Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı

Pazartesi
Saat 20:00 Sahih Tefsir Şerhi (Youtube kanalından canlı yayınlanmaktadır)

Çarşamba
Saat 20:00 ez-Zeberced Şerhi (Youtube kanalından canlı yayınlanmaktadır)
Saat 21:30 Hadis Usulü 1. Seviye (Mustalah İlmi - Muderris: Ebu Leylâ)

Cumartesi
Saat: 19:00 Hadis Usulü 4. Seviye (İlmi Meseleleri Tahkikte Hadis Ehlinin Menheci)
Saat: 20:30 el-Albaniyyât Şerhi


12 Temmuz 2018 Perşembe

Çocuk Oyuncakları ve Televizyon Suretlerinin Hükmü

Şeyh el-Elbani rahimehullah'ın Avustralya Fetvalarından tercüme eden: Ebu Muaz
Soru: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İçinde köpek, suret (ruh taşıyan canlı resmi) veya timsal (heykel, biblo vs.) bulunan eve melekler girmez” buyurmuştur. Buradaki suret kelimesinin kapsamına televizyondaki suretler ve küçük çocukların oyuncakları da girer mi?”
Cevap: Televizyondaki suret sabitse bu kapsamda olduğunda şüphe etmeyiz. Burada bazı işler, bazı hareketler ve televizyon vasıtasıyla gördüğümüz buna benzer şeyler olabilir. Lakin bu manzarayı görüntülemek ve bir kasete kaydedip sonra yayınlamak durumunda bu suretlerle fotoğraf suretleri ve benzerleri arasında bir fark olmaz. Çünkü bunların hepsine de lugat ve örf gereği olarak “suret” denilir. O zaman bütün çeşitleriyle bu suretler ve yeni çıkan meseleler Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in suret yapanlarla ilgili olarak söylediği:
كُلُّ مُصَوِّرٍ فِي النَّارِ
Her musavvir (suret yapan) ateştedir[1] hadisinin genel kapsamına girer.
Yine şu hadisin de genel kapsamına girer:
لَا تَدْخُلُ الْمَلَائِكَةُ بَيْتًا فِيهِ صُورَةٌ وَلَا كَلْبٌ
İçinde suret ve köpek bulunan bir eve melekler girmezler.”[2]
Genel kapsamlı olan bu iki hadis, suretler hangi vesileyle yapmış olursa olsunlar, bütün suret yapanları ve hangi vesileyle yapılmış olursa olsun bütün suretleri kapsar. Değerlendirme bakımından böyledir.
Düşünce bakımından ise – inşaallah hepiniz biliyorsunuz – hikmet sahibi din koyucu, bir şeyi haram kıldığı zaman bunu etkili bir hikmetle haram kılar. Nitekim bazıları için bu hikmet ortaya çıkmış, birçok kimseye ise gizli kalmıştır. İlim ehli katında bilinmektedir ki Allah Azze ve Celle suret yapmayı haram kıldığında, suret edinmeyi de haram kılmıştır. Muhakkak ki bu, açıkça ortada olan iki etkili hikmetten dolayı haram kılınmıştır:
Birinci hikmet: İnsanlar ile onların şirke düşmelerinin arasındaki vesilelerin önünün kapanmasıdır. Nitekim Nuh aleyhi's-selâm’ın kavmi, kendisinin ismiyle anılan suredeki kıssada anlatıldığı gibi bu şirke düşmüşlerdir. Rabbimiz Azze ve Celle onların Nuh aleyhi's-selâm’ın kendilerine yalnızca Allah’a ibadet etmelerini emretmesi karşısındaki konumlarını anlatarak, onların kendi aralarında birbirlerine şöyle nasihat ettiklerini bildirmiştir:
وَقَالُوا لَا تَذَرُنَّ آلِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًا وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًا
Ve dediler ki: Sakın ilâhlarınızı terk etmeyin. Vedd'i, Suvâ'ı, Yağûs'u, Ya'ûk'u ve Nesr'i bırakmayın.” (Nuh 23)
Bu ayetin tefsiri hakkında Buhari’nin Sahih’inde, İbn Cerir et-Taberî’nin Tefsir’inde, İbn Kesir’in Tefsir’inde ve daha başka selefî kaynaklarda şöyle gelmiştir: “Nuh aleyhi's-selâm’ın kavminin şirke düşmelerinin ve Allah Azze ve Celle’den başkasına ibadet etmelerinin sebebi; ancak kavimlerinin salihlerine meşrû olana aykırı bir tazimde bulunmaları olmuştur.
Az önce kaynaklarından bir kısmını zikrettiğimiz bu rivayette şöyle denilir: “Geçen ayette zikredilen bu beş isim, Allah’ın salih kulları idiler. Onlar öldüklerinde şeytan onlara, bu kimseler için evlerinin avlularında kabirlerini yapmalarını vahyetti.
O beş kişi, Allah’ın salih kulları idiler. Öldükleri zaman Şeytan onların kavmine evlerinin avlularına defnetmelerini emretti. İnsanların genelinin defnedildikleri kabristanlara defnetmediler. Bu yüzden genel meydanlara onları hatırlatacak heykeller dikmeyi düşünmeye başladılar. Maalesef bu zamanda bazı İslam ülkelerinde de bu durum yaygınlaşmıştır.
Onlar, şeytanın vahyine icabet ettiler ve evlerinin avlularına onları defnettiler. Şeytan biz süre onları kendi hallerine bıraktı. Tâ ki ikinci bir nesil geldi. Bu nesil, babalarının ziyaret kastıyla – yahut bugün bazı dervişler tarafından “teberrük” denilen maksatla - bu kabirlere gidip geldiklerini gördüler. Şeytan onlara da bu kabirlerin bu mekânlarda kaldıkları takdirde sel ve afetlere maruz kalacağını, bunun neticesinde eskiyip izlerinin kaybolacağını vahyetti ve onlara dedi ki: “Bildiğiniz gibi bunlar salih insanlardır. Onların izleri ebedî olarak kalıcı olmalıdır.” Onlar: “O zaman ne yapalım?” dediler.
Şeytan dedi ki: “Onlar için sanemler – heykeller – oyun.” Bunun üzerine bu davete uydular ve bu heykelleri bir mekâna koydular. İnsanlar bu mekâna gidip gelmeye başladılar. Sonra üçüncü bir nesil geldi. Şeytan son olarak onlara da şöyle vahyetti: “Bu mekâna konulmaya layık olanlar ancak salih oluşları ve konumları sebebiyle yüceltilmeyi hak eden kimselerdir.”[3]
Böylece heykeller yoluyla Allah Azze ve Celle dışında bir de bunlara ibadet edilmeye başladı. Bu Allah Azze ve Celle’nin ister gölgeli olsun, ister gölgesiz olsun fark etmez bütün suretleri haram kılmasının hikmetlerinden biri olmuştur.
Bu açık ilk hikmet, Nuh kavminin, Nuh aleyhi's-selâm ile olan kıssasındandır.
İkinci Hikmet: Bu, rivayet açısından daha kuvvetlidir. Dikkat edin, bu hikmet; Sahihu’l-Buhari’de geldiği gibi; Allah Azze ve Celle’nin yaratmasına benzemektir:
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bir yolculuktan döndüğünde Aişe radıyallahu anha’nın yanına girmek istedi. Orada asılı bir perdenin üzerinde suretler olduğu için içeri girmedi ve odanın dışında durdu. Aişe radıyallahu anha hemen O’na doğru gelerek: “Ey Allah’ın rasulü! Eğer bir günah işlediysem Allah’tan bağışlanma dilerim” dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Bu suretler nedir?” diye sordu. O da: “Senin için – yani sana karşı onu süslemek için – almıştım” dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
أَشَدُّ النَّاسِ عَذَابًا يَوْمَ القِيَامَةِ الَّذِينَ يُضَاهُونَ بِخَلْقِ اللَّهِ
Muhakkak ki kıyamet gününde insanların en şiddetli azap görecek olanları, Allah’ın yaratmasına benzeşen şu suretleri yapanlardır.”[4]
O halde suret yapmanın haram kılınmasının sebeplerinden birisi, suret yapan kimsenin Allah Azze ve Celle’ye yaratma hususunda benzemesidir.
Burada modern bir nokta vardır, o da şudur: Fakih geçinenlerin çoğu – fakihler demiyorum – bu zamanda fotoğraf makinalarıyla – kamera ve video gibi – çekilen resimlerin Allah’ın yaratmasına benzeşmek olmadığını iddia ediyorlar. Bilakis bunun Allah’ın yarattığı kevnî sebeplere tutunmak olduğunu ve bu suretleri Allah’ın insanlara boyun eğdirdiğini söylüyorlar. Hatta bazıları hayale, bâtıl konuşmalara ve kelama dalarak şöyle diyorlar: “Bu kameralar suret yapmıyor, sureti yapan; gölgeyi hapseden Allah’ın kendisidir.”
Bu, basiret sahibi olan hiç kimseye gizli kalmayan, gerçekten garip bir büyüklenmedir. Çünkü bu mesele, tasvir (suret yapma) meselesidir. Şayet, eski ressamların resim yapmak için kaleme, fırçaya ve boyaya ihtiyaçları olmaması sebebiyle, bu cihazı üretenlerin sarf ettikleri çabalara göz yumacak olursak, kamera kullanan sadece bir düğmeye basmakla suret yapmaktadır!
Diyorum ki: Subhanallah! Bu gerçekten garip bir büyüklenmedir!
Kamera denilen bu cihaz terk edilecek olsa senelerce hiçbir şeyin sureti yapılmazdı. Öncelikle bu cihaz resmi çekilmek istenen hedefe çevrilir, sonra düğmeye basılır. Nasıl olur da bu suret yapmıyor denilir?
Bu gerçekten garip bir büyüklenmedir. Lakin onlar bu modern vesilelerin benzetme olmadığını söylemektedirler. Hakikatte ise bu cihazlarla yapılan suret ile Allah’ın yarattığına benzetme, önceden fırça veya oyma ile yapılan resimlerden daha fazla söz konusudur. Önceki ve sonraki âlimler cisimli suretlerin – yani heykel şeklindeki putların – haram oluşunda ittifak ettiklerinde, bunun sebebi onun sadece cisimli ve gölgeli olması değildi. Lakin burada her açıdan Allah’ın yarattığına benzeme söz konusu değil midir?
Mesele çok açıktır. Bu put/heykeller sadece bir taş parçası idi. Görünüşte Allah Azze ve Celle’nin yarattığı bir insana benziyordu. Lakin iç yüzü, Allah Azze ve Celle’nin yaratıp düzenlediği insanın iç yüzüne benzeyen bir şey yoktur.
Öyleyse benzeme yalnızca görünüşte ortaya çıkmaktadır. Cisimli olması ile perde üzerinde veya duvar üzerinde yahut kâğıt üzerinde yapılmış olması arasında fark yoktur.
Böylece yaşadığımız durumdan anlaşılıyor ki, bazılarından işittiğimiz bu asrın hükümlerinde İbn Hazm ez-Zahiri’nin mezhebi olan Zahirî mezhebinin tavrını görüyoruz. İbn Hazm’ın aşırılığı ve nasların zahirine tutunması darb-ı mesel olmuştur. Nitekim şöyle denilir: “Çocuğunu yitirmiş, gülüyor”
Biz şu an – bu asırda – bu eski Zahirîliğin benzerine düşmüşüz ve modern Zahirîlik yaşıyoruz. Neden?
Çünkü haram kılınan şeyin sadece heykel şeklinde olan, sesini işitmediğimiz, dudak hareketini, göz kırpmasını göremediğimiz put olduğu söyleniyor. Bunda Allah’ın yarattığına benzetmek vardır!
Bu Zahirilik, İbn Hazmın sarıldığı Zahiri’likten daha derindir.. İş o duruma gelmiştir ki, İbn Hazm:
إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَهَى أَنْ يُبَالَ فِي الْمَاءِ الرَّاكِدِ
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem durgun suya bevletmekten yasakladı”[5] hadisine karşı bu hadisin arapça lafzına tutunmuş, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in durgun suya bevletmekten yasakladığını, dolayısıyla boş bir kaba bevl edip sonra bunu o kaptan durgun suya boşaltanın bu yasağın kapsamına girmediğini, bunun caiz olduğunu söylemiştir.
Subhanallah! Fazileti ve ilmine rağmen böyle demiştir. O gerçekten faziletli bir kimsedir. Lakin Subhanallah! Allah Azze ve Celle ancak nebî ve rasullerini masum kılmıştır.
İbn Hazm hakkında daha başka örnekler de vardır.
Mesela Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bakire kızın evlenme hususunda kendisinden izin istenilmesini söylemiş ve:
وَإِذْنُهَا صُمَاتُهَا
Onun izni susmasıdır[6] buyurmuştur.
Bu, hikmet sahibi din koyucunun bakire kızlara son derece bir lütfudur. Geçmiş zamanlarda bakire kızlar çekingen davranırlardı.
Ama bugün baba, kızına: “Falan seni istiyor” dediği zaman: “Hayır istemiyorum” diyor, hatta “ben falanı istiyorum” diye açıkça söylüyor.
Rabbimiz Azze ve Celle nebisi sallallahu aleyhi ve sellem’e, bakire kızdan izin istenilmesi halinde – hayâsından dolayı – susması hakkında bunun yeterli olduğunu vahyetmiştir.
Peki İbn Hazm bu hadisi nasıl anlıyor? Diyor ki: “Onun izni susmasıdır” buyrulmuştur. O halde “Razı oldum” derse nikâhı kıyılmaz. Susması gerekir”! Zahirilik! Bu teşrîdeki gaye ve hedefi değerlendirmiyor!
Durgun suya bevletmenin yasaklanmış olduğu açıktır. Bu, durgun suyun muhafazası içindir. Suya doğrudan bevletmek ile idrarı bir kaptan suya boşaltmak arasında ne fark vardır?
Bizim burada, Dımeşk’te “Alik” adında bir nehir vardır. Atıklar oraya atılır. Bu kirli su, semadan inen saf göl suyuna ulaştığında, necaseti doğrudan ona dökmekle, bu vasıtayla dökmek arasında fark yoktur.
Özetle: Şu an bu modern Zahirî’liği yaşıyoruz. Keski ile günlerce yontulan put haramdır!
Onlardan birine – yani kamerayla suret yapmanın caiz olduğunu, çünkü bunun o zamanlar mevcut olmayan bir vesile olduğunu, sonra bu suretlerin öncekiler gibi olmadığını savunan birine – şöyle dedim: Bu gün bir düğmeye basarak makineleri çalıştıran ve onlarca, hatta yüzlerce durgun heykel çıkaran kimseye ne dersin, bu caiz midir? O da: hayır dedi.
Dedim ki: Lakin bu da diğeri gibidir. Bu vesile de o zamanlar yoktu. Heykelde de bu vesile mevcuttur. Aynı şekilde bu suretlerde de bu vesile bulunmaktadır. Vesileye değil, gayeye itibar edilir. Vacibin ancak kendisiyle yerine getirildiği şey de vaciptir. Haramın ancak kendisiyle yerine getirildiği şey de haramdır. Bunlar kaidelerdir. Keski ile yontulan heykel veya makinalarla bir anda üretilen heykel sonuç bakımından aynıdır. Durgun suya doğrudan bevletmek ile başka bir vasıta ile suya idrar dökmek de aynı sonucu verir.
Öyleyse vesileleri farklı olan, eskiden bilinen vesilelerle elde edilen suretler ile bütün bu suretlerin ismi surettir ve
لَا تَدْخُلُ الْمَلَائِكَةُ بَيْتًا فِيهِ صُورَةٌ
Melekler, içinde suret bulunan bir eve girmezler” hadisinin kapsamına girerler. Bu suretleri modern cihazlarla yapanlar da musavvirlerdir ve hepsi de ateştedir. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
كُلُّ مُصَوِّرٍ فِي النَّارِ
Her suret yapan ateştedir” buyurmuştur.
Yine şöyle buyurmuştur:
وَلَعَنَ المُصَوِّرِينَ
Allah suret yapanlara lanet etmiştir.”[7]
يُقَالُ لَهُمْ: أَحْيُوا مَا خَلَقْتُمْ
“Onlara “Yarattıklarınıza can verin” denilecektir.”[8]
Bunun hakikatini anladıysak, video suretlerinin de bu şekilde olduğunu anlamış oluruz.


[1] Muslim (2110) İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan.
[2] Buhari (3226, 3227) Muslim (2106)
[3] Buhari (4920)
[4] Buhari (5954) Muslim (2107)
[5] Muslim (281)
[6] Buhari (6971) Muslim (1421)
[7] Buhari (5347)
[8] Buhari (5951) Muslim (2107)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)