Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Sosyal Medyada “Ebu Muaz” Künyesini Kullananlar Hakkında Uyarı

Facebook, İnstagram, Twitter gibi sosyal medya programlarında “Ebu Muaz” künyesini kullanan veya “Darussunne” adıyla Facebook yayını yapa...

29 Mayıs 2014 Perşembe

Hata Eden Sünnet Ehli Tenkid Edilir, Bid'at Ehli İse Aşağılanır


Fetva Sahibi: Şeyh Rebî b. Hâdî el-Medhalî Hafizahullah
Tercüme: Ebu Muaz
Kaynak: Ebu Ravaha'nın Menhec Hakkındaki Sorularına Cevaplar (s.16-21)
Soru: “Bazı ilim talebelerinin bazı âlimlerimizin kitaplarını sıhhat ve zayıflık açısından tenkid etmeleri hakkında nasihatiniz nedir? Mesela es-Silsile ve Sıfatu’s-Salat kitapları hakkında yaptıkları gibi?

Şeyh Rebî b. Hadî hafazahullah’ın cevabı: “Tenkid kapısı el-Elbâni ve benzerleri için Allah’a yemin olsun açıktır. Buna ne El-Elbâni kızar ne de onun gibi sünneti yüklenen kimseler kızar. Âlimlere saygılı olan, onun zatını hedef edinmeyip ancak hakkı açıklamak isteyen edepli kimsenin tenkidi Sahabe zamanında başlamıştır, sonu da gelmez.


Nitekim Şafii, Malik’i tenkid etmiştir. Ebu Hanife’nin ashabı ve Ahmed de tenkid etmişlerdir. Allah sana bereket versin. Bütün bu mezhepler, farklı ilim dallarında günümüze kadar bu tenkid üzere devam etmiştir.

Ey kardeşler! Tenkid kapısını kapamak caiz değildir. Zira bizler bunun içtihat kapısını kapamak olduğunu söyleriz. Allah size bereket versin.

Kim olursa olsun bir şahsın fikirlerine asla kutsiyet vermeyiz. Selefî ya da değil, hangi şahıs olursa olsun, hata reddedilir.

Lakin hak ve sünnet ehli olduğunu, ihlaslarını, içtihatlarını Allah için, kitabı için, rasulü için, Müslümanların imamları ve geneli için samimiyetlerini bildiğimiz kimselere karşı muamele ile bid’at ve sapıklık ehline karşı muamele farklıdır.

Hafız İbn Receb rahimehullah’ın “el-Farku beyne’n-nasiha ve’t-ta’yir” kitabına bakınız.

Şöyle açıklamıştır: “Hidayetin ve hakkın beyanı zorunludur. Nitekim Said b. El-Museyyeb, İbn Abbas, Tavus, İbn Abbas’ın ashabı tenkid edilmiştir. Onlar tenkid etmişler, onlar da tenkid edilmişlerdir. Hiçkimse: “Bu ta’n/hakarettir” dememiştir. Bunu ancak hevâ ehli söyler. Biz el-Elbani’yi tenkid ettiğimizde hevâ ehlinin yolunu tutmayız ve: “Elbani’yi tenkid etmeyin” demeyiz. Evet, onun hataları din adına yayılmaktadır. İbn Baz’ın hatalarını, İbn Teymiye’nin hatalarını tenkid etmeyin demeyiz.[1]

Yani hatanın hata olduğunun insanlara açıklanması gerekir. Bazen bu hatayı yapan şahsın konumu üstün olabilir. Zira defalarca söylediğimiz gibi, onun hatası, Allah’ın dinine nispet edilir.

Lakin – söylediğim gibi – ehli sünnet ile bid’at ehlinin ayrımını yaparız. İbn Hacer ve başkalarının da dedikleri gibi: “Bid’atçi aşağılanır, onun saygınlığı yoktur” O aşağılanır, çünkü maksadı kötüdür. Bid’atçi, Allah Teâlâ’nın buyurduğu gibi hevâ ehlidir: “Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir.” (Al-i İmran 7)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Onun müteşabih olanlarına tabi olanları gördüğünüz zaman, işte Allah’ın bahsettiği kimseler onlardır. Onlardan sakının.”[2]

Allah Teâlâ onları; fitneyi amaçlamakla nitelemiştir. Apaçık ortada olan muhkemi terk edip müteşabihlere tabi olurlar. Muteşabihe giderler, ona bağlanırlar ve onunla delil getirirler.[3] Hidayet ehli ve hak ehli olan sahabe ve tabiinin; müteşabihleri muhkemlere havale etme yolunu tutmazlar. Muhkemi müteşabihe döndürürler.

Onlar kendi nefislerini saptırmak ve insanları saptırmak için kasten müteşabihe dalarlar ve hevaya tabi olurlar. Neyi hak ederler? Alçaltılmayı ve şu müteşabihlere tabi olanların derecesine kovulmayı hak ederler. Buna davet eder hale geldiği zaman tenkid edilmesi bir yana, fitnesinin derecesine göre[4] öldürülür veya dövülür.[5] İhtiyaç ve zaruret halinde tenkidde sert davranılır.

Mesela Ahmed b. Hanbel rahimehullah şöyle demiştir: “Bir kimsenin Hammad b. Seleme’yi karaladığını görürsen onu Müslümanlığı hakkında itham et” Neden? Çünkü Hammad b. Seleme bid’at ehline karşı sert idi.[6]

Bid’at ehline karşı övülen bu sertlik, kötülenen bir hale gelmemelidir. Bizler sertliği öğütlemeyiz. Lakin şayet nasihat eden kimsede sürçme/sivrilik meydana gelse dahi, bu durum İslam’a ve sünnete bununla destek olmaktan alıkoymaya bir vesile edinilemez.

Şüphesiz heva ehli şu an, mesela “falan kimsede sertlik var” sözüne takılır ve onun kitaplarından uzaklaştırırlar.

Selef; “Falan kimse bid’at ehline karşı şedid/serttir” dedikleri zaman onu kınamak için mi söylüyorlardı? Veya bununla şimdiki heva ehlinin yaptıkları gibi Allah’ın yolundan alıkoymayı mı istiyorlardı?

   İlim ehlinin tenkid edilmesi ve ilim ehlinin birbirlerine yaptıkları tenkidlerle insanlara hatayı beyan etmeleri, bu hatanın Allah’ın dinine nispet edilmesi korkusundandır. Biz buna sadece caiz demiyoruz, bilakis farzdır diyoruz.

İnsanlara hakkı açıklamak ve hak ile bâtılın arasını ayırmak farzdır. “Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!” (Al-i İmran 187)

“İsrailoğullarından kâfir olanlar, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lânetlenmişlerdir. Bunun sebebi, söz dinlememeleri ve sınırı aşmalarıdır. Onlar, işledikleri kötülükten, birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Andolsun yaptıkları ne kötüdür!” (Maide 78-79)

Tenkid, münkere karşı çıkma babındandır. Büyük selefi şahısları hata ettikleri zaman tenkid etmek ve hatalarını açıklamak, iyiliği emretmek ve kötülüğü yasaklamak babındandır. Bu, Allah’ın farz kıldığı hakkı açıklama türündendir. Allah’ın farz kıldığı nasihate dâhildir.[7]

Bu yüzden İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın ve İmran b. Husayn radıyallahu anh’ın ve başkalarının “ifrad”[8] görüşünden dolayı Ömer radıyallahu anh’ı tenkid ettiklerini görürsün.

Bu tenkid mevcuttur ve büyük küçük, önemli önemsiz meselelerde devam etmesi gerekir. Hata açıklanır. Bidat açıklanır. Hata tenkid edilir ve bid’at de tenkid edilir. Bununla beraber sünnet ehli olana saygı belirtilir, isabet eden müçtehidin iki ecir aldığı, hata edene ise bir ecir olduğu kabul edilir. Allah’ın sünnet ehlini tenkidde bize din kıldığı budur. Bid’at ehline karşı ise takınılacak tavır böyle değildir.

Bid’at ehli hakkında onların müçtehit oldukları söylemeyiz! Zira onlar Allah’ın şahitliğiyle ve rasulü sallallâhu aleyhi ve sellem’in şahitliğiyle hevaya tabi olan kimselerdir. Bid’atçi sapıktır. Şu an hata eder ve sana: “Bu bir içtihattır” der. Sapmış fırkalar, Cemilu’r-Rahman’ı öldürmeye hükmettiğinde de: “Bu bir içtihattır” dediler.[9] Selefilerin kanlarını kendilerine göre içtihat saydıkları davalarla mubah saydılar. Düştükleri hiçbir sapıklık ve bela yoktur ki “içtihattır” demesinler.

Bu islam’ı cıvıtmak ve bâtılı, sapıklığı ve bid’atleri hakka karıştırmaktır. Hatalarından bile ecir alan müçtehitlerle Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in cehennemle tehdit ettiği bid’atleri eşit görmektir![10]

 Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Şüphesiz o sapıklıktır” ve “İşlerin en kötüsüdür” buyurmuştur.

Bu çözünme ve İslam’a zulüm hakkında Müslümanların basiretli olmaları, hidayet ehlini ayırt etmeleri, onları nasıl tenkid edeceklerini ve hatalarını nasıl açıklayacaklarını bilmeleri gerekir. Yine sapıklık ehline nasıl davranılacağını ve onlarla nasıl muamele edileceğini de ayırt etmelidirler.[11]




[1] Ebu Bekr el-Ferra şöyle demiştir: “Yusuf b. Esbat’a fitnelere dair Vekî hakkında bir şey söyledim. Dedi ki: “O hocasına (Yani Hasen b. Hay’e) benziyor” Yusuf’a dedim ki: “Bunun gıybet olduğundan korkmuyor musun?” Dedi ki: “Neden? ey ahmak! Ben bu kimseler için babalarından ve annelerinden daha hayırlısını yapıyorum. Ben insanları onların çıkardıkları şeylere tabi olmalarından ve kendilerine zararlı olan şeylerden yasaklıyorum” Tehzibu’t-Tehzib, el-Hasen b. Salih b. Hay’in hal tercemesi.
 
[2] Buhârî (4430) Muslim (6726) Aişe radıyallahu anha’dan
 
[3] İmam Ahmed, er-Reddu Ale’l-Cehmiyye’de şöyle demiştir: “Bid’atlerin eğriliğine bağlanır, fitnenin gemlerine takılırlar. Onlar Kitap hakkında ihtilaf eder ve Kitaba muhalefet ederler. Kitab’dan ayrılıkta bir araya gelirler. Allah hakkında bilgisizce söz söyler, kelamın müteşabihiyle konuşurlar. İnsanların cahillerini arzularına göre aldatırlar. Saptırıcıların fitnesinden Allah’a sığınırız.” Bkz.: Mecmuu’l-Fetava (15/276)
 
[4] Hazır bulunanlardan birisi: “Bid’atçi kimse dayakla tazir edilir veya öldürülür” dedin. Bunu kimin uygulayacağını açıklamanızı umuyoruz” dedi. Şeyh Hafizehullah şöyle dedi: “Öldürme cezasını ve bid’at ehlini öldürmeyi şer’i hakim uygular. Tazir cezasını hak edene tazir uygular. Bunu ancak şer’i hakim yapar. Ama halktan fertlere gelince, bu iş onların elinde değildir. Zira bunu yapmaya kalkarlarsa fesada ve fitnelere sebep olur.”
 
[5] Nitekim Ömer radıyallahu anh bid’atinden dolayı Sabîg’e dayak cezası uygulamıştı. Süleyman b. Yesâr'dan:“Sabîğ isminde bir adam Me­dine'ye geldi ve Kur'an'ın müteşâbih (âyetlerini) sormaya başladı. Bunun üzerine Ömer (radıyallahu anh) ona, (yanına gelmesi için ha­ber) gönderdi. Onun için de hurma sapları hazırlamıştı. (Gelince ona) "Kimsin?" dedi. "Ben, Allah'ın kulu Sabîğ'im." dedi. O zaman Ömer radıyallahu anh, o saplardan bir sap aldı ve: "Ben, Allah'ın kulu Ömer'im!" di­yerek onu dövdü. Başı kanayıncaya kadar ona darbeler vurdu. Sonunda (adam) şöyle dedi: "Ya Emîrelmü'minîn! Yeter! Önceleri ka­famda bulmakta olduğum (kötü düşünceler) yok olup gitti.” Darimi (146)
[6] Nitekim es-Siyeru A’lam’da (7/452) şöyle geçer: Nuaym b. Hammad el-Huzaî Cehmiyye’ye karşı sert idi. Şöyle derdi: “Onlara karşı sert olmasaydım onlardan olurdum…” Mecmuu’l-Fetava (10/301) Belki de bu meselede en güzel kitap, değerli kardeşimiz Halid b. Dahvî ez-Zafirî’nin “İcmau’l-Ulema Ala Hecri Ehli’l-Bid’a ve’l-Ehva” kitabıdır. Zira orada selefte bulunan sertliğin kötülenmeyip, övülen sertlik olduğuna dair bölüm açmıştır. Derim ki: Burada sertlik ile kastedilen; adalet üzerine kurulu olan dinin kayıtlarına bağlılıktır. Nitelim şeyhimiz Allame (Mukbil b. Hadi) el-Vadii rahimehullah’ın şöyle dediğini işittim: “Eğer insaftan ayrılmazsan hasmını gemlemiş olursun.”
 
[7] Allame b. Baz rahimehullah şöyle demiştir: “Hak ehli ne zaman hata edenlerin hatalarını ve yanlış yapanların yanlışını beyan etmekten susarsa, Allah’ın kendilerine emretmiş olduğu; hayra davet, iyiliği emir ve kötülüğü yasaklama görevlerini yerine getirmemiş olurlar. Münkere karşı çıkmamak, yanlış yapanın yanlışı üzerine devam etmesi ve hakka muhalefet edenin hatasında devam etmesinden dolayı meydana gelecek vebal malumdur. Bu Allah Subhânehû ve Teâlâ’nın emrettiği nasihat ve hayır üzerine yardımlaşma, iyiliği emretme ve kötülüğü yasaklama emrine aykırılıktır. Başarı Allah’tandır.” (Tenbihat Ala Ma Ketebehu’s-Sabuni Fi Sifatillahi Azze ve Celle s. 30)
 
[8] Muslim’in (1226) İmran b. Husayn radıyallahu anh’den rivayet ettiği şu hadise işaret ediyor: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber temettü yaptık. Allah’ın kitabında temettu haccı hakkında ayet indi ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bunu emretti. Sonra temettüyü nesh eden bir ayet inmedi. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de vefat edinceye kadar bundan yasaklamadı. Bir adam (yani Ömer radıyallahu anh) çıkıyor ve görüşüyle dilediğini söylüyor!”
 
[9] Aynısını Faziletli muhaddis şeyhimiz Mukbil b. Hadi el-Vadii rahimehullah da “Makteli Cemilu’rrahman el-Afgani” kitabında zikretmiştir.
 
[10] Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Bir mümin fasık gibi midir? Bunlar eşit olmazlar.” “Müslümanları mücrimler gibi tutar mıyız? Size ne oluyor, nasıl hükmediyorsunuz?”
 
[11] Şöyle soruldu: “Eğer tenkid eden kişi,  bid’at ehline reddiye vermekle tanınmış değilse bununla beraber onun kitapları bulunmayıp ancak ilim ehline reddiye veriyorsa nasıl olur?”
 
Şeyh hafizehullah şöyle dedi: “Ben sözümü güzel maksat ve saygı ile kayıtladım.”
 
Şöyle soruldu: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in tenkid ederken hata eden sünnet ehlini ismen belirtmediğini öne sürerek, hata eden sünnet ehlinin isminin belirtilmesi daima maslahat ve mefsedete göredir” diyen kimse hakkında ne dersiniz? Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in tenkid hususundaki siyretini ileri süren, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i ziyaret eden ve ibadeti hakkında soran üç kişi için Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in: “bazı kimselere ne oluyor” demesini gerekçe gösteren hakkında görüşünüz nedir? Sahihu Muslim’de geldiği gibi bir defasında doğrudan tenkid ederek: “Sen ne kötü hatipsin” buyurmuş, ikinci bir mecliste ona işaret ederek ve isim vererek “Hatiplerden birisi şöyle diyor” demiştir. Bir mecliste hak, isim vermeden açıklanmıştır. “İsim vermek ve vermemek ancak maslahat ve mefsedete bağlıdır. Bazen ilim talebesi gelse “Şeyh Abdulaziz şöyle diyor” dese, İbn Baz onda bidat görse vb. insanlar anlamayıp Şeyh Abdulaziz’in bid’at ehli olduğu düşüncesine düşebilirler. “İnsanlara anlayabilecekleri şekilde anlatın” sünnet ehli olan kimsenin eleştirilmesinde isim vermenin maslahat ve mefsedete bağlı olduğu görüşüne ne dersiniz. Çünkü Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bazen isim vermiş, bazen kinaye yapmıştır?”
 
Şeyh Hafizehullah şöyle cevap verdi: Maslahat ve mefsedeti gözetmek İslam’da yüce bir esastır. Bu görüş haktan uzak değildir.
 
Bunu söylememiz, bizim isim belirtmeyi hep haram görmemiz demek değildir. Deriz ki: maslahat ve mefsedet gözetilir. Fakih olan kişi ne zaman isim belirteceğini, ne zaman umumi konuşacağını bilir.
 
Mesela bu asırda heva hakkında şöyle diyorlar, böyle diyorlar diyerek konuşsan, sözünü kabul etmediklerinde bu nasıl olur? Görüşlerin sağlamasını yapmayı talep ederler ve cilt ve sayfa numarası isterler. İnsanlar bu konuda eserler yazmış ve örf haline gelmiştir. Ama isim vermeden “şöyle dediler, böyle dediler” demek uygunsuz hale gelmiştir. Öncelikle bunu kim söyledi bilinmez. Senin doğru söylediğinden de şüphe edebilirler. “Bu hevadan konuşuyor” derler.
 
Şuan bizler pek çok zaman şahısların ismini veriyoruz ve kaynağını verip açıklıyoruz. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Sen fitneci misin ey Muaz” buyurmuştur. “Muaviye fakirdir, Ebu’l-Cehm ise kadınları döven biridir” buyurmuştur. Hind, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e kocası Ebu Sufyan’ın ismini belirtmiştir…
 
Maslahat gerektirdiği zaman hata yapan insanın ismi de belirtilir.
 
 

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)