Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Sosyal Medyada “Ebu Muaz” Künyesini Kullananlar Hakkında Uyarı

Facebook, İnstagram, Twitter gibi sosyal medya programlarında “Ebu Muaz” künyesini kullanan veya “Darussunne” adıyla Facebook yayını yapa...

31 Ağustos 2017 Perşembe

Eşarilerin Muhalefetleri

Eşarîler’in Ehl-i Sünnete Uyduğu ve Muhalefet Ettikleri Konular
Uyum Gösterdikleri Konular:
1- Sahabe: Eşariler, sahabe hususunda Ehl-i Sünet’e muhalefet etmezler. Onlara göre de sahabenin en üstünleri; Ebu Bekr, sonra Ömer, sonra Osman, sonra Ali radiyallahu anhum ecmaindir. Sahabe arasında geçenler hakkında sükût ederler, onlardan razı olurlar ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ehl-i beytine dostluk ederler.
2- İmamet: İmam (halife) tayin etmek zorunludur, meşru konularda ona itaat edilir, onunla beraber cihad ediler ve ona karşı ayaklanmak kötülenir.
3- Ahiret Günü Meseleleri: Sırat, mizan, havz, cennet ve cehennemin son bulmayacak olan iki mahlûk oluşları gibi konularda Ehl-i sünnete uyum gösterirler.
4- Allah Teâlâ’nın bazı sıfatlarını ispat etmek hususunda Ehl-i Sünnete uyum gösterirler.
5- Allah’ın kelamı hususunda, onun mahlûk olmadığında genel olarak uyum gösterirler. Sonra bunun nefsî kelam olduğunu (işitilen bir kelam olmadığını) söyleyerek bu meseledeki Ehl-i Sünnet’e muvafakatlerini bozan konulara girerler.
6- Kulların fiillerinin Allah Teâlâ’nın yaratması ile olduğu ve bunda kulun kesbinin söz konusu olduğu hususunda Ehl-i sünnete uyum gösterirler. Ancak kesbi tarif ederken Cebriyye'liğe düşerler.
7-   Mü’minlerin kıyamet gününde Allah Teâlâ’yı göreceklerini kabul etmekle Ehl-i Sünnet’e uyum gösterirler. Ancak cihet/yönü nefyetmeleriyle kendileriyle çelişkiye düşmektedirler. Zira bu sözleri, Allah Teâlâ’nın görülmesini imkânsız kılmaktadır!
Eşarilerin Ehl-i Sünnete Muhalefet Ettikleri Hususlar:
1- Tevhid: Eşariler tevhidi yalnızca rububiyetle sınırlamışlar, mahlûkatın yaratılmasının ve rasullerin gönderilmesinin gayesinin rububiyet tevhidi olduğunu iddia etmişler, ulûhiyet tevhidini inkâr etmişlerdir. Hâlbuki rasuller uluhiyyet tevhidiyle gönderilmişlerdir!
Bunun anlamı, Ehl-i Sünnetin rububiyet tevhidini önemsememeleri demek değildir. Lakin onlar Allah’ın başladığı yerden ve rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in başladığı yerden başlarlar. Zira rububiyet tevhidi fıtrîdir. Çok nadir istisnalar dışında rububiyetin inkârı söz konusu değildir. Allah’ın rububiyetini kabulüne dair gelen ayetlerin geneli, ibadet ve taat tevhidini bağlayıcı kılmak üzere gelmiştir.
2-  Eşariler, Allah Teâlâ’nın varlığını ispat etmekte arazların ve cisimlerin sonradan olması deliline dayanmışlardır. Bu ise istidlalde bid’atçilerin batıl bir yoludur. Nitekim selef, imamlar ve akıl sahiplerinin cumhuru, felsefecilerle kelamcılar tarafından bu konuda eleştirilmiştir.
3- Sıfatlar: Eşariler Allah Azze ve Celle için yalnızca yedi sıfatı kabul ederler, diğer sıfatları ise te’vil ederler. Bu yaptıklarının Allah’ın kelamını tahrif ve manaları iptal etmek olduğundan, Allah hakkında ilimsizce söz söylemek olduğundan gafildirler! Bu durum, Allah Teâlâ’ya teslim olmaya aykırıdır. Zira Allah, kendisine layık olan sıfatları bildirmiş, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem O’na layık olan sıfatları zikretmiştir. Onun bildirdikleri teşbih ve tecsim gerektirecek değildir! Bu mesele ancak kelamcılar tarafından, hicri 3. Asırdan sonra ortaya atılmıştır. Sahabe ve tabiinden olan bu ümmetin selefi, şu kelamcıların idrak etmiş oldukları anlayış ve yorumları idrak etmekten aciz miydiler?
4- İman: Eşariler imanın yalnızca kalple tasdikten ibaret olduğunu iddia ederler.
5- Kader: Kulun kesbinin (kazancının) fiil olduğunu, onun irade ve ihtiyar (tercih)inin olmadığını, güç yetirmenin kulun kesbine etki etmediğini iddia ederler. Bu, Cehmiyye’nin görüşüdür.
6- Akıl ve Nakil: Eşarilerin Ehl-i sünnete aykırı esaslarından birisi de Allah’ın sıfatları, kader ve gayb meselelerinde akıl, cedel ve kelama girmeleridir. Gayb ve itikat meselelerinde hatta Allah Teâlâ’nın sıfatları hususunda aklı, “kavatiul akl: aklî kesinlikler” diyerek, naklin (kitap ve sünnetin) önüne geçirmektedirler.
7- İlk Farz: Eşariler derler ki; mükellef kula düşen farzların ilki; düşünmek (nazar)dır. Ehl-i sünnetin dediği gibi; ilk farzın iki şehadet kelimesini söylemek veya tevhid olduğunu söylemezler.
8- Haberi Vahid: Eşariler haberi vahidi itikad konusunda delil görmezler.
9- Husun ve Kubuh: Güzel bulma ve çirkin görme konusunda akılcıdırlar.
Yine Eşarilerin Ehl-i sünnete muhalefet ettikleri daha başka konular da vardır. Onlar itikat meselelerine bakışta kelamcıların ve felsefecilerin esaslarından etkilenmişler, akidelerinde hak ile batıl karışık hale gelmiştir. Ehl-i sünnet ile Mu’tezile ve felsefecilerin akidelerini birbirine karıştırmışlardır. Bu yüzden onların Kitap ve sünnetin lafızları yerine felsefeci ve kelamcıların hak ve batıla muhtemel terimlerini kullandıklarını görürsünüz.
Muhammed b. Abdussittir el-Feydiminî el-Mısri’nin konuyla ilgili bir makalesinden istifade ederek özetleyen:
Ebu Muaz el-Çubukâbâdî

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)