Allah’a tevekkül, kulun emrolunduğu şeyleri yerine getirip, yasaklandığı şeylerden sakınmakla beraber, işlerin neticesini Allah’a bırakmak ve bu konuda Allah’a güvenmektir. Tevekkül, kalbin bağlandığı sahte ilahları kalpten kovmanın yegâne yoludur. Dolayısıyla sahih bir tevekkül yerine gelmeden sahih bir tevhide de ulaşılamaz.
Allah’ın öfkelendiği bir konuda kim olursa olsun, ne kadar yakının olursa
olsun, insanların memnuyiyetini aramak kalpte yer etmiş, kovulması gereken bir
ilahtır. Yine Allah’ın emrettiği bir konuda kim olursa olsun, insanların
öfkesinden çekinerek o emri terk etmek, kalpte yer etmiş, kovulması gereken bir
ilahtır.
Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: “Allah’a ve ahiret gününe iman
eden hiç bir kavmin, Allah’a ve rasûlüne muhalefet eden kimselere, babaları,
oğulları, kardeşleri veya aşiretleri olsa bile sevgi beslediklerini göremezsin.”
(Mucadele 22)
Aişe
radiyallahu
anha’dan: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim insanların öfkelenmelerine rağmen Allah’ı razı ederse Allah
insanlara karşı ona yeter. Kim de insanları memnun etmek için Allah’ı
öfkelendirirse, Allah onu o insanlara bırakır.”[1]
Şakik el-Belhî rahimehullah şöyle demiştir: “Sabahladığın zaman dikkat et,
gayen insanların rızası veya öfkesi olmasın! Korkun ancak işlemiş olduğun
günahlar hakkında olsun ki başka günahlar işlemeye cüret etme! Hazırlığın ancak
ölüm için olsun. Ölüm için hazırlıklı olursan dünya sana güzel kılınsa bile ona
rağbet etmezsin.”[2]
Allah’ın emrini yerine getirme veya yasağından sakınma konusunda şeytanlaşmış
liderlerin, dünyada yetki, güç ve imkan sahibi mahlukların korkusu, o emri
yerine getirmene veya yasaktan sakınmana mani oluyorsa, böyle bir korku, kalbinden
kovman gereken bir sahte ilahtır!
Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: “İşte o şeytandır
ki ancak kendi velilerini korkutur; eğer mü’min iseniz onlardan korkmayın,
benden korkun!” (Al-i İmran 175)
Şakik b. İbrahim el-Belhî rahimehullah dedi ki: “Korkulu
bir gecede çıktık ve bir çalılığa uğradık. Orada bir adam uyuyordu. Atının bağı
da başının yanındaydı. Onu uyandırdık ve ona: “Böyle bir yerde mi uyuyorsun?”
dedik. Adam başını kaldırdı ve dedi ki:
“Arşın sahibinin benim kendisinden başka bir
şeyden korktuğumu bilmesinden hayâ ederim.” Sonra başını koydu ve uyudu.”[3]
Allah’a isyan edenlere dünyada nasip edilen imkânlar,
onların ahirette hiçbir nasibi kalmaması içindir. Bu imkânlara göz dikip bâtıl
ehlinin yollarına heves etmen kalbinde yer etmiş, kovman gereken bâtıl bir
ilahtır.
Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: “Küfürde koşanlar seni
üzmesin; çünkü onlar Allah’a hiçbir şeyle zarar veremezler. Allah ahirette
onlara hiçbir nasip vermemeyi diliyor. Doğrusu onlar için çok büyük bir azap
vardır.” (Al-i İmran 176)
Allah’a ve rasulüne muhalefet etmekle dünyada sahip olduğun ve seni
Allah’ın yolunda samimiyetle girmekten alıkoyan her konfor, her imkân, her
makam, her dostlar, kalbinden söküp çıkarman gereken bâtıl ilahlardır.
Humeyd b. Hilal rahimehullah’tan: “Ebu Katade ve Ebu’d-Dehmâ
radiyallahu anhuma dediler ki: “Bedevilerden bir adama gittik. Bedevî dedi ki:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem elimi tuttu ve Allah Tebarek ve
Teâlâ’nın kendisine öğrettiği şeylerden bana öğretmeye başladı. O’ndan
ezberlediklerim arasında şu da vardı:
“Muhakkak ki
sen Allah Azze ve Celle’den sakınarak bir şeyi terk ettiğinde mutlaka Allah
sana ondan daha hayırlısını verir.”[4]
Sahip olduğun
her şey, seni yaratan Allah’a aittir ve O’nun sana emanetidir. Allah’a karşı
rablik yarışına girişip de “Dilediğimi yaparım, kimse karışamaz” gibi
düşüncelerin, kalbinden derhal kovman gereken bâtıl bir ilahtır.
“Hevâsını kendisine ilah edinen kimseyi
gördün mü?” (Furkan 43)
“Ona: “Allah’tan kork!” denildiğinde de gururu kendisini
günaha sürükler. Artık ona cehennem yeter. Ne kötü bir yatak!” (Bakara 206)
Sana ait olmayan, emanetçisi olduğun şeyler hakkında, emanetin sahibinin
sana emrettiği şey hakkında “zarara uğramak” korkusu taşıyorsan, kendini bu
nimetlerin emanetçisi değil, sahibi/rabbi olduğun zannına kapıldığının göstergesidir. Sahip olduğun herşeyin, yani emanetlerin sahibi
sana emrediyor, seni yasaklıyor! Sen ise malım gider, evladım gider, canıma
ziyan gelir demeye devam ediyorsun! Allah, mülkün gerçek sahibini hatırlayıp
itiraf edenleri müjdeliyor!
Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: “And olsun ki sizi
biraz korku, açlık ve mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz.
Sabredenleri müjdele! Onlar ki, kendilerine bir musibet eriştiği zaman “Muhakkak biz Allah’a
âidiz ve muhakkak O’na dönücüleriz!” derler.” (Bakara 155-156)
Allah’a itaat
etmek için önce rızkının ve nimetlerin sana ulaşmasını şart koşman, kalbinde
yer etmiş batıl bir ilahtır, derhal bu bâtılı kalbinden uzaklaştır.
Allah Azze ve
Celle, kendisine isyan ve küfran içinde olanların dahi rızıklarına kefil
olmuşken, bu konuda Allah’a karşı tereddütler içinde olman, iman iddian ile
bağdaşır mı?
“Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın.”
(Hud 6)
“Gerçek şu ki, sizin Allah’tan başka ibadet ettikleriniz,
size rızık vermeye güç yetiremezler; öyleyse rızkı Allah’ın katında arayın,
O’na ibadet edin ve O’na şükredin. Yalnız O’na döndürüleceksiniz.” (Ankebut
17)
Şuayb b. Harb
rahimehullah şöyle demiştir: “Bir adam Uveys el-Karanî rahimehullah’a: “Geçim
nereden sağlanır?” dedi. O da dedi ki: “Ona şöyle söyle: “Biz bu kalplere şüphe
girdiği zaman öğüdün fayda vermeyeceğini kabul ederiz.”[5]
Dünyada Allah’a
kulluk yolunda olmak, sabredilmesi gereken işlerle karşılaşmayı, imtihanlara
uğramayı gerektirir. Allah’ın yardımı da ancak sabredenlere ve kullukta sebat
edenleredir:
“Ey iman
edenler! Sabır ve namaz ile yardım isteyin. Muhakkak ki Allah sabredenlerle
beraberdir.” (Bakara 153)
İşte Allah’ın
yardımına mazhar olmanın yolu olan bu sabır, yalnız Allah’a tevekkül ile bir
bağlıdır:
Bekr b. Abdillah el-Muzenî rahimehullah dedi ki: “İbrahim aleyhi's-selâm
ateşe atıldığı zaman bütün mahlûkat rableri Azze ve Celle’ye sığınıp dediler
ki: “Ey rab! Halilin ateşe atılıyor. Bize izin ver ateşini söndürelim.” Allah
Tebarek ve Teâlâ buyurdu ki:
“O benim halîlimdir. Yeryüzünde ondan başka halîlim yoktur ve ben onun
rabbiyim. Onun benden başka rabbi yoktur. Eğer sizden yardım isterse ona yardım
edin. Aksi halde onu bırakın.” Bunun üzerine yağmur meleği geldi ve dedi
ki: “Ey rab! Halilin ateşe atılıyor. Bana izin ver o ateşi yağmurla
söndüreyim.” Allah Azze ve Celle buyurdu ki:
“O benim halilimdir. Yeryüzünde ondan başka halilim yoktur. Ben onun
rabbiyim, onun da benden başka rabbi yoktur. Eğer senden yardım isterse ona
yardım et, aksi halde onu bırak.” İbrahim aleyhi's-selâm ateşe atıldığı
zaman rabbi Azze ve Celle’ye dua etti. – ravi Ebu Hilal bu duanın sözlerini
unuttu – Bunun üzerine Allah Azze ve Celle buyurdu ki:
“Ey ateş! İbrahim’e serin ve selamet ol.” (Enbiya 69) Bunun üzerine
doğu ve batı ehline ateş o gün serinledi, bir şey pişiremediler.”[6]
Ebu Yusuf Ya’kub b. İshak (İbn Buhtân) rahimehullah dedi ki: “Ahmed b.
Hanbel rahimehullah’a tevekkül hakkında sorulunca şöyle dediğini işittim:
“Tevekkül beklenti içinde olmamak ve halktan ümidi kesmektir.” Dedim ki:
“Bunun delili nedir?” Şöyle dedi:
“el-Halîl İbrahim aleyhi's-selâm mancınığa konulup ateşe atılacağı zaman
Cibril aleyhi's-selâm ona göründü ve dedi ki: “Ey İbrahim! Bir ihtiyacın var
mı?” O da: “Sana ihtiyacım yok” dedi. Cibril: “Kime ihtiyacın varsa ondan iste”
dedi. İbrahim aleyhi's-selâm dedi ki: “İki şeyden O’na sevimli olanı benim için
de sevimlidir.”[7]
Allah’ı mahlukâtına şikâyete kalkışma! Bilakis Allah ile bağlarını
güçlendir, Allah’ın dostu ol ki, O da senin dostun olsun:
Muhammed b. Hammad b. Mubarek rahimehullah’tan: “Bir adam Ma’ruf
el-Kerhî rahimehullah’a: “Bana tavsiyede bulun” deyince, şöyle demiştir:
“Allah’a tevekkül et ki arkadaşın, dostun ve şikâyet edeceğin yer O
olsun. Ölümü hatırlamayı artır ki ondan başka arkadaşın olmasın. Bil ki başına
gelen derdin şifası onu gizlemektir. Muhakkak ki insanlar sana ne fayda ne de
zarar verebilirler. Onlar sana bir şey veremedikleri gibi, senden bir şeyi de
engelleyemezler.”[8]
Bu anlatılanları zaten biliyorsun, fakat imanın gereklerini ortaya
koymanın yeri bu dünyadır! Fırsat elden kaçmadan Allah’a kulluğunu ispatla ve
kendini O’na teslim et! Sahip kılındığın şeyler zaten aslında senin değildir!
Şu halde korkup çekineceğin bir şey yoktur! Gerçek hayat ahiret hayatıdır! Dünya imtihanlarından kaçıp durmakla ahirette
saadete ulaşamazsın! Bilakis şeytanın vesvese olarak önüne yığdığı endişe ve
tasalarını bir kenara atıp, imtihanlarla yüzleştğin ve Allah’a kulluğunu itiraf
ettiğinde, Allah’ın dünyada da sana kurtuluş hayır kapılarını açtığına şahit
olacaksın!
Tagutu (şeytanı) yalanla ve Allah’a iman et, vesveseleri terk et ve
Allah’a tevekkül et ki şifa bulmaz sandığın hastalıklar zâil olsun, yakar
zannettiğin ateşler serin ve selamet olsun, yıkar zannettiğin musibetler elinle
siliverdiğin örümcek ağlarından ibaret kalsın, küser zannettiğin yakınların bir
müddet sonra hakikatleri görmüş olarak seni kucaklasın, dininde sebatından
dolayı senin ölmeni arzulayanlar vesilenle hayat bulsun…
“Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve
mallarını onlara cenneti vermek karşılığında satın almıştır. Onlar Allah
yolunda savaşır, öldürür ve öldürülürler. Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da
yerine getirmeyi taahhüt ettiği hak bir vâaddir. Allah’tan daha çok ahdine vefa
gösterecek olan kimdir? O halde yapmış olduğunuz bu alış verişe sevinin. İşte
büyük kurtuluş ve mutluluk budur.” (Tevbe 111)
[1]
Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih.
Ebu Bekr Muhammed b. Halef Vekî Ahbaru Kudat (1/38) İbn Hibbân (1/511) İshak b.
Rahuye (1175) Tirmizî İlel (394) Begavi Şerhu’s-Sunne (4214) İbnu’l-Ca’d Musned
(1593) Abd b. Humeyd (1522) Kudai (501) Beyhakî Zühd (902) Beyhakî el-Esma
ve’s-Sifat (1059) Ziyau’l-Makdisi el-Munteka Min Mesmuati Merv (522) İbn Hacer
Emaliyu’l-Mutlaka (s.119) el-Elbani es-Sahiha (2311)
[2]
Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (7/69)
[3]
Hennad Zühd (539) İbnu’l-Mubarek Zühd (982) Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (4/101)
İbn Ebi'd-Dunyâ Evliya (82) Beyhakî Şuab (1/540)
[4]
Buhârî ve Muslim'in şartlarına göre sahih.
Ebu Ubeyd el-Kasım b. Sellam el-Huteb ve’l-Mevaiz (7) Ahmed (5/78, 79, 363) Veki
Zühd (2/635) İbnu’l-Mubarek Zühd (1168) Haris b. Ebi Usame Musned (1101)
el-Esbehani et-Tergib (705) Kudai Musnedu’ş-Şihab (1135) Beyhakî (5/335)
Beyhakî el-Adab (1011) Mizzi Tehzibu’l-Kemal (23/570) Mukbil b. Hadi
Sahihu’l-Musned (1489)
* İbn Ömer radıyallahu
anhuma’dan sahih. Ebû Nuaym
Hilyetu'l-Evliyâ (2/196) Ebu Bekr ez-Zekvani Emali (el yazma no: 146) Ebu Tahir
es-Silefi Tuyuriyyat (971) İbn Asakir Tarih (10/374, 52/153) Deylemi (6206)
* Ubey b. Ka’b radıyallahu anh’den: Hasen. Ebû Dâvûd Zühd (201) İbnu’l-Mubarek
Zühd (36) Şecerî Emali (2468) Dineveri Mucalese (2583) el-Esbehani et-Tergib
ve’t-Terhib (715) İbn Ebi’d-Dunya Kitabu’l-İlm (42) isnadında Muslim b. Şeddad
vardır. Onun hakkında İbn Hibban ve el-İcli sika demişlerdir.
[5]
Hallal el-Has Ale’t-Ticara (126)
[6]
Ahmed Zühd () Ebû Nuaym Hilyetu'l-Evliyâ (1/19) Yahya b. Sellam Tefsir (1/324,
2/837) İbn Kudame er-Rikkat ve’l-Buka (164) Abdulgani el-Makdisi et-Tevekkül
(3)
[7]
İbn Asakir Tarih (5/308) İbn Ebi Ya’lâ Tabakatu’l-Hanabile (1/416) İbn
Abdilhadi Merakiyu’l-Cinan (772) İbnu’l-Cevzi Menakibu’l-İmam Ahmed (s.272) İbn
Kesir el-Bidaye ve’n-Nihaye (10/362) İbn Receb Nuru’l-İktibas (s.150)
[8]
Hatib el-Bağdadi ez-Zuhd ve’r-Rakaik (49)