Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

3 Eylül 2024 Salı

Namazda Erkeğin Hizasında Kadının Bulunması

 

Soru: “Selam aleyküm Müslüman kadının şahsiyeti kitabı sayfa 32 de yazar imam malikten bir nakil yapıyor Müdevvene kitabından. Soru şu: ibnul kasım imam malike sordu Abbasiler döneminde mescide giden kadınların sayısı çok artmış eger kadınlar mescidde erkeklerin önünde safta olsa erkeklerin namazı geçerli olur mu? İmam malik evet geçerlidir demiştir. Hocam bu kavil nasıl degerlendirilir. Bir de şu hadisin hükmü nedir erkegin namazını 3 şey bozar, kadın eşek, siyah köpek”

Cevap: Aleykum selam.

Aslolan sünnetteki uygulama, kadınların safının erkeklerin safının arkasında bulunması gerektiğidir. Ebu Hureyre radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

خَيْرُ صُفُوفِ الرِّجَالِ أَوَّلُهَا وَشَرُّهَا آخِرُهَا وَخَيْرُ صُفُوفِ النِّسَاءِ آخِرُهَا وَشَرُّهَا أَوَّلُهَا

Erkeklerin en hayırlı safları ön saflardır, en şerlileri de arka saflardır. Kadınların en hayırlı safları arka saflarıdır, en şerli safları da ön saflarıdır.”[1]

* Aynısını Enes[2] ve Ebu Said[3] radiyallahu anhuma da rivayet etmişlerdir.

İmam Malik’e nispet edilen ve Sahnun tarafından derlenmiş olan el-Mudevvene kitabında (1/195) şu şekilde geçmektedir:

قلت لابن القاسم إذا صلت المرأة وسط الصف بين الرجال أتفسد على أحد من الرجال صلاته في قول مالك؟ قال لا أرى أن تفسد على أحد من الرجال وعلى نفسها قال وسألنا مالكا عن قوم أتوا المسجد فوجدوا رحبة المسجد قد امتلأت من النساء وقد امتلأ المسجد من الرجال فصلى رجال خلف النساء بصلاة الإمام؟ قال صلاتهم تامة ولا يعيدون وقال ابن القاسم فهذا أشد من الذي صلى في وسط النساء

“İbnu’l-Kasım’a dedim ki: “Kadın, erkeklerin safları arasında namazı kılacak olursa, Malik’in görüşüne göre erkeklerden birinin namazı bozulur mu?” Dedi ki:

“Ne erkeklerden birinin ne de kadının kendi namazının bozulacağı görüşünde değilim.” Yine dedi ki:

“Malik’e şöyle sorduk: “Bir cemaat mescide geliyor ve mescidin avlusunun kadınlarla dolu olduğunu görüyorlar. Mescid ise erkeklerle doludur. Bunun üzerine erkekler, imama uyarak kadınların arkasında namaz kılıyorlar.” Malik dedi ki:

“Namazları tamdır, iade etmezler.” İbnu’l-Kasım dedi ki: “Bu durum, kadınların arasında namaz kılanın durumundan daha şiddetlidir.”

Görüldüğü üzere zaruretin söz konusu olduğu bir durum hakkında İmam Malik’in böyle bir fetva verdiği zikredilmiştir.

Namaz kılan erkeğin yanında kadının durmasının erkeğin namazını bozacağına dair bazı fıkıh kitaplarında görüşler zikredilse de, bu konuda sarih bir delil bilmiyorum

Zeyneb bt. Ummi Seleme rahimehallah’tan: Umm Seleme radiyallahu anha dedi ki:

كَانَ مَفْرَشِي حِيَالَ مُصَلَّى تَعْنِي رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَكَانَ يُصَلِّي وَأَنَا حِيَالَهُ

“Benim yatağım Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in musallasının hizasında idi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem namaz kılarken, ben de onun hizasında olurdum.”[4]

El-Haris b. Muaviye el-Kindî, üç haslet hakkında sormak için Ömer b. el-Hattab radiyallahu anh’e binekle gitmiş ve Medine’ye gittiğinde Ömer radiyallahu anh’e sorduğu sorulardan birisi şu olmuştur:

رُبَّمَا كُنْتُ أَنَا وَالْمَرْأَةُ فِي بِنَاءٍ ضَيِّقٍ فَتَحْضُرُ الصَّلَاةُ فَإِنْ صَلَّيْتُ أَنَا وَهِيَ كَانَتْ بِحِذَائِي فَإِنْ صَلَّتْ خَلْفِي خَرَجَتْ مِنَ الْبِنَاءِ قَالَ تَسْتُرُ بَيْنَكَ وَبَيْنَهَا بِثَوْبٍ ثُمَّ تُصَلِّي بِحِذَائِكَ إِنْ شِئْتَ

“Bazen ben ve eşim dar bir odada oluyoruz. Namaz vakti geldiğinde şayet ben ve o beraber namaz kılsak, o benim hizamda oluyor. Arkamda kılacak olsa binanın dışına çıkması gerekiyor.” Ömer radiyallahu anh dedi ki:

“Seninle onun arasına bir perde örtersin, sonra dilersen o senin hizanda namaz kılabilir...”[5]

Namazı kesen şeylere gelince,

Ebu Hureyre radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

يَقْطَعُ الصَّلَاةَ الْمَرْأَةُ وَالْحِمَارُ وَالْكَلْبُ وَيَقِي ذَلِكَ مِثْلُ مُؤْخِرَةِ الرَّحْلِ

Namazı kadın, eşek ve köpek keser. Bundan semerin arka kaşı kadar bir şey korur.”[6]

Aynısını Abdullah b. Mugaffel[7] ve Enes[8] radiyallahu anhuma rivayet etmişlerdir.

Bu hadiste belirtilen şeyler, kişinin namazda sütresi olmaması halinde söz konusudur:

Talha radiyallahu anh dedi ki:

كُنَّا نُصَلِّي وَالدَّوَابُّ تَمُرُّ بَيْنَ أَيْدِينَا فَذَكَرْنَا ذَلِكَ لِرَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ مِثْلُ مُؤْخِرَةِ الرَّحْلِ تَكُونُ بَيْنَ يَدَيْ أَحَدِكُمْ ثُمَّ لَا يَضُرُّهُ مَا مَرَّ بَيْنَ يَدَيْهِ

“Biz namaz kılarken hayvanlar önümüzden geçerlerdi. Bunu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e söylediğimizde buyurdu ki:

Birinizin önünde semerin arka kaşı gibi bir şey olursa önünden geçenlerin bir zararı olmaz.”[9]

Suheyb el-Basrî rahimehullah’tan: “İbn Abbas radıyallahu anhuma dedi ki:

أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يُصَلِّي فَجَاءَتْ جَارِيَتَانِ مِنْ قُرَيْشٍ فَأَخَذَتَا بِرُكْبَتَيْهِ أَظُنُّهُ قَالَ فَفَرَّعَ أَوْ فَفَرَّقَ بَيْنَهُمَا وَصَلَّى وَجِئْتُ أَنَا وَغُلَامٌ مِنْ بَنِي هَاشِمٍ عَلَى حِمَارٍ فَمَرَرْنَا بَيْنَ يَدَيْهِ ثُمَّ دَخَلْنَا فِي الصَّلَاةِ فَلَمْ يَنْصَرِفْ

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem namaz kılarken Kureyş’ten (birbiriyle kavga eden) iki kız çocuğu geldi, onları dizleriyle tuttu ve aralarını ayırdı ve namazına devam etti. Ben ve Haşim oğullarından bir çocuk bir eşek üzerinde önünden geçtik, sonra namaza girdik, yerinden ayrılmadı.”[10]

Kişi namaz kılarken önünde bir erkek ya da kadının arkasını dönmüş halde bulunması kişiye sütre olur:

Nâfî’ rahimehullah şöyle dedi:

كَانَ ابْنُ عُمَرَ إِذَا لَمْ يَجِدْ سَبِيلًا إِلَى سَارِيَةٍ مِنْ سَوَارِي الْمَسْجِدِ قَالَ لِي وَلِّنِي ظَهْرَكَ

“İbn Ömer radiyallahu anhuma Mescid’in direklerinden birisini sütre edinmek için (oraya kadar gitme) imkânı bulamayınca: “Bana sırtını dön” derdi.”[11]

Aişe radiyallahu anha dedi ki:

كُنْتُ أَنَامُ بَيْنَ يَدَيْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَرِجْلاَيَ فِي قِبْلَتِهِ فَإِذَا سَجَدَ غَمَزَنِي فَقَبَضْتُ رِجْلَيَّ فَإِذَا قَامَ بَسَطْتُهُمَا قَالَتْ وَالبُيُوتُ يَوْمَئِذٍ لَيْسَ فِيهَا مَصَابِيحُ

“Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in önünde uyurdum. Ayaklarım kıblesine gelirdi. Secde edeceği zaman bana dokunur, ben de ayaklarımı toplardım, kalkınca da uzatırdım. O günlerde evlerde kandiller yoktu.” Diğer rivayette şu şekildedir: Mesruk rahimehullah’tan:

عَنْ عَائِشَةَ وَذُكِرَ عِنْدَهَا مَا يَقْطَعُ الصَّلَاةَ الْكَلْبُ وَالْحِمَارُ وَالْمَرْأَةُ فَقَالَتْ عَائِشَةُ قَدْ شَبَّهْتُمُونَا بِالْحَمِيرِ وَالْكِلَابِ وَاللهِ لَقَدْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُصَلِّي وَإِنِّي عَلَى السَّرِيرِ بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْقِبْلَةِ مُضْطَجِعَةً فَتَبْدُو لِي الْحَاجَةُ فَأَكْرَهُ أَنْ أَجْلِسَ فَأُوذِيَ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَأَنْسَلُّ مِنْ عِنْدِ رِجْلَيْهِ

“Aişe radiyallahu anha’nın yanında namazı kesen şeyler; köpek, eşek ve kadındır diye zikredildi. Aişe radiyallahu anha dedi ki:

“Bizi eşeklerle köpeklere benzettiniz. Vallahi ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i namaz kılarken gör­düm; ben divan üzerinde onunla kıble arasına uzanmış halde idim. Bu halde iken hacetim gelir; fakat ben oturup da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e eziyet vermekden çekindiğim için divanın ayakları tarafından sıyırılıp çıkardım.”[12]

Bu hadiste Aişe radıyallahu anha’nın “bizi eşeklere ve köpeklere benzettiniz” şeklindeki sözü, hadise itiraz değildir, sütre olmak babından kadının arkası dönük olduğu durumda sütre olabileceği, ama eşek ve köpeğin sütre olamayacağına işarettir. 

Aişe radıyallahu anha kendisinde bulunan bu bilgiyi aktararak, arkası dönük kadının sütre olabileceğini, eşek ve köpeğin ise bu durumda olamayacağını belirtmiş, böylece kadın ile eşek ve köpek arasındaki bu fıkhî farklılığa uyarmıştır.



[1] Sahih. Muslim (440)

[2] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih: Bezzar (13/387) Beyhakî Sunenu’s-Sagir (500) Mukbil b. Hadi Camiu’s-Sahih (931, 1837)

[3] Buhârî'nin şartına göre sahih. İbn Hibbân (2/127) İbn Huzeyme (177, 357, 1693) Hâkim (1/305) Ahmed (3/3) Abd b. Humeyd (984) Haris b. Ebi Usame (153) Ebû Ya'lâ (2/508) Beyhakî (2/16)

[4] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. İbn Ebi Ömer’in Musned’inden naklen: Busayri İthaf (1139) Ahmed (6/322) Ebû Dâvûd (4148) İbn Mâce (957) es-Serrac Musned (410) Ebû Ya'lâ (12/370, 409) Taberânî (23/350) Zahir b. Tahir eş-Şehami Hadisu’s-Serrac (403) Darekutni el-İlel (3188) Ebu Tahir el-Muhallis el-Muhallisiyyat (2499) Tahavi Şerhu Meani’l-Asar (1/462) Mukbil b. Hadi Sahihu’l-Musned (1649)

[5] Hasen. Ahmed (1/18) Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (1/204) İbn Asakir Tarih (11/480) Abdulgani el-Makdisi Nihayetu’l-Murad (188)

[6] Sahih. Muslim (511)

[7] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih: Ru’yânî (880) İbn Hibbân (6/147) Ahmed (4/86, 5/57) İbn Mâce (951) Tahavi Şerhu Meani’l-Asar (1/458)

[8] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih: Bezzar (14/37) Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (7/114) el-Muhallisiyyat (2485-86) Hatib Tarih (7/49) Kati’î Cuz’u Elfe Dinar (285) Haris b. Ebi Usame (163) İbnu’l-Munzir el-Evsat (2463) İbn Hazm el-Muhalla (4/9, 11) Mukbil b. Hadi Sahihu’l-Musned (69)

[9] Sahih. Muslim (499)

[10] Muslim'in şartına göre sahih. Ebû Ya'lâ (4/422, 5/134) Ahmed (1/235, 250, 341) Ebû Dâvûd (717) Nesâî (754) İbn Huzeyme (836, 882) Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (11/37) İbn Hibbân (6/121) İbnu’l-Ca’d Musned (159) Taberânî (12/201) Mukbil b. Hadi Camiu’s-Sahih (915)

[11] Sahih. İbn Ebî Şeybe (1/250) İbnu’l-Munzir el-Evsat (2427)

[12] Sahih. Buhârî (382, 383, 511) Muslim (512)

1 Eylül 2024 Pazar

Sünnet İnkârcılarının İslam Dünyasına Zararları

 Birçok sünnet inkârcısı aslen münafık karakterdeki kimselerdir. Caner Taslaman, Mustafa İzlamoğlu, Emre Dorman ve benzerleri gibi, zahir görünüşlerinin İslam ile hiç alakası olmayan, traşlı, kafir kıyafetli, namahrem kadınlarla konuşmaktan hiç haya etmeyen, en büyük günahlardan olan video sureti çeken ve türlü haramları irtikap etmeyi meşru sayan insan görünümlü şeytanlar, seküler ve günahkârca bir hayat arzuladıkları için Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini ve onun hayat rehberliğini önlerinde en büyük engel görmüşler, emperyalizmin hakim olduğu müslüman memleketlerinde neşvu nema buldurulan “Sünnetten bağımsız olarak Kur’ân’ı hevalarına göre yorumlama” girişimlerini Türkiye’de sürdürmek istemişlerdir.

Bunlar aşağıda detaylandırılacağı üzere Kur’ân taraftarlığı konusunda en samimiyetsiz kimselerdir. Bu habislerin sünnet etrafında attıkları şüpheler ancak cahil bir takım kimseleri etkilemiş, bu cahiller sünnet hakkında kuşkuya düşmüşler ve alemlere rahmet olarak gönderilen rasulün sünnetinden ve hayat tarzından nefret eder olmuşlardır.

Bu cahillerin bazısı ise madem tek kabul edilecek kaynak Kur’ân, o halde Kur’ân’ı sünnetten bağımsız olarak bir araştırayım ve hayata geçireyim demişler, samimi olarak Kur’ân’a göre yaşamak istediklerinde, Kur’ân’ın hayat gerçeklerine uygun olmayan emir ve yasaklarda bulunduğu zannına kapılmışlar, ama yukarıda işaret edilen inanmış numarası yapan inkarlarını gizleyen münafık şahıslar gibi davranmayı onurlarına yedirememişler ve Deizm denilen, Allah’a inandığını iddia eden ama Allah’ın neyi emredeceğini ve neyi yasaklayacağına kendi arzularıyla karar veren uydurma bir dini benimseme düşüklüğünü kendilerine yakıştırmışlardır.

Diamond Tema adıyla yayın yapan, laf ebeliği yeteneğinden destekle çirkin ve kötü ahlaklı davranış ve söylemlerini “güzel ahlak ve erdem” gibi süsleyen bir başka iki yüzlü sahtekar da Agnostizm perdesi altında, desiselerini güya samimiyet olarak pazarlamaktadır. “Ben ateiste de, iman eden müslümana da saygı duyarım” iddiasında bulunarak zekayı kullanma kabiliyetinden mahrum ebleh gençler indinde populizm yapıyor, ama hakikatte Kur’an ve sünnete iman eden bütün müslümanlara saatlerce nefretini kusuyor! Kur’an’a ve sünnete iman etmeyen müslüman olabilir mi ki? Diamond tema o halde hangi müslümana saygı duyuyor? O sadece kendisi gibi kafir ya da sözde agnostik olmuş, ama müslüman olduğunu iddia eden arada kalmış, tarafını belli edememiş kararsızlara saygı duyduğunu söylüyor aslında!  Sahtekarlığını ve İslam’a kinini süslü cümlelerin arkasına gizlemekte maharetli olduğundan değil, her bağıranın arkasına koşan, dar düşünceli insanların çok oluşundan dolayı taraftar topluyor!

Zaten müslüman olduğunu iddia eden birçok kimse ne Kur’ân hakkında, ne sünnetin sahihi ve sahih olmayanı hakkında, ne de İslam tarihi hakkında sıradan bir müslümanda bulunması gereken donanıma sahip olmadığından, felsefe marifetiyle insanları tuzağa düşürmek kolaydır. Bir de yukarıda işaret edilen münafık yazarlar ve serseri ilahiyatçılar din adına konuşan hocalar olarak tanınınca, küfür davetlerinin ekmeğine yağ üstüne bal sürülüyor!

Evet, modern çağda kafir rejimin okullarında ana okullarından üniversitelere kadar süreçte zihinleri fıtrî, ahlakî ve imanî değerlerden tamamen boşaltılıp, yerine her türlü melanetin doldurulduğu çocuklar ve gençler, Deizm, Agnostizm, Ateizm, Satanizm gibi envai çeşit küfürlere ilgi duyar olmuşlardır. Bu çocukların ve gençlerin ana babaları da din konusunda her konuşana kulak vererek zihinleri bulamaç olmuş, Ebu Cehil’in okullarına çocuklarını göndermeyi fazilet gibi inanır olmuşlardır. Sakallı erkekler, Başı kapalı hatta çarşaflı kadınlar dahi çocuklarını puta taptırmaya, kızlı erkekli dans ettirmeye, küçük sevgilisiyle buluşturmaya, müzikli teneffüs ayinlerine, - birkaç istisna azınlık hariç - çoğu godoş ve orospu tiynetli olan öğretmenlere zehirletmeye bizzat götürüp, çıkışta okulların önünde bizzat bekliyorlar! Zerre kadar utanan da yok! Belli ki hallerinden memnunlar!

Okullarda verilen eğitim sapkınlık eğitimidir, kimse kendini kandırmasın. Bunun düzelmesinin de artık yolu yok! Bu yüzden gün geçtikçe nesiller fasitliğin dip noktasında bozulmakta, bu eğitim okulları ancak fuhşiyatı, yalancılığı, hırsızlığı, ahlaksızlığı, hak hukuk tanımamayı, Allah’tan korkmayan ve kuldan utanmayan gençliği çoğaltmaktadır!

Çünkü Allah’a iman ve vicdan bağları yerle bir edilmektedir. Yeni nesle iki seçenek sunulmaktadır: Ya müslüman olduğunu iddia eden ama her türlü pisliğin irtikâbına göz yuman bir münafık olacaksın, ya da ateist, deist, agnostik vb. gâvur olacaksın!

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hayatını ve sünnetini örnek alarak Allah’ın kitabına iman edip yaşamak isteyen bir müslümana ise asla tahammül edilmemektedir!

İslam’ın en öncelikli şartı olan; müslüman kılığına bürünme, erkeklerin sarık, sakal, şalvar, diştaşe vb. kıyafetlere girmesi, kadınların yalnız gözünü açıkta bırakan tam tesettüre bürünmesi gibi müslümanlık için olmazsa olmaz şartı yerine getirenler, terör ithamıyla, cahillikle, şekilcilikle, düşüncesizlikle vb. suçlanmakta ve İslam’ın bu öncelikli prensibi, kaçınılması gereken unsur olarak lanse edilmektedir.

Yıllar önce bir Tv programında Recep Erdoğan’a sunucu şöyle sormuştu: “Siz resmi dairelerde başörtüsünü serbest bırakmak istiyorsunuz, peki ya bir kadın siyah çarşafla işe gelmeye kalkışırsa ne olacak?” Recep Erdoğan derhal cevap verdi: “Aşırılığa biz de karşıyız!” Kur’ân ve sünnete uymak, bu seküler küfrün temsilcilerine göre aşırılık öyle mi?!

Kötünün iyisi veya din düşmanı kâfir yerine din düşmanı olmayan kâfire oy verelim diye oy kullananlar var! Bokun iyisi olmaz, cıvığı da katısı da pis kokar ve ikisi de kötüdür! Hangisinin daha pis koku yayacağını bilemezsiniz! Chp rejimlerinin yasaklayamayacağı cemaatle namazı, kötünün iyisi zannedilen küfür temsilcileri yasaklamayı başarmadı mı?

Şimdi gelelim sünnet inkarcılarının tasarladığı hayat düzeninin nasıl samimiyetsiz ve münafıkça olduğuna… bu konuda birçok örnek zikredilebilir lakin, aşağıda zikredeceklerim konuyu anlamaya yeterli olacaktır inşaallah:

1- Mesela Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:

Hırsızlık eden erkekle hırsızlık eden kadının kazandıklarına karşılık Allah’tan ibret verici bir ceza olarak ellerini kesin. Şüphesiz Allah Azîz’dir, Hakîm’dir.” (Maide 38)

Şayet sünnet devre dışı bırakılırsa hırsızlık eden erkek ya da kadın kim olursa olsun, ister çocuk, ister deli, ister yaşlı bunak fark etmeksizin elinin kesilmesi gerekir. Üstelik çaldığı şey ister sakız, ekmek, ip gibi değeri düşük bir şey olsun, ister yüksek tutarlı bir şey olsun fark etmez. Bu ayet karşısında sünneti devre dışı bırakanlar ya Mustafa Öztürk adlı kafir gibi tarihselcilik münafıklığına bürünüp Kur’ân’ın hücciyetini inkar edecek ya da sünnetten bağımsız Kur’ân taraftarlığı iddiasında samimi olup, sakız çalan bir delinin veya çocuğun elini kesme zulmüne hükmedecek!

Halbuki âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasulün sünneti, Allah’ın muradını beyan eden rahmetin ta kendisidir!

İbn Abbas radiyallahu anhuma’dan: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Üç kişiden kalem kaldırılmıştır; iyileşinceye kadar deliden, uyanıncaya kadar uyuyandan ve büyüyünceye kadar çocuktan.”[1]

Aişe radiyallahu anha’dan: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

تُقْطَعُ اليَدُ فِي رُبُعِ دِينَارٍ فَصَاعِدًا

El kesme cezası çeyrek dinar ve daha fazlası hırsızlıktadır.”[2]

Mal sahibinin hırsızı bağışlaması halinde hırsızın elinin kesilmemesi sünnette gelen ayrıntılardandır:

Abdullah b. Safvan rahimehullah dedi ki: “Safvan b. Umeyye b. Halef’e; hicret etmeyenlerin helak olduğu söylendi. Dedi ki:

“Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gitmedikçe ailemin yanına gelmeyeceğim.” Bineğime bindim ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldim. Dedim ki: “Ey Allah’ın rasulü! Hicret etmeyenlerin helak olduğunu iddia ediyorlar.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Hayır, ey Ebu Vehb! Mekke’ye dön.” Ben yatarken bir hırsız geldi ve başımın altındaki bir elbisemi aldı. Onu yakalayıp Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e götürdüm ve dedim ki:

“Bu benim elbisemi çaldı.” Nebî sallallahu aleyhi ve sellem onun elinin kesilmesini emretti. Dedim ki: “Ey Allah’ın rasulü! Ben böyle olmasını istemedim. Ona bu sadaka olsun.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

Bunu davayı bana getirmeden önce yapsaydın ya![3]

Hırsızlık yapıp kaçan köleye ve Müslüman devlette vergi vererek yaşayan kitap ehli zımmiye el kesme cezasının uygulanmaması sünnette gelen ayrıntılardandır:

İbn Abbas radiyallahu anhuma’dan: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

لَيْسَ عَلَى الْعَبْدِ الآبِقِ إِذَا سَرَقَ قَطْعٌ وَلَا عَلَى الذِّمِّيِّ

Kaçan köle hırsızlık yaptığı zaman ve zımmîye el kesme cezası yoktur.”[4]

2- Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:

Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dininde onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir gurup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.” (Nur )

Bu ayette de zina eden kadın ve zina eden erkeğin buluğa ermiş olup olmadıkları, aklî melekelerinin yerinde olup olmadığı zikredilmemiştir. Yukarıda zikredilen, kendilerinden mesuliyetin kalktığı bildirilen kimseler hakkındaki hadis burada da geçerlidir. Lakin sünneti devre dışı bırakmak isteyen sünnet inkarcılarına göre burası da problemlidir!

Hem sonra diyelim mesuliyet sahibi kimseler zina etmişler ve bunların cezası 100 sopa olarak tayin edilecek. Sünnet inkarcılarına göre Kur’ân’da bu sopanın vasfını ve darbelerin şiddetini, suçlunun neresine vurulacağını sınırlayan bir kayıt yoktur. Üstelik cezayı uygularken acıma tutmasın da deniliyor! Bir kişi kalkıp beyzbol sopasıyla şiddetlice bu cezası uygulasa ve daha ilk vuruşta suçluyu öldürse, sünnet inkârcıları bunun Kur’ân’a aykırı olduğunu iddia edebilir mi?

Böyle bir uygulamanın Kur’ân’a aykırı ve bir zulüm olduğunu ancak sünnet ehli söyleyebilir:

Ubâde b. es-Sâmit radiyallahu anh’den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

خُذُوا عَنِّي خُذُوا عَنِّي قَدْ جَعَلَ اللهُ لَهُنَّ سَبِيلًا الْبِكْرُ بِالْبِكْرِ جَلْدُ مِائَةٍ وَنَفْيُ سَنَةٍ وَالثَّيِّبُ بِالثَّيِّبِ جَلْدُ مِائَةٍ وَالرَّجْمُ

Benden alın, benden alın! Allah onlar (zina edenler) için bir yol kıldı. Bekârın bekârla zina etmesi halinde yüz sopa ve bir sene sürgün vardır. Evlilik yaşamış olanın evlilik yaşamış olanla zina etmesi halinde yüz sopa ve recm cezası vardır.”[5]

Bu sahih hadise göre zina edenler şayet bekar ise ona uygulanacak ceza kesinlikle öldürücü olmamalıdır! Nitekim bu sopa cezasından sonra bir sene de sürgün edilmesi, yani cezadan sonra yaşıyor olması gerekir!

 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu uygulaması da zina etmiş kimsenin cezalandırılmasında gözetilmesi gereken hususlara bir örnektir:

Ebu Umame b. Sehl b. Huneyf radiyallahu anh, Ensar’dan bir sahabe’den rivayet ediyor:

 “Ensardan bir adam hastalandı, öyle ki bitkin düşüp bir deri bir kemik haline geldi. Ensardan birisinin cariyesi adamın yanına girdi. Adam onu arzulayıp cinsel ilişki kurdu. Kavminden bazı adamlar ziyaret için yanına girdiklerinde olup biteni onlara anlattı ve:

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e benim için fetva sorun. Ben yanıma giren bir cariye ile ilişki kurdum” dedi. Bunu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e anlattılar ve dediler ki:

“İnsanlardan onun kadar sıkıntıda olan birini görmedik. Eğer onu yüklenip sana getirseydik kemikleri dökülürdü. O sadece bir de­ri bir kemik kalmıştır.” Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yüz tane hurma salkımı sapı alma­larını ve ona bir defa vurmalarını emretti.”[6]

Recm cezasından kaçan kimsenin bırakılması sünnette gelen ayrıntılardandır:

Ebu Hureyre radiyallahu anh’den: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

إِذَا اعْتَرَفَ الرَّجُلُ بِالزِّنَا أَرْبَعَ مَرَّاتٍ فَأُمِرَ بِهِ الرَّجْمُ فَهَرَبَ تُرِكَ

Kişi zina ettiğini dört defa itiraf eder, onun recmedilmesi emredilir de sonra kaçarsa bırakılır.”[7]

Zinayı ikrarından vazgeçenin recmedilmeden bırakılması sünnette gelen ayrıntılardandır:

Nuaym b. Hezzal radiyallahu anh’den: “Maiz b. Malik radiyallahu anh Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e geldi ve dedi ki:

“Ey Allah’ın rasulü! Muhakkak ki ben zina ettim. Benim hakkımda Allah’ın kitabını uygula.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ondan yüz çevirdi. Ta ki dördüncü defa geldiğinde buyurdu ki:

Onu götürün ve recmedin.” Taşlanmaya başlanınca taşların vücuduna değmesine tahammül gösteremedi. Çıktı ve hızlıca koşmaya koyuldu. Abdullah b. Uneys ona yetişti ve bir eşeğin tarak kemiğini ona atarak onu devirdi. İnsanlar da onu öldürünceye kadar taşladılar.  Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e onun kaçtığından bahsedilince buyurdu ki:

Niçin onu bırakmadınız? Belki o tevbe eder, Allah da onun tevbesini kabul ederdi.”[8]

Tecavüze uğrayan kimsenin cezalandırılmaması sünnette gelen ayrıntılardandır:

Ebu Abdirrahman es-Sulemî rahimehullah’tan:  “Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh‘ın huzuruna bir kadın getirildi. Kadın oldukça susamış haliyle yolda bir çobanın yanından gecip su istemiş, çoban kendisi ile zina etmesini kabul etmedikçe ona su vermeyi kabul etmediğinden çobanın isteğini kabul etmiş. Ömer radiyallahu anh bu kadını recmetmek hususunda insanlara danıştı. Ali radıyallahu anh dedi ki:

“Bu kadın mecbur bırakılmıştır. Benim görüşüme göre onu serbest bırakmalısın.” Ömer radıyallahu anh de öyle yaptı.”[9]

Deliye ve büluğa ermemiş kimseye ceza uygulanmaması sünnette gelen ayrıntılardandır:

İbn Abbas radiyallahu anhuma’dan: “Ömer radiyallahu anh’e zina etmiş olan deli bir kadın getirildi. Ömer radiyallahu anh onun recmedilmesini emretti. Kadın götürülürken Ali radiyallahu anh’ın yanından geçtiler. Ali radiyallahu anh:

“Bu nedir?” dedi. Dediler ki: “Bu bir deli kadındır. Falan kimseyle zina etti.” Ali radiyallahu anh: “Onu geri götürün” dedi, Ömer b. el-Hattab radiyallahu anh’ın yanına geldi ve dedi ki:

“Bilmiyor musun ki, “Üç kişiden kalem kaldırılmıştır; iyileşinceye kadar deliden, uyanıncaya kadar uyuyandan ve büyüyünceye kadar çocuktan.” Ömer radiyallahu anh tekbir getirdi ve onu recmetmedi.”[10]

Ubeyy b. Kâ’b radiyallahu anh dedi ki: “Bekârlar zina ettiklerinde onlara sopa vurulur ve sürgün edilirler. Evli veya dul olanlar zina ettiklerinde recmedilirler. Buluğ çağına ermiş olanlara sopa vurulur, sonra recmedilirler.”[11]

Bu konularda sünnette gelen birçok ayrıntılara örnekler çoğaltılabilir. Yine Kur’ân ile sünnetin arasını ayırma durumunda maruz kalınacak onlarca çelişkiyi örneklendirebilirim. Lakin yazının uzamaması için bu kadarını yeterli gördüm. Daha ayrıntılı malumat ve örnekler görmek isteyenler el-BURHAN Sünnete Kefil Oıan Kur’ân adlı kitabıma müracaat etmelidirler.

Allah’ın kitabında mücmel olarak zikredilen ve ilk bakışta ağır gibi görünen nice hükümlerde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünneti Allah Azze ve Celle’nin muradını beyan etmiş ve hafifletme getirmiştir. Lakin Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine kör kesilmenin öğretildiği gençler, sünnetten cahil bırakılmışlar ve bu cehaletleriyle, rasulün beyanından mahrum bırakılmış kıt bakışlarıyla, Kur’ân’ın hükümlerini ağır görünce, dinin bütün bağlarından sıyrılmayı daha kolay görmüşler ve Deizm, Agnostizm gibi saçma sapan küfürlere yönelmişlerdir!

Alemleri ve bizleri yaratan Allah Azze ve Celle’dir ve hayatımızla ilgili her konuda da yegane hüküm sahibi Allah Azze ve Celle’dir. Bizler özgürlük iddiasıyla hevalara, şeytanlara köle olmayı tercih edemeyiz. Bilakis sadece alemlerin rabbine kul olarak gerçek özgürlüğe kavuşabilir ve hakkı sahibine ancak o zaman teslim edebiliriz. Allah’a, O’nun istediği ve rasulüyle bize tebliği ettiği kulluk dışında yaptığımız her davranışın bir haksızlık ve ZULÜM olduğunu aklımızdan çıkarmamamız gerekir.



[1] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Heysem b. Kuleyb eş-Şâşî Musned (3/417) Hâkim (1/389, 4/430) İbn Huzeyme (1003, 3048) İbn Hibbân (1/357) Ahmed (1/158) Ebû Dâvûd (4399) Nesâî Sunenu'l-Kubrâ (7343) Darekutni (3/139) Beyhaki (4/269, 8/264) el-Elbani İrvau’l-Galil (2/5) Mukbil b. Hadi Sahihu’l-Musned (950)

[2] Sahih. Buhârî (6789) Muslim (1684)

[3] Muslim'in şartına göre sahih. Ahmed (3/401) Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (8/18-20) Malik Muvatta (2/834) Şafii Sunen (s.335) İbn Mâce (2595) Taberânî (8/47, 50) Begavi Mu’cem (1273) Tahavi Şerhu Muşkili’l-Asar (2383) Beyhaki (8/265) İbn Asakir Tarih (24/103) el-Elbani İrvau’l-Galil (2317)

[4] Muslim'in şartına göre sahih. Ebu İshak el-Muzekkî el-Muzekkiyyat (165) Hâkim (4/424) Darekutni (3105) Tahavi Şerhu Muşkili’l-Asar (3727) Deylemi (5185)

[5] Sahih. Muslim (1690)

[6] Sahih. Ebu Davud (4472) Ahmed (5/222) İbn Mace (2574) Nesâî Sunenu'l-Kubrâ (7307-9) İbnu’l-Carud (817) İbn Ebî Âsım el-Âhad ve'l-Mesânî (2024) Ebu’l-Kasım el-Begavi Mu’cem (639) Taberânî Mu'cemu'l-Kebîr (6/63, 77, 85) Darekutni (3/100) Ebu Nuaym Marife (3256) Beyhaki (8/230, 10/64) Beyhakî el-Hilafiyyat (5452)

[7] Sahih. Taberânî Mu'cemu'l-Evsat (2681)

[8] Muslim'in şartına göre sahih. Hâkim (4/404) Ahmed (5/216) Ebu Davud, (4419) İbn Ebî Şeybe (5/538) İbn Ebî Âsım el-Âhad ve'l-Mesânî (2393) Tahavî Şerhu Muşkili'l-Âsâr (435) Beyhakî (8/228)

[9] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Beyhaki (8/236) el-Elbani el-İrva (2313)

[10] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Heysem b. Kuleyb eş-Şâşî Musned (3/417) Hâkim (1/389, 4/430) İbn Huzeyme (1003, 3048) İbn Hibbân (1/357) Ahmed (1/158) Ebû Dâvûd (4399) Nesâî Sunenu'l-Kubrâ (7343) Darekutni (3/139) Beyhaki (4/269, 8/264) el-Elbani İrvau’l-Galil (2/5) Mukbil b. Hadi Sahihu’l-Musned (950)

[11] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Ebu Nuaym Mesanidi Firas el-Muketteb (24) Said b. Mansur Tefsir (595) İbn Ebî Şeybe (6/555) İbnu’l-Munzir el-Evsat (9123) Mervezi es-Sunne (360) Beyhakî (8/223)

3 Ağustos 2024 Cumartesi

Çocukların Eğitiminde İşlenen Bazı Hatalar

 1-    Bazı veliler, çocuklarının eğitimini tamamen eğitim kurumlarına havale ediyorlar. Çocukların davranışlarında bir yanlış veya sapma ortaya çıktığı zaman da, bu yönden eksik kalan eğitim kurumunu açıkça kötülüyor ve yöntemlerinin başarısızlığından, eğitimcilerin bu işte ehil olmadıklarından şikayet ediyorlar. Şunu açıkça söyleyebiliriz ki, böyle sözleri ancak kendi görevlerinden gafil kalan ve tembellik eden kimseler söyler. Davranışlarında sapma görülen çocuk, eğitim kurumuna ancak evinde beş – altı yılını tamamladıktan sonra verilmektedir. Şayet ona baştan beri düzgün eğitim verilseydi bu sapmalar görülmezdi. Çocuğa hayatında ilk verilmesi gereken eğitim; çocuğun ahlakının ve terbiyesinin oluşturulmasıdır. Yine defalarca üzerinde durarak kontrol etmeliyiz. Çocuk kendi haline bırakıldığı zaman davranışlarında sapmalar ortaya çıkar. Bu aniden ortaya çıkmaz lakin eğitim sürecindeki isabetsiz bazı yönlendirmelerin neticesidir.

Gazali, İhyau Ulumi’d-Din’de şöyle der: “Çocuk yetişmesinin başlangıcında ihmal edilirse genelde kötü huylar ortaya çıkar. Yalancı, hasetçi, hırsız, laf taşıyıcı, ağzı bozuk, boş şeylerle uğraşan ve hilekâr olur. Bütün bunlardan sadece terbiyesinin verilmesiyle korunur…” sonra şöyle diyor: “Çocukları terbiye etmenin başında, onları kötü arkadaşlardan korumak gelir.” Çocuk, aile dışına çıktığı zaman ailesinin bir temsilcisi olduğunu bilmek zorundadır. Ancak onların özelliklerini taşır, onların lehçesinden konuşur. Bir Arap atasözü şöyledir: “Çocuk, babasının sırrıdır”

2-     Ailedeki eğitim, donuk bir eğitim olmamalıdır. Aile, bildiklerini aktarırken ve çocuklara uygularken onların mizaçlarını dikkate almalıdır. Bu eğitim, yeni düzenlemelere cevap vermeyen türden olmamalıdır. Başarılı eğitim; kritiği yapılan eğitimdir.

3-    Çocuk davranışlarında bozukluk gösterirse gizlice azarlanmalı, başkalarının önünde, özellikle de aileden olmayanların önünde rencide edilmemelidir. Ta ki kendine olan güvenini kaybetmesin.

4-    Çocuk babasıyla korkutulmamalı. Bu çok yaygındır. Anne kendisine karşı gelen çocuklarını babalarıyla korkutur. Bu durum babanın saygı duyulmaksızın korkulan ve çekinilen bir obje olmasına sebep olur.

5-    Anne ve baba çocuklarını büyük küçük her hatadan dolayı azarlamamalı, bilakis onların kendi hatalarını anlamaları için fırsat vermelidirler. İnatçılık ve aykırılığın ortaya çıkmasına sebep olacak kadar azarlamayı artırmak caiz değildir.

6-    Anne ve babanın, çocuklarının takdir ve saygısında kalmaya devam etmek için onların önünde saygınlıklarını korumaları gerekir.

7-    Babanın veya annenin uzun süre evde görünmemesi hiç tartışmasız, çocuğun eğitiminde kusurdur. Onların katında gönül bağının zayıflığı da böyledir. Babanın uzun süre görünmemesi, eğitimde annenin üzerine büyük bir yük bindirir. Zira anne çoğu zaman ev işlerinin yükü ile çocukların eğitimi arasında denge kuramaz. Yine babanın çok fazla kaybolması, psikolojik, sosyal, eğitim, ahlak ve vicdan bakımlarından çocukları etkiler.

8-    Yine işlenen en önemli hatalardan birisi de korkutmadır. Yani anne babansın çocuklarını aslı olmayan hurafelerle korkutmalarıdır. Psikolojik ve sosyal hastalıkların çoğu zihne korkunun yerleşmesi sebebiyledir. Bu, şuurda neslin ve hatta nesillerin hareketini sınırlayan prangalar oluşturur. Vesveselere sebep olur. Kişiliğin kurulmasını durdurur. Çocukların var olmayan şeylerle, hurafelerle, efsanelerle ve hastalıklı hayallerle korkutulmaları, gelişmekte olan nesli prangalarla bağlar ve hareketsiz kuyulara hapseder. Bu çökmüş fikirler ve başarısız eğitimler, ancak Sorunlu bir neslin oluşturulmasına götürür. “İnsan yiyen dev”, “Çocukları yiyen cadı”, “Kalpleri söken adam” gibi isimlendirmeler korkutucudur ve korkuya sebep olmaktadır. 

9-    Diğer taraftan önceki noktaya şunu da eklemek gerekir: Bazı babalar çocuklarına korku hissettirmekle mesajlarını ileterek başarı olduklarını zannetmektedirler. Onlar bu yolda bedeni cezalar ve sertlik de uyguluyorlar. Bu vesilelere sarılanlar diğer taraftan sadece eğitimi iflas ettirmiş olurlar. Sözü geçmez olur, korkutmaktan başka ikna etmeye gücü yetmez. Eğitiminde korkudan yardım alan eğitimci, ancak ruh sağlığını yıkmış olur. Çocuğun gönlünden saygı ve takdir kalkar, eğitimci onun gözünde sadece korkunun sembolü olarak kalır. O halde en üstünü; huzur ve anlayış telkin etmek veya korku ile huzur arasında denge kurmaktır.

10- Bazı eğitimci ve babalar sadist ve buna karşılık çocuklar mazoşist olabilir. (Sadizm: başkalarına acı çektirmekten zevk almaktır. Mazoşizm ise acı çekmekten zevk almaktır.) eğitimcilerde ve çocuklarda bu iki gruptan sakınmak gerekir. Sadizm ile mazoşizm arasında alaka vardır. Bir evde sadist varsa, o evde mazoşist de olacaktır. Zira baba veya eğitimci sadist olursa, çocuğun mazoşist olmasına sebep olur.

11- Eğitimin anlamının yaptırımlar ve disiplin olduğunu zanneden pek çok kimse hatalıdır. Zira edeplendirme bu anlamdan çok daha geniştir. Eğitim; öğretim, disiplin, alıştırma, teşvik etme ve sakındırmayı da kapsar. Çocuğa bu sıfatları ve şahsiyet kazandırıcı sıfatları güzel davranışlarla beraber işlemektir. Ama cezalandırma sadece disiplinin bir parçasıdır. Disiplin iki unsuru içerir: eğitim ve ıslah. Cezalandırma dışında başka ikna yolları da vardır. Anne ve babalar bu yolları, çocuklarının şahsiyetine göre belirlerler. Cezalandırma esnasında gözetilmesi gereken şartlar şunlardır:

-       Başka vesileler faydalı olduğu sürece dayağa başvurulmamalıdır.

-       Çocuğa zarar verilmemesi için şiddetli öfke halinde dayaktan kaçınılmalıdır.

-       Yüz, baş, göğüs gibi eziyet verici bölgelere vurmaktan sakınmak gerekir.

-       İlk seferinde dayak şiddetli ve can yakıcı olmamalıdır. Zaruret dışında üçten fazla vurmamalı ve zaruret olursa da on defadan fazla vurmamalıdır.

-       Çocuk on yaşına gelmeden önce dövülmemelidir.

-       İlk defa hata yapmışsa çocuğun yaptığından pişman olup özür dilemesine fırsat verilmeli, kendisinden söz almakla beraber ceza vermeksizin aracılık edilmesine izin verilmeli ve affedilmelidir.

-       Eğitimci çocuğu kendisi dövmeli, başkasına bırakmamalıdır. Zira bu iş kardeşlerinden veya arkadaşlarından birine bırakılırsa, çocuğun kendisini cezalandırana kin beslemesine sebep olur.

-       Eğitimci, büluğ çağına gelmiş çocuğa on defa vurmayı caydırıcı olması için yeterli görmezse artırabilir.

-       Ödüllendirme: bu da eğitim vesilelerindendir. Lakin bu konuda israfa kaçılmamalıdır. Zira bu çocuğun maddeci olmasına sebep olur, ödül olarak sadece eşyayı kabul eder. Bizzat hayır işlemeye alıştırılmalı ve zaman zaman buna teşvik edilmelidir.

12- Eğitimde çok erken davranmalıdır. Nitekim çocuk anne karnında iken de eğitilir. O esnada işitir ve hisseder. Okunan Kuran’ı dinler ve onun sevgisine alışır. Gülümseyen, huzurlu, güzel bir hava hisseder. Böylece tebessüm ve sevgi üzerine yetişir. Bu yakın zamanda keşfedilen bilimsel bir gerçektir. Yine ilk yaşlarda, hatta ilk aylarında eğitimi de böyledir. Çocuk gerçekten zekidir. Bu onun eğitimini kolaylaştırır. Şair şu sözleriyle ne kadar doğru söylemiş:

Ağaç yaşken doğrultulur

Odun haline gelmişse yumuşamaz

Edep küçük yaşlarda fayda eder

İhtiyarlayınca edebin bir faydası olmaz

Yaratılışına uygun olarak yetişen çocuğun eğitimi kabul etmesinde bir zorlukla karşılaşılmaz.

13- Eğitimin yiyecek, içecek, giyecek ve rahatı bollaştırmaktan, onlara iyi alışkanlıklar öğretmekten ibaret olduğunu zannedenler de hatalıdır. Bilakis eğitim, bunları kapsadığı gibi, aile sıcaklığı ve aile içi uyumu da kapsar. Çocuğun kültürünü artırma, ona faydalı beceriler kazandırma, din ve dünya işlerinin öğretilmesi, aile fertlerinin bir araya gelerek farklı yeteneklerini ortaya koyacakları programların düzenlenmesi ve okumaya teşvik etmek de bunlar arasındadır. Bunlar ve diğerleri, çocuğun eğitiminde ve erkenden tecrübe kazanmasında büyük bir paya sahiptir. Küçük bir kitaplık oluşturmakta sakınca yoktur. Hatta bu talep edilen bir iştir. Bu kütüphanede kitaplar ve çocuklar için hazırlanmış kasetler bulunmalıdır.

14- Babalar çocukların önünde sertlik göstermemeli, öfkeyle infiale kapılmamalıdır. Zira bu dönemlerde gördükleri zihinlerinde yer eder. Bu da psikolojik arızalara, duygularında karmaşalara, düşmanlığa ve eğitimde sapmalara sebep olur.

15- Çocuklara muamelede özellikle de erkeklerle kızlar arasında ayrım yapılmamalı ki birbirlerini kıskanmasınlar. Lakin ferdi farklılıkların gözetilmesi gerekir. Her çocuğun diğer kardeşlerinden ayrıldığı kendisine has özellikleri vardır. Hediye verirken ilgi alanlarına saygı gösterilmeli, bu hediyelerin faydalı olması için gereken vesileler gözetilmelidir. Yine çocuklarımıza yeni deneyimler sunmalıyız. Her deneyim onların mizaçlarına ve kişiliklerine uygun olmalıdır.

16- Çocuğunu hata yaptığı zaman kıymetini düşürüp aşağılayıcı sıfatlarla anmamalısın. O öğrenmektedir. Ona: “Sen aptalsın, işe yaramazsın” veya “duvar bile ne dediğimi anlıyor sen anlamıyorsun” gibi sözler söylememelisin. Zira bu sözler onun kendine güvenini kaybettirir.

17- Eğer ailede derslerden geri kalan bir çocuk varsa, onun elinden yumuşaklık (rıfk) ile tutmamız, ona hissettirmeden ve kendine güvenini kaybettirmeden bu problemden kurtarmamız gerekir. Bu hayata layık olmadığı gibi bir hisse kapılmamalıdır. Pek çok aile ortamı bu tür çocuklara yapılması gereken muameleler hakkında başarısız olmaktadır. Bunun sebebi de ana babanın şiddet ve sertlikle muamele ederek çocuğu gücünün yetmeyeceği işlerde gayret etmeye zorlayarak sorumlu tutmalarıdır. Bunun neticesinde de istenenin tam aksine bir durum ortaya çıkmaktadır.

Bu konuda derslerden geri kalma probleminin çözümü için sopayı hazır tutan, bu tür çocukları diğerlerinden küçük düşüren bedeni ve psikolojik cezalar uygulayan bazı velilerin, eğitimcilerin ve öğretmenlerin gözetmesi gereken meseleler vardır. Onların bu üsluplara başvurmaları bir taraftan yaparken diğer taraftan yıkmaktır. Çocukta kalan şahsiyet yönlerini, özellikle de eğitim yönünü bozmaktadır. O halde bize düşen şey, çocuğun durumuna göre en uygun olan orta yolu tutmaktır. 

18-   Kız çocuk doğunca değil de, erkek çocuk olunca sevinç ortaya koymak. Bunlar bize anlatılan öncekilerde olduğu gibi, eskiden beri devam eden adetlerdir. Bugün, düne ne kadar da benzemiştir! Cahiliye dönemini kastediyorum.  Erkek çocukla müjdelenince çokça sevinç gösteren ana babalar, kız çocuğu olunca üzüntüden sesleri kesilmektedir. Halbuki hangisinin daha hayırlı olduğunu bilemezsin. Hem sonra kız çocuktan dolayı öfkelenmek cahiliye amellerindendir.

19- Çocuklara yakışmayan isimler vermek: bazı isimlerin hiçbir anlamı yoktur ya da yakışıksız anlamı olan isimler verilmektedir. Çoğu zaman manası bilinmeden Kuran’dan, karanlık manasına gelen; “Secî” gibi isimler bulunmaktadır. İsim verirken bilinen ve manası açık olan isimler seçilmelidir. Derine dalıp ileri gidilmemelidir. Nadir bulunan isimler hristiyanlık inançlarına özel bir anlam taşıyabilir. Çocuk, kendisine verilen künye veya isimden psikolojik olarak etkilenir. İmam İbn Kayyım rahimehullah isim ile müsemma arasındaki bu bağlantıya dikkat çekmiştir. Şüphesiz isimler, müsemmalarına etki ederler. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, güzel isimler verilmesini emrederek şöyle buyurmuştur: “Kimin bir çocuğu olursa onun ismini ve terbiyesini güzel yapsın.”

20- Çocuğun eğitim yöntemini belirlemede anne ile baba arasında ittifak bulunmaması: çocuğun şaşkın vaziyette kalmaması için tek bir yöntemde ittifak edilmesi gerekir. Nitekim çocuk, annesinin teşviki ile, babasının karşı çıktığı bir şey yapabilir. Şüphe yok ki böyle bir tutum çocuklarda muhalefet eğilimine sebep olur.

21- Çocukları televizyon cihazının avı olarak bırakmak: anne çoğu zaman bu duruma razı olur. Zira bu sayede çocukların kendisine huysuzluk etmelerinden kurtulur… lakin televizyon fayda getirmez, sadece zarar verir. Hem uzun süre televizyon karşısında oturmak sağlığa da pek çok zarar verir. Hareketi iptal ederek tembelliğe sebep olur. Bu yüzden televizyon seyretmek için belirli vakitler tayin etmeli, eğer engel olunamıyorsa imkan nispetinde bunu sınırlamalıdır.

22- Çocuğu kontrol etmek için gereğinden fazla uğraşmak: bazıları çocuğunu büyük bir çocuk gibi dengelemek ister, onu oyundan alıkoyar, yaşına uygun olmayan birçok sorumluluklar yükler. Bu bir hatadır. Bu sınırlı halde çocuk hareketlerinde ve aklında olgunlaşmasını tamamlayamaz. Muhakkak ki çocuğun giderilmesi gereken zaruri ihtiyaçları ve istekleri vardır. aksi takdirde çocuk içine kapanık ve karmaşık bir insan olur. Çocuklarımıza çocukluklarını yaşatmalıyız.

23- Çocuğun kendine güvensiz ve kompleksli olarak eğitmek: maalesef pek çok baba buna sebep olmaktadır. Bu durum çocuğun geleceğini ve hayata bakışını kötü etkileyen izler bırakır. Zira kendine güvensiz ve kompleksli olarak yetişen çocuk, korkak, isteksiz, reşit olduktan sonra dahi hayatın zorluklarını karşılamaya gücü olmayan birisi olur.  

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)