Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

11 Ekim 2026 Pazar

İslam; Re'y ve Kıyas Değil, Vahye Teslimiyet ve İttiba Dinidir!

 

Kıyas ve re’yler, şer’î hükümlerde hüccet değildir. Katade; İbn Sirin ve Mesruk rahimehumullah bu konuda şu ayeti delil getirmişlerdir:

أَوَلَمْ يَكْفِهِمْ أَنَّا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ يُتْلَى عَلَيْهِمْ

“Kendilerine okunmakta olan Kitab'ı sana indirmemiz onlara yetmemiş mi?” (Ankebut 51)

Allah Teâlâ kitabın yeterli olduğunu haber vermiştir. Kitap ile yetinmeyip kıyasa başvuran muhalefet etmiş olur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ

“Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler, işte onlar kâfirlerdir.” (Maide 44)

Görüşlerle istinbat edilen kıyas, Allah’ın indirdiklerinden değildir. Allah’ın indirdiği ancak Allah’ın kitabı ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetidir. Zira Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hevasından konuşmaz, onun söyledikleri ancak bir vahiydendir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَأَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ

“İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için sana da zikri (sünneti) indirdik.” (Nahl 44) Yani onu insanlara kendi görüşünle değil, sana vahyedilenle açıklaman için.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ

“Yaş ve kuru müstesna olmamak üzere hepsi apaçık bir kitaptadır.” (En’âm 59)

وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ

“Ayrıca bu Kitab'ı da sana, her şey için bir açıklama olarak indirdik” (Nahl 89)

Allah Teâlâ bütün açıklamanın Allah’ın kitabında ya açıkça, ya işareten ya iktizâ veya delalet olarak bulunduğunu haber veriyor. Eğer orada hüküm bulunamazsa varlık veya yokluk olarak Allah’ın kitabında sabit asıl üzere kalır.

قُلْ لَا أَجِدُ فِي مَا أُوحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلَى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ

“De ki: “Bana vahyolunanlar arasında onları yiyecek olan kimseye haram kılınmış bir yiyecek bulamıyorum…” (En’âm 145)

Allah Teâlâ kitabında haramlığı indirilmeyen şeyler hakkında aslı olan mubahlık ile delil getirilmesini emrediyor.

هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا

“Yeryüzünde bulunanların hepsini sizin için yaratan O'dur.” (Bakara 29)

Bu ayette temlik lâm’ı ile izafet, mubahlık bakımından beliğ bir ifadedir. Buna göre yaş ve kuru ne varsa bütün hükümler kitapta sabittir. Geriye akibetin maslahatını öğrenmek üzere bunun hikmetini anlamak için re’yi kullanmak kalıyor. Bu da re’y ile ulaşılamayacak bir şeydir. Çünkü Allah Teâlâ’nın meşru kıldığı hükümleri eda etmedeki maslahatlar dünyada başarı için değil, ahirette kurtuluş içindir. Re’yler ise ahiret maslahatlarını idrak edemez. Re’y ancak peşin olan, hislerle ve tecrübelerle öğrenilebilen maslahatları idrak edebilir. Kıyas da bunun gibidir.

Eğer nassın bir illete bağlanması bâtıla götürmez denilirse, ancak nassın ifade ettiği hüküm söz konusu olarak kalır. Böylece maslahat hükmünün açıklaması re’y ile tespit edilemez.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ

“Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme.” (İsra 36)

وَلَا تَقُولُوا عَلَى اللَّهِ إِلَّا الْحَقَّ

“Allah’a dair haktan başkasını söylemeyin!” (Nisa 171)

Kıyas ise ilmi gerektirmez. Haber-i vahide gelince, onun aslı Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in kelamıdır ve kesin (yakînî) ilim gerektirir ve hüccet olur. Şüphe ve ihtimal sadece o haberin bize intikali hususunda söz konusu olur. Bu haber, ihtimal sebebiyle batıl olmaz. O, Allah’ın kitabından, Arap dilinin gereklerine göre re’y ile te’vil edilmiş nas menzilesindedir. Şüphesiz bu, ilmi gerektirmese de hüccettir. Çünkü onun aslı olan nas ilmi gerektirmektedir.

Kıyasa gelince, onun bizatihi kendisi ihtimal taşımaktadır ve bu ihtimal ile birlikte hüccet olamaz. Ka’be’nin yönünü veya mehr-i misilin miktarı ve değerini re’y ile bilmemiz burada problem teşkil etmez. Çünkü beldelerin yönleri dünya maslahatındandır ve duyu organları ile bilebileceğimiz şeylerdendir. Aynı şekilde bir şeyin miktar ve kıymeti de benzerleriyle bilinebilir. Bu konuda ilmin yolu duyulardır. Nitekim Allah Teâlâ bize geçmişte küfürleri sebebiyle helak olan kavimleri haber vermiş, bize onlardan ibret almamızı emretmiştir. Bu da re’y yoluyla olur. Çünkü helak olan bilinince, onların günahları da göz, kulak gibi duyularla bilinebilir. Bu helake sebep olan şeylerden sakınmak dünya maslahatlarındandır. Kılıcın isabet ettiği yeri keseceği tecrübe ile bilinir ve onun kesmesinin telefe sebep olduğu anlaşılır. Dini hükümleri bilmenin yolu ise bunlar değildir.

 Allah Teâlâ insanlara temyiz etmeleri için re’yi ikram etmiştir. Bu sayede peşin olan maslahatlarını öğrenir, tedbir alır. Duyularıyla hayrına veya şerrine olan sebepleri idrak eder. Re’y ancak bu gibi dünya maslahatlarında hüccettir, şer’î hükümleri tespitte değil!

Din hükümleri, ancak ahiret işleri için konulmuştur. Ahiret maslahatları, peşin olan dünya maslahatlarının aksine bir şekilde bina edilmiştir. Dinin tamamı, dünya maslahatlarında sabit olan âdetin aksine kuruludur. Bu konuda re’y hüccet olamaz.

Bizler bu maslahatlara duyularımızla ulaşamayacağımıza göre bu, bizim için re’y ile benzerlerine vâkıf olamayacağımız bir asıl hakkında nasıl ilim yolu olabilir? Nasların manalarını re’y ile düşünmemizin gerekmesi bu konuda bağlayıcı değildir. Çünkü nasların manaları dünya işlerinden olan lügat bilgisidir. Bu bilgiye, ehlinden işitme duyusuyla ulaşılabilir. Bu, dinden bir şey değildir. Bilakis bu, dinden önce de mevcut olan, dinin gelmesinden sonra kâfirlerde de bulunan bir bilgidir. Karşı çıktığımız şey ise, şer’î hükümle ilgili manaları re’y ile istinbat etmektir! Çünkü şer’î hüküm ahiret işlerindendir. Bu, dil bilgisindeki manalardan değildir. Ayette vacip kılınan tefekkür ve itibar (ibret alma) da bu türdendir.

Re’y ile amel etmekten yasaklayan ve dini hükümlerde vahye tabi olmayı emreden naslar gelmiştir.

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabıyla istişare etmesi de buna yorumlanır. Zira Allah Teâlâ harp tedbiri konusunda O’na ashabıyla istişare etmesini emretmiştir. Düşmana galip gelme yollarını öğrenmek, dünya maslahatlarındandır, şer’î hüküm değildir! Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, şer’î bir hükmün tespiti için ashabıyla istişare etmiş değildir!

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

من فسر القرآن برأيه فليتبوأ مقعده من النار

“Kur’ân’ı re’yi (şahsi görüşü) ile tefsir eden cehennemde oturacağı yeri hazırlasın.”

Kıyas da re’y ile tefsirdir. Çünkü bu, Allah’ın hükmü ile ilgili konuda Arap dilinin delalet etmediği bir manayı istinbat etmektir. Arap dilinin delalet ettiği açı ise güzeldir. Mesela Abdullah b. Abbas ile Zeyd radıyallahu anhum, eş ile ana babanın mirası konusunda ihtilaf etmişler, her biri ayetteki ifadeleri Arap dilinin delaletine göre delil getirmişlerdir.

Diğer taraftan, Allah Teâlâ şer’î hükümleri, ibadetlerin miktarları, cezaları ve keffaretleri gibi açık kılmıştır. Bu hükümleri benzerlerine bakarak anlayacağımız şekilde kılmamıştır! Din, re’ylerin dahil olabileceği bir kapı değildir!

Dinde Allah Teâlâ’nın hükümlerinde; vaciplik, sakıt olma, helallik, haramlık gibi hükümlerde aslolan, bunun yalnızca Allah’a halis kılınması gereken bir hak olmasıdır. Allah’ın hakkı olan şeyde de sadece kesin ilim gerektiren şey hüccet olur. Re’y ile bu konuda kesin ilme ulaşılamaz.

Nasların çoğu ihtilaflı illetlere bağlanmaktadır. Allah’ın hüccetleri ise neticesi karışıklığa sebep olan ihtilaflı şeylerle tespit edilemez! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den gelen haberlerde de aslolan, ihtilafsız olmasıdır. İhtilaf ancak rivayetlerde sözkonusu olmaktadır. Hüccet olan ise haberin kendisidir, rivayet değil!

Aynı şekilde Allah Teâlâ’nın kitabında da nasihi ve mensuhu konusunda bizim için bir kapalılık sözkonusu olabilir.  Bunun re’y ile bilinmesi ve onunla amel edilmesi bir kıyas olmaz!

Dini hükümlerde kıyası terk etmek dinin kıvamı ve mü’minlerin kurtuluşudur! Bizler ne zaman kıyası terk edersek nasları muhafazaya, dilin manalarında derinleşmeye yönelmek durumunda oluruz. Nasların muhafazası emrolunan din kalıbını izhar etmek demektir. Dilin anlamlarında derinleşmek ise bu din kalıbını ihya edip bid’atleri öldürür. Böylece re’yler, ancak nasların manalarını düşünmekte kullanılır, şer’î hükümlerin ispatında değil! Re’y ve kıyaslarla şer’î hükümlerin tespitine kalkışmak ise bid’atler ortaya çıkarmış, asırlardır ümmet bu bid’atlerin kirleriyle dinlerini bulandırmışlardır!

Dini hükümlerde bid’at ve bâtılların girmediği bir konu neredeyse kalmamıştır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ise ümmetinin yetmiş üç fırkaya ayrılacağını haber verdiğinde kurtulan tek fırkanın, kendisinin ve ashabının üzerinde bulundukları yolda olanlar olduğunu haber vemiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabının yolunda ise şer’î hükümlerin tespitinde re’y ve kıyasa başvurmak yoktur! Bilakis diğer bir hadiste açıkça sapmış yetmiş iki fırkanın en şerlilerinin re’yleriyle kıyas yapanlar olduğunu açıklamıştır. Bütün bid’at fırkaları, mezhep ve tarikatleri dinde re’y ve kıyaslara müracaat ederek ortaya değiştirilmiş bir din çıkarmışlar, kurtuluş fırkasının yolundan fersah fersah uzaklaşmışlardır!

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)