Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Darussune Kitapları

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı


Çarşamba
Saat 19:00 Şeytanın Akidevî Tuzakları
Saat 20:00 el-Câddetu'l-Beydâ Şerhi

Cumartesi
Saat 19:00 Yâkûtetu'l-Mesânid Şerhi
Saat: 20:00 Sahih Tefsir Şerhi



9 Eylül 2012 Pazar

Bazı Ayetleri Kıyasa Delil Getirme Yanlışı

İmam İbnu’l-Kayyım rahimehullah, kıyasa işaret eden ayetler zikretmiştir. Bu sözleri, kıyasçıların dili üzerinden naklederek şöyle demiştir:
“Allah Azze ve Celle’nin: “Kendi yaratılışını unutup bize misal veriyor ve diyor ki: “Çürümüş olduğu halde bu kemikleri kim diriltecek?" (Yasin 78) ayetinde, ölülerin öldükten sonra diriltilmeleri, yeryüzünün ölümünden sonra bitki bitirerek diriltilmesine kıyas vardır. (Burada şu ayete işaret etmiştir: “O'nun âyetlerinden biri de şudur: Sen, yeryüzünü kupkuru görürsün; üzerine su indirdiğimiz zaman da, toprak harekete geçer ve kabarır. işte, yeryüzüne böyle hayat veren, muhakkak ki ölüleri de diriltendir.” (Fussilet 39)
Yeniden yaratma, göklerle yerin yaratılmasına kıyas edilerek neticeye ulaşılmıştır. Bu da bir şeyin aynısı olan diğer şeyin hükmünü almasıdır”
Bu sözler, şu açılardan fasittir:
Birincisi: Kıyas ehlinin hüccet getirdikleri şey, naslarda hükmü belirtilen şeyin hükmünü, aralarındaki ortak illet sebebiyle, naslarda belirtilmeyen şeye vermektir. Kıyas ehline göre bu illetin nas ile gelmiş olması ile kendilerinin istinbat etmiş oldukları bir illet olması arasında fark yoktur. Bir şeye verilen hüküm; farz, haram, mubah, mustehap veya mekruh gibi hükümlerdir.
Bu, Allah Azze ve Celle’nin yaratma, öldürme, helak etme, hidayet etme vb. fiilleri hakkındaki hükümler değildir. Bu tür, fıkıhtaki kıyasın kaynaklarından değildir.
Mesela kıyas ehli, Allah Azze ve Celle’nin kafirleri, rasullerine isyan etmeleri sebebiyle kendilerinden önceki kafirlerin başlarına gelenlerle sakındırmasını delil getirmezler. Hiç kimse: “Hud kavminin fiilini işledikleri takdirde, Allah Azze ve Celle onlara akim bir rüzgar gönderecektir” dememiştir. Yine, Semud kavminin fiilini işledikleri takdirde Allah Azze ve Celle’nin onlara sayha gönderecektir demezler. Üzerinde konuşulan konu bu değildir. Kıyas ehlinin maksatları da bu değildir. Böyle bir istidlal, öne sürülen kayıtlara uymaz ve reddedilmiş, batıl bir iddiadır. O halde İbn Kayyım’ın kıyas ehlinden naklederek zikrettiği bu misalin, kıyas ehlinin delil getirdikleri şeyle  alakası yoktur. Bu batıl bir istidlaldir. Hatta bunu delil getirmenin anlamı da yoktur.
Yine burada ne kıyas zikredilmiştir, ne kıyasın uygulanma şekli, ne şartları ve ne de emri! O halde kulun, emrolunmadığı bir şeyi kıyasla hükme kaynak edinmesi nasıl helal olur? Hatta şayet Allah Azze ve Celle, kıyasçıların şartlarına göre kıyas yapmış olsaydı bile, O Allah Azze ve Celle’dir, yapar, biz ise hükümler çıkarmak için kıyas yapamayız derdik. Çünkü Allah Azze ve Celle yaptıklarından sorulmaz, insanlar ise sorumludur!
Görmüyor musun, O bir şeye hükmeder, sonra bu sizin için hayırlı olandır der. Yani bu bize caizdir ve onun bizim için hayırlı olduğuna hükmederiz?
 Onlardan biri itiraz eder ve şöyle diyebilir: “Bu, sizin inkar etmek istediğiniz kıyastır. Kulların rabbi, haramlığa kıyas yaptığı gibi, kulları da haramlığa kıyas yapar.”
Cevap olarak şöyle denilir:
Birincisi: Bizim kastettiğimiz istidlal bu değildir. Buna rağmen itiraz ettiğiniz şey de kıyas değildir. Zira kulların hüküm vermesi, Allah Azze ve Celle’nin izin vermediği bir teşrî (din koyma)dır. Kulların kıyas yapmaları da, Allah Azze ve Celle’nin izin vermediği bir din  koymadır. Allah Azze ve Celle’nin kıyası emrettiğine dair delil bulunmadığı sürece, Allah Azze ve Celle izin vermediği şeyi din kılmayı da haram kılmıştır. Kulların hükmü ve kıyasları haramdır. Zira  her ikisi de Allah Azze ve Celle’nin izin vermediği bir teşridir.
  İkincisi: Bizim delil getirdiğimiz şey şudur: Sizler Allah Azze ve Celle’nin yaptığı herşeyi yapmanın kulları için de caiz olduğunu zannediyorsunuz. İşte bu zannınıza uygun olarak da: “Allah Azze ve Celle kıyas yapmıştır, kulları da kıyas yapabilirler” demeye devam ediyorsunuz.  Allah Azze ve Celle haram kıldıkça veya helal kıldıkça kulların da haram kılmaları ve helal kılmalarının caiz olduğunu söylersiniz. İşte bu da apaçık bir küfürdür! Akibetini görünce zannınız iptal olmuştur!
* "Allah'ın indirdiğinden başkasıyla hükmedenler kafirlerin ta kendileridir" ayetini, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ve sahabelerinin açıklamalarına aykırı bir anlayışla ele alarak, bütün yöneticileri, hakimleri, belediye başkanlarını, muhtarları, hatta oy kullananları tekfir eden muasır harici köpeklerinin kıyası savunmaları bu bakımdan büyük bir tezattır! Çünkü tekfir ettikleri şahıslar belki küçük küfrü işlemektelerken, kendileri büyük küfür olan teşrî'yi/din koyma fiilini meşru görmektedirler!
Yine kıyasçıların Kur’ânda kıyasa işaret ettiğini düşündükleri ayet, kendilerinin aleyhlerine delil olmaktadır. Onlar: “Allah Azze ve Celle’nin ikinci diriltmesini, birinci diriltmesine kıyasladığını söylüyorlar. Böylece birinin hükmünü diğeri de alıyor. Onların bu sözleri, şu anlama gelir: “Şayet bu konuda Allah Azze ve Celle katından bir nas olmasaydı, bizler kıyas yoluyla yeniden diriltileceğimizi anlardık!” İşte bu Allah Azze ve Celle’ye iftiradır! Böylece bu ayeti kıyasa delil getirmeyi terk etmeleri farz olmuştur!
Şayet şöyle derlerse: “Bilakis, bu mümkündür. İbnu’l-Kayyım, “İkinci dirilişin, birinci dirilişe kıyaslanması, bunun mümkün olduğunu gösterir” demiştir.”
Cevap: Sizinle bu konuda tartışmayız. Biz ancak kıyas metodunun dinî bir hüküm çıkarmak için kaynak edinilmesine karşı çıkarız. Bu imkan, hükmün Allah Azze ve Celle katından olmasını gerektirmez. Bizler Allah Azze ve Celle’nin tıpkı buğdayı buğdaya karşı fazlalıkla satmayı haram kıldığı gibi, mercimeğin, mercimeğe karşı fazlalıkla satılmasını da haram kılmaya kâdir olduğunu inkar etmeyiz. Biz ancak Allah Azze ve Celle bize haram kılmadığını bildirdiği halde, bunun kıyas yoluyla haram kılınmasına karşı çıkarız.
Yine İbnu’l-Kayyım rahimehullah, kıyasçıların dili üzerinden, Allah Azze ve Celle’nin kitabında misaller vermesini zikreder. Burada da az önce söylediğimizi söyleriz. Zira Allah Azze ve Celle bize darbı mesel yapmamızı emretmemiştir. Bu, Ebu Hureyre radıyallahu anh’ın, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu hadisini rivayeti esnasında yapmadığı bir şeydir: “: ‘Ateşin değdiği her şeyden hatta peynir parçasından bile abdest lazım gelir.’ Bunun üzerine İbn Abbâs radıyallahu anhuma, ona şöyle dedi: “Ey Ebû Hureyre! (Yani şimdi) yağdan yersek abdest mi alacaz? Sıcak sudan içersek abdest mi alıcaz?” Bunun üzerine Ebû Hureyre radıyallahu anh, İbn Abbâs radıyallahu anhuma’ya şöyle dedi: “Ey kardeşimin oğlu! Eğer Rasûlüllâh sallallahu aleyhi ve sellem’den bir hadis işitirsen sakın ona darbı mesel yapma!’”[1]
İşte Ebu Hureyre radıyallahu anh, ancak Allah Azze ve Celle katından hüküm bildiren Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in hadisine darbı mesel yapmaktan sakındırmıştır! İbn Abbas radıyallahu anhuma da Ebu Hureyre radıyallahu anh’ın yasakladığı şeyi reddedecek bir şey bulamamıştır. Her ikisi de büyük sahabelerdir ve Allah Azze ve Celle’nin hükümlerine misal getirmeyi uygun görmemişlerdir.
Yine İbnu’l-Kayyım rahimehullah, kıyasçıların bir şeyin hükmünü, aynısı olan başka şeye giydirmelerini zikreder.
Bir kilo buğdaya karşı iki kilo buğdayı fazlalıkla satmanın hükmü, iki kilo buğdayı bir kilo buğdaya karşı satmakla birdir. Ama mercimeği fazlalıkla satmak zorunlu olarak aynı hükümde değildir. Zira buğday başka bir şey, mercimek başka bir şeydir. İkisinin aynı olduğunu iddia eden büyüklenen bir inatçıdır.
 Yine şöyle der: Kur’an’da zikredilen misaller, benzerleriyle hükümde aralarının eşitlenmesini gerektirir.
Bu doğrudur, Allah Azze ve Celle dilediğini yapar. Ancak bizler deriz ki: şayet Allah Azze ve Celle bize bir şeyin benzerinin hükmünü haber vermemişse hiçkimse bunun hükmünden haberdar olamaz. Bu da kıyası yıkar. Eğer: “Biz Allah Azze ve Celle’nin böyle hükmetmesinin mümkün olduğunu biliriz” derlerse, denilir ki: buna daha önce cevap verdik. Bizler sizinle, Allah Azze ve Celle’nin herşeye kadir olması hakkında tartışmıyoruz. Nitekim Kur’ân’da bir şey ile diğeri benzetilerek aralarındaki hükmün eşitlenmesine dair misaller vardır. Yine bir şey, diğerine benzediği halde hükümlerinin farklı oluşuna da misaller vardır.
Yine kıyas ehli, itibar ayetini de kıyasa delil getirmişlerdir. Bu ayet şudur:
Kitap ehlinden inkâr edenleri kendi ülkelerinden ilk sürgünde çıkaran O'dur. Oysa siz (ey mü'minler), onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah'ın cezasından koruyacağını zannediyorlardı. Fakat Allah'ın azabı hiç hesab etmedikleri bir yerden kendilerine gelmiş ve kalblerine bir korku salmıştır. Öyle ki evlerini kendi elleriyle, hem de mü'minlerin elleriyle tahrib etmişlerdir. Ey akıl sahipleri! Bundan ibret alın” (Haşr 2)
Diyorlar ki: Allah Teâlâ’nın: “ibret alın” sözü, “Kıyaslayın” demektir. Halbuki bu tefsiri şer’î naslar onaylamaz! Hatta Allah Azze ve Celle’nin bize hitap ettiği arap dili de onaylamaz. İnşaallah bunu da ileriki zamanlarda mustakil olarak açıklarız. Kısaca şöyle diyelim: Şayet “ibret alın” sözünün, “kıyaslayın” manasında olduğunu varsayarsak, durum burada mücmeldir, açık değildir. Ne Kur’an’da, ne sünnette, ne de icmada  kıyasın açıklaması gelmemiştir!


[1] Tirmizî, (no: 79); Ebû Dâvud, (1/194) ve İbn Mâce, (2/485) rivayet etmiştir. Elbânî sahih demiştir.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)