Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

25 Nisan 2019 Perşembe

Ayrılırken Musafaha Etmenin Hükmü

Ayrılırken Musafaha Etmenin Hükmü
Ebu Muaz el-Çubukâbâdî
Bismillah. Hamd Allah içindir. O'na hamd eder, O'ndan yardım ister ve O'ndan bağışlanma dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O'na sığınırız. Allah kimi hidayet etmişse onu saptıracak yoktur, kimi de saptırmışsa onu hidayet edecek yoktur. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ibadete layık hak ilah yoktur. yine şehadet ederim ki Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem O'nun kulu ve rasulüdür. Bundan sonra:
Karşılaşınca musafaha etmek sünnettir. Bu konuda gelen hadisler çok ve meşhurdur. Lakin ayrılırken musafaha etme konusunda bir şüphe meydana gelmiş, bazıları bunun bid’at olduğunu iddia etmişlerdir. Meselenin tahkikinin sonucunda ayrılırken musafaha etmenin meşrû olduğu anlaşılmıştır. Ancak bunun meşruluk derecesi, karşılaşma anındaki meşruluk derecesinden aşağıdadır.
Şeyh Mukbil b. Hadi rahimehullah’a ayrılırken musafaha etmek hakkında sorulduğunda şöyle demiştir:
لا أعلم دليلاً على هذا المصافحة تكون عند اللقاء نعم النبي صلى الله عليه وعلى آله وسلم عند أن ودع أمير جيشٍ مسك بيده فهل كانت مصافحة أم كانت نسك بيده ليمشي معه قليلاً فإنه ربما يودع المسافر ويمشي معه قليلاً أما هذا بخصوصه فلا أعلم دليلاً عند الفراق والذي جاء في اللقاء إذا إلتقا المسلمان فتصافحا سقطت ذنوبهما أو خطاياهما من أصابعهما أو بهذا المعنى
السائل: وهل تصل إلى حد البدعة؟
الشيخ: إذا دويم عليها
“Buna bir delil bilmiyorum. Musafaha karşılaşınca yapılır. Evet, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem ordu komutanını gönderirken elinden tutmuştur. Bunu musafaha etmek için mi, yoksa onunla beraber yürüyüp teşyî (yolcu) etmek için mi yaptı? Bazen kişi misafiri yolcu etmek için onunla beraber biraz yürür. Ama özellikle ayrılırken musafaha hakkında bir delil bilmiyorum. Karşılaşınca musafaha etmek hakkında: “İki müslüman karşılaşınca musafaha ettiklerinde günahları veya hataları parmaklarından dökülür” veya bu manada hadisler gelmiştir.”
Soru sahibi dedi ki: “Peki ayrılırken musafaha bid’at sınırına ulaşır mı?”
Mukbil rahimehullah dedi ki: “Eğer buna devam edilirse.”[1]
Şeyh Mukbil rahimehullah veda esnasında el tutma hakkındaki rivayetleri musafahadan başka bir şey olabileceği ihtimali sebebiyle delil olarak görmemiştir. Lakin aşağıda aktaracağım üzere, söz konusu rivayetler ayrılırken musafahaya delalet etmektedir:
Tirmizî, Abdullah b. Ömer radiyallahu anhuma’dan şöyle rivayet etmiştir:
كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا وَدَّعَ رَجُلًا أَخَذَ بِيَدِهِ فَلَا يَدَعُهَا حَتَّى يَكُونَ الرَّجُلُ هُوَ يَدَعُ يَدَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَيَقُولُ اسْتَوْدِعِ اللَّهَ دِينَكَ وَأَمَانَتَكَ وَآخِرَ عَمَلِكَ
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir kimseyi yolcu ederken elinden tutar, o kişi Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in elini bırakmadığı sürece o da elini bırakmaz ve şöyle derdi:
Dinini, emanetini ve amelinin sonucunu Allah’a emanet ediyorum.”[2]
İmam Ahmed’in rivayetinde şu şekildedir: Kaz’a (b. Yahya) rahimehullah dedi ki:
قَالَ عَبْدُ اللهِ بْنُ عُمَرَ وَأَرْسَلَنِي فِي حَاجَةٍ لَهُ فَقَالَ تَعَالَ حَتَّى أُوَدِّعَكَ كَمَا وَدَّعَنِي رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَأَرْسَلَنِي فِي حَاجَةٍ لَهُ فَأَخَذَ بِيَدِي فَقَالَ أَسْتَوْدِعُ اللهَ دِينَكَ وَأَمَانَتَكَ وَخَوَاتِيمَ عَمَلِكَ
“Abdullah b. Ömer radiyallahu anhuma beni bir ihtiyacı için gönderirken dedi ki:
“Gel sana Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bana veda ettiği gibi veda edeyim. O beni bir ihtiyacı için gönderirken elimden tuttu ve şöyle buyurdu
Dinini, emanetini ve amelinin sonucunu Allah’a emanet ediyorum.”[3]
Bu hadis açık bir şekilde ayrılırken musafaha etmenin meşru olduğuna delalet etmektedir.
Hatta Nesâî’nin rivayet lafzı şu şekildedir: Kaz’a (b. Yahya) rahimehullah dedi ki:
كُنْتُ عِنْدَ عَبْدِ اللهِ بْنِ عُمَرَ فَأَرَدْتُ الِانْصِرَافَ فَقَالَ كَمَا أَنْتَ حَتَّى أُوَدِّعَكَ كَمَا وَدَّعَنِي النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَأَخَذَ بِيَدِي فَصَافَحَنِي ثُمَّ قَالَ أَسْتَوْدِعُ اللهَ دَيْنَكَ وَأَمَانَتَكَ وَخَوَاتِيمَ عَمَلِكَ
“Abdullah b. Ömer radiyallahu anhuma’nın yanında idim. Ayrılmak istediğimde dedi ki:
“Dur da sana Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in bana veda ettiği gibi veda edeyim. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem elimden tutup benimle musafaha etti ve şöyle buyurdu:
Dinini, emanetini ve amelinin sonucunu Allah’a emanet ediyorum.”[4]
Yine Nesâî’nin diğer lafzı şöyledir:
فَأَخَذَ بِيَدِي فَحَرَّكَهَا
“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem elimden tuttu ve hareket ettirdi.”[5]
El-Elbani rahimehullah bu hadis hakkında şöyle demiştir:
الأخذ باليد الواحدة في المصافحة وقد جاء ذكرها في أحاديث كثيرة,وعلى مادل عليه هذا الحديث يدل اشتقاق هذه اللفظة في اللغة ففي لسان العرب: والمصافحة الأخذ باليد والتصافح مثله والرجل يصافح الرجل إذا وضع صفح كفه في صفح كفه, وصفحا كفيهما وجهاهما ومنه حديث المصافحة عند اللقاء وهي مفاعلة من إلصاق صفح الكف بالكف وإقبال الوجه بالوجه
“Bu hadiste tek elle tutarak musafaha etmek geçmektedir. Nitekim birçok hadislerde bu zikredilmiştir. Hadisin lafzında lügatte iştikak olarak bu manaya delalet vardır. Lisanu’l-Arab’da şöyle geçer: “Musafaha el ile tutmaktur. Tasafuh kelimesi de böyledir. Kişinin biriyle musafa etmesi; avucunu açık halde onun açık avucuna koymasıdır. Her ikisinin de avuçlarının açık tarafları birbirine bakar. Karşılaşma anında musafaha hadisi bu manada mufâ’ale kalıbındandır. Bu da avucun iç tarafıyla avucun iç tarafını birbirine getirmek ve yüz yüze dönmektir.”
Sonra el-Elbani rahimehullah musafaha hakkında Huzeyfe radiyallahu anh hadisini zikrettikten sonra şu uyarıyı da ekliyor:
فهذ الأحاديث كلها تدل على أن السنة في المصافحة الأخذ باليد الواحدة فما يفعله بعض المشايخ من التصافح باليدين كلتيهما خلاف السنة فليعلم هذا
“Bu hadislerin hepsinde musafahada sünnet olanın tek elle tutmak olduğuna delil vardır. Bazı şeyhlerin iki eliyle tutarak musafaha etmeleri sünnete aykırıdır. Bu iyi biline!” Sonra şöyle demektedir:
أن المصافحة تشرع عند المفارقة أيضآ لقوله صلى الله عليه وسلم إذا دخل أحدكم المجلس فليسلم وإذا خرج فليسلم فليست الأولى بأحق من الأخرى فقول بعضهم إن المصافحة عند المفارقة بدعة مما لا وجه له نعم أن الواقف على الأحاديث الواردة في المصافحة عند الملاقاة يجدها أكثر وأقوى أن الأحاديث الواردة في المصافحة عند المفارقة ومن كان فقيه النفس يستنتج من ذلك أن المصافحة الثانية ليست مشروعيتها كالأولى في الرتبة فالأولى سنة والأخرى مستحبة وأما أنها بدعة فلا للدليل الذي ذكرنا واما المصافحة عقب الصلوات, فبدعة لاشك فيها إلا أن تكون بين اثنين لم يكونا قد تلاقيا قبل ذلك فهي سنة كما علمت وقد صرح بذلك جماعة من العلماء منهم العز بن عبدالسلام وسنذكر نص كلامه في ذلك في رسالتنا الرابعة من تسديد الإصابة إن شاء الله
“Muhakkak ki ayrılırken de musafaha yapmak meşrudur. Zira Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
Biriniz meclise girdiğinde selam versin. Çıkarken de selam versin. İlk selam diğer selamdan daha evla değildir.” Bazılarının ayrılırken musafaha etmenin bid’at olduğunu söylemesinin bir itibar edilecek bir yönü yoktur. Evet, ayrılırken musafahaya dair gelen hadislere bakan kimse eğer fakih ise buradan ikinci musafahanın meşruluk mertebesi bakımından ilki (karşılaşma anındaki) kadar olmadığı sonucunu çıkarır. Karşılaşma anındaki musafaha sünnettir, ayrılırken musafaha ise mustehaptır. Ama zikrettiğimiz delilden dolayı bid’at olması söz konusu değildir. Fakat namazların arkasından musafaha etmeye gelince bunun bid’at olduğunda tereddüt yoktur. Ancak daha önce karşılaşmamış iki kişi musafaha ediyorsa bu hariçtir. Bilindiği gibi karşılaşınca yapılan musafaha sünnettir. Namazlardan sonra musafaha etmenin bid’at olduğunu aralarında el-İz b. Abdisselam’ın da bulunduğu âlimlerden bir cemaat belirtmişlerdir.”[6]


[1] Es’iletu’l-Benanî Li’l-Allameti’l-Yemanî adlı kasetten.
[2] Sahih. Tirmizî (3442)
[3] Sahih. Ahmed (2/38) Nesâî Sunenu'l-Kubrâ (10269) Nesâî Amelu’l-Yevm ve’l-Leyle (512) Abd b. Humeyd (832) Mehamili ed-Dua (4) Beyhakî (5/251) Beyhakî Daavat (455) İbn Asakir Tarih (49/317) el-Elbani es-Sahiha (1/48)
[4] Sahih. Nesâî Sunenu'l-Kubrâ (10270) Nesâî Amelu’l-Yevm ve’l-Leyle (513) Hatib el-Cami Liahlaki’r-Ravi (1723) İbn Asakir Tarih (49/316)
[5] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Nesâî Sunenu'l-Kubrâ (10271) Nesâî Amelu’l-Yevm ve’l-Leyle (514)
[6] El-Elbani es-Sahiha (1/53 no 16)

31 Mart 2019 Pazar

Şirke Davet Eden Münafık Hatipler

Eğer münafıklar, kalblerinde bozukluk olanlar ve Medine'de kötü haber yayanlar davranışlarına son vermezlerse seni onlara mutlaka musallat ederiz ve senin yanında da çok az kalabilirler.” (Ahzab 60)
Münafık hatipler, Kitap ve sünnetin emir ve yasaklarını ölçü edinmez, bilakis başka ölçüler edinerek vahyin emir ve musaade ettiklerine karşı çıkar, yasakladığı şeylere ise davet ederler:
Rabbinizden size indrilene uyun. O’ndan başka velilere uymayın! Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.” (A’raf 3)
Demokratik küfür sisteminde oy kullanmaya davet etmeleri, ruh taşıyan canlıların suretlerini (başta kendi suretlerini) helal saymaları, bira, boza gibi bazı muskiratı helal görmeleri, Nureddin Yıldız’ın ve benzer şirk davetçilerinin: “Hasen el-Benna ve binlerce müslüman(!) yapıyor diye rabıtanın şirk olduğunu söyleyememeleri(!), kadın erkek ihtilatında sakınca görmemeleri, mezhep taklidi bid’atine, çoğunluğa şirin görünmek için Ebu Hanife gibi hala büyük bir saptırıcılık potansiyeli olan şahısları bayraklaştırmaları dernekçilik bid’atine revaç ettirmeleri vs.  
Bunlara karşın kadınların yüzlerini örtmelerine karşı çıkmaları (bunu maslahata aykırı görmeleri),  namazda ilk tekbir dışında elleri kaldırmaya karşı çıkmaları, sakalları serbest bırakmaya, sarığa, sünnette sabit giyim şekline karşı çıkmaları, Allah’ın ve rasulünün yasaklamadığı şeyleri mesela sigarayı yasaklamaları, tevhid ve sünnet davetini ihya edip şirk ve bid’atlere karşı çıkanları sırf oy kullanmaya karşı çıktıkları için “tekfirci, harici” gibi ithamlarla karalamaya çalışmaları, hoşlarına gitmeyen hak davetini izhar edenlere karşı tıpkı önceki ümmetlerin müşriklerinin yaptıkları gibi “cinli, deli, sapık” ithamında bulunmaları vs. Hatta Nureddin Yıldız bir sohbetinde sigaranın tıpkı şarap gibi haram olduğunu söyleyerek Allah’a ve rasulüne çok büyük bir iftira atmış, bütün gazozların haram olduğu iftirasında bulunmuş, sonra şunu da eklemiştir: “Çay da bağımlılık yapar, bağımlılık yapan herşey dinen sakıncalıdır
Allah Teâlâ’nın Kerim kitabında buyurduğu gibi:
Erkek olsun kadın olsun, bütün münafıklar biribirlerine benzerler. Kötülüğü emredip iyilikten nehyederler. (Cimrilikleri dolayısıyle) ellerini de sıkı sıkı yumarlar. Allah'ı unutmuşlardır Allah da onları unutmuştur. Münafıklar, işte asıl fâsık olanlar onlardır,” (Tevbe 67)
Müslüman olduklarını iddia eden bu münafık hatiplerden bazısı sevgide ortak koşar:

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
İnsanlardan öyleleri vardır ki Allah'tan başka denkler edinirler de onları Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah’ı sevmeleri daha güçlüdür. Zulmedenler, azabı gördükleri zaman gerçekten kuvvetin bütünüyle Allah'a ait olduğunu ve Allah’ın azabının gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi…
Kendilerine tabi olunanlar tabi olanlardan uzaklaştıkları zaman azabı görmüşlerdir, bağlar da onlardan kopmuştur.
 Uyanlar da: “Keşke bizim için bir dönüş olsaydı da, bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık!” diyeceklerdir. İşte böylece Allah kendilerine yaptıklarını hasretler halinde gösterecektir; onlar ateşten çıkıcı değillerdir!..
 Ey insanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz olan şeylerden yiyin; şeytanın adımlarına uymayın! Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.
 Size ancak kötülüğü, hayâsızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.
 Onlara: “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiği zaman: “Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız!” derler. Ya ataları bir şey akıl etmeyen ve doğru yolda olmayanlar idiyseler?” (Bakara 165-170)
Allah ile, rasulüyle, mü’minlerle izzet ve şeref bulamayanlar izzet ve şerefi başka yerde arıyorlar!
Münafıklara müjdele ki onlar için çok acıklı bir azap vardır!.. Onlar ki mü’minlerden başka kâfirleri veli edinirler. İzzeti onların yanında mı arıyorlar? Oysa muhakkak ki izzet bütünüyle Allah’a aittir.
Hâlbuki muhakkak O size kitapta indirmiştir ki: “Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman onlar başka bir söze dalıncaya kadar onlarla beraber oturmayın; yoksa o zaman muhakkak siz de onlar gibisinizdir.” Muhakkak Allah münafıkları da kâfirleri de hep beraber Cehennemde toplayacaktır.” (Nisa 138-140)
Kim izzet istiyor idiyse, bilsin ki, izzetin hepsi Allah'ındır. O'na ancak güzel sözler yükselir. Onları da Allah'a sâlih amel yükseltir. Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için çetin bir azap vardır ve onların tuzağı bozulur.” (Fatır 10)
Bu münafıkların vefa anlayışı da şirk ehlinin vefa anlayışına benzemiştir:
Ve dediler ki: ‘İlahlarınızı sakın bırakmayın; bırakmayın ne Vedd’i, ne Suva’ı, ne Yeğus’u, ne Yeuk’u, ne de Nesr’i.” (Nuh aleyhi's-selâm dedi ki):
“Şüphesiz ki onlar birçok kimseyi saptırdılar. O zalimlere sapıklıktan başkasını artırma!” (Nuh 23-24)
"Demokrasi nöbeti" (!) tutmak için meydanlarda İslam dışı bayraklar yükseltip, şirk ve isyan ortamlarını "Okçular tepesini terk etmeyin" gibi iğrenç sözlerle desteklemeleri bu müşrikçe vefalarının örneği değil mi?
 

29 Mart 2019 Cuma

Boza İçmenin Hükmü

Mısır diyarının eski müftülerinden Şeyh Muhammed Hatır, 1974 yılında boza hakkında sorulan bir soruya şöyle cevap vermiştir:
 “Nu’man b. Beşir radiyallahu anh’ın rivayet ettiği hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
إِنَّ مِنَ الحِنْطَةِ خَمْرًا ومِنَ الشَّعِيرِ خَمْرًا ومِنَ الزَّبِيبِ خَمْرًا ومِنَ التَّمْرِ خَمْرًا ومِنَ العَسَلِ خَمْرًا
Muhakkak ki buğdaydan hamr (sarhoş edici içki) olurr, arpadan hamr olur, üzümden hamr olur, hurmadan hamr olur ve baldan hamr olur.”[1] Bunu Ahmed, Ebû Dâvûd, İbn Mâce ve Tirmizî rivayet etmişlerdir. Ahmed ve Ebû Dâvûd’un rivayetlerinde şu ziyade vardır:
وأَنَا أَنْهَى عَنْ كُلِّ مُسْكِرٍ
Ve ben bütün sarhoşluk verenleri yasaklıyorum.”[2]
Bu gibi içeceklerde haramlık hükmünün dayanağı sarhoş edip etmemesidir. Eğer Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kullanılmasını yasaklamış olduğu; sarhoşluk veya gevşeklik veren şeylerden ise haramlık hükmü bakımından hamr ile aynıdır. Bunların çoğunu kullanmak haram olduğu gibi, az miktarını kullanmak da haramdır. Çünkü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem her sarhoş ediciden ve gevşeklik verenden yasaklamıştır.[3]
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
كُلُّ مُسْكِرٍ خَمْرٌ وكُلُّ مُسْكِرٍ حَرَامٌ
Her sarhoşluk veren şey hamrdır ve her sarhoşluk veren şey haramdır.”[4] Bunu Muslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd ve Nesâî rivayet etmişlerdir. Bir rivayette lafzı şöyledir:
كُلُّ مُسْكِرٍ خَمْرٌ وكُلُّ خَمْرٍ حَرَامٌ
Her sarhoşluk veren şey hamrdır ve her hamr haramdır.”[5]
İnsanlar hamr’dan başka isimler verseler de boza ve ona benzer sarhoş ediciler de haramdır. Zira Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
لَيَسْتَحِلَّنَّ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي الخَمْر باسْمٍ يُسَمُّونَهَا إِيَّاهُ
Elbette ki ümmetimden bir taife hamr’ı başka isimlerle adlandırıp helal sayacaktır.”[6] Bunu Ahmed ve İbn Mâce rivayet etmişlerdir.
Haramlık hususunda bunların azı ile çoğu eşittir. Çünkü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
مَا أَسْكَرَ كَثِيرُهُ فَقَلِيلُهُ حَرَامٌ
Çok miktarda olanı sarhoş eden şeylerin az miktarı da haramdır.[7]
Aişe radiyallahu anha şöyle demiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
كُلُّ مُسْكِرٍ حَرَامٌ ومَا أَسْكَرَ الفَرَقُ مِنْهُ فَمِلْءُ الكَفِّ مِنْهُ حَرَامٌ
Her sarhoş edici şey haramdır. Bir küp miktarında içmesi sarhoş eden şeyden bir avuç dolusu içmek de haramdır.”[8]
Hadiste geçen “farak” (küp) kelimesi on altı rıtıl hacminde bir ölçektir. Böylece ortaya çıkmıştır ki boza haramdır. Çünkü o sarhoş etmektedir. Zikrettiğimiz gibi, her sarhoş eden şey hamrdır. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından bu sahih olarak gelmiştir ve onlar, İbnu’l-Kayyım’ın Zadu’l-Mead’de anlattığı gibi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hitabını en iyi bilenlerdir. Onlar (Ashab) şöyle demişlerdir:
إِنَّ الخَمْرَ مَا خَامَر العَقْلَ
“Hamr; aklı örten her şeydir.” Allah Subhanehu ve Teâlâ en iyi bilendir.”
******
Ebu Muaz’ın notu:
Boza ve benzerleri, insanlar ona hamr’dan başka isimler verseler de, sarhoş edici içkilerden olup içilmesi haramdır. Boza buğdaydan yapılan bir içkidir. Arpa ve buğdaydan yapılan içkiler ismen de yasaklanmıştır:
Ali radiyallahu anh şöyle demiştir:
نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنْ حَلْقَةِ الذَّهَبِ وَعَنِ الْمِيثَرَةِ الْحَمْرَاءِ وَعَنِ الثِّيَابِ الْقَسِّيَّةِ وَعَنِ الْجِعَةِ شَرَابٌ يُصْنَعُ مِنَ الشَّعِيرِ وَالْحِنْطَةِ وَذَكَرَ مِنْ شِدَّتِهِ
Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem, altın yüzük kullanmayı, atın üzerine ipekli minder koymayı, ipekli elbiseyi, arpa ve buğdaydan yapılan içecek olan cia’yı (birayı) yasakladı ve bu konuda şiddetli şeyler söyledi.”[9]
Muhammed Hatır’ın fetvasında geçen:
نَهَى عَنْ كُلِّ مُسْكِرٍ ومُفْتِرٍ
 Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem her sarhoşluk veren ve gevşeklik veren şeyden yasakladı” hadisini Şehr b. Havşeb, Umm Seleme radiyallahu anha’dan rivayet etmiştir.
Hafız İbn Hacer bu hadisin hasen olduğuna hükmetmiştir.[10] Ahmed ve Yahya b. Main Şehr b. Havşeb’i tevsik etmişler, Muslim Sahih’inden Şehr b. Havşeb’den bir hadis zikretmiştir. Şehr b. Havşeb’in hadisleri hasen derecesinden aşağı kalmaz. Ancak Şehr b. Havşeb ezber bakımından eleştirilen, yanılan bir ravidir ve “mufettir” lafzıyla rivayette tek kalmıştır. Hatta Şehr b. Havşeb’in hafıza bakımından eleştirilmesinin sebepleri arasında bu hadiste zikrettiği “mufettir” lafzında tek kalması da sayılmıştır.[11]
Zira el-Hakem b. Uteybe bu hadisi Umm Seleme radiyallahu anha’dan rivayet ederken “mufettir” ziyadesi olmaksızın rivayet etmiştir.[12]
Bu sebeple bu hadisteki “her müfettir” ziyadesinin sübutu şüphelidir. Aralarında el-Elbanî ve Şuayb el-Arnaut’un da bulunduğu bazı muhakkikler bu hadisin zayıf olduğuna hükmetmişlerdir.
 “Gevşeklik veren her şey” diye tercüme ettiğim “mufettir” kelimesi; bezginlik veren ve uyuşturan şey demektir. Bu hadisin bu lafızla sabit olduğu takdir edilse dahi; uyuşturan şeylerin mutlak olarak haram olduğunu göstermez.
Haşhaş’ın aklı gideren bir uyuşturucu olarak kullanılmasının haramlığına bu hadisi delil getiren olmuştur. Şüphesiz eroin, morfin, haşhaş gibi uyuşturucular aklı giderecek mahiyette kullanıldığında hamr’ın kapsamında olurlar. Lakin mufettir maddeler, hamr’ın mutlak haram kılındığı gibi mutlak bir şekilde haram kılınmamıştır.
Tıpta lokal ve genel anestezide uyuşturucu maddeler kullanılmaktadır ve bu gayeyle kullanımının meşru olduğu hususunda ilim ehli arasında bir hilaf yoktur. Yine bütün ağrı kesiciler uyuşturucu özelliği sebebiyle ağrı gidermede kullanılır. Lakin eğlence, kafa bulma, sarhoş olma gibi gayelerle bu uyuşturucuları kullanmanın hamr kapsamında; yani haram olduğu hususunda hiç tereddüt yoktur.
İbn Kuteybe rahimehullah şöyle demiştir: “El-Mufettir’den yasaklama te’dib içindir. Hadiste her müfettirin haram olduğu veya her müfettir hamr olduğu diye bir şey gelmemiştir. Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bunlardan başka, hükümleri birbirinden farklı olduğu halde iki şeyi bir arada zikrederek nehyetmiştir. Mesela zinakarın kazancı ve haccamın kazancından bir arada nehyetmiştir. Zinakarın kazancı haram, hacamatçının kazancı ise mekruh olduğu halde ikisini nehiyde bir arada zikretmiştir.”[13]


[1] Sahih. Ahmed (4/273) Hâkim (4/164) Tirmizî (1872) İbn Mâce (3379) Taberânî (21/87) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (7/327) Tirmizî ve Taberânî’nin isnadı Muslim’in şartına göredir.
[2] Hadis Ebû Dâvûd’un Sünen’inde mevcut değildir. Bir önceki dipnotta tahrici yapılmıştır.
[3] Zayıf. Ahmed (6/309) Ahmed el-Eşribe (4) Ebû Dâvûd (3686) İbn Ebî Şeybe (5/67) Taberânî (23/337) Ebu’ş-Şeyh Tabakat (668)
[4] Sahih. Muslim (2003) Ahmed (2/16) Ebû Dâvûd (3679) Tirmizî (1861) Nesâî (5585)
[5] Sahih. Muslim (2003) Ahmed (2/29) İbn Mâce (3390)
[6] Sahih. Ahmed (5/318) Ziyau’l-Makdisi el-Muhtare (8/256) İbn Mâce (3385) Bezzar (Keşfu’l-Estar 2689) İbn Ebi'd-Dunyâ Zemmu’l-Muskir (8) el-Elbani es-Sahiha (90)
[7] Sahih. Ebû Dâvûd (3681) Tirmizî (1865) Nesâî (5607) İbn Mâce (3392-94) Ahmed (2/91, 167, 179, 3/343) Hâkim (3/466) İbn Hibbân (12/202) İbnu’l-Carud el-Munteka (860)
[8] Sahih. Ahmed (6/71, 71, 131) Ebû Dâvûd (3687) Tirmizî (1866) İshak b. Rahuye (952) İbn Hibbân (12/203) İbnu’l-Carud el-Munteka (861) Ebû Ya'lâ (7/322)
[9] Sahih. Nesâ’î (5167) Tirmizî (2808) Ebu Davud (3697) Ziya el-Muhtare (2/334, 400) Ahmed (963, 1104) Bezzar (2/302) Beyhakî (8/293)
[10] Fethu’l-Bari (12/142)
[11] Bkz.: Mizzi, Tehzibu’l-Kemal (12/586)
[12] İbn Asakir Tarih (23/228)
[13] İbn Kuteybe Garibu’l-Hadis (1/336-337)

27 Mart 2019 Çarşamba

İstihlâk (Maddenin Diğer Bir Madde İçinde Kaybolması)

Yenilip içilmesi haram veya necis olan bir madde az miktarda olup, çok miktardaki temiz ve helal bir madde ile karışarak, koku, tat ve renk gibi özellikleri onun içinde kaybolursa dinen onun necislik ve haramlık sıfatı ortadan kalkar.[1]
Beklemekten dolayı tadı ve rengi değişmiş olan suyun temiz oluşu hakkında âlimlerin ittifakı vardır. Deri ve bakır kaplarda değişen sular ile balık gibi deniz hayvanları sebebiyle değişikliğe uğrayan sular da böyledir.[2] Bunun delillerine gelince şöyledir:
Umm Atîyye el-Ensârîye radiyallahu anha anlatıyor: “Rasûlüllâh sallallahu aleyhi ve sellem, kızı Zeyneb radiyallahu anha vefat ettiği zaman yanımıza girdi ve:
غْسِلْنَهَا ثَلاَثًا أَوْ خَمْسًا أَوْ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ إِنْ رَأَيْتُنَّ ذَلِكَ بِمَاءٍ وَسِدْرٍ وَاجْعَلْنَ فِي الآخِرَةِ كَافُورًا أَوْ شَيْئًا مِنْ كَافُورٍ فَإِذَا فَرَغْتُنَّ فَآذِنَّنِي فَلَمَّا فَرَغْنَا آذَنَّاهُ فَأَعْطَانَا حِقْوَهُ فَقَالَ أَشْعِرْنَهَا إِيَّاهُ تَعْنِي إِزَارَهُ
Onu sidrli su ile üç veya beş veya -gerek görürseniz- daha fazla yıkayın. Sonuncu yıkamaya kâfûr koyun. Yıkama işini bitirdiniz mi bana haber verin!” buyurdu. İşimiz bitince Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem‘i çağırdık. Bize kendi izârını verdi ve:
Ebû Sa’îd el-Hudrî radiyallahu anh’den: “Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem‘e:
“Ey Allah’ın Rasûlu! Biz senin için Budâ’a kuyusundan su alıyoruz. Hâlbuki onun içerisine (ölmüş) köpeklerin leşleri, kadınların hayız bezleri ve insan pislikleri atılıyor, (ne yapalım, su almaya devam edelim mi?)” diye sordular. Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem şu cevabı verdi:
الْمَاءُ طَهُورٌ لَا يُنَجِّسُهُ شَيْءٌ
“Su temizdir. Onu hiçbir şey kirletmez.[3]
İbn Ömer radiyallahu anhuma’dan: “Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem‘e çöl bir arazide bulunan bir sudan ve ona uğrayan hayvan ve vahşilerden soruldu. Şöyle cevap verdi:
إِذَا كَانَ الْمَاءُ قُلَّتَيْنِ لَمْ يَحْمِلِ الْخَبَثَ
“Eğer su iki kulle (iki varil) miktarında olursa pislik taşımaz![4]
Yani bu miktardaki su, pisliği barındırmaz, atar. Ancak suyun vasfı değişirse bu başkadır. İki kulleden az miktardaki su hakkında mutlak olarak pisliği barındıracağı da söylenmemiştir. Suyun vasfının değişmesi dikkate alınır.
Ebu Umame radıyallahu anh’den: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
إِنَّ الْمَاءَ طَاهِرٌ إِلَّا أَنْ تُغَيَّرَ رِيحُهُ أَوْ طَعْمُهُ أَوْ لَوْنُهُ بِنَجَاسَةٍ تَحْدُثُ فِيهَا
Şüphesiz su temizdir. Ancak içine düşen necaset sebebiyle kokusu, tadı veya rengi değişirse başka.”[5]
Zuhrî rahimehullah dedi ki: “Tadı, kokusu veya rengi bozulmamış olan suda sakınca yoktur.”[6] Bu konuda icmâ olduğunu İbnu’l-Munzîr ve İbnu’l-Mulakkîn nakletmişlerdir.[7]
Necis veya haram bir madde çok miktardaki su veya temiz bir sıvıya karışıp onun içinde yok olursa, yani tadı, kokusu ve renginden eser kalmazsa bu su veya temiz sıvı temiz olarak kalmaya devam eder.[8]
İstihlâk denilen bu meselede ilim ehli arasında, farklı lafızlarla ifade etmiş olsalar da, hüküm olarak bir ihtilaf yoktur.[9]
İbn Hazm şöyle demiştir: “Muhakkak ki haramın haram kılınmasına sebep olan ismi ve özelliği iptal olduğunda haramlık düşer. Zira o şey ancak bu ismi ve özelliğinden dolayı haram kılınmıştır.”[10]
Yine dedi ki: “Sarhoş edici içkiden bir damla suya düşse, ondan (içkiden) bir eser ortada yoktur. Her şeyde durum böyledir. Hükümler, isimlere tabidir. İsimler de diğer çeşitlerinden ayrıldığı mahiyetlerinin sınırları olan özelliklere tabidir.”[11]
İbn Teymiyye şöyle demiştir: “Muhakkak ki Allah habis şeyler olan kan, leş, domuz eti ve benzerlerini haram kılmıştır. Bu maddeler suya veya başka bir şeyin içine düşüp yok olursa, aslen kan, leş ve domuz eti kalmamış olur. Aynı şekilde sarhoş edici içki, bir sıvının içinde kaybolursa, o sıvıyı içen sarhoş edici bir içki içmiş olmaz.”[12]
Yine dedi ki: “Şayet kadın sütünü suya dökse, sonra o süt suda kaybolup bir eseri kalmasa, bu sudan içen çocuk, o kadının süt oğlu olmaz.”[13]


[1] Bkz.: İbn Teymiyye Mecmuu’l-Fetava (21/508) Fetava’l-Kubra (1/256)
[2] Bkz. İbn Teymiye, Fetavâ (21/36).
[3] Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih. Beyhaki el-Hilafiyyat (935) Nesâî (52, 328) Darekutni (1/15, 16, 21) Hâkim (1/225, 226) İbn Huzeyme (92) İbn Hibbân (4/64) İbnu’l-Carud el-Munteka (44) Ahmed (2/12, 23, 27) İbn Ebî Şeybe (1/133) Dârimî (759) İbn Mâce (517-18) Tirmizî (67) Ebû Dâvûd (63-65) Ebû Ya'lâ (9/441) Taberî Tehzibu’l-Asar (2299-2303) Tahavi Şerhu Muşkili’l-Asar (2645) Beyhaki (1/260) el-Elbani İrvau’l-Galil (23)
[4] Sahih. Ahmed (2/12, 23, 26, 27, 38) Darimî (1/186) Ebû Dâvud (63-65) Tirmizî (67) Nesâî (1/175) İbn Mâce (517-518) Hâkim (1/133) İbn Hibbân (2/274) İbn Huzeyme (92) Beyhakî (1/263)
[5] Hasen, sahih. Beyhaki (1/259) Beyhakî el-Hilafiyyat (935) isnadında Bakiyye b. el-Velid an’ane ile rivayet etmiştir. Yine Beyhaki’nin (1/260) rivayetinde Hafs b. Ömer, Bakiyye’ye mutabaat etmiştir. Hafs b. Ömer er-Razi zayıftır. Rivayetin şahidleri de vardır:
* Ebu Umame radiyallahu anh’den Rişdeyn b. Sa’d yoluyla: İbn Mâce (521) Ahmed (1/235) Beyhakî (1/238) Rişdeyn b. Sad zayıftır.
* Sevban radıyallahu anh’den: Darekutni (1/30) bunun da isnadında Rişdeyn vardır.
* Raşid b. Sa’d rahimehullah’tan sahih isnadla mürsel olarak: Darekutni (1/29) Ebû Hatim bu rivayet hakkında mürsel sahih demiştir. Bkz. Ta‘liku’l-Mugnî Ale’d-Darekutnî (1/28) Rivayet yollarının birbirini takviyesi ile hadis sahih derecesine çıkmaktadır.
[6] Sahih maktu. Buhârî (1/64) Bunu Buhârî, muallâk olarak nakletmiştir. İbn Vehb el-Cami’de sahih isnad ile mevsul olarak rivayet etmiştir. Bkz. El-Elbânî Muhtasaru’l-Buhârî (59) İbn Hacer Fethu’l-Bârî (1/342)
[7] Bkz. Sıddık Hasen Han Kannucî, Ravdâtu’n-Nediyye (s.11)
[8] Bkz.: İbn Teymiyye Muhtasaru’l-Fetava’l-Mısriyye (s.20)
[9] Bkz.: İbn Receb Kavaid (s.29) Şankitî el-Malikî İ’dadu’l-Mehec (s.35) Hattab el-Maliki Mevahibu’l-Celil (1/24) İbn Ruşd Bidayetu’l-Muctehid (1/24) Suyuti el-Eşbah (s.107) Zerkeşi el-Mensur (1/125-127) Serahsi el-Mebsut (23/14, 24/19) Mugni’l-Muhtac (4/188)
[10] El-Muhalla (7/422)
[11] El-Muhalla (1/138)
[12] İbn Teymiyye Mecmuu’l-Fetava (21/502) Fetava’l-Kubra (1/252)
[13] Mecmuu’l-Fetava (21/33) Fetava’l-Kubra (1/423)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)