Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Öne Çıkan Yayın

Sosyal Medyada “Ebu Muaz” Künyesini Kullananlar Hakkında Uyarı

Facebook, İnstagram, Twitter gibi sosyal medya programlarında “Ebu Muaz” künyesini kullanan veya “Darussunne” adıyla Facebook yayını yapa...

21 Mayıs 2018 Pazartesi

İftar Vakti Hakkında Bazı Şüphelerin Giderilmesi


Buhârî Sahih’inde (no:1936) Esma bt. Ebi Bekr radiyallahu anha’dan rivayet ediyor:

أفطَرْنا على عهدِ النبي صلى الله عليه وسلم يومَ غيمٍ ثم طَلَعتِ الشمسُ، قيلَ لهشامٍ: فأُمروا بالقضاءِ؟ قال: لاَ بُدٌّ من قَضاء وقال مَعْمَرٌ سمعتُ هشاماً يقولُ: لاأدري أقضَوْا أم لا

“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in zamanında bulutlu bir günde iftar ettik, sonra güneş çıktı.” Ravilerden Ebu Usame dedi ki. “Hişam’a denildi ki: “Kaza etmekle emrolundular mı?” Hişam b. Urve rahimehullah dedi ki: “Kaza etmek kaçınılmaz.” Mamer ise şöyle dedi: “Hişam’ın şöyle dediğini işittim: “Kaza ettiler mi, etmediler mi bilmiyorum.”

İbn Teymiyye rahimehullah Mecmuu’l-Fetava’da (25/231 vd.) şöyle dedi: “Yine Buhârî’nin Sahih’inde Esma bt. Ebi Bekr radiyallahu anha’dan sabit olduğuna göre o şöyle demiştir: “Ramazandan bulutlu bir günde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında iftar ettik, sonra güneş meydana çıktı.” Bu hadis iki şeye delalet etmektedir:

Birincisi: (Havanın kapalı olduğu) bulutlu bir günde güneşin battığından kesin emin oluncaya kadar iftarı ertelemek müstehap değildir. Zira onlar bunu yapmamışlar, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de onlara bunu emretmemiştir. Sahabe, nebileriyle beraber bunu en iyi bilen kimselerdir ve Allaha ve rasulüne, kendilerinden sonrakilerden çok daha itaatkarlardır.

İkincisi: O orucu kaza etmeleri gerekmez. Çünkü Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şayet onlara kaza etmelerini emretmiş olsaydı, böyle bir günde iftar etmeleri haberinin ulaştığı gibi, bu kaza emri de yayılırdı. Bize buna delalet eden bir şey nakledilmediğine göre, onlara kaza emredilmemiştir.

Şayet: “Hişam b. Urve rahimehullah’a: “Kaza ile emrolundular mı?” diye sorulunca o: “Kaza etmekten başka çıkar yol var mı ki?” demiyor mu? denilirse, şöyle cevap verilir: Hişam rahimehullah bunu şahsi görüşüyle söyledi. Hadisin metninde rivayet etmedi. Bu da onun bu konu hakkında bilgisi olmadığını gösteriyor.  Ma’mer ise, Hişam’dan “Kaza ettiler mi, etmediler mi bilmiyorum” dediğini rivayet etmiştir. Her ikisini de Buhârî rivayet etmiştir. Hişam, hadisi annesi Fatıma bt. El-Munzir’den, o da Esma radiyallahu anha’dan rivayet etmiştir. Nitekim Hişam’ın, Babası Urve rahimehullah’tan yaptığı rivayette kaza etmekle emrolunmadıkları geçmektedir. Urve ise oğlu Hişam’dan daha bilgilidir. Bu (yani kaza gerekmediği görüşü) İshak b. Rahuye’nin de görüşüdür ki o İmam Ahmed b. Hanbel’in akranıdır.  Usul ve füru olarak mezhebi İmam Ahmed’e uygundur. Birçok görüşlerinde ikisinin söz birliği vardır. el-Kevsec, Mesail’inde İmam Ahmed’e ve İshak’a sorduğu fetvaları toplamıştır. Yine Harb el-Kirmani’nin Mesail’i de Ahmed ve İshak’a sorduğu sorulardan ibarettir. Başkalarının da böyle Mesail kitaplarında durum aynıdır. Bu yüzden Tirmizî, İmam Ahmed ile İshak’ın görüşlerini bir zikretmiştir. Tirmizî, onların görüşlerini el-Kevsec’in Mesail’inden rivayet etmiştir. Aynı şekilde Ebu Zur’a, Ebu Hatim, İbn Kuteybe ve onlardan başka selef,sünnet ve hadis imamları İmam Ahmed ve İshak’ın mezhebinin fıkhını öğrenmişler ve onların görüşünü başkarının görüşlerinden önde tutmuşlardır. Buhârî, Muslim, Tirmizî, Nesâî ve başka hadis imamları da aynı şekilde bu iki imama tabi olanlardan, o ikisinden ilim ve fıkıh alanlardandırlar. Davud (ez-Zahiri) de İshak’ın ashabından idi. Nitekim Ahmed b. Hanbel’e İshak (b. Rahuye) hakkında sorulduğu zaman şöyle demiştir: “İshak hakkında bana sorulmaz, bilakis benim hakkımda İshak’a sorulmalıdır.”

Şafiî, Ahmed b. Hanbel, İshak, Ebu Ubeyd, Ebu Sevr, Muhammed b. Nasr el-Mervezi, Davud b. Ali (ez-Zahiri) ve benzerleri, bunların hepsi de hadis fakihleridir. Allah onların hepsinden razı olsun.” İbn Teymiyye’den nakil bitti.

Urve b. ez-Zubeyr, Mucahid b. Cebr, el-Hasen el-Basri ve İshak b. Rahuye rahimehumullah’tan kaza gerekmediği görüşünde oldukları rivayet edilmiştir. Yine Zeyd b. Vehb rahimehullah’tan gelen rivayette şöyle demiştir: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in mescidinde Ramazan ayında iken oturuyordum. Ömer radiyallahu anh’ın hilafet zamanı idi. Hafsa radiyallahu anha’nın evinden bize bekçi içecek getirdi ve içtik. Biz gecenin girdiğini düşünüyorduk. Sonra bulut açıldı ve ne görelim! Güneş göründü! İnsanlar: “Bunun yerine bir gün kaza ederiz” demeye başladılar. Bunun üzerine Ömer radiyallahu anh dedi ki: “Vallahi kaza etmeyiz. Biz günahı kastetmedik.”

Çünkü bunu oruçlu iken yeme kastıyla yapmadılar. Oruçlu ilen unutarak yiyen kimse de kasıtlı yemediği için ona kaza etmesi gerekmemiştir.

Yukarıda zikredilen hadis, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabının iftar vakti konusunda, bulutlu günde önceki gündeki vakte kıyas yapmadıklarını göstermektedir. Çünkü böyle bir kıyas yapsalardı bulutlar güneşi kapatınca iftar etmezler, önceki günlerde güneşin battığı vakitlere kıyaslayacak bir metot icat ederlerdi.

Günümüzde saat cihazının kullanılması, bu konuda kıyasla amel etmeyi meşru görenler için işi basitleştirmektedir belki, lakin din sahibi iftar ve akşam namazı vakti için saati değil, güneşin beşer gözünden kaybolmasını belirleyici kılmıştır. Güneşin kaybolması hakkında da “gurubu’ş-şems”, “gıyabu’ş-şems”, “ihticab”, “vucubu’ş-şems” gibi umumi ifadelerle güneşin gözden kaybolması zikredilmiştir. Bu kayboluşun düz arazide olmasını, deniz ufkunda olmasını vs. şart koşmak sonrakilerin zorlamalarıdır. Bilakis dağ, binalar, sık ağaçlıklar, hatta bulut güneşi perdeleyen şeylerdendir. Aynı şehirde, hatta yüksek binalarda aynı binanın katları arasında farklı iftar vakitleri söz konusu olabilmektedir. Herkes kendi bulunduğu noktada güneşin gözden kaybolmasına itibar ederek orucunu açar, akşam namazını kılar. Birinci katta oturanın onuncu kata çıkarak güneşi kontrol etmesi veya onuncu kattakinin kendisine güneş hakkında şahitlik etmesini istemesi şart koşulmamıştır. Ömer b. el-Hattab, Ebu Said el-Hudri, Abdullah b. Mes’ud, Enes b. Malik, İbn Ömer radiyallahu anhum gibi sahabelerden, başkaları güneşi görmesine rağmen, kendilerinin bulundukları noktada güneşin gözden kaybolmasına binaen iftarı yaptıkları rivayet edilmiştir. Bu rivayetlerin kaynaklarını daha önceki yazılarda zikretmiştim.

Bazı kimseler, “Gecenin şuradan (yani doğudan) geldiği, gündüzün şuradan (yani batıdan) gittiği ve güneşin gurub ettiği (battığı) anda oruçlu iftar etmiştir” hadisine dayanarak diyorlar ki: “Güneş binaların veya dağın arkasında kaybolsa dahi, doğu ufkuna bakarak gecenin geldiğini görmemiz lazım.”

Maalesef hicri 6. Asırlardan itibaren ilim ehlinden bazıları dahi bu şüpheye takılmışlardır. Bu sebeple avamın böyle bir şüpheyi dillendirmesi yadırganmaz. Şüphenin giderilmesi gerekir.

Bu şüphe sahipleri iki konuda hata etmektedirler:

1. Arap dilinde “el-Leyl” (gece) tabiri; gündüzün bitmesi demektir, bu da güneşin gurubu/batışı olarak açıklanmaktadır. Arap dili lügat kaynaklarından ve tefsirlerden bununla ilgili açıklamayı da daha önce bu sitede nakletmiştim.  Yani doğu tarafında bir karanlık beklemek gibi muammalı, tespiti neredeyse imkânsız olan bir şey, vakit tayini için şart koşulmamıştır. Bu yüzden iftarda acele eden sahabelere öğrencilik eden tabiin, bir siyahlaşma araştırmak için doğu ufkuna bakmamış, bilakis batı ufkunda güneşe bakmışlardır.

2- Gecenin gelişi, gündüzün gidişi ve güneşin batışını üç ayrı şart zannetmişlerdir. Halbuki bu üç şey, tek bir şeyin ifadesidir. Gece ancak güneşin gözden kaybolmasıyla hasıl olur. Şayet güneş gözden kaybolmasına rağmen, doğuda kararmayı da gözlemlemek şart koşulursa tenakuza düşülmüş olur. Şöyle ki: Böyle bir iddia kabul edilirse, gündüzün batı ufkundan gidişini de aydınlığın batıda kaybolması olarak anlamak gerekir. O zaman da şiilerin yaptığı gibi ancak yatsı vaktinde şafağın kaybolmasıyla iftar etmek gerekirdi! Halbuki iftar vakti ile akşam namazının vaktinin bir olduğu hususunda icma vardır.

Sahabeler Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber akşam namazını kıldıktan sonra yaya olarak bir mil (yaklaşık 2 km.) yürüyorlar, sonra ok atışı yapıyorlar ve oklarının düştüğü yeri görebiliyorlardı. Ok atış mesafesi yaklaşık 300 metredir. Yani akşam namazı kılındıktan sonra bile epey bir vakit sonra karanlıktan bir eser yok, görüş mesafesi de net idi.

Bir başka problem, havanın gün boyu kapalı olduğu zamanlar veyahut Umman’daki Vekân köyü gibi yüksek dağlar arasında kalıp bize nispetle ikindi vakti olan bir vakitte güneşin dağların arkasında kaybolduğu görülen mekanlardaki durumdur.

Bu gibi zaman ve mekanlarda müslümanlar, tam olarak belirleyici bir nas bulunmadığı için, ferdi ibadetleri hakkında içtihat ederler ve farklı uygulamalar yapanlar, açık bir nassa muhalif düşmediği sürece kınanmazlar. Nitekim teyemmüm hükmü meşru kılınmazdan önce Ammar ile Ömer radiyallahu anhuma her ikisi de cünüp olmuşlar, Ammar radiyallahu anh toprakta yuvarlanmış ve namazını kılmış, Ömer radiyallahu anh ise temizlik şartı bulunmadığı için namazı kılmamıştı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ömer radiyallahu anh’ın içtihat ettiğini, Ammar’ın ise isabet ettiğini söylemiştir. Yine toz bulutundan dolayı yön tayin edemeyen bazı ashab her biri bir yöne dönerek namaz kılmışlar, bunlar kınanmamıştır. Bu türden rivayetler çoktur. Kişi ancak kendisine ilmin yani vahiy delilinin ulaşmasıyla mesul olur.

Bize düşen oruç emrini gücümüzün yettiği kadarıyla eda etmemizdir. İlmine ulaşamadığımız konuda hata ettiğimizde bunun affını Allah’tan umarız. Lakin oruçta ve diğer bütün ibadetlerde belirleyici unsurun vahiy olduğu, alimlerin görüşleri veya beşer mantığı olmadığını hatırlatmak gerekir. Daha uzun süreler oruç tutmakla daha abid olmayız. Bilakis Allah, iftarda acele eden kulunu sevdiğini bildirmiştir. Asrın getirdiği imkanlar sebebiyle saat takıntısının manası yoktur. Nitekim kış aylarında daha kısa süreler oruç tutulmakta, yaz aylarında bu süre uzamaktadır. Oruç saat miktarıyla farz kılınan bir ibadet değildir. Yine bazı yerlerde bir, iki saat gibi erken vakit girmesini yadırgamak da yersizdir. Diyanetin uçuk vakitlerine göre iftar eden dahi, üzerinden geçen uçakta bulunanlara göre birkaç saat önce iftar açıyor bulunmaktadır. Mesele güneşin görünüp görünmemesine bağlıdır. Saatle yada belli bir vakitle kayıtlı değildir. Güneşi ne zaman bulutun perdeleyeceğini bilmediğimiz gibi, günlük olarak güneşin dağ veya bina arkasında kayboluşlarında da iki gün arasında bir ila on dakika kadar, hatta daha fazlası kadar fark olabilmektedir. Yani konu iki gündeki vakitleri birbirine kıyas yapacak bir mahal de değildir. Allah en iyi bilendir.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)