MÜZİĞİN HÜKMÜ
Müzik ve müzik aletleri, kötülüğün elçisi, fesadın kapısı, halkların uyuşturucusu ve toplumların oyalayıcısıdır.
Bu hastalık uzun süre nesilleri ve milletleri uyuşturdu. Uygarlığını ve başarılarını elinden aldı, eğlence duygusunu artırdı. Ve nefisler, yiyeceği ve içeceği sevdiğinden daha çok onu sevdi. Öyle ki insanlar onunla sevildi ve onunla buğzedildi.
Tarih; şarkı ve müziğe dalan her milletin mutlaka zayıflığa, çözülmeye ve ahlaki bozuluma uğradığına şahittir. Romen ve Fars milletlerinde görüldüğü gibi... Bugün de, batı toplumlarını ölümcül hastalıklarının içinde görüyoruz. Bu, şarkı ve müzik dinlemenin nefislerde sürekli tembelliğe yol açması ve şehvetleri artırması nedeniyledir. Yükümlülükler ağır gelir, eğlenme arzusu güçlenir. Dünya hayatı ve onun lezzetleri nefiste yücelir. Ahiret ve onun için çalışmak unutulur. Bu ümmetin çoğunluğu da kendinden önceki ümmetlerin yollarına uydu. İnsanlardan bir çoğu evinde, arabasında, bürosunda ve işyerinde müzikten ayrılamaz oldu.
Oysa, Allah’ın koyduğu sınırlar içerisinde duranlar için, Allah’a ve Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’e tam dostluklarını ilan edenler ve yönetimlerini Allah’a ve Rasulü’ne teslim edenler için; İslam’ın getirdiğine ters düşünce adet ve geleneklerini, arzu ve eğilimlerini terk edenler için, (Mü’minler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.) [1] vasfına sahip mü’minler için müziğin haramlığı ve İslam ruhu ile ters düştüğü yolundaki şer’i deliller oldukça yoğun bir şekilde gelmiştir. Yukarıdaki vasıflara sahip olanlar için, Allah ve Rasulü’nün, insanlardan bir çoğunun yanında ma’ruf/iyilik haline gelen bu münker/kötülük hakkındaki hükmünü sunuyoruz:
Allah Teâlâ şöyle buyurur: (İnsanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmi delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş lafı satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır.) [2] Sahabiler “lehve’l- hadis”i (boş lafı)”müzik” olarak tefsir etmiştir. İbni Ebi Şeybe, İbni Cerir Hâkim ve başkalarının rivayetlerinde İbni Mes’ud radıyallahu anh’dan sahih olarak şu varid olmuştur. Ebi’s-Suhbai’l Bekri rahimehullah’dan Abdullah b. Mes’ud’a (İnsanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmi delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak için boş lafı satın alır.) ayetinden sorulurken işittiği ve Abdullah’ın “Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a yemin ederim ki müziktir” dediği, bunu üç kez tekrarladığı rivayet edilmiştir.[3]
İbni Abbas radıyallahu anhuma’dan “O, müzik ve müzik dinlemektir” dediği, başka bir rivayette de “O, müzik ve benzerleridir” dediği, sahih olarak nakledilmiştir.[4]
Tâbiinden bir grup; Mücahid, İkrime, Hasen el- Basri, Said b. Cubeyr, Katade, Nehai ve başkaları; “lehve’l hadis”i müzik olarak tefsir etmiştir.[5]
İmam Ahmed ve diğerlerinin Abdullah b. Amr b. el- As ve Abdullah b. Abbas’dan (Radıyallahu anhum) tahric ettiği sahih hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Şüphesiz ki Rabbim azze ve celle bana içkiyi, kumarı, “kevbe”yi ve “gıttin”i haram kıldı.[6]
“Kevbe” hakkında Hattabi şöyle der: Davul olarak açıklanır ve ayrıca onun tavla olduğu söylenir. Manası içerisine tüm telli çalgılar, ud; müzik ve eğlenceden bunun gibileri girer.
“Gıttin”in ise tahtalı tanbur olduğu söylenir. Hadis ravilerinden biri olan Yezid b. Harun onu “el-berabit” olarak açıklamıştır. Ve el-berabit hakkında İbnu’l Esir “Uda benzer bir eğlence aletidir” demiştir.
Sahih-i Müslim’de Ebu Hureyre’den Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle dediği rivayet edilir: “Zil (çıngırak), şeytanın çalgı aletlerindendir.”[7]
Buhari Sahihi’nde , Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle dediğini rivayet eder: “Bir zaman gelecek ki; ümmetimden zina etmeyi, ipekli elbise giymeyi, içki içmeyi ve çalgı aletleri dinlemeyi helal sayan bir grup ortaya çıkacak. Bir grup da dağların eteklerine yerleşecek, onlara ait koyun sürüsü ile çoban sabahları yanlarına gelecek. Bunlara bir fakir bir ihtiyacı için gelecek ve bunlar fakire: Haydi (bugün git) yarıngel! diyecekler. Bunun üzerine Allah geceleyin dağı üzerlerine indirerek bir kısmını helak eder, diğerlerini de kıyamete kadar maymun ve domuzlara çevirir.”[8]
“El- hır” tenasül uzvudur ve kinayeli olarak zina kastedilmiştir. Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in müziğin haramlığını; zina etmek, ipekli giymek ve içki içmek gibi haramlığı mütevatir olmuş amellerle nasıl birlikte zikrettiğine dikkat et!..
Ayrıca,rivayet yollarının bir araya getirilmesi suretiyle hasen kabul edilen bir hadis var ki bu hadis bir çok sahabiden rivayet edilmiştir: Bunlardan bazıları: Ebu Hureyre, Aişe, İmran b. Husayn, Ebu Malik, Ebu Said El- Hudri, Ali b. Ebi Talib, Ebu Umame... Abdurrahman b. Sabit’den mürsel olarak rivayet edilir.
Bu rivayetlerden Ebu Hureyre hadisini Said b. Mansur ve İbni Ebi’d- Dünya ve başkaları tahric etmiştir. Ebu Hureyre der ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Âhir zamanda bu ümmetten bir grup insan maymun ve domuzlara çevrilir” Dediler ki: Ey Allah’ın Rasulü! Onlar, Allah’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet etmezler mi? Rasulullah şöyle buyurdu: “Ederler; oruç tutarlar, namaz kılarlar, haccederler” Dediler ki: Onların durumları nasıldır? Rasulullah şöyle buyurdu: “Müzik aletleri, defler ve şarkıcı kadınlar edinirler. İçkileri ve eğlenceleri üzere gecelerler. Ve, maymun ve domuzlara çevrilmiş olarak sabaha çıkarlar.”[9] İbni Ebi’d- Dünya ve başkaları İbni Mes’ud’dan şöyle dediğini rivayet eder: “Müzik, suyun ekini bitirdiği gibi kalpte nifak bitirir.”[10]
Said b. Mansur, Beyhaki yoluyla İbni Abbas radıyallahu anhuma’nın şöyle dediğini rivayet eder: “Def haramdır, çalgı aletleri haramdır, kevbe haramdır, mizmar haramdır.”[11]
Mezhep imamları müziğin ve müzik aletlerinin haramlığı konusunda ittifak etmiştir. İmam Malik, Medine ehlinin müziğe izin vermesi hakkında sorulunca şöyle der: “Onu bizde ancak fasıklar yapar.”
İmam Ebu Hanife’nin mezhebi ise müziğin haramlığı konusunda mezheplerin en şiddetlisidir. Hanefiler; mizmar, def ve çubuklarla vurularak çeşitli sesler elde edilen çalgı aletleri gibi her türlü müzik aletini dinlemenin haram olduğunu belirtirler. Bunun fasıklığı gerektiren kötü bir amel olduğunu, böyle yapanın şahitliğinin kabul edilmeyerek reddedileceğini söylerler.
İmam Şafii ise şöyle demiştir: “Bağdat’ta zındıkların icat ettiği ve cehri zikir olarak isimlendirdikleri bir şeye rastladım. Onunla insanları Kur’an’dan alıkoyuyorlar.”
İbnul- Kayyım der ki: Şafii’nin cehri zikir hakkındaki kavli bu şekilde ve değerlendirmesi onun Kur’an’dan alıkoyduğu yönündedir. Bu olay; insanı dünyadan soğutan bir şiiri, bir kişinin teğanni ile söylemesi ve hazır bulunanlardan bazılarının değneklerle minder ve yastıklara vurmasıdır...”
İbnu’s-Salah şöyle der: Bilinsin ki def, kamıştan ya da tahtadan yapılan üflemeli çalgılar ve teğanni bir araya gelince bunun dinlenmesi mezhep imamları ve müslümanların diğer alimlerine göre haramdır.
İmam Ahmed ise şöyle demiştir: “Müzik kalpte nifak bitirir.” Ayrıca , tanbur ve diğerleri gibi eğlence aletlerinin kırılması, müzikten kazanç elde etmenin ve müzik karşılığında alınan malların haramlığı yolunda görüş bildirmiştir.[12]
Şarkı, kadınlar için şu şartlarla caizdir:
1. Sözlerinin fuhşiyat ve pis sözler olmaması.
2. Müzik aletleri değil sadece def çalınması. Çünkü diğer müzik aletleri ile çalınması haramdır.
3. Düğün veya bayram gününde olması.
4.Bunu, erkekler olmaksızın kadınların yapması. Erkeklerin bunu dinlemesi caiz değildir.
Bunun delili Nesai’nin , Tayâlusi’nin, İbni Ebi Şeybe’nin , Hâkim’in ve başkalarının Amir b. Sa’d el- Beceli’den rivayet ettikleri hadisdir: Demiştir ki: Ebu Mes’ud, Garza b. Ka’b ve Sabit b. Zeyd’in yanlarına girdim. Cariyeler deflerini çalıyorlar ve şarkı söylüyorlardı. Dedim ki: Sizler, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı olduğunuz halde bunu onaylıyor musunuz? Dedi ki: Bunun için bize düğünde izin verilmiştir.[13]
Buhari ve Müslim’de Aişe radıyallahu anha’dan şu rivayet edildi: “Ebu Bekr radıyallahu anh bir Kurban Bayramı veya Ramazan Bayramı günü Aişe radıyallahu anha’nın yanına girdi. Aişe radıyallahu anha’nın yanında Nebi sallallahu aleyhi ve sellem vardı. Ve Ensar’ın cariyelerinden iki cariye vardı. Cariyeler, Ensar’ın Buas günü söyledikleri sözlerle şarkı söylüyorlardı. Aişe radıyallahu anha: ‘Onlar şarkıcı değillerdi’ der. Ebu Bekr radıyallahu anh: Şeytanın çalgı aletleri Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in evinde mi?!. deyince Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Ey Ebu Bekr! Şüphesiz her kavim için bir bayram vardır, bu da bizim bayramımız”[14]
Bu küçük cariyeler bayram günü savaş ve kıtal marşları söylüyorlardı.
Şu iki ayetin önünde durup düşünelim ve anlamaya çalışalım. Allah Teâlâ buyurur ki:
(Ancak dinleyenler daveti kabul eder. Ölülere gelince, Allah onları diriltecek, sonra da O’na döndürülecekler) [15] Ve şöyle buyurur: (Eğer sana cevap veremezlerse bil ki onlar, sırf heveslerine uymaktadırlar. Allah’dan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir! Elbette Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.) [16]
İmam Ahmed’in Müsned’inde, Ebu Davud’un Sünen’inde ve başkalarının da İbni Ömer radıyallahu anhuma’dan rivayet ettikleri sahih hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Kim bir batılda bilerek ısrar ederse onu terkedinceye kadar Allah’ın gazabına uğrar”[17]
Allah’ın salâtı, selamı ve bereketi, nebisi Muhammed’in üzerine, ailesi ve tüm ashabının üzerine olsun. Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah’adır. Ve kurtuluş müttakilerindir.
[1] 8 / el-Enfal / 2
[2] 31 / Lokman / 6
[3] Taberi Tefsiri’ne (10/202)bak.
[4] Taberi Tefsiri’ne (10/203)bak.
[5] Taberi Tefsiri’ne (10/202-204) bak.
[6] El- Feth’ur- Rabbani (17/132)
[7] Müslim (2114) ; Ebu Davud (2556)
[8] Buhari; bkz. Feth’ul-Bari (10/5)
[9] Zemmu’l- Melahi (sf:35)
[10] Zemmu’l-Melahi (sf:38)
[11] Zemmu’l-Melahi (sf:58)
[12] İmamların müzik hakkındaki sözleri için İbnu’l Kayyım’ın “İgasetu’llehfan” isimle eserine (1/347-351) bak.
[13] Nesai (2/93) ve Tayâlusi (221)
[14] Buhari; bkz. Feth’ul-Bari (2/371) , Müslim (892)
[15] 6 / el-En’am / 36
[16] 28 / el-Kasas / 50
[17] Ahmed; Müsned (2/70), Ebu Davud (3597)
Daru's-Sunne Dersanesi Satışı Yapılan Kitaplar
Ey İnsanlar Seti: 50 Tl.
Daru's-Sunne Kitap Seti: 40 Tl.
Sipariş için:
E-Mail: Darussunne@hotmail.com
Tel: 0 535 925 15 97
* Davete Karıştırılan Video Bid'ati Sona Erinceye Kadar Bu Fitneyle Mücadele Etmek Farzdır!
Buraya tıklayın...
! ! "Selefî hoca(!) olarak arzı endam edip de suretlerini sitelerine koyanlar!!
Birileri sizin putunuzu görüp de taparsa - sufilerin şeyhlerinin resimlerine rabıta yaptıkları gibi - ve yarın Allah size: "Bunlara siz mi dediniz: "Allah ile beraber bize de kulluk edin?!" diye, ne cevap vereceksiniz? Yoksa bunu uzak mı görüyorsunuz? Unutmayın ki tevhid kelimesini dahi ne için söylediklerini bilmeyen topluluklar gelecektir. Tevhidden bu kadar habersiz kalacak toplumlara miras olarak suretlerinizi mi bırakmak istiyorsunuz? Hali hazırda Allah ve rasulünün haram kıldığı suretlerin helal sayılmasına sebep olmuyor musunuz? Sizi rab edinenler hakkında sorulduğunuzda ne cevap vereceksiniz? Bu büyük günahı açıktan işlemekle dinde şahitlik vasfınızı kaybettiğinizin farkında mısınız? Yoksa sizin de mi Allah'ın haramlarını size helalleştiren, rab edindiğiniz hoca(!)larınız var?!! Her bakımdan kâmil, eksiksiz İslam dininin davetine apaçık haram olan bir unsuru katarak büyük bir bid'at çıkardınız! Berrak kaynakları bulandırdınız. Ya bu işten tevbe edin ya da Allah bu dini sizlerin kirinden temizleyecektir.
Daru's-Sunne Dersanesi Düzenli Dersler
Her Pazar akşamı Türkiye saati ile 21:00-22:00 saatleri arasında internet üzerinde canlı olarak, Akide, Hadis Usulü ve Tarihi, Tezkiye (Hadis Şerhleri) ve Menhec konularında düzenli dersler başlayacaktır.
Dersler inşaallah 05.02.2012 Pazar günü saat 21:00'de başlayacaktır.
Akide Dersleri: Ebû Said Muhammed el-Yarbûzî
Menhec Dersleri: Ebû Umer Soner Bilgili
Hadis Usûlü ve Tarihi: Ebû Huzeyfe Mes'ûd Körpe
Tezkiye (Hadis Şerhleri): Ebû Muâz Seyfullah el-Çubukâbâdî
Katılmak isteyenlerin bu tarihe kadar bulundukları muhitte tecvid ile Kur’an okumayı öğrenmiş olmaları şart koşulacaktır. Zira Kur’an okumasını bilmeyen bir müslümanın başka ilimleri öğrenmeye çalışması lüzumsuz bir gayrettir.
Derslere, programı aksatmamak şartıyla katılmak isteyenlerin darussunne@hotmail.com adresine
isim, soy isim, doğum tarihi, ikamet ettiği yer ve öğrenim durumunu bildiren bir e-mail ile başvuru yapmaları gerekmektedir.
Ders programı ve detaylı bilgiler, değerlendirilen başvurulardan sonra ilgililerin e-mail adresine iletilecektir.
Daru's-Sunne Kitap Seti: 40 Tl.
Sipariş için:
E-Mail: Darussunne@hotmail.com
Tel: 0 535 925 15 97
* Davete Karıştırılan Video Bid'ati Sona Erinceye Kadar Bu Fitneyle Mücadele Etmek Farzdır!
Buraya tıklayın...
! ! "Selefî hoca(!) olarak arzı endam edip de suretlerini sitelerine koyanlar!!
Birileri sizin putunuzu görüp de taparsa - sufilerin şeyhlerinin resimlerine rabıta yaptıkları gibi - ve yarın Allah size: "Bunlara siz mi dediniz: "Allah ile beraber bize de kulluk edin?!" diye, ne cevap vereceksiniz? Yoksa bunu uzak mı görüyorsunuz? Unutmayın ki tevhid kelimesini dahi ne için söylediklerini bilmeyen topluluklar gelecektir. Tevhidden bu kadar habersiz kalacak toplumlara miras olarak suretlerinizi mi bırakmak istiyorsunuz? Hali hazırda Allah ve rasulünün haram kıldığı suretlerin helal sayılmasına sebep olmuyor musunuz? Sizi rab edinenler hakkında sorulduğunuzda ne cevap vereceksiniz? Bu büyük günahı açıktan işlemekle dinde şahitlik vasfınızı kaybettiğinizin farkında mısınız? Yoksa sizin de mi Allah'ın haramlarını size helalleştiren, rab edindiğiniz hoca(!)larınız var?!! Her bakımdan kâmil, eksiksiz İslam dininin davetine apaçık haram olan bir unsuru katarak büyük bir bid'at çıkardınız! Berrak kaynakları bulandırdınız. Ya bu işten tevbe edin ya da Allah bu dini sizlerin kirinden temizleyecektir.
Daru's-Sunne Dersanesi Düzenli Dersler
Her Pazar akşamı Türkiye saati ile 21:00-22:00 saatleri arasında internet üzerinde canlı olarak, Akide, Hadis Usulü ve Tarihi, Tezkiye (Hadis Şerhleri) ve Menhec konularında düzenli dersler başlayacaktır.
Dersler inşaallah 05.02.2012 Pazar günü saat 21:00'de başlayacaktır.
Akide Dersleri: Ebû Said Muhammed el-Yarbûzî
Menhec Dersleri: Ebû Umer Soner Bilgili
Hadis Usûlü ve Tarihi: Ebû Huzeyfe Mes'ûd Körpe
Tezkiye (Hadis Şerhleri): Ebû Muâz Seyfullah el-Çubukâbâdî
Katılmak isteyenlerin bu tarihe kadar bulundukları muhitte tecvid ile Kur’an okumayı öğrenmiş olmaları şart koşulacaktır. Zira Kur’an okumasını bilmeyen bir müslümanın başka ilimleri öğrenmeye çalışması lüzumsuz bir gayrettir.
Derslere, programı aksatmamak şartıyla katılmak isteyenlerin darussunne@hotmail.com adresine
isim, soy isim, doğum tarihi, ikamet ettiği yer ve öğrenim durumunu bildiren bir e-mail ile başvuru yapmaları gerekmektedir.
Ders programı ve detaylı bilgiler, değerlendirilen başvurulardan sonra ilgililerin e-mail adresine iletilecektir.
19 Nisan 2009 Pazar
Güzel Ahlak
GÜZEL AHLAK
Güzel ahlak; amellerin en yücelerinden, Allah’a ve Rasulü’ne en sevimlilerindendir.
Sa’d b. Ebi Vakkas’dan rivayet olunan sahih hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Şüphesiz ki Allah, ahlakın yücesini sever ve aşağılığından hoşlanmaz”[1] Bilir misin, güzel ahlak nedir? Hadis alimi ve zühd sahibi İmam Abdullah b. Mübarek onu bize şöyle tanımlamıştır: “O(güzel ahlak); güler yüzlü olmak, iyilikte bulunmak başkalarına eziyet vermemektir.”
Bizler, bu zamanda bir ahlak buhranından geçmekteyiz. Bir çok insanın kaybettiği ve bir kısım insanda bulunur hale gelen şer’i ahlak, sanki gereksiz birşey olmuş!
Ahlak; İslam’da , mevkilerin en yücesinde ve derecelerin en yükseğinde yer alır. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Ben, ancak güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.”[2] Bir rivayette de şöyle buyurur: “Ben, ancak yüce ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” Sanki, peygamber olarak gönderilmesindeki rolü bununla sınırlandırır ve bu şekilde özetler.
Güzel ahlak üzerine önemli şeyler bina edilmiştir. Bunlardan bazıları şöyledir:
1- İyiliğin (hayrın) güzel ahlak ile sınırlandırılması. Nevas b. Sem’an’dan şu rivayet edilmiştir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e hayırdan ve şerden sordum; şöyle buyurdu: “İyilik (hayır) güzel ahlaktır. Şer ise, vicdanını rahatsız edip de insanların bilmesini istemediğin şeydir.”[3]
2- Şüphesiz ki güzel ahlak ameller arasında en çok cennete girmeye sebep olanıdır. Ebu Hureyre hadisinde olduğu gibi... Ebu Hureyre şöyle der: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e insanların cennete girmesine en çok sebep olan şeyden soruldu. O, şöyle buyurdu: “Allah’dan hakkıyla korkmak ve güzel ahlak” İnsanların cehenneme girmesine en çok sebep olan şeyden soruldu ve şöyle buyurdu: “Ağız ve ferc (cinsiyet uzvu)”[4]
3- Güzel ahlak, müslümanın Kıyamet günü hasenat terazisinde bulacağı en ağır şeylerdendir. Ebu’d Derda radıyallahu anh’dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Kıyamet günü mü’minin mizanında (terazisinde) hiç bir şey güzel ahlaktan daha ağır değildir. Şüphesiz ki Allah, kaba ve ağzı bozuk kişiye buğzeder.”[5]
4- Güzel ahlakla ahlaklanan kişi için Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem cennetin en yükseğinde bir köşk garanti etmiştir: Ebu Ûmame’den şöyle dediği rivayet edilir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Ben , haklı olsa bile cidali (tartışmayı) terkeden için cennetin kenarında bir eve kefilim. Şaka dahi olsa yalanı terkeden için cennetin ortasında bir eve kefilim ve ahlakı güzel olan kimse için cennetin en yükseğinde bir eve kefilim.”[6]
5- Güzel ahlak sahibi oruç tutup gece ibadeti yapanın derecesine ulaşır. Aişe radıyallahu anha’dan şöyle dediği rivayet edilir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu duydum: “Şüphesiz ki mü’min ahlakının güzelliği ile oruç tutup gece ibadeti yapanın derecesine ulaşır.”[7]
6- Kıyamet günü, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in meclisine en yakın olan insanlar faziletli güzel ahlak sahipleridir. Cabir radıyallahu anh’dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellim’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Kıyamet gününde bana en sevgili ve meclis bakımından en yakın olanınız, ahlakça en güzel olanlarınızdır. Ve Kıyamet gününde bana en sevimsiz ve benden en uzak olanınız; sersarlar (hezeyancılar ve boş yere saçmalayanlar), boşboğazlar ve ‘mütefeyhik’lerdir” Sahabiler dediler ki: Ya Rasulallah ! Hezeyancıları ve boşboğazları bildik; bu ‘mütefeyhik’ler de kim?.. Rasulullah “Mütekebbirler (büyüklük, ululuk taslayanlar)dır” buyurdu.[8]
7- Güzel ahlak ile ümmetin en hayırlıları, kerem ve fazilet sahipleri vasıflanır. Müttefekun aleyh (Buhari ve Müslim’in rivayet ettikleri) bir hadiste Abdullah b. Amr b. El-Âs’dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Sizin en hayırlı olanlarınız ahlak bakımından en güzel olanlarınızdır.”[9]
Bir müslümanın, değerini, fazilet ve makamını öğrendikten sonra güzel ahlaktan yüz çevireceğini tasavvur edebilir misin?
Müslüman kimse; yüce makamları dilediği halde, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yakınında bulunmaya istekli ve peygamberlik ahlakına sahip olmak için hırslı olduğu halde nasıl güzel ahlaktan yüz çevirir?!. Buhari ve Müslim’in rivayet ettikleri bir hadiste Enes radıyallahu anh’dan şu rivayet edilir: ”Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem insanların ahlakça en güzeli idi.”[10]
Muttefekuh aleyh olan bir başka hadiste Abdullah b. Amr b. El-Âs’dan şöyle dediği rivayet edilir: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem taşkınlık yapan ve taşkınlığa taşkınlıkla karşılık veren biri değildi.”[11]
Güzel ahlak bu öğrendiğin fazileti ve kıymeti ile birlikte sonuçta sahibine döner. Yapılan amelin karşılığı kendi türündendir.
Merhametle davranma ile Erhamu’r Râhımin’in (merhametlilerin en merhametlisi olan Allah Teâlâ’nın) rahmetine ulaşılır. Sahih hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Yerde olanlara merhamet et ki semâda olan (Allah ) sana merhamet etsin”[12] Ve yine Taberani hasen (güzel) bir isnadla şunu rivayet eder: “Şüphesiz Allah merhametli kullarına merhamet eder.”[13]
Abdullah b. Amr’dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Merhametli olanlara Rahman Tebarake ve Teâlâ merhamet eder. Yerde olanlara merhamet edin ki semâda olan (Allah) da size merhamet etsin.”[14]
Yapılan amelin karşılığı kendi türündendir. Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Buhari ve Müslim, Cerir b. Abdullah’dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet eder: “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.”[15]
Eğer Allah’ın rahmetine arzu duyuyorsan kendine ve başkasına karşı merhametli ol! Yaptığın iyilikle kendini öne çıkarma! Cahile ilminle, düşük seviyeliye makamınla, fakire malınla, büyüğe ve küçüğe şefkat ve rahmetinle, günahkarlara davetinle, hayvanlara, yumuşak davranman ve öfkelenmemen ile merhamet et! İnsanların, Allah’ın rahmetine en yakın olanı O’nun yaratıklarına en merhametli olanıdır...[16]
Müslümanlara nasihat etme ve onlara yardım etme konusunu da ihmal etme. Buhari ve Müslim’de Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu sabittir: “Kim, kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir” Uygun bir karşılık olarak... Müslüman kardeşinin bir ihtiyacında onunla birlikte olur ve ona yardım edersen El- Aliyy’ul Kadîr olan Rabb Tebarake ve Teâlâ senin bir ihtiyacını giderir ve onda sana yardımcı olur. Mükafaat, yapılan amelin cinsindendir.
Ayrıca, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Kim, dünyada müslüman kardeşinin kusurunu gizlerse Allah da, Kıyamet günü onun kusurunu gizler.”[17]
Ve Müslim’de şu hadis rivayet edilir: “Kim , bir müminin dünya sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderirse Allah da ondan Kıyamet gününün sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderir. Kim bir zorluğu kolaylaştırırsa Allah da dünya ve ahirette ona kolaylık sağlar. Kim bir müslümanın kusurunu örterse Allah da onun dünya ve ahirette kusurlarını örter. Kul, kardeşine yardımcı olduğu müddetçe Allah ona yardım eder.”[18]
Bazı müslümanların haline bakan kimse acayip şeyler görür. Doğru sözün yerine yalanı görür. Merhametin yerine şiddeti görür. Vefakarlığın yerine hıyaneti görür. Sinirlerine hakim olmanın ve insanları affetmenin yerine öfkeyi görür. İyiliğin yerine eziyeti görür.
Cömertliğin yerine cimriliği, ikram yerine aç gözlülüğü, tevazu yerine kibirliliği, adaletin yerine zulmü görür.
Ve kendi kendine sorar: Bunlar mı müslümanlar? İffet nerede? Güvenilirlik nerede? Hayâ nerede? Zayıflara merhamet nerede? Yoksullara şefkat nerede? Nerede sevgi? Mü’minlere karşı nezaket nerede?!!
Bu şekilde çirkin davranışlarla davranan kimselerle karşılaşabilirsin. Belki, sana çirkin sözler söyleyenlerle karşılaşacaksın. Bunlara karşı yapman gereken ne? Kötülüğe, kötülükle karşılık vermek ve doğruca onlardan intikam almak mı? Böyle yaparsak onlardan hiçbir farkımız olmaz. Onlara, kötü ahlakın yayılmasında ortaklık etmiş oluruz.
Şüphesiz, onlara karşı yapmamız gereken, Allah Teâlâ’nın gösterdiği yola tâbi olmaktır. Affetmek ve aldırış etmemek, kötülüğe güzellikle karşılık vermektir. Allah Teâlâ buyurur ki: (O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.) [19] Ve mü’minlerin sıfatı hakkında şöyle buyurur: (Kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte onlar var ya, dünya yurdunun (güzel) sonu sadece onlarındır.)[20] Yine şöyle buyurur: (İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.) [21]
Müslim, Ebû Hureyre’den Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Sadaka, hiç bir malı eksiltmez. Allah, affeden bir kulun ancak izzetini (şerefini) artırır. Her kim Allah için alçak gönüllülük yaparsa Allah mutlaka onun derecesini yükseltir.”[22]
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’de bizim için bir örneklik yok mu? Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem mahlukatın en izzetlisi, en faziletlisi ve en değerlisi değil mi? Buna rağmen, hiç bir zaman kendi nefsi için öc almadı. Aişe radıyallahu anha der ki: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Allah’a karşı hürmetsizlik hali olması müstesna hiç bir zaman kendi nefsi için öç almadı. Allah Teâlâ için öc alırdı” Hadis, Muttefekun aleyh’tir. (Buhari ve Müslim’in rivayetidir.)[23]
Yine Müslim’de şöyle dediği rivayet edilir: “Hiç bir şey O’ndan asla eziyet ve zarar görmemiştir ki, kendi arkadaşından intikam almış olsun!”[24]
Enes b. Malik radıyallahu anh’dan şöyle dediği rivayet edilir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’le beraber yürüyordum. Üzerinde sert yakalı Necran yapımı bir hırka vardı. Bedevinin biri O’na yetişti ve üzerindeki elbiseden şiddetli bir şekilde çekti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in omuzunun ön tarafına baktım; üzerindeki elbisenin yakası çekmenin şiddetiyle iz bırakmıştı. Bedevi dedi ki: Ya Muhammed! Yanında bulunan Allah’ın malından bir miktar bana verilmesini emret! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ona baktı ve güldü. Sonra ona bir miktar mal verilmesini emretti.” Hadis, Muttefekun aleyh’tir.[25]
Buna göre, bizim halimiz ne olacak?! Bir müslümandan bize ulaşan en ufak bir eziyete öfkeleniriz. Bir kardeşimizde gördüğümüz küçük bir hataya tepki gösteririz. Sanki, düşman karşısında savaşta imişiz gibi davranırız. Allah Teâlâ (Müminler ancak kardeştirler.) [26] buyurmuyor mu? Sevgili peygamberimiz, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem çokça şöyle söylemiyor muydu: “ Mü’minlerin, birbirlerini sevmede, birbirlerine şefkat gösterme ve birbirlerine merhamet etmedeki benzeri vücut misalidir. O vücuttan bir uzuv hastalanınca vücudun diğer azâları birbirlerini hasta uzvun elemine uykusuzlukla ve hâraretle ortak olmaya çağırırlar.”[27]Kendi nefislerimize dönüp, iyilik ve ihsanda bulunmak üzere gayret edelim. Ve nefislerimizi bu konuda hesaba çekelim ki, rabbimiz bizleri doğru yola eriştirsin Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.) [28]
[1] Hâkim rivayet eder. Bkz. Sahihu’l Cami’ (885)
[2] Sahih hadis. Bkz. Buhari; El Edeb’ul Mufred. Hâkim ve Beyhaki Ebu Hureyre’den rivayet eder.
[3] Müslim (sf. 2553)
[4] Ahmed; Müsned (2/2991), Tirmizi(2005. hadis), İbni Mace (4236. hadis)
[5] Ahmed; Müsned (6/442, 446, 448), Tirmizi (2003. hadis), Ebu Davud (4799. hadis)
[6] Ebu Davud (4800. hadis)
[7] Ebu Davud (4798. hadis), İbni Hibban (1927. hadis)
[8] Tirmizi (2019. hadis)
[9] Buhari; bkz. Feth’ul-Bâri (8/507), Müslim (sf. 2583)
[10] Buhari; bkz. Feth’ul-Bâri (10/480), Müslim (sf. 2150)
[11] Buhari; bkz.Feth’ul Bâri (10/378 ) Müslim (2321. hadis)
[12] Taberâni ve Hâkim rivayet eder. Bkz. Sahihu’l Câmi’ (909)
[13] Sahihu’l Câmi’ (2377)
[14] Ebu Dâvud (4941. hadis), Tirmizi (1924) . Bkz. Sahihu’l Cami’ (3516)
[15] Buhari; bkz.Feth’ul Bâri (10/397), Müslim (sf 2586)
[16] El- Cezâu min cinsi’l Amel (2/116)
[17] Buhari; bkz.Feth’ul Bâri (5/70), Müslim (sf. 2580)
[18] Sahih-i Müslim (sf. 2699)
[19] 3 / Âl-i İmran / 134
[20] 13 / er-Ra’d / :22
[21] 41 / Fussilet / 34
[22] Sahihi Müslim (sf. 2588)
[23] Buhari (6126. hadis) Müslim (2327. hadis)
[24] Müslim (2328. hadis)
[25] Buhari; bkz. Feth’ul-Bari (10/234) Müslim (sf. 1057)
[26] 49 / el-Hucurat / 10
[27] Buhari; bkz. Feth’ul-Bari (10/367), Müslim(sf.2586)
[28] 29 / el-Ankebut / 69
Güzel ahlak; amellerin en yücelerinden, Allah’a ve Rasulü’ne en sevimlilerindendir.
Sa’d b. Ebi Vakkas’dan rivayet olunan sahih hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Şüphesiz ki Allah, ahlakın yücesini sever ve aşağılığından hoşlanmaz”[1] Bilir misin, güzel ahlak nedir? Hadis alimi ve zühd sahibi İmam Abdullah b. Mübarek onu bize şöyle tanımlamıştır: “O(güzel ahlak); güler yüzlü olmak, iyilikte bulunmak başkalarına eziyet vermemektir.”
Bizler, bu zamanda bir ahlak buhranından geçmekteyiz. Bir çok insanın kaybettiği ve bir kısım insanda bulunur hale gelen şer’i ahlak, sanki gereksiz birşey olmuş!
Ahlak; İslam’da , mevkilerin en yücesinde ve derecelerin en yükseğinde yer alır. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Ben, ancak güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.”[2] Bir rivayette de şöyle buyurur: “Ben, ancak yüce ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” Sanki, peygamber olarak gönderilmesindeki rolü bununla sınırlandırır ve bu şekilde özetler.
Güzel ahlak üzerine önemli şeyler bina edilmiştir. Bunlardan bazıları şöyledir:
1- İyiliğin (hayrın) güzel ahlak ile sınırlandırılması. Nevas b. Sem’an’dan şu rivayet edilmiştir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e hayırdan ve şerden sordum; şöyle buyurdu: “İyilik (hayır) güzel ahlaktır. Şer ise, vicdanını rahatsız edip de insanların bilmesini istemediğin şeydir.”[3]
2- Şüphesiz ki güzel ahlak ameller arasında en çok cennete girmeye sebep olanıdır. Ebu Hureyre hadisinde olduğu gibi... Ebu Hureyre şöyle der: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e insanların cennete girmesine en çok sebep olan şeyden soruldu. O, şöyle buyurdu: “Allah’dan hakkıyla korkmak ve güzel ahlak” İnsanların cehenneme girmesine en çok sebep olan şeyden soruldu ve şöyle buyurdu: “Ağız ve ferc (cinsiyet uzvu)”[4]
3- Güzel ahlak, müslümanın Kıyamet günü hasenat terazisinde bulacağı en ağır şeylerdendir. Ebu’d Derda radıyallahu anh’dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Kıyamet günü mü’minin mizanında (terazisinde) hiç bir şey güzel ahlaktan daha ağır değildir. Şüphesiz ki Allah, kaba ve ağzı bozuk kişiye buğzeder.”[5]
4- Güzel ahlakla ahlaklanan kişi için Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem cennetin en yükseğinde bir köşk garanti etmiştir: Ebu Ûmame’den şöyle dediği rivayet edilir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Ben , haklı olsa bile cidali (tartışmayı) terkeden için cennetin kenarında bir eve kefilim. Şaka dahi olsa yalanı terkeden için cennetin ortasında bir eve kefilim ve ahlakı güzel olan kimse için cennetin en yükseğinde bir eve kefilim.”[6]
5- Güzel ahlak sahibi oruç tutup gece ibadeti yapanın derecesine ulaşır. Aişe radıyallahu anha’dan şöyle dediği rivayet edilir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu duydum: “Şüphesiz ki mü’min ahlakının güzelliği ile oruç tutup gece ibadeti yapanın derecesine ulaşır.”[7]
6- Kıyamet günü, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in meclisine en yakın olan insanlar faziletli güzel ahlak sahipleridir. Cabir radıyallahu anh’dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellim’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Kıyamet gününde bana en sevgili ve meclis bakımından en yakın olanınız, ahlakça en güzel olanlarınızdır. Ve Kıyamet gününde bana en sevimsiz ve benden en uzak olanınız; sersarlar (hezeyancılar ve boş yere saçmalayanlar), boşboğazlar ve ‘mütefeyhik’lerdir” Sahabiler dediler ki: Ya Rasulallah ! Hezeyancıları ve boşboğazları bildik; bu ‘mütefeyhik’ler de kim?.. Rasulullah “Mütekebbirler (büyüklük, ululuk taslayanlar)dır” buyurdu.[8]
7- Güzel ahlak ile ümmetin en hayırlıları, kerem ve fazilet sahipleri vasıflanır. Müttefekun aleyh (Buhari ve Müslim’in rivayet ettikleri) bir hadiste Abdullah b. Amr b. El-Âs’dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Sizin en hayırlı olanlarınız ahlak bakımından en güzel olanlarınızdır.”[9]
Bir müslümanın, değerini, fazilet ve makamını öğrendikten sonra güzel ahlaktan yüz çevireceğini tasavvur edebilir misin?
Müslüman kimse; yüce makamları dilediği halde, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yakınında bulunmaya istekli ve peygamberlik ahlakına sahip olmak için hırslı olduğu halde nasıl güzel ahlaktan yüz çevirir?!. Buhari ve Müslim’in rivayet ettikleri bir hadiste Enes radıyallahu anh’dan şu rivayet edilir: ”Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem insanların ahlakça en güzeli idi.”[10]
Muttefekuh aleyh olan bir başka hadiste Abdullah b. Amr b. El-Âs’dan şöyle dediği rivayet edilir: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem taşkınlık yapan ve taşkınlığa taşkınlıkla karşılık veren biri değildi.”[11]
Güzel ahlak bu öğrendiğin fazileti ve kıymeti ile birlikte sonuçta sahibine döner. Yapılan amelin karşılığı kendi türündendir.
Merhametle davranma ile Erhamu’r Râhımin’in (merhametlilerin en merhametlisi olan Allah Teâlâ’nın) rahmetine ulaşılır. Sahih hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Yerde olanlara merhamet et ki semâda olan (Allah ) sana merhamet etsin”[12] Ve yine Taberani hasen (güzel) bir isnadla şunu rivayet eder: “Şüphesiz Allah merhametli kullarına merhamet eder.”[13]
Abdullah b. Amr’dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Merhametli olanlara Rahman Tebarake ve Teâlâ merhamet eder. Yerde olanlara merhamet edin ki semâda olan (Allah) da size merhamet etsin.”[14]
Yapılan amelin karşılığı kendi türündendir. Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Buhari ve Müslim, Cerir b. Abdullah’dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet eder: “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.”[15]
Eğer Allah’ın rahmetine arzu duyuyorsan kendine ve başkasına karşı merhametli ol! Yaptığın iyilikle kendini öne çıkarma! Cahile ilminle, düşük seviyeliye makamınla, fakire malınla, büyüğe ve küçüğe şefkat ve rahmetinle, günahkarlara davetinle, hayvanlara, yumuşak davranman ve öfkelenmemen ile merhamet et! İnsanların, Allah’ın rahmetine en yakın olanı O’nun yaratıklarına en merhametli olanıdır...[16]
Müslümanlara nasihat etme ve onlara yardım etme konusunu da ihmal etme. Buhari ve Müslim’de Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu sabittir: “Kim, kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir” Uygun bir karşılık olarak... Müslüman kardeşinin bir ihtiyacında onunla birlikte olur ve ona yardım edersen El- Aliyy’ul Kadîr olan Rabb Tebarake ve Teâlâ senin bir ihtiyacını giderir ve onda sana yardımcı olur. Mükafaat, yapılan amelin cinsindendir.
Ayrıca, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Kim, dünyada müslüman kardeşinin kusurunu gizlerse Allah da, Kıyamet günü onun kusurunu gizler.”[17]
Ve Müslim’de şu hadis rivayet edilir: “Kim , bir müminin dünya sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderirse Allah da ondan Kıyamet gününün sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderir. Kim bir zorluğu kolaylaştırırsa Allah da dünya ve ahirette ona kolaylık sağlar. Kim bir müslümanın kusurunu örterse Allah da onun dünya ve ahirette kusurlarını örter. Kul, kardeşine yardımcı olduğu müddetçe Allah ona yardım eder.”[18]
Bazı müslümanların haline bakan kimse acayip şeyler görür. Doğru sözün yerine yalanı görür. Merhametin yerine şiddeti görür. Vefakarlığın yerine hıyaneti görür. Sinirlerine hakim olmanın ve insanları affetmenin yerine öfkeyi görür. İyiliğin yerine eziyeti görür.
Cömertliğin yerine cimriliği, ikram yerine aç gözlülüğü, tevazu yerine kibirliliği, adaletin yerine zulmü görür.
Ve kendi kendine sorar: Bunlar mı müslümanlar? İffet nerede? Güvenilirlik nerede? Hayâ nerede? Zayıflara merhamet nerede? Yoksullara şefkat nerede? Nerede sevgi? Mü’minlere karşı nezaket nerede?!!
Bu şekilde çirkin davranışlarla davranan kimselerle karşılaşabilirsin. Belki, sana çirkin sözler söyleyenlerle karşılaşacaksın. Bunlara karşı yapman gereken ne? Kötülüğe, kötülükle karşılık vermek ve doğruca onlardan intikam almak mı? Böyle yaparsak onlardan hiçbir farkımız olmaz. Onlara, kötü ahlakın yayılmasında ortaklık etmiş oluruz.
Şüphesiz, onlara karşı yapmamız gereken, Allah Teâlâ’nın gösterdiği yola tâbi olmaktır. Affetmek ve aldırış etmemek, kötülüğe güzellikle karşılık vermektir. Allah Teâlâ buyurur ki: (O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.) [19] Ve mü’minlerin sıfatı hakkında şöyle buyurur: (Kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte onlar var ya, dünya yurdunun (güzel) sonu sadece onlarındır.)[20] Yine şöyle buyurur: (İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.) [21]
Müslim, Ebû Hureyre’den Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Sadaka, hiç bir malı eksiltmez. Allah, affeden bir kulun ancak izzetini (şerefini) artırır. Her kim Allah için alçak gönüllülük yaparsa Allah mutlaka onun derecesini yükseltir.”[22]
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’de bizim için bir örneklik yok mu? Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem mahlukatın en izzetlisi, en faziletlisi ve en değerlisi değil mi? Buna rağmen, hiç bir zaman kendi nefsi için öc almadı. Aişe radıyallahu anha der ki: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Allah’a karşı hürmetsizlik hali olması müstesna hiç bir zaman kendi nefsi için öç almadı. Allah Teâlâ için öc alırdı” Hadis, Muttefekun aleyh’tir. (Buhari ve Müslim’in rivayetidir.)[23]
Yine Müslim’de şöyle dediği rivayet edilir: “Hiç bir şey O’ndan asla eziyet ve zarar görmemiştir ki, kendi arkadaşından intikam almış olsun!”[24]
Enes b. Malik radıyallahu anh’dan şöyle dediği rivayet edilir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’le beraber yürüyordum. Üzerinde sert yakalı Necran yapımı bir hırka vardı. Bedevinin biri O’na yetişti ve üzerindeki elbiseden şiddetli bir şekilde çekti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in omuzunun ön tarafına baktım; üzerindeki elbisenin yakası çekmenin şiddetiyle iz bırakmıştı. Bedevi dedi ki: Ya Muhammed! Yanında bulunan Allah’ın malından bir miktar bana verilmesini emret! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ona baktı ve güldü. Sonra ona bir miktar mal verilmesini emretti.” Hadis, Muttefekun aleyh’tir.[25]
Buna göre, bizim halimiz ne olacak?! Bir müslümandan bize ulaşan en ufak bir eziyete öfkeleniriz. Bir kardeşimizde gördüğümüz küçük bir hataya tepki gösteririz. Sanki, düşman karşısında savaşta imişiz gibi davranırız. Allah Teâlâ (Müminler ancak kardeştirler.) [26] buyurmuyor mu? Sevgili peygamberimiz, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem çokça şöyle söylemiyor muydu: “ Mü’minlerin, birbirlerini sevmede, birbirlerine şefkat gösterme ve birbirlerine merhamet etmedeki benzeri vücut misalidir. O vücuttan bir uzuv hastalanınca vücudun diğer azâları birbirlerini hasta uzvun elemine uykusuzlukla ve hâraretle ortak olmaya çağırırlar.”[27]Kendi nefislerimize dönüp, iyilik ve ihsanda bulunmak üzere gayret edelim. Ve nefislerimizi bu konuda hesaba çekelim ki, rabbimiz bizleri doğru yola eriştirsin Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.) [28]
[1] Hâkim rivayet eder. Bkz. Sahihu’l Cami’ (885)
[2] Sahih hadis. Bkz. Buhari; El Edeb’ul Mufred. Hâkim ve Beyhaki Ebu Hureyre’den rivayet eder.
[3] Müslim (sf. 2553)
[4] Ahmed; Müsned (2/2991), Tirmizi(2005. hadis), İbni Mace (4236. hadis)
[5] Ahmed; Müsned (6/442, 446, 448), Tirmizi (2003. hadis), Ebu Davud (4799. hadis)
[6] Ebu Davud (4800. hadis)
[7] Ebu Davud (4798. hadis), İbni Hibban (1927. hadis)
[8] Tirmizi (2019. hadis)
[9] Buhari; bkz. Feth’ul-Bâri (8/507), Müslim (sf. 2583)
[10] Buhari; bkz. Feth’ul-Bâri (10/480), Müslim (sf. 2150)
[11] Buhari; bkz.Feth’ul Bâri (10/378 ) Müslim (2321. hadis)
[12] Taberâni ve Hâkim rivayet eder. Bkz. Sahihu’l Câmi’ (909)
[13] Sahihu’l Câmi’ (2377)
[14] Ebu Dâvud (4941. hadis), Tirmizi (1924) . Bkz. Sahihu’l Cami’ (3516)
[15] Buhari; bkz.Feth’ul Bâri (10/397), Müslim (sf 2586)
[16] El- Cezâu min cinsi’l Amel (2/116)
[17] Buhari; bkz.Feth’ul Bâri (5/70), Müslim (sf. 2580)
[18] Sahih-i Müslim (sf. 2699)
[19] 3 / Âl-i İmran / 134
[20] 13 / er-Ra’d / :22
[21] 41 / Fussilet / 34
[22] Sahihi Müslim (sf. 2588)
[23] Buhari (6126. hadis) Müslim (2327. hadis)
[24] Müslim (2328. hadis)
[25] Buhari; bkz. Feth’ul-Bari (10/234) Müslim (sf. 1057)
[26] 49 / el-Hucurat / 10
[27] Buhari; bkz. Feth’ul-Bari (10/367), Müslim(sf.2586)
[28] 29 / el-Ankebut / 69
Sihir Büyük Günahtır
SİHİR YAPMAK BÜYÜK GÜNAHTIR
İmanın zayıflığı ve ilim azlığı sebebiyle müslümanlar arasında onların temiz yaşantılarını bulandıran, dinlerini ve dünyalarını pis işlerle ifsad edenler çoğaldı. Müslümanlar uzun süre bu pis işlerle savaştı. İzzetli ve kuvvetli oldukları günlerde bu işleri yapanları öldürdüler. Sihir ve sihirbazlık bu çirkin işlerdendir. Sihir büyük günahlar arasında sayılır. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem onu şirkle bir arada zikretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Yedi büyük günahtan sakının: Allah’a şirk koşmak ve sihir..”[1]
Bunun da ötesinde, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem her sihirbazdan berî olduğunu, onların bu ümmetten olmadığını haber verdi. Imran bin Husayn radıyallahu anh’dan şöyle dediği rivayet edilir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Uğur yapan ve uğur yaptıran, kahinlik yapan ve kehanet yaptıran, sihir yapan ve sihir yaptıran bizden değildir” Bezzar rivayet etmiştir ve hadis hasendir.[2]
Sihirbazın ve kahinin söylediğini doğrulamak küfre götürür. Allah bizi ve seni bundan korusun. İbni Mes’ud radıyallahu anh şöyle der: “Kim arrafa,[3] sihirbaza ya da kahine gider ve onun söylediğini tasdik ederse Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e ineni inkar etmiştir.”[4]
Sihirbazın cezası, - İmam Ahmed’in Becale bin Ubde’den yaptığı rivayette olduğu gibi- kılıçla boynunun vurulmasıdır. Der ki: “Ömer b. El- Hattab, her sihirbaz erkeği ve sihirbaz kadını öldürmemizi emrettiğini bize yazdı.” (Becale) dedi ki: “Biz de bunun üzerine üç sihirbaz öldürdük.”[5]
Cündüb b. Abdullah- radıyallahu anh-dan; dedi ki: “Sihirbazın cezası kılıçla boynunun vurulmasıdır.”[6]
Sihirbazlara, kahinlere, arraflara gitmek gibi Allah’a isyan olan bir işle O’ndan şifa istenilmez. Şifa veren ancak Allah’dır. Ve, Allah bu ümmetten her hangi bir kişinin şifasını ona haram kıldığı şeylerde yaratmamıştır. Es- Sadık El-Masduk olan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in haber verdiği gibi sihirin tedavisi aşağıdaki şekilde olur:
1) Sihirde kullanılan eşyaların (şayet sihir yapılan kişi onu bulabilirse) yakılması, gömülmesi ve yok edilmesi. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in yaptığı gibi.[7]
2)İlaçların en faydalısı, Allah Teâlâ’nın kelamı ve şerefli Nebi’nin duaları ile rukye yapmaktır. Fatiha Suresi’ni, Âyet’el Kûrsi’yi, “Guleuzu bi rabbil -felak” ve “Gul euzü birabbinnâs”ı okumak bu türdendir.
Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’den rukye hakkında varid olan, Hasan ve Hüseyin’i Allah’a sığındırdığı zaman söylediği dua da rukyedir:
“Sizleri her şeytandan ve zehirli hayvandan ve her kötü nazarlı gözden Allah’ın noksansız kelimelerine sığındırırım.”[8]
Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in şu sözleri de rukyedendir:
“Allah’ın ismiyle okuyup üflüyorum. Allah, sana eza veren her derdin şifasını versin.”[9]
“Kerim Arş’ın Rabbi olan Yüce Allah’dan sana şifa vermesini dilerim”[10]
“İnsanların Rabbi; zorluğu gider, şifa ver. Sen şifa verensin. Senin şifandan başka hastalığı giderecek şifa yoktur.”[11]
3) Allah Teâlâ’nın izniyle, tüm afetlerden koruyucu en büyük etkenlerden biri de Kur’an ayetlerinden ve sahih nebevi hadislerden oluşan sabah ve akşam zikirlerine devam etmektir.[12]
4) Sihirden ve benzeri şeylerden korunmada en büyük metodlardan biri, Allah’a ibadete ve taata sıkı sarılmaktır. Şüphesiz, insanlardan bir çoğu bunu ihmal ediyor ve gevşek davranıyor. Allah’ın koyduğu haramları çiğniyor. Sonra kendisine bir hastalık isabet edince rabbini hatırlıyor. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem İbni Abbas’a tavsiyesinde şöyle demişti: “Rahatta Allah’ı hatırla ki şiddette seni gözetsin” Sıhhatli ve kuvvetli halinde Allah’a yakın olana zayıf ve hasta halinde de Allah yakın olur.
[1] Buhari (5/94) ve Müslim (89) Ebu Hureyre’den rivayet eder.
[2] Zevâidu’l Bezzar. (sf.169)
[3] Arraf: Malı kaybolanların malının yerini bildiren kişi (çeviren)
[4] Mûnziri, Et- Tergib’de (4/53) “isnadı ceyyid “ der. Heysemi şöyle der: Bezzar rivayet etti ve ricali Hûbeyra b. Meryem hariç sahihin ricalidir. O da sikadır. Mecmeu’z Zevaid (5/118)
[5] Ahmed ; Müsned(1/190)
[6] Mâlik; Muvatta (2/871) , Tirmizi (1460)
[7] Buhari, Kitabu’t- Tıb (10/221) , Müslim (2189)
[8] Buhari (6/292), Tirmizi (2061), ibnu Mâce (3525) , Ahmed; Müsned (1/236)
[9] Müslim (2186)
[10] Ebu Davud (3106) , Tirmizi (2084)
[11] Buhari (10/176) , Müslim (2191)
[12] Ezkâr kitaplarına müracaat et. Bu kitaplardan: El Kelim’ut’ Tayyib ya da Sahihu’l Kelim’it Tayyib [ Bu konuda başvurulabilecek bir başka eser de Said el-Kahtani’nin Hısnu’l Müslim isimli dua kitabıdır. (çeviren) ]
İmanın zayıflığı ve ilim azlığı sebebiyle müslümanlar arasında onların temiz yaşantılarını bulandıran, dinlerini ve dünyalarını pis işlerle ifsad edenler çoğaldı. Müslümanlar uzun süre bu pis işlerle savaştı. İzzetli ve kuvvetli oldukları günlerde bu işleri yapanları öldürdüler. Sihir ve sihirbazlık bu çirkin işlerdendir. Sihir büyük günahlar arasında sayılır. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem onu şirkle bir arada zikretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Yedi büyük günahtan sakının: Allah’a şirk koşmak ve sihir..”[1]
Bunun da ötesinde, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem her sihirbazdan berî olduğunu, onların bu ümmetten olmadığını haber verdi. Imran bin Husayn radıyallahu anh’dan şöyle dediği rivayet edilir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Uğur yapan ve uğur yaptıran, kahinlik yapan ve kehanet yaptıran, sihir yapan ve sihir yaptıran bizden değildir” Bezzar rivayet etmiştir ve hadis hasendir.[2]
Sihirbazın ve kahinin söylediğini doğrulamak küfre götürür. Allah bizi ve seni bundan korusun. İbni Mes’ud radıyallahu anh şöyle der: “Kim arrafa,[3] sihirbaza ya da kahine gider ve onun söylediğini tasdik ederse Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e ineni inkar etmiştir.”[4]
Sihirbazın cezası, - İmam Ahmed’in Becale bin Ubde’den yaptığı rivayette olduğu gibi- kılıçla boynunun vurulmasıdır. Der ki: “Ömer b. El- Hattab, her sihirbaz erkeği ve sihirbaz kadını öldürmemizi emrettiğini bize yazdı.” (Becale) dedi ki: “Biz de bunun üzerine üç sihirbaz öldürdük.”[5]
Cündüb b. Abdullah- radıyallahu anh-dan; dedi ki: “Sihirbazın cezası kılıçla boynunun vurulmasıdır.”[6]
Sihirbazlara, kahinlere, arraflara gitmek gibi Allah’a isyan olan bir işle O’ndan şifa istenilmez. Şifa veren ancak Allah’dır. Ve, Allah bu ümmetten her hangi bir kişinin şifasını ona haram kıldığı şeylerde yaratmamıştır. Es- Sadık El-Masduk olan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in haber verdiği gibi sihirin tedavisi aşağıdaki şekilde olur:
1) Sihirde kullanılan eşyaların (şayet sihir yapılan kişi onu bulabilirse) yakılması, gömülmesi ve yok edilmesi. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in yaptığı gibi.[7]
2)İlaçların en faydalısı, Allah Teâlâ’nın kelamı ve şerefli Nebi’nin duaları ile rukye yapmaktır. Fatiha Suresi’ni, Âyet’el Kûrsi’yi, “Guleuzu bi rabbil -felak” ve “Gul euzü birabbinnâs”ı okumak bu türdendir.
Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’den rukye hakkında varid olan, Hasan ve Hüseyin’i Allah’a sığındırdığı zaman söylediği dua da rukyedir:
“Sizleri her şeytandan ve zehirli hayvandan ve her kötü nazarlı gözden Allah’ın noksansız kelimelerine sığındırırım.”[8]
Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in şu sözleri de rukyedendir:
“Allah’ın ismiyle okuyup üflüyorum. Allah, sana eza veren her derdin şifasını versin.”[9]
“Kerim Arş’ın Rabbi olan Yüce Allah’dan sana şifa vermesini dilerim”[10]
“İnsanların Rabbi; zorluğu gider, şifa ver. Sen şifa verensin. Senin şifandan başka hastalığı giderecek şifa yoktur.”[11]
3) Allah Teâlâ’nın izniyle, tüm afetlerden koruyucu en büyük etkenlerden biri de Kur’an ayetlerinden ve sahih nebevi hadislerden oluşan sabah ve akşam zikirlerine devam etmektir.[12]
4) Sihirden ve benzeri şeylerden korunmada en büyük metodlardan biri, Allah’a ibadete ve taata sıkı sarılmaktır. Şüphesiz, insanlardan bir çoğu bunu ihmal ediyor ve gevşek davranıyor. Allah’ın koyduğu haramları çiğniyor. Sonra kendisine bir hastalık isabet edince rabbini hatırlıyor. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem İbni Abbas’a tavsiyesinde şöyle demişti: “Rahatta Allah’ı hatırla ki şiddette seni gözetsin” Sıhhatli ve kuvvetli halinde Allah’a yakın olana zayıf ve hasta halinde de Allah yakın olur.
[1] Buhari (5/94) ve Müslim (89) Ebu Hureyre’den rivayet eder.
[2] Zevâidu’l Bezzar. (sf.169)
[3] Arraf: Malı kaybolanların malının yerini bildiren kişi (çeviren)
[4] Mûnziri, Et- Tergib’de (4/53) “isnadı ceyyid “ der. Heysemi şöyle der: Bezzar rivayet etti ve ricali Hûbeyra b. Meryem hariç sahihin ricalidir. O da sikadır. Mecmeu’z Zevaid (5/118)
[5] Ahmed ; Müsned(1/190)
[6] Mâlik; Muvatta (2/871) , Tirmizi (1460)
[7] Buhari, Kitabu’t- Tıb (10/221) , Müslim (2189)
[8] Buhari (6/292), Tirmizi (2061), ibnu Mâce (3525) , Ahmed; Müsned (1/236)
[9] Müslim (2186)
[10] Ebu Davud (3106) , Tirmizi (2084)
[11] Buhari (10/176) , Müslim (2191)
[12] Ezkâr kitaplarına müracaat et. Bu kitaplardan: El Kelim’ut’ Tayyib ya da Sahihu’l Kelim’it Tayyib [ Bu konuda başvurulabilecek bir başka eser de Said el-Kahtani’nin Hısnu’l Müslim isimli dua kitabıdır. (çeviren) ]
Namaz ve Cemaatle Namazın Önemi
NAMAZ VE CEMAATLE NAMAZIN ÖNEMİ
Kelime-i Şehadet’ten sonra İslam erkanının en yücesi namazdır. Namaz, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in ölümü esnasında “namaz namaz” diyerek yapılmasını istediği son vasiyetidir.[1] Bazı müslümanlar, ya hükmünü bilmedikleri için ya da önemsemediklerinden ve tembelliklerinden dolayı namazı hafife alırlar. Bu sebeple, bazıları vaktinin dışına geciktirir, bazıları da namazın edasında gevşek davranır. Bu, o kişi için büyük bir tehlike ifade eder. Çünkü namaz; İslam’ın direği, İslam ile küfrün arasını ayırıcıdır. Alimler; namazı terkedenin, Allah Teâlâ’nın buyurduğu üzere, küfre düştüğünü zikretmiştir.· Allah azze ve celle şöyle buyurur: (Tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse artık onlar dinde kardeşlerinizdir.) [2] Âyet, namazı terkedenin bizim kardeşimiz olmadığına delâlet ediyor.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Şüphesiz ki kişi ile şirk ve küfür arasındaki engel namazdır.”[3]
Beride b. el- Husayb radıyallahu anh’dan şöyle dediği rivayet edilir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Bizimle onların (kafirlerin) arkasındaki ahd namazdır. Kim, onu terkederse kafir olmuştur.”[4]
Abdullah b. Şagig dedi ki: “Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı namazın dışında, hiç bir amelin terkini küfür görmezdi.”[5]
Namazın terki şu kötü sonuçları doğurur:
1- Çocukları ve eşi üzerinden velilik hakkı düşer.
2- Akrabalarından miras alamaz ve mirası alınmaz.
3- Allah Teâlâ’nın (Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar.) [6] kavli gereğince Mekke’ye girişi haramdır.
4- Kestiği hayvandan yemek caiz değildir.
5- Ölünce namazı kılınmaz ve onun için mağfiret dilenmez.
6- Eşi- müslüman ve namaz kılıyor ise-ondan boş düşer.
7-Müslümanların mezarlıklarına gömülmez.
Namazı vaktinde ve cemaatle eda etmen vaciptir. Hastalık ve korkudan kaynaklanan özrün dışında (farz) namazları evinde kılman caiz değildir. Allah Teâlâ buyurur ki: (Rukû edenlerle beraber rukû edin.) [7]
Allah Teâlâ cemaat namazını savaş halinde ve düşman karşısında bile vacip kılmıştır. Ve eğer biri, onu terketmek için mâzur kabul edilseydi düşmana karşı saf tutanlar tek başlarına namaz kılmaları için mâzur kabul edilirdi. Lakin, Allahu Teala onlara dahi cemaat namazını vacip kıldı.
Allah Subhânehû ve Teâlâ şöyle buyurur: (Sen de içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle beraber namaza dursunlar, silahlarını (yanlarına)alsınlar, böylece (namazı kılıp) secde ettiklerinde (diğerleri)arkanızda olsunlar. Sonra henüz namazını kılmamış olan (bu) diğer grup gelip seninle beraber namazlarını kılsınlar ve onlar da ihtiyat tedbirlerini ve silahlarını alsınlar) [8] Buhari ve Müslim, Ebu Hureyre’den şöyle dediğini rivayet ederler: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “İstedim ki namazın kılınmasını emredeyim. Sonra bir kişiye (imam olarak) insanlara namaz kıldırmasını emredeyim. Daha sonra, yanlarında bir deste odun bulunan kişilerle (cemaatle) namaza gelmeyen bir topluluğa gideyim. Ve evlerini onlarla birlikte yakayım.” [9]
Müslim, Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh’ın şöyle dediğini rivayet eder: “Gördüm ki bizim aramızda sadece nifağı bilinen münafık ya da hasta olan (cemaatle)namazdan geri kalır. Eğer hasta iki kişi arasında yürüyebiliyorsa namaza gelirdi.”[10]
Ve yine Müslim’de , Abdullah b. Mes’ud’dan şöyle dediği rivayet edilir: “Yarın Allah’a müslüman olarak kavuşmak kimi sevindirirse bu namazları nerede nidâ edilirse kılsın. Muhakkak ki Allah; nebinize, hidayete giden yolları şeriat kıldı. Ve bu namazlar da hidayet yollarındandır. Şayet siz, şu evinde kalanın namaz kıldığı gibi evinizde namaz kılıyorsanız nebinizin sünnetini terkettiniz. Ve şayet, nebinizin yolunu terketmişseniz doğru yoldan ayrıldınız. Bir kişi, abdest alır ve abdest almada itina gösterirse, sonra da bu mescidlerden bir mescide yönelirse Allah onun attığı her adımda bir sevap yazar. Her adımla bir derece yükseltir ve ondan bir günah siler. Gördüm ki, bizim aramızda sadece nifağı bilinen münafık (cemaatle) namazdan geri kalır. Kişi, safta durması için iki kişi arasında getirilirdi.”[11]
Sahih-i Müslim’de Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan şöyle dediği rivayet edilir: Âmâ bir adam dedi ki: Ey Allah’ın Rasulü! Beni mescide götürecek bir yol gösterici yok. Evimde namaz kılmam için bana bir izin var mı?” Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ona dedi ki “Namaz için ezanı işitiyor musun?” Dedi ki: “Evet” (Allah Rasulü) “icabet et!” buyurdu.[12] Bu hadisi iyi düşünmek gerekir.Senin bu işe önem vermen, çabuk davranman; çocuklarına, ailene, komşularına ve diğer müslüman kardeşlerine cemaatle namazı tavsiye etmen gerekir. Bunu Allah ve Rasulü’nün emrini yerine getirmek, Allah ve Rasulü’nün yasakladığı şeyden kaçınmak ve münafıklara benzemekten uzak durmak için yapmalısın. Allah, bizleri sevdiği ve razı olduğu işlerde başarılı kılsın. Hepimiz, nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah’a sığınırız. O çok cömert ve kerem sahibidir.
[1] Ahmed; Müsned (3/117), İbni Mâce (2697) ve Hâkim (3/57) Enes’den rivayet eder.
· Alimler, farziyyetini kabul ederek namazı terkeden kimse hakkında ihtilaf etmişlerdir. İmam Ebu Hanife, namaz kılıncaya kadar hapsedilip cezalandırılır derken; İmam Malik ve İmam Şafii, hadd uygulanarak öldürülür der. İmam Ahmed ise namazı terkedenin kafir olduğu ve mürted olarak öldürüleceği görüşündedir. [ Bkz. Bidayetu’l Muctehid / İbni Rüşd (1/226) Muhammed Subhi Hasen Hallâk tahkiki ] Yazar bu eserinde, İmam Ahmed’in görüşünü esas alarak konuya yaklaşmaktadır. (çeviren)
[2] 9 / et-Tevbe / 11
[3] Müslim (88), Cabir b. Abdullah’dan rivayet eder.
[4] Ahmed; Müsned (5/346), Tirmizi (2623) , İbni Mace (1079)
[5] Tirmizi (2624) , Hakim (1/7)
[6] 9 / et-Tevbe / 28
[7] 2 / el-Bakara / 43
[8] 4 / en-Nisa / 102
[9] Buhari; bkz.Fethu’l Bari (2/148), Müslim (651)
[10] Müslim (654. hadis)
[11] Müslim (654. hadis)
[12] Müslim (653. hadis)
Kelime-i Şehadet’ten sonra İslam erkanının en yücesi namazdır. Namaz, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in ölümü esnasında “namaz namaz” diyerek yapılmasını istediği son vasiyetidir.[1] Bazı müslümanlar, ya hükmünü bilmedikleri için ya da önemsemediklerinden ve tembelliklerinden dolayı namazı hafife alırlar. Bu sebeple, bazıları vaktinin dışına geciktirir, bazıları da namazın edasında gevşek davranır. Bu, o kişi için büyük bir tehlike ifade eder. Çünkü namaz; İslam’ın direği, İslam ile küfrün arasını ayırıcıdır. Alimler; namazı terkedenin, Allah Teâlâ’nın buyurduğu üzere, küfre düştüğünü zikretmiştir.· Allah azze ve celle şöyle buyurur: (Tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse artık onlar dinde kardeşlerinizdir.) [2] Âyet, namazı terkedenin bizim kardeşimiz olmadığına delâlet ediyor.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Şüphesiz ki kişi ile şirk ve küfür arasındaki engel namazdır.”[3]
Beride b. el- Husayb radıyallahu anh’dan şöyle dediği rivayet edilir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Bizimle onların (kafirlerin) arkasındaki ahd namazdır. Kim, onu terkederse kafir olmuştur.”[4]
Abdullah b. Şagig dedi ki: “Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı namazın dışında, hiç bir amelin terkini küfür görmezdi.”[5]
Namazın terki şu kötü sonuçları doğurur:
1- Çocukları ve eşi üzerinden velilik hakkı düşer.
2- Akrabalarından miras alamaz ve mirası alınmaz.
3- Allah Teâlâ’nın (Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar.) [6] kavli gereğince Mekke’ye girişi haramdır.
4- Kestiği hayvandan yemek caiz değildir.
5- Ölünce namazı kılınmaz ve onun için mağfiret dilenmez.
6- Eşi- müslüman ve namaz kılıyor ise-ondan boş düşer.
7-Müslümanların mezarlıklarına gömülmez.
Namazı vaktinde ve cemaatle eda etmen vaciptir. Hastalık ve korkudan kaynaklanan özrün dışında (farz) namazları evinde kılman caiz değildir. Allah Teâlâ buyurur ki: (Rukû edenlerle beraber rukû edin.) [7]
Allah Teâlâ cemaat namazını savaş halinde ve düşman karşısında bile vacip kılmıştır. Ve eğer biri, onu terketmek için mâzur kabul edilseydi düşmana karşı saf tutanlar tek başlarına namaz kılmaları için mâzur kabul edilirdi. Lakin, Allahu Teala onlara dahi cemaat namazını vacip kıldı.
Allah Subhânehû ve Teâlâ şöyle buyurur: (Sen de içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle beraber namaza dursunlar, silahlarını (yanlarına)alsınlar, böylece (namazı kılıp) secde ettiklerinde (diğerleri)arkanızda olsunlar. Sonra henüz namazını kılmamış olan (bu) diğer grup gelip seninle beraber namazlarını kılsınlar ve onlar da ihtiyat tedbirlerini ve silahlarını alsınlar) [8] Buhari ve Müslim, Ebu Hureyre’den şöyle dediğini rivayet ederler: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “İstedim ki namazın kılınmasını emredeyim. Sonra bir kişiye (imam olarak) insanlara namaz kıldırmasını emredeyim. Daha sonra, yanlarında bir deste odun bulunan kişilerle (cemaatle) namaza gelmeyen bir topluluğa gideyim. Ve evlerini onlarla birlikte yakayım.” [9]
Müslim, Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh’ın şöyle dediğini rivayet eder: “Gördüm ki bizim aramızda sadece nifağı bilinen münafık ya da hasta olan (cemaatle)namazdan geri kalır. Eğer hasta iki kişi arasında yürüyebiliyorsa namaza gelirdi.”[10]
Ve yine Müslim’de , Abdullah b. Mes’ud’dan şöyle dediği rivayet edilir: “Yarın Allah’a müslüman olarak kavuşmak kimi sevindirirse bu namazları nerede nidâ edilirse kılsın. Muhakkak ki Allah; nebinize, hidayete giden yolları şeriat kıldı. Ve bu namazlar da hidayet yollarındandır. Şayet siz, şu evinde kalanın namaz kıldığı gibi evinizde namaz kılıyorsanız nebinizin sünnetini terkettiniz. Ve şayet, nebinizin yolunu terketmişseniz doğru yoldan ayrıldınız. Bir kişi, abdest alır ve abdest almada itina gösterirse, sonra da bu mescidlerden bir mescide yönelirse Allah onun attığı her adımda bir sevap yazar. Her adımla bir derece yükseltir ve ondan bir günah siler. Gördüm ki, bizim aramızda sadece nifağı bilinen münafık (cemaatle) namazdan geri kalır. Kişi, safta durması için iki kişi arasında getirilirdi.”[11]
Sahih-i Müslim’de Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan şöyle dediği rivayet edilir: Âmâ bir adam dedi ki: Ey Allah’ın Rasulü! Beni mescide götürecek bir yol gösterici yok. Evimde namaz kılmam için bana bir izin var mı?” Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ona dedi ki “Namaz için ezanı işitiyor musun?” Dedi ki: “Evet” (Allah Rasulü) “icabet et!” buyurdu.[12] Bu hadisi iyi düşünmek gerekir.Senin bu işe önem vermen, çabuk davranman; çocuklarına, ailene, komşularına ve diğer müslüman kardeşlerine cemaatle namazı tavsiye etmen gerekir. Bunu Allah ve Rasulü’nün emrini yerine getirmek, Allah ve Rasulü’nün yasakladığı şeyden kaçınmak ve münafıklara benzemekten uzak durmak için yapmalısın. Allah, bizleri sevdiği ve razı olduğu işlerde başarılı kılsın. Hepimiz, nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allah’a sığınırız. O çok cömert ve kerem sahibidir.
[1] Ahmed; Müsned (3/117), İbni Mâce (2697) ve Hâkim (3/57) Enes’den rivayet eder.
· Alimler, farziyyetini kabul ederek namazı terkeden kimse hakkında ihtilaf etmişlerdir. İmam Ebu Hanife, namaz kılıncaya kadar hapsedilip cezalandırılır derken; İmam Malik ve İmam Şafii, hadd uygulanarak öldürülür der. İmam Ahmed ise namazı terkedenin kafir olduğu ve mürted olarak öldürüleceği görüşündedir. [ Bkz. Bidayetu’l Muctehid / İbni Rüşd (1/226) Muhammed Subhi Hasen Hallâk tahkiki ] Yazar bu eserinde, İmam Ahmed’in görüşünü esas alarak konuya yaklaşmaktadır. (çeviren)
[2] 9 / et-Tevbe / 11
[3] Müslim (88), Cabir b. Abdullah’dan rivayet eder.
[4] Ahmed; Müsned (5/346), Tirmizi (2623) , İbni Mace (1079)
[5] Tirmizi (2624) , Hakim (1/7)
[6] 9 / et-Tevbe / 28
[7] 2 / el-Bakara / 43
[8] 4 / en-Nisa / 102
[9] Buhari; bkz.Fethu’l Bari (2/148), Müslim (651)
[10] Müslim (654. hadis)
[11] Müslim (654. hadis)
[12] Müslim (653. hadis)
İslama Göre Dost ve Düşman
İSLAMİ AÇIDAN DOST VE DÜŞMAN
Bugün ümmetin ihtimam göstermesi gereken konuların en önemlisi akide konusudur. Arka arkaya başına gelen olaylar karşısında, tüm milletlerin birbirlerini aleyhine teşvik ettiği bir durumda ve küfür milletlerinin hepsinden gelen apaçık, çığlık çığlığa bir düşmanlık önünde bu ümmetin akidesine özen göstererek tashihine, saf ve temiz olmasına dikkat etmesi gerekir. Doğru itikat ümmete diğer milletler karşısında üstünlük kazandırır. Zayıflamasını ve küfür milletleri içerisinde -planlandığı ve istenildiği gibi-eriyip gitmesini önler. Hedefini birleştirir. Husumetini, kendisini gözetleyen düşmanlarına yöneltir. Düşmanlarının planları ve niyetleri hakkında isabetli görüş kazandırır. Akide, bu ümmeti tüm ümmetlerden üstün kılarak onlardan ayırır.
Akidenin en önemli konularından biri de ümmetin varlığını koruyan, küfür milletleri içerisinde eriyip gitmesini önleyen, ona birlik ve bütünlük kazandıran velâ / dostluk ve berâ / düşmanlık konusudur. Düşmanlar, velâ ve berâ inancını müslümanların hayatından silmeye çalıştılar. Bu uğurda bütün vasıtaları kullandılar. Ama nerede?!. Allah Teâlâ her müslümana, yahudi ve hristiyanların yolundan hergün en azından onyedi kere Allah’a sığınmasını vacip kıldı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Fatihatü’l Kitab’ı okumayanın namazı yoktur”[1]
Müslüman toplumlardan bir çoğuna yapılan baskı ile bu akidenin ortadan kalkacağını zannediyor musun? Öyle ki onlar, gece ve gündüz (Bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil) ayetini okuyorlar. Yani gazaba uğrayanların yolundan başkasına... Onlar, hakkı bilen ve bildiği ile amel etmeyen yahudilerdir. Ve sapıtanlarınkine de değil... Onlar da sapıklıkla ve cahilce Allah’a ibadet eden hristiyanlardır. Her müslümanın elinde bulunan Aziz Kitab’ın ayetleri müslümanları herhangi bir kafirle dostluk anlaşması yapmanın ötesinde kafirlere meyletmekten, onlara güvenip itimat etmekten ya da onları tasdik etmekten sakındırıyor. Küfrünün rengi ve cinsi ne olursa olsun! Kur’an; ibadet tevhidini, muvalât / dostluk kurma ve muadât / düşman olma konularını tüm yönleriyle açıklamıştır. Sonuçta bu ümmet üstünlük kazanmış, bütün hal ve işlerinde tek bir vücudu temsil eder olmuştu. Kafire olan güven bitmiş; kafirin haberlerini, vaadlerini ve sözlerini doğrulamak geçmiş müslüman toplumda ortadan kalkmıştı. Velâ ve berâ inancının yok olması halinde ya da zayıflaması ve insanların onun hakkında bilgisiz kalması durumunda müslümanlar hep düşmanlarına meylettiler. Düşmanları da onları azabın en kötüsü ile karşıladı ve değerlerini ayaklar altına aldı. Buna ilim ehli; eğitim, öğretim ve uyarı yoluyla karşı koyar. Onların bu yönde ortaya koyduklarından bazıları şöyledir:
Birincisi: Müslüman, Allah’ın Kitabı’nda kafirin müslümanlar önünde iki işten vazgeçmeyeceğini okur: Ya ölümün en kötüsüyle müslümanı öldürmek ya da onu dininden döndürmek... (Çünkü onlar eğer size muttali olurlarsa, ya sizi taşlayarak öldürürler veya kendi dinlerine çevirirler ki o zaman ebediyyen iflah olmazsınız.)[2]
İkincisi: Şuurlu müslüman; kafirlerin bizimle savaşa, bize hakâret etmeye ve eziyet vermeye devam ettiğini bilir. Silahlar, planlar ve oynanan oyun değişse bile... Onların arzu ve istekleri bitip tükenmez. Tâ ki bizi- güçleri yeterse- dinimizden döndürünceye kadar. Allah Teâlâ buyurur ki; (Onlar, eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler. Sizden kim, dininden döner ve kafir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gider. Onlar cehennemliktirler ve orada devamlı kalırlar)[3]
Üçüncüsü: Yahudi ve hristiyanlar; her ne kadar onları kabullensen de, haklarından vazgeçerek onları memnun etmeye çalışsan da, zillete ve hakirliğe razı olsan da senden tâ ki onların ümmetine tabi olup dininden, akidenden ve kendi ümmetinden ayrılıncaya kadar razı olmayacaklar. Allah Teâlâ buyurur ki: (Sen onların dinine uyuncaya kadar ne yahudiler, ne de hristiyanlar senden razı olurlar.)[4]
Dördüncüsü: Onlar bize dostluk ve şefkat gösterseler, haklarımızı yerine getirme konusunda istekli görünseler bile bu sadece dilleriyledir. Davranışları ve kalpleri ise bize karşı buğza ve düşmanlığa şartlanmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Onlar ağızlarıyla sizi razı ediyorlar, halbuki kalpleri (buna) karşı çıkıyor. Çünkü onların çoğu yoldan çıkmışlardır.) [5]
Beşincisi: Onlar, bizi zarara sokmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Üzerimize felaketler ve musibetler indikçe bu onların sevincini, mutluluğunu ve neşesini doruğa çıkarmaktadır. Onların hallerini iyi araştıranlar bunun yayınlarından ve kendi ağızlarından çıktığını görür. İçlerinde sakladıkları (düşmanlık) ise daha büyüktür. Allah Teâlâ buyurur ki:(Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.) [6] Fenalık etmek; yani bozgunculuk yapmak. Yani sizi ifsad etmekten geri durmazlar. Ve Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir musibet gelse, buna da sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiç bir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.) [7]
Allah Teâlâ, onların birbirleri ile başbaşa kalınca kin ve öfke çeşitlerinin en şiddetlisini bize karşı kuşandıklarını haber verir: (Kendi başlarına kaldıklarında size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar.) [8] Bilinir ki, insan öfkelendiği zaman parmağını ısırır. Lakin onlar, bize olan buğzlarının ve öfkelerinin şiddetinden tüm parmaklarını ısırıyorlar.
Altıncısı: Kafirleri dost edinme konusunda çocuklara ve akrabalara karşı yükümlülüğü mâzeret göstermek geçerli değildir ve kabul edilmez. (Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi besleyerek onları dost edinmeyin) [9] Sonra Allah, çocukları ve malları mâzeret olarak ileri sürenin kaygısını bildirerek şöyle buyurur: (Kıyamet günü yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler. Çünkü Allah aranızı ayırır. Allah yaptıklarınızı görendir.) [10]
Yedincisi: Kafirler; aralarında ihtilaf etseler de, aralarında anlaşmazlıklar ve çatışmalar gerçekleşse de bu ümmete karşı savaş ve düşmanlıkta toplanır ve birleşirler. Onlar, bu durumda tek bir ümmettir. Biri diğerine sahip çıkar. Mü’minler birbirlerine sahip çıkıp birleşmeyince de büyük karmaşalar ve fitneler ortaya çıkacaktır. (Kafirler de bir kısmı bir kısmının yardımcılarıdır. Eğer siz onu (Allah’ın emirlerini) yerine getirmezseniz yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesad olur.) [11]
Sekizincisi: Huzeyfe- radıyallahu anh- dedi ki: Sizden biriniz, şu ayette bildirildiği gibi, farkında olmadan yahudi ve hristiyan olmaktan sakınsın. (Ey iman edenler! Yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin Zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu hidayete eriştirmez.) [12]
Allah Subhanehu ve Teâlâ, kâfir oldukları zaman babaları ve kardeşleri dahi dost edinmeyi yasakladığı halde başkaları nasıl dost edinilebilir?!. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli (dost) edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir.) [13] Ve Allah Teâlâ; oğul veya kardeş dahi olsa kafirleri sevmekten sakındırır. Buyurur ki: (Allah’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. İşte onların kalbine Allah, iman yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir.) [14]
Kafirlerle dostluğun, sevginin ve muhabbetin göstergesi bir kısım ilim ehlinin şu şekilde bildirdiği şeylerdir:
1) Ahlakta, giyinişte ve başka şeylerde onlara benzemek. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Kim bir kavme benzerse onlardandır.”[15]
2) Müslümanlara karşı kafirlerle yardımlaşmak ve onlarla birlikte hareket etmek. Bu, kişinin müslümanlığını bozan ve onun İslam’dan çıkmasına yol açan sebeplerdendir.
3) Kafirleri, müslümanların sırlarına vakıf olacakları makamlara idareci yapmak. Ve yine, onları sırdaş ve müsteşar edinmek.4) Bayramlarda ve özel günlerde onlara katılmak, yardım etmek veya onları kutlamak.[16]
[1] Müslim, Ubâde b. Es Sâmit’ten rivayet eder. (394)
[2] 18 / el-Kehf / 20
[3] 2 / el-Bakara / 217
[4] 2 / el-Bakara / 120
[5] 2 / el-Bakara / 8
[6] 3 / Âli Imran / 118
[7] 3 / Âli Imran / 120
[8] 3 / Âli Imran / 119
[9] 60 / el-Mumtehıne / 1
[10] 60 / el-Mumtehıne / 3
[11] 8 / el-Enfâl / 73
[12] 5 / el-Mâide / 51
[13] 9 / et-Tevbe / 23
[14] 58 / el-Mucadele / 22
[15] Ebû Dâvud (4031) , Ahmed; Müsned (2/50)
[16] Bkz. El-Fevzan’ın, El-Velâ ve’l-Berâ isimli eseri
Bugün ümmetin ihtimam göstermesi gereken konuların en önemlisi akide konusudur. Arka arkaya başına gelen olaylar karşısında, tüm milletlerin birbirlerini aleyhine teşvik ettiği bir durumda ve küfür milletlerinin hepsinden gelen apaçık, çığlık çığlığa bir düşmanlık önünde bu ümmetin akidesine özen göstererek tashihine, saf ve temiz olmasına dikkat etmesi gerekir. Doğru itikat ümmete diğer milletler karşısında üstünlük kazandırır. Zayıflamasını ve küfür milletleri içerisinde -planlandığı ve istenildiği gibi-eriyip gitmesini önler. Hedefini birleştirir. Husumetini, kendisini gözetleyen düşmanlarına yöneltir. Düşmanlarının planları ve niyetleri hakkında isabetli görüş kazandırır. Akide, bu ümmeti tüm ümmetlerden üstün kılarak onlardan ayırır.
Akidenin en önemli konularından biri de ümmetin varlığını koruyan, küfür milletleri içerisinde eriyip gitmesini önleyen, ona birlik ve bütünlük kazandıran velâ / dostluk ve berâ / düşmanlık konusudur. Düşmanlar, velâ ve berâ inancını müslümanların hayatından silmeye çalıştılar. Bu uğurda bütün vasıtaları kullandılar. Ama nerede?!. Allah Teâlâ her müslümana, yahudi ve hristiyanların yolundan hergün en azından onyedi kere Allah’a sığınmasını vacip kıldı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Fatihatü’l Kitab’ı okumayanın namazı yoktur”[1]
Müslüman toplumlardan bir çoğuna yapılan baskı ile bu akidenin ortadan kalkacağını zannediyor musun? Öyle ki onlar, gece ve gündüz (Bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil) ayetini okuyorlar. Yani gazaba uğrayanların yolundan başkasına... Onlar, hakkı bilen ve bildiği ile amel etmeyen yahudilerdir. Ve sapıtanlarınkine de değil... Onlar da sapıklıkla ve cahilce Allah’a ibadet eden hristiyanlardır. Her müslümanın elinde bulunan Aziz Kitab’ın ayetleri müslümanları herhangi bir kafirle dostluk anlaşması yapmanın ötesinde kafirlere meyletmekten, onlara güvenip itimat etmekten ya da onları tasdik etmekten sakındırıyor. Küfrünün rengi ve cinsi ne olursa olsun! Kur’an; ibadet tevhidini, muvalât / dostluk kurma ve muadât / düşman olma konularını tüm yönleriyle açıklamıştır. Sonuçta bu ümmet üstünlük kazanmış, bütün hal ve işlerinde tek bir vücudu temsil eder olmuştu. Kafire olan güven bitmiş; kafirin haberlerini, vaadlerini ve sözlerini doğrulamak geçmiş müslüman toplumda ortadan kalkmıştı. Velâ ve berâ inancının yok olması halinde ya da zayıflaması ve insanların onun hakkında bilgisiz kalması durumunda müslümanlar hep düşmanlarına meylettiler. Düşmanları da onları azabın en kötüsü ile karşıladı ve değerlerini ayaklar altına aldı. Buna ilim ehli; eğitim, öğretim ve uyarı yoluyla karşı koyar. Onların bu yönde ortaya koyduklarından bazıları şöyledir:
Birincisi: Müslüman, Allah’ın Kitabı’nda kafirin müslümanlar önünde iki işten vazgeçmeyeceğini okur: Ya ölümün en kötüsüyle müslümanı öldürmek ya da onu dininden döndürmek... (Çünkü onlar eğer size muttali olurlarsa, ya sizi taşlayarak öldürürler veya kendi dinlerine çevirirler ki o zaman ebediyyen iflah olmazsınız.)[2]
İkincisi: Şuurlu müslüman; kafirlerin bizimle savaşa, bize hakâret etmeye ve eziyet vermeye devam ettiğini bilir. Silahlar, planlar ve oynanan oyun değişse bile... Onların arzu ve istekleri bitip tükenmez. Tâ ki bizi- güçleri yeterse- dinimizden döndürünceye kadar. Allah Teâlâ buyurur ki; (Onlar, eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler. Sizden kim, dininden döner ve kafir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gider. Onlar cehennemliktirler ve orada devamlı kalırlar)[3]
Üçüncüsü: Yahudi ve hristiyanlar; her ne kadar onları kabullensen de, haklarından vazgeçerek onları memnun etmeye çalışsan da, zillete ve hakirliğe razı olsan da senden tâ ki onların ümmetine tabi olup dininden, akidenden ve kendi ümmetinden ayrılıncaya kadar razı olmayacaklar. Allah Teâlâ buyurur ki: (Sen onların dinine uyuncaya kadar ne yahudiler, ne de hristiyanlar senden razı olurlar.)[4]
Dördüncüsü: Onlar bize dostluk ve şefkat gösterseler, haklarımızı yerine getirme konusunda istekli görünseler bile bu sadece dilleriyledir. Davranışları ve kalpleri ise bize karşı buğza ve düşmanlığa şartlanmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Onlar ağızlarıyla sizi razı ediyorlar, halbuki kalpleri (buna) karşı çıkıyor. Çünkü onların çoğu yoldan çıkmışlardır.) [5]
Beşincisi: Onlar, bizi zarara sokmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Üzerimize felaketler ve musibetler indikçe bu onların sevincini, mutluluğunu ve neşesini doruğa çıkarmaktadır. Onların hallerini iyi araştıranlar bunun yayınlarından ve kendi ağızlarından çıktığını görür. İçlerinde sakladıkları (düşmanlık) ise daha büyüktür. Allah Teâlâ buyurur ki:(Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.) [6] Fenalık etmek; yani bozgunculuk yapmak. Yani sizi ifsad etmekten geri durmazlar. Ve Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir musibet gelse, buna da sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiç bir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.) [7]
Allah Teâlâ, onların birbirleri ile başbaşa kalınca kin ve öfke çeşitlerinin en şiddetlisini bize karşı kuşandıklarını haber verir: (Kendi başlarına kaldıklarında size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar.) [8] Bilinir ki, insan öfkelendiği zaman parmağını ısırır. Lakin onlar, bize olan buğzlarının ve öfkelerinin şiddetinden tüm parmaklarını ısırıyorlar.
Altıncısı: Kafirleri dost edinme konusunda çocuklara ve akrabalara karşı yükümlülüğü mâzeret göstermek geçerli değildir ve kabul edilmez. (Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi besleyerek onları dost edinmeyin) [9] Sonra Allah, çocukları ve malları mâzeret olarak ileri sürenin kaygısını bildirerek şöyle buyurur: (Kıyamet günü yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler. Çünkü Allah aranızı ayırır. Allah yaptıklarınızı görendir.) [10]
Yedincisi: Kafirler; aralarında ihtilaf etseler de, aralarında anlaşmazlıklar ve çatışmalar gerçekleşse de bu ümmete karşı savaş ve düşmanlıkta toplanır ve birleşirler. Onlar, bu durumda tek bir ümmettir. Biri diğerine sahip çıkar. Mü’minler birbirlerine sahip çıkıp birleşmeyince de büyük karmaşalar ve fitneler ortaya çıkacaktır. (Kafirler de bir kısmı bir kısmının yardımcılarıdır. Eğer siz onu (Allah’ın emirlerini) yerine getirmezseniz yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesad olur.) [11]
Sekizincisi: Huzeyfe- radıyallahu anh- dedi ki: Sizden biriniz, şu ayette bildirildiği gibi, farkında olmadan yahudi ve hristiyan olmaktan sakınsın. (Ey iman edenler! Yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin Zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu hidayete eriştirmez.) [12]
Allah Subhanehu ve Teâlâ, kâfir oldukları zaman babaları ve kardeşleri dahi dost edinmeyi yasakladığı halde başkaları nasıl dost edinilebilir?!. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli (dost) edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir.) [13] Ve Allah Teâlâ; oğul veya kardeş dahi olsa kafirleri sevmekten sakındırır. Buyurur ki: (Allah’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. İşte onların kalbine Allah, iman yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir.) [14]
Kafirlerle dostluğun, sevginin ve muhabbetin göstergesi bir kısım ilim ehlinin şu şekilde bildirdiği şeylerdir:
1) Ahlakta, giyinişte ve başka şeylerde onlara benzemek. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Kim bir kavme benzerse onlardandır.”[15]
2) Müslümanlara karşı kafirlerle yardımlaşmak ve onlarla birlikte hareket etmek. Bu, kişinin müslümanlığını bozan ve onun İslam’dan çıkmasına yol açan sebeplerdendir.
3) Kafirleri, müslümanların sırlarına vakıf olacakları makamlara idareci yapmak. Ve yine, onları sırdaş ve müsteşar edinmek.4) Bayramlarda ve özel günlerde onlara katılmak, yardım etmek veya onları kutlamak.[16]
[1] Müslim, Ubâde b. Es Sâmit’ten rivayet eder. (394)
[2] 18 / el-Kehf / 20
[3] 2 / el-Bakara / 217
[4] 2 / el-Bakara / 120
[5] 2 / el-Bakara / 8
[6] 3 / Âli Imran / 118
[7] 3 / Âli Imran / 120
[8] 3 / Âli Imran / 119
[9] 60 / el-Mumtehıne / 1
[10] 60 / el-Mumtehıne / 3
[11] 8 / el-Enfâl / 73
[12] 5 / el-Mâide / 51
[13] 9 / et-Tevbe / 23
[14] 58 / el-Mucadele / 22
[15] Ebû Dâvud (4031) , Ahmed; Müsned (2/50)
[16] Bkz. El-Fevzan’ın, El-Velâ ve’l-Berâ isimli eseri
Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ümmet Üzerinde Hakları
RASÛLULLAH SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM’İN ÜZERİMİZDEKİ HAKLARI
Sevgili peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Allah’ın kulu ve rasulüdür. Yarattıkları arasından seçtiği ve vahyinin eminidir. Allah, O’nu alemlere rahmet olarak gönderdi. Muttakiler (Allah’dan hakkıyla korkanlar) için imam, yaratıklarının tümüne şahid kıldı. O; risaleti tebliği etmiş, emaneti yerine getirmiştir. Ümmete doğruyu göstererek bizleri, gecesi gündüzü gibi aydınlık olan bir yol üzere bırakmıştır. Ondan, ancak helak olanlar sapar. Allah, O’nunla sapıklıktan kurtarıp hidayete erdirdi. O’nun zikrini yükseltti ve O’na gönül rahatlığı verdi, hatalarını bağışladı. Zilleti ve aşağılığı O’nun emrine karşı gelenler üzerine kıldı. Rabbimin salavâtı, selamı ve bereketi O’nun ailesinin, ashabının üzerine olsun. Ve O’nun davetine çağıran, bıraktığı sünnetine tâbi olan, O’nun yolu ve metodu üzere din gününe yürüyenlerin üzerine olsun.
Allah; Rasulü’ne itaati, muhabbeti, ta’zimi, O’na saygı duymayı ve hukukunu yerine getirmeyi kulları üzerine farz kıldı. O’nun üzerimizde büyük hakları vardır. İşte onlardan bazıları:
1- O’na çokça salât ve selam getirmek, Allah Teâlâ buyuruyor ki: (Allah ve melekleri, peygambere çok salât ederler. Ey mü’minler! Siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selam verin.)[1] Ve, sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim bana bir salât getirirse Allah da ona on kez salâtta bulunur.”[2]
Rasulullah’a salât ve selam getirmenin en efdal şekli, O’nun sahabilerine öğrettiği şekildir. Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim’de Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sahabilerine şöyle demelerini emrettiği varid oldu:
“Allah’ım! İbrahim ve ailesine salâtta bulunduğun gibi Muhammed’e ve ailesine de salâtta bulun. Şüphesiz ki sen, çokça hamd edilmeye ve övülmeye layıksın. Ve, İbrahim’i ve ailesini mübarek kıldığın gibi Muhammed’i ve ailesini de mübarek kıl. Şüphesiz ki sen, çokça hamd edilmeye ve övülmeye layıksın.”[3]
2- O’na sallallahu aleyhi ve sellem, sâdık bir muhabbetle sevgi duymak ve bu sevgiyi her türlü sevginin üzerinde tutmak... Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Sizden biriniz, ben kendisine oğlundan, babasından ve insanların tümünden daha sevgili olmadıkça iman etmiş sayılmaz.”[4]
O’na tâbi olmak, ahlakıyla ahlaklanmak, O’nun sünnetini ve emrini herkesin rızasından üstün tutmak ve yasakladıklarının hepsinden kaçınmak O’na- sallallahu aleyhi ve sellem- olan sevginin gereğinden ve alametlerindendir.
3- Emrettiğine itaat, haber verdiğini tasdik etmek; yasakladığı ve menettiğinden kaçınmak. Allah Teâlâ buyurur ki: (Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan sakının...)[5] Ve , Subhânehû ve Teâlâ şöyle buyurur: (De ki: Allah’ı seviyorsanız bana tâbi olunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, Ğafûr ve Rahim’dir.)[6] Celle ve Alâ buyurur ki: (Andolsun ki, Rasulullah’da size, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için mükemmel bir örnek vardır.)[7]
4- Anlaşmazlıkların çözümünde sünnetine başvurmak. Hükmüne razı olup itiraz etmemek... Allah Teâlâ buyurur ki: (Hayır; Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın onu tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.)[8]
5- Allah Teâlâ’ya ancak şeriat kıldığı ve O’nunla-sallallahu aleyhi ve sellem- bizlere emrettiği şekilde ibadet etmek. Şahsi görüş ve fikirlerle, bid’atlarla, nefislerin rağbet ettiği şeylerle veya babalardan, dedelerden gördüklerimizle değil; Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiği ve sahih rivayetlerle gelen ile... O, Rabbinden haber vericidir; risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete doğruyu göstermiştir. O’nun gösterdiği ancak hayırdandır. Ve, sakındırdığı ancak şerdendir. Analarımızı ve babalarımızı O’na-sallallahu aleyhi ve sellem- feda ederiz. Allah, O’nunla nimetini tamamlamış ve dinini kemale erdirmiştir. O’nun şeriat kıldığından başka hayır yoktur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı beğendim.)[9]
[1] 33 / el-Ahzab / 56
[2] Müslim (384)
[3] Buhari; bkz.Feth’ul-Bari (8/409), Müslim(406)
[4] Müttefekun aleyh (Buhari ve Müslim). Bkz.El-lû’lûu ve’l Mercân (911)
[5] 59 / el-Haşr / 7
[6] 3 / Âl-i Imran / 31
[7] 33 / el-Ahzab / 21
[8] 4 / en-Nisâ / 65
[9] 5 / el-Mâide / 3
Sevgili peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Allah’ın kulu ve rasulüdür. Yarattıkları arasından seçtiği ve vahyinin eminidir. Allah, O’nu alemlere rahmet olarak gönderdi. Muttakiler (Allah’dan hakkıyla korkanlar) için imam, yaratıklarının tümüne şahid kıldı. O; risaleti tebliği etmiş, emaneti yerine getirmiştir. Ümmete doğruyu göstererek bizleri, gecesi gündüzü gibi aydınlık olan bir yol üzere bırakmıştır. Ondan, ancak helak olanlar sapar. Allah, O’nunla sapıklıktan kurtarıp hidayete erdirdi. O’nun zikrini yükseltti ve O’na gönül rahatlığı verdi, hatalarını bağışladı. Zilleti ve aşağılığı O’nun emrine karşı gelenler üzerine kıldı. Rabbimin salavâtı, selamı ve bereketi O’nun ailesinin, ashabının üzerine olsun. Ve O’nun davetine çağıran, bıraktığı sünnetine tâbi olan, O’nun yolu ve metodu üzere din gününe yürüyenlerin üzerine olsun.
Allah; Rasulü’ne itaati, muhabbeti, ta’zimi, O’na saygı duymayı ve hukukunu yerine getirmeyi kulları üzerine farz kıldı. O’nun üzerimizde büyük hakları vardır. İşte onlardan bazıları:
1- O’na çokça salât ve selam getirmek, Allah Teâlâ buyuruyor ki: (Allah ve melekleri, peygambere çok salât ederler. Ey mü’minler! Siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selam verin.)[1] Ve, sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim bana bir salât getirirse Allah da ona on kez salâtta bulunur.”[2]
Rasulullah’a salât ve selam getirmenin en efdal şekli, O’nun sahabilerine öğrettiği şekildir. Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim’de Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sahabilerine şöyle demelerini emrettiği varid oldu:
“Allah’ım! İbrahim ve ailesine salâtta bulunduğun gibi Muhammed’e ve ailesine de salâtta bulun. Şüphesiz ki sen, çokça hamd edilmeye ve övülmeye layıksın. Ve, İbrahim’i ve ailesini mübarek kıldığın gibi Muhammed’i ve ailesini de mübarek kıl. Şüphesiz ki sen, çokça hamd edilmeye ve övülmeye layıksın.”[3]
2- O’na sallallahu aleyhi ve sellem, sâdık bir muhabbetle sevgi duymak ve bu sevgiyi her türlü sevginin üzerinde tutmak... Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Sizden biriniz, ben kendisine oğlundan, babasından ve insanların tümünden daha sevgili olmadıkça iman etmiş sayılmaz.”[4]
O’na tâbi olmak, ahlakıyla ahlaklanmak, O’nun sünnetini ve emrini herkesin rızasından üstün tutmak ve yasakladıklarının hepsinden kaçınmak O’na- sallallahu aleyhi ve sellem- olan sevginin gereğinden ve alametlerindendir.
3- Emrettiğine itaat, haber verdiğini tasdik etmek; yasakladığı ve menettiğinden kaçınmak. Allah Teâlâ buyurur ki: (Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan sakının...)[5] Ve , Subhânehû ve Teâlâ şöyle buyurur: (De ki: Allah’ı seviyorsanız bana tâbi olunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, Ğafûr ve Rahim’dir.)[6] Celle ve Alâ buyurur ki: (Andolsun ki, Rasulullah’da size, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için mükemmel bir örnek vardır.)[7]
4- Anlaşmazlıkların çözümünde sünnetine başvurmak. Hükmüne razı olup itiraz etmemek... Allah Teâlâ buyurur ki: (Hayır; Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın onu tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.)[8]
5- Allah Teâlâ’ya ancak şeriat kıldığı ve O’nunla-sallallahu aleyhi ve sellem- bizlere emrettiği şekilde ibadet etmek. Şahsi görüş ve fikirlerle, bid’atlarla, nefislerin rağbet ettiği şeylerle veya babalardan, dedelerden gördüklerimizle değil; Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiği ve sahih rivayetlerle gelen ile... O, Rabbinden haber vericidir; risaleti tebliğ etmiş, emaneti yerine getirmiş ve ümmete doğruyu göstermiştir. O’nun gösterdiği ancak hayırdandır. Ve, sakındırdığı ancak şerdendir. Analarımızı ve babalarımızı O’na-sallallahu aleyhi ve sellem- feda ederiz. Allah, O’nunla nimetini tamamlamış ve dinini kemale erdirmiştir. O’nun şeriat kıldığından başka hayır yoktur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı beğendim.)[9]
[1] 33 / el-Ahzab / 56
[2] Müslim (384)
[3] Buhari; bkz.Feth’ul-Bari (8/409), Müslim(406)
[4] Müttefekun aleyh (Buhari ve Müslim). Bkz.El-lû’lûu ve’l Mercân (911)
[5] 59 / el-Haşr / 7
[6] 3 / Âl-i Imran / 31
[7] 33 / el-Ahzab / 21
[8] 4 / en-Nisâ / 65
[9] 5 / el-Mâide / 3
Allah Şirki Bağışlamaz
ALLAH AZZE VE CELLE, KENDİSİNE ŞİRK KOŞULMASINI ASLA BAĞIŞLAMAZ
Şeytan müslümanları saptırmaya ve kötülükleri onlara güzel göstermeye uğraşır. Allah Teâlâ onun hakkında şöyle buyurur:( (Şeytan) “Yemin ederim ki kullarından bir pay edineceğim” dedi) [1] Ve ondan şöyle bahseder:((İblis dedi ki: ) “Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolun üstüne oturacağım. Sonra elbette onlara önlerinden arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın” dedi )[2] Şeytan insanı adım adım fesada yürütür de o bunu hissetmez. Allah Teâlâ, şeytanın adımlarına uymayı yasaklayarak (Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını takip ederse, muhakkak ki o, edepsizliği ve kötülüğü emreder. Eğer üstünüzde Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini arındırır. Allah, işitir ve bilir )[3] buyurur.
Şeytanın insanı içine düşürmeye uğraştığı en tehlikeli durum şirktir. Çünkü o, Allah Teâlâ’nın şirki asla affetmeyeceğini bilir. Allah Teâlâ buyurur ki : (Allah, kendisine ortak koşullanmasını asla bağışlamaz; Bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar.)[4]
Şeytan, şirkin gerçek şeklini emrederek yaklaşmaz. Şirke götürecek bazı amelleri süsleyerek getirir. Şirk, Nuh aleyhisselam’ın kavmi arasına şöyle girmeye başladı: Onların kavminde bazı salih insanlar vardı. Bunlar ölünce şeytan, onlara (Nuh aleyhisselam’ın kavmine) ölen salih insanların resimlerini yapmayı, bu resimleri gördükçe ilmi ve salih ameli hatırlasınlar ve bunun için gayret göstersinler bahanesiyle güzel gösterdi. Sonra onlardan sonraki nesil geldi. Şeytan onlara “Babalarınız bu resimleri elbette zorluk anında onlardan yardım istemek ve musibet anında onlara sığınmak için yaptılar” dedi. Ve onlar, Allah’dan başka (bu salih kullara ibadet edinceye kadar) şeytan bu oyuna devam etti.
İnsanlardan bir çoğu cehaletleri nedeniyle Allah Teâlâ’ya şirkte onları tehlikeli bir noktaya götüren büyük hatalara düşer. Bazılarının, “Ya Seyyidi Hüseyn”, “Ya Seyyideti Zeyneb” “Ya Bedevi” , “Ya efendim Falan; isteğime cevap ver, sana sığınırım. Senden yardım dilerim. Hastama şifa ver. Kaybımı bana döndür. Beni çocukla rızıklandır. Düşmanıma ya da bana zulmedene karşı yardım et..” demeleri gibi.
Kabre secde etmek, kabrin yanında kılınan namaza daha fazla değer vermek bu kabildendir. Kabre doğru kılınan namazı kıbleye karşı kılınan namazdan daha faziletli görür. Veya kabri tavaf etmeyi, Kâbe’yi tavaf etmekten daha üstün görür.
Bütün bunlar, bilindiği üzere Allah’ın dininde şirktir. Akıllı bir insan nasıl olur da ölü birine sığınır veya ondan yardım ister. Şayet onun, kendisi için birşey yapmaya gücü yetseydi ölmezdi. Bu veli ya da salih kişi; yere O’ndan daha hayırlısının ayak basmadığı, semânın O’ndan daha hayırlısını gölgelemediği Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’den daha mı hayırlı?! Allah Teâlâ, O’na ümmetine bildirmesini emrederek şöyle buyurmuştur: (De ki: Ben, Allah’ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeciyim) [5] Ve yine Allah Teâlâ şöyle buyurur: (De ki: Doğrusu ben size ne zarar verme ne de fayda sağlama gücüne sahibim. De ki: Gerçekten (bana bir kötülük dilerse) Allah’a karşı beni kimse himaye edemez. O’ndan başka sığınacak kimse de bulamam) [6]
Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem dahi kendisine fayda veya zarar veremediği halde, O’nu Allah Teâlâ’dan kurtaracak biri bulunmadığı halde; başka birinin fayda ve zarar vereceğine inanılır mı!? Allah, müslümanı böyle inançlardan sakındırsın!
Allah Teâlâ buyurur ki: (Onlar Allah’ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de fayda verebilecek şeylere ibadet ediyorlar ve ‘Bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır’ diyorlar.)[7]
Bu, müşriklerin putlar karşısında takındıkları tavırdır. Müslümanın, müşriklerin yaptığını tasdik etmesi, ölü olmalarına rağmen evliyadan ve salihlerden şefaat istemesi doğru olur mu?!...
Allah Teâlâ; velilere ve putlara , sadece kendilerini Allah’a yaklaştıran vasıtalar oldukları için ibadet ettiklerini öne süren müşrikler hakkında (O’nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler, ‘Onlara, bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz’ derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir Allah şüphesiz, yalancı ve inkarcı kimseyi doğru yola iletmez.)[8] buyurur. Allah Teâlâ’nın sözüne iman eden bir müslümanın Allah’ı bırakıp velilere ve salihlere dua etmesi ve bu yaptığına müşriklerin sözünden delil getirmesi uygun olur mu?!..
Allah Teâlâ, Allah’dan başka dua edilenlerin tümünün, acizliğini ve zayıflığını bildirerek buyuruyor ki: (Allah’ın dışında taptıklarınızın ne size yardıma güçleri yeter ne de kendilerine yardım edebilirler) [9] Allah Teâlâ; “Onlar size yardım etmeye güç yetiremezler, hatta kendi nefislerine bile yardım edemezler” dediği halde akıllı müslüman onların (velilerin ve ölmüş salihlerin) Allah’dan başka yardım ediciler olduğunu tasdik eder mi?!.. Kim böyle derse Allah’ı yalanlamıştır. Kim de Allah’ı yalanlarsa- namaz kılsa, oruç tutsa ve müslüman olduğu zannedilse bile- kafir olur.
Peygamberlerin ve ademoğlunun efendisi sallallahu aleyhi ve sellem; O ki, Kıyamet günü büyük buluşma yerinde şefaat hakkı kendisine verilmiştir, tüm insanlar, topluca - nebiler ve rasuller dahi- makamının büyüklüğü derecesinin yüksekliği ve mevkisinin yüceliği dolayısıyla sancağı altındadır; buna rağmen yakınlarına bir fayda sağlamaya gücü yetmez.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Safâ’ya çıkıp ne söylediğini bilmiyor musun? Buhari, Sahihi’nde İbnu Abbas’dan ve Ebu Hureyre’den rivayet etti. Dediler ki: Allah , (En yakın akrabalarını) uyar ayetini indirince Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem kalktı ve dedi ki : “Ey Kureyş topluluğu! - veya benzeri bir kelime- Nefislerinizi satın alınız. Allah’dan gelecek bir şeyi sizden savamam. Ey Abdi Menaf oğulları! Allah’dan gelecek bir şeyi sizden savamam. Ey Abdül Muttalib’in oğlu Abbas! Allah’dan gelecek bir şeyi senden savamam Ey Allah Rasulü’nün - sallallahu aleyhi ve sellem- halası Safiyye! Allah’dan gelecek bir şeyi senden savamam. Ey Muhammed’in- sallallahu aleyhi ve sellem - kızı Fatıma! Malımdan dilediğin kadarını benden iste. Allah’dan gelecek bir şeyi senden savamam”[10]
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, amcasına, halasına, kızına bile fayda veremediği halde başkalarına nasıl fayda verebilir?
Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem amcası Ebu Talib için kendisine yardım ettiği ve O’nu barındırdığından dolayı tevbe dilemeyi gönlünden geçirince Rabbi O’nu bundan menetti ve buyurdu ki: (Cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar (Allah’a) ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır, ne de inananlara) [11]
Ve; Allah Teâlâ, amcasının hidayetine olan arzusunu görünce O’na (Sen sevdiğini hiyadete erdiremezsin, bilakis Allah dilediğini hidayete erdirir ve hidayete erecek olanları en iyi O bilir) [12] buyurdu.
Sakın cahillerin Allah’dan başkasına yaptığı dua seni aldatmasın. (Sen, ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan) [13] Sadece Allah’a dua et. Yalnız Allah’a güven ve ancak Allah’dan yardım iste ve O’ndan yardım bekle. Bil ki, Allah Teâlâ sana herşeyden daha yakındır. Allah Teâlâ buyuruyor ki (Kullarım sana, beni sorduğu vakit de ki, muhakkak ben (onlara) yakınım. Dua edenin duasını, bana dua ettiği anda işitir, ona icabet ederim)[14] Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in amcasının oğlu Abdullah bin Abbas’a yaptığı tavsiyeye kulak ver. Ona şöyle demişti: “Dilediğin zaman Allah’dan dile, yardım istediğin zaman Allah’dan iste. Ve bil ki, millet sana bir şeyle fayda vermek için toplansa Allah’ın senin için yazdığından başka fayda veremezler. Ve sana bir şeyle zarar vermek için toplansalar Allah’ın senin için yazdığının dışında bir zarar veremezler. Kalemler kaldırıldı ve sayfalar kurudu” Bundan sonra, aziz kardeşim, hiç bir kimsenin aksine bir delili olur mu? Allah’ın ve Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in sözünden sonra, - kim olursa olsun- başka birinin sözü kabul edilir mi?
Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabına öğrettiği önemli dualar var. Bunlar faydalı dualardır. Bunları öğrenmen, ezberlemen ve bu dualarla amel etmen gerekir. İşte onlardan bazıları:
“Allah’ım! Belânın zorluğundan, sürekli mutsuzluktan kötü kaderden ve düşmanların eğlencesi olmaktan sana sığınırım”
“Allah’ım! İşlerimin esası olan dinimi ıslah et. Geçimim içinde olan dünyamı ıslah et. Döneceğim yer olan ahiretimi ıslah et. Her tür hayır için hayatımı artır ve, ölümü benim için tüm kötülüklerden kurtuluş kıl”
“Allah’ım! Senden hayrın hepsini, er ve geç olanını bildiğimi ve bilmediğimi dilerim. Ve şerrin hepsinden, er ve geç olanından , bildiğim ve bilmediğimden sana sığınırım. Allah’ım! Kulun ve peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem’in senden istediği hayrı istiyorum senden... Ve, kulun ve peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem’in sana sığındığı şerden sana sığınıyorum. Allah’ım! Senden, cenneti ve ona yaklaştıracak söz ve ameli dilerim. Cehennemden ve ona yaklaştıracak söz ve amelden sana sığınırım. Bana takdir ettiğin her kaderi benim için hayırlı kılmanı dilerim.”
“Allah’ım! Beni (her halimde), kalkmamda, oturmamda ve yatmamda İslam ile muhafaza et. Düşmanı ve hasetçiyi benimle sevindirme. Allah’ım! Senden, hazineleri senin elinde olan tüm hayırları isterim. Ve, hazineleri senin elinde olan tüm şerlerden sana sığınırım.”
“Allah’ım! Yâ Allah! Sen ki; birsin, teksin. Samed’sin. Doğmamış ve doğurmamışsın. Hiç bir benzeri olmayansın. Senden günahlarımı bağışlamanı dilerim. Şüphesiz sen, Ğafûr ve Rahîm’sin”
“Allah’ım! Senden dilerim, ki hamd sanadır. Yalnız senden başka ilah yoktur. Sana ortak yoktur. Çok ihsan edensin. Ey gökleri ve yeri yoktan var eden!.. Ey celal ve ikram sahibi!.. Ya Hayy, Ya Kayyum!.. Senden cenneti dilerim ve cehennemden sana sığınırım.”
“ Allah’ım! (Bana bağışladığın) nimetin zevalinden, afiyetin tersine dönmesinden; cezanın ansızın gelmesinden ve her türlü gazabından sana sığınırım”
Şayet sana gam, keder veya üzüntü isabet ederse Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in tavsiye ettiği şu sözleri söyle:
“Azîm ve Halîm olan Allah’dan başka ilah yoktur. Yüce Arş’ın Rabbi olan Allah’dan başka ilah yoktur. Göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve Kerîm Arş’ın Rabbi olan Allah’dan başka ilah yoktur”
“Ya Hayy, ya Kayyum! Rahmetinle yardım dilerim. Tüm işlerimi ıslah et ve beni göz açıp kapayıncaya kadar nefsime bırakma”
“(Allah’ım!) Senden başka ilah yoktur. Seni her tür noksanlıktan tenzih ederim. Ben (nefsine) zulmedenlerdenim”
“Allah’ım! Ben senin kulunum. Kulunun oğlu, kadın kulunun çocuğuyum. Alnım senin elindedir. Hakkımda hükmün geçerlidir. Benim hakkımdaki kazân adalettir. Kendini isimlendirdiğin, Kitabında indirdiğin, kullarından birine öğrettiğin veya yanındaki gayb ilminde kendine has bıraktığın sana ait her isimle Kur’an’ı; kalbimin baharı, göğsümün nuru, hüznümün ortadan kalkması ve kederimin gitmesi (için vesile) kıl”
“Allah’ım! Dünya ve ahirette senden af ve afiyet isterim. Allah’ım! Dinim, dünyam, ailem ve malım hakkında senden af ve afiyet isterim. Allah’ım; kusurlarımı gizle ve korkularımdan emin kıl. Allah’ım! Beni; önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan, üstümden koru. Yere batırılarak altımdan helak edilmekten sana sığınırım.”
[1] 4 / en-Nisâ / 118
[2] 7 / el-A’râf / 16- 17
[3] 24 / en-Nûr / 21
[4] 4 / en-Nisa / 48
[5] 7 / el-A’raf /188
[6] 72 / el-Cinn / 21- 22
[7] 10 / Yunus /10
[8] 39 / ez-Zümer / 3
[9] 7 / el-A’raf / 197
[10] Buhari; bkz. Feth’ul Bari (8/385) , Müslim (206)
[11] 9 / et-Tevbe /113
[12] 28 / el-Kasas / 56
[13] 25 / el-Furkan / 58
[14] 2 / el-Bakara / 186
Şeytan müslümanları saptırmaya ve kötülükleri onlara güzel göstermeye uğraşır. Allah Teâlâ onun hakkında şöyle buyurur:( (Şeytan) “Yemin ederim ki kullarından bir pay edineceğim” dedi) [1] Ve ondan şöyle bahseder:((İblis dedi ki: ) “Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolun üstüne oturacağım. Sonra elbette onlara önlerinden arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın” dedi )[2] Şeytan insanı adım adım fesada yürütür de o bunu hissetmez. Allah Teâlâ, şeytanın adımlarına uymayı yasaklayarak (Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını takip ederse, muhakkak ki o, edepsizliği ve kötülüğü emreder. Eğer üstünüzde Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini arındırır. Allah, işitir ve bilir )[3] buyurur.
Şeytanın insanı içine düşürmeye uğraştığı en tehlikeli durum şirktir. Çünkü o, Allah Teâlâ’nın şirki asla affetmeyeceğini bilir. Allah Teâlâ buyurur ki : (Allah, kendisine ortak koşullanmasını asla bağışlamaz; Bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar.)[4]
Şeytan, şirkin gerçek şeklini emrederek yaklaşmaz. Şirke götürecek bazı amelleri süsleyerek getirir. Şirk, Nuh aleyhisselam’ın kavmi arasına şöyle girmeye başladı: Onların kavminde bazı salih insanlar vardı. Bunlar ölünce şeytan, onlara (Nuh aleyhisselam’ın kavmine) ölen salih insanların resimlerini yapmayı, bu resimleri gördükçe ilmi ve salih ameli hatırlasınlar ve bunun için gayret göstersinler bahanesiyle güzel gösterdi. Sonra onlardan sonraki nesil geldi. Şeytan onlara “Babalarınız bu resimleri elbette zorluk anında onlardan yardım istemek ve musibet anında onlara sığınmak için yaptılar” dedi. Ve onlar, Allah’dan başka (bu salih kullara ibadet edinceye kadar) şeytan bu oyuna devam etti.
İnsanlardan bir çoğu cehaletleri nedeniyle Allah Teâlâ’ya şirkte onları tehlikeli bir noktaya götüren büyük hatalara düşer. Bazılarının, “Ya Seyyidi Hüseyn”, “Ya Seyyideti Zeyneb” “Ya Bedevi” , “Ya efendim Falan; isteğime cevap ver, sana sığınırım. Senden yardım dilerim. Hastama şifa ver. Kaybımı bana döndür. Beni çocukla rızıklandır. Düşmanıma ya da bana zulmedene karşı yardım et..” demeleri gibi.
Kabre secde etmek, kabrin yanında kılınan namaza daha fazla değer vermek bu kabildendir. Kabre doğru kılınan namazı kıbleye karşı kılınan namazdan daha faziletli görür. Veya kabri tavaf etmeyi, Kâbe’yi tavaf etmekten daha üstün görür.
Bütün bunlar, bilindiği üzere Allah’ın dininde şirktir. Akıllı bir insan nasıl olur da ölü birine sığınır veya ondan yardım ister. Şayet onun, kendisi için birşey yapmaya gücü yetseydi ölmezdi. Bu veli ya da salih kişi; yere O’ndan daha hayırlısının ayak basmadığı, semânın O’ndan daha hayırlısını gölgelemediği Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’den daha mı hayırlı?! Allah Teâlâ, O’na ümmetine bildirmesini emrederek şöyle buyurmuştur: (De ki: Ben, Allah’ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeciyim) [5] Ve yine Allah Teâlâ şöyle buyurur: (De ki: Doğrusu ben size ne zarar verme ne de fayda sağlama gücüne sahibim. De ki: Gerçekten (bana bir kötülük dilerse) Allah’a karşı beni kimse himaye edemez. O’ndan başka sığınacak kimse de bulamam) [6]
Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem dahi kendisine fayda veya zarar veremediği halde, O’nu Allah Teâlâ’dan kurtaracak biri bulunmadığı halde; başka birinin fayda ve zarar vereceğine inanılır mı!? Allah, müslümanı böyle inançlardan sakındırsın!
Allah Teâlâ buyurur ki: (Onlar Allah’ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de fayda verebilecek şeylere ibadet ediyorlar ve ‘Bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır’ diyorlar.)[7]
Bu, müşriklerin putlar karşısında takındıkları tavırdır. Müslümanın, müşriklerin yaptığını tasdik etmesi, ölü olmalarına rağmen evliyadan ve salihlerden şefaat istemesi doğru olur mu?!...
Allah Teâlâ; velilere ve putlara , sadece kendilerini Allah’a yaklaştıran vasıtalar oldukları için ibadet ettiklerini öne süren müşrikler hakkında (O’nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler, ‘Onlara, bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz’ derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir Allah şüphesiz, yalancı ve inkarcı kimseyi doğru yola iletmez.)[8] buyurur. Allah Teâlâ’nın sözüne iman eden bir müslümanın Allah’ı bırakıp velilere ve salihlere dua etmesi ve bu yaptığına müşriklerin sözünden delil getirmesi uygun olur mu?!..
Allah Teâlâ, Allah’dan başka dua edilenlerin tümünün, acizliğini ve zayıflığını bildirerek buyuruyor ki: (Allah’ın dışında taptıklarınızın ne size yardıma güçleri yeter ne de kendilerine yardım edebilirler) [9] Allah Teâlâ; “Onlar size yardım etmeye güç yetiremezler, hatta kendi nefislerine bile yardım edemezler” dediği halde akıllı müslüman onların (velilerin ve ölmüş salihlerin) Allah’dan başka yardım ediciler olduğunu tasdik eder mi?!.. Kim böyle derse Allah’ı yalanlamıştır. Kim de Allah’ı yalanlarsa- namaz kılsa, oruç tutsa ve müslüman olduğu zannedilse bile- kafir olur.
Peygamberlerin ve ademoğlunun efendisi sallallahu aleyhi ve sellem; O ki, Kıyamet günü büyük buluşma yerinde şefaat hakkı kendisine verilmiştir, tüm insanlar, topluca - nebiler ve rasuller dahi- makamının büyüklüğü derecesinin yüksekliği ve mevkisinin yüceliği dolayısıyla sancağı altındadır; buna rağmen yakınlarına bir fayda sağlamaya gücü yetmez.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Safâ’ya çıkıp ne söylediğini bilmiyor musun? Buhari, Sahihi’nde İbnu Abbas’dan ve Ebu Hureyre’den rivayet etti. Dediler ki: Allah , (En yakın akrabalarını) uyar ayetini indirince Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem kalktı ve dedi ki : “Ey Kureyş topluluğu! - veya benzeri bir kelime- Nefislerinizi satın alınız. Allah’dan gelecek bir şeyi sizden savamam. Ey Abdi Menaf oğulları! Allah’dan gelecek bir şeyi sizden savamam. Ey Abdül Muttalib’in oğlu Abbas! Allah’dan gelecek bir şeyi senden savamam Ey Allah Rasulü’nün - sallallahu aleyhi ve sellem- halası Safiyye! Allah’dan gelecek bir şeyi senden savamam. Ey Muhammed’in- sallallahu aleyhi ve sellem - kızı Fatıma! Malımdan dilediğin kadarını benden iste. Allah’dan gelecek bir şeyi senden savamam”[10]
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, amcasına, halasına, kızına bile fayda veremediği halde başkalarına nasıl fayda verebilir?
Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem amcası Ebu Talib için kendisine yardım ettiği ve O’nu barındırdığından dolayı tevbe dilemeyi gönlünden geçirince Rabbi O’nu bundan menetti ve buyurdu ki: (Cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar (Allah’a) ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır, ne de inananlara) [11]
Ve; Allah Teâlâ, amcasının hidayetine olan arzusunu görünce O’na (Sen sevdiğini hiyadete erdiremezsin, bilakis Allah dilediğini hidayete erdirir ve hidayete erecek olanları en iyi O bilir) [12] buyurdu.
Sakın cahillerin Allah’dan başkasına yaptığı dua seni aldatmasın. (Sen, ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan) [13] Sadece Allah’a dua et. Yalnız Allah’a güven ve ancak Allah’dan yardım iste ve O’ndan yardım bekle. Bil ki, Allah Teâlâ sana herşeyden daha yakındır. Allah Teâlâ buyuruyor ki (Kullarım sana, beni sorduğu vakit de ki, muhakkak ben (onlara) yakınım. Dua edenin duasını, bana dua ettiği anda işitir, ona icabet ederim)[14] Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in amcasının oğlu Abdullah bin Abbas’a yaptığı tavsiyeye kulak ver. Ona şöyle demişti: “Dilediğin zaman Allah’dan dile, yardım istediğin zaman Allah’dan iste. Ve bil ki, millet sana bir şeyle fayda vermek için toplansa Allah’ın senin için yazdığından başka fayda veremezler. Ve sana bir şeyle zarar vermek için toplansalar Allah’ın senin için yazdığının dışında bir zarar veremezler. Kalemler kaldırıldı ve sayfalar kurudu” Bundan sonra, aziz kardeşim, hiç bir kimsenin aksine bir delili olur mu? Allah’ın ve Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in sözünden sonra, - kim olursa olsun- başka birinin sözü kabul edilir mi?
Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabına öğrettiği önemli dualar var. Bunlar faydalı dualardır. Bunları öğrenmen, ezberlemen ve bu dualarla amel etmen gerekir. İşte onlardan bazıları:
“Allah’ım! Belânın zorluğundan, sürekli mutsuzluktan kötü kaderden ve düşmanların eğlencesi olmaktan sana sığınırım”
“Allah’ım! İşlerimin esası olan dinimi ıslah et. Geçimim içinde olan dünyamı ıslah et. Döneceğim yer olan ahiretimi ıslah et. Her tür hayır için hayatımı artır ve, ölümü benim için tüm kötülüklerden kurtuluş kıl”
“Allah’ım! Senden hayrın hepsini, er ve geç olanını bildiğimi ve bilmediğimi dilerim. Ve şerrin hepsinden, er ve geç olanından , bildiğim ve bilmediğimden sana sığınırım. Allah’ım! Kulun ve peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem’in senden istediği hayrı istiyorum senden... Ve, kulun ve peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem’in sana sığındığı şerden sana sığınıyorum. Allah’ım! Senden, cenneti ve ona yaklaştıracak söz ve ameli dilerim. Cehennemden ve ona yaklaştıracak söz ve amelden sana sığınırım. Bana takdir ettiğin her kaderi benim için hayırlı kılmanı dilerim.”
“Allah’ım! Beni (her halimde), kalkmamda, oturmamda ve yatmamda İslam ile muhafaza et. Düşmanı ve hasetçiyi benimle sevindirme. Allah’ım! Senden, hazineleri senin elinde olan tüm hayırları isterim. Ve, hazineleri senin elinde olan tüm şerlerden sana sığınırım.”
“Allah’ım! Yâ Allah! Sen ki; birsin, teksin. Samed’sin. Doğmamış ve doğurmamışsın. Hiç bir benzeri olmayansın. Senden günahlarımı bağışlamanı dilerim. Şüphesiz sen, Ğafûr ve Rahîm’sin”
“Allah’ım! Senden dilerim, ki hamd sanadır. Yalnız senden başka ilah yoktur. Sana ortak yoktur. Çok ihsan edensin. Ey gökleri ve yeri yoktan var eden!.. Ey celal ve ikram sahibi!.. Ya Hayy, Ya Kayyum!.. Senden cenneti dilerim ve cehennemden sana sığınırım.”
“ Allah’ım! (Bana bağışladığın) nimetin zevalinden, afiyetin tersine dönmesinden; cezanın ansızın gelmesinden ve her türlü gazabından sana sığınırım”
Şayet sana gam, keder veya üzüntü isabet ederse Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in tavsiye ettiği şu sözleri söyle:
“Azîm ve Halîm olan Allah’dan başka ilah yoktur. Yüce Arş’ın Rabbi olan Allah’dan başka ilah yoktur. Göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve Kerîm Arş’ın Rabbi olan Allah’dan başka ilah yoktur”
“Ya Hayy, ya Kayyum! Rahmetinle yardım dilerim. Tüm işlerimi ıslah et ve beni göz açıp kapayıncaya kadar nefsime bırakma”
“(Allah’ım!) Senden başka ilah yoktur. Seni her tür noksanlıktan tenzih ederim. Ben (nefsine) zulmedenlerdenim”
“Allah’ım! Ben senin kulunum. Kulunun oğlu, kadın kulunun çocuğuyum. Alnım senin elindedir. Hakkımda hükmün geçerlidir. Benim hakkımdaki kazân adalettir. Kendini isimlendirdiğin, Kitabında indirdiğin, kullarından birine öğrettiğin veya yanındaki gayb ilminde kendine has bıraktığın sana ait her isimle Kur’an’ı; kalbimin baharı, göğsümün nuru, hüznümün ortadan kalkması ve kederimin gitmesi (için vesile) kıl”
“Allah’ım! Dünya ve ahirette senden af ve afiyet isterim. Allah’ım! Dinim, dünyam, ailem ve malım hakkında senden af ve afiyet isterim. Allah’ım; kusurlarımı gizle ve korkularımdan emin kıl. Allah’ım! Beni; önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan, üstümden koru. Yere batırılarak altımdan helak edilmekten sana sığınırım.”
[1] 4 / en-Nisâ / 118
[2] 7 / el-A’râf / 16- 17
[3] 24 / en-Nûr / 21
[4] 4 / en-Nisa / 48
[5] 7 / el-A’raf /188
[6] 72 / el-Cinn / 21- 22
[7] 10 / Yunus /10
[8] 39 / ez-Zümer / 3
[9] 7 / el-A’raf / 197
[10] Buhari; bkz. Feth’ul Bari (8/385) , Müslim (206)
[11] 9 / et-Tevbe /113
[12] 28 / el-Kasas / 56
[13] 25 / el-Furkan / 58
[14] 2 / el-Bakara / 186
8 Nisan 2009 Çarşamba
Türkçe Hadis Kitaplarında Geçen Zayıf Hadislerin Numaraları
Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, İbn Mace, Darimi, Muvatta, Taberani Mucemu's-Sagir (Terc.: İsmail Mutlu)
İbn Carud el-Munteka (İz Yayınları) kitaplarının tercemelerinde geçen zayıf hadislerin numaraları
Hazırlayan: Ebu Muaz Seyfullah Erdoğmuş
İndirmek İçin Tıklayınız:
Türkçe Hadis Kitaplarındaki Zayıf Hadis Numaraları (Muvatta Eklenmiştir!)
İbn Carud el-Munteka (İz Yayınları) kitaplarının tercemelerinde geçen zayıf hadislerin numaraları
Hazırlayan: Ebu Muaz Seyfullah Erdoğmuş
İndirmek İçin Tıklayınız:
Türkçe Hadis Kitaplarındaki Zayıf Hadis Numaraları (Muvatta Eklenmiştir!)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)