Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Darussune Kitapları

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı


Çarşamba
Saat 19:00 Şeytanın Akidevî Tuzakları
Saat 20:00 el-Câddetu'l-Beydâ Şerhi

Cumartesi
Saat 19:00 Yâkûtetu'l-Mesânid Şerhi
Saat: 20:00 Sahih Tefsir Şerhi



1 Haziran 2015 Pazartesi

Her Tagutun Kafir Olduğu İddiası Haricilerin Düşüncelerindendir

Bismillah.
Geçtiğimiz aylarda Bid’at Ehli Tevhid Ehli Sayılır mı manasında bir yazı yayınlamıştım. Bu yazıda günümüzün saptırıcı önderlerinden biri haline gelmiş bulunan Ebu Said hakkında da “tagut” tabirini kullanmış olmam hakkında çeşitli kulisler yapılarak benim Ebu Said’i tekfir ettiğim şeklinde magazinler yayılmıştır. Bu asparagası sakız yapanlardan birisi de maalesef Ebu Said’in kendisidir. En azından ahlakî değerlerini kaybetmemiş olmasını ümit ederdim, Lakin “bana deyyus diyor”, “bana papaz diyor” gibi ahlaksızca sızlanmalarına, eskiden atılmış bir çamur olan “Ebu Muaz’da haricilik var” iftirasını besleyen yeni bir malzemeyi kullanması da eklenmiştir.
Öncelikle Ebu Said ve onun gibi davrananlara Deyyus tabirini kullanan ben değilim. Benim yaptığım şey yalnızca Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in deyyus kelimesine yaptığı tarifin Ebu Said tarafından davet edilip uygulanan ve mutaassıplarınca benimsenen fiilleriyle uyuştuğu gerçeğini itiraf etmekten ibarettir.
“Bana papaz dedi” suçlamasına gelince, Müslümanlardan hiçbir şahsa muayyen olarak papaz demediğimi en iyi bilenlerden biri Ebu Said’dir. Benim yaptığım uyarı ders ve seminer düzenlerinin Hristiyanların kiliselerdeki tarzlarına benzediği hakkındadır. Bursa ve İnegöl’de bazı haysiyet yoksunu münafıkların “Hocaya papaz diyor, hepimize deyyus diyor” diyerek yaptıkları yaygaraları, maalesef Ebu Said de birçok ortamlarda, aleyhimde karalama malzemesi edinmiştir.
Bahsi geçen bu fırkanın mensupları  (Ebu Said mutaassıpları) iman meselelerinde harici akidelerinden bazı özellikler taşımaktadırlar. Oy kullanmaya cevaz vermeleri, hatta bunu vacip saymaları haricilik özelliklerinden biridir. Fakat ne tuhaf ki, oy kullanmaya karşı çıktığım için beni haricilikle nitelemektedirler. Bu da fırkalar ve görüşleri hakkındaki cehaletlerindendir. Yine Münafık hükmünde olan yöneticileri mürtet sayarlar. Mısır’daki ayaklanmaları desteklemişlerdir. Her ne kadar Suriye’deki savaşı fitne olarak görseler de, aslında Esed’i mürtet sayma bakımından Nusra ve el-Kaide gibi Harici gruplarla müttefiktirler. Haricilerle ittifak ettikleri bir diğer vasıf da her tagutun kafir olduğunu söylemeleridir.
Dolayısıyla Ebu Said hakkında tagut tabirini kullandığımı görünce, düştükleri denizde hemen yılana sarıldılar. Halbuki daha önce "Selefin Sabit Akidesinden Güncel Harici Akidelerine Cevaplar" adlı risalemde her tagutun kafir olduğunu iddia eden harici sapmasına cevaplar vermiş, çeşitli ses kayıtlarında defalarca bu hususu açıklamıştım. Lakin kendileri her tagutu kafir saydıklarından, benim de Ebu Said’i tekfir ettiğimi yaydılar.
Tagut terimi ile ilgili olarak yaptığım açıklamaların yalnız benden menkul izahlar olduğu şeklinde bir şüphenin zihinlerde takılı kalmaması için, “her tagutun kâfir olmadığı ile ilgili olarak, Ebu’l-Hattab es-Sinhâni’nin bir makalesini tercüme ediyorum:
Tagut vasfının fasık hakkında kullanılması doğru mudur ve her tagut kafir midir?
1- Bir şeyi tagutlukla nitelemek, o şeyin tekfirini gerektirmez.
2- Bu yüzden tagutlukla vasıflanan kimseyi tekfir etmekte acele edilmez.
Bu esas, beş açıdan açıklanır:
Birincisi:   Tagut kelimesi sapıklıkta önderlik eden herkes hakkında kullanılır. Çünkü tagut kelimesi haddi aşmak anlamındaki tuğyan kelimesinden türemiştir.
Tagut kelimesinin her sapıklık önderi hakkında kullanılmasının delili:
Allame Kurtubî rahimehullah Nahl suresi 36. Ayetinin tefsirinde (5/75) şöyle demiştir: “Her ümmete Allah’a ibadet edin ve taguttan kaçının diye bir rasul göndermişizdir” yani, şeytan, kahin, put ve sapıklığa davet eden herkes gibi, Allah’ın dışında ibadet edilenleri terk edin demektir.”
Firuzabâdî rahimehullah şöyle demiştir: “Tagut; lat, uzza, kahin, şeytan, her sapıklık önderi, putlar, Allah’ın dışında ibadet edilenler ve kitap ehlinin azgınlarıdır.” (Kamusu’l-Muhit, tagâ maddesi)
Durum böyle olduğuna göre, tuğyanın hepsinin tekfiri gerektirmediği hakkında ihtilaf yoktur. Bu tuğyan tekfiri gerektirebilir yahut küfür haddine ulaşmamış olabilir.
İkincisi:  Sırf haddi aşması sebebiyle, nitelenen zatı dikkate almaksızın, bir şeyi tagut olarak niteleyen alimler vardır.
Şahsın durumuna bakmaksızın tagut nitelemesi yapmanın caiz olduğunun delili:
Allame İbnu’l-Kayyım rahimehullah İ’lamu’l-Muvakkin’de (1/50) şöyle demiştir: “Tagut; kulun haddini aştığı her mabud, tabi olunan veya itaat edilen önderdir.”
İbn Useymin rahimehullah Allame İbnu’l-Kayyım rahimehullah’ın sözüne not olarak şu açıklamayı yapmıştır: “İbn Kayyımın maksadı; haddin aşıldığı konuda kendisine itaat edilmesine veya tabi olunmasına razı olan herkestir. Yahut şöyle denir: Kendisine ibadet eden, tabi olan veya itaat edene itibarla, kendisi sebebiyle haddin aşıldığı şey taguttur. Çünkü onu Allah’ın koyduğu konumdan yukarı çıkarmışlar, böylece bu mabuda ibadet, bu öndere tabi olmak ve ona itaat etmek, bu sebepten had aşıldığı için tuğyan olmuştur.” El-Kavlu’l-Mufid 1/30
Böylece tagut niteliğini, tagut denilen şeye itibarla değil de, o şeyi tagut edinene itibarla kullanmakta genişlik vardır. Bir şeyi tagutlukla nitelemek, o şeyin kendisine hükmetmeyi gerektirmez.
Üçüncüsü: İlim ehli, Allah’ın dışında ibadet edilen cansız varlıkları da tagutlukla nitelemişlerdir. Bedihî olarak bilinir ki cansız varlıklar islam veya küfür ile nitelenmezler.
Bunun delili:
Allame İbnu’l-Cevzî rahimehullah der ki: “İbnu Kuteybe dedi ki: “Taş, suret (resim) veya şeytan olsun, her ibadet edilen şey cibt ve taguttur. Ez-Zeccac lügat uzmanlarından böylece nakletmiştir. (Nuzhetu’l-A’yun ve’n-Nevazir s.410, tagut babı)
Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah şöyle demiştir: “Tagut kelimesi; şeytan, put, kâhinler, gümüş para, altın para ve başka şeyleri kapsayan cins isimdir.” Fetava 16/565
* Ebu Muaz’ın notu: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in uzza putu hakkında tagut kelimesinin dişili olan “tagiye” kelimesini kullanmış olması bunun en açık delillerindendir.
Dördüncüsü: İlim ehli bazı günahkârlar hakkında tagut kelimesini kullanmışlardır.
Tekfir etmedikleri halde bazı günahkârları tagutlukla nitelemenin delili:
Er-Ragıb el-İsfehani rahimehullah şöyle demiştir: “ Tagut kelimesi, haddi aşan herkes, Allah’ın dışında ibadet edilen herşey… hakkında kullanılan bir ibaredir. Daha önce geçtiği gibi sihirbaz, kahin, cinlerin azgınları ve hayır yolundan engelleyen kimse tagut olarak isimlendirilmiştir.” El-Mufredat s.108 tagâ maddesi)
İmam Muhammed b. Abdilvehhab rahimehullah şöyle demiştir: “Tagutlar çoktur. Bize bunlardan beş tanesi açıklanmıştır: Birincileri şeytandır. Zulmeden hakim, rüşvet yiyen kişi, kendisine ibadet edilip de bundan razı olan ve ilimsiz olarak amel eden.” (ed-Dureru’s-Seniyye 1/137)
İbn Useymin rahimehullah şöyle demiştir: “Sapıklığa ve küfre çağıran kötü alimler veya bid’atlere yahut Allah’ın haram kıldığı şeyleri helal saymaya veya Allah’ın helal kıldığının haram saymaya çağıranlar tagutlardır.” (Şerhu’l-Usuli’s-Selase s.151)
Şayet bu niteleme tekfir etmek olsaydı bu şekilde geniş kullanılmazdı. Yahut bahsi geçen günahkarların tekfir edilmeleri gerekirdir. Halbuki günahkarları tekfir etmek haricilerin görüşüdür.
Beşincisi: İbn Baz rahimehullah tagutların kafir olmayabileceklerini açıkça söylemiştir.
Delili:
İbn Baz rahimehullah şöyle demiştir: “Senin sınırın Allah’a itaat eden bir kul olmaktır. Eğer bu sınırını aşarsan işlediğin o şeyle bir tagut olursun. Bununla ya kafir olursun, ya da olmazsın.” (Şerhu Selaseti’l-Usul kaset no: 2 B yüzü, Riyad, el-Burdeyn kaydı.)
Geçen açıklamaların özeti üç meselede toplanır:
Birinci mesele: Bizler Kur’an’da bir şeyin tagutlukla nitelendiğini bulursak, bu niteleme o kişinin kafir olduğunu gerektirmez. Bilakis diğer şer’î delillere bakarak küfrüne veya kafir olmadığına bundan sonra hükmetmek gerekir.
İkinci mesele: Tagut vasfının iki durumu söz konusudur:
1- İsm-i fâil olarak kullanılması: Zira tuğyana düşen herkes hakkında bu tabir kullanılır, çünkü haddini aşmıştır. Bu tagut nitelemesinde faile bakılır. Bu tagut kafir olabilir de, olmayabilir de. Düşmüş olduğu tuğyana göre değişir.
2- İsm-i mef’ûl olarak kullanılması: Hakkında tuğyan edilerek insanların haddi aştıkları varlık hakkında da tagut kelimesi kullanılır. Burada da tagut edinenlere nispetle bu kelime kullanılmaktadır. Bu tuğyan bir küfür olabilir de, olmayabilir de. Sonra, tagut edinilen varlık ancak tagut edinilmesinden razı olması sebebiyle zemmedilir.
Üçüncü mesele: Tagutlukla nitelenen kimseyi tekfir etmeden önce iki meseleyi araştırmak zorunludur:
1- Bu tuğyan küfür derecesine ulaşmış mıdır, ulaşmamış mıdır? Bu da tuğyanın ayrıntılarına inmeyi gerektirir.
2- Tagut ismi, failin haddi aşması sebebiyle mi kullanılmıştır, yoksa insanların onun hakkında haddi aşmaları sebebiyle mi kullanılmıştır? Burada; kendisi bundan razı mıdır, değil midir diye bakılır. Bu da onun durumunu ayrıntılı olarak ele almayı gerektirir.
Allah en iyi bilendir.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)