Kıyas ve re’yler, şer’î hükümlerde hüccet değildir. Katade; İbn
Sirin ve Mesruk rahimehumullah bu konuda şu ayeti delil getirmişlerdir:
أَوَلَمْ يَكْفِهِمْ أَنَّا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ
الْكِتَابَ يُتْلَى عَلَيْهِمْ
“Kendilerine okunmakta olan Kitab'ı sana
indirmemiz onlara yetmemiş mi?” (Ankebut
51)
Allah Teâlâ kitabın yeterli olduğunu haber vermiştir. Kitap
ile yetinmeyip kıyasa başvuran muhalefet etmiş olur. Allah Teâlâ şöyle
buyurmuştur:
وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ
فَأُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ
“Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler, işte onlar
kâfirlerdir.” (Maide 44)
Görüşlerle istinbat edilen kıyas, Allah’ın indirdiklerinden
değildir. Allah’ın indirdiği ancak Allah’ın kitabı ve Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem’in sünnetidir. Zira Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem
hevasından konuşmaz, onun söyledikleri ancak bir vahiydendir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَأَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ
لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ
“İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için
sana da zikri (sünneti) indirdik.” (Nahl 44) Yani onu
insanlara kendi görüşünle değil, sana vahyedilenle açıklaman için.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِي كِتَابٍ
مُبِينٍ
“Yaş ve kuru müstesna olmamak üzere hepsi
apaçık bir kitaptadır.” (En’âm 59)
وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا
لِكُلِّ شَيْءٍ
“Ayrıca bu Kitab'ı da sana, her şey için bir
açıklama olarak indirdik” (Nahl 89)
Allah Teâlâ bütün açıklamanın Allah’ın kitabında ya açıkça, ya işareten
ya iktizâ veya delalet olarak bulunduğunu haber veriyor. Eğer orada hüküm bulunamazsa
varlık veya yokluk olarak Allah’ın kitabında sabit asıl üzere kalır.
قُلْ لَا أَجِدُ فِي مَا أُوحِيَ إِلَيَّ
مُحَرَّمًا عَلَى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ
“De ki: “Bana vahyolunanlar arasında onları yiyecek olan kimseye
haram kılınmış bir yiyecek bulamıyorum…” (En’âm 145)
Allah Teâlâ kitabında haramlığı indirilmeyen şeyler hakkında aslı olan
mubahlık ile delil getirilmesini emrediyor.
هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الْأَرْضِ
جَمِيعًا
“Yeryüzünde
bulunanların hepsini sizin için yaratan O'dur.” (Bakara 29)
Bu ayette temlik
lâm’ı ile izafet, mubahlık bakımından beliğ bir ifadedir. Buna göre yaş ve kuru
ne varsa bütün hükümler kitapta sabittir. Geriye akibetin maslahatını öğrenmek
üzere bunun hikmetini anlamak için re’yi kullanmak kalıyor. Bu da re’y ile
ulaşılamayacak bir şeydir. Çünkü Allah Teâlâ’nın meşru kıldığı hükümleri eda
etmedeki maslahatlar dünyada başarı için değil, ahirette kurtuluş içindir. Re’yler
ise ahiret maslahatlarını idrak edemez. Re’y ancak peşin olan, hislerle ve
tecrübelerle öğrenilebilen maslahatları idrak edebilir. Kıyas da bunun gibidir.
Eğer nassın bir illete bağlanması bâtıla götürmez denilirse, ancak
nassın ifade ettiği hüküm söz konusu olarak kalır. Böylece maslahat hükmünün
açıklaması re’y ile tespit edilemez.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ
“Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme.” (İsra 36)
وَلَا تَقُولُوا عَلَى اللَّهِ إِلَّا الْحَقَّ
“Allah’a dair haktan başkasını söylemeyin!” (Nisa 171)
Kıyas ise ilmi gerektirmez. Haber-i vahide
gelince, onun aslı Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in kelamıdır ve kesin
(yakînî) ilim gerektirir ve hüccet olur. Şüphe ve ihtimal sadece o haberin bize
intikali hususunda söz konusu olur. Bu haber, ihtimal sebebiyle batıl olmaz. O,
Allah’ın kitabından, Arap dilinin gereklerine göre re’y ile te’vil edilmiş nas
menzilesindedir. Şüphesiz bu, ilmi gerektirmese de hüccettir. Çünkü onun aslı olan
nas ilmi gerektirmektedir.
Kıyasa gelince, onun bizatihi kendisi ihtimal
taşımaktadır ve bu ihtimal ile birlikte hüccet olamaz. Ka’be’nin yönünü veya mehr-i
misilin miktarı ve değerini re’y ile bilmemiz burada problem teşkil etmez.
Çünkü beldelerin yönleri dünya maslahatındandır ve duyu organları ile
bilebileceğimiz şeylerdendir. Aynı şekilde bir şeyin miktar ve kıymeti de
benzerleriyle bilinebilir. Bu konuda ilmin yolu duyulardır. Nitekim Allah Teâlâ
bize geçmişte küfürleri sebebiyle helak olan kavimleri haber vermiş, bize
onlardan ibret almamızı emretmiştir. Bu da re’y yoluyla olur. Çünkü helak olan
bilinince, onların günahları da göz, kulak gibi duyularla bilinebilir. Bu
helake sebep olan şeylerden sakınmak dünya maslahatlarındandır. Kılıcın isabet
ettiği yeri keseceği tecrübe ile bilinir ve onun kesmesinin telefe sebep olduğu
anlaşılır. Dini hükümleri bilmenin yolu ise bunlar değildir.
Allah Teâlâ
insanlara temyiz etmeleri için re’yi ikram etmiştir. Bu sayede peşin olan
maslahatlarını öğrenir, tedbir alır. Duyularıyla hayrına veya şerrine olan
sebepleri idrak eder. Re’y ancak bu gibi dünya maslahatlarında hüccettir, şer’î
hükümleri tespitte değil!
Din hükümleri, ancak ahiret işleri için
konulmuştur. Ahiret maslahatları, peşin olan dünya maslahatlarının aksine bir şekilde
bina edilmiştir. Dinin tamamı, dünya maslahatlarında sabit olan âdetin aksine
kuruludur. Bu konuda re’y hüccet olamaz.
Bizler bu maslahatlara duyularımızla ulaşamayacağımıza
göre bu, bizim için re’y ile benzerlerine vâkıf olamayacağımız bir asıl
hakkında nasıl ilim yolu olabilir? Nasların manalarını re’y ile düşünmemizin
gerekmesi bu konuda bağlayıcı değildir. Çünkü nasların manaları dünya
işlerinden olan lügat bilgisidir. Bu bilgiye, ehlinden işitme duyusuyla
ulaşılabilir. Bu, dinden bir şey değildir. Bilakis bu, dinden önce de mevcut
olan, dinin gelmesinden sonra kâfirlerde de bulunan bir bilgidir. Karşı
çıktığımız şey ise, şer’î hükümle ilgili manaları re’y ile istinbat etmektir!
Çünkü şer’î hüküm ahiret işlerindendir. Bu, dil bilgisindeki manalardan
değildir. Ayette vacip kılınan tefekkür ve itibar (ibret alma) da bu türdendir.
Re’y ile amel etmekten yasaklayan ve dini
hükümlerde vahye tabi olmayı emreden naslar gelmiştir.
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabıyla
istişare etmesi de buna yorumlanır. Zira Allah Teâlâ harp tedbiri konusunda O’na
ashabıyla istişare etmesini emretmiştir. Düşmana galip gelme yollarını öğrenmek,
dünya maslahatlarındandır, şer’î hüküm değildir! Nebî sallallahu aleyhi ve
sellem, şer’î bir hükmün tespiti için ashabıyla istişare etmiş değildir!
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur:
من فسر القرآن برأيه فليتبوأ مقعده من
النار
“Kur’ân’ı re’yi (şahsi görüşü) ile tefsir
eden cehennemde oturacağı yeri hazırlasın.”
Kıyas da re’y ile tefsirdir. Çünkü bu, Allah’ın hükmü ile ilgili konuda Arap dilinin delalet etmediği bir manayı istinbat etmektir. Arap dilinin delalet ettiği açı ise güzeldir. Mesela Abdullah b. Abbas ile Zeyd radıyallahu anhum, eş ile ana babanın mirası konusunda ihtilaf etmişler, her biri ayetteki ifadeleri Arap dilinin delaletine göre delil getirmişlerdir.
Diğer taraftan, Allah Teâlâ şer’î hükümleri,
ibadetlerin miktarları, cezaları ve keffaretleri gibi açık kılmıştır. Bu
hükümleri benzerlerine bakarak anlayacağımız şekilde kılmamıştır! Din, re’ylerin
dahil olabileceği bir kapı değildir!
Dinde Allah Teâlâ’nın hükümlerinde; vaciplik,
sakıt olma, helallik, haramlık gibi hükümlerde aslolan, bunun yalnızca Allah’a
halis kılınması gereken bir hak olmasıdır. Allah’ın hakkı olan şeyde de sadece
kesin ilim gerektiren şey hüccet olur. Re’y ile bu konuda kesin ilme ulaşılamaz.
Nasların çoğu ihtilaflı illetlere bağlanmaktadır.
Allah’ın hüccetleri ise neticesi karışıklığa sebep olan ihtilaflı şeylerle
tespit edilemez! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den gelen haberlerde de
aslolan, ihtilafsız olmasıdır. İhtilaf ancak rivayetlerde sözkonusu olmaktadır.
Hüccet olan ise haberin kendisidir, rivayet değil!
Aynı şekilde Allah Teâlâ’nın kitabında da nasihi
ve mensuhu konusunda bizim için bir kapalılık sözkonusu olabilir. Bunun re’y ile bilinmesi ve onunla amel
edilmesi bir kıyas olmaz!
Dini hükümlerde kıyası terk etmek dinin kıvamı
ve mü’minlerin kurtuluşudur! Bizler ne zaman kıyası terk edersek nasları
muhafazaya, dilin manalarında derinleşmeye yönelmek durumunda oluruz. Nasların muhafazası
emrolunan din kalıbını izhar etmek demektir. Dilin anlamlarında derinleşmek ise
bu din kalıbını ihya edip bid’atleri öldürür. Böylece re’yler, ancak nasların
manalarını düşünmekte kullanılır, şer’î hükümlerin ispatında değil! Re’y ve
kıyaslarla şer’î hükümlerin tespitine kalkışmak ise bid’atler ortaya çıkarmış,
asırlardır ümmet bu bid’atlerin kirleriyle dinlerini bulandırmışlardır!
Dini hükümlerde bid’at ve bâtılların girmediği
bir konu neredeyse kalmamıştır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ise
ümmetinin yetmiş üç fırkaya ayrılacağını haber verdiğinde kurtulan tek
fırkanın, kendisinin ve ashabının üzerinde bulundukları yolda olanlar olduğunu
haber vemiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabının yolunda ise
şer’î hükümlerin tespitinde re’y ve kıyasa başvurmak yoktur! Bilakis diğer bir
hadiste açıkça sapmış yetmiş iki fırkanın en şerlilerinin re’yleriyle kıyas
yapanlar olduğunu açıklamıştır. Bütün bid’at fırkaları, mezhep ve tarikatleri dinde
re’y ve kıyaslara müracaat ederek ortaya değiştirilmiş bir din çıkarmışlar,
kurtuluş fırkasının yolundan fersah fersah uzaklaşmışlardır!