Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Darussune Kitapları

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı


Çarşamba
Saat 19:00 Şeytanın Akidevî Tuzakları
Saat 20:00 el-Câddetu'l-Beydâ Şerhi

Cumartesi
Saat 19:00 Yâkûtetu'l-Mesânid Şerhi
Saat: 20:00 Sahih Tefsir Şerhi



27 Ağustos 2017 Pazar

Kalp Katılığı (Kasâvet)

Kalp Katılığı (Kasâvet)
Ebu Muaz el-Çubukâbâdî
 
Şüphesiz hamd yalnız Allah'adır. O'na hamd eder, O'ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah'ın hidayet verdiğini kimse saptıramaz. O'nun saptırdığını da kimse doğru yola iletemez. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ibadete layık hak ilâh yoktur. O, bir ve tektir, O'nun ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed Allah'ın kulu ve Rasûlüdür.
Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun ve siz ancak Müslümanlar olarak ölünüz.” (Al-i İmran; 103)
“Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan ve ondan da eşini var eden, her ikisinden birçok erkek ve kadın türeten Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarını kesmekten de sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde tam bir gözetleyicidir.” (en-Nisâ; 1),
“Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve dosdoğru söz söyleyin. O da amellerinizi lehinize olmak üzere düzeltsin, günahlarınızı da mağfiret etsin. Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur.” (el-Ahzâb; 70-71)
Bundan sonra, Şüphesiz sözlerin en güzeli Allah’ın Kelam’ı, yolların en hayırlısı Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan şey bid’attir ve her bid’at sapıklıktır. Her sapıklık da ateştedir.
Kalp katılığı (kasvet) ile kastedilen kalbin ölümüdür. Kasavet; sert bir tabaka demektir. Kalp hakkında kullanıldığında kalbin hakka ve Allah Tealâ’nın ayetlerine boyun eğmeye dönmemesi kastedilir. Bu durum, kalbin cezalandırıldığı en şiddetli şeydir. Bu yüzden kâfirlerin ve münafıkların kalpleri bununla mühürlenir.
Malik b. Dinar rahimehullah şöyle demiştir:
إِنَّ لِلَّهِ عُقُوبَاتٍ فِي الْقُلُوبِ وَالْأَبْدَانِ: ضَنْكٌ فِي الْمَعِيشَةِ، وَوَهَنٌ فِي الْعِبَادَةِ، وَمَا ضُرِبَ عَبْدٌ بِعُقُوبَةٍ أَعْظَمَ مِنْ قَسْوَةِ الْقَلْبِ
“Muhakkak ki Allah’ın kalplere ve bedenlere cezaları vardır. Geçimde sıkıntı, ibadette gevşeklik ve kula verilen en büyük ceza olan kalp kasveti.”[1]
Huzeyfe el-Mer’aşî rahimehullah da bu manayı pekiştirerek şöyle demiştir:
مَا أُصِيبَ أَحَدٌ بِمُصِيبَةٍ أَعْظَمَ مِنْ قَسَاوَةِ قَلْبِهِ
“Hiç kimse kalbinin kasvetlendirilmesinden daha büyük bir musibete uğramamıştır.”[2]
Allah Teâlâ’nın şu ayetini düşünün:
ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً وَإِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْأَنْهَارُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَاءُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Sonra bunun ardından kalpleriniz katılaştı; artık o taşlar gibi yahut katılık bakımından daha da şiddetlidir. Çünkü taşlardan öylesi vardır ki ondan nehirler fışkırır, elbette öylesi vardır ki, yarılır da kendisinden su çıkar, muhakkak öylesi de vardır ki, Allah korkusundan yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir!” (Bakara 74)
Burada Allah Teâlâ, İsrailoğullarının başından geçen, öldürülmüş kişinin diriltilmesi hadisesine işaret etmektedir. Onlarla beraber dağlar yürütülmüş, kayalar onlara yumuşatılmış idi. Onlara yakışan şey kalplerinin yumuşaması idi. Fakat bu olmamış, imanı gerektiren sebepleri görmelerine rağmen imandan uzaklaşmaları sebebiyle onların kalpleri kasveti hak etmişti. Bu kalpler taşlar gibi, hatta katılık bakımından taşlardan bile daha sert idiler.  
İnsanlar taşların sertliğini bilirler ve bu meşhurdur. İnsanların indinde hissedilebilen bir şey olduğu için, kalplerin kasveti taşın sertliğine benzetilmiştir. Bununla beraber, Allah Teâlâ, onların kalplerinin katılığı yanında taşları bile mazur görmüş, “Çünkü taşlardan öylesi vardır ki ondan nehirler fışkırır, elbette öylesi vardır ki, yarılır da kendisinden su çıkar, muhakkak öylesi de vardır ki, Allah korkusundan yuvarlanır” buyurmuştur.  
Allah Teâlâ’nın kasvetli kalbe sahip olmakla nitelediği kimseler; günahları kendisini kuşatmış, bütün hallerini kapsamış, neredeyse etrafını çeviren bu günah duvarından dışarı çıkamayan kişilerdir. Bir günah işler, sonra onu terk etmez, bu durum kendisini başka bir günaha bulaşmaya ve günahlara batmaya sürükler. Böylece daha büyük olan günahları işler. Hatta günahlar ona hâkim olur, kalbini kuşatır. Tabiati günahlara meyilli hale gelir, onları güzel görmeye başlar. Bunların dışında bir lezzet olmadığına inanır. Kendisiyle günahların arasına girenlerden nefret eder. Bu günahlardan uzaklaşmayı öğütleyeni yalanlar. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
 ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذِينَ أَسَاءُوا السُّوءَى أَنْ كَذَّبُوا بِآيَاتِ اللَّهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِئُونَ
Sonunda, Allah'ın âyetlerini yalanlayarak ve onları alaya alarak kötülük yapanların âkibetleri pek fena oldu.” (Rum 10)
Günahlar, bu kişiyi herşeyden; kendisini görmekte olan Allah’tan, kendisini bekleyecek olan cennet nimetlerinden ve cehennem azabından, iblisin kurduğu tuzaklardan ve şefkatli meleklerin üzüntüsünden perdeleyen bir çadır haline gelir. Günaha düştüğü esnada bunların hiçbirini görmez, düşünemez. Bu durum, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in şu sözündeki anlamdır:
لاَ يَزْنِي الزَّانِي حِينَ يَزْنِي وَهُوَ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يَشْرَبُ الخَمْرَ حِينَ يَشْرَبُ وَهُوَ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يَسْرِقُ حِينَ يَسْرِقُ وَهُوَ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يَنْتَهِبُ نُهْبَةً، يَرْفَعُ النَّاسُ إِلَيْهِ فِيهَا أَبْصَارَهُمْ حِينَ يَنْتَهِبُهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ
Zinâ eden kişi mü’min olduğu halde zina etmez. İçki içen kişi mü’min olduğu halde içki içmez. Hırsızlık yapan kişi mü’min olduğu halde çalmaz. İnsanların gözleri önünde yağma yapan kişi, mü’min olduğu halde yağma yapmaz.”[3]
İnsanlardan kalbi ölmeye en yakın olanı kasvetli olan ve ölümden etkilenmeyen kalptir. İnsanlardan kalbin ölümüne en uzak olanı diri olan ve ölümü için boyun eğen kalptir. Hatta kalpler bazen sertleşir bazan yumuşar. Bazen bizzat diri olan bir kalp, kasvetlenebilir. Allah’ın ayetini işitir ve ağlar, başka bir gün de yine ayetleri işitir de etkilenmez. Çünkü ilk dinlediğinde kalbi selamette idi. Sonrakinde ise kasavet halinde idi. Nitekim bazen öğütü dinleyince bedeni elektrik akımına kapılmış gibi olur, sonraki bir günde ise mermerden bir sütun gibi olur! Bunun sebebi kalbidir.  Bazen sadakada eli açık olur, bazen de sadaka hususunda parmaklarını yumar. Sanki kaya gibi olur. Yine bunun da sebebi kalbidir.
Hiç kimse bu kasvetten istisna değildir. Hatta kalplerin anahtarlarını taşıyan, ruhların hayat sırrını bilen kalplere ki, bunlar Kur’ân okuyanların kalpleridir, onlarda da bu durum meydana gelir. Bu yüzden Ebu Musa el-Eş’arî radiyallahu anh, Basra halkının Kur’ân okuyucularına gönderildi. Onun yanına Kur’ân kârîsi olan üç yüz kişi girdi. Onlara dedi ki:
أَنْتُمْ خِيَارُ أَهْلِ الْبَصْرَةِ وَقُرَّاؤُهُمْ، فَاتْلُوهُ، وَلَا يَطُولَنَّ عَلَيْكُمُ الْأَمَدُ فَتَقْسُوَ قُلُوبُكُمْ، كَمَا قَسَتْ قُلُوبُ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ
Sizler Basra halkının hayırlıları ve Kur’ân okuyucularısınız. Kur’ânı okuyun ve üzerinizden (onu okumadan) uzun bir süre geçmesin. Aksi halde sizden öncekilerin kalplerinin kasvetlendiği gibi sizlerin de kalpleriniz kasvetlenir.”[4]
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْأَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ
İman edenlerin, Allah’ın zikrine ve haktan inene kalplerinin ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Sakın daha önce kendilerine kitap verildiği halde uzun zaman geçince kalpleri katılaşan ve çoğu fasık olan kimseler gibi olmayın.” (Hadîd 16)


[1] Sahih maktu. Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (6/287) Ahmed Zühd (1890) İsmail el-Esbehani Siyeru’s-Selef (s.986) İbn Abdilberr Camiu Beyani’l-İlm (1253)
[2] Hasen maktu. Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (8/269)
[3] Sahih. Buhârî (2475, 5578, 6772) Muslim (57) Ebu Hureyre radiyallahu anh’den.
[4] Sahih. Muslim (1050)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)