Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Darussune Kitapları

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı


Çarşamba
Saat 19:00 Şeytanın Akidevî Tuzakları
Saat 20:00 el-Câddetu'l-Beydâ Şerhi

Cumartesi
Saat 19:00 Yâkûtetu'l-Mesânid Şerhi
Saat: 20:00 Sahih Tefsir Şerhi



16 Aralık 2012 Pazar

Televizyon ve Dinî Uydu Kanalları Hakkında

 
Televizyon Hakkında
Şeyh Abdullah b. Ömer b. Mer’î b. Berîk hafizehullah
Tercüme: Ebu Muaz el-Çubukabadî
Soru: “Müslümanların çoğunun  evlerine “el-Mecd” kanalını izleyip haberleri dinlemek gerekçesiyle çanak anten ve televizyon koyma hususunda gevşek davranmaları hakkında nasihat etmenizi rica ediyoruz. Allah hayırlı karşılık versin.
Cevap: Allah sana da hayırlı karşılık versin. Bu konuda defalarca nasihat edildi. Nitekim daha önce, müslümanın dininin, ailesinin ve neslinin dininin salahı için çalışması gerektiğini de söylemiştik. Din ise, toplumdakilerin çoğunun üzerinde bulundukları şey değildir. Hatta şer’î deliller, çoğunluğun genellikle doğru üzerinde olmayacaklarına delalet etmektedir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Yeryüzündekilerin çoğunluğuna itaat edecek olursan seni Allah’ın yolundan saptırırlar.” (En’am 116) “Kullarımdan şükreden azdır.” (Sebe 13) Toplumun akıntısına uyup da: “Ben müslümanların çoğunluğu gibi bir müslümanım, onların çoğunun çanak antenleri ve televizyonları var, ben de onlar gibiyim” dememelidir! Hayır, sakın dinin, “insanlar iyilik işlerse ben de işlerim, kötülük ederlerse ben de yaparım” şeklinde olmasın! Lakin tek başına olsan dahi kendini Allah’ın diniyle, Allah’ın Kitabıyla ve rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetiyle ölç. Tek başına olsan dahi ölçün, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e uymak olsun ki, sana Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem gönderilmiştir. O’nun dininde ne varsa, yalnız başına olsan dahi sen de o yolu tut. Helak olanların çokluğu seni aldatmasın.
Şer’î delillere göre, hatta insanların durumlarından anlaşılan aklî delillere göre, insaf sahibi bir kimsenin şüphe etmeyeceği şekilde televizyon ve çanak antenin eve sokulması, en büyük ifsat sebeplerindendir. Evet bu, evi ifsat eden en büyük sebeplerdendir. Çünkü uydu kanallarında sayılamayacak kadar çok, türlü kötülükler vardır. Bunda akide ve dini hüküm konularında birçok kötülükler ve din hakkındaki sahih anlayışın tahrifi söz konusudur. Hatta bazı insanlar dinlerini yayın araçlarından alır hale gelmişlerdir. Üzücüdür ki daha önce bizzat kendileri, din hakkında cahil olduklarını itiraf edip, onlardan biri: “Ben dinî ilim okumadım, ben bir cahilim. İlmim olmadığını itiraf ediyorum, falana ve filan alime sorun” derken, yayın araçları sebebiyle, hakikatte cahil veya düzenbaz olan kimseler İslam adı altında bu din hakkında konuşmaya başlamışlar, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın dinin tahrif etmektedirler. Böylece halkın çoğunluğu dini hükümler hakkında konuşur olmuş ve yayın araçlarından işittikleri şeylerle tartışma ve cedel yapmaktadırlar. Yayın araçları hakikatte din öğrenme kaynaklarından olmadığı halde, din öğrenme kaynağı edinilmiştir.
Bu televizyonlarda çıkanların çoğu fasıklar, dinsizler veya dini eksik kimselerdir. Hepsi demiyorum, çoğunluğu  diyorum! Çoğunluk böyle olunca, çoğunluğun aldığı şey de kötülük ve dinde ayrılık oluyor. Bu doğru değildir. Durum böyle olunca insanların çoğuna göre bu dinin yayın araçlarından öğrenilmesi sebebiyle İslam hakkındaki yanlış anlayışlara bak!
Tesettür meselesi dün herkes tarafından kabullenilen, ittifak edilen bir konu iken bugün bazı insanlara göre tartışmaya açık hale gelmiştir!
 Kadın-erkek ihtilatı (bir arada bulunmalarının yasaklığı) dün ittifak edilen bir konu iken, bugün tartışma konusu yapılmaktadır!
Açılıp saçılma, kadının yüzünü açması, çalgı aletleri, faiz konusu ve benzerleri, hatta büyük günahlar dün ittifak edilen konular iken bugün, ilme nispet edilenler ve kültürlüler bir yana, müslümanların avamı katında dahi tartışma konusu haline gelmiştir! Bunların sebebi nedir? Bunun sebebi; dinin yayın araçlarından öğrenilmesidir ki, o kimselerin bu yayın araçlarını kullanmaları İslam’ın yüzünü çirkinleştirmektedir, bu doğru değildir!
Bundan da önemlisi, müslümanların akidelerinin bozulmasıdır. Müslümanların akideleri bu yayın araçları ile çalkalanmakta ve sallantı içindedir. Çağdaş yayın organlarında dinler arası diyalog daveti yapılmaktadır. Bazıları bunu açıkça ilan ederek yaparken, diğer bazıları üstü kapalı şekilde yapmaktadır. Dinler arası diyalog davetini bu zamanda laiklerin ve dinsizlerin çoğu, insan toplumları arasındaki ayrılığı kaldırma gerekçesiyle talep etmektedirler. Yine diğer bazı konular daha var ki, bunlarla müslümanların akideleri değiştirilmektedir.
Sihirbazlığın da bir kanalı olmuştur! Sihir, uydu kanalı vesilesiyle bazı müslümanlara girmiştir. İnsanların çoğunun bu işe girişi kolaylaştırılmış, bu kanallar vasıtasıyla müslümanların durumlarıyla dalga geçilmiştir. Rezaletlerin, ahlaksız filmlerin, çirkin manzaraların yayınlanmasıyla müslümanların durumları ifsat edilmiştir. Yine bozuk makaleler ve yanlış bakış açıları neşredilmiştir. Bakın size örnek vereyim; itidal sahibi bazı uydu kanalı sahiplerinin dedikleri gibi, kışkırtılan bir örnek vereceğim. Bu uydu kanallarının birinde erkek ve kızlardan oluşan gençler topluluğu ile bir program düzenlenmiştir. Bunu evlerine sokan milyonlarca müslüman erkek ve kadınlar, utanç verici bu toplantıyı alenen seyretmiştir. Mısırlı bir kadın erkeklerde ve kadınlarda gizli adet (masturbasyon) hakkında, bunun haram olup olmadığı üzerinde münakaşa açmıştır. Dinle alakası olmayan açık saçık bir kadın, dinî ve tıbbî açıdan bu meseleyi tartışmıştır. Sonuçta bunun, kimsenin engelleyemeyeceği, insanî haklardan olduğuna karar verilmiştir! Allah için söyleyin; bu tartışmayı seyreden ailenin, bu televizyona veya bu uydu kanalına bakan kadın, erkek, baba, anne, kız çocuğu, oğul, herkesin önünde hayasızca ve dinsizce sergilenen bu çirkinliği izleyenlerin durumları ne olur? Her müslümanda bulunması gereken fazilet değerleri yerle bir olmaz mı?
İşte bunun gibi, dinin kayıtları, hayır ve fazilet değerleri bu kanallarda her gün ve her gece boğazlanmakta, daha birçok kötülükler işlenmektedir. Bundan sonra bu gibi cihazları hiç akıl sahibi bir kimse evine sokmaya razı olur mu?
Eğer soruda olduğu gibi bir kimse: “Biz yalnızca el-Mecd kanalını izliyor ve yalnızca haberleri takip ediyoruz” derse;
Cevap: Bu doğru mudur? Doğru değildir! Yalnızca el-Mecd kanalına ve haberlere baktığını iddia edenlerin çoğu bu konuda yalan söylemektedir. Hatta Allah’ın tevbe nasip ettiği birçok kimse şöyle demiştir: “Haramdan harama giriyordum.” İnsanlara: “Ben sadece harama bakmıyorum, Sudeys’i, Şureym’i dinliyoruz, dersleri dinliyoruz” diyor, lakin haramdan harama geçiyordu. Ağlayan ve kahırdan ölen fazilet sahibi kadınlardan bazılarına, bu kanallar sebebiyle sapmış ve ibahiyecilerin yolunu tutmuş olan kocalarınun durumunu sorun! Nice kadın var ki mektup yazıp kocasının halinden şikayet etmektedir. Bir diğeri evine İslami programları izleme iddiasıyla uydu kanalı sokan kocasının halinden acı içinde şikayet etmekte! Kocası birkaç gün sonra sabahlara kadar bu uydu kanallarının başında halvet eder hale gelmiş ve ibahîlerin (porno) kanallarını takip etmektedir. Eskiden mescid cemaatinden olan, bir cemaat üyesi veya İslamî bir grup üyesi olan veya - maalesef – mescidde ders halkası bulunan kocası, bu rezil, pislik ve ibahiyeci yola düşmüştür! Bunun sebebi nedir? Sebebi; evine bu uydu aletini sokarak kendisini fitneye arz etmesidir! Kalpler zayıftır. Zayıf kalpler fitneye arz edilmez! Bu nasıl olabilir ki? Sen kendine güvensen dahi ailenden ve senden sonra neslinden nasıl güvende olabilirsin? Belki sen haklı olabilirsin, peki ya senden sonra zürriyetin?!  Senden sonra, senin olmadığın zaman bu cihazı bulanlar için nasıl emin olursun? Nice salih babaların bu uydular sebebiyle bozuk evlatları olmuştur. Hatta nice haşmet sahibi ailelerden sefil kadınlar çıkmıştır, neden? Bu uydu kanalları sebebiyle. Bunun dinin ve faziletin kaybedilip, rezilliklerin yayılmasından başka anlamı yoktur.
Şayet: “Benim elimde sadece el-Mecd kanalını gösteren, başkasını kabul etmeyen şifrem var” dersen,
Sana denilir ki; el-Mecd kanalı da dini sakıncalardan salim değildir. Bu kanalda bu dinin yüzünü çirkin gösteren hizipçiler, tekfir fikrine sahip isyankarlar, bazı siyasiler ve laikler gibi heva ehli gösterilmektedir. Yahut bazen hizipçilik, sufilik, kabircilik ve daha başka kirli metodlar gösterilmektedir. Yine diğer açıdan dinen sakıncalı şeyler yayınlanmaktadır. Bunda suretler yayınlanır ki, suretler (resim ve kayıtlı video görüntüleri) haramdır. Yine müzik ve şarkılar bulunmaktadır ki, bunlar caiz değildir. “Bunlar neredeymiş?” diyebilirsin. Deriz ki, Şayet Tom ve Jerry dedikleri ve benzerleri gibi,  çocuk programlarından başkası olmasa bu da yeter. Bu programlarda müzik ve bazen dine aykırı birçok unsurlar vardır. Onlara göre bu çocuklara özel filimlerdir.
 Yine bundanda başka fesat unsurları da vardır. Hem sonra, evde televizyonun varlığı bir kötülüktür. Nice babalar, televizyonda el-Mecd kanalından başka kanallar açmaktadır. Kötülük işleyen çocuklardan biri DVD denilen küçük bir cihaz satın alır, sonra yalnız kaldığı bir vakit televizyonda Allah’ın bakılmasını haram kıldığı şeyler izler. Buna sebep olan kimdir? Sensin! Bu cihazı eve sen soktun. Oğlunun işlediği bu kötülüğe sen sebep oldun! Onun sapmasına sen yardım ettin! Allah Azze ve Celle’den korkmak lazım!
Eğer birisi: “Fazilet sahibi şeyhlerden bazılarını bu kanallarda nasıl görüyoruz? Bazen ehl-i sünnetten biri bu kanallara çıkıyor?” derse,
Cevap: Sen başkasından değil, kendinden sorumlusun. İlim ehlinin bunun yasaklanmış olduğuna dair sözünü ve alimlerden bir topluluğun fetvasını biliyorsun. Muhkem olan bu hükme tutun. Bu dinin için ve meydana gelen olaylar hakkında senin için daha selametlidir. Olanlar olmuştur. Senin ve ailenin dininin selameti için buna (video ve resim türünden her suretin haramlığına dair fetvaya) tutun. Bu senin için en selametli olanıdır. Bundan sonra bil ki,  o cihazlarda (kanallarda) çıkan alimler, bu cihazlardan razı değillerdir. Lakin içtihat etmişler ve bu kanallarda kendilerinin çıkmalarının, insanların kendilerinin yapacakları nasihatlere yönelmelerinin şerri hafifleteceğini zannetmişlerdir. Onların, daha büyük kötülüğü uzaklaştırmak için, hafif olan kötülüğü işledikleri işitilmiştir. Bu yüzden onlardan birine, televizyon kanalına çıkması hakkında sorulduğu zaman: “Ben kimseye evine televizyon veya uydu cihazı sokmasını asla tavsiye etmem” der. Kurtulmaya güç yetmeyen bir kötülük bulunduğu zaman, “İslami” dedikleri bir şey kullanılarak kötülük hafifletilir. Bu kötülüğü hafifletme kaidesi hakkındadır. Bunu yapan bir alim, müçtehit olduğundan dolayı mazur olabilir. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in haber verdiği gibi; hükmeden kimse içtihat edip de hata ettiğinde veya isabet ettiğinde bir ecir ile iki ecir arasındadır. Lakin seni bunları izlemeye iten şey nedir? Bu cihazı evine sokmanı gerektiren şey nedir? Elbette bu sana gerekmez. Hem sonra sen, maslahat ve mefsedetlere kendin bak! Bu cihazı evine koymanda bir maslahat var mı?
Cevap: hayır, bilakis bir çok kötülükler var. Durum böyle olduğuna göre, senin, dininin ve ailenin selameti, bu cihazı evine koymamandadır. Müslüman, her zaman selamet ve afiyeti talep eder. Nitekim Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İyilik, gönlünü yatıştıran şeydir. Kötülük ise gönlünü rahatsız eder, insanların bunu bilmesini istemezsin.” Allah Azze ve Celle’den bize ve bütün müslümanlara hidayet, başarı, doğruluk ve rüşd dileriz. Şüphesiz O buna sahip ve kadirdir. Bununla yetiniyoruz. Alemlerin rabbine hamd, nebimiz Muhammed’e, ailesine ve ashabına salat ve selam olsun. Allah en iyi bilendir. Allah size hayırlı karşılık versin.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)