Kendilerinde Arap ırkçılığı marazı bulunan bazı Türkler, benim gibi Türkiye asıllı birinin müctehid, âlim veya muhaddis olmasını ya kabullenemiyor veya hazmedemiyorlar. Özellikle Ebu Hanife hakkında taassubdan uzak, adil bir şekilde ortaya koyduğum risaleden dolayı bir kesim Ebu Hanife taassubundan dolayı bana düşmanlık ederlerken, hakikati bilen diğer bir kesim de populist yaklaşımlarla, halkın çoğunluğu nezdinde prim yapabilmek için aleyhimde olmayı tercih ediyor.
Evet, taassupçu iftiracılar, Ebu Hanife’yi öven sahih(!)
rivayetleri görmezden gelip, onun aleyhinde gelen zayıf rivayetleri sahihmiş
gibi aktardığım yalanına sığınmak istiyorlar. Denize düşen yılana sarılır derler,
hakikat denizine düşenler de gerçeklerle boğulmamak için yalana sarılıyorlar!
Yukarıda bahsettiğim, aslında hakikati bilmekte olan diğer kesim de, popüulizm
uğruna ya sükut ederek veya gerçeklerin üzerine örterek taassupçuların
iftiralarına çanak tutuyorlar!
Burada Şeyh Mukbil b. Hadi rahimehullah’ın Neşru’s-Sahife Fi
Zikri’s-Sahih Min Akvali Eimmeti’l-Cerh ve’t-Ta’dil Fi Ebi Hanife (Ebu Hanife
Hakkında Cerh ve Ta’dil İmamlarının Sözlerinden Sahih Olanlarına Dair Sahifenin
Açılması) adını verdiği risalenin mukaddimesinden bu konuyla ilgili bir
değerlendirmesini aktaracağım. Ne de olsa Şeyh Mukbil Türk değil, üstelik
rivayet ilimlerinde de işinin ehli olan bir isim. Bakalım o bu konuda ne demiş?
Ben işime geleni alıp işime gelmeyeni almamak gibi bir yol mu tutmuşum, yoksa
hakkımda söylenenler taassupçuların darazlanmalarından mı ibaret görülsün:
Şeyh Mukbil rahimehullah mukaddimede şöyle diyor: “Bundan
sonra. Allah Subhanehu ve Teâlâ kitap ehli alimlerden hakkı açıklayacaklarına
dair misak almış ve şöyle buyurmuştur:
“Hani Allah kitap verilenlerden: “Onu mutlaka insanlara
açıklayacaksınız ve onu gizlemeyeceksiniz!” diye kesin bir söz almıştı. Onlar
ise onu sırtlarının arkasına attılar ve ona karşılık az bir değer satın
aldılar. Satın aldıkları o şey ne kötüdür!” (Al-i İmran 187)
Bu ilmin uzmanları olan cerh ve ta’dil imamları, cerh ve ta’dilin
(raviler hakkında güvenilirliklerine dair durum değerlendirmesi yapmanın) meşru
olduğu hususunda icma etmişlerdir. Duruma göre bazen vacip olduğunu, bazen de
mendup olduğunu söylemişlerdir. Nitekim insanlar Ebu Hanife hakkında kimisi
cerh etme, kimisi ta’dil etme konusuna dalmışlar, kimisi de aşırılık etmiştir.
Ebu Hanife aleyhinde konuşanlar hatalı sayılmış, hatta bununla kalmayıp Ebu
Hanife’ti eleştirenlere çirkin suçlamalar yapmışlardır. Bazı cahil Hanefilerin
yaptığı gibi, Ebu Hanife’yi eleştirenlere hakaret etmişlerdir.
Ben Tahavi’nin Muşkilu’l-Asar kitabına Şuayb el-Arnaut’un yaptığı
tahkike baktığımda, Şuayb’ın Şerh Nasıruddin el-Elbani’ye Ebu Hanife’yi zayıf
saydığı için çirkin sözler söylediğini gördüm. Sanki Ebu Hanife’yi yalnız
el-Elbani rahimehullah zayıf saymış gibi!
Hatta Hanife’lere göre bu bir şey değildir. Şerh Abdurrahman
el-Muallimi’nin et-Tenkil Bima Te’nibi’l-Kevseri Mine’l-Ebatil adlı kitabına
bakın. Orada el-Kevseri’nin önceki ve sonraki İslam âlimlerine sırf Ebu Hanife’yi
eleştirdikleri için hakaretlerde bulunduğunu görürsünüz.
Ben de hadis imamlarının kitaplarında Ebu Hanife’nin cerhine
dair sahih isnadlarla gelmiş olan sözleri topladım. Böylece helak olan delil
üzere helak olsun, yaşayan da delil üzere yaşasın. Risalenin ismini “Neşru’s-Sahife
Fi Zikri’s-Sahih Min Akvali Eimmeti’l-Cerh ve’t-Ta’dil Fi Ebi Hanife (Ebu
Hanife Hakkında Cerh ve Ta’dil İmamlarının Sözlerinden Sahih Olanlarına Dair
Sahifenin Açılması)” koydum.
Nitekim inşaallah ileride geleceği üzere İbn Ebi Davud,
muhaddislerin Ebu Hanife’yi cerh etme (güvenilirliğini eleştirme) konusunda
icma ettiklerini nakletmiştir.
Ebu Hanife’yi ta’dil edenlerin sözleriyle uğraşmadım. Çünkü
bunlar ya büyük cerh ve ta’dil imamlarının sözleri yanında sözlerine itibar
edilmeyecek kimselerin sözleri, ya da Ebu Hanife taassubunda aşırılık edenlerin
sözleri idi. Ama Sufyan es-Sevri, Abdullah b. el-Mubarek ve benzerleri gibi
imamların sözlerine gelince, onlar durumu öğrenince Ebu Hanife’yi öven sözlerinden
dönüş yapıp teberrî etmişler, Ebu Hanife’den sakındırıp onu eleştirmişlerdir.
İşte cerh ve ta’dil imamı Ebu Zekeriya Yahya b. Main! Ebu
Hanife’yi tevsik ettiği (güvenilir gördüğü) sahih olarak geldiği gibi, Ebu
Hanife’yi ta’n edip eleştirmesi de sahih olarak gelmiştir. Bana zahir olduğu
kadarıyla Yahya b. Main, bir sözünü diğer sözüyle açıklamıştır. Ona Ebu Hanife
hakkında sorulduğu zaman: “O yalan söyleyecek kadar değildir” demiştir. İleride
geleceği üzere kendisinden sahih senetle Ebu Hanife’yi görüşleri ve hadisteki
karıştırmaları sebebiyle cerh ettiğine dair ifadeler de gelmiştir. Tevsiki ise:
“Yalan söylemez” ifadesiyle gelmiştir.
Hem Ebu Hanife hakkındaki cerh ileride inşaallah geleceği
üzere müfesser (sebebi açıklanmış) bir cerhtir.
Mustalah kitaplarından
bilindiği üzere bilen kimse tarafından yapılan sebebi açıklanmış olan müfesser
cerhe karşı ta’dil ifadeleriyle itiraz edilemez!
Ebu Hanife’ye taassup gösteren cahiller çoktur. Nitekim biz
İslami üniversitelerde ders veren, bu konudan dolayı şiddetle öfkelenen kimseleri
gördük. Bu konuda konuşmayı İslam’ı yıkmak gibi görüyorlardı! Miskinler
bilmiyorlar ki, Ebu Hanife aleyhinde konuşanlar İslam’ın beş rüknünden birini
eleştirmiş değildir!
Bu cahillere deriz k: Allah’ın dini konusunda sizler Ahmed
b. Hanbel’den, Muhammed b. İsmail el-Buhârî’den, Muslim b. el-Haccac’dan,
ed-Darekutni’den ve el-Hatib’den daha mı gayretlisiniz?
Yine onlara deriz ki: Sizler Ebu Hanife’yi Malik b. Enes’ten,
Şerik b. Abdillah en-Nehaî’den, Yahya b. Said el-Kattan’dan, Abdullah b. Yezid
el-Mukri’den, Sufyan es-Sevri’den, Sufyan b. Uyeyne’den, Abdullah b. el-Mubarek’ten
ve benzerlerinden daha iyi mi tanıyorsunuz?
Muhakkak ki ben Mustafa es-Sibai’nin sünneti ve ehlini
savunduğu “es-Sunnetu ve Mekanetuha” kitabının sonlarında Ebu Hanife’yi
savunmak için bir bölüm açmasına hayret ediyorum!
Allah için Mervan b. Muhammed et-Tatari’ye aferin, ki o
şöyle demiştir: “Din konusunda şu üç tür kimseye güvenilemez: Sufi, bid’atçiye
reddiye veren diğer bir bid’atçi ve kıssacılar.” Bunu Kadı Iyad, Tertibu’l-Medarik’te
Mervan b. Muhammed et-Tatari rahimehullah’ın hal tercemesinde zikretmiştir.
Hanefiler birçok zamanlar kadılık makamlarına musallat olmuşlar
ve ilim ehli Ebu Hanife aleyhindeki eleştirileri açıklamaya güç
yetirememişlerdir. İşte Beyhakî, Menakibu’ş-Şafii adlı kitabında, İbn Ebi Hatim’in
Ebu Hanife’yi cerh ettiğini naklediyor! İbn Ebî Hâtim Ebu Hanife’yi açıkça
zikrediyor, lakin Beyhaki naklederken “Ebu Fulan” diye naklediyor ve Ebu Hanife
diye tasrih etmiyor!
İşte Hafız İbn Hacer, et-Takrib’de Ebu Hanife’nin hal
tercemesinde “Meşhur fakih” demekle yetiniyor! Bu ise hafızın sözü saklamasıdır!
Mukaddimede de bu ıstılah hakkında uyarıda bulunmamıştır! Halbuki böyle bir söz,
Ebu Hanife hakkında cerh veya ta’dile dair bir şey ifade etmeyen bir sözdür!”
Evet, Şeyh Mukbil rahimehullah’ın adı geçen risalesinde
mukaddimede konuyu özetlediği ifadeler bunlardır. Neşru’s-Sahife kitabının
bildiğim kadarıyla tercümesi henüz yapılmadı. Lakin benim Ebu Hanife Hakkında
Sahih Gerçekler adlı risalemde imamların Ebu Hanife hakkındaki sözlerinin
genelini bulabilirsiniz.
Uyarı: Keskin Kılıçlar kanalından yazan şahıslar bu tür
yayınlarımı kendi üzerlerine alınıp hiçbir şey ifade etmeyen yazılarla cevap
vermeye zahmet etmesinler. Kendilerinin benim muhatabım olmadığını daha önceki
yazıda ifade etmiştim. Bu yazıların muhatapları gerçekten adaletle hakkı
arayanlardır. İlmi metinleri sokak ağzıyla yalan yanlış çarpıtmaya çabalayan mutaassıp
cahiller değil!