Sözlerin en doğrusu Allah'ın kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed Aleyhisselam'ın yoludur. Dinde her sonradan çıkarılan şey bidattir.Her bidat sapıklıktır ve her sapıklık da cehennemdedir (Muslim no: 867)

Duâ

Duâ

Darussune Kitapları

Öne Çıkan Yayın

Âlimler Hakkında Dengesiz Tutumlar

Bazı kimseler ilim ehlinin bazı muhalefetlerine dair yaptığım uyarılardan dolayı şahsıma karşı saldırgan bir tutum içine girmişlerdir. Ben...

Daru's-Sunne Ders Programı


Çarşamba
Saat 19:00 Şeytanın Akidevî Tuzakları
Saat 20:00 el-Câddetu'l-Beydâ Şerhi

Cumartesi
Saat 19:00 Yâkûtetu'l-Mesânid Şerhi
Saat: 20:00 Sahih Tefsir Şerhi



18 Mayıs 2018 Cuma

Tarihselci Anlayışa Reddiye 4

Dinin Naslarına Düşmanlık Edenlerin Konumları

Vahyi dinleme, itaat etme, teslim olma, kabul etme ve ona boyun eğme konusunda selefin tavrından örnekler bu şekildedir. Peki, onların hasımlarının özellikle de şu sonrakilerin tavırlarını nasıl görüyorsun?
Cevap: Onlar iki mertebededirler:
Birincisi: Vahyin kitap ve sünnetteki naslarını inkar edenler. Onlar da üç sınıftır. Bir sınıfı dinin nassını özet ve ayrıntılı olarak reddeder. Bir sınıfı akıllarına aykırı olan nasları reddederler. Bir sınıfı da modern ilimler diye iddia ettikleri bazı ilimlere ve tecrübelere karşı çelişen nasları reddederler.
Eğer reddetmekten aciz kalırlarsa hevalarına aykırı düşen nasların sahihliği hakkında şüphe uyandırırlar.
İkincisi: İnsanların dinlerini korumalarından korkarak vahyin te’vili ve anlamlarının tahrifi perdesi altında gizlenirler.
Birinci mertebe nassın lafzını temelinden yalanlamak üzerine kuruludur.
İkinci mertebe ise – ki bu daha tehlikelidir – nassın Allah ve rasulü tarafından kastedilen anlamını yalanlamaktır.
Bu iki mertebede bulunanlar hakikatte dinin Allah ve rasulüne teslim olarak boyun eğmek olan aslına karşı direnmek ve itiraz etmeyi amaçlarlar. Buradaki inkar, inat etmek ve nassın lafzına boyun eğmemek içindir. Yine buradaki te’vil de inat ve nassın anlamına boyun eğmemek içindir.
Boyun eğmek ve teslim olmak dinin aslının tamamıdır. Bunun hakikati, nassın lafzına da, anlamına da tam anlamıyla boyun eğmektir.
Bidatlerin ve sapmaların tarihini düşünen, İslâm’a mensup olanların sapıklıklarının çoğunun vahyi inkar yoluyla gerçekleşmediğini anlar. Ancak naslarının anlamlarını Allah ve rasulünün kastettiklerinin dışında yorumladıklarından sapmışlardır. Heva ehlinin çoğunun metodu budur. Nasları reddetme konusunda hilelerden aciz kaldıkları zaman, tevile sığınmışlardır ki, bu hakikatte tahrif ve naslarla oynamaktır.
Nasların lafızlarını olduğu gibi bırakıp anlamlarını tahrif etmek Allah Teâlâ’nın şöyle nitelediği Yahudilerin adetidir:
يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللَّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Halbuki onlardan bir grup, Allah'ın kelâmını dinlerlerdi de, sonra akılları erdiği halde, onu bile bile tahrif ederlerdi.” (Bakara 75)
“Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bu ümmetin kendilerinden öncekilerin adetlerine adım adım tabi olacaklarını haber verdiğinden, onlarda sözleri yerinden kaydırarak tahrif edenler olduğu gibi, Allah’ın Kitap ve sünnetle haber verdiklerinin veya emrettiklerinin anlamı da değiştirilecektir…”[1]
İşte bu, insanların çoğunun sapmasına sebep büyük kaymaların yoludur.
İbnu’l-Kayyım rahimehullah şöyle demiştir:
İslâm’da belanın aslı işte budur
Tahrif ve iptal ederek tevil etmek!
İbn Burhan bozuk tevilin kötülüklerini şu sözüyle özetlemiştir: “Ayağı kayanın ayağı ancak bozuk tevil yüzünden kaymıştır.”[2]
Ümmetler peygamberlerine karşı ancak tevil sebebiyle karşı çıkmadılar mı?
Ümmette büyük ya da küçük fitneler ancak tevil sebebiyle meydana gelmediler mi?
Fitnelerde Müslümanların kanları ancak tevil sebebiyle dökülmedi mi?[3]
Te’vilin kapısı geniştir. O kapıdan zındıklar İslâm’ı yıkmak için girmişler, nasları tahrif ederek zahir anlamlarından çevirmişler ve diledikleri anlamlara yorumlamışlardır.
Bişr el-Merîsî şöyle demiştir: “Sözlerimize karşı Kur’ân’dan daha fazla çelişen bir şey yoktur. Zahirde onu kabul ederiz, sonra te’vil ile zahirinden çeviririz.”[4]
İbn Ebi’l-İzz el-Hanefî rahimehullah şöyle demiştir: “Tahrifçiler naslara bununla (te’vil ile) musallat oldular ve: “Bizler görüşümüze aykırı olanları te’vil ederiz” dediler. Böylece kabul edilmesini sağlamak için süsleyerek tahriflerine te’vil adını verdiler.”[5]
Müslümanlar tarih boyunca fırkaların ve fertlerin nasların anlamlarını tahrif etme yolunu tuttuklarını, onları sapmış fikirlerine uydurabilmek için te’vil ettiklerini bilmektedirler. Mesela Mu’tezile, Haricîler, Batınî fırkaları ve bazı tasavvufçular böyledirler. Din meselelerinden birini ancak te’vil ederek terk etmişlerdir.[6] Şayet Allah’ın bu dini himayesi ve gözetimi olmasaydı onun ayırıcı özellikleri eskir ve sınırları kaybolurdu.
Nitekim sapıklar farzları anlamlarından uzaklaştırmışlar, takipçileri için bunları sırtlarının arkasına atmayı kolaylaştırmışlar, haramları isyankarların işlemeye cesaretleneceği şekilde te’vil etmişlerdir. Kabir azabı ve nimetleri, kıyamet ve kıyamet halleri, ahiret, haşir, mizan, cennet ve cehennem hakkındaki nasları te’vil ederek kulların gönüllerinde nasların etkilerini kaybettirmişlerdir.
Sıfat naslarını, kulların rableriyle olan bağlarını zayıflatacak şekilde tevil ederek nasların heybetini yok ettiler. Onları te’vilcilerin ellerinde oyuncak haline getirdiler. Te’vilin çeşitli türleriyle onları değiştirmek için gece gündüz çalıştılar.”[7]


[1] Mecmuu’l-Fetava (25/130)
[2] Zerkeşî, el-Bahru’l-Muhit’te (4/317) ondan nakletmiştir.
[3] İ’lamu’l-Muvakkiîn An Rabbi’l-Alemin (5/127)
[4] Der’u’t-Tearuz (3/9)
[5] Şerhu Akideti’t-Tahaviye (232)
[6] Hatta Hasen Hanefi şu görüştedir: “Te’vili mümkün olmayan hiçbir nas yoktur. Burada te’vil ile kastedilen; nassın hakikî anlamından mecazi anlamına bir karineden dolayı çıkarılması zorunluluğu değildir. Bilakis nas için güncel içerik konulmasıdır. Zira nas, içerik olmaksızın ters çevrilir.” Bkz.: Mine’l-Akide İle’s-Sevre (1/397-398)
[7] Bkz.: Ömer Suleyman el-Aşkar, et-Te’vil ve Huturetuhu kitabının mukaddimesi.

Meclislerin Keffareti

Meclislerin Keffareti
"Subhâneka'llâhumme ve bihamdik ve eşhedu en lâ ilâhe illâ ente estağfiruke ve etûbu ileyk" (Taberani 10/164, el-Elbânî Sahîhu'l-Câmi (4487)