Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Sosyal Medyada “Ebu Muaz” Künyesini Kullananlar Hakkında Uyarı

Facebook, İnstagram, Twitter gibi sosyal medya programlarında “Ebu Muaz” künyesini kullanan veya “Darussunne” adıyla Facebook yayını yapa...

13 Eylül 2018 Perşembe

Yaşadığı Belde Kişiyi Üstün Yapmaz

İbn Teymiyye rahimehullah’a şöyle soruldu: “Din imamları olan seçkin fakihler şu konuda ne derler; Şam’da ikamet etmek, başka beldelerde ikamet etmekten daha faziletli midir? Bu konuda Kur’ân ve hadislerde nas gelmiş midir? Bize cevap verin, Allah size karşılığını versin.”
Şeyhulislam İbn Teymiyye dedi ki: “Hamd Allah’adır. Allah’a ve rasulüne itaat etme, hayır ve hasenat işleme sebepleri bulunan her yerde, ikamet edilebilir. Bunların daha iyi bilinebildiği, daha iyi güç yetirilen, daha dinç olunan yerlerde ikamet etmek, Allah’a ve rasulüne itaatin bundan daha düşük olduğu yerlerde ikamet etmekten daha faziletlidir. Genel esas budur. Muhakkak ki insanların Allah katında en üstünü en takvalı olanıdır.
Takvayı Allah Teâlâ, şu kavlinde açıklamıştır: “Lakin asıl iyilik Allah’a ve ahiret gününe iman edeninkidir… İşte onlar sadık olanlardır ve onlar muttakiler (sakınanlar)dır.” Bunun özü, Allah’ın ve rasulünün emrettiklerini yapmak, Allah’ın ve rasulünün yasakladıklarını da terk etmektir. Esas bu olunca, insanlar, durumlarına göre farklılık gösterir.
Kişinin ikamet ettiği yerde küfür, fısk, türlü bid’atler ve fücur bulunabilir. Faziletli olanı; eğer Allah yolunda eliyle veya diliyle cihad edebiliyorsa iyiliği emretmesi, kötülüğü yasaklamasıdır. Şayet oradan iman ve taat bölgesine intikal etse iyilikleri azalacak ve kalbi rahat olsa da orada bir mucahid olamayacaktır. Aynı şekilde fücur ve bid’atlerin bulunduğu mekânda işleyebileceği hayrı orada işleyemeyecektir. Bu yüzden Allah Teâlâ’nın yolunda ribat niyetiyle sınırlarda ikamet etmek, âlimlerin ittifakıyla, üç mescidin civarında olmaktan daha faziletlidir. Şüphesiz cihad cinsinden olan amel, hac cinsinden olan amelden üstündür. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
Hacıları sulama ve Mescidu’l-Haram’ın tamirini, Allah’a ve ahiret gününe iman edip Allah’ın yolunda cihad eden gibi mi saydınız? Allah katında bunlar bir olmazlar. Allah zalimler topluluğunu hidayet etmez.” (Tevbe 19)
İman edenler, hicret edenler ve Allah’ın yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler Allah katında daha üstün derecededirler.” (Tevbe 20)
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e “Amellerin en üstünü hangisidir?” diye sorulunca şöyle buyurmuştur:
Allah’a ve rasulüne iman ve O’nun yolunda cihad etmek.” Sonra nedir diye sorulunca da:
Mebrûr hacdır” buyurdu.”
Eğer hicretten ve Allah’a ve rasulüne itaatinin daha kolay olacağı; daha faziletli olan mekana taşınmaktan aciz ise iki mekan birdir. Lakin burada kendisine zorluk vardır. iki yerde de işleyeceği taat eşit ise, en meşakkatli olanı daha faziletlidir. Habeşistan’a hicret ederek kâfirlerin arasında ikamet edenler, kendilerinin onlardan daha üstün olduğunu iddia edenlere karşı bununla münazara ettiler ve dediler ki: “Biz buğzedilenlerin yanındayız ve uzağız. Siz ise Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanındasınız. O, bilmeyenlerinize öğretiyor ve açlarınızı doyuruyor. Bizim yaptığımız ise Allah’ın zatı içindir.”
Ama orada dini eksiliyor ise oradan taşınması daha faziletlidir. Halkın genelinin durumu budur. Çünkü çoğunluğunun savunması yoktur. Hatta onlar çoğunluğun dini üzeredirler. Durum böyle ise, bu vakitlerde İslam dini Şam’dadır. Orada din kuralları, başka yerlerden daha kuvvetlidir. Bu his ve akıl ile bilinen bir durumdur. Müslümanlardan kendilerine ilim ve iman verilmiş olan akıl sahipleri arasında bu hususta ittifak var gibidir. Nitekim naslar da buna delalet etmektedir. Mesela Ebû Dâvûd, Sunen’inde Abdullah b. Amr radiyallahu anhuma’dan rivayet ediyor: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
Hicretten sonra bir hicret daha olacak. Yeryüzü halkının en hayırlıları İbrahim aleyhi's-selâm’ın hicret ettiği yerden ayrılmayanlardır.” Yine Ebû Dâvûd, Sunen’inde Abdullah b. Havale radiyallahu anh’den: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
Muhakkak sizler ordulara bölüneceksiniz. Bir ordu Şam’da, bir ordu Yemen’de, bir ordu Irak’ta olacaktır.” İbn Havale dedi ki:
“Ey Allah’ın rasulü! Benim için seç!” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
Sana Şam’ı tavsiye ederim. Zira orası Allah seçtiği arzıdır. Seçtiği kimseleri oraya yönlendirir. Kim buna katılamazsa Yemen’e katılsın ve onun gadrinden sakınsın. Muhakkak Allah bana Şam’ı ve halkını garantilemiştir.” İbn Havale şöyle diyordu: “Allah kim hakkında kefil olmuşsa, onu zayi etmez.” Bu iki nas, Şam’ın üstünlüğü hakkındadır. Muslim’de Ebu Hureyre radiyallahu anh’den şöyle gelir: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
Magrip ehli kıyamete kadar zahir olmaya devam edecek, muhalefet edenler ve yardımsız bırakanlar onlara zarar veremeyecektir.” İmam Ahmed dedi ki: “Mağrip ehli; Şam ehlidir.” Dediği gibidir. Zira bu o anda Medine’de bulunanların lügatiyle söylenmiştir. Onlar Necid ve Irak halkını “Maşrık/doğu ehli” diye, Şam halkını da “Magrip/batı ehli” diye isimlendiriyorlardı. Batılılık ve doğululuk görecelidir. Her mekanın doğusu ve batısı vardır. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de bu sözü, Medine’de iken söylemişti. Onun batısına düşen batı, doğusuna düşen de doğudur…
 
Şam dışında ikamet eden insanların çoğu daha faziletli olabilir… Şam halkından birçok kimse şayet oradan çıkıp Allah’a ve rasulüne itaat ettikleri bir yere gitseler elbette bu onlar için daha faziletli olur. Nitekim Ebu’d-Derda radiyallahu anh, Selman el-Farisi radiyallahu anh’e şöyle mektup yazmıştır:
“Mukaddes topraklara gel!” Mekke’de bulunan Selman radiyallahu anh de ona şöyle yazdı:
“Arz kimseyi kutsal yapmaz. Kişiyi kutsal yapan ancak amelidir.” Durum Selman radiyallahu anh’ın dediği gibidir. Zira en şerefli yer olan Mekke, İslam’ın gariplik zamanında Daru’l-Kufr ve Daru’l-Harp idi, orada ikamet etmek haram idi. Oradan hicret eden muhacirlerin oraya dönüp ikamet etmeleri de haram idi. Şam, Musa aleyhi's-selâm’ın zamanında, İsrailoğullarıyla beraber oradan çıkmasından önce Zorba ve fasık müşriklerin diyarı idi. Allah Teâlâ orası hakkında “Fasıkların diyarı” (A’raf 145) buyurmuştur. Bir yerin küfr diyarı, islam ve iman diyarı, barış veya harp diyarı, itaat veya masiyet diyarı, mü’minlerin diyarı veya fasıkların diyarı olması, göreceli niteliklerdir. Bunlar ayrılmaz vasıflar değildir. Bir nitelikten diğer bir niteliğe değişebilir. Tıpkı kişinin küfürden imana ve ilme geçmesi veya bunun tam aksinin olması gibi.
Üstünlük daima her vakit ve her mekânda; iman ve salih amel iledir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz,   îman   edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiiler; bunlardan kim Allah'a ve âhiret gününe îman eder ve hayırlı iş işlerse, işte onların mükâfatları Rableri katındadır; onlara hiçbir korku yoktur; mahzun olacaklar da onlar değildir.” (Bakara 62)
Yahudi yahut Hıristiyan olanlardan başkası asla cennete giremez” demişlerdir Bu, onların kuruntularıdır. De ki:  "Eğer sözünüzde sâdık iseniz, delilinizi getirin” Hayır, Kim ihlâs ile yüzünü Allah'a çevirirse, iste onun bu amelinin rabbi katında sevabı vardır. Onlara hiçbir korku yoktur; mahzun olacaklar da onlar değildir.” (Bakara 111-112)
İşlerini en iyi yapan kimse olarak, Allah'a kendisini teslim eden ve dosdoğru olarak İbrahim'in dînine tabi olan kimseden, dîn yönünden daha güzel kim utabilir? Zira Allah, İbrahim'i (kendisine) dost edinmişti.” (Nisa 125)
Yüzünü Allah Teâlâ’ya teslim etmek; maksadın samimi olması, Allah için amel ve O’na tevekkül etmektir. Nitekim: “Ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım isteriz”,
O’na ibadet et ve O’na tevekkül et”, “Tevekkülüm O’nadır ve O’na yönelirim” buyrulmuştur.
Allah’ın, rasullerinin sonuncusu, kulu ve rasulü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile yeryüzü halkına hücceti ikame etmesinden beri, yeryüzü halkının O’na iman ve itaat etmeleri, O’nun dinine ve menhecine tabi olmaları vacip olmuştur. Halkın en üstünü; onların en iyi bilenleri ve O’nunla gelenlere; ilim, hal, söz ve amel olarak en güzel tabi olanları ve Allah’tan en çok sakınanlarıdır. Hangi mekan ve amel, şahsın bu konudaki maksadına daha çok yardımcı ise, onun hakkında faziletli olan odur. Başkası için daha faziletli olan başka bir mekân yahut başka bir amel olsa da, her kişi kendisi hakkında en faziletli olanı yapar. Kazanacağı iyilikler ve maslahatlar eşit olursa, ikidi de eşit olur. Aksi halde bu konuda ağır basan, ikisinden daha faziletli olandır.”
Mecmuu’l-Fetava, c.27, s.39 vd. özetle.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)