Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Sosyal Medyada “Ebu Muaz” Künyesini Kullananlar Hakkında Uyarı

Facebook, İnstagram, Twitter gibi sosyal medya programlarında “Ebu Muaz” künyesini kullanan veya “Darussunne” adıyla Facebook yayını yapa...

18 Temmuz 2014 Cuma

Esed'i ve Benzerlerini Mürtet Sayan Muasır Haricilerin İbn Teymiyye'yi Dayanak Göstermelerindeki Tutarsızlık


Şeyhulislam İbn Teymiyye şöyle demiştir: “Şüphesiz tekfirin, muayyen bir şahıs hakkında şartları ve kaldırılması gereken engelleri vardır. Mutlak tekfir, muayyen tekfiri gerektirmez. Ancak şartlar bulunur, engeller ortadan kalkarsa başka. İmam Ahmed ve – şöyle diyen veya şunu yapan kafir olur gibi - umumî ifadeler kullanan imamların genelinin, bu sözleri söyleyen muayyen şahısları tekfir etmemeleri bunu ortaya koymaktadır.

Mesela İmam Ahmed ve onun asrındaki diğer alimler, Kur’an’ın mahluk olduğu inancına davet eden, sıfatları inkar eden, iman eden erkek ve kadınları imtihandan geçirip, kendilerine uyum göstermeyenleri döven, hapseden, öldüren, görevlerden azleden, maaşlarını kesen, şahitliklerini reddeden, düşmanların ellerinden korumayan, kendileri gibi sıfatları inkar ederek Cehmî olmayanı tekfir eden, onlara kafir hükümleri uygulayan Cehmiyye ile muhatap olmuşlardı. Zira o vakit yöneticilerin, valilerin ve kadıların birçoğu Cehmi idi.

Bütün bunlara rağmen İmam Ahmed, halife için ve kendisini dövüp hapseden diğerleri için dua etmiş, onlar için bağışlanma dilemiştir. Onların yaptıkları zulümlerden dolayı onlara hakkını helal etmiştir. Şayet onları İslam dininden çıkmış mürtetler olarak görseydi onlara bağışlanma dilemesi caiz olmazdı. Zira kitap, sünnet ve icmaya göre kafirler için bağışlanma dilemek caiz değildir. Bu sözler ve ameller İmam Ahmed’den ve diğer imamlardan gelmiştir ki; onlar “Kur’an mahluktur” diyen, Allah’ın ahirette görülmeyeceğini iddia eden Cehmiler’den muayyen şahısları tekfir etmiyorlardı. Nitekim Ahmed’in Cehmiyye ve onların akidesinde olan kimseleri muayyen olarak tekfir ettiği de nakledilmiştir. Bu durum, ayrıntıya giderek açıklanır ve denilir ki: İmam Ahmed’in muayyen olarak tekfir ettiği kimseler; kendisine delilin ikame edildiği, tekfirin şartlarının yerine geldiği ve engellerinin ortadan kalktığı kimselerdir. Muayyen olarak tekfir etmedikleri ise bu şartların yerine gelmediği kimselerdir. Bununla beraber, genelleme yoluyla onlar tekfir edilirler.

 Bu esasın delili; kitap, sünnet ve icmadır. Genel tekfir; genel tehdit gibi sayılır. Sözü mutlak ve genel olarak kullanmak gerekir. Ama belirli bir şahsın kafir olduğunu söylemek veya onun cehennemlik olduğuna şahitlik etmeye gelince, bu durum muayyen bir delilin bulunmasına bağlıdır. Hüküm; şartların sabit olup engellerin kalkmasına bağlıdır.” (Mecmuu’l-Fetava 12/487, 489, 498) bkz: İbn Teymiyye İmanu’l-Evsat (s.374-375)

Yine şöyle demiştir: “Kitap ve sünnette geçen tehdit nasları ile imamların tekfir, tefsik ve buna benzer ifadeleri, belirli bir şahıs hakkında bunların sabit olmasını gerektirmez. Ancak şartlar yerine gelir ve engeller ortadan kalkarsa o başka.” (Mecmuu’l-Fetava 10/372 Bkz. 35/165, 166) Mesailu’l-Mardiniyye (s.71)

Şeyhulislam İbn Teymiyye, Batınî’lerin küfür olan bazı sözleri hakkında şöyle demiştir: “Bu sözler küfürdür. Lakin muayyen bir şahıs hakkında tekfirin sabit olması, terk eden kimsenin kafir olacağı şekilde hüccet ikame edilmesine bağlıdır.  Bu sözleri söyleyenin tekfir edilmesi hakkındaki sözün mutlak olarak kullanılması; tehdit naslarının mutlak olarak kullanılması gibidir. Bununla beraber tehdit hükmü muayyen bir şahıs hakkında şartların sabit olmasına ve engellerinin kalkmasına bağlıdır. Bu yüzden imamlar tekfir içeren sözleri mutlak olarak kullansalar da, böyle sözleri söyleyen her şahsa kafir hükmü vermemişlerdir.” (Buğyetu’l-Murtâd Fi’r-Reddi Ale’l-Mutefelsife ve’l-Karamitati ve’l-Batıniyye (s.353, 354) bkz.: Mecmuu’l-Fetava 10/329, 330)

İlim ehli, tekfirin bu engelleri arasında te’vili de zikretmişlerdir. Sahabe radıyallahu anhum, kendilerine karşı ayaklanan, cennetle müjdelenmiş raşid halife Ali b. Ebi Talib radıyallahu anh’ı tekfir edip kanını helal sayan, onu öldüren ve kendilerine muhalefet edenlerin kanlarını helal sayan, işleyenin küfre düşeceği bazı fiilleri işlemiş olan haricileri tekfir etmemişlerdir.  

Şeyhulislam İbn Teymiyye şöyle demiştir: “Hariciler; Osman radıyallahu anh’ı, Ali radıyallahu anh’ı ve onlara yakın olanları tekfir etmelerine ve kendilerine muhalefet eden Müslümanların kanlarını helal saymalarına rağmen sahabeler, onları tekfir etmemişlerdir.” (Minhacu’s-Sunne 5/95) Bkz.: Mecmuu’l-Fetava 3/282, 7/217 el-Mugni (12/276) Sa’di, el-İrşad (s.206)

Yine tevil engelinden dolayı bazı alimler, Cehmilerden Allah Teâlâ’nın sıfatları hakkında küfrî akideleri olan bazı muayyen şahısları tekfir etmemişlerdir. (Bu hüküm Cehmiyye’nin gulâtını kapsamaz. Hafız İbnu’l-Kayyım şöyle demiştir: “Cehmiyye’nin gulatı, Rafızilerin gulatı gibidir. Her iki taifenin de İslam’dan bir nasipleri yoktur. Bu yüzden Selef’ten bir cemaat onları yetmiş iki fırkadan dahi saymamışlar; onlar İslam dininin dışındadırlar” demişlerdir. Bkz.: Dureru’s-Seniyye 10/374, Minhacu İbn Teymiyye Fi’t-Tekfir (1/198-199)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)