasını. İşte Allah, dünya ve âhiret işlerini iyice düşünesiniz diye âyetleri böyle açıklar” (Bakara 219)…
2- Derneklerin faydaları özeldir, terkindeki fayda ise umumidir. Umumun maslahatı özel maslahatın önüne geçer.
3- Genellikle dernekler faydasından büyük kötülükler içermektedir. Alimlerin üzerinde ittifak ettikleri ve şer’î delillerin gösterdiği şey, kötülüklerin giderilmesinin, eşit oldukları takdirde iyiliklerin elde edilmesinden öncelikli olmasıdır…
4- Ancak Allah’ın ve rasulünün yasakladıkları şeyleri işlemekle ulaşılan maslahat geçersizdir.
5- Ancak dernek kurmak vasıtasıyla gerçekleşen faydalar zannî veya geçicidir. Nice derneklere hizipçiler ve tamahkarlar hakim olmuş, bunun sebebiyle insanlar fitnelere düşmüş, malları olmadık yerlere harcanmıştır.
Üçüncü şüphe: “İslam için çalışmak ve daveti yaymak ancak dernekler kurmak ve bazı muhalefetleri işlemek suretiyle mümkün olmaktadır. Vacibin kendisiyle tamamlandığı şey de vaciptir.”
Cevap: 1- Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sonra insanların en şereflileri, içlerinden bazılarının muhalefeti sebebiyle Uhud’da yenilgiye uğramışlardır. Bidatler ve günahlar ise bütün şer ve belanın sebebidir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Eğer seni sağlam tutmamış olsaydık, neredeyse onlara azıcık meyledecektin. O takdirde de sana, hayatın da, ölümün de kat kat azabını tattırırdık; sonra sen, bize karşı kendine bir yardımcı da bulamazdın” (İsra 74-75)
Başınıza gelen her musîbet, sizin kendi ellerinizin yaptıkları işler yüzündendir.” (Şura 30)
Ebu Bekr es-Sıddık radıyallahu anh şöyle demiştir: “Muhakkak ki ben (Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in) emrini terk edersem sapmaktan korkarım.”
Cubeyr b. Nufeyr’den: “Kıbrıs feth edilip de, halkı birbirinden ayrı düşünce ağlaşmaya başladılar. Ebu’d-Derda’yı gördüm, tek başına oturmuş, ağlıyordu. Dedim ki: “Ey Ebu’d-Derda! Allah’ın İslam’ı ve Müslümanları aziz kıldığı bir günde sen niçin ağlıyorsun?” diye sordum. Ebu’d-Derda: “Yazıklar olsun sana ey Cubeyr! Hakimiyet ve mülk sahibi bir ümmet olduğu halde, Allah’ın emrini terk ettiklerinden dolayı insanlar Allah’ın katında ne kadar da basittirler! Allah’ın emrini terk ettiler ve bu gördüğün hale düştüler” dedi. (Ahmed, Zühd, 762)
Şeyh el-Elbani’ye dernekler ve dernek paralarının bankalara yatırılması hakkında sorulduğu zaman şöyle demiştir: “Bu muhalefet bunun meşru bir iş olmadığına yeter. Batıl üzerine kurulan şey ancak batıldır.”…
2-  Alimler, dünyevî bakımdan zayıf olmalarına rağmen, dernekler bir tarafa, devletlerin dahi maddi kuvvetleriyle yaptıklarından fazlasıyla İslam için çalışmışlardır. Nitekim Şeyh Rebi’nin, Şeyh el-Elbani’nin oğluna telefonda şöyle dediğini işittim: “Allaha yemin olsun ki baban, devletlerin aciz oldukları konularda İslam ve sünnete hizmet etmiştir.”
İmam Ahmed, Buhari, Muslim ve diğer imamlar da aynı şekilde, devletlerin ordularıyla, işçileriyle, komutanlarıyla ve mallarıyla aciz kaldığı konularda İslam ve sünnete hizmetler etmişlerdir. Bu alimler buna ancak sadakat ve sünnete ittiba ile ulaşmışlardır…
3- “Vacibin ancak kendisiyle tamamlandığı şey de vaciptir” sözüne gelince, kendilerinin aleyhinedir. Zira yetimlere kefalet, muhtaçlara yardım ve Allah’a davet gibi meşru vaciplerin meşru olmayan yollardan başkasıyla yerine getirilmesi mümkündür. Helaller, harama ihtiyaç bırakmayacak kadar çoktur.
Dördüncü şüphe: “Selefî ve meşhur alimler tarafından kurulan dernekler de var
Cevap: 1- Alimler hata da eder, isabet de ederler. Onların Kitap, sünnet ve selef menhecine uygun sözleri alınır, kabul edilir, uygun olmayan ise reddedilir.
2- Takva ve vera sahibi, zahid ve güvenilir olup dernek kuran alim ile cahil veya yarım alim, meçhul, dini ve vera’ı zayıf kimseler arasında fark açıktır.
3- Meşhur alimlerin yönettikleri dernekler ayrılık ve ihtilafa sebep olmamaktadır.
4- Alimlerin yönettikleri dernekler; Kur’an ezberi, hak sahiplerinin evlendirilmesi, mescid bina etmek, yetimlere kefil olmak ve buna benzer işler için kurulmuştur.
5- Bütün bunlarla beraber bu dernekler hilekar bidat ehlinin saptırmalarından selamette değillerdir.
6- Onlar gibi diğer bazı alimler de vardır ki dernek kurmuyorlar. Daha doğrusunu yapmalarına rağmen neden bu alimlere tabi olunmuyor? Bu ancak hevaya uymak değil midir?
7- Bu fiil o alimlerden meşhur olmamış ve onlara nispet edilmemektedir.
Beşinci şüphe: “Hükümetler, bu dernekler olmadıkça davete izin vermiyorlar. Derneklere ise bankalara para yatırmadıkça, suretler asmadıkça, başkan tayin etmedikçe izin vermiyorlar. Bu “zaruretler, mahzurları mubah kılar” ve “iki kötülükten hafif olanını işleme” türündendir.
Cevap: 1- Günah konusunda itaat edilmeyeceği İslam esaslarındandır. Bunun delilleri pek çoktur.
2- Davet ve bu hayırlı ameller, devlet ve dernek kurulmasına bağlı değildir.
3- Mahzurları mubah kılacak olan zaruretler, def edilmesi ancak sakıncalı işin işlenmesiyle mümkün olan işlerdir. Böyle bir durumda sakıncalı olandan başka bir yol yoktur. Canının telef olmasından korkan kimsenin leş yemesi gibidir. Eğer leşten başkası bulunamazsa leş yemek zorunda kalınır. Ancak leşten başkası varsa leş yemek caiz değildir. Davet dernekler, suretler, faiz, yalan, hile, ayrılık ve diğer fitneler olmadan da yerine getirilebilir ve yayılabilir. Davet eğer mescidlerden engellenirse, evlerde, çarşılarda, yollarda, iş yerlerinde, caddelerde, kitaplarda, yazılarda, alimlere yolculukla yapılır. İslam ve sünnet düşmanlarının dikkatlerini çeken büyük dernekler kurmak davetin şartı değildir. Bu şekilde düşmanlar tedbirler almakta, tuzaklar kurmakta, ehlinin arasını ayırmaktadır. Yetimlerin, fakirlerin, yoksulların kefaleti için onların resimlerini çekmek, sakıncaları mubah kılan zaruretlerden değildir. zira suretler ve dernek olmadan da onların kefaleti mümkündür. Nitekim heva ehli bu kaideyi genişletmişler, Allah’ın ve rasulünün haram kıldıkları şeyleri bu isim altında işlemişlerdir…
Altıncı Şüphe: “Suretlere nasıl karşı çıkarsınız? Sizler de Hac ve Umre için araba ruhsatlarında ve pasaportlarda suret kullanmaktasınız?”
Cevap: Bu zaruretler türündendir. Zira bu ameller ancak bu yolla yerine getirilebilmektedir. Bununla beraber bu günahtan kalben de ikrah duymak gerekir. Şayet bu amelleri yerine getirmek için başka bir yol varsa suretler caiz olmaz. İşte burada “zaruretler mahzurları mubah kılar” kaidesi tatbik edilir.
Yedinci şüphe: “Dernekler için fetva veren alimler vardır.”
Cevap: 1- Buna fetva vermeyen alimler de vardır. Neden buna fetva veren alimlere tutundunuz da muhalifin sözünü terk ettiniz? Zira Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in üzerinde olduğu yola ve salih selefin menhecine uygun olan diğeri idi.
2- Dernekler için fetva veren alimler; mescidler kurulması, kuyular açılması, yetimlere kefalet ve buna benzer hayırlı ameller için fetva vermişlerdir. Hizipçilik, taassup, yalan, hile, malları batıl yolla yemek, hak ehline düşmanlık, suretler, bankalara para yatırmak ve daha önce zikri geçen diğer fitneler için fetva vermemişlerdir. Şayet bunların bazısına fetva veren alim varsa onun sözü reddedilir. Zira Kitap ve sünnete muhalif olan her şey reddedilmiştir.
3- Dernekler için fetva veren alimler, derneklerin hakikatlerini ve işin nereye varacağını bilememişlerdir. Veya durum kendilerine karışık gösterilmiştir.
Sekizinci Şüphe: “Derneklere karşı çıkanlar cemaat halinde ve düzenli çalışmaya karşı çıkıyorlar”
Cevap: 1- Cemaat halinde ve düzenli çalışmalar iki kısımdır:
Meşru olanı: Cemaatle namaz, safların düzeltilmesi, hac, Müslüman olan uli’l-emr ile beraber cihad ve buna benzer meşru, farz, müstehap veya caiz olan amellerdir. Bundaki düzen dine uygun olmasıdır. Selefiler de bu görüştedir, buna karşı çıkmazlar.
Meşru olmayıp bid’at olanı: Hizipçilik, gruplar için sayı artırma, bid’at olan biat ve başkanlık/emirlik gibi şeylerdir. Selefilerin karşı çıktıkları şey, niteliğinde ve yolunda dine aykırı olan her amel ve düzendir.”
Şeyh Salih b. Abdillah el-Bekrî el-Yafii hafazahullah’ın; El-Berahin ve’l-Beyyinat Fi Beyani Fiteni’l-Cem’iyyat kitabından (s.137-143) özetle tercüme eden: Ebu Muaz

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)