Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Darussune Kitapları

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı


Çarşamba
Saat 19:00 Şeytanın Akidevî Tuzakları
Saat 20:00 el-Câddetu'l-Beydâ Şerhi

Cumartesi
Saat 19:00 Yâkûtetu'l-Mesânid Şerhi
Saat: 20:00 Sahih Tefsir Şerhi



9 Eylül 2012 Pazar

Sadaka Hadisinin Kıyasa Delil Getirilmesinin Reddi


İmam İbnu’l-Kayyım rahimehullah’ın İ’lamu’l-Muvakkiin’de kıyasın hüccet oluşuna getirilen delillere dair zikrettiği hadislerden birisi, Muslim’in rivayet ettiği şu hadistir: “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından bazı insanlar, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in: “…Eşinizle cima etmeniz de bir sadakadır” sözünü duyunca dediler ki: “Ey Allah’ın rasulü! Birimiz şehvetini giderdiğinde de mi ecir kazanıyor?” Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Ne dersiniz, şayet bunu haram yoldan giderseydi bu günah olmaz mıydı? İşte helal yoldan gidermesi de ecir kazandırır[1]
İmam İbnu’l-Kayyım rahimehullah diyor ki: “İşte bu kıyasu’l-aksi’l-celî’dir. Bu illetin zıddının sabit olmasıyla, aslın hükmünün fer’e uygulanmasının ispatıdır.”
Kıyasçılara göre burada aslın hükmü: günah, aslın illeti: haram ilişki, fer’in illeti: helal ilişkidir. Böylece fer’in hükmü de: ecir olmaktadır.
Lakin şu sebeplerden dolayı hakikatte bu hadiste kıyasçıların uygulamakta oldukları bir kıyas yoktur:
Birincisi: Kıyasçıların kıyaslarında istinbat ettikleri illet, helal işlemek veya haram işlemek değildir. Veya haramı terk  ya da farzı yerine getirmek de değildir. Kıyasçılardan hiçbiri şunları dememiştir:
“Mercimeğin fazlalıkla satışının haram olmasının illeti, onun haram bir şekilde satışıdır. İllet, buğdayı fazlalıkla satan kimsede mevcuttur. Öyleyse mercimeğin fazlalıkla satışının hükmü de, buğdayın fazlalıkla satışının hükmüyle aynıdır.”
Şayet müslüman, mercimeğin fazlalıkla satışının, haram bir satış şekli olduğunu anlarsa, bu satışın da haram olduğunda tereddüt etmez.
Müslümanın, kendisine haram olan kadınla ilişki kurması, müslümanların üzerinde çekiştikleri bir illet olmaya uygun değildir. İki müslüman, haram olan bir kadınla ilişkide bulunmanın günah oluşunda ihtilaf etmez. Bu, kıyasçılarla, kıyası reddedenlerin çekiştikleri husus değildir.
Müslümanın, kendisine helal olan kadınla ilişkisi de, müslümanların üzerinde çekişecekleri bir illet olmaya uygun değildir. İki müslüman, kişinin kendisine helal olan eşiyle ilişkisinin caiz oluşunda ihtilaf etmez. Öyleyse Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, kıyasçıların kullandıkları istidlali kullanmamıştır. Hepimiz biliriz ki, kişinin kendi eşiyle ilişkisi caizdir. Allah Azze ve Celle dilerse bundan dolayı ecir yazar.
İkincisi: Hadiste Nebî sallallahu aleyhi ve sellem kıyasçıların istidlalini kullanmış değildir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onlara şöyle dememiştir: “Ne dersiniz, şayet haram ilişkiye girse bu kendisine günah olmaz mıydı?” Onlar da: “Evet” deyince: “O zaman bunu helal yoldan gidermesinin hükmünü nasıl anlamazsınız?” Evet, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem böyle dememiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, haram ilişkinin hükmünü, helal ilişkinin hükmünü bilmeye bir sebep kılmamıştır.
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şunu kastetti: “Şunu yapan günah kazandığı gibi, şunu yapan da ecir kazanır.”
Öyleyse Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in kıyasçıların istidlal metodunu kullandığı iddiası zandan ibarettir.
Üçüncüsü: Kıyasçıların bu hadisi, kıyasın hüccet olmasına delil getirmeleri, kıyasın hücciyetini zayıflatmaktadır. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından olan insanlar, zina edenin günaha girdiğini biliyorlardı ve helal ilişkiden ecir kazanıldığını öğrenmek için klyasçıların metodunu kullanmadılar! İşte bu kıyasçıların istidlalini zayıflatmaktadır. Hadiste bu durum açıktır. Şurası kesindir ki, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı kıyasçıların istidlal metodunu kullanmıyorlardı. Dolayısıyla bu hadisin kıyasın hüccet oluşuna delil getirilmesi, bizzat kıyasın hüccet olduğu görüşünü zayıflatmaktadır. Hatta şayet bir kimse bu hadisi kıyasın hüccet olmadığına delil getirse, bu mümkündür.
Çünkü müslümanın kendi eşiyle ilişkiye girmesi ya mubah, ya farz, ya da mustehaptır. Mubah olması halinde, bunu işleyen ecir kazanmaz. İbn Hazm’ın dediği gibi, mubah: bir şeyi yapmakla terk etmenin eşit olması, bundan dolayı sevabın da cezanın da gerekmemesidir.
 Bu hadiste ise ecrin ispatı vardır. O zaman bunu işleyen, usulcülerin tarifine göre mubah işlemiş olamaz.
Farz olması halinde; farz; terk edenin kınandığı ve işleyenin ecir aldığı bir fiildir.
Mustehap olması halinde ise, işleyenin ecir aldığı, terk edenin ne günah ne de ecir kazandığı fiildir.
İmam Nevevi rahimehullah bu hadisin şerhinde şöyle der: “Burada mubahların, niyetlere göre taate dönüşeceğine delil vardır.”
İki müslüman, cimanın her zaman farz olmadığı hususunda ihtilaf etmezler. Şayet müslümanın kendi eşiyle cima etmesinin farz olmadığı bir anda bulunursak, o müslümanın kendisine haram olan kadınla ilişkiyle girmeyi terk etmesi ecir kazandırır. Eğer kendi eşiyle cimayı terk ederse günah işlemiş olmaz. Şayet aslın hükmünün zıddını, fer’ için ispat söz konusu olsaydı, burada illetin zıddı olan: “günah işlemiş” olmanın sözkonusu olması gerekirdi!
Zina etmediği zaman ecir kazandığına göre ve kişinin kendi eşiyle cima etmediği zaman günahkar olmadığına göre, aslın hükmünün zıddı nerede?
Şayet bir kimse bu istidlal ile delil getirmek istese şöyle demeliydi: “Namazı vaktinde kılmak failine ecir kazandırır, bu da kendisine helal olmayan kadınla ilişkiye giren kimsenin zıddıdır. Birincisini yapmak farz, ikincisi ise haramdır.” Yine şöyle demeliydi: “Namazı vaktinde kılmayı terk eden günah kazanır, bu da kendisine helal olmayan kadınla ilişkiyi terk edenin zıddıdır. Birincisini terk etmek haram, ikincisini terk etmek farzdır” Demek ki, bu istidlal uygun değildir. Kıyas ehli ise illet olarak bu sıfatı kıyaslarında zikretmezler!
Yine hadisten anladıkları bu istidlal ile delil getirenlere şöyle denir:
Ebu Davud, Suneninde, Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayet ediyor: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Sizden birinin ateş koru üzerine oturarak elbisesini yakması ve bunun cildine ulaşması, kendisi için bir kabir üzerine oturmasından iyidir.”[2]
Yine şöyle rivayet ediyor: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Kabirler üzerine oturmayın ve onlara doğru namaz kılmayın[3]
Kabir üzerine oturmak haramdır ve günah kazandırır. Sandalyeye veya yere oturmak ise helaldir ve ecir kazandırmaz!
Kıyasçıların istidlaline göre sandalyeye oturmasından dolayı ecir uman olabilir mi?
Şayet Nebî sallallahu aleyhi ve sellem kıyasçıların hadisten anladığı manayı murad etseydi, elbette sandalyeye veya yere oturmak failine ecir kazandırırdı! Alemlerin rabbine hamd olsun.


[1] Muslim (1006)
[2] Ebu Davud (3228)
[3] Ebu Davud (3229)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)