Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Darussune Kitapları

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı


Çarşamba
Saat 19:00 Şeytanın Akidevî Tuzakları
Saat 20:00 el-Câddetu'l-Beydâ Şerhi

Cumartesi
Saat 19:00 Yâkûtetu'l-Mesânid Şerhi
Saat: 20:00 Sahih Tefsir Şerhi



9 Eylül 2012 Pazar

Cinslerin Eşitliği ve Kıyas İle Alakası


İbnu’l-Kayyım rahimehullah, kıyasçıların dillerinden, onların her zaman şöyle dediklerini naklediyor: “Allah insanların fıtratlarını ve akıllarını birbirinin aynı olan iki şeyin arasını eşitlemek, bu ikisinin ayrılmasına karşı çıkmak, birbirinden farklı olan kişi şeyi farklı görmek ve bu ikisini birleştirmeye karşı çıkmak üzere odaklamıştır.”
Bu, batıl oluşunda şüphe bulunmayan bir batıldır. Bunu diyenlere şöyle denir: “Birbirinin aynı olan iki şey nedir?” Şayet: “Aynı cinsten olan bir şey ile başka bir şeydir” derlerse, onlara şöyle denir: “Aynı cinsten olan bir şey ile diğer şeyi eşitlemeye karşı çıkılmaz. Mesela buğday, buğdayın hükmündedir. Mercimek, mercimeğin hükmündedir.” Lakin onların kasttettikleri bu değildir.
Şayet: “Bu, aynı cinsten olmasa da bir şeyin benzeri olan başka bir şeyle eşitlenmesidir” derlerse, onlara: “Bunun, diğerinin benzeri olduğunu nereden bildiniz?” denilir. Diyecekler ki: “Nas ile belirtilen hükümde etkileyici olan sıfatı, hakkında sükut edilen şeyde mevcut bulduk” Onlara denilir ki: “Size Allah’ın birbirinin benzeri olan şeyler arasını ayırmasını açıklayacağız:
Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: “Allah'ın gökten bir su indirdiğini görmüyor musun? Biz o su ile renkleri muhtelif meyveler çıkarmış, dağlarda da beyaz, kırmızı, simsiyah, renkleri muhtelif yollar yapmışızdır.” (Fâtır 27)
Bütün meyveler tek sudan yaratılmıştır. Kur’an, suyun eserde etkileyici olarak mevcut olduğunu bildirmiştir. Ancak Allah Azze ve Celle’nin kudreti, birbirine – aynı sudan sulanmaları bakımından - benzeyen şeyler arasında farklı hükümler belirlemiştir. Onlardan bazısını sarı, diğerini kırmızı renkte kılmış, bazısını yeşil, diğerini beyaz renkte kılmıştır. Hata bundan dolayı birinin yenmesini helal, diğerinin yenmesini haram kılmıştır.
Bu misal bize, varlıklar arasındaki benzerliklerin, hükümlerde eşitliği gerektirmediğini gösteriyor.
Eğer birisi: “İlk zikrettiğin örnekteki benzetme hükümlerde eşitliği gerektirmez” derse, ona denilir ki: “Bunun, sizin kabul ettiğiniz bir benzetme olduğunu açıklayacağız. Bu, İbnu’l-Kayyım rahimehullah’ın zikrettiği benzetmedir.
İbnu’l-Kayyım şöyle der: “İkinci dirilişin, birinci dirilişe kıyaslanması, imkanı gösterir. Birinci diriliş asıl, ikinci diriliş fer’dir.”
Derim ki: Buna daha önce cevap vermiştim.  İbn Hazm, sizin kabul ettiğiniz benzetmenin hükümlerde eşitlemeyi gerektirmediğini açıklar.
İbn Hazm, el-İhkam’da şöyle der: “Şayet Allah Teâlâ’nın kemikleri ilk diriltmesi, ikinci diriltmesini gerektirdeysi, zorunlu olarak, birincisinin fani olması gibi, ikincisinin de fani olması gerekirdi. Ancak ikinci dirilişten sonra fani olmayacaktır. Müslümanlardan hiçkimse ikinci dirilişten sonra fani olunacağını söylememiştir. Ancak sadece Cehm b. Safvan buna muhalefet etmiştir. Şayet öyle olsaydı, birincisinde dünyada yaratıldıkları gibi, ikincisinde de dünyaya iade edilmeleri gerekirdi. Bu açık bir küfürdür. Bunu ancak reenkarnasyona inanan kafirler söyler.” İbn Hazm’dan nakil bitti.
Derim ki: kıyas ehline göre iki diriliş birbirine benzemektedir. Lakin birincinin hükmü fani olmak, ikincisinin hükmü ise ebedîliktir. Birincisinin hükmü dünyada diriliş, ikincisinin hükmü ahirette diriliştir. İkinci dirilişten sonra da fani olunacağını söyleyen ve: “Delilin nedir?” denildiğinde: “İlk dirilişten sonra fani olduk, buna kıyasla ikinci dirilişten sonra da fani oluruz” diyen akıl sahibi değildir.  
Böylece Allah Azze ve Celle’nin birbirinin benzeri olan iki şeyin hükmünü eşit kılmasının da, hükümlerini farklı kılmasının da mümkün olduğu ortaya çıkmıştır.
Sonra İbnu’l-Kayyım şöyle diyor: “Ölülerin, öldükten sonra dirilmeleri, yeryüzünün ölümünden sonra bitkilerle diriltilmesine kıyaslanmıştır.”
Derim ki: Kıyas ehli, ölülerin, öldükten sonra dirilmeleri ile yeryüzünün ölümünden sonra dirilmesini birbirine benzeyen iki şey olarak görüyorlar. İbn Hazm, bu iki şeyin hükmünü Allah Azze ve Celle’nin eşit kılmadığını açıklamıştır.
İbn Hazm, el-İhkâm’da şöyle der: “Şayet bu bir kıyas olsadı, bütün bitkilerde olduğu gibi, Allah Teâlâ’nın her sene baharın başında ölüleri diriltmesi ve her kışın başında da öldürmesi gerekirdi.” İbn Hazm’dan nakil bitti.
 Ölülerin, ölümden sonra dirilmeleri ile yeryüzünün ölümünden sonra dirilmesi arasındaki benzerlik, Allah Azze ve Celle’nin bu ikisini farklı hükümlerde kılmasına mani değildir. Böylece: “Allah insanların fıtratlarını ve akıllarını birbirinin aynı olan iki şeyin arasını eşitlemek ve bu ikisinin ayrılmasına karşı çıkmak üzere odaklamıştır” sözü iptal olmuştur.
Allah Azze ve Celle’nin; fıtratları birbirinden farklı olan şeyleri ayırmak ve bu ikisinin birleştirilmesine karşı çıkmak üzere odakladığı sözüne gelince, şüphe yok ki, bir şey, ondan başka olan şey ile aynı değildir. Ama bir şeyin hükmü ve başka bir şeyin hükmü, bazen farklı olur, bazen de aynı olur.
Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: “İki deniz bir değildir: Biri, suyu tatlı, doyurucu ve içimi kolaydır; diğeri tuzlu ve acıdır. Fakat siz herbirinden de taze bir et yersiniz ve takınacağınız kolyelik süs eşyası çıkarırsınız.” (Fâtır 12)
İki denizden biri tatlı, diğeri acıdır. Lakin her ikisinden de taze etler yenir ve süs eşyası çıkarılır. Denizlerin tatlarının farklı olması, onlardan çıkan et ve süs eşyalarının hükmünün eşit olmasına mani olmamıştır.
Bu da gösteriyor ki, iki şeyde bundan daha fazla zıtlık da bulunsa, hükümlerinde farklılığı gerektirmez.
Şayet birisi: “İkinci örnekte zikrettiğiniz şey, birbirinden farklı iki şeyin ayrılmasını gerektiren ihtilaf değildir” derse, ona şöyle denilir: “Bunun sizin birbirinden farklı iki şey olduğunu kabul ettiğiniz türden olduğunu açıklayacağız:
İbnu’l-Kayyım şöyle der: “Nitekim Allah Teâlâ, hükmü ve hikmetiyle, birbirinden farklı olan iki şeyi hükümde eşitlemeyi nefyetmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Müslümanları o günahkârlarla bir mi tutacağız” (Kalem 35)
Derim ki: Günahkar olmayan Müslümanı Allah Azze ve Celle, karşılıkta eşit kılmamıştır. Bu ancak ahiret yurdunda olur. Bu inkar edilemez. Lakin Allah Azze ve Celle bu ikisini ahiret yurdunda ve dünyadaki birçok şeyde eşit kılmadığı gibi, yaratılışta eşit kılmıştır. Yaratılış bakımından günahkar ile müslüman arasında farklılık yoktur. Mürted, dinden çıktığı anda gözleri alınmaz, azaları eksilmez. Müslüman bu bakımdan, günahkardan farklı değildir. Bir müslümanın yüzünü insanlar güzel bulmaz, yine bir günahkarın da yüzü çirkin görülebilir. Güzel yüzlü müslüman olduğu gibi, güzel yüzlü günahkar da vardır. Sıhhat bakımından müslüman ile günahkar eşit olabilir. Geçim bakımından da eşit olabilirler. Müslüman zengin olabildiği gibi, günahkar da zengin olabilir. Bunun aksi de böyledir. Peki bu durumlarda Allah Azze ve Celle, bu ikisini birbirinden farklı kılmış mıdır? Bu şahit olunan bir gerçektir ve inatçıdan başkası inkar etmez. Bütün bunlar, dünyada olan şeylerdir ve kıyasçılara göre kıyasın icra edildiği dünyadır. Ahiret yurdu değildir. O halde Allah Azze ve Celle’nin dünyada müslüman ile günahkarı farklı kıldığı şey nedir? Buna karşılık, ahirete şarap ile süt hükümde birdir. Çünkü şarap, dünyada haramdır. Süt, dünyada helaldir. Bu iki şey birbirinden farklıdır. Ancak Allah Azze ve Celle ahirette ikisinin hükmünü kullarının içmeleri için bir kılmıştır!
Böylece dinin, birbirinin benzeri olan şeylerin hükmünü eşitlediği ve birbirinden faklı olan şeylerin hükmünü ayırdığı iddiasının batıl olduğuna dair hüccet ikame olmuştur. Hamd ve minnet Allah’adır.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)