Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Sosyal Medyada “Ebu Muaz” Künyesini Kullananlar Hakkında Uyarı

Facebook, İnstagram, Twitter gibi sosyal medya programlarında “Ebu Muaz” künyesini kullanan veya “Darussunne” adıyla Facebook yayını yapa...

8 Ağustos 2014 Cuma

Sünnet Ehline Velâ Etmeyen ve Bid'at Ehline Berâ Uygulamayanlar Hoşlanmasalar da...


Bid’at ehlinin reddedilmesine karşı çıktığı halde sünnet ehlini eleştirmekten geri durmayan bazı münafıklar, sitemde sürekli olarak bid’at ehline saldırı olduğu, yoksa güya kendilerinin dernekleri bid’at, mescidleri sünnet olarak kabul ettiklerini iddia ediyorlarmış. Bu habisler, mevzu bahis bid’atlere ve bu bid’ati işleyenlere buğz etmedikçe, Rasul sallallâhu aleyhi ve sellem’e muhalefetlerinden tevbe edip, ıslah etmedikçe ve bid’at ehline saldırılarımı haklı görmedikçe onlara da Allah için düşmanlığımız devam edecektir. Zira bu menhec, Selefîliğin olmazsa olmazıdır. Deyyusîyye fırkasının saptırmaları Allah’ın izniyle selefin menhecine bir zarar veremeyecektir.

Bid’at ehline dostluk etmek, onları övmek, onlarla oturmak ve onlara teşvik etmenin haramlığında icma vardır:

Şeyh Bekr b. Abdillah Ebu Zeyd rahimehullah, Hecru’l-Mubtedi adlı eserinde bid’atçilere karşı hecr/dargınlık uygulamanın şekilleri, çeşitleri, şartları, kitap, sünnet, ashabın uygulaması ve icmadan delillerini zikretmiştir.

Kadı Ebu Ya’la rahimehullah: “Sahabe ve Tabiun, bid’atçilerle bağların koparılmasında icma etmişlerdir” demiştir.[1]

İmam Gazalî rahimehullah: “Selefin isyan ehline karşı buğzetme yolları farklıdır. Lakin hepsi de zalimlere, bid’atçilere ve günahı başkasına bulaşacak olan günahkarlara karşı buğz ortaya koyma hususunda ittifak etmişlerdir.”[2]

Ebu Osman es-Sabunî Akidetu’s-Selefi Ashabi’l-Hadis’te şöyle demiştir: “Bid’at ehlinin kahredilmesi, onların zelil edilmeleri, onların aşağılanmaları, onlardan uzaklaşılması, onlarla arkadaşlık etmekten ve beraber bulunmaktan uzak durulması, onlardan uzaklaşmak ve onlara darılmak suretiyle Allah Azze ve Celle’ye yakınlaşılması hususunda ittifak etmişlerdir.”[3]

Ebu Abdulmuiz Ferkus şöyle demiştir: “Dinde bid’atlerle savaşılması, bid’atlerin terk edilip ondan sakındırılması ve bid’at ehline şiddet ve sertlik gösterilmesi selefi menhecin en bariz özelliklerindendir. Zira bid’atler, ibadetin iki şartından biri olan Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e ittiba etmeye aykırıdır.”[4]

Begavî rahimehullah şöyle demiştir: “Sahabe, Tabiin ve onlara tabi olan sünnet alimleri bid’at ehline düşmanlık ve onlara darılmak hususunda icma ve ittifak etmişlerdir.”[5]

İbn Ebi Zemeneyn rahimehullah şöyle demiştir: “Ehl-i sünnet, saptırıcı heva ehlini ayıplamaya, onlarla oturmaktan yasaklamaya, fitnelerinden korkutmaya ve onların ahlaklarını haber vermeye devam etmişler, bunu gıybet olarak ve onlara bir hakaret olarak görmemişlerdir.”[6]

Şatıbî şöyle demiştir: “Kurtulan fırka olan Ehl-i Sünnet, bid’at ehline düşmanlık etmekle, onları kötülemekle, onların yolunu eleştirmekle, onlarla savaşmakla emrolunmuşlardır. Nitekim alimler, onlarla arkadaşlık etmekten, beraber oturmaktan sakındırmışlardır. Bunun düşmanlık ve kin yaydığı zannedilir. Lakin bunu hafife almak cemaatten ayrılmaya ve sonradan çıkarılan işlerle müminlerin yolundan başkasına tabi olmaya sebep olur. Nasıl olur da biz onlara düşmanlık etmekle ve onlar da bize dostluk etmekle ve cemaate dönmekle emrolundukları halde onlara mutlak olarak düşmanlık etmeyelim?”[7]

İmam Taberi, “Onlarla beraber oturmayın” (Nisa 140) ayetinin tefsirinde şöyle demiştir: “Bu ayette batıllarına daldıklarına – bid’atçi veya fasıklardan her türden - bâtıl ehliyle oturmaktan yasaklamaya açık bir delil vardır.”[8]

Buhari Sahih’inde: “Günah işleyene darılmanın caiz olması babı”, “bir günah işleyene selam vermeyen kimse ve tevbe ettiği ortaya çıkıncaya kadar onun selamını almayan kimse babı ve günahkarın tevbe ettiği ne zaman anlaşılır babı, Abdullah b. Amr radıyallahu anhuma dedi ki: “içki içene selam vermeyin” babı”[9] şeklinde başlıklar açmıştır.

Ebû Dâvûd rahimehullah Sünen’inde: “Heva ehlinden uzaklaşmak veya onlara buğzetmek babı, heva ehline selamı terk etmek babı”[10] şeklinde başlıklar açmıştır.

Nevevî, Riyazu’s-Salihin’de “Müslümanlar arasında üç günden fazla dargın kalmanın haramlığı, ancak bid’at sebebiyle veya açıktan işlenen günah sebebiyle dargın kalınacağı babı” şeklinde başlık açmıştır.[11]

Begavi rahimehullah Şerhu’s-Sunne’de “Heva ehlinden uzaklaşma babı” açmıştır.[12]

Munziri, et-Tergib ve’t-Terhib’de: “Şerli kimseleri ve bid’at ehlini sevmekten sakındırma. Zira kişi sevdiğiyle beraberdir babı” açmıştır.[13]

İmam Ahmed şöyle demiştir: “Onlara reddiye vermekten aciz olan yahut onlara aldanmaktan korkan veya başkasına zarar vermesinden korkulan kimsenin, küfreden yahut bir bid’atle günah işleyen veya saptırıcı yahut günaha düşürücü bir bid’ate davet eden kimseye darılması gerekir.”[14]  

İbn Abdilberr rahimehullah şöyle demiştir: “Ancak edeplendirilmesi umulan veya bid’ati veya başka bir sebeple şerrinden korkulan kimseye hecr (darılma) uygulanır.”[15]

Yine şöyle demiştir: “Alimler Müslümanın kardeşine üç günden fazla küsmesinin caiz olmadığında icma etmişlerdir. Ancak konuşulması ve bağların devam ettirilmesi halinde dinine zarar gelmesinden korkulan veya dini veya dünyası hususunda nefsine zarar vermesinden korkulan kimseye dargınlığı devam ettirmeye ruhsat verilmiştir.”[16]

Tenbih: Kişiye ancak açık bir nassa veya üzerinde icma edilmiş olup, muhalefet etmekte mazeret olmayan bir meseleye muhalefet etmesinden sonra bid’atçi hükmü verilir. Cehalet, te’vil gibi engel ve mazeretleri bulunan bid’atçi ve günahkârlara ise zihinlerinde takılı bir şüphe bırakmayan bir açıklama yapılması gözetilir.[17]

Bid’at veya açıkça işlenen günah sebebiyle selamı kesmek, sert uyarı yapmak vb. meşru oluşunda icma edilmiş meselelerdendir. Kim bu tavrı çirkin görürse, o da bir bid’atçidir.



[1] Bekr Ebu Zeyd Hecru’l-Mubtedi (s.20)
[2] Bekr Ebu Zeyd, Hecru’l-Mubtedi (s.20)
[3] Akidetu’s-Selefi Ashabi’l-Hadis (s.123)
[4] Şeyh Ferkus, Davabitu Hecri’l-Mubtedi (s.13-14)
[5] Şerhu’s-Sunne (1/227)
[6] İbn Ebi Zemeneyn, Usulu’s-Sunne (425)
[7] El-İ’tisam (1/120)
[8] Tefsiru’t-Taberi (4/330)
[9] Fethu’l-Bari (10/491, 498) bkz.: Edebu’l-Mufred (tavla oynayana selam vermeyen kimse babı)
[10] Ebû Dâvûd (4599-4602)
[11] Riyazu’s-Salihin (609-601)
[12] Şerhu’s-Sunne (1/219-230)
[13] Et-Tergib ve’t-Terhib
[14] İbn Muflih, Adabu’ş-Şer’iyye (1/268)
[15] Et-Temhid (6/119)
[16] Et-Temhid (6/127)
[17] Şeyh Ferkus, Davabitu Hecri’l-Mubtedi (s.18)

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)