Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

31 Ağustos 2017 Perşembe

Eşarilerin Muhalefetleri

Eşarîler’in Ehl-i Sünnete Uyduğu ve Muhalefet Ettikleri Konular
Uyum Gösterdikleri Konular:
1- Sahabe: Eşariler, sahabe hususunda Ehl-i Sünet’e muhalefet etmezler. Onlara göre de sahabenin en üstünleri; Ebu Bekr, sonra Ömer, sonra Osman, sonra Ali radiyallahu anhum ecmaindir. Sahabe arasında geçenler hakkında sükût ederler, onlardan razı olurlar ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ehl-i beytine dostluk ederler.
2- İmamet: İmam (halife) tayin etmek zorunludur, meşru konularda ona itaat edilir, onunla beraber cihad ediler ve ona karşı ayaklanmak kötülenir.
3- Ahiret Günü Meseleleri: Sırat, mizan, havz, cennet ve cehennemin son bulmayacak olan iki mahlûk oluşları gibi konularda Ehl-i sünnete uyum gösterirler.
4- Allah Teâlâ’nın bazı sıfatlarını ispat etmek hususunda Ehl-i Sünnete uyum gösterirler.
5- Allah’ın kelamı hususunda, onun mahlûk olmadığında genel olarak uyum gösterirler. Sonra bunun nefsî kelam olduğunu (işitilen bir kelam olmadığını) söyleyerek bu meseledeki Ehl-i Sünnet’e muvafakatlerini bozan konulara girerler.
6- Kulların fiillerinin Allah Teâlâ’nın yaratması ile olduğu ve bunda kulun kesbinin söz konusu olduğu hususunda Ehl-i sünnete uyum gösterirler. Ancak kesbi tarif ederken Cebriyye'liğe düşerler.
7-   Mü’minlerin kıyamet gününde Allah Teâlâ’yı göreceklerini kabul etmekle Ehl-i Sünnet’e uyum gösterirler. Ancak cihet/yönü nefyetmeleriyle kendileriyle çelişkiye düşmektedirler. Zira bu sözleri, Allah Teâlâ’nın görülmesini imkânsız kılmaktadır!
Eşarilerin Ehl-i Sünnete Muhalefet Ettikleri Hususlar:
1- Tevhid: Eşariler tevhidi yalnızca rububiyetle sınırlamışlar, mahlûkatın yaratılmasının ve rasullerin gönderilmesinin gayesinin rububiyet tevhidi olduğunu iddia etmişler, ulûhiyet tevhidini inkâr etmişlerdir. Hâlbuki rasuller uluhiyyet tevhidiyle gönderilmişlerdir!
Bunun anlamı, Ehl-i Sünnetin rububiyet tevhidini önemsememeleri demek değildir. Lakin onlar Allah’ın başladığı yerden ve rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in başladığı yerden başlarlar. Zira rububiyet tevhidi fıtrîdir. Çok nadir istisnalar dışında rububiyetin inkârı söz konusu değildir. Allah’ın rububiyetini kabulüne dair gelen ayetlerin geneli, ibadet ve taat tevhidini bağlayıcı kılmak üzere gelmiştir.
2-  Eşariler, Allah Teâlâ’nın varlığını ispat etmekte arazların ve cisimlerin sonradan olması deliline dayanmışlardır. Bu ise istidlalde bid’atçilerin batıl bir yoludur. Nitekim selef, imamlar ve akıl sahiplerinin cumhuru, felsefecilerle kelamcılar tarafından bu konuda eleştirilmiştir.
3- Sıfatlar: Eşariler Allah Azze ve Celle için yalnızca yedi sıfatı kabul ederler, diğer sıfatları ise te’vil ederler. Bu yaptıklarının Allah’ın kelamını tahrif ve manaları iptal etmek olduğundan, Allah hakkında ilimsizce söz söylemek olduğundan gafildirler! Bu durum, Allah Teâlâ’ya teslim olmaya aykırıdır. Zira Allah, kendisine layık olan sıfatları bildirmiş, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem O’na layık olan sıfatları zikretmiştir. Onun bildirdikleri teşbih ve tecsim gerektirecek değildir! Bu mesele ancak kelamcılar tarafından, hicri 3. Asırdan sonra ortaya atılmıştır. Sahabe ve tabiinden olan bu ümmetin selefi, şu kelamcıların idrak etmiş oldukları anlayış ve yorumları idrak etmekten aciz miydiler?
4- İman: Eşariler imanın yalnızca kalple tasdikten ibaret olduğunu iddia ederler.
5- Kader: Kulun kesbinin (kazancının) fiil olduğunu, onun irade ve ihtiyar (tercih)inin olmadığını, güç yetirmenin kulun kesbine etki etmediğini iddia ederler. Bu, Cehmiyye’nin görüşüdür.
6- Akıl ve Nakil: Eşarilerin Ehl-i sünnete aykırı esaslarından birisi de Allah’ın sıfatları, kader ve gayb meselelerinde akıl, cedel ve kelama girmeleridir. Gayb ve itikat meselelerinde hatta Allah Teâlâ’nın sıfatları hususunda aklı, “kavatiul akl: aklî kesinlikler” diyerek, naklin (kitap ve sünnetin) önüne geçirmektedirler.
7- İlk Farz: Eşariler derler ki; mükellef kula düşen farzların ilki; düşünmek (nazar)dır. Ehl-i sünnetin dediği gibi; ilk farzın iki şehadet kelimesini söylemek veya tevhid olduğunu söylemezler.
8- Haberi Vahid: Eşariler haberi vahidi itikad konusunda delil görmezler.
9- Husun ve Kubuh: Güzel bulma ve çirkin görme konusunda akılcıdırlar.
Yine Eşarilerin Ehl-i sünnete muhalefet ettikleri daha başka konular da vardır. Onlar itikat meselelerine bakışta kelamcıların ve felsefecilerin esaslarından etkilenmişler, akidelerinde hak ile batıl karışık hale gelmiştir. Ehl-i sünnet ile Mu’tezile ve felsefecilerin akidelerini birbirine karıştırmışlardır. Bu yüzden onların Kitap ve sünnetin lafızları yerine felsefeci ve kelamcıların hak ve batıla muhtemel terimlerini kullandıklarını görürsünüz.
Muhammed b. Abdussittir el-Feydiminî el-Mısri’nin konuyla ilgili bir makalesinden istifade ederek özetleyen:
Ebu Muaz el-Çubukâbâdî

1438 Kurban Bayramı Hutbesi

Vahiyden Yüz Çevirmenin Tehlikesi
Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî
 
Şüphesiz hamd yalnız Allah'adır. O'na hamd eder, O'ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah'ın hidayet verdiğini kimse saptıramaz. O'nun saptırdığını da kimse doğru yola iletemez. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ibadete layık hak ilâh yoktur. O, bir ve tektir, O'nun ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed Allah'ın kulu ve Rasûlüdür.
Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun ve siz ancak Müslümanlar olarak ölünüz.” (Al-i İmran; 102)
“Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan ve ondan da eşini var eden, her ikisinden birçok erkek ve kadın türeten Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarını kesmekten de sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde tam bir gözetleyicidir.” (en-Nisâ; 1),
“Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve dosdoğru söz söyleyin. O da amellerinizi lehinize olmak üzere düzeltsin, günahlarınızı da mağfiret etsin. Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur.” (el-Ahzâb; 70-71)
Bundan sonra, Şüphesiz sözlerin en güzeli Allah’ın Kelam’ı, yolların en hayırlısı Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan şey bid’attir ve her bid’at sapıklıktır. Her sapıklık da ateştedir.
Kullarını sıratu’l-mustakim’e hidayet etmesi, tabi olmaları için hakkı beyan etmesi ve kaçınmaları için bâtılı açıklaması Allah’ın kullarına rahmetindendir. Nitekim Allah Azze ve Celle hidayetine tabi olanların sapmamalarına ve cehennemlik olmamalarına kefil olmuş, şöyle buyurmuştur:
Kim benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz. Kim de zikrimden yüz çevirirse şüphesiz ona sıkıntılı bir yaşam vardır ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.” (Taha 123-124)
Yani kim hidayete uyar ve hak üzerinde istikamet üzere olursa o kimse dünyada sapmaz ahirette de bedbaht olmaz. Dünyada hidayet üzere olur, ahirette ise cennetlik olur. Kim Allah’ın kitabından ve rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinden yüz çevirirse, hidayete tabi olmazsa ona dar bir geçim vardır. Kalbine endişe ve sıkıntı düşer. Bu peşin olan cezadır. Kıyamet gününde de ona cehennemde can yakıcı bir azap vardır.
Kişi ya Allah’ın indirdiği hakka ve hidayete uyar ya da sapıtır ve hüsrana uğrar. “Hakkın dışında sapıklıktan başka ne var ki?” (Yunus 32)
İbn Kayyım rahimehullah şöyle demiştir: “Haktan yüz çeviren ve inkâr eden herkes mutlaka yüz çevirdiği şeyin karşılığı olan bir batıla düşer. Hatta amellerde de böyledir. Sadece Allah için yapılacak amelden yüz çeviren kimseyi Allah, mahlûk için yapılacak amele müptela kılar. Kendisine fayda ve zarar verecek olan, ölümünü, hayatını, saadetini elinde bulunduran Allah için amelden yüz çevirir ve bunların hiçbirine sahip olmayan bir mahlûk için amel etmeye müptela olur. Yine Allah’a itaat yolunda malını infak etmekten yüz çeviren kimse, onu Allah’tan başkası için harcamakla müptela olur. Allah için yorulmaktan yüz çeviren kimse, mutlaka mahlûk için yorulmakla müptela olur.”
Müslümanların bugünkü durumlarına bakan kimse üzüleceği şeyler görür. Çünkü onların çoğu Allah’ın kitabına ve rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine muhalif birçok şeylere düşmüşlerdir. Emirleri yerine getirmiyor ve yasaklarından sakınmıyorlar! Sünnet terk edilmiştir, şer’î naslara karşı aklî yorumlarla, zevklerle, kıyaslarla ve âdetlerle itiraz edilmektedir.
Şüphesiz ki Allah Teâlâ’nın vahyinden yüz çevirme manzarası bugün ümmetin birçok durumunda karşımıza çıkmaktadır. Örnek olarak:
Din, ehli olmayan kimselerden öğrenilmekte, ilmi olmayan kimselere gidilmektedir. Bunlar aynı zamanda Allah’ın dinini uygulamaktan en uzak olan kimselerdir. Onlar için davetçiler tayin edilmekte, onlara bazı lakaplar verilerek fetvalarına teşvik edilmektedir. Hâlbuki onlar fetva ve içtihada ehil değillerdir. Bununla beraber insanlar onlardan fetva almakta, onlarla aldanmakta ve onlara güvenmektedirler. Doğru yolu gösterip nasihat edenler ile saptıran ve karıştıranları ayırt etmemektedirler!
Nitekim Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ümmetim hakkında ancak saptırıcı önderlerden korkmaktayım.” Bunu Ahmed ve Darimî Sevban radiyallahu anh’den rivayet etmişlerdir.
Ehli olmayan kimselerden ilim almaktan sakınmak gerekir. Bu yüzden İbn Sirin rahimehullah şöyle demiştir: “Şüphesiz bu ilim dindir. Dininizi kimden aldığınıza dikkat edin!”
Vahiyden yüz çevirmenin diğer bir örneği; nasların hakikate muhalif şekilde te'vil edilmesi/yorumlanmasıdır. Onları Allah’ın kastetmediği şekilde tefsir ederler. Heva ehlinin çoğunun yolu budur. Onlar ayetin veya hadisin metnini değiştirip bozmazlar. Lakin ayet veya hadisin manalarını tahrif ederler. Lafızlar olduğu gibi kalır, ancak manaları değiştirilmiştir.
Vahiyden yüz çevirmenin diğer bir örneği, nasları beşerî mantıklara arz edip, kısıtlı insan aklına muhakeme ettirmektir. En büyük fesatlardan birisi kişinin şahsi görüşünü ve hevâsını vahyin ve naklin önüne geçirmesidir.
Vahiyden yüz çevirmenin diğer bir örneği; dinin bu asrın insanlarının ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğine, dinin hükümlerinin donuk olduğuna, bu asırda uygulanamayacağına inanmaktır. Bu kimseler dinin hükmünü hayatlarından uzaklaştırıp, batı metodlarına ve beşerî kanunlara uydurmak istemektedirler. Onlara yazıklar olsun! Nasıl da döndürülüyorlar!
Allah’ın dinini hayatın hükmünden uzaklaştırmalarının ve onu cahiliyye diniyle değiştirmelerinin gerekçesi nedir? Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? Kesin olarak iman eden bir topluluk için Allah’tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?” (Maide 50)
Vahiyden yüz çevirmenin diğer bir örneği, kitap ve sünnetin emirleri kişisel maslahatlarla çatıştığı zaman veya kişiye özel bir menfaatini kaybettirdiği zaman kitap ve sünnetin hükmünü terk etmektir. Allah Teâlâ, böyle yapanlara karşı çıkarak şöyle buyurmaktadır: “Kitabın bir kısmına iman edip bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?” (Bakara 85)
Vahiyden yüz çevirmenin diğer bir örneği; ya ifrat ve aşırılık ile ya da tefrit ve zayi etmek ile dosdoğru dinin menhecinden ve sıratu’l-mustakimden uzaklaşmaktır. Halbuki İslam her meselede itidali ve orta yolu emrederek gelmiştir. Hatta bu husus, bu ümmetin ayrıcalıklı bir özelliğidir. Bu yüzden Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık.” (Bakara 143)
Kurtubi rahimehullah şöyle demiştir: “Vasatlık; aşırılıktan ve eksik kalmaktan uzak olduğu için övülmüştür. Yani bu ümmet Hristiyanların nebileri hakkındaki aşırılığını göstermez. Yahudilerin nebilerine davranışlarında olduğu gibi eksik de davranmaz.”
Bu ümmetin vasatlığı menhec ve nizam olarak vasatlığı gerektirir. Menheci itidal ve denge üzerine kuruludur. İfrat ve tefrite yer yoktur. Aşırılığa da, geri kalmaya da yer yoktur. Şiddetli, kaba değildir ve yapmacık, gevşek de değildir.
Vahiyden yüz çevirmenin diğer bir örneği; kitap ve sünnette varid olan ibadetlerle sınırlı kalmayıp, hakkında delil gelmemiş olan, dinde uydurulmuş ibadetlerle bu sınırı aşmaktır. Bazı münasebetlerle bazı dönemleri, günleri kutlamak, geceleri kıyamla, gündüzleri oruçla ve sadakayla geçirmek için tahsis etmek, çokça zikir ile Allah’a yakınlaşmaya çalışmak böyledir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim emrimiz olmayan bir şey çıkarırsa reddolunur.” Bunu Buhârî ve Muslim, Aişe radiyallahu anha’dan rivayet etmişlerdir. Muslim’in rivayetinde: “Kim emrimiz olmayan bir amelde bulunursa reddolunur” şeklindedir.
Vahye sarılmak, şiddetli hücumlara uğramakta, Müslümanların çoğu dinden sıyrılmak için fikir savaşlarıyla yapılan davetlere yönelmektedir. Bunun sebebi cehalet, şehvetlere batmak ve hevâya uymaktır. Düşmanların revaca getirdikleri zehirli yazılardan ve görüntülerden etkilenmekte, vahye aykırı olan iddialara yönelmektedirler. İnsanlara hak ile batıl karıştırılmakta ve bunun dinden olduğu iddia edilmektedir.
Kalplerimize şu hususu iyice yerleştirmeliyiz ki, Müslüman ümmetin bu zillet ve geri kalmışlığının sebebi; kitap ve sünnetten ibaret olan iki vahye muhalefet etmektir: “Size isabet eden her musibet, ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. Çoğunu da affeder.” (Şura 30)
Ümmete isabet eden her hezimet ve musibette çıkarılacak ibretler vardır. Umulur ki kullar doğru yola ve terk etmiş oldukları hakka dönüş yaparlar. Allah Teâlâ’nın buyurduğu gibi:
Yaptıklarının bir kısmını tatmaları için, insanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Umulur ki dönerler.” (Rum 41)
Kullar ne zaman döner, kendilerindeki batıl akideleri ve yanlış anlayışları, Allah’ın kitabında ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinde gelenlerle değiştirirlerse, Allah da onların hallerini düzeltir ve sonlarını güzel kılar: “Muhakkak ki Allah, kendilerinde olanı değiştirmedikçe bir kavmin durumunu değiştirmez.” (Ra’d 11)
Ama taşkınlıklarında devam ederlerse Aziz ve Muktedir olan Allah onları yakalar. Allah’ın geçen sünneti, kendisinin emrine isyan eden ve dinine muhalefet edenleri azabıyla yakalamasıdır.
Bizlere düşen, rabbimizin dinine sarılmamız, hayatımızda kitap ve sünnet ile amel etmemiz, parmak ucu kadar ondan sapmamamızdır.
Allah Subhanehu’dan bizlere rüşdümüzü ilham etmesini, bizi nefislerimizin şerrinden korumasını, bize hakkı hak olarak gösterip ona uymakla rızıklandırmasını ve batılı batıl olarak gösterip ondan uzaklaşmakla rızıklandırmasını dileriz. Bizleri kitabına ve nebisinin sünnetine sarılanlardan kılsın, insanların ihtilaf ettikleri hususlarda izniyle bizleri hakka ulaştırsın. Şüphesiz O dilediğini dosdoğru yola hidayet edendir.

30 Ağustos 2017 Çarşamba

Musibetlerin Sebepleri ve Kurtuluş Yolu


Musibetlerin Sebepleri ve Kurtuluş Yolu
 Te'lif: Ebu Muaz el-Çubukâbâdî

Okumak için buraya tıklayın

28 Ağustos 2017 Pazartesi

İbn Kudame Mufevvida Mıdır?/Hanbelîlerin Taassubu


سئل الشيخ: عن بعض عبارات الإمام ابن قدامة في "لمعة الاعتقاد" التي يفهم منها التفويض ؟ فقال الشيخ رحمه الله : مذهب السلف هو التفويض في كيفية الصفات لا في المعنى، وقد غلط ابن قدامة في لمعة الاعتقاد، وقال: بالتفويض ولكن الحنابلة يتعصبون للحنابلة، ولذلك يتعصب بعض المشايخ في الدفاع عن ابن قدامة، ولكن الصحيح أن ابن قدامة مفوض.
المصدر: فتاوى ورسائل سماحة الشيخ عبد الرزاق عفيفي رحمه الله
Abdurrazzak el-Afifî rahimehullah'a İbn Kudame'nin; Lum'atu'l-İtikad (İtikat Parıltıları adıyla Türkçe'ye çevrilmiştir) kitabında tefviz anlaşılan bazı ifadeleri hakkında soruldu.
 
el-Afifî dedi ki: "Selefin mezhebi, sıfatların manasında değil, keyfiyetinde tefvizdir. (Yani Allah'ın sıfatlarının manalarını değil, nasıl olduklarının ilmini Allah'a havale ederler) İbn Kudame Lum'atu'l-İtikad kitabında hata etmiştir ve tefvizi dile getirmiştir. Hanbeliler, Hanbelilere taassup ettiklerinden dolayı Şeyhler, İbn Kudame'yi savunuyorlar! Doğrusu İbn Kudame'nin Mufevvida olduğudur."
 
Kaynak: Fetava ve Resailu'ş-Şeyh Abdurrazzak el-Afifî, Suudî Arabistan genel müftü vekili (s.347, 348)
 
Tercüme: Ebû Leylâ 

27 Ağustos 2017 Pazar

Kalp Katılığı (Kasâvet)

Kalp Katılığı (Kasâvet)
Ebu Muaz el-Çubukâbâdî
 
Şüphesiz hamd yalnız Allah'adır. O'na hamd eder, O'ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah'ın hidayet verdiğini kimse saptıramaz. O'nun saptırdığını da kimse doğru yola iletemez. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka ibadete layık hak ilâh yoktur. O, bir ve tektir, O'nun ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed Allah'ın kulu ve Rasûlüdür.
Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun ve siz ancak Müslümanlar olarak ölünüz.” (Al-i İmran; 103)
“Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan ve ondan da eşini var eden, her ikisinden birçok erkek ve kadın türeten Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarını kesmekten de sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde tam bir gözetleyicidir.” (en-Nisâ; 1),
“Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve dosdoğru söz söyleyin. O da amellerinizi lehinize olmak üzere düzeltsin, günahlarınızı da mağfiret etsin. Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur.” (el-Ahzâb; 70-71)
Bundan sonra, Şüphesiz sözlerin en güzeli Allah’ın Kelam’ı, yolların en hayırlısı Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan şey bid’attir ve her bid’at sapıklıktır. Her sapıklık da ateştedir.
Kalp katılığı (kasvet) ile kastedilen kalbin ölümüdür. Kasavet; sert bir tabaka demektir. Kalp hakkında kullanıldığında kalbin hakka ve Allah Tealâ’nın ayetlerine boyun eğmeye dönmemesi kastedilir. Bu durum, kalbin cezalandırıldığı en şiddetli şeydir. Bu yüzden kâfirlerin ve münafıkların kalpleri bununla mühürlenir.
Malik b. Dinar rahimehullah şöyle demiştir:
إِنَّ لِلَّهِ عُقُوبَاتٍ فِي الْقُلُوبِ وَالْأَبْدَانِ: ضَنْكٌ فِي الْمَعِيشَةِ، وَوَهَنٌ فِي الْعِبَادَةِ، وَمَا ضُرِبَ عَبْدٌ بِعُقُوبَةٍ أَعْظَمَ مِنْ قَسْوَةِ الْقَلْبِ
“Muhakkak ki Allah’ın kalplere ve bedenlere cezaları vardır. Geçimde sıkıntı, ibadette gevşeklik ve kula verilen en büyük ceza olan kalp kasveti.”[1]
Huzeyfe el-Mer’aşî rahimehullah da bu manayı pekiştirerek şöyle demiştir:
مَا أُصِيبَ أَحَدٌ بِمُصِيبَةٍ أَعْظَمَ مِنْ قَسَاوَةِ قَلْبِهِ
“Hiç kimse kalbinin kasvetlendirilmesinden daha büyük bir musibete uğramamıştır.”[2]
Allah Teâlâ’nın şu ayetini düşünün:
ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً وَإِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْأَنْهَارُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَاءُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Sonra bunun ardından kalpleriniz katılaştı; artık o taşlar gibi yahut katılık bakımından daha da şiddetlidir. Çünkü taşlardan öylesi vardır ki ondan nehirler fışkırır, elbette öylesi vardır ki, yarılır da kendisinden su çıkar, muhakkak öylesi de vardır ki, Allah korkusundan yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir!” (Bakara 74)
Burada Allah Teâlâ, İsrailoğullarının başından geçen, öldürülmüş kişinin diriltilmesi hadisesine işaret etmektedir. Onlarla beraber dağlar yürütülmüş, kayalar onlara yumuşatılmış idi. Onlara yakışan şey kalplerinin yumuşaması idi. Fakat bu olmamış, imanı gerektiren sebepleri görmelerine rağmen imandan uzaklaşmaları sebebiyle onların kalpleri kasveti hak etmişti. Bu kalpler taşlar gibi, hatta katılık bakımından taşlardan bile daha sert idiler.  
İnsanlar taşların sertliğini bilirler ve bu meşhurdur. İnsanların indinde hissedilebilen bir şey olduğu için, kalplerin kasveti taşın sertliğine benzetilmiştir. Bununla beraber, Allah Teâlâ, onların kalplerinin katılığı yanında taşları bile mazur görmüş, “Çünkü taşlardan öylesi vardır ki ondan nehirler fışkırır, elbette öylesi vardır ki, yarılır da kendisinden su çıkar, muhakkak öylesi de vardır ki, Allah korkusundan yuvarlanır” buyurmuştur.  
Allah Teâlâ’nın kasvetli kalbe sahip olmakla nitelediği kimseler; günahları kendisini kuşatmış, bütün hallerini kapsamış, neredeyse etrafını çeviren bu günah duvarından dışarı çıkamayan kişilerdir. Bir günah işler, sonra onu terk etmez, bu durum kendisini başka bir günaha bulaşmaya ve günahlara batmaya sürükler. Böylece daha büyük olan günahları işler. Hatta günahlar ona hâkim olur, kalbini kuşatır. Tabiati günahlara meyilli hale gelir, onları güzel görmeye başlar. Bunların dışında bir lezzet olmadığına inanır. Kendisiyle günahların arasına girenlerden nefret eder. Bu günahlardan uzaklaşmayı öğütleyeni yalanlar. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
 ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذِينَ أَسَاءُوا السُّوءَى أَنْ كَذَّبُوا بِآيَاتِ اللَّهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِئُونَ
Sonunda, Allah'ın âyetlerini yalanlayarak ve onları alaya alarak kötülük yapanların âkibetleri pek fena oldu.” (Rum 10)
Günahlar, bu kişiyi herşeyden; kendisini görmekte olan Allah’tan, kendisini bekleyecek olan cennet nimetlerinden ve cehennem azabından, iblisin kurduğu tuzaklardan ve şefkatli meleklerin üzüntüsünden perdeleyen bir çadır haline gelir. Günaha düştüğü esnada bunların hiçbirini görmez, düşünemez. Bu durum, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in şu sözündeki anlamdır:
لاَ يَزْنِي الزَّانِي حِينَ يَزْنِي وَهُوَ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يَشْرَبُ الخَمْرَ حِينَ يَشْرَبُ وَهُوَ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يَسْرِقُ حِينَ يَسْرِقُ وَهُوَ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يَنْتَهِبُ نُهْبَةً، يَرْفَعُ النَّاسُ إِلَيْهِ فِيهَا أَبْصَارَهُمْ حِينَ يَنْتَهِبُهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ
Zinâ eden kişi mü’min olduğu halde zina etmez. İçki içen kişi mü’min olduğu halde içki içmez. Hırsızlık yapan kişi mü’min olduğu halde çalmaz. İnsanların gözleri önünde yağma yapan kişi, mü’min olduğu halde yağma yapmaz.”[3]
İnsanlardan kalbi ölmeye en yakın olanı kasvetli olan ve ölümden etkilenmeyen kalptir. İnsanlardan kalbin ölümüne en uzak olanı diri olan ve ölümü için boyun eğen kalptir. Hatta kalpler bazen sertleşir bazan yumuşar. Bazen bizzat diri olan bir kalp, kasvetlenebilir. Allah’ın ayetini işitir ve ağlar, başka bir gün de yine ayetleri işitir de etkilenmez. Çünkü ilk dinlediğinde kalbi selamette idi. Sonrakinde ise kasavet halinde idi. Nitekim bazen öğütü dinleyince bedeni elektrik akımına kapılmış gibi olur, sonraki bir günde ise mermerden bir sütun gibi olur! Bunun sebebi kalbidir.  Bazen sadakada eli açık olur, bazen de sadaka hususunda parmaklarını yumar. Sanki kaya gibi olur. Yine bunun da sebebi kalbidir.
Hiç kimse bu kasvetten istisna değildir. Hatta kalplerin anahtarlarını taşıyan, ruhların hayat sırrını bilen kalplere ki, bunlar Kur’ân okuyanların kalpleridir, onlarda da bu durum meydana gelir. Bu yüzden Ebu Musa el-Eş’arî radiyallahu anh, Basra halkının Kur’ân okuyucularına gönderildi. Onun yanına Kur’ân kârîsi olan üç yüz kişi girdi. Onlara dedi ki:
أَنْتُمْ خِيَارُ أَهْلِ الْبَصْرَةِ وَقُرَّاؤُهُمْ، فَاتْلُوهُ، وَلَا يَطُولَنَّ عَلَيْكُمُ الْأَمَدُ فَتَقْسُوَ قُلُوبُكُمْ، كَمَا قَسَتْ قُلُوبُ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ
Sizler Basra halkının hayırlıları ve Kur’ân okuyucularısınız. Kur’ânı okuyun ve üzerinizden (onu okumadan) uzun bir süre geçmesin. Aksi halde sizden öncekilerin kalplerinin kasvetlendiği gibi sizlerin de kalpleriniz kasvetlenir.”[4]
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْأَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ
İman edenlerin, Allah’ın zikrine ve haktan inene kalplerinin ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Sakın daha önce kendilerine kitap verildiği halde uzun zaman geçince kalpleri katılaşan ve çoğu fasık olan kimseler gibi olmayın.” (Hadîd 16)


[1] Sahih maktu. Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (6/287) Ahmed Zühd (1890) İsmail el-Esbehani Siyeru’s-Selef (s.986) İbn Abdilberr Camiu Beyani’l-İlm (1253)
[2] Hasen maktu. Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (8/269)
[3] Sahih. Buhârî (2475, 5578, 6772) Muslim (57) Ebu Hureyre radiyallahu anh’den.
[4] Sahih. Muslim (1050)

18 Ağustos 2017 Cuma

İmam Suyuti'nin ez-Zecru Bi'l-Hecr Kitabının Tercümesi

ez-Zecru Bi'l-Hecr
(Alakayı Keserek Sakındırma)
Te'lif: İmam Celaleddin es-Suyutî
Tercüme ve Dipnotlar: Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî
Zeylinde: Bid'atçi Akrabalardan Alakayı Kesmek
Te'lif: Ebu Muaz el-Çubukâbâdî

Okumak için buraya tıklayın

16 Ağustos 2017 Çarşamba

İhtilafın Kısımları ve Muhaliflere Muamele Şekli

İhtilafın Kısımları ve Muhaliflere Muamele Şekli

Ebu Muhammed Abdulhamid el-Hacuri Hafizehullah

Tercüme: Ebu Muaz el-Çubukâbadî

okumak için buraya tıklayın

İmam Berbehârî - Şerhu's-Sunne Tercümesi


Şerhu's-Sunne - İmam Berbehârî

Tercüme: Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî

okumak için buraya tıklayın

Tahavi Akidesi Üzerine Selefî Uyarılar

Akidetu't-Tahâviyye Üzerine Selefî Uyarılar

Te'lif:
Ebu Muhammed Abdulhamid el-Hacûrî hafizehullah

Tercüme:
Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî

risaleyi okumak için buraya tıklayın

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)