Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

6 Mayıs 2009 Çarşamba

Forumda Sorulan Bazı Soruların Cevabı

Selamun aleykum
Forum sayfasında cevap yazmam anlayamadığım sebeplerden dolayı engelleniyor, bu sebeple "Allahın indirdiği ile hükmetmeyenler ve Elbani" başlığıyla yapılan nakle buradan cevap yazıyorum. bu arada forumda cevap bekleyen bazı kardeşlere cevap yazabildim bazılarını da forum kabul etmedi, sebebini henüz bilmiyorum. en kısa zamanda inşallah sorunu gidermeye çalışacağım.
Ebu Basir et-Tartusi'nin, Elbani'nin akide usulünü bozuklukla nitelemesi haklı değildir. Elbani rahimehullah Allah rasulünün hadislerini bir çok kimseden daha iyi bilen, akidesini sahih hadislerle delillendiren bir alimdir. Malesef Türkiye'de bir çok insan Elbani'yi, tekfirci akımların naklettiği kadardan ibaret ifadelerden tanıyor. Elbani'nin avukatı değilim lakin, akidesi hakkında yapılan suçlamaları dikkate almadan önce, Elbani'nin kendi eserlerinden tanınmasını isterim. Elbani'nin Tekfir Fitnesi adlı risalesini terceme etmiş bulunmaktayım. web sayfamdan bu esere ulaşılabilir. ayrıca Ey İnsanlar yayınevi tarafından neşredilmiştir. Elbani'nin akidesini anlamak için bu eser elbette yeterli değildir ancak; tercih edilen şey isimler değil, deliller olmalı, buna dikkat etmelidir.
Yeri gelmişken idareciler ve oy kullanma ile alakalı olarak sözlerimi anlayamayanların fikir değiştirdiğimi zannetmelerine de bir cevap vermek istiyorum. Oy kullanmak, idarecilerin durumu gibi konularda görüşüm hiç değişmedi. ancak kimisi beni murcieliğe, kimisi de haricilere meyilli olmaya nisbet etti. her iki sapıklıktan da beriyim. Allaha sığınırım. bu konuda delillerimi şöyle açıklayabilirim:
1- Demokrasinin küfür olduğunda müslümanlar ittifak etmiştir. zira naslar bu konuda açıktır. aynı şekilde Allahın hükümlerini iptal edip yerine beşeri nizamnameler koyanların küfrü hakkında da ihtilaf yoktur. demokrasiyi benimseyen, demokrasiyle de amel etmenin caiz olduğuna inananın kafir olduğunda müslümanların bir ihtilafı yoktur. Allahın indirdiği ile hükmetmeyen parlementolara girmeye başta Elbani ve Şeyh Muqbil gibi son devrin mücedditleri de şiddetle karşı çıkmışlardır. ülkemizdeki parlementoda ise giriş için Allahtan başkası adına ve laiklik gibi batıl dinleri muhafazaya dair yemin etmek şart koşulmaktadır. ayrıca yemin, edenin değil, yemin ettirenin niyetine göredir. bu sebeple buradaki küfrü kimse görmezden gelemez, türkiyede selef menhecine davet yapan hocalarımız da görmezden gelmemiş, bu hususa dikkat çekmişlerdir elhamdulillah.
-Oy kullanmaya gelince, demokrasi dinini reddeden bir insanın, umduğu bazı maslahatlar sebebiyle oy kullanmasına karşı çıkılmayacağını, mücerret oy kulanmaya küfür denemeyeceğini söyledim. zira seçim yapmak islamda da meşrudur. sahabeler de seçim yapmıştır. bununla beraber demokrasi sistemlerinde oy kullanmaya da her halukarda karşı olduğumun altını çizdim. evet, yaşadığımız ülkenin mevcut şartlarında din düşmanı olan demokrat(!)lara karşı din düşmanı olmayanlarının galip gelmesinden memnun olurum. ama bu memnunluğu ifade için kendimi oy kullanmak zorunda da görmüyorum. oy kullanılmasını caiz gören hocalarımız ise, oy kullanmamanın da bir oy anlamına geldiğini söylüyorlar. nasıl ki oy kullanmaya yüklenen bazı anlamlardan dolayı oy kullanmanın küfür olduğuna yorumlanmasına karşı çıkıyorsam, bu şekilde yüklenen anlamı da kabul etmiyorum. zira aşağıda Ebu Musa ra. hadisini nakledeceğim. oy kullanmaya karşı çıktığımı duyan bir çok kimse bunu memnuniyetle karşıladı fakat delilimi sormadı! bu bir yanlıştır! bu ya hoşa giden cevap almayı amaçlamaktan ya da taklitten kaynaklanır, her ikisi de hatadır. oy kullanmaya karşı çıkmamın delili: Ebu Musa radıyallahu anh'ın rivayet ettiği şu hadistir; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Vallahi biz görevi talip olana ya da buna karşı aşırı istekli olana vermeyiz" (Buhari ahkam 7/3, müslim imaret 14, ebu davud 2930) evet, yöneticilik görevini talep eden bir islam halifesi adayı için böyle olduğu gibi, bu yönetim talebinde hırslı olan herkese karşı da olması gereken tavrımız budur, hadis umumidir.
2- Zulmeden (müslüman) yöneticilere islami biat dahi, onların yaptıklarından mesul olmayı gerektirmez: Vail b. Hucr radıyallahu anh şöyle rivayet etmiştir: "Bir adamın Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme şunu sorduğunu duydum: "Başımıza hakkımızı vermeyip, haklarını bizden isteyen emirler geçerlerse nasıl davranalım?" şöyle buyurdu: "Onları dinleyin, itaat edin! onların işledikleri kendi üzerlerine, sizin işledikleriniz sizin üzerinize vazifedir." (Müslim imaret 49 tirmizi 2189) evet bu hadiste, beşeri hükümlerle yöneten değil, müslümanların emiri olan idarecilerden bahsediliyor, lakin dikkat çekmek istediğim husus şu ki, bu emirlere biat eden müslümanlar, onlar zulmetse de (yani Allahın indirdiğinden başkasıyla hükmetse de) biat ettiler diye onun yaptıklarından mesul olmazlar. bu anlamdaki hadisler, oy kullanmaya demokrasiyi kabullenme anlamını yükleyenlerin hata ettiğini göstermektedir. bu emirlere itaat hususuna gelince, İbn Ömer radıyallahu anhuma şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Müslüman kişinin, hoşuna gitse de gitmese de dinleyip itaat etmesi gerekir. ancak (Allaha isyan) emredildiği zaman ne dinlenir, ne de itaat edilir." (Buhari ahkam 4, cihad 108, müslim imaret 38 ebu davud 2626 tirmizi 1707 nesai 7/160)
3- Küfr işleyen yöneticilere itaat yoktur: İbn Mesud radıyallahu anh'den merfuan: "Benden sonra başınıza bir takım adamlar geçecektir. sünneti söndürüp bidatlerle amel edeceklerdir. namazı da vaktinde kılmayacaklardır." dedim ki: "Ey Allahın rasulü! ben onlara yetişirsem ne yapayım?" buyurdu ki: "Ey Ümmü Abd'in oğlu! ne yapacağını bana mı soruyorsun? Allaha asi gelene itaat edilmez" (ibn Mace 2865 Elbani sahiha 2/139 Elbani Sahihu ve Daifu İbn Mace'de sahih olduğunu söylemiştir.)Bu hadiste namazı vaktinde kılmamaları o yöneticilerin küfür işlediklerine delalet etmektedir. zira kastedilen cem etmeleri değildir. zira namazı cem etmek sünnette meşrudur. bu hadiste kastedilen ise vaktinin dışında kılmaktır. namazı normal vaktiyle birlikte meşru cem vaktinden de erteleyen veya hiç kılmayan yöneticiler müslümanların itaat etmesi gereken emirler olamaz. Ebu Zerr radıyallahu anhden gelen diğer bir hadiste, namazları vaktinde kılmakla birlikte, bu şekilde erteleyen yöneticilerin de arkasında namaz kılmak emrediliyordu. buradan anlaşılıyor ki, onlara itaat edilmeyecek lakin onlara karşı huruc etmek, ayaklanmak da zararı faydasından çok olan bir iştir. işe yöneticilerin ıslahından değil, toplumun ıslahından başlamaya işaret vardır. günümüzde dillere dolanan: "Kafiri tekfir etmeyen de kafirdir" sözünü bu yöneticileri tekfir etmeyenlere kullanananlar haricilik yapmış olurlar! zira Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem nelerin iman, nelerin küfür olduğunu açıkça bildirmeden gitmemiştir. durumu bu olan yöneticilerin geleceğinden bahsettiği bir yerde onları tekfir etmemenin kişiyi küfre sokacağını bildirmemiştir. kendisi de bu yöneticilerin kafir olduğunu açıkça söylememiş, batıl heveslere kapı aralamamış, lakin onlara itaatin gerekmediğini beyan etmiştir.
4- Namaz kıldığı halde laneti hak eden yöneticiler olacak: Avf b. Malik radıyallahu anh rivayet ediyor: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Liderlerinizin iyileri, sizlerin kendilerini, onların da sizleri sevmekte olanlarınız, onların size dua etmekte, sizin de onlara dua etmekte olduklarınızdır. liderlerinizin kötüleri de o kimselerdir ki, siz onlardan nefret edersiniz, onlar da sizden nefret ederler. siz onlara lanet edersiniz, onlar da size lanet ederler" dedik ki: "Onlara karşı savaşmayalım mı?" şöyle buyurdu: "İçinizde namaz kıldıkları müddetçe hayır! aranızda namaz kıldıkları müddetçe hayır! ancak kişinin başına geçen idareciyi günah işlerken görürse ona iştirak etmesin ve onu hoş karşılamasın. buna rağmen, ona itaatten elini çekmesin" (Müslim imaret 65-66)bu hadiste namaz kıldıkları halde laneti hak edecek yöneticiler geleceğine işaret vardır. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem onlara lanet edilmesine karşı çıkmamıştır. laneti hak eden yöneticiler namaz kılıyor dahi olsalar, onlara lanet edenlere harici damgası vurmak, sünneti bilmemektir! nitekim Ümmü Seleme radıyallahu anhanın rivayet ettiği şu hadiste de buna benzer yöneticiler geldiğinde onlardan buğzetmek gerektiği belirtilmiştir: "Başınıza bir takım idareciler geçecek, siz onları tanıyıp itirazda bulunacaksınız. onların yaptıklarından hoşlanmayan beraat eder, onların yaptıklarına itirazda bulunan kurtulur. lakin hoşnut olup tabi olan... dediler ki: "Peki onlarla savaşmayalım mı?" şöyle buyurdu: "Aranızda namaz kıldıkları müddetçe hayır" yani kalpten kerih görüp kabul etmezse demektir bu." (Müslim imaret 63, ebu davud 4760 tirmizi 2266)
Yine İbn Abbas radıyallahu anhuma şöyle rivayet etmiştir: "Öyle idarecileriniz olacak ki onlar Allah katında mecusilerden daha şerlidirler" (Taberani Mucemu's-Sagir 2/196 no: 1018 isnadı sahihtir.)
5- Haricilerin metodunun yanlışlığı: Ebu Hureyre radıyallahu anh merfuan rivayet ediyor: "Kim taatten çıkıp cemaatten ayrılırsa cahiliye ölümü ile ölmüş olur. kim körü körüne çekilmiş bir sancak altında savaşır, asabiyet (ırkçılık) için öfkelenir, asabiyete çağırır ya da asabiyete yardım ederse ve öldürülürse, bu ölüm de cahiliye ölümüdür. kim de ümmetime karşı çıkıp iyisini kötüsünü seçmeden kılıç sallarsa, mümin olanlarına hürmet etmeyip, anlaşmalı kişiye verdiği sözünde de durmazsa ne o bendendir, ne de ben ondanım" (Müslim imaret 54, nesai 7/123 ibn mace 3948)bu hadiste, islam dışındaki her kör bayrak için savaşmak sakındırıldığı gibi, toplumu toptan tekfir etmek, kafir muamelesi yapmak da şiddetle reddedilmektedir.
Allah en iyi bilendir. Allahtan bizleri hakkı hak olarak tanıyıp ona ittiba ile rızılandırmasını, batılı da batıl bilip ondan uzaklaşmakla rızıklandırmasını dilerim.
Haricilerin Bir Saptırmasının Reddi:
İbn Abbas radıyallahu anhuma Maide 44. ayeti hakkında: "Küfrün altında küfür" demiştir. Bu sözü beşeri nizamnameler koyanlar yani teşride bulunanları aklamak için delil getirmiyoruz, lakin hüküm koymayla, mevcut hükümle amel etmenin arasını ayırt ettikten sonra delil getirmek için ispat ediyoruz. çünkü, ilk hariciler maide 44. ayetini, günahları işlemenin dinden çıkardığını iddia etmelerine delil getirmişlerdi.
Bazıları bunun en sağlam isnadının sadece Hişam b. Huceyr el-Mekki yoluyla geldiğini zannediyorlar. Bunun sebebi Ebu Katade el-Filistini adlı harici önderinin saptırmalarıdır. Bu zata hüsnü zan eden kardeşlerimiz yanılgıya düşmektedir. bu konudaki tahkikimden bir bölümünü nakledeyim:
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ أَبِي الرَّبِيعِ، ثنا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، ثنا مَعْمَرٌ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ: سُئِلَ ابْنُ عَبَّاسٍ فِي قَوْلِهِ: " وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ " ، قال:"هِيَ كَبِيرَةٌ"
İbn Ebi Hatim Tefsirinde (4/484 no: 6468); el-Hasen b. er-Rabî’ – Abdurrazzak – Ma’mer – İbn Tavus – babası isnadıyla rivayet ediyor: “İbn Abbas’a “Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse onlar kafirlerdir” (Maide 44) ayeti soruldu. Dedi ki: “O kebiredir (büyük günah kastedilmiştir)”Ravileri güvenilirdir. isnadı sahihtir.
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ الْمُقْرِئُ، ثنا سُفْيَانُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ جُحَيْرٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، فِي قَوْلِهِ: " وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ " ، قال:"لَيْسَ هُوَ بِالْكُفْرِ الَّذِي يَذْهَبُونَ إِلَيْهِ".
İbn Ebi Hatim Tefsirinde (4/485 no: 6467): Muhammed b. Abdillah b. Yezid el-Mukri – Sufyan – Hişam b. Huceyr – Tavus – İbn Abbas isnadıyla;İbn Abbas radıyallahu anhuma “Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse onlar kafirlerdir” (Maide 44) ayeti hakkında dedi ki: “İddia ettikleri küfür kastedilmemiştir.”
isnadında Hişam b. Huceyr el-Mekki hakkında olumlu ve olumsuz sözler vardır. cerh ve tadil konusunda ihtilaf bulunan raviler hakkında son söz için İbn Hacer'in Takrib'i, ve Hafız Zehebi'nin Kaşif'ine bakılır. Hafız İbn Hacer Takrib'de: "Saduktur, yanılmaları vardır" demiştir. Zehebi Kaşif'te: sika (güvenilir) demiştir. ayrıca zehebi onun ismini, güvenilir oldukları halde eleştirilen ravilere dair Men Tukellime Fih adlı kitabında zikretmiştir. Hişam Buhari ve Muslim ricalinden olup, hakkında yapılan cerh mücmel olduğundan bu konuda muhaddisler, tevsik edilen bir ravinin mücmel cerhine itibar etmezler. Ebu Katade gibi bu ilmin inceliklerinden habersiz olanların iddialarına itibar edilmez. bu isnad hasendir. diğer rivayet yollarıyla sahih ligayrihidir. vallahu alem
من طرق عن سفيان الثوري عن معمر عن ابن طاوس عن أبيه قال: قال رجل لابن عباس في هذه الآيات (ومن لم يحكم بما أنزل الله) فمن فعل هذا فقد كفر؟ قال ابن عباس: إذا فعل ذلك فهو به كُفْرٌ، وليس كمن كفر بالله، واليوم الآخر، وبكذا، وكذا.
İbn Nasr Tazimu kadri's-Salat (2/571-572) Taberi Tefsirinde (6/256) Tahavi Müşkilu'l-Asar (2/318) Sufyan es-Sevri Tefsir (1/101): Sufyan es-Sevri - Ma'mer - İbn Tavus - babası (Tavus el-Yemani) tarikiyle rivayet ediyor: bir adam İbn Abbas radıyallahu anhuma'ya "Kim Allahın indirdiği ile hükmetmezse..) ayetlerini söyledi ve: "Kim böyle yaparsa kafir mi olur?" diye sordu. İbn Abbas dedi ki: "Bunu yaparsa küfretmiş olur lakin Allahı, ahiret gününü, şunu ve şunu inkar eden kafir gibi değil!"Bu isnad sahihtir. Süfyan es-Sevri'den gelen bu rivayette son cümlenin tamamı İbn Abbas'a isnad edilmektedir. Başka tarikinde Tavus'un da bu açıklamayı yapmış olmasında bir işkal yoktur. O İbn abbas radıyallahu anhuma'dan işittiğini söylemiştir.
Görüldüğü gibi rivayetin İbn Abbasa nisbeti sahihtir. Allah en iyi bilendir.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)