Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

26 Haziran 2026 Cuma

Bid’at Ehline Karşı Sertlik Övülen Bir Ahlâktır!

İbnu’l-Cevzi, İmam Ahmed b. Hanbel rahimehullah hakkında şöyle demiştir:

“İmam Ebu Abdillah Ahmed b. Hanbel, sünnete sıkı tutunması ve bid’atten yasaklamasının şiddetinden dolayı, kendilerinden sünnete aykırı şeyler sadır olan hayırlı kimseler hakkında eleştirilerde bulunmuştur. Onun bu sözleri din için nasihate yorumlanır.”[1]

Lakin zaman değişmiş, bid’at ehline karşı şiddet ancak küçük bir azınlık tarafından ortaya konulmaya ve zamane halkı tarafından bu tutum ayıplanır hale gelmiştir!

25 Haziran 2026 Perşembe

La İlahe İllallah Sözünün Anlamı: "Allah’tan Başka Hak Ma’bud Yoktur"

 Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ

Senden önce hiçbir rasûl göndermedik ki ona: “Benden başka ibadete layık hak ilâh yoktur; şu halde bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya 25)

وَإِلَى عَادٍ أَخَاهُمْ هُودًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ

Âd’a da kardeşleri Hûd’u (gönderdik). Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur! Halâ sakınmayacak mısınız? (A’raf 65)

وَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ

İlahınız tek bir ilahtır. O’ndan başka ibadete layık bir ilah yoktur. Rahman’dır, Rahim’dir.” (Bakara 163)

La ilahe illallah sözünün anlamı: Allah’tan başka ibadete layık hak ilah yoktur demektir. Bu sözün “Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur” şeklinde tercümesi eksiktir ve doğru anlaşılmasına manidir.

16 Haziran 2026 Salı

Mut’a Nikâhının Hükmü Hakkında Tahkik

 

Mut’a Nikâhının Hükmü Hakkında Tahkik

Ebu Muaz Seyfullah el-Çubukâbâdî

12 Haziran 2026 Cuma

Sekülerleşenler ve Sosyal Medya Fenomenleri Ümmetin En Şerlileridir

 Gazali rahimehullah, İhyâu Ulumi’d-Din kitabında kaynak ve isnad belirtmeden şöyle bir hadis zikretmiştir:

سَيَأْتِي بَعْدَكُمْ قَوْمٌ يَأْكُلُونَ أَطَايِبَ الدُّنْيَا وَأَلْوَانَهَا ويركبون فره الْخَيل وَأَلْوَانَهَا وَيَنْكِحُونَ أَجْمَلَ النِّسَاءِ وَأَلْوَانَهَا وَيَلْبَسُونَ أَلْيَنَ الثِّيَاب وَأَلْوَانَهَا لهم بطون من القليل لا تشبع وأنفس بالكثير لا تقنع عاكفون على الدنيا يغدون ويروحون إليها اتخذوها آلهة من دون إلههم ورباً دون ربهم إلى أمرها ينتهون ولهواهم يتبعون فعزيمة من محمد بن عبد الله لمن أدركه ذلك الزمان من عقب عقبكم وخلف خلفكم أن لا يسلم عليهم ولا يعود مرضاهم ولا يتبع جنائزهم ولا يوقر كبيرهم فمن فعل ذلك فقد أعان على هدم الإسلام

 Sizden sonra bir topluluk gelecek, dünyanın güzelliklerini ve çeşitli nimetlerini yiyecekler, at yavrularına ve çeşitli bineklere binecekler, en güzel ve çeşitli kadınlarla nikâhlanacaklar, en ince ve türlü elbiseler giyecekler. Onların azla doymayan karınları, çokla tatmin olmayan nefisleri vardır. Dünya için sabah akşam çabalarlar ve onu ilahlardan bir ilah edinirler, emirleri ve yasakları için onu rablerden bir rab edinirler. Hevalarına tabi olurlar. Abdullah oğlu Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’den bir azimet olsun ki, sizden sonrakilerden o zamana yetişen onlara selam vermesin, hastalarını ziyaret etmesin, cenazelerine katılmasın, büyüklerine saygı göstermesin. Kim bunları yaparsa İslam’ın yıkılmasına destek vermiş olur.”[1]

İhya tahrici yapanlar bu hadisi bu şekliyle bulamadıklarını ifade etmişlerdir. Lakin görünen o ki, Gazali başka yerlerde yaptığı gibi, burada da birkaç hadisin metinlerini bir araya getirerek zikretmiştir.

Bu hadisin asılları şu şekildedir:

Hecri İhmal Edilen En Şerli Taifeler

 İslam dininin ilk farzı olan La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah şehadetinin en önemli şartlarından biri olan velâ ve berâ, âhir zamanda en çok ihmal edilen esaslardandır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in “İslam garib başladı tekrar garibliğine dönecektir, müjdeler olsun o gariblere” diyerek müjdelediği gariblerle ilgili gelen hadisler bir arada düşünüldüğü zaman, söz konusu garibliğin ancak velâ ve bera ile ortaya çıktığı açıkça görülür. Zira o garibler insanların bozulduğu zaman düzgün kalmaya ve düzeltmeye çalışan, sünnetler terk edildiği ve bid’atlere uyulduğu zaman kor parçası avuçlamak pahasına sünnetlere temessükte sebat eden, bu uğurda kabilelerinden, akrabalarından, arkadaşlarından ayrılmak zorunda kalan kimseler olarak nitelenmektedir.

9 Haziran 2026 Salı

Taklid ve Taassup Ruhunun Sancıları, Hakka Talip Olmanın Kurtarıcılığı

 

İnsanların çoğunda eskiden beri bir tür kutsama kompleksi vardır ve bu durum taklit bataklığından kurtulamamalarına sebep olmaktadır. Taklit edenler, taklit ettikleri kimseleri oldukları mertebenin üzerine çıkarma ve onları kusursuz görme eğilimindedirler. Böylesi bozuk anlayış sahibi bir taklitçi, âlim kabul ettiği birisinde şayet beşeri bir kusur görürse bu defa onu yerin dibine batırma, olduğu mertebenin çok daha aşağılara indirme itiyadındadır. İşte bu taklit ruhu en çok sapık Yahudilerde sırıtan bir özellik idi. Abdullah b. Selam onların en değer verdikleri, yücelttikleri bir âlim iken, Abdullah b. Selam radıyallahu anh müslüman olunca, bu durum Yahudilerin hevâlarına uymadı ve derhal onu aşağılayabilecekleri en düşük sıfatlarla zikretmeye başladılar!

7 Haziran 2026 Pazar

İlim Sahibi Kimsenin Âlim Olduğunu Söylemesi Kibir ya da Nefsi Temize Çekmek midir?

 Kişinin herhangi bir övülen vasıfla kendi nefsine temize çekmeye çalışması, kendisini başkalarından üstün görmesi veya diğer insanlara hakaret gözüyle bakmasının en çirkin hasletlerden olduğunda bir şüphe yoktur.

İlim vasfıyla böbürlenmek de böyledir. Lakin sünnet ehli bir âlimin, hakka karşı inat eden ve cahilleri önder edinen bid’atçilerin insanları saptırıcı şüphelerini def etme konusunda, sahip olduğu ilme şahitlik etmesi garipsenecek bir durum değildir. Zamanımızda âlim olmadıklarını itiraf ettikleri halde dinin neredeyse her meselesinde ahkâm kesme cüretine kalkışan, ilim ehline dil uzatarak kendilerini onlarla aynı seviyede hatta daha üstün görmek isteyen taklid ile tescilli cahillere hadlerini bildirmek için ilim sahiplerinin ilimlerini ortaya koymaları ve din meseleleri hakkında söz söylemeye, hadis rivayet etmeye yetkili olduklarını, icazet sahibi olduklarını ifade etmeleri, hakka şahitliktir. Eğer bu ilim iddiasında bulunan kişi yalan bir şahitlikte bulunuyorsa, ilim ehli olmadığı halde ilim iddia ediyorsa bunun vebali de şüphesiz kendisinin üzerinedir.

Bir de şu duruma uyarıda bulunmak gerekir: Hasen el-Basri rahimehullah’ın da dediği gibi ilim iki türlüdür. Bir türü kesbîdir ki, zahirdeki ilimdir, kişi ilim vasıtalarında çaba göstererek bu ilmi elde eder. Bir türü de vehbîdir, bâtındadır. Yani Allah Azze ve Celle’den kula lutfedilen fıkıh/kavrama kabileyetidir.

İlim iddia eden kişi, zahirdeki ilmi iddia eder ve bu konudaki muktesebatını ortaya koyar, ilmini ispatlar, yahut yalan bir iddiada bulunursa bu konudaki yalanı hemen ortaya çıkar.

Şayet ilim iddia eden kişi, batındaki ilmi, yani vehbî olan bâtın ilmi iddia ederse, Allah’ın kendisi hakkında hayır dilediği kullardan olduğunu iddia etmiş olur. Zira mütevatir hadiste buyrulduğu gibi, “Allah hayrını dilediği kulu fakih kılar.” Böyle bir ilmi iddia etmede şaibe vardır ve kendini temize çekme manası taşıyabilir.

Lakin mesela tıp ilmini ehlinden okumuş birinin tabip olduğunu söylemesi, hendese ilmini ehlinden öğrenmiş birinin mühendis olduğunu söylemesi nasıl hiç tuhaf değilse, hadis ilmini, tefsir ilmini, fıkıh ilmini, nahiv ilmini ehlinden okumuş kimselerin de bu ilimlere sahip olduğunu/âlim olduğunu söylemesi, elbette tuhaf değildir.

Bu önemli ayrıntıyı dikkatten kaçıranlar, bazı kitaplarda hadis veya selefin sözü olarak aktarılan uydurma bir sözü gündeme getirerek, “Âlim olan kişi zaten âlim olduğunu söylemez. Âlim olduğunu söyleyen gerçekten alim olsaydı “Ben alimim” demezdi” şeklinde bir hurafeyi kural ediniyorlar!

İmam Suyuti rahimehullah, A’zebu’l-Menahil adlı risalesinde, “Ben âlimim” diyen kimse cahildir” şeklinde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ömer radıyallahu anh’e ve seleften bazılarına isnad edilen sözün sahih bir aslı olmayıp uydurma olduğunu uzunca açıkladıktan sonra şöyle demiştir: “Sadedinde olduğumuz bu hadisin bâtıl oluşunu destekleyen şeylerden birisi de, bu sözün manasının aralarında Ali b. Ebi Talib, Abdullah b. Mes’ud, Muaviye b. Ebi Sufyan, Abdullah b. Abbas radıyallahu anhum’un da bulunduğu sahabeden bir cemaatten sabit olmuş olmasıdır. Şayet Nebî sallallahu aleyhi ve sellem böyle bir kınamada bulunmuş olsaydı onlar bu sözleri söyleyerek muhalif düşmezlerdi. Yine bu söz (yani “Ben alimim” sözü) tabiinden ve sonrakilerden sayılamayacak kadar çok kimselerden sabit olmuştur. Onların sözlerinin lafızlarına dair rivayetleri es-Savaik Ale’n-Navaik adlı kitapta zikrettim. Şüphesiz ki şayet Nebî sallallahu aleyhi ve sellem böyle söylemeyi kınamış olsaydı o imamlar bu sözü kullanmazlardı. Bunun en açık bir örneği Allah’ın nebisi Yusuf aleyhi's-selâm’ın: “Muhakkak ki ben bir koruyucuyum, alîmim (bilenim).” (Yusuf 55) sözüdür…”

Yine Hafız İbn Hacer el-Heytemi, ez-Zevacir kitabında kişinin zaruret olmadan ve haksız yere (alim olmadığı halde övünmek için) “Ben alimim” demesini büyük günahlar arasında zikretmiş, sonra şu uyarıyı eklemiştir: “Burada “haksız yere ve zaruret olmaksızın” kaydını şart koştum. Zira kişi ilminin ve taatinin bilinmediği bir beldede olursa, bunların kendisinden kabul edilmesi ve faydalanmaları maksadıyla bu hususları zikretmeye hakkı vardır. Tıpkı Yusuf aleyhi's-selâm’ın şu sözünde olduğu gibi: “Dedi ki: “Beni ülkenin hazineleri üzerine tayin et. Çünkü ben bir koruyucuyum, bilenim.” (Yusuf 55) Yine aynı şekilde, inatla ve cahillikle kişinin ilmi inkar ediliyorsa, onun ilminden bahsetmesi ve cahil inatçıların burnunu sürtmek için buna delil getirmesi hakkıdır. Ta ki bu sayede insanlar onu kabul etsinler ve ilminden istifade etsinler.”

Hafız el-Acluni de Keşfu’l-Hafa adlı kitabında (2557) “Kim “Ben mü’minim” derse o kâfirdir. Kim “Ben alimim” derse o cahildir” şeklinde hadis diye aktarılan söz hakkında, bu rivayetin sahih olmadığına dair açıklamaları zikretmiş, sonra şöyle demiştir:

“Sahabeden ve onların dışında sayılamayacak kadar çok kimseden her birinin “Ben alimim” şeklinde sözler söyledikleri sabit olmuştur. Onların Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in kınadığı bir duruma düşmüş oldukları söylenemez. Hatta Yusuf aleyhi's-selâm’ın “Ben hafîz ve alîmim” (Yusuf 55) sözü bundan daha ileridir….”

Seleften bu konuda örneklerden birisi şu şekildedir: Belazuri dedi ki: Bana Ahmed b. İbrâhim ed-Devrakî anlattı, dedi ki: Bize Yahyâ b. Maîn anlattı; dedi ki: Bize Haccâc b. Muhammed anlattı, dedi ki: Bana İbn Cüreyc anlattı, dedi ki: İbn Ebi Muleyke bana dedi ki:

جَاءَ ابْنَ الزُّبَيْرِ مَالٌ أَوَّلَ مَا جَاءَهُ فَانْطَلَقَ ابْنُ عَبَّاسٍ إِلَيْهِ وَهُوَ فِي قُعَيْقِعَانَ فَقَالَ إِنَّكَ قَدْ دَعَوْتَ النَّاسَ إِلَى مَا قَدْ عَلِمْتَ وَقَدْ جَاءَكَ مَالٌ وَبِالنَّاسِ حَاجَةٌ فَقَالَ ابْنُ الزُّبَيْرِ وَمَا أَنْتَ وَهَذَا؟ إنك عم أَعْمَى اللَّهُ قَلْبَكَ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ بَلْ أَعْمَى اللَّهُ قَلْبَكَ قَالَ ابْنُ الزُّبَيْرِ وَاللَّهِ مَا أَنْتَ بِفَقِيهٍ فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ وَاللَّهِ لأَنَا أَفْقَهُ مِنْكَ وَمِنْ أَبِيكَ

“Abdullah b. Zübeyr'e ilk defa bir mal gelmişti. Kendisi Kuaykuân'da bulunuyordu. İbn Abbâs radıyallahu anhuma onun yanına gitti ve ona:

"Sen insanları bildiğin şeye [biat etmeye] davet ettin. Sana biraz mal geldi, insanların da ihtiyaçları var." dedi. Bunun üzerine İbnu'z-Zubeyr radıyallahu anhuma:

“Sen neden bununla ilgileniyorsun? Sen körsün, Allah kalbini de kör etmiş.” dedi. İbn Abbas “Allah senin kalbini kör etmiştir.” dedi. Bunun üzerine İbnu'z-Zubeyr:

“Vallahi sen fakih filan değilsin!" dedi. İbn Abbâs ise

"Vallahi ben, senden de babandan da daha fakihim.” dedi…” Sahih. Belazuri Ensabu’l-Eşraf (4/39) Makrizi el-Mukaffa el-Kebir (4/279)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)