Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Sosyal Medyada “Ebu Muaz” Künyesini Kullananlar Hakkında Uyarı

Facebook, İnstagram, Twitter gibi sosyal medya programlarında “Ebu Muaz” künyesini kullanan veya “Darussunne” adıyla Facebook yayını yapa...

31 Ağustos 2017 Perşembe

1438 Kurban Bayramı Hutbesi

Vahiyden Yüz Çevirmenin Tehlikesi
Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî
 
Şüphesiz hamd yalnız Allah'adır. O'na hamd eder, O'ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah'ın hidayet verdiğini kimse saptıramaz. O'nun saptırdığını da kimse doğru yola iletemez. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ibadete layık hak ilâh yoktur. O, bir ve tektir, O'nun ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed Allah'ın kulu ve Rasûlüdür.
Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun ve siz ancak Müslümanlar olarak ölünüz.” (Al-i İmran; 102)
“Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan ve ondan da eşini var eden, her ikisinden birçok erkek ve kadın türeten Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarını kesmekten de sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde tam bir gözetleyicidir.” (en-Nisâ; 1),
“Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve dosdoğru söz söyleyin. O da amellerinizi lehinize olmak üzere düzeltsin, günahlarınızı da mağfiret etsin. Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur.” (el-Ahzâb; 70-71)
Bundan sonra, Şüphesiz sözlerin en güzeli Allah’ın Kelam’ı, yolların en hayırlısı Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan şey bid’attir ve her bid’at sapıklıktır. Her sapıklık da ateştedir.
Kullarını sıratu’l-mustakim’e hidayet etmesi, tabi olmaları için hakkı beyan etmesi ve kaçınmaları için bâtılı açıklaması Allah’ın kullarına rahmetindendir. Nitekim Allah Azze ve Celle hidayetine tabi olanların sapmamalarına ve cehennemlik olmamalarına kefil olmuş, şöyle buyurmuştur:
Kim benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz. Kim de zikrimden yüz çevirirse şüphesiz ona sıkıntılı bir yaşam vardır ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.” (Taha 123-124)
Yani kim hidayete uyar ve hak üzerinde istikamet üzere olursa o kimse dünyada sapmaz ahirette de bedbaht olmaz. Dünyada hidayet üzere olur, ahirette ise cennetlik olur. Kim Allah’ın kitabından ve rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinden yüz çevirirse, hidayete tabi olmazsa ona dar bir geçim vardır. Kalbine endişe ve sıkıntı düşer. Bu peşin olan cezadır. Kıyamet gününde de ona cehennemde can yakıcı bir azap vardır.
Kişi ya Allah’ın indirdiği hakka ve hidayete uyar ya da sapıtır ve hüsrana uğrar. “Hakkın dışında sapıklıktan başka ne var ki?” (Yunus 32)
İbn Kayyım rahimehullah şöyle demiştir: “Haktan yüz çeviren ve inkâr eden herkes mutlaka yüz çevirdiği şeyin karşılığı olan bir batıla düşer. Hatta amellerde de böyledir. Sadece Allah için yapılacak amelden yüz çeviren kimseyi Allah, mahlûk için yapılacak amele müptela kılar. Kendisine fayda ve zarar verecek olan, ölümünü, hayatını, saadetini elinde bulunduran Allah için amelden yüz çevirir ve bunların hiçbirine sahip olmayan bir mahlûk için amel etmeye müptela olur. Yine Allah’a itaat yolunda malını infak etmekten yüz çeviren kimse, onu Allah’tan başkası için harcamakla müptela olur. Allah için yorulmaktan yüz çeviren kimse, mutlaka mahlûk için yorulmakla müptela olur.”
Müslümanların bugünkü durumlarına bakan kimse üzüleceği şeyler görür. Çünkü onların çoğu Allah’ın kitabına ve rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine muhalif birçok şeylere düşmüşlerdir. Emirleri yerine getirmiyor ve yasaklarından sakınmıyorlar! Sünnet terk edilmiştir, şer’î naslara karşı aklî yorumlarla, zevklerle, kıyaslarla ve âdetlerle itiraz edilmektedir.
Şüphesiz ki Allah Teâlâ’nın vahyinden yüz çevirme manzarası bugün ümmetin birçok durumunda karşımıza çıkmaktadır. Örnek olarak:
Din, ehli olmayan kimselerden öğrenilmekte, ilmi olmayan kimselere gidilmektedir. Bunlar aynı zamanda Allah’ın dinini uygulamaktan en uzak olan kimselerdir. Onlar için davetçiler tayin edilmekte, onlara bazı lakaplar verilerek fetvalarına teşvik edilmektedir. Hâlbuki onlar fetva ve içtihada ehil değillerdir. Bununla beraber insanlar onlardan fetva almakta, onlarla aldanmakta ve onlara güvenmektedirler. Doğru yolu gösterip nasihat edenler ile saptıran ve karıştıranları ayırt etmemektedirler!
Nitekim Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ümmetim hakkında ancak saptırıcı önderlerden korkmaktayım.” Bunu Ahmed ve Darimî Sevban radiyallahu anh’den rivayet etmişlerdir.
Ehli olmayan kimselerden ilim almaktan sakınmak gerekir. Bu yüzden İbn Sirin rahimehullah şöyle demiştir: “Şüphesiz bu ilim dindir. Dininizi kimden aldığınıza dikkat edin!”
Vahiyden yüz çevirmenin diğer bir örneği; nasların hakikate muhalif şekilde te'vil edilmesi/yorumlanmasıdır. Onları Allah’ın kastetmediği şekilde tefsir ederler. Heva ehlinin çoğunun yolu budur. Onlar ayetin veya hadisin metnini değiştirip bozmazlar. Lakin ayet veya hadisin manalarını tahrif ederler. Lafızlar olduğu gibi kalır, ancak manaları değiştirilmiştir.
Vahiyden yüz çevirmenin diğer bir örneği, nasları beşerî mantıklara arz edip, kısıtlı insan aklına muhakeme ettirmektir. En büyük fesatlardan birisi kişinin şahsi görüşünü ve hevâsını vahyin ve naklin önüne geçirmesidir.
Vahiyden yüz çevirmenin diğer bir örneği; dinin bu asrın insanlarının ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğine, dinin hükümlerinin donuk olduğuna, bu asırda uygulanamayacağına inanmaktır. Bu kimseler dinin hükmünü hayatlarından uzaklaştırıp, batı metodlarına ve beşerî kanunlara uydurmak istemektedirler. Onlara yazıklar olsun! Nasıl da döndürülüyorlar!
Allah’ın dinini hayatın hükmünden uzaklaştırmalarının ve onu cahiliyye diniyle değiştirmelerinin gerekçesi nedir? Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? Kesin olarak iman eden bir topluluk için Allah’tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?” (Maide 50)
Vahiyden yüz çevirmenin diğer bir örneği, kitap ve sünnetin emirleri kişisel maslahatlarla çatıştığı zaman veya kişiye özel bir menfaatini kaybettirdiği zaman kitap ve sünnetin hükmünü terk etmektir. Allah Teâlâ, böyle yapanlara karşı çıkarak şöyle buyurmaktadır: “Kitabın bir kısmına iman edip bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?” (Bakara 85)
Vahiyden yüz çevirmenin diğer bir örneği; ya ifrat ve aşırılık ile ya da tefrit ve zayi etmek ile dosdoğru dinin menhecinden ve sıratu’l-mustakimden uzaklaşmaktır. Halbuki İslam her meselede itidali ve orta yolu emrederek gelmiştir. Hatta bu husus, bu ümmetin ayrıcalıklı bir özelliğidir. Bu yüzden Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık.” (Bakara 143)
Kurtubi rahimehullah şöyle demiştir: “Vasatlık; aşırılıktan ve eksik kalmaktan uzak olduğu için övülmüştür. Yani bu ümmet Hristiyanların nebileri hakkındaki aşırılığını göstermez. Yahudilerin nebilerine davranışlarında olduğu gibi eksik de davranmaz.”
Bu ümmetin vasatlığı menhec ve nizam olarak vasatlığı gerektirir. Menheci itidal ve denge üzerine kuruludur. İfrat ve tefrite yer yoktur. Aşırılığa da, geri kalmaya da yer yoktur. Şiddetli, kaba değildir ve yapmacık, gevşek de değildir.
Vahiyden yüz çevirmenin diğer bir örneği; kitap ve sünnette varid olan ibadetlerle sınırlı kalmayıp, hakkında delil gelmemiş olan, dinde uydurulmuş ibadetlerle bu sınırı aşmaktır. Bazı münasebetlerle bazı dönemleri, günleri kutlamak, geceleri kıyamla, gündüzleri oruçla ve sadakayla geçirmek için tahsis etmek, çokça zikir ile Allah’a yakınlaşmaya çalışmak böyledir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim emrimiz olmayan bir şey çıkarırsa reddolunur.” Bunu Buhârî ve Muslim, Aişe radiyallahu anha’dan rivayet etmişlerdir. Muslim’in rivayetinde: “Kim emrimiz olmayan bir amelde bulunursa reddolunur” şeklindedir.
Vahye sarılmak, şiddetli hücumlara uğramakta, Müslümanların çoğu dinden sıyrılmak için fikir savaşlarıyla yapılan davetlere yönelmektedir. Bunun sebebi cehalet, şehvetlere batmak ve hevâya uymaktır. Düşmanların revaca getirdikleri zehirli yazılardan ve görüntülerden etkilenmekte, vahye aykırı olan iddialara yönelmektedirler. İnsanlara hak ile batıl karıştırılmakta ve bunun dinden olduğu iddia edilmektedir.
Kalplerimize şu hususu iyice yerleştirmeliyiz ki, Müslüman ümmetin bu zillet ve geri kalmışlığının sebebi; kitap ve sünnetten ibaret olan iki vahye muhalefet etmektir: “Size isabet eden her musibet, ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. Çoğunu da affeder.” (Şura 30)
Ümmete isabet eden her hezimet ve musibette çıkarılacak ibretler vardır. Umulur ki kullar doğru yola ve terk etmiş oldukları hakka dönüş yaparlar. Allah Teâlâ’nın buyurduğu gibi:
Yaptıklarının bir kısmını tatmaları için, insanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Umulur ki dönerler.” (Rum 41)
Kullar ne zaman döner, kendilerindeki batıl akideleri ve yanlış anlayışları, Allah’ın kitabında ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinde gelenlerle değiştirirlerse, Allah da onların hallerini düzeltir ve sonlarını güzel kılar: “Muhakkak ki Allah, kendilerinde olanı değiştirmedikçe bir kavmin durumunu değiştirmez.” (Ra’d 11)
Ama taşkınlıklarında devam ederlerse Aziz ve Muktedir olan Allah onları yakalar. Allah’ın geçen sünneti, kendisinin emrine isyan eden ve dinine muhalefet edenleri azabıyla yakalamasıdır.
Bizlere düşen, rabbimizin dinine sarılmamız, hayatımızda kitap ve sünnet ile amel etmemiz, parmak ucu kadar ondan sapmamamızdır.
Allah Subhanehu’dan bizlere rüşdümüzü ilham etmesini, bizi nefislerimizin şerrinden korumasını, bize hakkı hak olarak gösterip ona uymakla rızıklandırmasını ve batılı batıl olarak gösterip ondan uzaklaşmakla rızıklandırmasını dileriz. Bizleri kitabına ve nebisinin sünnetine sarılanlardan kılsın, insanların ihtilaf ettikleri hususlarda izniyle bizleri hakka ulaştırsın. Şüphesiz O dilediğini dosdoğru yola hidayet edendir.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)