Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

3 Ağustos 2008 Pazar

Seçimlere katılma konusunda "tekfirci bir reddiye" üzerine!

Şüphesiz hamd Allah içindir. O'na hamd eder, O'ndan yardım ister ve O'ndan bağışlanma dileriz. nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden Allah'a sığınırız. Allah'ın hidayet ettiğini saptıracak, O'nun saptırdığını da hidayet edecek yoktur. şehadet ederim ki Allah'tan başka hak mabud yoktur, o birdir, ortağı yoktur. yine şehadet ederim ki Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem O'nun kulu ve rasulüdür.
bundan sonra;
Yaşadığım beldede, farkında olmadan harici ekolüne saplanan bir arkadaşımız oy kullanmanın hükmü ile alakalı olarak selef menheci üzerinde hareket edenlere reddiye amaçlı bir mektup dağıttı. kısa zamanda da ilmî bir eğitim almamış fakat hislerine mağlup kimselerden kendisine bir "vokal grubu" oluşturdu. bahsi geçen bu reddiye mektubunda demokrasinin küfür dini olduğuna vurgu yapılmakta - ki bu konuda müttefikiz - oy kullanmanın da; Allahın indirdiği hükümleri işlemez kılan, Allah'tan gayri adına yemin eden kimselerin göreve getirilmesinde katkı sağlamak ve yetki devretmek anlamında olduğu açıklanmaktadır. 
Bu konuda verilen misallerden birisi de şu şekilde: "Birisi, bir kimseyi Allah'tan başkası adına kurban kesmek üzere vekil etse, kurbanı vekilin kesmiş olması, bu iş için vekil tayin eden kimseyi şirkten kurtarmaz.
Evet, verilen misalde geçen söz doğrudur, lakin vakıaya mutabık değildir. Diğer misaller de benzer minval üzere verildiği için buna cevap, diğerlerine de verilmiş olacaktır. Vakıaya uygun olması için misalin şöyle verilmesi gerekirdi: 
"Birisi Allah'tan başkası adına kurban kesmek üzere birden fazla vekil arasında bir seçimde bulunmaya zorlansa, kalbinin de razı olduğu halde bu vekillerden birini Allah'tan başkası için kurban kesmek üzere seçse, o kimse de, vekili de şirk işlemiş olur. ama kalbi bundan razı olmayıp buna mecbur bırakıldığı (ikrah edildiği) için vekillerden birini belirlese o kimse kafir de olmaz, asi de olmaz." 
Evet vakıa böyle bir misale kısmen de olsa uygundur. Kısmen dedim, çünkü, memleketimizde cari olan oy kullanma ameliyesinde, demokrasinin küfür olduğuna inanan bir kimse, Allah'tan başkası adına yemin etmeyi reddedip, Allah'ın indirdikleriyle hükmedecek bir vekil seçme imkanına sahip değildir. Allahın indirdiklerinin dışında olarak konulmuş ve müslümanların aleyhine olan bir takım hükümlerin hepsini uygulayacak vekiller ile, bu hükümlerin bir kısmını uygulayacak olan ve hatta durumu müslümanların lehine çevirebilecek olan vekiller arasında tercih yapmak ya da hiçbir tercihte bulunmayarak durumun müslümanlar aleyhine dönmesi riskini göze almak arasında bir seçim! İşte memleketimizdeki tablo budur. 
Selef menhecine kendisini nispet eden hocalardan bir kısmı böyle bir durumda oy kullanmanın caiz olduğunu, bir diğeri de vacip olduğunu söyledi. Bazıları da oy kullanmakla insanların müşrik olacaklarını iddia ettiler. Bunlar şaibeli görüşlerdir. Bu ülke şartlarında mücerret oy kullanmanın şirk olduğunu söylemek haktan en uzağıdır. Bu konuda şer'î nasların delalet ettiği orta yol ise, mevcut şartlarda oy kullanmanın haram bir eylem olmasıdır. 
Bana gelince, mevcut vekil veya partilerden herhangi birinin diğerinden daha az zarara yol açacağını düşünmediğim ve her birinin birbirinden farklı büyük zararlara yol açtığını gördüğümden oy kullanmamayı seçmenin en doğru seçenek olduğunu belirtmiştim. Nitekim kafirle müslümanın, kadın ile erkeğin, alim ile cahilin oylarının eşit sayıldığı bu seçim sistemi, İslam'ın menhecine aykırı ve bu seçime iştirak etmek haram bir eylemdir. Böyle bir harama iştirake mecbur bırakan bir zaruret söz konusu değildir. Oy kullanmamak gibi bir seçenek olduğu sürece böyledir. Lakin birisi ölüm tehditi gibi mücbir bir ikrah ile mevcut partilerden birini seçmeye zorlanırsa, ancak o takdirde bu eyleme caiz veya vacip diyen o hocaların görüşlerinin bir geçerliliğinden söz edilebilir. Belli bir partiye oy kullanmayanın onun zıddı bir partiye otomatikmen destek vermiş olacağı şeklinde saptırıcı sözlerin ise hiçbir dayanağı ve şer'î bir mantığı yoktur. Şayet bu gibi hevâ kaynaklı yorumlara prim verilirse o zaman maddi imkanı olmayan müslümanların, "daha büyük zararı def" iddiasıyla, mesela banka soymak suretiyle başka muhtaç müslümanlara yardım etmesini caiz, hatta vacip gören çarpık zihniyetlerin de makul görülmesi gerekir! Bunun örnekleri çoğaltılabilir, sözü uzatmamak için bu örnekle yetiniyorum. Şüphesiz böyle çarpık ve bozuk mantık yürütmelerle haram fiillere bulaşmayı aklamak, orta çağ Hristiyanlarının, zenginden çalıp fakirlere dağıtan Robin Hood hikayesinden türemedir, Nebevî metotlardan nasibi yoktur!   
Evet, ülkemiz şartlarında oy kullanarak tercihini belirtmek, mutlaka demokrasiyi kabul anlamına da gelmez. 
Mesela domuz eti yemek haramdır ama yemediği takdirde ölmek gibi daha büyük bir zarar sözkonusu ise, muztar kalan kimsenin ölmeyecek kadar yemesi caizdir. Ama hiç kimse zaruret anında domuz eti bile yemek caiz oluyor diye, zaruret olmayan yerde domuz etinin caiz olduğunu söyleyemez.  
Ammar radıyallahu anh işkence ve tehdit altında müşriklerin teklif ettiği şirk sözünü söylemişti. İkrah altında buna ruhsat var diye, ikrah olmayan yerde şirk sözünü söylemek caiz görülemez! 
Nitekim Nahl 106. ayeti bu konuda nazil olmuştur. Böyle bir ikrah altında olan kimse küfür teklifini yerine getirmeyip ölümü göze alsa, ruhsatı terk edip daha faziletlisini tercih etmiş olur. Ama kalbi imanla mutmain olan kimsenin ikrah altında yaptıklarına ruhsat vardır, caizdir.  
Ben de iki zarardan ikisinin de farklı yönlerden eşit olup, birinin diğerinden hafif olmadığını savundum. Bu sebeple oy kullanma hakkında bu kaide ile hareket ederek, oy kullanmanın caiz hatta vacip olduğunu iddia edenlere, kaideyi yerinde kullanmadıkları, bu kaidenin oy kullanmaya delil olamayacağı uyarısında bulundum.
Gelelim "iki zarardan hafif olanını irtikap" kaidesine. İki zarardan birini irtikabı gözetmek şeriat kaidelerindendir ve bu konuda icma vardır. bkz.: Tacu'l-İklil Li-Muhtasari Halil (11/379) Haraşî Şerhu Muhtasari Halil (7/425, 10/223, 12/181) İbn Teymiye Mecmuu'l-Fetava (5/338) Mevahibu'l-Celil (9/68) Haşiyetu'd-Dusuki Ala Şerhi'l-Kebir (5/434)
İbn Hacer el-Askalani, Fethu'l-Bari'de İbn Akilden naklen şu izahta bulunur: "...İbrahim aleyhisselam aşırı korku halinde "ben hastayım" diyerek yalan söylemiştir. sırf basit bir yalan bu gibi konumlarda caizdir. Zira bazen daha büyük bir zararı önlemek amacıyla iki zarardan hafif olanına katlanmak vacip olur." (Fethu'l-Bari 10/141- muhtasar edilen türkçe tercümesinde: 7/46)
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in huzuruna girip de güzel muamele gören kişi hakkında, çıktıktan sonra da "Bu kimse, kavminin ne kötü bir mensubudur" buyurması, kendisine böyle davranmasının sebebi sorulunca da "Şerrinden korkulan bir kimsedir" buyurması, iki zarardan hafif olanını irtikap kaidesinin delillerindendir. 
Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem'in, Kabenin İbrahim aleyhisselamın kurduğu temeller üzerinde olmadığını belirtmesine rağmen, kavminin cahiliyeden yeni kurtulmuş olması sebebiyle onu değiştirmeden bırakması da yine maslahatı gözetmeye ve mezkur kaideye delildir. Bu kaide hakkında, İslam şeriatını bilen hiç kimse ihtilaf etmemiştir. Şeyhu'l-İslam İbn Teymiye rahimehullah'ın el-Hisbe adlı eserinin baş taraflarında, "Kamu görevlerinin ehli olmayan kimseye verilmesi" başlığı altında zikrettiği şu sözlerini nakletmek yerinde olacaktır:
"...Her yöneticinin (veliyu'l-emr'in), doğru ve adaletli kişilerden yardım alması gerekir. Bu imkânsız olursa, yalancılığı ve haksızlığı olsa bile var olanlar içinde en ehil olanı seçer. Çünkü Yüce Allah, bu dini, günahkâr ve dinden nasibi olmayan topluluklar eliyle de güçlendirir. Vacip olan, güç yetirilenin yapılmasıdır. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) veya Hz. Ömer (r.a.) şöyle buyurmuştur: "Kim, tayin edeceğinden daha ehil biri bulunduğunu bilerek, birini bir topluluğun başına getirirse, Allah'a, peygamberine, ve mü'minlere hainlik etmiş olur."İşte bu yüzden, Hz. Ömer (r.a.) şöyle derdi: "Allahım! Günahkârın kuvvetini ve iyinin acizliğini sana şikayet ediyorum." Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabı, hıristiyan Bizanslıların mecusîleri yenmelerine sevinmişlerdi. Halbuki her ikisi de kâfirdir, ama içlerinden biri İslâm'a daha yakındır. Bizanslılar ve İranlılar savaştıklarında Yüce Allah bu konuda "Rûm" suresini indirdi. Olay meşhurdur. Hz. Yusuf (a.s.) da böyle hareket ederdi. Hem kendisi ve hem de halkı kâfir olan Mısır firavununun veziri sıfatını taşıyordu. Elinden geldiğince adaletli ve iyi hareket etti ve imkânlar ölçüsünde onları imana davet etti." (İbn Teymiyye; el-Hisbe)
Allah'ın şeriatinde nelerin küfür ve şirk, nelerin iman ve taat olduğunu açıklamak, ne akla ve aklın çıkarımlarına ve ne de hayatın tecrübelerine bırakılmıştır. Bilakis bunları yine şeriat koyucunun nasları belirler. Şeriatın nasları, Allahın indirdiği hükümlerden başkasının, Allahın indirdikleri ile eşit seviyede olduğuna veya Allahın indirdiklerinden daha uygun olduğuna inanarak Allahın indirdiklerinden başkasıyla hükmetmeyi küfür olarak belirlemiştir. Demokrasiyi kabul etmek kişiyi bu küfre sokar. Ama demokrasiyi kabullenmeksizin, başka maslahatlar öne sürerek mücerret olarak oy kullanmak böyle değildir. Nitekim demokrasiyle yönetilen ülkelerde seçime katılmanın vechini yukarıda açıkladım. Demokrasiyi savunmak, benimsemek, övmek iman ile taban tabana zıt bir durumdur, lakin demokrasiyi reddettikleri halde kendilerine asla katılmadığımız te'villerle, oy kullanmanın caiz hatta vacip olduğu şeklindeki sapmış bir görüş veya fiilden dolayı insanları tekfir etmenin de yanlış olduğunun altını çiziyorum. Evet, oy kullanmayı caiz görmek çok yanlış bir görüş ve hakikatlere körlüğün bir göstergesidir, Müslümanlar aleyhinde kurulan tuzaklardan tam bir gaflettir, lakin bu konudaki gaflet sebebiyle, açık bir nas olmadığı halde fiillere kendince yüklenen anlamlarla müslümanları tekfir etmek veya şirk ile itham etmek de bir o kadar yanlıştır. Allah en iyi bilendir.
Allah'ım! hamdinle seni noksanlardan tenzih ederim. şehadet ederim ki senden başka hak ilah yoktur. Senden bağışlanma diler ve sana tevbe ederim.
Ebu Muaz el-Çubukâbâdî

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)